8 Mart 2022 Salı

Balkan Krizi - 2

 Balkan krizi ile Ukrayna ve Rusya hakkında bir çok bilgi ediniyoruz. Bu krizin neden çıktığı ve nasıl devam edeceğine ait bir çok bilgi ve varsayım bulunmaktadır. 

Afganistan, Suriye, Irak, Libya gibi ülkelerde çıkan krizlerden farklı bir kriz midir balkan krizi yoksa bu ülkelerdeki oluşan krizlerin bir başka türlü yansıması mıdır ? 

Ben bu yazımda balkan krizi hakkında felsefik fikirlerimi ortaya koymak istiyorum. Balkan krizinin diğer ülke krizlerinden bir farkı küresel olarak görülmesi ve takip edilmesidir. Birinci ve ikinci dünya savaşının neden ve sonuçlarıyla bağlantılı olduğu izlenimini vermektedir. 

Balkan krizinin ortaya çıkmasının öncesine gidelim. Soğuk savaş  ve onun sona ermesi aşamalarına.

Soğuk savaş sonrası Batı ile Doğu küreselleşme yönünden nasıl ilerlemiş ve gelişmiştir.

Batı (AB, ABD) demokrasiyi ve özgürlüğü savunurken, Doğu (Rusya) güvenliği, kontrolü ve otoriteyi savunmuştu.

Batı akılcı olmayı, doğu ise duyguların hakimiyetini savundu.

Batı kentleşme ve kültürünü geliştirirken, doğu dağınık ve geniş yerleşmeyi haliyle kasabalılıkta kaldı.

Batı aklın gereği zekice, planlı, programlı ve sistematik yönden hızı ve işbölümünü gelişimine almıştır. Serbest piyasanın ve teknolojinin işbirliği ile bireylerin mutluluğunu arttırmasına çalışılmış. Serbest rekabetin hızlı ilerlemesi ve etkileri mutsuz ve hasta modern insan kimliğini gölgede bırakmış idealarına doğru ilerlemek adına her türlü yolu denemeye yönelmiştir. 

Doğu yavaş ve sessiz küresel arenada görünmeyen, Batıyı izleyen ve gününü kurtarma telaşında ağır ve kapalı hali ile geri kalmaya başlamıştır. 

Batı ile doğu arasındaki ülkeler batı fikrine ve yaşantısına doğru ilerlemeye başlamış  AB ve Nato'ya üye olmaya başlamışlardır. 

Günümüzde olan Doğu batının bu hızla gelişi karşısında kendisini kapana kısılmış ve varlığına bir tehdit olarak görmüştür. 

Vekalet savaşlarını görmezden gelerek günlük yaşantı da idik. Şimdi görülmek istenmeyenler gözümüzün önüne kondu. Gerçekle yüzleştik. Artık asıl sorun savaşın uzaması halinde günlük yaşamımızın sıradan bir parçası haline gelmesi ile barışa çağrı yerine taraf tutma tehlikelisidir

Batı rüzgarlarının tüm doğuyu kapsamasını bir fırsat değil bir karabasan olarak algılamıştır. AB nin sınırları olduğu görülmüştür. 

Balkan krizi gizli ve uzun süre planlarıyla devam eden vekalet savaşların en sonunda tarafların kırmızı çizgilerine ilerleyen ve bel altı vurma aşamalarına ulaşarak küresel görünür olarak su üzerine çıkmasıdır.

AB hem mekansal hem de nüfus olarak kendisinden büyük ülkeleri kendine üye yapma konusunda çekimser davranmaktadır. Bu tavrı kuruluş ve gelişmesi açısından tutarlı ve mantıklıdır. AB dışında ülkeler AB ye üye olmadan onun sistemin kendi ülkelerinde uygulayabilme olanakları bulunmaktadır. Bu konuda AB diğer ülkelere yardım etmeye hazırdır. Tabi ki her öğrenci öğretmenine saygıda ve onu desteklemek adına her türlü isteklerini de kabule ve alış verişe de onun avantajını kabul etmesi gerekmektedir öğrenim usulü gereğince. 

İşte Türkiye  AB karşısında bu durumdadır. AB nin Türkiye'nin üyelik isteğini almış ve işbirliğini kabul etmiş olarak devam eden ilişkinin temelinde Türkiye'nin nüfusu ve mekansal genişliği ile bulunduğu yer bulunmaktadır. 

AB'nin Rusya'ya bakışı da böyledir. Geniş coğrafya ve nüfus çokluğu  AB'nin varlığını korumak adına kontrol dışına çıkama riskini taşımaktadır. Ancak küresel bir birlik oluşma durumunda AB ve sistemi bir çok ülke tarafından uygulanır ve kabul edilebilir olanağına ulaşacağı görülmektedir. 

 Rusya batının gelişini kabul etmesi gerekmektedir. Yeni dünyanın ve küreselleşmenin önünde Don Kişot gibi durmaktadır. Şu an Rusya Ukrayna'da Don Kişot durumundadır. Rusya batının doğuya doğru zihin ve sistem olarak ilerlemesi ve modern dünyanın uluslar arası görüşmeleri ve stratejik hareketlerine karşı kendi küresel taktik, plan ve projeleri yetersiz kalmış ve ısrarcı yapısı ile kendisini köşeye sıkışmış hissetmiştir. 

