20 Ocak 2019 Pazar
5 Ocak 2019 Cumartesi
BİLGİ ve VARLIK, DNA ve AKIL
Dna ile akıl arasındaki benzerlik iksininde bilgi taşımasıdır. Dna başlangıç akıl ise sonuçlara ait bilgileri taşırlar daha çok. Bilgi dnada yapısal akılda ise kavramsal olarak bulunur.
Dna'nın dünyada mı oluştuğu yoksa uzaydan mı geldiği tartışması hala bilim tarafından araştırılmakta ve tartışılmaktadır.
Eğer dünyada oluştuysa canlılığın kaynağının dünya olduğunu söyleyebiliriz bilimsel olarak.
Eğer uzaydan göktaşlarıyla geldiyse kaynağımızın uzaydan geldiğini söyleyebilriz.
Canlılığın varlığının dünyada oluşması insanoğlunun evrene yayılması fikri renksiz ve zayıf kalmaktadır.
Canlılığın uzaydan geldiği savının doğru olması canlılığının köklerinin evrenin bir yerlerinde olduğu ve dünyaya uyum sürecinin sonunda uzaya yani evrene döneceği amacında olduğu fikri içimizi sıcak ve sakin bir ortamdan soğuk ve karmaşık bir ortama geçme zorunluluğunda olduğu gibi ürperti sarar.
Bu fikir evren ve canlılık hakkında çok çeşitli yeni felsefik teorilerin oluşmasına yol açar.
.......
26 Ekim 2018 Cuma
Sonbahar'ın Düşündürdükleri
Yine bir sonbahar geldi çattı.
Hazan mevsimi, hüzün mevsimi, yazın o sıcak ve açık günleri artık geride kalmakta.
Bir yaz daha bitti dedirten sonbahar.
Güneşin bulutların arasından bir görünüp bir kaybolduğu zamanlardayız. Güneşin göründüğü anlar yaz aylarından kalma anılar canlanırken, birden bulutların arasına girince mevsim artık sonbahar olduğunu hatırlatıyor bizlere.
Tahminimce yaşlı insanların ölümleri sonbahar ve kış aylarında daha çok oluyordur. Geçip giden ömürlerin ardından ölümün karanlığını ve soğukluğunun gelişini tasvir edercesine gelen sonbahar ve kış ayları ister istemez yaşlı insanlarda derin bir hüzün yaratmaktadır. Sonbahar ve kış mevsimin yaşanmadığı ülkelerde hep bahar ve yaz geçerken belki bu hüzün yerini başka olaylara bırakmıştır. Güneşin hep dik olarak geldiği dünya bölge ülkeleri sonbahar ve kış hüznünü yaşayamazlar.
Medeniyet insanların doğa karşısında birlikte olma ve ona karşı korunma ihtiyacından doğduğuna göre sonbahar ve kış aylarının yoğun olduğu kuzey ülkelerinde soğuktan korunma adına insanlar evlere kapalı mekanlara daha uzun süre kaldıklarından düşünme ve konuşma gibi eylemleri daha fazla yapmışlar ve medeniyette ilerlemelerinin nedenlerinden birini bize göstermişlerdir.
Sonbahar ve kış aylarının yaşanmadığı bölgelerde insanlar rehavet duygusu içinde soğuğun barındırma ihtiyacını hissetmeden birlik ve beraberlik duygularının gelişmemesine neden olmuştur.
Kuzey önce doğa ile sonra kendi içinde sürekli bir savaş içinde olmuştur.
"Canlının kaderi harekettir "sözü bize insanlığın gelişiminin sürekli olarak mekansal ve araçsal yönden çabalamasına bağlı olduğunu doğaya ve kendi türüne karşı sürekli bir rekabet yaşaması gerektiğini hatırlatmaktadır.
İnsanlığın doğaya karşı verdiği sınavı geçerken doğaya hakimiyette kendi içindeki rekabeti bitmek bilmeyen savaşlarla dolu tarihimizi oluşturmuştur ve hala devam etmektedir.
Düşmanın verdiği tehlike endişesi aslında doğaya karşı yok olma korkusundan ya da varlığını koruma içrefleksinden kaynaklanmaktadır.
Düşmanlarımız doğanın yavaşça öldüren yüzünü temsil etmektedir. Doğaya karşı kentlerimizi kurduk, şehirlerimizde doğanın tehlikelerinden bir nebze olsa da kurtulmuş hissiyle yaşıyoruz. Şehirler insanoğlunun ölümsüzlüğünü ilan etmeye yol aradığı mekanlar sanki.
Rüyadayız sanki doğduk ve yaşıyoruz.
Her gün aynı işleri yapıyoruz. Sabah aynı saatlerde kalkıyor, kısa yolculukla işe geliyor, gün boyu çalışıyor ve akşam dünyada neler olmuş diye tüm iletişim araçlarıyla tarıyor ve ailemizle uyumaya hazırlanıyoruz.
Ve yıllar geçiyor çocuk büyütüp evlendirip evden ayrılışlarına tanık oluyoruz.
Yılların yorgunluğu üzerimizde "nasıl geçti" diyoruz.
İşte bu sözü söyleten kişinin düzenli yaşarken eylemlerde bulunmasıdır.
Düzenli yaşamak insanoğlu için ölümü geciktirmenin en güvenilir yoludur.
Dna dan hücreye, hücrelerden organa, organlardan insana, insandan akıla ulaştık.
Dna başlangıç, akıl sonuçtur.
Başlangıç sonuçla iletişime girebilecek mi ?
Sonuç başlangıcın evrendeki amacını ve kaderini çözebilecek ve anlayabilecek mi ?
Sonbaharın düşündürdüklerinden nerelere geldik.
Soğuklar başladı sıcak günler geridekaldı.
" Mevsim artık sonbahar ...."
17 Temmuz 2018 Salı
Şehirde Bir An (Şiir)
Otobüste gördüm seni,
Göztepe konak seferi,
Arka koltuktaki belki,
Yanda ayakta ilerdeki,
Otobüs durakta durdu,
Gözlerimiz o an buluştu,
Bu kız kimdi, adı neydi,
İnerken saçları uçuştu.
Tekrar nasıl görürüm seni,
Bu şehir bize izin verir mi,
Hangi metro, gemi seferi,
Bu şehir seni geri verir mi.
Göztepe konak seferi,
Arka koltuktaki belki,
Yanda ayakta ilerdeki,
Otobüs durakta durdu,
Gözlerimiz o an buluştu,
Bu kız kimdi, adı neydi,
İnerken saçları uçuştu.
Tekrar nasıl görürüm seni,
Bu şehir bize izin verir mi,
Hangi metro, gemi seferi,
Bu şehir seni geri verir mi.
10 Temmuz 2018 Salı
Türkiye Küreselleşme Çağına Girerken
Türkiye ilk kuruluş yıllarında en önemli olgu sistem idi.
Devlet yönetim, bürokrasi ve halk şeklinde başladı.
Serbest parti seçimleriyle birlikte halk kendi temsilcilerinin yönetime gelmesini istese de bu mevcut yönetim tarafından erken gözü ile bakılıyordu.
Ortada kötü niyet yoktu belki de halkın bireysel lider seçmesi yerine partiyi seçmesi bekleniyordu. Bu düşüncede bireysel başarının mümkün görünmemesi yatıyor olabilirdi. Bireysel hatalardan koruyan partili sistem öncelikli tutuluyordu.
Halk yönetimde kendilerini temsil edecek bir birey istiyordu. Bürokrasiden bıkmışlardı. "Devlet baba" demiş ve devletten gelecek yardımı beklerken bürokrasi duvarını görmüş bir de devlette bireysel olarak özdeşlik kuracağı kişilerinde bu duvarı aşamadığını anlamıştır.
Batı ülkemizi serbest piyasa ekonomisine teşvik ederken güneyimizdeki ülkelerdeki oluşturdukları sisli havalara karışmamamızı rica etmişlerdi galiba.
Türkiye'de gelişen her yıl bürokrasi erimeye ve uzman bireylerin artmasıyla özelleşme süreci de ilerliyordu.
Batıda hakim olan önce birey sonra toplum imajı ekonomi ve kültür ile ön plana gelmeye başladı. 1984 yıllarında başlayan küreselleşmedeki ilk adımlar terör, din anlayışı, uzmanlık, üretim, inşaat, ticaret oldu.
Yirminci yüzyıl kapanırken bu olgular birlikte gelişerek ilerledi. Hala ilerliyor.
