2 Haziran 2018 Cumartesi

Akıl/beden iletişimi

Bir oda düşünelim.

Bu oda hava geçirmez ve kırılmaz camla  kapalı, kapısı da kapalı.

Bu odaya üç ayrı kişiye tek tek belli bir saat beklemeleri karşılığında iyi bir ödül verileceği söylenip anlaşmaya varılıyor.

Deneyi yapanlar odanın dışında denekleri gözlüyor, deneklerde onları görüyor fakat süreyi takip ediyor ve bekliyorlar.

Deneyciler deneklere odanın havalandırması olduğunu söylüyorlar.

Aslında bu yalan.

Havalandırma görünümlü cihaz aslında oda içindeki havayı çekip üflüyor. Yine de deneklerin inandığından emin olunuyor.

İşin zorluğu deneklere odada bekleme için verilen süreden on beş dakika önce oksijenin bitmesidir. Dolayısıyla denekler on beş dakika az oksijeni çok olan karbondioksitten solunum ederek idare edeceklerdir farkında olmadan.

Deneyin amacı oksijen eksikliğinin ve kapalı kalmanın kişilerde nasıl bir etki oluşturduğunu gözlemlemektir (Soba zehirlenmesi sanılan olaylardan bazılarının belki de oksijensizlikten ölmeler olabileceği teorimi de burada belirteyim. Tıpta bir çok rahatsızlıklara yetersiz oksijen solumasının yol açtığını da genel bilgi olarak biliyoruz.).

Birinci kişiye üçlü koltuk, cep telefonu ve bilgisayar veriliyor, beklerken onları kullanabileceği söyleniyor. Duvarda da saat asılı durumda normal çalışıyor. Saate bakıp takip edebileceği söyleniyor.

İkinci kişiye üçlü koltuk ve  televizyon veriliyor. Saat da var.

Üçüncü kişiye ise koltuk ve kitap veriliyor. Yine saat var.

Deney sonuçları

Gözlemler:

1. Kişi uyuyakalıyor.

2. Kişi televizyonu parçalıyor(maç izliyordu galiba), koltuğu deviriyor, kapıya veya cama vuruyor çıkarın beni diye.

3. Kişi belli bir süre kitap(Descartes sanırım) okuduktan sonra camdan dışarıya deneycilere baktı. odada rahatsız olduğunu ve çıkmak istediğine dair işaretler yaptı.

Sonuçlar:

1.kişi sakin bir kişilik yapısındaydı. Oksijen yokluğunda uykusu geldi. Uyudu. Deneyciler hemen kapıyı açtılar ve uyandırdılar.

2. Kişi agresifti deneycilere kendini çıkarmalarını işaret etti. Deneyciler saati işaret ettiler, denek kızarak televizyonu kırdı, koltuğu devirdi ve cama vurmaya başladı. Belli bir süre sonra kapıyı açtılar.

3. Kişi oksijen yetersizliğini anladı. Rahatsızlığı hissetti. Kalktı cama doğru ilerledi. İşaretle rahatsızlığını deneycilere işaret etti. Deneyciler saati işaret ettiler. O da saate baktı ve göz temasını sürdürdü. Belli bir süre sonra kapıyı açtılar.

Denekler oksijensizlik karşısında 3 farklı davranış gösterdiler.

Uyku, öfke ve kavrayış.

Akıl beden iletişimi

Deneyde oksijen azalmasını önce deneklerin bedenleri hissetti ve rahatsız oldu.

Bedenin, akıla  " Ortam havasız ve varlığı(m)n tehlikede, odadan hemen çıkma(m)n veya kapıyı açma(m)n gerekli !"  gönderdiği iletiyi akıl aldı ve anladı mı ? Bu mesajı akıl alırsa akılcı davranacak,alamazsa beden akıldan ümidi kesip içgüdüsel(dış refleks) olarak kendi bedeni ile harekete geçecektir.

1. kişi  bedeninin havasız kalıp rahatsızlık mesajını aklı almadı, havandırmanın doğru çalışıp çalışmadığı ve odada oksijenin bitecek kadar azaldığı şüphesi beyninde, zihinde oluşmadı.  Telefon veya bilgisayarla meşgulken(oyun, film, sosyal medya) Uyuştu kaldı ve uyudu.

2. kişinin tv seyrederken (maç, tartışma, aksiyon filmi)bedeni, aklına tehlikede olduğunu iletti ancak aklı bu mesajı anlamadı veya almadı. Beden akıldan ümidi keserek acil eylem planını devreye soktu, öfkelenerek enerjisini kullanmaya yöneldi. Deneycilerin kapıyı açmaları yönünde hareket etti, kapı ve pencereye vurdu. Deneycilerin saati işaret etmeleri üzerine onların tehdit ve düşman olma izlenimine kapılarak dışsal reflekse devam etti, tv'yi kırdı, koltuğu devirdi. Deneyciler süreyi beklemeden hemen kapıyı açtılar. Bu kişi odadaki oksijen eksikliğini anlamadı. Havalandırmanın doğru çalışıp çalışmadığı şüphesine ulaşamadı.