Şehirli batı ile kasabalı doğu tartışması sürmüş ve kasabalı kabadayı kaba gücüne davranmak zorunda kalmıştır. Rusya kasabalı kabadayı ve Don Kişot kılığında Ukrayna'ya girmiştir. " Durun, üzerime gelmeyin yoksa rehineyi vururum " dercesine rehinine sıkı sıkıya sarılmış, geçen yüzyılda eline geçen yeni sistem fırsatını değerlendirememiş olmanın ve kalan zamanını da yeni bir sistem oluşturamamış olmanın stresi ile arkeik yönetim sistemine (feodal) dönüş yapma eğilimine girmiştir. Günümüz sistemlerine göre eski ve ilkel bu tarzı şiddetli olarak reddedilmiş ve kabul edilemez bulunmuştur. Geçmiş ve terkedilmiş yönetim sistemlerini (oligarklar) oluşturma gayretleri modern ve çağdaş yönetimlere bir çok sorunlar yaratmıştır. Batıda kilit noktaları ele geçiren bu geçmiş sistemin örnekleri göze batmış ve planları tahmin edilmiş sistemlere zarar verecekleri öngörülmüştür. Batının kapitalizm sistemine giriş yapan oligarkların sistem içinde uyuyan hücre algısı oluşmuş ve tedirginlik yaratmıştır. Çünkü Rusya'nın vekalet savaşlarının mali kaynakları da batıdan (oligarklar ve her türlü ürün satışı) geldiği fark edilmişti. Batı içindeki kabadayıyı fark etti. Bu kabadayının sistemin içinde patlayacak olan gittikçe büyüyen bir bomba olduğunu gördü. Vekalet savaşlarının yönü belli olmuştu. Kabadayıyı hata yapmaya itmekti. Ve o an geldi kabadayı Ukrayna'ya girmesi zorunlu hale sokuldu. Ve kan döküldü. Kabadayı tahrik edilerek kavgaya girdi. Sıra artık onu geri adım attırmaya, atmaz ise işlediği suçu ile yargılamaya gelmekteydi. Her iki durumda da kurtuluşu yoktu. Gerileme zorunda kalacak kapitalizm içindeki gizli planlı girişimleri iptal olacaktı. Bunun ilk adımını oligarkların mal varlığına el koymakla yaptılar. Kabadayı da bu tehdidi daha önce görmüş ve onun üzerine güçlenmek amacı ile Ukrayna'yı almayı planlamış olabilir. (Bu yaptığım değerlendirmeler bugünden geçmişe yansımaların tahminine dayanmaktadır. Haberleri dinleyen her düşünen zihinlerin tahmin edebileceği yorumlardır.) 

Kasparov ile bilgisayar (yapay zeka, dark blue) satranç maçını  hatırlayarak, şu an Rusya batının bilgisayar yapay zekası ile maç yapmakta olduğunu söyleyebiliriz. Rusya teknoloji ile maç yapmaktadır. Son Samuray gibi bütün varını yoğunu ortaya koyma girişiminde bulunmuştur. Modern Don Kişot baz istasyonların saldırmakta, iletişim ağlarına savaş açmaktadır. Teknolojiyi benimsemiş küresel izleyiciler Don Kişot'u hayretler ve endişe içinde izlemektedir. Batı sistemini yeni ülke insanlarına sunarken Rusya azınlık planlarını gizli yürütmeyi seçti. Bu durumda açık ve genişleyen teknoloji bireysel özgürlük sistemi, gizli planlarla gelişen merkezi sistem karşısında öne geçti. Yönetimde vaatler ile yapılanların farklılıkları doğu ve batı arasındaki farkı açtı. Bir çok yönetim sistem farkı açıldı. Rusya'yı geçen yüzyıl başından günümüze değerlendirmek gerekmektedir. Napolyon saldırılarından ders alan geçen yüzyıl Rusya'sı Hitler'in hatasından avantaj elde etme gibi bir tecrübeyi yaşadı fakat bu tecrübeyi sisteminin gelişimi için kullanmadı. Sadece üretim ve savunma sanayi de ilerlemesi ona yeterli olamayacaktı. Eski yönetim sistemi ile yeni dünya küreselleşmesine entegre olamaması onun en önemli sorununa işaret etmekte idi. Geçen yüzyıldaki iki liderin insanlık adına yaptıkları büyük hataları tamir etmek yeni yöneticilerin sırtında bulunan en büyük yük durumundadır. Gorbaçov bu ağır yükü Rusya'nın sırtından indirmeyi planlamış ve hareket etmiştir. Fakat yaşanmış büyük travma hala bastırılmış olarak kalmıştır. Onu tedavi edici plan ve projeler üretilememiş olması sorunların dünya gündemine taşınmasını zorunlu hale getirme yönüne ilerlemektedir ve günümüzdeki dış açılımların tümü bu toplumsal travmaların örtülmesi ve ortaya çıkmasının geciktirilmesine yönelik çaresiz gayretlerini içermektedir. Açılımların küresel etik ve mantığa uymaması ise yönetimlerce bu ağır yüke çözümsüz kalması ile bilinç altındaki "Alın bu sorunu küresel olarak çözün." dercesine gündeme taşımışlardır. Küresel karşı tavır almaları onların bu ağır yükle devam edemeyeceğini ve rest çekmekle " Sizler hala görmezden gelirseniz sorunumuzla yolumuza devam ederiz, ya da küresel olarak masaya bırakır ve küresel bir çözüm bulunmasını zorunlu hale getiririz. " mesajları vermektedirler. ABD bu tercihten birincisini tercih ederek soğuk savaşın ikinci perdesini planlıyor olabilir fakat ikinci soğuk savaş günümüzde başarılı olamaz. İkinci seçeneği dikkate almak daha mantıklı durmaktadır. Rusya'nın geçen yüzyıldaki travamasının çözümüne küresel olarak yardım etmek en doğru yol olacaktır. Öncelikle günümüz yönetimlerin geçen yüzyıl Rusya'sının yaptıklarından sorumlu tutulmamasından başlanabilir. Çarlık Rusya'sına dönme planların yapılmaya çalışılması geçen yüzyılla hesaplaşmanın yapılmaması, yapılamaması nedeniyle ondan önceki daha sorunsuz zamana dönme isteği kolaylığına gidildiğini göstermektedir. Fakat bu yol küreselleşmeye uygun ve uyumlu olamayacak, günümüz mantık ve ilke, kurallarına uymayacaktır. Bu hal ise küresele karşı yalnızlık ve dışlanmaya, kapanmaya yol açacaktır. Bu tercihi toplumların onaylaması olanaklı değildir. Batı'nın Rusya'ya yaklaşımı geçen yüzyıl tavrı ile olmaktadır. Hala o halin zıt tavrını sürdürmekte ısrar etmektedirler. Bu tavırda çözüm arayışı ve yardım etme var mı henüz bilemiyoruz. Onların çözümsel tavrı varda bunu Rusya yönetimi mi reddediyor bilinmez. Yoksa iki taraf anlaşmaya çalışırken birileri bunu bozmaya mı çalıştı o olasılık da bulunmakta. ABD, AB ile Rusya arasında yardımlaşma ve işbirliği yapmasına ve geçen yüzyılın yaralarını sarmasına izin vermek istemediği görülmektedir. Rusya'nın geçen yılki soğuk savaş, iki blok rolünü yapmasına zorluyor da olabilir. Bu istek de geçmişin tekrarı olması yönünden olanaklı değildir. Bireysel yaşantılarda tekrarlar mümkün olurken ülkelerin davranışlarında tekrarların olması çok zordur. Hali ile Rusya geçen yüzyıldaki rolünü almak yerine çarlık zamanını tercih etmesi yeni sistem oluşturamamasının yanında ABD baskısının etkisi olabilir. İngiltere'nin AB den ayrılma nedeninin ABD'nin bugünkü planlarıyla ilgili olabileceği izlenimini uyandırmaktadır. ABD nin de geçen yüzyıldaki savaş sonlarındaki edindiği avantajlarını kullanıp bitirdiğini ve yeni fırsatlar yaratmak adına tekrar aynı koşulların sağlanmasına çalıştığı tahmin edilebilir.