Halkımız yirmi birinci yüzyıla girerken uzun yıllar yapamadığı bireysel lider olgusunu seçmeyi başarmıştı.
Liderde kendilerini görmek arzuları gerçekleşmişti. Devlet baba artık kemikleşmiş, kanlı, canlı bir lider olmuştu.
Bürokrasi duvarını yıkılmış devlet ile halkın yakınlığını arttırmıştı artık.
Beklediği ve istediği her türlü yardım gerçekleşiyordu. Lideri yaralarını sarmış, eksikliğini biraz da olsa gidermişti. Seçtiği lider inancını, yardımseverliğini, bürokrasiye olan bıkkınlığını ve hatalarını temsil ediyordu.
Batıya karşı hep alttan alma, iyi geçinme ve idare etme politikalarının bitip denge oluşturma ve çokça taviz vermeyip suistimal edilme riskini de azaldığını görüyordu.
Türkiye sistemle başlayan yönetimi yeni yüzyılla gelişen halkının yarısınında benimsediği lider yönetimiyle devam ediyor yeni anayasa ve başkanıyla.
Halk için :
Devlet baba kavramı canlanmış, "lider aynı ben, bende olsam böyle liderlik ederdim" deyimi yerleşmiş.
Bürokrasi yüksek erişilmez duvardan kolay iletişimin ve dinlenildiğinin farkında olunduğu rahat bir hizmete dönüşmüş,
Batının yüksek teknolojisinin ve biliminin seviyesi olmasa da bilgisine erişilerek uzak ara kapanmış, çağdaşlık algısı artmıştır. Nasıl davranıldığı ölçüde karşılıklı saygı ve güven arayışına girilmiş. (Her türlü durumda alttan alırken arkadan oynanan oyunlara göz yumma devri bitmiş.)
Koalisyonun bitmek tükenmez bilmeyen anlaşmazlıklarıyla dolu yavaş karar alma veya karar alamama dönemi bitmiş.
Önceki bürokrasi yönetimlerin yok etmeye değil de yönetimde öne çıkmasını engellemeye çalıştığı inancının yeni yönetimde lider tarafından kararınca(Anadolu Müslümanlığı, muhafazakarlığı) inancın temsilini bulmuş.
Eski yönetimlerce büyük afetler karşısında çaresiz ve sessiz kalınması aksine yeni yönetimde hızla işbirliği ile çözümler oluşturulup halk yaralarının sarılmasını yaşamış.
Eğitim ve öğretim planlarına iş ve ortam engelleriyle katılamayan halkın bir çoğu eğitim seviyesine bakılmaksızın yeni yönetim tarafından dikkatle alınır ve dinlenir olduğunu görmüş eski bürokrasinin kendini yok saymasının gereksizliğini farketmiş.
Liderde ki ve yönetimdeki oluşan hataları, yanlışları vatandaş insanlık hali, her insan hata yapabilir diyerek yapılan başarılı işler karşısında anlayışla karşılamıştır.
Devlet yönetim, bürokrasi ve halk şeklinde başladı.
Serbest parti seçimleriyle birlikte halk kendi temsilcilerinin yönetime gelmesini istese de bu mevcut yönetim tarafından erken gözü ile bakılıyordu.
Ortada kötü niyet yoktu belki de halkın bireysel lider seçmesi yerine partiyi seçmesi bekleniyordu. Bu düşüncede bireysel başarının mümkün görünmemesi yatıyor olabilirdi. Bireysel hatalardan koruyan partili sistem öncelikli tutuluyordu.
Halk yönetimde kendilerini temsil edecek bir birey istiyordu. Bürokrasiden bıkmışlardı. "Devlet baba" demiş ve devletten gelecek yardımı beklerken bürokrasi duvarını görmüş bir de devlette bireysel olarak özdeşlik kuracağı kişilerinde bu duvarı aşamadığını anlamıştır.
Batı ülkemizi serbest piyasa ekonomisine teşvik ederken güneyimizdeki ülkelerdeki oluşturdukları sisli havalara karışmamamızı rica etmişlerdi galiba.
Türkiye'de gelişen her yıl bürokrasi erimeye ve uzman bireylerin artmasıyla özelleşme süreci de ilerliyordu.
Batıda hakim olan önce birey sonra toplum imajı ekonomi ve kültür ile ön plana gelmeye başladı. 1984 yıllarında başlayan küreselleşmedeki ilk adımlar terör, din anlayışı, uzmanlık, üretim, inşaat, ticaret oldu.
Yirminci yüzyıl kapanırken bu olgular birlikte gelişerek ilerledi. Hala ilerliyor.
Halkımız yirmi birinci yüzyıla girerken uzun yıllar yapamadığı bireysel lider olgusunu seçmeyi başarmıştı.
Liderde kendilerini görmek arzuları gerçekleşmişti. Devlet baba artık kemikleşmiş, kanlı, canlı bir lider olmuştu.
Bürokrasi duvarını yıkılmış devlet ile halkın yakınlığını arttırmıştı artık.
Beklediği ve istediği her türlü yardım gerçekleşiyordu. Lideri yaralarını sarmış, eksikliğini biraz da olsa gidermişti. Seçtiği lider inancını, yardımseverliğini, bürokrasiye olan bıkkınlığını ve hatalarını temsil ediyordu.
Batıya karşı hep alttan alma, iyi geçinme ve idare etme politikalarının bitip denge oluşturma ve çokça taviz vermeyip suistimal edilme riskini de azaldığını görüyordu.
Türkiye sistemle başlayan yönetimi yeni yüzyılla gelişen halkının yarısınında benimsediği lider yönetimiyle devam ediyor yeni anayasa ve başkanıyla.
Halk için :
Devlet baba kavramı canlanmış, "lider aynı ben, bende olsam böyle liderlik ederdim" deyimi yerleşmiş.
Bürokrasi yüksek erişilmez duvardan kolay iletişimin ve dinlenildiğinin farkında olunduğu rahat bir hizmete dönüşmüş,
Batının yüksek teknolojisinin ve biliminin seviyesi olmasa da bilgisine erişilerek uzak ara kapanmış, çağdaşlık algısı artmıştır. Nasıl davranıldığı ölçüde karşılıklı saygı ve güven arayışına girilmiş. (Her türlü durumda alttan alırken arkadan oynanan oyunlara göz yumma devri bitmiş.)
Koalisyonun bitmek tükenmez bilmeyen anlaşmazlıklarıyla dolu yavaş karar alma veya karar alamama dönemi bitmiş.
Önceki bürokrasi yönetimlerin yok etmeye değil de yönetimde öne çıkmasını engellemeye çalıştığı inancının yeni yönetimde lider tarafından kararınca(Anadolu Müslümanlığı, muhafazakarlığı) inancın temsilini bulmuş.
Eski yönetimlerce büyük afetler karşısında çaresiz ve sessiz kalınması aksine yeni yönetimde hızla işbirliği ile çözümler oluşturulup halk yaralarının sarılmasını yaşamış.
Eğitim ve öğretim planlarına iş ve ortam engelleriyle katılamayan halkın bir çoğu eğitim seviyesine bakılmaksızın yeni yönetim tarafından dikkatle alınır ve dinlenir olduğunu görmüş eski bürokrasinin kendini yok saymasının gereksizliğini farketmiş.
Liderde ki ve yönetimdeki oluşan hataları, yanlışları vatandaş insanlık hali, her insan hata yapabilir diyerek yapılan başarılı işler karşısında anlayışla karşılamıştır.
7 Temmuz 2018 Cumartesi
Bir Yaz Günü Neşesi
Yaz ortası, temmuz ayı, meltem esintileri, basıncın damarlardaki kanı serbest bıraktığı zamanlardır.
Doğa tüm sakinliğini sergilemektedir.
Ağustos böcekleri kuşların göremediği ama duymaya çalıştığı, o tehlikeli pençe ve gaga darbeleri tehdidi altında, özgünce müziklerini, türünün devamı adına çalmayı sürdükleri ve ölüme yaklaşırken son görevleri olan eş bulma serenatlarını tüm güçleriyle etrafa yaydıkları, sıcak bir yaz neşesi içinde trajik bir sahnede aşkın son perdesini yaşamaktadırlar.
Yaz sabahları, güneş öncesi aydınlıkta, minik kuşlar tüm hoş ötüşleriyle, yorulmak bilmez bir halde koro veya solo konserlerini vermektedirler. Bu minik kuşlar karga ve martı tehlikesine rağmen ağaçlar arasındaki hızlı ve ani manevra yeteneklerine güvenerek doğanın fon müziğini sunmaktadırlar.