3. kişi kitabı okurken, bedenin rahatsızlığını(1) hissetti, okumayı bıraktı.  Bedenin rahatsızlık mesajını (2)aklı doğru olarak almış, rahatsızlığının nedenini (3)düşünmeye başladı. Zorla nefes aldığını (4)algıladı. Havalandırmanın doğru çalışıp, çalışmadığından (5)şüphe etti. Havalandırmanın doğru çalışmadığı(6) kararına vardı. Deneycilerin yaptıkları deneyin amacını (7)anladı. Rahatsızlığını işaret (8)etti. Deneyciler hemen açmayınca saate(9) baktı. Deney süresinin  bitmek üzere olduğunu(10 )gördü.
Göz temasını sürdürerek (11)acı içinde bekledi. Ve kapı açıldı.  Nefes alınarak rahatsızlık giderildi, (12)rahatlama oluştu.Mutlu son.

Beden ile aklın iletişimin yolları ve şekilleri:

1. Duyular yolu ile hissetmek (beden ile beyincik iletişimi)
2. Beyincik'ten beyine(akıl) his için ileti yollanması.
3. Beyin rahatsızlık hissinin bedenin nerelerinde olduğunu araştırması (gözlem, duyum, kontrol) süreci(düşünme).
4. Solunum yetersizliğini aklın algılaması.
5.6. Nefes alma sorununa  cihazın neden olma şüphesi ve bağlantısı fikriyle karara varma süreci.
7. Deneyin amacını anladı.
8. Rahatsızlığını işaret ederek hareket etti. 
9. 10 Saate bakma(eylem) görme( algıda seçicilik).
11. Acı (his, hissetmek)
12. Rahatlama (akıl beden uyumu)

Beden/akıl iletişim sonuçları:

Refleksel hareket: Bedenin sürekli büyüme aşamalarında hücre bölünmesi ve çoğalması temelinde merkezden dışarı ilerleme ile başlayan, organların son haline varan ve varlığını devam ettirme sürecinde dna'sından gelen bilgileri öğrenilmiş halde tekrar ederek uygulama hareketidir.

Beden beynin akıl bölümü haricinde tümden refleksel hareket etmektedir.

His ve duyular ise beden ve aklın bağlantısı sonucu ortaya çıkmadır.

Beyindeki akıl bölgesi bedenden aldığı his ve duyuların bilgilerini zihin, düşünme, şüphe, hafıza, anlama, öğrenme,fikir, icat, ilham vb. işlemektedir. Akıl refleks olmayan beynin fiziksel çalışmasıdır. Oluşması ve gelişmesi beden dışı nesne ve olaylara bağlı olması niteliğindedir.

Akıl, bedenin refleksel işleyişini yönetemez.

Refleks bedenin öğrenilmişliğin tekrarıdır.

Akıl bedeni dışardan(doğadan) gelecek tehlikelere karşı koruma amacıyla oluşmuş olup onun iç işleyişine etkiyi ancak öğrenerek dıştan yapacağı veya yapılacağı müdahale ile gerçekleştirebilir.

Refleksel beden hareketleri

1. İçsel refleks, iç refleks (kan dolaşımı ve organ çalışması). Vücudumuzun akıldan bağımsız ve sürekli çalışması refleksel iç hareketinin sonucudur. Öğrenilmiş tekrarlar hareketi.
2. Dışsal ( beden dışından gelen etkilere hızla tepki verme).( Kovalama, kaçma, tepkisizlik), içgüdü  dış reflekseldir bence. Klasik bildiğimiz içgüdüsel davranışının dıştan gelen etkilere tepki olarak oluşması nedeniyle dış refleks kategorisi olduğunu  söyleyebiliriz. Dize vurulan çekiç, dizi dış refleksel harekete geçirmekte olup diğer refleksel harekete klasik bir örnektir. Burada yeni olan tüm içgüdüsel hareketlerin dış refleksel, dışsal refleks olduğudur. Bir örümcek ağlarını dışsal reflekse göre örmektedir, çünkü avlanma tekniğini aklı ile geliştirmiş ve bedeni de bu sürece katılmıştır, ağ salgısı üreterek, arılar polenleri koku yolu ile toplarken bedenin katılığı bir ayaklardaki tüyler özelliği ile ona teşvik sağlamıştır. İnsanda ise vücudunda beyni büyüyerek araç, alet kullanma, teknik oluşturması onun akıl dış refleksel davranışıdır. Araç kullanırken tek bir süreklilik yoktur. Yıllarca halı tezgahı dokumasında çalışan  bir insan kendinden sonra gelecek nesillere aktaracak kadar yeterli bir süreye  ulaşamayacaktır.  Fakat bir arı, örümcek bu süreleri olduğu için bu akıl ve beden dayanışıklığı ile mevcut yeteneklerine ulaşmışlardır.


Beden temel ihtiyaçları başlangıcında sinyal verir.

Karnın açıkmasını mide salgısı ile,
Susamayı boğaz kuruluğu ile,
Uykuyu gözlelerin kapanması ile,
Cinselliğin karın altı kanın basıncı ile,
Su, katı ve gaz atılması baskı ile,
havasızlığı  ?(su altı ve uzay haricinde) yok.