Modern Rusya ve çevresi Japonya, Çin ve Hindistan başta olmak üzere küresel bir çok ülkenin yeni dünya sistemi için sağladıkları değişim ve dönüşümün yeteneğine sahip olmasına rağmen bunu planlama ve düzenleme konusunda çekimser kalmıştır. 

Kabadayı kimliği zekice ve akıllıca sistemiyle gelen batıya karşı ortaya çıkmıştır.

Don kişot kimliği ise yeni çağda, akıl ve bilgi çağında gelişen sistem ve zihin yapılarına karşı geçen yüzyılın hatta daha önceki tarihi zamanların usulü ile ümitsiz bir itiraz içindedir. 

 Bir filin züccaciye dükkanı dalması. Bir ayının kasabaya girmesi. Kaba bir adamın kibar bir bayla konuşurken dövüşmek için kollarını sıvaması ve kavga başlatması, ilk yumruğu vurması. Entellektüel bir tartışma sırasında salona giren üzülmüş ve içmiş bir aşık ve sarhoşun " Dağılın lan " deyip ilk bulduğu kişiye saldırması gibi örnekler balkan krizini tarihe not olarak düşürecektir.

Balkan krizi yeni bir döneme girildiğini göstermektedir. Bunlar.

* Post-truth, post-modernizm gibi geçen yüzyıldan bu yüzyılı ayıran kavram ve olguların bitişi.

* Vekalet savaşların bitişi.

* Küreselleşmenin ilerleme yönü, hızla yönetim ve yaşayış şekilleri ile  teknoloji ve ekonominin tüm ülkeler üzerinde bir denge kurma üzerine olduğu ve ülkeler arasındaki her konudaki olanakların bir ülkede birikmesi döneminin bitmesi sürecine girildiği, teknoloji ve ekonominin bir hava akımı gibi küresel dolaştığı ve bunun devam edeceği dönemi göstermektedir. Artık süper güç ve aç, fakir ülke tanımların biteceği dönemlerin geleceği öngörülebilir. 

* Siber savaşların belirginleşmesi.

Tüm temennimiz barışın sağlanması ve oluşan yaraların hızla iyileştirilmeye çalışılmasıdır.

Batı sanatla, bilimle, teknoloji ve sistemle doğuya doğru ilerlemektedir. Onun bu ilerleyişini akılın ilerleyişi olarak kabul edip kendi kadim kültürümüz (sav) ile yeni akılın kültürünün (karşı-sav) karşılaştırıp küreselleşmenin yeni bireşimine ilerlemek gerekmektedir.

Akıla karşı bedenle değil akılla ilişki kurulmalıdır.                                                                                                                                                                                                                                                         Akıl ile beden birbiri ile savaşmamalıdır.


6 Mart 2022 Pazar

Birey ve Toplum Hakkında Düşünceler

 Toplumun bireyden istekleri

* Bireyin türün temsil olgusu toplumu tanıması ve kabul etmesi. Bireyin topluma karşı görevi olan iş bölümüne katılması.

* Bireyin toplumların insanlık tarihi boyunca taşıdıkları tecrübeleri ve biriktirdiği her türlü kültürün önemli olduğu bilgisine az veya çok ulaşması, önemsemesi ve asla yalnız olamayacağı gerçeğini, varlığının ondan ve onunla oluştuğu türe ait birlikteliğin bir kaderi olduğunun kabulü.

* Bireyin kendi varlığını koruması, sürdürmesi ve geliştirmesi (özgürce düşünmesi ve davranması).


Bireyin toplumdan istekleri

* Kendisinin toplum tarafından kabul edilmesi ve toplumsal, türsel iş bölümüne katılabilmesi.

* Kendisinin özlük ve temel haklarının korunması.

 * Fiziksel ve düşünsel özgürlüklerine olanak tanınması. 


Yukarıda saptadığımız toplum ve bireyin birbirinden istekleri temel niteliği taşımaktadır ve ortaktır.

Toplum ve birey olarak birbirine karşı isteklerindeki ortaya çıkacak sorunların çözümünü yukarıdaki temel isteklerin ışığında saptayabilir ve sorunlara yeni çözümler üretebilir miyiz ?

Birey ve toplum karşılaştırmalarında ulaşılacak yeni önermeler

* Birey sonlu ve ölümlüdür. Toplumun (türün) sonunu ve ölümünü bilememekteyiz fakat sürekli olduğunu bilmekteyiz.

* Birey oluşma sürecinde kendisini ailede (grup) görür, oluşma süreci tamamlandığında toplumda (tür) görür. Önce grupsal sonra toplumsal (tür tümeli) algı içine girer. 


...............