Yaz sıcaklarını genişletici rahatlığını yaşarken, kış soğuğun daraltıcı etkilerinin ne kadar uzak kaldığını hissediyoruz.
Yeryüzünde uzun görüş alanı, bulutsuz ve açık bir gökyüzü, ısınmış tene değen meltem rüzgarın serinliği, soğuk ve temiz suyun ferahlatıcı hissini, sıcak kumsaldan, serin suya girişin ilk şokunu yaşarken yaz neşesini yaşıyoruz hücrelerimiz ve zihnimizde.
Bunaltıcı sıcaklardan serinliğe kaçışlarımızla gölgeler ve karanlık bize cazibeli geliyor. Fazla aydınlanıp yandığımızı, düşüncelerimizin bulanıklaşacağı, buharlaşacağı endişesini taşıyoruz.
Geceleri hareketli kedi ve köpekler gündüzün esir sıcaklığından kurtulmuşçasına etrafta sesli sessiz dolaşıyorlar. Gece onları için gündüz, gündüz sıcağı ise uyku vakitleri oluyor adeta.
Geceler, otçulların, kuşların ve böceklerin sessizlik ve uyku anları olurken etçillerin kendi aralarındaki rekabeti, kavgası ve uykudaki otçuları arama, avlama etkinlikleri zamanına dönüşüyor.
Gündüzleri otçullar tarafından gerçekleşen bir kıyım hareketi olan ot ve yaprak katliamı, geceleri bitkilerin intikam zamanı dercesine yırtıcıları bir güç otçullara yönlendiriyor.
Doğa tüm sakinliğini sergilemektedir.
Ağustos böcekleri kuşların göremediği ama duymaya çalıştığı, o tehlikeli pençe ve gaga darbeleri tehdidi altında, özgünce müziklerini, türünün devamı adına çalmayı sürdükleri ve ölüme yaklaşırken son görevleri olan eş bulma serenatlarını tüm güçleriyle etrafa yaydıkları, sıcak bir yaz neşesi içinde trajik bir sahnede aşkın son perdesini yaşamaktadırlar.
Yaz sabahları, güneş öncesi aydınlıkta, minik kuşlar tüm hoş ötüşleriyle, yorulmak bilmez bir halde koro veya solo konserlerini vermektedirler. Bu minik kuşlar karga ve martı tehlikesine rağmen ağaçlar arasındaki hızlı ve ani manevra yeteneklerine güvenerek doğanın fon müziğini sunmaktadırlar.
Yaz sıcaklarını genişletici rahatlığını yaşarken, kış soğuğun daraltıcı etkilerinin ne kadar uzak kaldığını hissediyoruz.
Yeryüzünde uzun görüş alanı, bulutsuz ve açık bir gökyüzü, ısınmış tene değen meltem rüzgarın serinliği, soğuk ve temiz suyun ferahlatıcı hissini, sıcak kumsaldan, serin suya girişin ilk şokunu yaşarken yaz neşesini yaşıyoruz hücrelerimiz ve zihnimizde.
Bunaltıcı sıcaklardan serinliğe kaçışlarımızla gölgeler ve karanlık bize cazibeli geliyor. Fazla aydınlanıp yandığımızı, düşüncelerimizin bulanıklaşacağı, buharlaşacağı endişesini taşıyoruz.
Geceleri hareketli kedi ve köpekler gündüzün esir sıcaklığından kurtulmuşçasına etrafta sesli sessiz dolaşıyorlar. Gece onları için gündüz, gündüz sıcağı ise uyku vakitleri oluyor adeta.
Geceler, otçulların, kuşların ve böceklerin sessizlik ve uyku anları olurken etçillerin kendi aralarındaki rekabeti, kavgası ve uykudaki otçuları arama, avlama etkinlikleri zamanına dönüşüyor.
Gündüzleri otçullar tarafından gerçekleşen bir kıyım hareketi olan ot ve yaprak katliamı, geceleri bitkilerin intikam zamanı dercesine yırtıcıları bir güç otçullara yönlendiriyor.
1 Temmuz 2018 Pazar
İlham
Bir kelime tetikler,
Yanar gelir bilgiler,
Müzikle eşlik eder,
Ahenkle gelir fikirler.
Bir düş dalması,
Bir şiir okuması,
Bir müzik dinletisi,
ilhamın birikmesi.
Akıl bir kartal,
Uçar ovalarda,
Fikir bir tavşan,
Gezer ortalıkta.
Yaşanır gün, çağ,
Örter kum, çığ,
İlham deşeler,
oluşur, eserler.
Geçmişin izleri,
Şimdinin düşleri,
Gelecek sezgileri,
İlhamın gelişleri.
Yanar gelir bilgiler,
Müzikle eşlik eder,
Ahenkle gelir fikirler.
Bir düş dalması,
Bir şiir okuması,
Bir müzik dinletisi,
ilhamın birikmesi.
Akıl bir kartal,
Uçar ovalarda,
Fikir bir tavşan,
Gezer ortalıkta.
Yaşanır gün, çağ,
Örter kum, çığ,
İlham deşeler,
oluşur, eserler.
Geçmişin izleri,
Şimdinin düşleri,
Gelecek sezgileri,
İlhamın gelişleri.
Özkan salman
30 Haziran 2018 Cumartesi
İnsanlık felsefesi (Toplum)
Toplum günümüzde bilgilerin ve yaşantıların hızla küresel olarak aktarıldığı bir ortamda hem oyuncu, eyleyen, etkileyen hem de seyreden, etkilenen yorumlayan, eleştirendir.
Sosyal medyadan izlenimlerimiz farklı mekanlardaki insanın, insanların, kurum, kurumların diğer insan, insanlara, kuruma, kurumlara nasıl ve neden etkileşimlerde bulunduğunu öğrenmemizi ve kendimizce tutum, düşünce, karar oluşturmamızı ve bunların etkileriyle davranış biçimlerimizin nasıl olacağını veya nasıl olması gerektiği konusunda ön yargılar oluşturmamızı sağlıyor.
Haberlerin, olayların geçtiği mekan bir anda insanlık meydanının göstergesi oluyor ve bizlerde onu izleyen anlamaya çalışan insanlar (bilinçler) oluyoruz.
Toplum olgusuna günümüzden başlamam bir tesadüf değil, aksine sondan başa doğru gitmem daha kolay ve eğlenceli olduğu içindir.
Tüm iletişim araçları bize insanlık meydanlarını değişimi iletiyor.
Bizlerde onları izliyoruz.
Geçen yüzyılda sinema sanatını izleme alışkanlığımız hala güncelliğini koruyor.
Sinema izledikten sonra " Çok güzel, beğendim" " Sıkıcıydı, saçmaydı" gibi basit ve sonuç belirten yorumlar bu sanatın zihin değil beden tembelliğinin işaretinin göstergesidir.
Sinemayı aklıyla izleyen bir kişi Filimin bir kaç satırlık kritiğini yapma gereğini duyardı. Bunu yapanlar sinemayı aklı ile izleyenlerdir. Yapmayanlar bedeni ile izlemiştir. Futbol maçları başta olmak üzere tüm spor müsabakalarınızı bedenimizle izliyoruz. Aklımız bedene eşlik, yarenlik ediyor sadece. Bedenin önce heyecan, sonra gerginlik ve öfke sonuca göre oluşacak sevinç veya üzüntü doyumunu yaşamak istiyoruz zafer şarkılarıyla.
Sosyal medyaya insanlık meydanı olarak bahsedersek o meydanda izlediğimiz her insanlık halleri bulunmakta.
Başarı hikayeleri, başarısızlıklar, mutlu, mutsuz haller, haksızlıklar, haklı olanlar, rekabetler, güzellikler, çirkinlikler, iyiler, kötüler, doğrular, yanlışlar vb. insana ve insanlığa ait her şey beden ile akıl olarak meydanda görünüyor. Bedenimiz de izliyor, aklımızda izliyor.
12000 yıl önce kurulduğu tahmin edilen Göbekli Tepe'de insanlık kabile halinde avcılıktan tarıma geçtiği görülmektedir.
Aynı yerdeki eserler bize toplumun temelinde dini inançların olduğunu gösteriyor.
Törenler davranış kurallarının herkesçe bilinip çoğunlukla sessiz olarak belli bir ahenk içinde hareket edilerek ortak ruhun hakim olduğu düzenli ve amaçlı yapılan öğrenilmiş tekrarlar hareketidir.