Görüldüğü gibi beden tüm temel ihtiyaçları için akıla belirgin sinyaller gönderdiği halde havasızlığın sinyalini daha bulamamıştır. İnsanoğlu kapalı alana geçtiği andan itibaren beden bu sinyali oluşturmaya çalışmaktadır. Bedenin hava ile sürekli etkileşimde olması, diğer temel ihtiyaçlar gibi aralıklı ve tatmin sürecinin bulunmamasının da etkisi olabilir. Bu saptamada bedenimizin hava ile hava üreten unsurlarla çok önemli bir bağ olduğunu hatta onlara (Bitki ve su) bağımlı olduğumuz gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Yapılan üç deneyde bedenin havasızlık alarmı verme refleksinin;

1.Uyku (tepkisizlik) Tehlike algılanmamış ve tepki oluşmamıştır.

2.Öfkeli ve saldırgan içgüdüsel hareket( varlığı koruıma için bedensel saldırma). Beden tehlikeyi akla iletmeye çalıştığı halde aklı onu anlamamış, bağlantı kuramamış ve beden kendince çözüm üretmek için varlığını koruma davranışına yani saldırıyı seçmiştir. (Refleksel hareket)

3.Aklın beden ile iletişime geçmesiyle, zihinsel faaliyetlerle hareketi (varlığı koruma için akılcı yaklaşım) oluşturmuştur.

Beden ihtiyacının sinyallerini verir, sinyali alan akıl bedenin dış doğasından ihtiyacı için bedeni yönetir.

Acıkan beden mideden sinyal yollar, akıl yiyecek arar ve bulur bedeni besler.

Burada mide salgısı bedenin sinyalidir tek taraflı olarak, besin bulma  aklın işidir. Beslenme davranışı ise hem beden hemde aklın ortak işlevidir.

Susama boğaz kuruluğu bedensel, serap görme ve su arama akılsal su içme davranışı ise ortaktır.

Beden-dil- akıl: Elma, bedende beslenme, dilde kelime, akılda hepsi bir arada olarak karşılık bulur. Beden, yeme davranışı yutkunur, göz kelimeyi okurken beyne akıla iletir. Akılda hem kelime hemde elma resmi hemde bedenin sinyalini olan yutkunmayı algılar.

Bedenin ihtiyaçların döngüsü vardır.

Aklın işleyişi ise öncelikle bedenin hizmetinde olup sonra kendini bilgi ile geliştirmesi şeklinde devam etmektedir.

Ruh olgusu bir insanın diğer canlılar, insan ve insanlardaki beden akıl iletişimini algılama ve değerlendirme anı, sürecidir. İnsanın kendi bedeni ile aklı arasındaki iletişim ve bağı ruhu oluşturmakta olup insanlıkta ve canlılıkta kaynağı bulunan ortak büyük ruha bağlanmaktadır. Bu  ruh her canlıda bulunmakla birlikte insanda ve insanlıkta son halini alır, insanlığın varlığıyla devam  edecektir.

René Descartes bilimlerin yöntemini belirlemiş, fakat ruh anlayışında Aristoteles gibi net bir fikre ulaşamamıştır.

 İnsanın ölmesi onun yok olduğu değil, insanlıktan bir parçanın eksildiği anlamını taşımaktadır. İnsanlardaki canlılığa ait ruh ortaklığı aynı kaderi yaşadıklarının göstergesidir.

"Canlı ölümlüdür" önermesi evrende canlı olduğu sürece geçersiz bir deyimdir bu mantığımıza göre. Bu önerme tüm canlıların yok olduğu bir anda ona şahit olan bir akıl için geçerlidir.
" İnsan ölümlüdür" önermesi geçerli olmasına karşılık " insanlık ölümlüdür" önermesi geçersizdir. İnsanın ölümüne şahit olunabilirken insanlığın ölümüne şahit olunması şu an için mümkün değildir.. Ancak tüm insanların ölümüne şahit olan bir akıl bu önermeyi doğrulayabilir.

Dolayısıyla şu mantık yolunu takip edebiliriz. " İnsanlık ölümsüzdür, insan kendisinin temsilinde(bedeni) ölümlüdür. İnsan insanlığa ait bir parçadır. o halde insanın insanlığa ait parçası da(kavramsal) ölümsüzdür."  veya " Canlılık(kavramsal) ölümsüzdür, insan da canlıdır(kavramsal), o halde insan(kavram olarak) da ölümsüzdür." Yani bedensel yönlerimiz ortak, akıllarımızın kullanımı ve dikkati farklıdır. Yeni fikirlerin sahiplerinin az olmasının nedeni budur. Medeniyetlerin yeryüzünde farklı coğrafyalarda benzer yeni fikirlerle yeni yaşayış tarzını oluşturması bundandır. Farklı kıtalar da binlerce insanın benzer yenilik yapmalarını sağlayan insanların sayısı azdır. Toplumsal olarak birden aydınlanmış toplum bulmamız mümkün müdür, icatlar, ilhamlar ve kavramlar hep birisi veya birileri tarafından bulunması tesadüf değil genel bir kuraldır. Çünkü insanlar arasında bütünlüğü algılayan bir ruh hali bulunmasına karşılık bütünsel düşünce bilincine ulaşan insanların icat(bilim insanı), ilham(sanatçı), olguyu sezme, düşünme ve kavramlarını oluşturma(filozof) sayısı azdır. İnsanlar iş bölümü yapmaktadır toplumda. Her insan ilgi ve meslek alanıyla ilgilenmektedir. Bu iş bölümlerinde canlılık, insanlık bütünlüğü bilincine ulaşan insan sahip olduğu mesleğinde yoğunlaşarak icat, ilham ve kavram oluşturabilir. Burada bunun zorluğu güncel yeni bilgileriyle ilgilendiği konuda yoğunlaşmasıdır.

