20 Nisan 2019 Cumartesi

Dürtü oluşumuna ve gelişimine ait düşünceler

Canlılardaki dürtü gelişimi öncelikle varlığını korumaya, gelişmeye ve üremeye doğru ilerler. Varlığını koruma yeryüzündeki tehlikeleri öğrenme ve ona karşı bir korunma oluşturmadır. Derinlik algısı, suda yüzme yeteneği, havada uçma davranışları gibi.

Canlının dürtü kodları doğarken oluşmaktadır. Dürtü davranışını gerçekleştirme sinyalini başlatacak olan hücreler dürtü eyleminin adeta negatifi şeklinde hazırda bekler şekilde oluşturuldular. Canlının yeteneğini keşfetme anı işte bu negatif hücre ile dış dünyadaki eylem durumunu farketmesi veya mecbur kalması sonucunda hücre eylemle birleşir. Yani hücre bir kısmıyla boş olan yapısını dış dünyadaki karşılaşılan görme, duyma veya aileden gelen teşvik ile dürtü hücreleri aktifleşir. Dış dünyadaki bir olay veya etki uykudaki hücreyi aktif hale getirir. Hücreler eylem için beyindeki davranış merkezine sinyalleri yollar. Canlı yaptığı davranışı hedef olarak belirler beyinde ama temelde olan duyum ve durumlarla gelen bilginin verinin canlıdaki hücreyi aktif etmesiyle başlamaktadır.

Biz insanlar gelişen türümüz dürtüleri taşıyan hücrelerimizin azalmasına yol açarken hafıza, düşünme, konuşma gibi özelliklerimizi taşıyan hücrelerin çoğalmasına yol açtık tarihimiz boyunca. Kültürümüzle.
Dürtü hücreleri tüm vücuda yayılmışken kütür hücrelerimiz beyinde çoğalmıştır.

Yeteneklerimiz canlılığın temelinden gelen miras iken kültürümüz tarih içinde oluşan bir mirastır.

Atlama, koşma, yüzme gibi sporlar dürtü yetenekleri olurken, düşünme, hafıza ve konuşma gibi yeteneklerimiz insanlığın gelişimi sırasında oluşmuştur.

Canlılığın temeli olan soluma, beslenme, hareket gibi özelliklerin dışına çıkan canlı formu farklı bir oluşuma geçme yoluna girer.

Bitkiler  hareket eden ve türünden beslenen canlılardan farklı bir yola girmiş görünüyorlar. Soluma şekli açısından da farklılıkları bulunmakta. Bitkiler gündüz ve gece farklı şekilde solumaktalar.

Dolasıyla bitkiler canlılığın varlığını koruması, gelişmesi ve devamına ilkel halinden çıkmış gibi görünüyorlar. Doğanın temelinde bulunuyorlar. Yeryüzüyle birleşmiş adeta dünyanın koruyucu kabuğu görevini üstlenmiş gibiler. Meteor yağmurlarını engelleyen atmosfere etkileri var.

Milyonlarca yıl birikmiş olan bitki ve hayvan fosillerinin petrol olarak yeryüzünün çekirdeğine ulaştığını bir hayal etsek çekirdekteki patlamaya kömür ve doğal gazında katıldığını eklenirse nasıl bir durum oluşurdu bunu olayın etkisi dünyaya zarar verir miydi acaba, bu varsayımın etkisi  bilimsel hesaplarla ortaya konabilir sanırım. Eğer bu patlama dünyaya zarar verecek olsa idi homo enerjikus (post modern insan türü) bu görevi üstlenir miydi.Yeryüzündeki bitki miktarının sınırlandırmasında hangi canlı görev alırdı. Tabi ki otçullar. Peki otçullar çoğalıp bitkilerin soyunu tüketme riskini ortaya çıkarırsa çözüm ne gelir tabi ki etçiller. Etçiller de bir avlayıp bir hafta yatarlarsa yani yetmezler ise ne ortaya çıkar hem otçulu hem bitkiyi sınırlı tutacak  yeni bir memeli. Dinazorlar bitki soyunu bitirmekle tehdit ederken av olamayacak kadar büyük oldukları için mi cezalandırıldılar. Memelilerde ise durum belli en büyük otçul fil en kalabalık ise  küçük ve büyükbaşlar onları sınırlayan bir başka memeli var. O memeli düzeni bozarsa nasıl cezalandırılır acaba.