Buradaki ruhsal durum canlı bedendeki(dna) öğrenilmiş tekrarlar hareketini ve beden ile aklın etkileşiminin dolayısıyla canlılığın ortak ruhunun en fazla hissedildiği anlardır.
Sözler azalmış bilinen davranışlar sergilenmektedir, bedenlerin barış hareketi, zihinlerin durgunlu ve uyumu ilkel ayinlerin(ayin ilkel, tören modern diye ayrılmasına rağmen özü birdir) ruhsal durumunu ortaya koymaktadır.
Tören ve ayinlerin temel özelliğinin günümüze kadar gelmesi ortak ruhun hatırlanması, yaşanması deneyiminin çok önemli olduğunu göstermektedir.
Göbekli Tepe'ki büyük taş simgeler çapa ve kazma sembolü de olabilir.
Avcılık aletlerinden sadece balta silahı çapa ve kazamaya benzer olmakla birlikte balta ile tarım yapılamaz.
Temsil edilen heykeller " Bu uygarlıkta tarım dini uygulanmaktadır" mesajı taşıyor olabilir.
Dinin ve uygarlığın sembolü çapa ve kazma olabilir.
Bu dine uymayanlar yani avcılar, vahşi hayvanlar ve tarlada çalışmayanlar cezalandırılır yasasını kafası olmayan heykellerde ölüm cezasını temsil ediyor olup infaz yeri de olabilir.
İlk tarıma geçişte alışma dönemi zor ve uzun sürmüş olmalı.
Göbekli Tepe'nin kendisinden başlamak üzere en son tarımın zirvesi olan mısır tarım uygarlığı ve aradaki tüm tarım toplumların başlangıcı olduğunu düşünebiliriz.
Grup, kavim oluşmasında tanımlanamayan olayların(doğa olayları ve ölüm) bir üst gücün kontrolünde olduğu ve onun temsilcilerinin kavimin içinde olması etken oldu.
Din insanları birleştirme, birlikte yaşama ve gelişme bakımından toplumların temelini oluşturmuştur diyebiliriz, göbekli tepe'ye bakarak.
Dinin bu önemli görevi olmasa ilkel insanlar doğa kanunu olan ve doğadan aldığımız diktatör(kanunun canlıda bulunması) ve otoriter(toplum yaşama şeklinin yöneten kurum ve kişilerce, geri bildirimsiz, kendilerince kanunları belirlenmesi) toplum yönetim şekilleri riskli bir oluşuma gireceklerdi.
İnsanlık gelişim yavaş hatta birbirini yok ederek doğadaki önceki yaşamış canlılara örneklerin birini teşkil edecekti.
Bilginin ve gücün insanüstü bir varlık veya varlıklarda olması toplumların varlığını koruması açısından en akıllıca bir davranış şekli olmuştur İnsanlık tarihinde.
Bilginin bedende bulunup hücre bölünmesiyle başlayıp, son haline organların tamamlanmış yetişkin bedene ulaştığında varlığını koruma, sürdürme aşamasında insan bedenin hizmetindeki akıldan evreni anlama akıla geçtiği anda bedenden ayrı olarak bir üst kimliği oluşturur.
İlkel toplumlarda hissedilen ama görünmeyen bu üst aklın bedenden ayrı çalışması olayının ruhsal deneyimidir. Ayinlerle ortaya çıkarılmak, daha fazla hissetmeyi sağlamak için ruhani önder(büyücü,şaman) görevi ortaya çıkmıştır.
Dinin öğretileri doğada bulunmamaktadır. Dini keşfeden akıldır. Dinin temeli evrenin sınırlarına gitmektir. Oradaki tanrıya ulaşmaktır.
Din o nedenle insanın ulaşamadığı ama gördüğü(uzay,deniz,dağlar), bilmediği(ölüm,geçmiş) ama hissettiği ve merak ettiği dünyada ve evrendeki yerlere gitme, görme, ulaşma, öğrenme ve bilme temelindedir.
Din insanların bir arada kalması için her zaman varlığını koruyacak ama zaman ve mekana göre gelişecektir insanlık tarihinde. Dinin birleştirici gücünü yadsıyamayız. İnsanlığın gelişimindeki önemli unsur olarak büyük bir olgu olarak durmaktadır.
Devam edeceğim...
Sosyal medyadan izlenimlerimiz farklı mekanlardaki insanın, insanların, kurum, kurumların diğer insan, insanlara, kuruma, kurumlara nasıl ve neden etkileşimlerde bulunduğunu öğrenmemizi ve kendimizce tutum, düşünce, karar oluşturmamızı ve bunların etkileriyle davranış biçimlerimizin nasıl olacağını veya nasıl olması gerektiği konusunda ön yargılar oluşturmamızı sağlıyor.
Haberlerin, olayların geçtiği mekan bir anda insanlık meydanının göstergesi oluyor ve bizlerde onu izleyen anlamaya çalışan insanlar (bilinçler) oluyoruz.
Toplum olgusuna günümüzden başlamam bir tesadüf değil, aksine sondan başa doğru gitmem daha kolay ve eğlenceli olduğu içindir.
Tüm iletişim araçları bize insanlık meydanlarını değişimi iletiyor.
Bizlerde onları izliyoruz.
Geçen yüzyılda sinema sanatını izleme alışkanlığımız hala güncelliğini koruyor.
Sinema izledikten sonra " Çok güzel, beğendim" " Sıkıcıydı, saçmaydı" gibi basit ve sonuç belirten yorumlar bu sanatın zihin değil beden tembelliğinin işaretinin göstergesidir.
Sinemayı aklıyla izleyen bir kişi Filimin bir kaç satırlık kritiğini yapma gereğini duyardı. Bunu yapanlar sinemayı aklı ile izleyenlerdir. Yapmayanlar bedeni ile izlemiştir. Futbol maçları başta olmak üzere tüm spor müsabakalarınızı bedenimizle izliyoruz. Aklımız bedene eşlik, yarenlik ediyor sadece. Bedenin önce heyecan, sonra gerginlik ve öfke sonuca göre oluşacak sevinç veya üzüntü doyumunu yaşamak istiyoruz zafer şarkılarıyla.
Sosyal medyaya insanlık meydanı olarak bahsedersek o meydanda izlediğimiz her insanlık halleri bulunmakta.
Başarı hikayeleri, başarısızlıklar, mutlu, mutsuz haller, haksızlıklar, haklı olanlar, rekabetler, güzellikler, çirkinlikler, iyiler, kötüler, doğrular, yanlışlar vb. insana ve insanlığa ait her şey beden ile akıl olarak meydanda görünüyor. Bedenimiz de izliyor, aklımızda izliyor.
12000 yıl önce kurulduğu tahmin edilen Göbekli Tepe'de insanlık kabile halinde avcılıktan tarıma geçtiği görülmektedir.
Aynı yerdeki eserler bize toplumun temelinde dini inançların olduğunu gösteriyor.
Törenler davranış kurallarının herkesçe bilinip çoğunlukla sessiz olarak belli bir ahenk içinde hareket edilerek ortak ruhun hakim olduğu düzenli ve amaçlı yapılan öğrenilmiş tekrarlar hareketidir.
Buradaki ruhsal durum canlı bedendeki(dna) öğrenilmiş tekrarlar hareketini ve beden ile aklın etkileşiminin dolayısıyla canlılığın ortak ruhunun en fazla hissedildiği anlardır.
Sözler azalmış bilinen davranışlar sergilenmektedir, bedenlerin barış hareketi, zihinlerin durgunlu ve uyumu ilkel ayinlerin(ayin ilkel, tören modern diye ayrılmasına rağmen özü birdir) ruhsal durumunu ortaya koymaktadır.
Tören ve ayinlerin temel özelliğinin günümüze kadar gelmesi ortak ruhun hatırlanması, yaşanması deneyiminin çok önemli olduğunu göstermektedir.
Göbekli Tepe'ki büyük taş simgeler çapa ve kazma sembolü de olabilir.
Avcılık aletlerinden sadece balta silahı çapa ve kazamaya benzer olmakla birlikte balta ile tarım yapılamaz.
Temsil edilen heykeller " Bu uygarlıkta tarım dini uygulanmaktadır" mesajı taşıyor olabilir.
Dinin ve uygarlığın sembolü çapa ve kazma olabilir.
Bu dine uymayanlar yani avcılar, vahşi hayvanlar ve tarlada çalışmayanlar cezalandırılır yasasını kafası olmayan heykellerde ölüm cezasını temsil ediyor olup infaz yeri de olabilir.