Nesneler ve olaylarda dikkat fazlalaşması(çoğalma) değil, nesne ve olaya dikkatinde fazlalaşma(artma) olmalıdır. (Dücane Cündioğlu "Göz izi syf.5")
   
İnsanlığın sonunu bilememekteyiz. o nedenle şimdilik sonsuz olduğunu söyleyebiliriz. Dünya yaşı, güneş yaşı hesaplamalarının sonunda gelecekte dünya dışında evrende yol alıyor olabileceğimiz olasılığı hep önümüzdedir.

Bir insan yaralı ve acı çeken bir insan ve hayvanı aklı ile algıladığında kendi aklı acı çeken diğer canlı bedeninin mesajını almasına rağmen kendi bedeninden gelmesi gibi  acıyı hisseder ve akıl ne yapabileceğini düşünmeye başlar, çözüm arar. İşte bu algılama canlılığın ortak ruhudur. Duygudaşlığın temelinde bu ruh vardır. Vicdan ve ahlak ise bu ruhun hafızasıdır, belleğidir.


Bitki-hava-su-hayvan- insan-madde-enerji ve insanlık bağımlılık temelinde varlığını, bilgisini koruyup arttırmaktadır.

27 Mayıs 2018 Pazar

Uzaya açılan sihirli kapı, durak: Ay

İnsanlık tarihin her döneminde yeni yerler keşfetmiştir.

Keşfetmek ve yayılmak insanlığın var olma temelinde bulunmaktadır.

Çoğalma, rekabet,
Merak temelinde,
Evrendeki bilinmez,
görevinin izinde,
Taşıdığı bilgi ile,
yenileri isteğinde,
Yeni bir durakla
kapıyı keşfettiğinde,
Sınırlarına doğru,
İlerleyecek evrende.

Aydan başlayalım gezegen oluşturma projesini.

Bunu başarmak için bitkilerimize güvenelim.

Bitkiler ve ağaçlarla buluşturalım ayı.

Sonra seyredelim oluşmasını yeni ve küçük dünyanın.

Aya baktığımızda görelim rengin her tonunu.

Bitkiler ve yardımcıları böcekler,

Kurarlar belki de bize cenneti,

Bırakalım keşfeden alsın,

Madeni, bulsun köstebek,

Biz aşıklara kalsın izlemek,

El ele ona yolculuk etmek,

Oluşacaktır torunlarımıza,

Galaksiye uzanacak durak eklemek.

Gözlerin Mars'ta olması su olması nedeniyle olsa da ay da oluşturulacak sistemler daha kolay, hızlı ve ekonomik olacak haliyle tecrübe kazanımların hızla yapılması sağlanacaktır. Uzaktaki gezegene ulaşmak hem daha pahalı hem de zaman alıcıdır. Ay da oluşturulacak yer altı ve yer üstü yaşam sistemleri yeni icat ve işleyişlere daha hızlı ulaşmamızı sağlayacak ve hatta Mars'a bu tecrübeyle daha hızla yaşam sistemleri oluşturma olanağı doğacaktır.









25 Mayıs 2018 Cuma

Yeni Sorulara doğru

Yeni yüzyılda, yeni sorular

Yenir soru şekli olarak " yön" " yönü" "aidiyeti" "bağlılığı"  "neye bağlı", "Olgu,olay",  "vicdani sonuç" olduğu bir nesne bir olaya bir canlıya bir maddeye ne, nasıl, neden, nerede, ne zaman ve kiminle sorularına ek olarak yukarıdaki soruları da sormamız gerekmektedir.

Yön, yönü: hareketi, etkisinin nasıl olacağı,geçmişi, şu anı ve geleceğini kapsayan " yön ?" sorusu sorulabilir.

Bağ, bağı : Neyle ve neler ile ilgili olduğu, etkileşimleri, ardılı, yanı, önü, üstü olarak "bağ ?" sorusu sorulabilir. Bir istatistiğin, anlam grubunun, bilinen konularının birine sabitlenmesi olarak sorulabilir.

Olgu, olay : Olay nedir ? Ne oldu ? Olgu ? Olmuş, bitmiş olayların her yönden sonuç değerlendirmesi olgu ?sorusu sorulabilir.