Biz insanlar temel canlılık özelliklerinden yeni bir boyuta geçmek istiyorsak.

Zihni sinir öneriler:

1. Türümüzden beslenmeyi bırakmalı kimyasal ve enerjik beslenmeye geçmeliyiz.
2. Soluma yöntemlerimizi oksijen karbondioksit dışına da taşıyabilmeliyiz.
3. Dayanabileceğimiz sıcaklık sınırlarını genişletmeliyiz.
4. Mikroskobik hücre temelinden büyük hücre modellerine yönelmeliyiz.
5. Akıl beden iletişimindeki sorunları çözmeli bu iletişimi kuracak  yeni bir dil veya yöntem geliştirmeliyiz.

Biraz espiri yaptıktan sonra ana konumuza dönelim.

Dürtü canlılığın temelinde vardı. Kültür ise onun üzerine inşa edildi.

Kültür ile dürtüyü barışık tutmalıyız.

Bunu başarırsak yeni ufuklar açılacaktır canlılığın ve evrenin bilgisinde.

........

8 Nisan 2019 Pazartesi

Canlılığın sürekliliği

Canlıların en temel yapısı dna' dır. Dna' yı barındıran ise hücredir. Canlılığın en ufak birimi ve temeli olarak hücreyi ele alabiliriz.

Hücreler zaman içinde süreklidir.

Canlılar hücrelerden meydana gelir,

Canlılar zaman içinde süreklidir.

İnsanlar canlılardır.

İnsanlar zaman içinde süreklidirler.

Süreklilik; sonsuzluk veya ölümsüzlük anlamı taşımamaktadır. Ama sonunun bilinmemesini de kendisinde taşır.

İnsan ve canlıları birey, kişi, hayvan ve bitki değilde hücre tanımına indirgersek bu önermeler mantık içerisinde kalır sanırım.

Canlılık tarihi hücrelerin gelişiminin tarihidir. (Hücre, organ, beden)

İnsanlığın tarihi ise beynin, zekanın, akılın gelişim tarihidir. (Beden, akıl)


...........................



26 Mart 2019 Salı

Canlıdan İnsana, Doğadan Evrene

Doğa canlılığı içinde barındıran, canlılığın yaşamını sürdürdüğü mekandır. Dünyamız bir doğa örneğidir. Ay bir doğa değildir şu an. Ne zaman ki orada canlılık belirtileri başlarsa o zaman bir doğa olur orası. Mars bir doğa mıdır değil midir ? Henüz emin olmasak bile göstergeler olmadığını gösteriyor. Bizler evrende hazır doğa arıyoruz gece gökyüzünü tarayarak, uydu göndererek.

Canlılığın doğa üzerinde yayılmasından ve insanın tüm dünyaya yayılmasından fikir edinmemiz gerekir evrende ilerlememiz için. Önce sanki denizde ilerliyor muşuz gibi teleskoplarla  kara arıyoruz sadece. Bu yeterli olmaz. Canlılığın yayılması milim milim adım adım. olur. Hazır yer buldum hoop ordayım olamaz. İnsanlığın yayılımını hala Amerika!nın keşfi gibi göremeyiz. Evrende canlı var sorusuna cevap arıyoruz tabi ki ama bir canlı varsa hemen hazıra konalım zihniyeti yeterli değil.  Gözlerimiz uzakları tararken önce güneş sistemimizde ilerlemeliyiz. Diğer gezegenleri doğamız yapmalıyız.

Doğamızda canlılığın ortak özellikleri bulunmaktadır. En temel tanımıyla canlı  madde ve enerjiyi kullanarak yaşayan, üreyerek varlığını sürdüren, bilgisini içinde(dna) taşıyan etki-tepki merkezidir, özdür, tözdür, cevherdir.

İnsan düşünen canlıdır. İnsan dışındaki canlılarda beyin düşünme aşaması öncesi temel canlı tanımına hizmet eder, düzenler haldedir, bitkilerde beyin organı olmamakla birlikte tahminim beyin işlevini tüm hücreler yerine getirmektedir. Yani bitkinin belli yerleri veya tüm hücreleri beyin işleyişinin temel yapısını içinde barındırmaktadır.