İlk tarıma geçişte alışma dönemi zor ve uzun sürmüş olmalı.
Göbekli Tepe'nin kendisinden başlamak üzere en son tarımın zirvesi olan mısır tarım uygarlığı ve aradaki tüm tarım toplumların başlangıcı olduğunu düşünebiliriz.
Grup, kavim oluşmasında tanımlanamayan olayların(doğa olayları ve ölüm) bir üst gücün kontrolünde olduğu ve onun temsilcilerinin kavimin içinde olması etken oldu.
Din insanları birleştirme, birlikte yaşama ve gelişme bakımından toplumların temelini oluşturmuştur diyebiliriz, göbekli tepe'ye bakarak.
Dinin bu önemli görevi olmasa ilkel insanlar doğa kanunu olan ve doğadan aldığımız diktatör(kanunun canlıda bulunması) ve otoriter(toplum yaşama şeklinin yöneten kurum ve kişilerce, geri bildirimsiz, kendilerince kanunları belirlenmesi) toplum yönetim şekilleri riskli bir oluşuma gireceklerdi.
İnsanlık gelişim yavaş hatta birbirini yok ederek doğadaki önceki yaşamış canlılara örneklerin birini teşkil edecekti.
Bilginin ve gücün insanüstü bir varlık veya varlıklarda olması toplumların varlığını koruması açısından en akıllıca bir davranış şekli olmuştur İnsanlık tarihinde.
Bilginin bedende bulunup hücre bölünmesiyle başlayıp, son haline organların tamamlanmış yetişkin bedene ulaştığında varlığını koruma, sürdürme aşamasında insan bedenin hizmetindeki akıldan evreni anlama akıla geçtiği anda bedenden ayrı olarak bir üst kimliği oluşturur.
İlkel toplumlarda hissedilen ama görünmeyen bu üst aklın bedenden ayrı çalışması olayının ruhsal deneyimidir. Ayinlerle ortaya çıkarılmak, daha fazla hissetmeyi sağlamak için ruhani önder(büyücü,şaman) görevi ortaya çıkmıştır.
Dinin öğretileri doğada bulunmamaktadır. Dini keşfeden akıldır. Dinin temeli evrenin sınırlarına gitmektir. Oradaki tanrıya ulaşmaktır.
Din o nedenle insanın ulaşamadığı ama gördüğü(uzay,deniz,dağlar), bilmediği(ölüm,geçmiş) ama hissettiği ve merak ettiği dünyada ve evrendeki yerlere gitme, görme, ulaşma, öğrenme ve bilme temelindedir.
Din insanların bir arada kalması için her zaman varlığını koruyacak ama zaman ve mekana göre gelişecektir insanlık tarihinde. Dinin birleştirici gücünü yadsıyamayız. İnsanlığın gelişimindeki önemli unsur olarak büyük bir olgu olarak durmaktadır.
Devam edeceğim...
20 Haziran 2018 Çarşamba
Doğa şehir ve Uzay
" Evine dön oğlum, sen buraya, köyüne aitsin, doğa ile özdeş olan köyüne ait bağını şehir denilen yapay bir mekanla kopardın.
Büyük beton blokların, taştan, ziftten yolların, mahşer yeri kalabalıkların arasına hapis oldun.
Mutsuzsun oğlum biliyorum, çünkü sesinde bir hüzün vardı. Neşe ve çoşku sönük kalmış, kökünden koparılmış bir solmuşluk vardı sesinde.
Geçen ziyaretindeki gözlerindeki endişe ve korku dikkatimden kaçmadı. Hayallerin bulanık ve sisli, hayal kırıklıkların çoğalmış olduğunu farkettim, geleceğe dair neler planladığını sorduğumda.
Şehirde yaşanması zorlaştı demiştin, beslenmekten endişelendiğini, her an kanser denen illetin kimi bu dünyadan alma sırasının geldiğini takip eder olmuştun.
Hangi arkadaşının veya tanıdığının bu çözümsüz hastalığa yakalanıp aranızdan bir anda bir arslan tarafından kapılarak eksildiğinizi tecrübe eden koyun sürüsü gibi korkuya kapıldığınızı anlatmıştın.
Bu gün o, yarın şu, öbür gün de bende mi sıra diye içindeki korkuyu itiraf etmiştin.
Doğadaki arslan, çakal ve yılan korkularının yerini hemcinsin olan diğer insanlar tarafından üstlenip gıda ve eşya üzerine sağlığa aykırı üretimlerde bulunarak avı olan insanların hem sağlığını hemde kazançlarını aldığını teorini söylemiştin bir felsefeci olarak."
" Eve dönmem çok zor baba. Köklerim oraya ait olsa bile gövdem ve dallarım burada şehirde artık.
Bir işim var, çalışıyorum, eşimde çalışıyor iki maaşla geçinebiliyoruz orta halli olarak, çocuklarımız ana okuluna gidiyorlar, bir düzen kurduk şehrimizde.
Bütün teknolojik ürünlerden faydalanabiliyoruz. Yollarımız taş ve asfalt ama kışın çamur, yazın toz içinde değil. iklimlerin etkisi burada hissedilmiyor. Gök gürlemeleri, yıldırımları bizi burada korkutmuyor, sel baskınları pek rastlanmıyor burada.
Vahşi kurt sürüleri, yılan, akrep zehirleri, fare baskınları yok burada. Doğanın davetsiz misafirlerine rastlamıyor. Uykumuzu bölen eşek anırmaları, horoz ötmeleri, köpek havlamaları, çakal ulumalarını unuttuk belgesel filmlerin de izliyoruz doğayı.
Evde bir istediğimiz olunca hızla tedarik olanağımız oluyor. Kışlık, yazlık yiyecek stokunu burada marketler üstlenmiş durumda.
İş yerlerinde arkadaş ve tanıdık çevremizde birey olarak ön plandayız. Varoluşumuzu gerçekleştirme yolunda ilerliyoruz. Her ortama göre yüz değiştirebiliyoruz. Maskelerimiz var bir çok. İktidar kaynaklarına ve hizmetlerine yakınız. Bireyler arası rekabet var, hızlı yaşıyoruz. Kültürel faaliyetlere katılıyoruz. Sinema, tiyatro, kutlamalar, paneller, söyleyişiler, fuarlar, kültür ve sanat dernek toplantıları, konserler, kitap okuma etkinlikleri, sosyal ortamlar olarak cafeler, restaurantlar, barlar, çay bahçeleri, diskolar daha gitmediğimiz bir çok etkinlik ve mekan var.
İnsan olmanın tüm erdemlerini şehrimizde sınıyoruz. İnsanlar olarak kendimizle yüzleşiyoruz. Kendimizi başkasında, başkasında kendimizi görmek mümkün bu kültürel kalabalıklarda.
Yan yana, üst üste katlarda ruh ve beden bolluğunda yaşıyoruz.
Nereye baksak insan, nereye kulak kabartsak insan sesi, nereyi koklasak insan teri, nefesi, parfümü her şey tümleşik, insanın insana bağlandığı bir medeniyet içindeyiz.
Geceleri de rüyalarımızda insanlar var. Burada dayanışma, işbirliği, paylaşım, iş bölümü var. "
" Sevgili oğlum sana bir doğa kanununu hatırlatmak isterim. Her canlı doğasına aittir, ondan kopamaz.
Sen de doğanın bir parçasısın kendini ne kadar insan kalabalığının içine görmek istesen de, doğa ve köy ile bağlantın devam edecek. Yiyeceklerini buradan, kültürünü şehirden alıyorsun.
Bedenin doğaya, aklın şehre ait.
Köyden doğadan kaçtın oğlum, onun zalim ve acımasız halini gördün.
Orada kalsaydın doğa tarihinin bir cümlesinde yer alacaktın ' İnsan doğdu, insanlığını gerçekleştiremeden bir bölgede açlıktan, bölgeden çıkan kesimde yırtıcı hayvanlar tarafından, başka bir kesimde birbirini katlederek öldü.'
Alet ve araçlarla doğanın kısa sürede güzel, fakat uzun süredeki kanunlarının acımasızlığı karşısında önce bireyselliğini ilan ettin, grubuna hükmederek onların adına doğanın zorluklarını aşma yetkisini kullandın. Sonra onlara da öğrettin tüm planları bilgileri alanlar devam ettirdiler ve tüm doğaya yayıldılar kendileri için tehlikeli olan diğer canlıları kontrol eder, tehlikeli doğa olaylarına da güvenli halde yaşar oldular.