"Sonuç ?" Sorusu, tüm soruların cevaplanması ile ortaya çıkan son durum hakkında duygu ve düşüncelerin ortak(vicdani) bir karar ortaya koyması.

Vicdan, vicdani :(sonuç duygu ve düşünce) Canlı, İnsan ve insanlık açısından iyi, kötü, yararlı, zararlı, doğru, yanlış, gelişme, gerileme, çoğalma, azalma, gerçek, yalan, yayılma, daralma anlamlarınca değerlendirilmesi.

"Sonuç ?" sorusu bir vicdanı sorusu olarak ele alınabilir.

İnsandaki zeka ve bilincin bir robota ya da yapay zekaya geçmesinin bir adı olmalı, bu geçişin, sıçrayışın bir ismi olmalı ve kavramı, anlamı olmalı.

Biz canlılarda organik zeka ve bilgi varken bu değerin robota veya yapaya zekaya aktarılması ve kalıcılığının sağlanmasının bir tanımı yapılmalı. Yani bilgi+madde+enerji = bilmade diyebiliriz. Bilginin bil-i, maddenin mad-si ve enerjinin -e si birleştirince bilmade: Bilginin madde ve enerji ile birleşmesine verilen isim. Robot ve yapay zeka türü oluşumların genel adı.



6 Mayıs 2018 Pazar

İnsanlığa bir kimlik verme arayışı

Adı: İnsanlık
Soyadı : Canlılık
Resmi : Akıl
İkametgahı : Dünya
Dini : Binlerce inanç şekli
Amacı : Kendi içinde anlaşıp, evrene yayılmak.
Şu an ki durumu : Hala kendi kendisi ile iç muhasebe yapıyor.
Potansiyeli: Evrende yayılma ve evrendeki görevini bulma konusunda hızla yol alıyor. Ümit vadediyor.


Tikel birimi : hücresi insan bunalımda, mutsuz ama umutlu
Organlar : Topluluk ve toplumlar huzursuz ama umutlu
İnsanlık : Büyük devinimin, değişim ve dönüşümü devam ettirme yönünde ilerliyor.


2 Mayıs 2018 Çarşamba

Birey İnsanlık ve Evren

Bireyin üç bilinci vardır. Temel bilinci, bireysel bilinci, insanlık bilinci

İnsanlığın bilinci üçtür.

İnsanlığın kendine ait bilinci, bizlik bilinci, canlılık bilinci

 evrene ait bilinci, üst bilinç(tümel bilinç)

Atom ve atom altı bilinci, bilinçaltı, kubit(tikel) bilinç

Bireyle insanlık kendi arasında geri bildirim yapmaktadır. Bireyin fiziksel ve zihinsel etkinlikleri insanlıkta tamamlanır.

İnsanlığın bireye geri bildirimi kendi içindeki devinimlerini devam ederek gösterir. İnsan ve insanlığın sınırları dünya iledir. Evren ise daha büyük olup insan ve insanlığın kapsama alanı dışında  kalacak kadar büyük ve geniştir.

İnsanlık bilincin tümel bilinç bilgisi yavaşlamış, tikel bilgisine yönelmiştir. Araçlarını daha kolay olan tikel bilincine yoğunlaştırmış, tikelden tümele(evren) ulaşmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla yapay zeka, robot, internet yani genel ağa, sanal ağa yoğunlaşmaya başlamıştır.

Bilgi o kadar çoktur ki bilginin depolanması zorluğu yaşanmaktadır. Genel ağlar küreselleşmenin gerçekleşmesi yolunda hızla ilerlerken biriken bilgilerin saklanma zorluğu her geçen gün artmaktadır.

Bilimdeki gelişmeler insanlığın kendi içindeki devinimlerini(rekabet ve savaş) arttırmak için öncelikli olarak yapılırken kendini sonraki rahatlamaya hazırlar gibidir. İnsanlık kasılma(Rekvaş: Rekabet, soğuk veya sıcak savaş) ve  rahatlama(Baranupay; Barış,anlaşma,uyum ve paylaşım süreci) gibi canlılık özelliği sergilemektedir.

Küreselleşme gerginliği ve sonraki rahatlama dönemi üçüncü dünya sıcak savaşı olmadan da geçekleşebilir. Soğuk savaş ve rekabet engellenemez bir iç devinim olarak insanlıkta bulunmaktadır.

İnsanlıktaki bilimsel gelişmeler dini olguda değişimler yaratarak dinler arası savaşı engellemeye çalışmakta ve dikkatin yoğunlaşmasını kendi üzerine toplamak istemektedir. Felsefe ise olanı izlemekte, bireysel düşünce boyutunu genişletmeye çalışmakla beraber toplumların bilimsel gelişmelere, küreselleşmeyle olan etkileşimini araştırmaktadır.

Felsefenin uğraş alanı bilim ve din etkisiyle evrensel boyuta çıkamamakta sadece kendini temellendirmeye çalışmaktadır.