....................

17 Mart 2019 Pazar

Aklın Sınırsızlık Teorisi ve iki ilkesi

1.Eğer aklımın fikir yürütme ve düşünme sınırı varsa, zaten ben o noktaya kadar ilerleyebilirim.

2.Eğer aklım için bir sınır yok veya konulmamışsa o zaman düşüncede, fikirde ve teoride evrenin sınırlarına kadar gidebilirim.

Yukarıda değindiğim iki önerme "aklın sınırsızlığı" teorime ve iki ilkesine aittir.

Sınırsızlık deyimi dünyanın veya evrenin sınırı gibi algılanmalı. Döngüsel olması yönünden, bir doğru çizgi gibi değil.

Evren ve içindeki her şey hakkında bilgi edinme, anlamlandırma, tanımlama, araştırma, düşünme, fikir oluşturma ve teori oluşturma özgürlüğüm bulunmakta.

Akıl işlevi ile iletişime sunma arasında farklar bulunmaktadır.

1. Sınır: Akıl işlevi sınırsızdır, söz ve yazı sınırlıdır.
2. Zaman : Akıl işlevi her zaman olurken, oluşan bilgiyi yazıya ve söze aktarmak zamana bağımlıdır.

.......

28 Ocak 2019 Pazartesi

Dans Dans Dans

Dans, sağlığın en belirgin göstergesidir.


Dans, canlının özgürlük meşalesidir.


Dans, hareket mutluluğunun en üst zirvesidir.


Dans hücrelerin bedende ışıldadığı, kan akışında en ince damarlara ulaştığı organların yerini sağlamlaştırdığı, varlığını güçlendirdiği madde ve enerjinin birlikte en uyumlu olduğu hareket anıdır.


Dans, canlının yer çekimine meydan okumasıdır. Doğa kural ve kanunlarına bedenin karşı duruşudur.


Dans aşkın dışa vurumları, görünümleridir. Aşka davettir. Sevgiliyi etkileme ve onu kendine bağlamaktır.


Dans bedenin müzik eşliğinde sonsuzluğu ulaşma arzusudur.


Dans, dans, dans...

20 Ocak 2019 Pazar

Bitkiler büyük canlıların ilkleri midir ?

Bütün canlılarda  birbirine bağlanan beslenme zinciri bulunmaktadır.  Mikroskobik olmayan canlıların beslenme zincirinin en altında bitkiler bulunmaktadır.

Dünyanın bugünkü canlıların yaşamasına olanak veren ortamını hazırlayanlar bitkiler olabilir.

Gezegenimizde oksijene bağlı su miktarını fazla olması bitkilerin inorganik maddelerden beslenerek havaya  ve iklimlere etki etmesi hiç yabana atılacak fikir değildir.

Doğanın temelinde bakteriler, mantarlar ve bitkiler olması akla aykırı gözükmemektedir,. bu üç önemli faktörün altyapıyı hazırlaması sonucunda hareketli ve büyük canlıların ortaya çıkması  hiç de şaşırtıcı olmaz.

Bu savımıza göre bitkilerin ortaya çıkması ile gezegenimizin  iklim  ve dönme hızında değişimler olması sonucunda dünya eğiminin günümüz şekline gelme olasılığı vardır.


Devam edeceğim...

5 Ocak 2019 Cumartesi

BİLGİ ve VARLIK, DNA ve AKIL

Dna ile akıl arasındaki benzerlik iksininde bilgi taşımasıdır. Dna başlangıç akıl ise sonuçlara ait bilgileri taşırlar daha çok. Bilgi dnada yapısal akılda ise kavramsal olarak bulunur.

Dna'nın dünyada mı oluştuğu yoksa uzaydan mı geldiği tartışması hala bilim tarafından araştırılmakta ve tartışılmaktadır.

Eğer dünyada oluştuysa canlılığın kaynağının dünya olduğunu söyleyebiliriz bilimsel olarak. 

Eğer uzaydan göktaşlarıyla geldiyse kaynağımızın uzaydan geldiğini söyleyebilriz.

Canlılığın varlığının dünyada oluşması insanoğlunun evrene yayılması fikri renksiz ve zayıf kalmaktadır.