İnsan sayısı çoğaldı mekanlara sığmaz oldu, göçler başladı.
'Doğada yaşama sanatı' artık bilindiğinden dünyanın neresine gidilirse gidilsin var olma garantisi vardı. Göçler daha fazla insan sayısını arttırdı, yerleşikler ve göçebeler diye iki insan yaşam şekli oluştu."
" Hala doğanın içinde yaşıyoruz, şehirlerin varlığı, olmadığı yerlere göre daha az ve kırılgan henüz, şehirden biraz ileride doğanın egemen yüzü bizi karşılarken şehirde sanki bir rüya içinde olduğumuzu hatırlatıyor tüm gerçekliği ile.
Şehrin yatay ilerlemesi yavaşlatılmaya, dikey ilerlemesi hızlandırılmaya çalışılması bu rüyaya sıkı sıkıya bağlanılmaya çalışıldığını göstermiyor mu ?
Rüyanın merkezinde olma arzusu bizleri gökdelen binaların yapımına itmesinde şehre ve insanlara tepeden bakma onlardan ayrı durma amacını taşımıyor mu ?
İnsanların bireysel ve ailesel hayalleri, toplumsal ve insanlık hayallerini yanında ne kadar da cılız ve tikel bir basitlik içinde kalmaktadır. "
" Evet oğlum şehirde bir rüya içindesin, insanlığın doğanın yerine geçtiği, doğada ne temsil varsa kendi içinde oluşturma hedefinde olduğun bir rüya bu.
Çakalların toplu pusu kurmaları ekonomik ve politik oyunlara, ceylanların ürkekliği, grupların sahte korkutulmalarına, tavus kuşunun güzelliğinin ekonomik satış planlarına yansıdığını söyleyebiliriz basit örnekler olarak.
Canlı bir türün beslenme oranının çoğalmasıyla, ondan beslenenin de ortaya çıkmasını getirdiğini, hareketli canlıların(hayvanlar) hareketsiz canlılar(bitkiler) tarafından gizlice yönlendirildiğini, kumarbazların kazanmadığı, her zaman kumarhane sahibinin kazandığı bir mekana benzetelebiliriz insanlık rüyasını.
Doğada ne varsa çoğalan insanlık kendi içinde temsilini taşımaya yöneliktir. Doğada olan çeşitlilik, insanlık içinde aynı bedenlerde farklı düşüncelerin temsili olarak davranış şekillerinde ortaya çıkar. Bu nedenle insanlık tek ortak düşünce içerisine ve davranış şekline girmesi henüz oluşamaz.
İnsanlıktaki doğa temsili olduğu için farklı düşünce ve davranış şekilleri hep olacaktır.
Ancak doğayı kendisi oluşturma zamanlarında(uzayda ilerleme, gezegenleri dünyaya benzetme başarısı) onu benzer düşünce ve davranış şekline yaklaştıracaktır.
İnsanlık kendine içkinliği(küreselleşme) olduğu zaman doğasının gereği olarak eleştirisini, kritiğini farklılıkları üzerine yapar.
Birliği arar, her farklı fikirler kendilerinin en iyisi olduğunu savunurlar. Burada birliğe ulaşacak fikirden önce yöntemin belirlenmesi gerekmektedir. Farklı dinler, ahlaklar, gelenekler, milliyetler, diller kendilerinin daha iyi olduğunu savunurken, modernizmin kurucusu olan serbest piyasa ekonomisi, bilimi ve politikayı gizli, sanatı ve kültürü açık olarak yönlendirir. Küresel sermayenin vatanının dünya olarak sınırlarının çizilmiş olması onun artık ekonomik idealine ulaştığı anlamına gelmektedir.
Küresel sermaye dinini ise paraya(zenginlik ideali) tapılmasını gizli bir din şeklinde toplumların ruhuna az çok aşılamış, yaymış bulunmaktadır. İnsanın yaşam amacının var olmak temelinden başlayan ve insanlık erdemlerine dayanılarak yaşanması idealinden, bireysel olarak tarihteki kral ve büyücü ayrıcalıklarını yaşama amacı idealine çevirme aşamasında ilerlemektedir ekonomik politikalar.
Bu insanlık rüyası uzaydan gelecek bir tehdit (uzaylılar) ve tehlike(büyük göktaşları, evrensel kötü olasılıklar) karşısında veya değiştirdiği doğanın olumsuz büyük etkileri ve anlaşmazlığın sonucu olarak büyük savaşların oluşması sonunda ara verilebilir.
Amazonlardaki ilkel köyler kendi içinde kapalı kalarak bu zamana kadar rüya içindeydiler. Ne zamanki modern dünya onlara ulaşınca bu rüya bitti. Gerçek zamanın rüyasına ulaştılar. İnsanlığın rüyası kendi içinde olan devinimlerini yaşarken evrende hangi gerçeklerin bulunduğunu bilmemesi üzerinedir. Amerika kıtasını keşfeden insanlar Avrupa rüyasından uyandılar.
Küreselleşme olgusu kapalı kalmış toplumları, insanları rüyalarından uyandırma temelinde olduğu halde ekonomi politiğin güdümünde internet ve yapay zeka üzerinden ilerlemektedir."
Devam edecek...
Büyük beton blokların, taştan, ziftten yolların, mahşer yeri kalabalıkların arasına hapis oldun.
Mutsuzsun oğlum biliyorum, çünkü sesinde bir hüzün vardı. Neşe ve çoşku sönük kalmış, kökünden koparılmış bir solmuşluk vardı sesinde.
Geçen ziyaretindeki gözlerindeki endişe ve korku dikkatimden kaçmadı. Hayallerin bulanık ve sisli, hayal kırıklıkların çoğalmış olduğunu farkettim, geleceğe dair neler planladığını sorduğumda.
Şehirde yaşanması zorlaştı demiştin, beslenmekten endişelendiğini, her an kanser denen illetin kimi bu dünyadan alma sırasının geldiğini takip eder olmuştun.
Hangi arkadaşının veya tanıdığının bu çözümsüz hastalığa yakalanıp aranızdan bir anda bir arslan tarafından kapılarak eksildiğinizi tecrübe eden koyun sürüsü gibi korkuya kapıldığınızı anlatmıştın.
Bu gün o, yarın şu, öbür gün de bende mi sıra diye içindeki korkuyu itiraf etmiştin.
Doğadaki arslan, çakal ve yılan korkularının yerini hemcinsin olan diğer insanlar tarafından üstlenip gıda ve eşya üzerine sağlığa aykırı üretimlerde bulunarak avı olan insanların hem sağlığını hemde kazançlarını aldığını teorini söylemiştin bir felsefeci olarak."
" Eve dönmem çok zor baba. Köklerim oraya ait olsa bile gövdem ve dallarım burada şehirde artık.
Bir işim var, çalışıyorum, eşimde çalışıyor iki maaşla geçinebiliyoruz orta halli olarak, çocuklarımız ana okuluna gidiyorlar, bir düzen kurduk şehrimizde.
Bütün teknolojik ürünlerden faydalanabiliyoruz. Yollarımız taş ve asfalt ama kışın çamur, yazın toz içinde değil. iklimlerin etkisi burada hissedilmiyor. Gök gürlemeleri, yıldırımları bizi burada korkutmuyor, sel baskınları pek rastlanmıyor burada.
Vahşi kurt sürüleri, yılan, akrep zehirleri, fare baskınları yok burada. Doğanın davetsiz misafirlerine rastlamıyor. Uykumuzu bölen eşek anırmaları, horoz ötmeleri, köpek havlamaları, çakal ulumalarını unuttuk belgesel filmlerin de izliyoruz doğayı.
Evde bir istediğimiz olunca hızla tedarik olanağımız oluyor. Kışlık, yazlık yiyecek stokunu burada marketler üstlenmiş durumda.
İş yerlerinde arkadaş ve tanıdık çevremizde birey olarak ön plandayız. Varoluşumuzu gerçekleştirme yolunda ilerliyoruz. Her ortama göre yüz değiştirebiliyoruz. Maskelerimiz var bir çok. İktidar kaynaklarına ve hizmetlerine yakınız. Bireyler arası rekabet var, hızlı yaşıyoruz. Kültürel faaliyetlere katılıyoruz. Sinema, tiyatro, kutlamalar, paneller, söyleyişiler, fuarlar, kültür ve sanat dernek toplantıları, konserler, kitap okuma etkinlikleri, sosyal ortamlar olarak cafeler, restaurantlar, barlar, çay bahçeleri, diskolar daha gitmediğimiz bir çok etkinlik ve mekan var.