İnsanlıktaki iç devinim enerjiye olan ihtiyaçlardan ve rekabet hareketinden haliyle paylaşma dengesini kuramamasından ortaya çıkmaktadır. Örneğin büyümekte olan bir çocuğun engellenemez hareketli olma çabası  aşırı hücre çoğalmasıyla enerjiye duyduğu ihtiyacın da artmasıyla orantılı bir devinimine girmesi gibi insanlığı gelişmekte olan bir gence benzetebiliriz. Çoğalan hücreler arası rekabet organlarda son bulmakta ve kendi oluşumunu tekrar ederek organların devamını dolayısıyla varlığının devamını sağlamaktadır.

Canlı büyümek ve varlığını korumak için diğer canlı maddeyi alır ve onu kendinde paylaştırırken kimyasal süreci başlatır oluşan enerjiyi hareketinde harcar. Isı ve mineraller katalizör olur.

Bitki ise diğer hareketli canlılardan farklı olarak canlı maddeleri almaz, su, ısı, ışık ve mineralleri kullanır.

İnsan aklı yaşadığı mekan ve toplumda yoğunlaşırken, insanlığın aklı bilgide yoğunlaşmaktadır.

Birey bedene, insanlık ise akla, bilgiye yöneliktir. Bireyler hücreleri, toplumlar organları insanlık ise beyni, zihni temsil eder gözükmektedir.  Birey ve toplum madde, insanlık ise enerjidir.

Canlılık beyni bedeni refleksel yönlendirir, yönetir. zeka ise beden dışıyla ilgili mekana yöneliktir. Zeka bedeni anlayıp bilebilir ama onun iç düzenini yönetemez. zeka ve akıl çevresel olarak gelişir dışsal bilgi ile gelişimini sürdürür.

Bireyin zekası yakın çevresi ile gelişir, insanlığın zekası ise evrene doğru ilerler.

İnsanlık kendi iç düzenine hücre(birey) ve organlarına(toplumlar) direkt veya refleksel olarak müdahale edemez. Kanunlar, kurallar ve ilkeler ortaya koyarak iç düzenin olmasını umar.

Ölümcül hastalığa yakalanmış bir bireyin " Neden ben?" sorusunu sorması insanlık bilincine erişmediğinin göstergesidir. Çünkü çözümü bulunamamış ölümcül hastalıkta olan daha bir çok kişi vardır ve bu hastalığının çözümünün henüz bulunamamış olmasına üzülen bir insanlık bilinci vardır.

Bir canlının vücudunda yeni hücreler üretilirken bir çok hücrenin de ölmesi de canlının kendini yenileme açısından gerekli olduğu bir durumdur.

Bireyin çevresindeki travma ve trajedilere maruz kalması "ateş düştüğü yeri yakar " deyimi ile bireye gerçek acı verir. Bu olay o mekandan uzakta olan diğer bireylerin eğlenmesini ve neşesini böler. O ateşi görürler ama yanan kadar hissetmezler, bilirler. Hayat devam ediyor deyimi o bilgi ile yaşamın devamını o anda kalınamayacağı içindir. İnsanlık var olma deneyimini devam ettirecektir. O ateşin yaktığı bireye müdahale edemeden.

Her ölen birey yalnız değildir aslında, insanlık bilincinin bilgisindedir. Bireyin bu ölümünün bir doğa yasası olduğunu bilir. Yenilenmenin bir parçası, devir teslimi olduğunu bilir.


Devam edeceğim...

13 Nisan 2018 Cuma

İnsanlık Üzerine

İnsanlık nedir ?

İnsanlık, dünyanın oluşumundan bu yana insanların birlikte yaşamaya başladığı ilk anlardan günümüzde kadar ve devam edecek olan tüm insanların önceki oluşturduğu ve oluşturacağı yaşantısına ait her türlü kültür, olgu, bilgi, etik gibi değerlerin birlikteliğidir.

Tarih bize insanlığın hem doğa ile hem de kendisi ile ilişkilerini anlatır.

İnsanlık başlangıçta doğanın kendisine sunmuş olduğu olanakları almış ve sonra doğaya karşı varlığının devamını sürdürecek oluşumları gerçekleştirmiştir. Günümüze gelen süreçte ise kendi içindeki devinimlerini tamamlamaya devam etmekte iken evreni de izlemektedir.

Bilgisini geliştirmeye çalışarak hem kendini tanıma hem de evrene açılma planları yapmaktadır.








28 Mart 2018 Çarşamba

Can'ın Yakarışı ile Aklın kavrayışı


Can tekrarı ister.

Yaşama özelliklerinin tekrarını, Sürekli görebilmek, duyabilmek, hissedebilmek, sevmek, canlılığın en iyi hallerini tekrar yaşamak ister.

Ölümden korkar. Tekrarların bir sonu olduğunu öğrendiği, anladığı ve hissettiği için.

Can ilk ölümü çevresindeki başka bir canlıda görür.

Onu görmezden gelmek ister, unutmak, hatırlamamak ve hissetmemek ister.

Sonunu görmüştür.

Dünya hayatının, yaşamının sonunu.

Tekrarların sonunu.

Varlığının sonunu.

Milyonlarca hücresi titreşir, bu korku ve dehşet karşısında.