 

2 Mart 2022 Çarşamba

Ezoterik Bilimsel Bilgi Hakkında Düşünceler

 Ezoterik bilgiler birey ve kurumlarca gizli bilgilerdir. 

Bu bilgilerin genele yayılması istenmez bilinenlerce.

Bunun nedenleri 

* Bu bilgiler çok değerli, önemli ve keşfedilmesi, bilinmesi çok zor bilgilerdir. 

* Bu bilgiler öğrenen için yaşamını ve hayata bakışını ömrünce değiştirme etkisi yaratır.

* Bu bilgiler kadim olup günümüzdeki tüm bilgilerin kaynağını açıklamakta olduğu için arke, akeik bilgilerdir.

* Bu bilgilere ulaşan zihin günümüzde her konu ve alanda yeni keşifler yapma ve yeni fikir, icatlarda bulunabilir.

* Bu bilgileri alan zihinler eğer ona gerekli önemi vermez ve ilgisiz olur ise işine yaramaz. O zihinlere faydası olmaz ve bu bilgi diğer bilgilerden farklı görünmez. Fakat bu zihinler yaşamları sırasında sarsıcı, çok önemli, şok verici olaylar, düşünceler ve duygular içine girdiğinde o bilgiye dönüş yaparlar. Çünkü gerçek, o zihne o bilgiyi hatırlatır, yöneltir ve bağlar.

* Bu bilgiler onu anlamayan ve ömrünce anlamayacak olan zihinlerce çok tehlikeli bulunur ve düşmanca tavır içinde olurlar. Bu bilgiler muhaliflerince ne yok edilebilir ne de yanlışlanabilir. Ancak o bilgiye sahip kişilere zarar verebilirler. O nedenle bilgiye sahip zihinler bu bilginin kendisine zarar getirmesini engelleme adına o bilgiyi sadece şartlara bağlı olarak hazır ve arayan zihinlere sunarlar.

* Bu bilgilerden ilham ile edinilen yan bilgiler ile sanat, edebiyat, bilim, eğitim ve yönetim gibi bir çok alanda başarılı olunabilir. Bu bilgiye sahip zihin onu kendisine saklama eğilimine girer başka zihinlere o bilginin ilhamlarını, yeni keşiflerini ve yan ürünlerini sunmak isterler. Kaynağı kendinde tutmak isterler.  

  Bilimde ezoterik bilgi bulunabilir mi ? 

Tabi ki bulunabilir. Bir bilim insanın bir ezoterik bilgi keşfettiğini düşünelim. Önce bu bilginin genele yayılmasının faydası olamayacağını görecektir. Sonra bu bilginin kendisinden başka birinde olup olmadığını merak edecektir. iki bilim insanın aynı ezoterik bilgiyi bildiğini ama birbirinin bildiğinden emin olmadığını farz edelim. Şimdi biri diğerinin aynı bilgiyi bildiğini nasıl anlayacaktır. Bu durum kolay değildir.

İki bilim insanı konuşmaktadırlar bilimsel bilgi hakkında ve konuştukları konu hakkında ikisinde de ezoterik bilgisi vardır. Bu ezoterik bilgiye araştırmaları ve çalışmaları sırasında bulmuşlardır. Bu bilgilerini akademik olarak yayınlansalar bu konu büyük tartışmalara neden olacak ve büyük miktarda kendilerine doğru diyen ve yanlış diyen iki kalabalık taraf olacaktır. Bu bilgiye sahip bilim insanı bu durumu istememektedir. Bilgi kendisinde olduğu için bilginin yönetimi de kendisindedir.

İki bilim insanı ulaştıkları aynı ezoterik bilginin yansımalarını yani ana konudan değil etkilerinden konuşacaklardır öncelikle. Eğer konuştukları konular ana konuya doğru ilerliyorsa ikisi de karşıdakinin ana konuyu bildiğini tahmin etmeye başlayacaktır. Araştırma ve çalışmalarından bahsedecekler ama sonuç ve ana konuya değinmeyeceklerdir. Bu iki bilim insanı uzun süredir birbirlerini tanıyor, biliyor ve güveniyorlar ise ezoterik bilgiyi vermekte sakınca görmezler. Bu bilgiyi sunan taraf tez ortaya atmış ve çalışmalarını ortaya sunmuştur. Diğer taraf ise bunların doğru olması ve kesinlik kazanması için yeni bilgilere ihtiyaç olacağı tezinde olabilir. Bir ezoterik bilimsel bilgi iki kişi tarafında biliniyorsa yeni oluşacak bilgileri mevcut ezoterik bilimsel bilginin doğrular veya yanlışlar olarak farkındalıklarını canlı tutacaklardır.

Ezoterik bilimsel bilgi bulunmaktadır. Buna sahip olan bilim insanı artık bilime ve evrene farklı bakmaktadır. 

Ezoterik felsefe bilgisi de bulunmaktadır. O bilgiye felsefecinin veya düşünürün yazılarını birer yap-boz gibi incelenirse ve analiz edilirse anlaşılabilir. Çünkü felsefecinin veya düşünürün ortaya koyduğu her yeni bilginin kaynağı o ezoterik bilgiden geliyor olabilir.

Ezoterik bilgi sanatta ve edebiyatta da bulunabilir. Sanatçı ve edebiyatçı tüm ilham kaynağını o bilgiden alıp yeni eserler üretiyor olabilir. 

Ezoterik bilgi her kültürel alanın ustalarında bulunabilir. O kişileri ömür boyu besleyen kaynak, bilmekte ve önemsemekte oldukları o ezoterik bilgi veya bilgiler olabilir. 

Bir bilgiden binlerce hatta sayısız bilgiler çıkabilir. Yeni bilgi üretme özelliği olan bilgileri özel kılmak için onlara bir isim vermeliyiz. Onlara "Kadim Bilgi" (kaynağa ait bilgi, arke bilgi), "Güneş Bilgi" (Güneş ve gezegenler ilişkilerini andıran güneş ana bilgi gezegenler yan bilgiler gibi), "Ana Bilgi" (Ana gibi doğurganlığı ile yeni bilgiler oluşturması), " Merkezi Bilgi" (Etraftaki bilgilerin beslendiği ve bağımlı olduğu bilgi ), "Odak Bilgi" , "Kök Bilgi" gibi bir çok isim verilebilir. 