Canlılığın uzaydan geldiği savının doğru olması canlılığının köklerinin evrenin bir yerlerinde olduğu ve dünyaya uyum sürecinin sonunda uzaya yani evrene döneceği amacında olduğu fikri içimizi sıcak ve sakin bir ortamdan soğuk ve karmaşık bir ortama geçme zorunluluğunda olduğu gibi ürperti sarar. 

Bu fikir evren ve canlılık hakkında çok çeşitli yeni felsefik teorilerin oluşmasına yol açar.

.......

26 Ekim 2018 Cuma

Sonbahar'ın Düşündürdükleri

Yine bir sonbahar geldi çattı. 

Hazan mevsimi, hüzün mevsimi, yazın o sıcak ve açık günleri artık geride kalmakta. 

Bir yaz daha bitti dedirten sonbahar. 

Güneşin bulutların arasından bir görünüp bir kaybolduğu zamanlardayız. Güneşin göründüğü anlar yaz aylarından kalma anılar canlanırken, birden bulutların arasına girince mevsim artık sonbahar olduğunu hatırlatıyor bizlere. 

Tahminimce yaşlı insanların ölümleri sonbahar ve kış aylarında daha çok oluyordur. Geçip giden ömürlerin ardından ölümün karanlığını ve soğukluğunun gelişini tasvir edercesine gelen sonbahar ve kış ayları ister istemez yaşlı insanlarda derin bir hüzün yaratmaktadır. Sonbahar ve kış mevsimin yaşanmadığı ülkelerde hep bahar ve yaz geçerken belki bu hüzün yerini başka olaylara bırakmıştır. Güneşin hep dik olarak geldiği dünya bölge ülkeleri sonbahar ve kış hüznünü yaşayamazlar.

Medeniyet insanların doğa karşısında birlikte olma ve ona karşı korunma ihtiyacından doğduğuna göre sonbahar ve kış aylarının yoğun olduğu kuzey ülkelerinde soğuktan korunma adına insanlar evlere kapalı mekanlara daha uzun süre kaldıklarından düşünme ve konuşma gibi eylemleri daha fazla yapmışlar ve medeniyette ilerlemelerinin nedenlerinden birini bize göstermişlerdir.

Sonbahar ve kış aylarının yaşanmadığı bölgelerde insanlar rehavet duygusu içinde soğuğun barındırma ihtiyacını hissetmeden birlik ve beraberlik duygularının gelişmemesine neden olmuştur.

Kuzey önce doğa ile sonra kendi içinde sürekli bir savaş içinde olmuştur. 

"Canlının kaderi harekettir "sözü bize insanlığın gelişiminin sürekli olarak mekansal ve araçsal yönden çabalamasına bağlı olduğunu doğaya ve kendi türüne karşı sürekli bir rekabet yaşaması gerektiğini hatırlatmaktadır.

İnsanlığın doğaya karşı verdiği sınavı geçerken doğaya hakimiyette kendi içindeki rekabeti bitmek bilmeyen savaşlarla dolu tarihimizi oluşturmuştur ve hala devam etmektedir. 

Düşmanın verdiği tehlike endişesi aslında doğaya karşı yok olma korkusundan ya da varlığını koruma içrefleksinden kaynaklanmaktadır. 

Düşmanlarımız doğanın yavaşça öldüren yüzünü temsil etmektedir. Doğaya karşı kentlerimizi kurduk, şehirlerimizde doğanın tehlikelerinden bir nebze olsa da kurtulmuş hissiyle yaşıyoruz. Şehirler insanoğlunun ölümsüzlüğünü ilan etmeye yol aradığı mekanlar sanki.

Rüyadayız sanki doğduk ve yaşıyoruz. 

Her gün aynı işleri yapıyoruz. Sabah aynı saatlerde kalkıyor, kısa yolculukla işe geliyor, gün boyu çalışıyor ve akşam dünyada neler olmuş diye tüm iletişim araçlarıyla tarıyor ve ailemizle uyumaya hazırlanıyoruz. 

Ve yıllar geçiyor çocuk büyütüp evlendirip evden ayrılışlarına tanık oluyoruz. 

Yılların yorgunluğu üzerimizde "nasıl geçti" diyoruz. 

İşte bu sözü söyleten kişinin düzenli yaşarken eylemlerde bulunmasıdır. 

Düzenli yaşamak insanoğlu için ölümü geciktirmenin en güvenilir yoludur.