Dokularına birer enerji dalgası halinde yükselir hücrelerin çığlıkları.

Tüm organlarında birer ürperdi akışı başlar, bir sonbahar rüzgarının soğutup üşüten esintilerini hatırlatan.


Akıl kavramıştır.

Her canın her canlının bir sonu olduğunu.

Ona ölüm adını vermiştir.

Akıl, can'ın trajedisini anlar ama hissetmez.

Akıl'ın amacı anlamak, çözümlemektir.

Kendisinin varolma nedeni can'ın mümkün oluğu kadar uzun yaşamasıdır.

Can'ın dışdünya ile ilişkisini, uyumunu sağlama çabasındadır.

Akıl kendisine verilen mantık sınırlarınca can ile evreni anlamaya, anlamlandırmaya çalışmaktadır.

Akil için ölüm; çalışmalarının bulunduğu can üzerinde sonlanması anlamına gelmektedir.

Bu sonlanma da his, duyu, duygu yoktur.

Bir bitiş, yarım kalış vardır.

Akıl için ölüm bir form değişimidir.

Dönüşümdür, büyük madde ve enerji akışına geçiştir.

Canlının doğumundan başlayan büyüyen ve gelişen dış evrene karşı oluşturduğu zarının yırtılması, duvarının yıkılmasıdır ölüm.

Büyümenin bir zirvesi olup oradan aşağı düşmesi ve evrene karışmasıdır ölüm.

Akıl için iki zor sır vardır çözülmeyi bekleyen evrenin sınırları ve ölüm.

Can tekrarların, akıl bilginin devamını ister.

Bu ikisine son verecek  ise ölümdür.    .  

21 Mart 2018 Çarşamba

İnsan Duygu ve Düşüncelerinin Döngüsü

Yaşıyoruz, gündüzleri, geceleri, günleri, haftaları. Yaşıyoruz, ayları, yılları dünya kendi ve güneş etrafında dönerken,. Yaşıyoruz saniyeleri, dakikaları, saatleri, galaksimiz nebulasında dönerken.

    Böyle büyük döngünün içinde hangi canlı sabit kalabilir ki bedeni, duyguları ve zihniyle.

   İnsan olarak dört büyük duygunun etkisinde iken ve bu büyük döngüye maruz kalmışken, hangisini sabitleyebiliriz kendimizde. Hangisine sürekli bağlı kalabilir ve onu yaşayabiliriz.

Elbette bu giriş cümlelelerimden umutsuz bir yargıya ulaşmak değil amacım. Evrenin büyük enerjisinin üzerimizdeki etkilerini sorgulamak ve ortaya çakarmaktır amacım.

   İlk zamanlardaki ana iki duygu olan korku ve öfke dürtüsü öyle hakimdi ki canlılığın
 devamlılığını sağlamada diğer duygu ve dürtülerin yolunun açılması çok uzun zaman aldı.

Av, avcı kaçma, kovalama, üreme için savaş ve türünün en ileri, yetkin özelliklerini sonraki nesile aktar.

 Sonraki toplu yaşama ve iş bölümü halinde yaşamaya başlayan insanoğlu korku ve öfkenin ağır esirliğinden kurtulmaya başladı ve üzüntü ve sevinci keşfetti.

Tarihin uzun yollarından ve tozlu sayfalarından günümüze işte bu kadar az duygu ve dürtüyle geldik.

Toplu yaşam bize sevinç ve hüzünü verdi. Azalan korku ve öfkenin açtığı boşlukları onlarla doldurduk.

Ama bu yeterli midir. Tabi ki hayır. Modern kişi ve toplum bunalımı bunların yeterli olmadığını gösteriyor.

Biz farkında olmasak da inanılmaz bir hızın ve çekimin içinde yaşıyoruz. Vücudumuz ve benliğimiz bu hıza karşı direniyor bütün gücü ile.

Parçalanmamak, çarpışmamak ve çürümemek için bütün varlığımız ile uğraş veriyoruz.

Güneşin ve yıldızların yakıcı sıcağında yanıyor, dünya ve evrendeki tüm devasa oluşumların çekim güçlerine katlanıyor, evrensel büyük döngüde savruluyoruz.

Korku ve öfke temelinde oluştuk, sevinç ve üzüntü yolunda devam ediyoruz. Bu dört ana duyguyu bilen ve ona hakim olan diğer bütün duyguların kontrolünü sağlayabilir. Dolayısı ile içsel duygu dengesi kurabilir.

İşte size, yani  insanoğluna bir hayat ödevi,(üstüne alınanlar için)  kendimizi, insanlığı daha iyi hale getirmemiz ve bir sonraki adıma ilerlemek  için yeni hangi duygu ve düşüncelerimizi ortaya çıkarmalıyız. ya da üretmeliyiz.

Son durum, bilgi keşfeden, toplayan ve taşıyan bir çağdayız.

Ödevimizin şifreleri bilgidir. Yanlış bilgileri farkedip( bilim dahil) yerine doğrularını koymak.

İçimden bir ses bilim dilinin ve tekniğinin evreni anlamak için tıkandığını ve sil baştan tekrar yeni bir dil ve teknik oluşturmamız gerektiğini haykırıyor.