Ezoterik bilgiye sahip kişiler bu bilgilerini genelin bilgi edinme hakkına ait görmezler haklı olarak. 

Çünkü bu bilgiler kolay ulaşılacak bilgiler değildir. 

Dijital ansiklopedi google'ın bile bilemeyeceği  bilgilerdir bu bilgiler.

Yapay zeka ezoterik bilgiye ulaşabilir mi ? Onu ortaya çıkaran grubun, ekibin ezoterik bilgiye sahip olmadığını farz edelim. Yapay zeka bu bilgilere ulaşabilir mi ? Onu oluşturanların ezoterik bilginin bir parçasını biliyor farz edelim. Yapaya zeka başka ezoterik bilgileri tahmin edebilir mi ? 

Bütün ezoterik bilgiler birbirine bağlı mıdır ? 

Hangi ezoterik bilgi hangi diğer ezoterik bilginin kapsamındadır, devamıdır veya ondan ayrıdır ?

Bu soruların cevaplarını hazır almamız çok zor olmakla birlikte günümüzdeki şekillenen, ortaya çıkan bilgilerden ve etkilerinden alabiliriz. Bunun içinde büyük bir çaba ve çalışma gereklidir. Bu anlamı felsefe yolu ile araştırmak ve analiz etmek en uygunudur belki de. 

Ezoterik bilgi için " Gerçek bilgi ve olaylar, bir zihni sadece özgürleştirmez aynı zamanda o zihni sorumlu kılar " diyebiliriz.


23 Şubat 2022 Çarşamba

Adalet Üzerine Düşünceler

 Adalet kavramı insan kültürüne ait olup doğada tam karşılığı bulunmaz. 

Türümümüzün gelişimi içerisindeki yaşadığı tecrübeleri ile ortak bir kültür olarak ortaya çıkan ve gerekli bir kavramdır. 

Canlılık içindeki türler gelişme, çoğalma ve büyüme sırasında birbirine benzer eylem ve davranışta bulunurlar. 

İnsan dışındaki türler genetiklerinden gelen ortak eylemlerde bulunurlar iken insan kültürel olarak bilgilerini yeni nesillere aktarması nedeniyle kültürel davranmaktadır. 

Adalet kavramı insanlığın tarih içerisinde farklı sürüler (toplumlar) halinde yaşamasıyla ve farklı sürülerin karşılaşmalarıyla yaşadığı sorunlar ile yönetim ve kişiler arası olumsuz ve gelişen kültüre aykırı olarak türe uygun olmayan eylem ve davranışlar ile istenmeyen ve unutulmaz tecrübeler yaşanmasıyla gelişmiş ve günümüze değin yasalara ve kanunlara dönüşmüştür. 

Adalet kavramı kültüreldir ve insana özgüdür. 

Doğada diğer canlılarda insana özgü adalet kavramı yoktur. 

Canlılık yaşantısında da adalet kavramı doğanın sürdürebilir olması kapsamında canlı türlerinin varlığını koruması ve geliştirmesi üzerinedir. 

Adalet kavramı doğada yaşamın gelişmesi korunması ve dönüşmesi üzerinedir. 

İnsan türümüzün varlığını sürdürmesi ve geliştirmesi için bir çok kültür oluşturması gibi adalet gibi önemli ve büyük bir kültürü de oluşturması ve sürdürmesi gerektiğini tarihimiz ortaya çıkarmıştır.  

Doğa için insan türünün adalet kavramını geliştirmesi ve uygulaması türün varlığını koruması ve geliştirmesi açısından önemlidir.

Türümüzün tarihi boyunca edindiği yaşantıları sayesinde adalet kavramının toplum yaşamının zorunluluğu karşısında gerekli ve zorunlu olduğu hali ile geliştiğini söyleyebiliriz.

Felsefik Serbest Düşünme, Esinti ve Çağrışımları - 14

 İnsan İlişkileri ve Etkileşimleri Üzerine

 " Kendine katma " ve " İkinci Beden veya Çoklu Beden" olguları

Canlının kendi ile evren arasında oluşan ilişkileri ve etkileşimleri olgusu üzerine duralım.

Öncelikle canlı kendi türü ile temel bağlantı içindedir. Doğa ve evrene kendi türü içinden ilişki ve etkileşime girmeye başlayacaktır. Bedensel bütünlüğü tamamlanmaya doğru ilerleyen türler kendi içinde kurallar oluştururlar. Bu durum türün büyümesi, gelişmesi ve sürdürülebilir olması bakımından zorunlu bir durum ve kaderdir.

Canlı türü içinde belli bir davranışlarda bulunur. Bu davranışları genetiğinden gelen ve yaşarken değişme olasılıklarını test eden belli bir şekillerde olur. 

Canlının tür içinde tikel davranışı temel ihtiyaçlarından başlar, varlığını geliştirmesi, büyütmesi için dışarıdan hava alma, beslenme ve su gibi en temel ihtiyaçlarını doğadan alır. 