Dna dan hücreye, hücrelerden organa, organlardan insana, insandan akıla ulaştık.

Dna başlangıç, akıl sonuçtur. 

Başlangıç sonuçla iletişime girebilecek mi ? 

Sonuç başlangıcın evrendeki amacını ve kaderini çözebilecek ve anlayabilecek mi ?
 

Sonbaharın düşündürdüklerinden nerelere geldik.

Soğuklar başladı sıcak günler geridekaldı.

" Mevsim artık sonbahar ...."  


17 Temmuz 2018 Salı

Şehirde Bir An (Şiir)

Otobüste gördüm seni,
Göztepe konak seferi,
Arka koltuktaki belki,
Yanda ayakta ilerdeki,

Otobüs durakta durdu,
Gözlerimiz o an buluştu,
Bu kız kimdi, adı neydi,
İnerken saçları uçuştu.

Tekrar nasıl görürüm seni,
Bu şehir bize izin verir mi,
Hangi metro, gemi seferi,
Bu şehir seni geri verir mi.



10 Temmuz 2018 Salı

Türkiye Küreselleşme Çağına Girerken

Türkiye ilk kuruluş yıllarında en önemli olgu sistem idi.

Devlet  yönetim, bürokrasi ve halk  şeklinde başladı.

Serbest parti seçimleriyle birlikte halk kendi temsilcilerinin yönetime gelmesini istese de bu mevcut yönetim tarafından erken gözü ile bakılıyordu.

Ortada kötü niyet yoktu belki de halkın bireysel lider seçmesi yerine partiyi seçmesi bekleniyordu. Bu düşüncede bireysel başarının mümkün görünmemesi yatıyor olabilirdi. Bireysel hatalardan koruyan partili sistem öncelikli tutuluyordu.

Halk yönetimde kendilerini temsil edecek bir birey istiyordu. Bürokrasiden bıkmışlardı. "Devlet baba" demiş ve devletten gelecek yardımı beklerken bürokrasi duvarını görmüş bir de devlette bireysel olarak özdeşlik kuracağı kişilerinde bu duvarı aşamadığını anlamıştır.

Batı ülkemizi serbest piyasa ekonomisine teşvik ederken güneyimizdeki ülkelerdeki oluşturdukları sisli havalara karışmamamızı rica etmişlerdi galiba.

Türkiye'de gelişen her yıl bürokrasi erimeye ve uzman bireylerin artmasıyla özelleşme süreci de ilerliyordu.

Batıda hakim olan önce birey sonra toplum imajı ekonomi ve kültür ile ön plana gelmeye başladı. 1984 yıllarında başlayan küreselleşmedeki ilk adımlar terör, din anlayışı, uzmanlık, üretim, inşaat, ticaret oldu.

Yirminci yüzyıl kapanırken bu olgular birlikte gelişerek ilerledi. Hala ilerliyor.

Halkımız yirmi birinci yüzyıla girerken uzun yıllar yapamadığı bireysel lider olgusunu seçmeyi başarmıştı.

Liderde kendilerini görmek arzuları gerçekleşmişti. Devlet baba artık kemikleşmiş, kanlı, canlı bir lider olmuştu.

Bürokrasi duvarını yıkılmış devlet ile halkın yakınlığını arttırmıştı artık.

Beklediği ve istediği her türlü yardım gerçekleşiyordu.  Lideri yaralarını sarmış, eksikliğini biraz da olsa gidermişti. Seçtiği lider inancını, yardımseverliğini, bürokrasiye olan bıkkınlığını ve  hatalarını temsil ediyordu.

Batıya karşı hep alttan alma, iyi geçinme ve idare etme politikalarının bitip denge oluşturma ve çokça taviz vermeyip suistimal edilme riskini de azaldığını  görüyordu.

Türkiye sistemle başlayan yönetimi yeni yüzyılla gelişen halkının yarısınında benimsediği lider yönetimiyle devam ediyor yeni anayasa ve başkanıyla.

Halk için :

Devlet baba kavramı canlanmış, "lider aynı ben, bende olsam böyle liderlik ederdim" deyimi yerleşmiş.