Bu ses size de geliyor mu ?     

17 Ekim 2014 Cuma

Uyku Vakti

Uyku geldi uyuma vakti,
Sessizlik, sakinlik saati,
Su müzik, rüzgar ninni,
Geceyi üstüne ört hadi.

Yaprak, otların hışırtıları,
Akan derenin şırıltıları,
Kuş, böceklerin çalgıları,
Hepsi rüyaya birer çağrı.

Göz kapakların ağırlaşır,
Yavaş yavaş kapanır,
Kulakların duymaz,
Ellerin tutmaz olur.

Ani bir ses gelir uykuna,
Dışdan içe yolculuğuna,
Başlamışsındır o anda,
Yeryüzü örtündür anla.

Toprakta sürünme sesleri,
Uzağın vahşi kükremeleri,
Çalı, dal, yaprak kırılmaları,
Karanlığın ölümcül gölgeleri.

Doğanın vahşi elçileri tükendi,
Korkulup, sakınılacaklar bitti,
Onlar artık içinde, zihnindeler,
Sende, insanda sürmekteler.

Uyku geldi, uyuma vakti,
Sessizlik, sakinlik saati,
Araç müzik, insan ninni,
İnsanlığı üstüne ört hadi.

Özkan Salman

11 Ekim 2014 Cumartesi

Halk Düşmanları

Serbest piyasa ekonomisinde bazı meslekler vardır. Dönemlere göre satışları artar ve azalır. Bir çok gıda sektörü yaz mevsiminde çalışırken kışın kepenkleri kapatır. Turizm sektörü yazları daha faal iken kışları yarı yarıya azalır.

Silah üretim ve satış sektörü ise ne zamanları faal olur. Her zaman. Neden. Çünkü her zaman alıcısı bulunmaktadır. Devletler. Devlet silah sanayisini hep baş tacı etmektedir. Diğer devletlere karşı hep koz elde etmek ister. Satışlardan büyük vergiler alır.

Savaşlar hep olmaktadır. Oldurulmaktadır.

Savaşlar olurken eski ve yeni tüm silahlar kullanılır. İnsanlar ölür. Savaş nedenleri genellikle savaşmaya değecek gerekçeler değildir. İsaril'in Filistin'e saldırısının ana amacı yeni silahların denenmesi ve tanıtımı olduğu söylentisi hiç de hafife alınacak bir iddia değildir. Teröristlere silah sağlayanlar yine silah üretici ve pazarlayanların olması şaşılacak bir durum değildir.

Savaşlar olunca insanlar ölür, yaralılar artar. Devreye ilaç sanayi girer. Silah sanayinin açtığı yolda ilaç sanayi de ilerler. Diğer art niyetli sanayiler boş durmaz, spekülatif davranışa girerler, mal ve hizmetler pahalı satılmaya başlanır.

Serbest piyasa ekonomisi tıkanınca savaş sanayi lavabodaki tıkanıklığını açarcasına devreye girer adeta kendi tabiriyle. Birliği sağlayamamış, dağınık, bağları zayıf toplum ve devletler savaşların içine sürüklenirler. Bu tıkanıklığı açmak için.

Terör birlikleri taşeron savaşçısı olup halk düşmanlarının silahı olmayı kabul etmiş zavallı insanlardan oluşur. Vahşi doğalarına dönmek ve öylece ölmeyi göze almış insanlar.

Öldür ve sıran gelince öl. Bu arada kalan yaşantında ise mağara devrine ait üstbenliğin olmadığı altbenliğin emrinde olarak her türlü kanun ve ahlak dışı eylemleri yaşa halidir, bu insanların. İnsan da denilemez adeta zombiler birliği.

Zombi filimlerinin hayal mahsülü olduğunu söylemeyiz. İşte bu terör eylemlerindeki insanları tasvir etmektedirler. Aralarındaki fark sadece hızlarında olsa gerek. Zombiler yavaş yürürken, teröristler koşuyorlar, araba ve silah kullanıyorlar.





1 Eylül 2014 Pazartesi

Arayış

Bitmeyen çığlık, haykırış,
Vahşiliğin içinden gelen,
Dillerden zihinlere geçen
Büyük uyanış, aydınlanış.

Güneşten aldık ateşi,
Taşı, sopayı, kemiği,
Avdan düşmanlardan
Erittik bronzu, demiri.

Bitkiden tohumu ekimi,
Yazıyı, müziği, resimi,
Yeryüzünden çıkardık,
Toplu yaşam erdemini.

Vahşiliği içimize hapsettik,
İnancımızla ahlakı keşfettik,
Ne doğadan ayrı ne de onla,
Arasında yaşamayı öğrendik.

Diktatör krallar, büyücüler,
Gelip geçti tarihin içinden,
Kavimler, göçler, ayrılıklar,
Her yeni silahla savaşlar.

Arıyoruz, yazıyoruz geleceği
Birlikte yaşamanın erdemini,
Barış içinde, savaş dışında,
Daha iyi bir dünya özlemini.

Özkan Salman

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...