İnsan olmanın tüm erdemlerini şehrimizde sınıyoruz. İnsanlar olarak kendimizle yüzleşiyoruz. Kendimizi başkasında, başkasında kendimizi görmek mümkün bu kültürel kalabalıklarda.
Yan yana, üst üste katlarda ruh ve beden bolluğunda yaşıyoruz.
Nereye baksak insan, nereye kulak kabartsak insan sesi, nereyi koklasak insan teri, nefesi, parfümü her şey tümleşik, insanın insana bağlandığı bir medeniyet içindeyiz.
Geceleri de rüyalarımızda insanlar var. Burada dayanışma, işbirliği, paylaşım, iş bölümü var. "
" Sevgili oğlum sana bir doğa kanununu hatırlatmak isterim. Her canlı doğasına aittir, ondan kopamaz.
Sen de doğanın bir parçasısın kendini ne kadar insan kalabalığının içine görmek istesen de, doğa ve köy ile bağlantın devam edecek. Yiyeceklerini buradan, kültürünü şehirden alıyorsun.
Bedenin doğaya, aklın şehre ait.
Köyden doğadan kaçtın oğlum, onun zalim ve acımasız halini gördün.
Orada kalsaydın doğa tarihinin bir cümlesinde yer alacaktın ' İnsan doğdu, insanlığını gerçekleştiremeden bir bölgede açlıktan, bölgeden çıkan kesimde yırtıcı hayvanlar tarafından, başka bir kesimde birbirini katlederek öldü.'
Alet ve araçlarla doğanın kısa sürede güzel, fakat uzun süredeki kanunlarının acımasızlığı karşısında önce bireyselliğini ilan ettin, grubuna hükmederek onların adına doğanın zorluklarını aşma yetkisini kullandın. Sonra onlara da öğrettin tüm planları bilgileri alanlar devam ettirdiler ve tüm doğaya yayıldılar kendileri için tehlikeli olan diğer canlıları kontrol eder, tehlikeli doğa olaylarına da güvenli halde yaşar oldular.
İnsan sayısı çoğaldı mekanlara sığmaz oldu, göçler başladı.
'Doğada yaşama sanatı' artık bilindiğinden dünyanın neresine gidilirse gidilsin var olma garantisi vardı. Göçler daha fazla insan sayısını arttırdı, yerleşikler ve göçebeler diye iki insan yaşam şekli oluştu."
" Hala doğanın içinde yaşıyoruz, şehirlerin varlığı, olmadığı yerlere göre daha az ve kırılgan henüz, şehirden biraz ileride doğanın egemen yüzü bizi karşılarken şehirde sanki bir rüya içinde olduğumuzu hatırlatıyor tüm gerçekliği ile.
Şehrin yatay ilerlemesi yavaşlatılmaya, dikey ilerlemesi hızlandırılmaya çalışılması bu rüyaya sıkı sıkıya bağlanılmaya çalışıldığını göstermiyor mu ?
Rüyanın merkezinde olma arzusu bizleri gökdelen binaların yapımına itmesinde şehre ve insanlara tepeden bakma onlardan ayrı durma amacını taşımıyor mu ?
İnsanların bireysel ve ailesel hayalleri, toplumsal ve insanlık hayallerini yanında ne kadar da cılız ve tikel bir basitlik içinde kalmaktadır. "
" Evet oğlum şehirde bir rüya içindesin, insanlığın doğanın yerine geçtiği, doğada ne temsil varsa kendi içinde oluşturma hedefinde olduğun bir rüya bu.
Çakalların toplu pusu kurmaları ekonomik ve politik oyunlara, ceylanların ürkekliği, grupların sahte korkutulmalarına, tavus kuşunun güzelliğinin ekonomik satış planlarına yansıdığını söyleyebiliriz basit örnekler olarak.
Canlı bir türün beslenme oranının çoğalmasıyla, ondan beslenenin de ortaya çıkmasını getirdiğini, hareketli canlıların(hayvanlar) hareketsiz canlılar(bitkiler) tarafından gizlice yönlendirildiğini, kumarbazların kazanmadığı, her zaman kumarhane sahibinin kazandığı bir mekana benzetelebiliriz insanlık rüyasını.
Doğada ne varsa çoğalan insanlık kendi içinde temsilini taşımaya yöneliktir. Doğada olan çeşitlilik, insanlık içinde aynı bedenlerde farklı düşüncelerin temsili olarak davranış şekillerinde ortaya çıkar. Bu nedenle insanlık tek ortak düşünce içerisine ve davranış şekline girmesi henüz oluşamaz.
İnsanlıktaki doğa temsili olduğu için farklı düşünce ve davranış şekilleri hep olacaktır.
Ancak doğayı kendisi oluşturma zamanlarında(uzayda ilerleme, gezegenleri dünyaya benzetme başarısı) onu benzer düşünce ve davranış şekline yaklaştıracaktır.
İnsanlık kendine içkinliği(küreselleşme) olduğu zaman doğasının gereği olarak eleştirisini, kritiğini farklılıkları üzerine yapar.
Birliği arar, her farklı fikirler kendilerinin en iyisi olduğunu savunurlar. Burada birliğe ulaşacak fikirden önce yöntemin belirlenmesi gerekmektedir. Farklı dinler, ahlaklar, gelenekler, milliyetler, diller kendilerinin daha iyi olduğunu savunurken, modernizmin kurucusu olan serbest piyasa ekonomisi, bilimi ve politikayı gizli, sanatı ve kültürü açık olarak yönlendirir. Küresel sermayenin vatanının dünya olarak sınırlarının çizilmiş olması onun artık ekonomik idealine ulaştığı anlamına gelmektedir.
Küresel sermaye dinini ise paraya(zenginlik ideali) tapılmasını gizli bir din şeklinde toplumların ruhuna az çok aşılamış, yaymış bulunmaktadır. İnsanın yaşam amacının var olmak temelinden başlayan ve insanlık erdemlerine dayanılarak yaşanması idealinden, bireysel olarak tarihteki kral ve büyücü ayrıcalıklarını yaşama amacı idealine çevirme aşamasında ilerlemektedir ekonomik politikalar.
Bu insanlık rüyası uzaydan gelecek bir tehdit (uzaylılar) ve tehlike(büyük göktaşları, evrensel kötü olasılıklar) karşısında veya değiştirdiği doğanın olumsuz büyük etkileri ve anlaşmazlığın sonucu olarak büyük savaşların oluşması sonunda ara verilebilir.
Amazonlardaki ilkel köyler kendi içinde kapalı kalarak bu zamana kadar rüya içindeydiler. Ne zamanki modern dünya onlara ulaşınca bu rüya bitti. Gerçek zamanın rüyasına ulaştılar. İnsanlığın rüyası kendi içinde olan devinimlerini yaşarken evrende hangi gerçeklerin bulunduğunu bilmemesi üzerinedir. Amerika kıtasını keşfeden insanlar Avrupa rüyasından uyandılar.
Küreselleşme olgusu kapalı kalmış toplumları, insanları rüyalarından uyandırma temelinde olduğu halde ekonomi politiğin güdümünde internet ve yapay zeka üzerinden ilerlemektedir."
Devam edecek...
18 Haziran 2018 Pazartesi
İnsanlık Felsefesi (inceleme- eleştri)
Bu felsefenin amacı küreselleşme ve yapay zeka(Robot teknolojisi) gibi iki önemli konuda gelişmenin yaşanacağı günümüz yüzyıla fikirler konusunda katkı yapmak, barışa destek vermek, savaş olasılıklarını azaltmak, medeniyetler birleşmesi ve dayanışma sürecine teşvik etmek, Küreselleşme sürecindeki yanlış uygulamalara eleştiri, doğrulara işaret etmek...
İnsanlık Felsefik yaklaşım ilk ve yeni bir görüş olmayabilir. Felsefe tarihinde okuduğum ve dinlediğim kadarıyla aynı konulara değinmiş bir çok filozof bulunmaktadır. Daha okuyamadıklarım olduğuna göre tekerleği tekrar icat etme riskim var.
Ortak bedenimiz dünya : Herkes katılmayabilir, bir metefor olarak ele alabiliriz. Panteizm'e gönderme değildir. Dünyayı ve içindeki hayatı kendi bedenimiz gibi koruma amacına yönelik bir deyimdir.