Temel ihtiyaçlarını karşılaması tek taraflı gibi görünmektedir. Her nefes alışında toplam hava miktarının bir parçasını almış, her beslendiği kaynağın kendine kadarını yani bir bütün olan besinden bir kısmını almış, toplam su oranından kendine yetecek olanı almış olur (Platonun idealar kavramını hatırlatıyor). Bu ihtiyaç giderme eylemini gerçekleştirdiğinde hava, su ve besini kendine katmış olur. Kendisi ve ihtiyaçları arasında ilişki tek taraflıdır. Kendisi besinlerini kapsamıştır. Canlı temel ihtiyaçlarını karşıladığında artık o an ihtiyaçlarının kaynağı geçici de olsa yoktur. Canlı ihtiyaçlarının ortaya çıktığı anda kaynağı hatırlar ve yönelir. Bu olgu canlılığın temelinde bulunmaktadır. Canlı türü ihtiyaçların karşılanma olanağı yönünden kaynaklarının bol ve hazır olması durumunda gelişir, büyür, çoğalır ve sürdürebilir olarak yaşar. Canlının ihtiyaçlarını karşılama biçimi tek taraflıdır. Kendisi ve ihtiyaçlar ve kaynakları şeklindedir. Canlı kendi türü içinde ilişkileri ise iki taraflı ve çok taraflıdır. Canlının ihtiyaçları ile türü olan ilişkisi burada farklılaşır. Çünkü birinci ihtiyaç ilişkisi tek taraflı ihtiyaçlarının kendine katılımı ile sürmekte iken tamamlanmaktadır. Türü ile olan ihtiyaçları ise kendine katılım şeklinde sonuçlanmaz. Birliktelik olgusu ile başlar, katılım ile devam eder ve kalıtım yolu ile türün yeni üyelerine aktarılır. Canlı cansız havayı, suyu ve mineralleri alırken beslenme olarak başka canlıyı parçalayarak kendine katar. Canlının başka türdeki canlıya yaklaşımı kendine katma şeklinde iken beslenme yetisi bitki üzerine olan canlılarda birbirine karşı katma davranışı şekillenmez, aynı mekanı paylaşmanın verdiği yardımlaşma, paylaşma ve düşmanlarına karşı işbirliği ortaya çıkabilir. 

 Günümüz insan yaşamında ihtiyaçlarımızı ayırmamız gerektiği görülmektedir. Türümüzün kendi içindeki ilişkilerini düzenler iken davranışlarımızda kendine katma ve karşılıklı temel ilişki olgularını karıştırıldığı görülmektedir. 

* Hava veya nefes alma, 

* Su içme, 

* Beslenme, 

* Uyku, 

* Atım ve temizlik, 

 Temel ihtiyaçları birinci dereceden temel ihtiyaçlar kategorisine girmekte olup,

* Cinsellik,

* Barınma şekilleri

* Giyim şekilleri,

* Birincil ihtiyaçları karşılama şekilleri,

Temel ihtiyaçları ise ikinci derecen temel ihtiyaçlar kategorisi olarak almak gerekebilir. 

 Birincil ve ikincil temel ihtiyaçları ayırmamızın nedeni canlının kendine katma ve karşılıklı ilişkiyi sürdürme şeklinde kendisi ile türü ile ve evren ile temel ilişkisi ve etkileşimi bulunmaktadır. 

Günümüzde türümüzün ilişkilerindeki en fazla ve en çok sorun çıkaran unsur bireylerin bu iki önemli ama farklı ihtiyaçlar şeklinin tek imiş gibi yaşamlarını düzenlemeleridir. 

Sahip olma olgusu burada farklı anlamlara gelmektedir. İnsanın diğer insan, hayvan ve bitkilere sahip olduğu olgusu farklılaşır ortaya koyduğumuz saptamalarımıza göre. Bir insan diğer bir insana sahip olduğunun temelinde onu kendisinin ek bir organı olduğunu veya ihtiyaçlarının kaynağı olarak algılamıştır. 

Bu iki olguya birer örnek verelim. İşçi ve işveren ilişkisinde işveren işçiyi kendine bir ek organ, ikinci bir bedeni olarak algılar bu algı ilkel bir algıdır. Çünkü böyle algıya sahip işveren işçiyi "kendisine katma" olgusundaki ihtiyaç olarak veya kullandığı bir nesneye, araca hali ile ikinci bir kol, ikinci bir zihni ve ikinci bir bedeni gibi algılar. 

Eşler birbirini birinci ihtiyaç kaynağı olarak gördükleri an sorunlar başlar. Çünkü kendine katma ve ikinci bedeni gibi algıda sabitlenme sorunların başlangıcıdır. 

 İkinci Beden algısı "Kendine katma " ihtiyacından kaynaklandığı ve temelini oradan aldığı için sorunludur. İkinci Beden yerine tür yardımlaşması, ilişkisi, etkileşimi algısı oluşmalıdır. 

İşveren yaptığı işe topluma hizmet eden bir iş bölümünde görevli olarak ve işçilerine de kendisine yardım eden türdeşleri olarak algılamalıdır. Kendi hakkını kendine yardım edenlerin hakkını onlara vermelidir. 

Eşler ise birlikte yaşamanın tür için ve kendileri için gerekli olduğu fikrini taşımalı. Birinci ihtiyaçların ve ikincil ihtiyaçların yardımlaşması üzerine odaklanmalıdırlar. "Kendine katma" veya "İkince beden" algıları ilişki sürdükçe sorunların artmasına ve sonunda ayrılığa neden olacaktır. Anne ve babanın çocuklar üzerinde de kendine ait ve ikinci beden algısı yerine mevcut kendilerinin devamı olarak fakat kendilerinden bağımsızlaşacak olan bireyler olarak algılamaları gerekmektedir. 

İnsanlık tarihinde birbirine yabancı toplumlar tür bilinci temellerinde olmakla birlikte türün en iyi ve kolay bir biçimde sorunsuz büyümesi, gelişmesi ve sürdürebilir olması için ne bir tecrübe ne de türü bir arada algılayabilecek olanak ve şart vardı. Türümüz doğa ve evrene karşı varlığını korumaya, geliştirmeye, büyümeye, çoğalmaya çalışırken bütüncül olmadı. Türümüz önce sürü aşamasında farklı mekan ve şartlarda gelişti. Göçler, toplumlar arası geliş gidişler, ticaretler, bağlantıyı sağlıyordu. Tür olgusu düşman olgusu ile kıyas edilemez idi. Fakat temelimizde tür güdüsü olmasına rağmen bunu öğrenecek ve bu olguya göre davranacak ne şartlara ve zihinsel olanaklara sahiptik. 

İnsanlık tarihi insanın gelişim tarihidir. 

21 Şubat 2022 Pazartesi

Tür Güdüsü

 Sürü güdüsü olgusu yetersiz ve eksik kalmaktadır. 