Bürokrasi yüksek erişilmez duvardan kolay iletişimin ve dinlenildiğinin farkında olunduğu rahat bir hizmete dönüşmüş,

Batının yüksek teknolojisinin ve biliminin seviyesi olmasa da bilgisine erişilerek uzak ara kapanmış, çağdaşlık algısı artmıştır. Nasıl davranıldığı ölçüde karşılıklı saygı ve güven arayışına girilmiş. (Her türlü durumda alttan alırken arkadan oynanan oyunlara göz yumma devri bitmiş.)

Koalisyonun bitmek tükenmez bilmeyen anlaşmazlıklarıyla dolu yavaş karar alma veya karar alamama dönemi bitmiş.

Önceki bürokrasi yönetimlerin yok etmeye değil de yönetimde öne çıkmasını engellemeye çalıştığı inancının yeni yönetimde lider tarafından kararınca(Anadolu Müslümanlığı, muhafazakarlığı) inancın temsilini bulmuş.

Eski yönetimlerce büyük afetler karşısında  çaresiz ve sessiz kalınması aksine yeni yönetimde hızla işbirliği ile çözümler oluşturulup halk yaralarının sarılmasını yaşamış.

Eğitim ve öğretim planlarına iş ve ortam engelleriyle katılamayan halkın bir çoğu eğitim seviyesine bakılmaksızın yeni yönetim tarafından dikkatle alınır ve dinlenir olduğunu görmüş eski bürokrasinin kendini yok saymasının gereksizliğini farketmiş.

Liderde ki ve yönetimdeki oluşan hataları, yanlışları vatandaş insanlık hali, her insan hata yapabilir diyerek yapılan başarılı işler karşısında anlayışla karşılamıştır.


7 Temmuz 2018 Cumartesi

Bir Yaz Günü Neşesi

Yaz ortası, temmuz ayı, meltem esintileri, basıncın damarlardaki kanı serbest bıraktığı zamanlardır.

Doğa tüm sakinliğini sergilemektedir.

Ağustos böcekleri kuşların göremediği ama duymaya çalıştığı, o tehlikeli pençe ve gaga darbeleri tehdidi altında, özgünce müziklerini, türünün devamı adına çalmayı sürdükleri ve ölüme yaklaşırken son görevleri olan eş bulma serenatlarını tüm güçleriyle etrafa yaydıkları, sıcak bir yaz neşesi içinde trajik bir sahnede aşkın son perdesini yaşamaktadırlar.

Yaz sabahları, güneş öncesi aydınlıkta, minik kuşlar tüm hoş ötüşleriyle, yorulmak bilmez bir halde koro veya solo konserlerini vermektedirler. Bu minik kuşlar karga ve martı tehlikesine rağmen ağaçlar arasındaki hızlı ve ani manevra yeteneklerine güvenerek doğanın fon müziğini sunmaktadırlar.

Yaz sıcaklarını genişletici rahatlığını yaşarken, kış soğuğun daraltıcı etkilerinin ne kadar uzak kaldığını hissediyoruz.

Yeryüzünde uzun görüş alanı, bulutsuz ve açık bir gökyüzü, ısınmış tene değen meltem rüzgarın serinliği, soğuk ve temiz suyun ferahlatıcı hissini, sıcak kumsaldan, serin suya girişin ilk şokunu yaşarken yaz neşesini yaşıyoruz hücrelerimiz ve zihnimizde.

Bunaltıcı sıcaklardan serinliğe kaçışlarımızla gölgeler ve karanlık bize cazibeli geliyor. Fazla aydınlanıp yandığımızı, düşüncelerimizin bulanıklaşacağı, buharlaşacağı endişesini taşıyoruz.

Geceleri hareketli kedi ve köpekler gündüzün esir sıcaklığından kurtulmuşçasına etrafta sesli sessiz dolaşıyorlar. Gece onları için gündüz, gündüz sıcağı ise uyku vakitleri oluyor adeta.

Geceler, otçulların, kuşların ve böceklerin sessizlik ve uyku anları olurken etçillerin kendi aralarındaki rekabeti, kavgası ve uykudaki otçuları arama, avlama etkinlikleri zamanına dönüşüyor.

Gündüzleri otçullar tarafından gerçekleşen bir kıyım hareketi olan ot ve yaprak katliamı, geceleri bitkilerin intikam zamanı dercesine yırtıcıları bir güç otçullara yönlendiriyor.


BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...