Mekan paylaşımını, beslenme ve varlığımızı korumamızın onu korumamıza bağlı olduğunu işaret etme fikridir.
Ortak Ruh Canlılık : Ruh açılımım biraz basit görünebilir, ruhu beden ile aklın iletişimi, birleşimi, kesişimi, etkileşimi olarak ele alıyorum. Mantıksal bir değerlendirmeye ihtiyaç var. Duygudaşlığın, vicdanın kaynağınında bu ruhta olduğu fikrindeyim. Ama emin olamam bir teori.
Bilim henüz beyni çözebilmiş değil takip ettiğime göre ilerlemeler var, araştırmalar devam ediyor. İşlerinin zor olduğunu ama imkansız olmadığını düşünüyorum. şöyle ki : Beden ile beyin arasındaki bir çok sinirsel hatları belirleyip sınıflamaları gerekecek. Hepsine birer numara verilecek ve gerekirse isim konacak. Çalışma anında da beden beyin iletişiminin kilit noktaları saptanacak. Akılın bedenle olan bağlantısını ve bedenle olmayan özelliklerini ayıracaklar. Kolay gelsin.
Ortak Akıl İnsanlık : Bu kavram felsefe tarihinde akıl kavramı keşfedildiğinden beri idea bir kavramdır. Ümit ederiz bu yüzyılda gerçekleşsin. Tek isteyenin ben olmadığımı tahmin ediyorum.
Diğer konular : İnsanlık ölümsüzdür. Bir deyimdir. Evrende bir dünyayı hedeflemiş büyük bir göktaşının olmadığını bilemeyiz, kıyametin ne zaman kopacağını, küresel kitlesel nükleer savaşın olup olmayacağını, evrenin birden içine çöküp dünyadan da küçük olacağını, galaksimizin dönmeyi bırakıp bir kara deliğe girip girmeyeceğini bilemeyiz. Ama şunu tahmin edebiliriz aklın çalışması ve insanlığın gelişimi evrenin genişlemesinden daha hızlıdır. Bu da insanlığın evrenin sınırlarını görebilecek öngörüsünü getiriyor.
İnsan insanlıktan bir parçadır. Bu doğru. Ama henüz birey ölümlüdür. İnsanlık ise ne zaman ölecek bilemeyiz. Bir bireyin ölmesi durumuna insanlıktan bir parça ayrılması şeklindeki deyimimiz de doğrudur.
Ölen insan bütünden ayrılırken, doğan insan bütüne katılmaktadır. Bu durum bir sürekliliğin işaretidir.
İnsanlığın varlığına yukarıda saydığım ve daha fazlası etki etmeden sürekliliğini söyleyebiliriz.
İnsanlık Felsefesi bir felsefik teori olup eksikleri ve yanlışları bulunmaktadır. Bu teori bir düşünme şekli olarak bir çok soruya cevap bulmamızı sağlar ve tarihsel aşamalarda kendini bir çok düşünür ve felsefeci katkısı ile önemli olarak büyütecek olursa tamamlama sürecine girebilecektir. Aksi takdirde küçük bir fikir veya yanılgı olarak zihinlerde ve raflarda yerini alacaktır.
Her yeni bilgi yorumlanmaya, her yorum yeni bir bilgiye ilerledikçe felsefe var olacaktır.
Devam edeceğim...
İnsanlık Felsefik yaklaşım ilk ve yeni bir görüş olmayabilir. Felsefe tarihinde okuduğum ve dinlediğim kadarıyla aynı konulara değinmiş bir çok filozof bulunmaktadır. Daha okuyamadıklarım olduğuna göre tekerleği tekrar icat etme riskim var.
Ortak bedenimiz dünya : Herkes katılmayabilir, bir metefor olarak ele alabiliriz. Panteizm'e gönderme değildir. Dünyayı ve içindeki hayatı kendi bedenimiz gibi koruma amacına yönelik bir deyimdir.
Mekan paylaşımını, beslenme ve varlığımızı korumamızın onu korumamıza bağlı olduğunu işaret etme fikridir.
Ortak Ruh Canlılık : Ruh açılımım biraz basit görünebilir, ruhu beden ile aklın iletişimi, birleşimi, kesişimi, etkileşimi olarak ele alıyorum. Mantıksal bir değerlendirmeye ihtiyaç var. Duygudaşlığın, vicdanın kaynağınında bu ruhta olduğu fikrindeyim. Ama emin olamam bir teori.
Bilim henüz beyni çözebilmiş değil takip ettiğime göre ilerlemeler var, araştırmalar devam ediyor. İşlerinin zor olduğunu ama imkansız olmadığını düşünüyorum. şöyle ki : Beden ile beyin arasındaki bir çok sinirsel hatları belirleyip sınıflamaları gerekecek. Hepsine birer numara verilecek ve gerekirse isim konacak. Çalışma anında da beden beyin iletişiminin kilit noktaları saptanacak. Akılın bedenle olan bağlantısını ve bedenle olmayan özelliklerini ayıracaklar. Kolay gelsin.
Ortak Akıl İnsanlık : Bu kavram felsefe tarihinde akıl kavramı keşfedildiğinden beri idea bir kavramdır. Ümit ederiz bu yüzyılda gerçekleşsin. Tek isteyenin ben olmadığımı tahmin ediyorum.
Diğer konular : İnsanlık ölümsüzdür. Bir deyimdir. Evrende bir dünyayı hedeflemiş büyük bir göktaşının olmadığını bilemeyiz, kıyametin ne zaman kopacağını, küresel kitlesel nükleer savaşın olup olmayacağını, evrenin birden içine çöküp dünyadan da küçük olacağını, galaksimizin dönmeyi bırakıp bir kara deliğe girip girmeyeceğini bilemeyiz. Ama şunu tahmin edebiliriz aklın çalışması ve insanlığın gelişimi evrenin genişlemesinden daha hızlıdır. Bu da insanlığın evrenin sınırlarını görebilecek öngörüsünü getiriyor.
İnsan insanlıktan bir parçadır. Bu doğru. Ama henüz birey ölümlüdür. İnsanlık ise ne zaman ölecek bilemeyiz. Bir bireyin ölmesi durumuna insanlıktan bir parça ayrılması şeklindeki deyimimiz de doğrudur.
Ölen insan bütünden ayrılırken, doğan insan bütüne katılmaktadır. Bu durum bir sürekliliğin işaretidir.
İnsanlığın varlığına yukarıda saydığım ve daha fazlası etki etmeden sürekliliğini söyleyebiliriz.
İnsanlık Felsefesi bir felsefik teori olup eksikleri ve yanlışları bulunmaktadır. Bu teori bir düşünme şekli olarak bir çok soruya cevap bulmamızı sağlar ve tarihsel aşamalarda kendini bir çok düşünür ve felsefeci katkısı ile önemli olarak büyütecek olursa tamamlama sürecine girebilecektir. Aksi takdirde küçük bir fikir veya yanılgı olarak zihinlerde ve raflarda yerini alacaktır.
Her yeni bilgi yorumlanmaya, her yorum yeni bir bilgiye ilerledikçe felsefe var olacaktır.
Devam edeceğim...
17 Haziran 2018 Pazar
Felsefe Derneği (şiir)
Felsefe Derneği
Bir dernek buluşması,
Dinleyiciler oturması,
Çaprazda güzel kadın,
Yanda düşünen adam.
Varlık, etik, bilgiler
Kavramlar, imgeler
Zihnimdeki kelimeler,
Teoriler, sezinlemeler.
Bir ezgi, müzik yayılıyor,
Tatlar, kokular sarıyor,
Akıla zihne mola anı ,
Varlık zamansız yaşıyor.
Özkan salman
Bir dernek buluşması,
Dinleyiciler oturması,
Çaprazda güzel kadın,
Yanda düşünen adam.
Varlık, etik, bilgiler
Kavramlar, imgeler
Zihnimdeki kelimeler,
Teoriler, sezinlemeler.
Bir ezgi, müzik yayılıyor,
Tatlar, kokular sarıyor,
Akıla zihne mola anı ,
Varlık zamansız yaşıyor.
Özkan salman
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
BBD Yöntem ve Uygulamaları -135
Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı
-
Öğünlerdeki çok çeşitliği teke indirmekle bu beslenme şekline geçebiliriz. Aralıklı ve sık beslenme yönetimi olarak sabah bir veya iki bes...
-
Ülkemizde yaklaşık iki aydır kitlelerin toplanarak yürümesi ve tepkilerini göstermesiyle başlayan hareketli bir süreç devam etmekte. ...