Tür güdüsü olgusu sürü güdüsünü kapsamakta olup içerisinde daha fazla bilgi barındırmaktadır.

Türe özgü güdü davranışı sürü gibi basit ve sınırlı bir olgu ile açıklamamız yetersiz kalmaktadır.

O nedenle sürü güdüsünü tür güdüsünün bir unsuru ve içeriği olarak ele almalıyız. 

...............

12 Şubat 2022 Cumartesi

Bir Bilinç İnşası -2

Bir bilinç inşası yazı dizisinde ortaya koyacağım bilgiler onu okuyanlar tarafından ben yazıları yazmadan onların bilebileceği şekilde olacaktır. Dolayısı ile gözden kaçırdığım bilgileri belki de onlar fark edecek hali ile düşünür ve yazar olarak benden önce okuyucu ilk keşiflere başlayabilecektir. 

Evet başlıyoruz.

Bir bilincin inşası için önce onun oluşum şartlarına bakmalıyız. 

Tamamlanmış bir bedenin temel ve sürekli ihtiyaçlarını göz önüne alalım. 

* Nefes almak

* Su 

* Yiyecek

* Giyinme

* Barınma

Bu saydıklarımız bir bedenin ihtiyacını dışarıdan sağlaması yolu ile karşılanmaktadır. 

İşte bir bilincin inşasında da dışarıdan alınması gerekli olanları bize hatırlatmaktadır. 

Bir zihin kendinde bir bilinç inşa etmek amacında ise dışarıdan temel ihtiyaçlarını belirleyerek alacaktır. Burada nefes yani hava görünemez ama algılanan bilgilere, su ve yiyecek görünen ve alınan bilgilere denk gelmektedir. 

Bir bilinç oluşumu öncelikle temel ihtiyaçların alımı ile başlayacaktır. Bir hava, bir su  ve yiyecek gibi bilgilerin zihne, hafızaya alınması sürecidir bu. 

Hafızaya alınan bilgiler hayal gücünün büyük etkisi ile işlenecek ham giren bilgiler ürün olarak mantık ve duygu olarak bilinçten dışarı çıkacaktır. 

Çıkıştan bahsettik.

Bendenin kendisinden dışarı çıkardıklarına bakalım. 

Su, katı ve gaz atıklar şeklinde beden dışarıdan aldıklarını işleyip kendine kattıktan sonra dışarı atmaktadır.

Bir bilinç de dışarı atması gereken bilgileri saptayacaktır. Hafızaya giren her bilgiyi değerlendirecek, ölçecek, biçecek ve sınıflayacaktır. 

Zihindeki bilincin dışarı atımları da bir beden gibi olup kötü atımları kötü duygular ve davranışlar ile iyi atımları konuşma, düşünme, yazma ve bir eser üretme şeklinde olacaktır. Sanatla, zanaatla, bilimle, felsefe ile, edebiyatla, tüm iyi çalışmalar  ile olacaktır. 

Bedenin dıştan alımları ve  dışa atımlarının temel yapısı dengede durabilmek üzerinedir. İyileri alıp kötüleri atmak değil. Beden kendisine gerekli olanları alıp denge kurduktan sonra dengesini korumak için atım yapmaktadır. Tabi ki bu arada kendisine zararlı olanları da hatta önce faydalı olup sonrasında zararlıya dönüşenleri de atmaktadır. 

Bir bilinç dinleme, okuma, görme şeklinde aldığı bilgileri konuşma, yazma, sunma şeklinde çıkaracaktır.

Bir bilinç, bedenin ihtiyaç fazlası olduğu için yaptığı atımları gibi kendini dengede tutmak için fazlasını dışarı vermek durumundadır. Dengede kalmak zorundadır bilinç. Tıpkı bedenin gerektiği ölçüde ihtiyaçlarını alması ve dengesini korumaya çalışması gibi. 

Bir bilincin dışarıdan alacağı bilgiler için açık ve hazır olması gerekmektedir.  Eğer hazır değil ise aldığı tüm bilgiler hafızasında karmaşık ve karışık olarak yerleşecek ve bulunacaktır.

Bir bilincin başlangıç evresindeyiz tıpkı yeni doğmuş bir bebek bedeninin başlangıçta olması gibi.

Bir bebek doğduğunda ilk dışavurumunu verir ağlayarak. Nefes almanın zorlaması nedeniyle. Göbek bağıyla az aldığı havanın bir den kendi solunum kanallarının zorlanması yolu ile kendinde acı hissetmesinin verdiği telaşla ağlaması gibi. 

Bir bilinç de aldığı bilgi bombardımanı karşısında şaşması ve şaşa kalmasını yaşaması gibi. Derin bir nefes alır ve verircesine hayretle bakmalı tüm bilgilere. Gözü korkmalı ne kadar çok bilgi var ve nasıl düzenleyeceğini bilememenin endişesini taşımalı ve hissetmeli.

...............


Bir Bilinç İnşası -1

Bir bilinç inşa etmek. 

Bir insan için bir bilincin inşası önemli ve büyük bir konudur. 

İnsanlık tarihi boyunca hep bu önemli konu üzerinde duruldu. 

İşte şimdi sizlere iddialı bir konu ile geliyorum. 

Bir bilinç inşa edeceğim.

Bu bilinç inşasını tıpkı bir mimarın harika bir konut, malikane, saray, villa, dev bir kamu binası, yolları, kanalizasyonları, metroları, haberleşme, aydınlatma ve ısınma araçları bağlantı yolları, parkları ile bir şehri inşa etmesi gibi yapacağım.

Bu bilinç inşası bir icat değil bir keşif olacak. 

Metaverse nasıl ki evreni temel alıp onun kopyasını enerjide oluşturuyor ise bende burada kopyasını bedenden alarak zihinde bir bilinç inşası oluşturacağım.

Tamamlanmış bir beden nasıl ki kaynağını hücre, bakteri ve virüs aşamalarından almış ise tamamlanmış bir bilincin inşası da tamamlanmış bir bedenden olacak.

Evet yeni yazı dizimiz bir bilinç inşa etmek.

Hafıza ve hayal gücünü zenginleştirmek isteyenler film ve dizilerini izlemeye devam etsinler, biz hafıza ve hayal gücü dolmuş zihinler de bir bilinç inşası yazı dizisine başlayalım.  

Kolları pardon zihinlerimiz sıvayalım. Yeni zihin dizisi başlıyoor...

2 Şubat 2022 Çarşamba

Balkan Krizi

 Rus'yanın yaklaşık sekiz yıldır Ukrayna olan sorununun devam etmesi hiç de basit bir durum değildir. 

Süregelen bu soruna AB ve ABD nin dünya kamuoyuna olan açıklamaları ile olay hakkında tarafların uzun dönem karşılıklı konuşulduğu ve anlaşmaya bir türlü varamadıkları gibi büyük bir olgu ile karşı karşıyayız. 

Olgu süreci başlangıcından günümüze adım adım ilerlediği ve bir türlü çözüm bulunamadığı göz önüne alındığında konu dünya kamuoyunun gündemine yerleşmesiyle birlikte küresel bir ekonomik kriz endişesi, uluslar arası güven ortamının sarsılmaya başladığı, ülke yönetimlerinin bu olgu etrafında taraf tutmaya zorlandıkları, önceki yapılmış bir çok antlaşmaların, kurulmuş düzenli ilişkilerin, karşılıklı ortak geleceğe dair planların bozulması veya sözlerin tutulmaması haliyle güven duyulmama, istikrarsızlık gibi risklerin oluşması söz konusu endişeleri arttırmaktadır. 

Bu olgu süreci ikinci soğuk savaş veya üçüncü sıcak savaş olma riski taşımakta mıdır ?

Soğuk savaşın nedenlerini hatırlayalım. İkinci dünya savaşının sonunda başlamıştı. 

Soğuk savaşın bitişini hatırlayalım.  Bu konu hakkında yeterince çok bilgi var.

Dolayısı ile soğuk savaş için yeni bir sıcak savaşın olması gerekmekte midir ?

Sıcak savaş olmadan da soğuk savaş ikinci aşamasına geçebilir mi ? Bu ayrı bir soru.

Önümüzdeki olgu süreci dünya kamuoyuna sunulmuş durumdadır. 

Tüm dünya liderleri başta olmak üzere yönetimler, iş dünyası, akademi, sanat ve bilim çevresi, entellektüel yazar, düşünür ve konuşurların, küresel medyayı takip eden tüm halkların bu konu hakkında düşünme, yazma ve konuşma hakkı bulunmaktadır. 

Küresel büyük sesimizle şu önemli soruyu sormamız gerekmektedir.

" Orada neler oluyor ? "

Olgu sürecine her yönü ile katılmamız ve çözümleme amacında olmalıyız. 

Çünkü üçüncü sıcak savaş ve ikinci soğuk savaş istemiyoruz !

20 Ocak 2022 Perşembe

Felsefik Serbest Düşünce, Esinti ve Çağrışımları - 13

 Bir İnsan Mitolojisi (Bir Modern Anlatı )

Yaşam Ağacı

Canlılık tüm yaşam enerjisi ile yeryüzüne yayılmaya başlamıştı. Suyun ve toprağın buluştuğu her yere milim milim ilerlemekte ve ilerlediği her santimde kalma kararlılığına, sürdürebilir olmaya çalışıyordu.

Yeryüzünde yaşam ilerler iken sınırlarına ulaştığında kendi içindeki kaos ortaya çıkıyordu. 

Canlılığın kaosu kozmolojinin temellerinden gelmekte idi. Sınıra dayanan canlılık kendi içinde parçalara ayrılıyor, birleşiyor, çarpışıyor, bölünüyor, eriyor, donuyor ve buharlaşıyordu.

Canlılık yaşamı yayamaz ise kendi içinde kaosu devreye girmekte ve temeli ile yüzleşmek zorunda kalmakta idi. 

Sınırları geçmesi için böyle olması onun kaderiydi. 

Uzun bir aradan sonra doğada bitkiler yeryüzüne hakim oldular. Bitki türü tüm yeryüzünü kaplamaya ve kuşatmaya başlamıştı. Bu tür alt kültürü olarak çok çeşitlendi. Canlılığın her türlü olasılıklarını içerisinde barındırarak gelişti ve yayıldı. Bitkiler birbiri ile rekabet içine girdiler. O kadar büyüdüler, geliştiler ve yayıldılar ki atmosfere, sulara ve karalara etki eder oldular. 

Ve dünyanın dönüşüne etki eder oldular. 

Öncelikle dünyanın dönme hızını azalttılar. Sonra dünyanın eğimini sağlayarak mevsimleri oluşturdular.

Bitkiler doğanın en canlı ucu iken oksijen oranı artmış, karbondioksit azalmıştı. 

Varlıkları tehlikeye düşmüştü. Dengenin bozulama riski oluşmuştu. Devreye yangınlar girdi. 

Oksijen, karbondioksit dengesini yangınlar ile çözerek ana gövdeler feda edilmeye tohumların çokluğu ile türün devamının güvencesini sağlamaya çalışıyorlardı. 

Yeryüzünün kaplanması, hava, su ve toprağın şekillenmesi tamamlanmıştı. Mevsim döngüsü oluşmuştu.

Yeryüzünün ilk bedensel büyümesini tamamlamış canlıları bitkilerdi.

Yaşam, ilk bedenlenmesi olarak sularda değil karada bitkiler ile başlatmıştı.

İlk hücreli canlılar yeryüzünün her yerindeydiler ama ilk bedenlenmiş canlı bitkiler idi. Sonraki oluşacak tüm bedenlenen canlılar onların etkileriyle olanaklı hale geleceklerdi.

Yeryüzünde bitkilerin hakimiyeti yayılmıştı. Yaşam merkezi haline gelmeye başlamışlardı. Bitkiler artık tüm yeryüzünü kendilerinin gelişebilecekleri tarzda şekillendirmeye başlamışlardı. Çoğaldılar, büyüdüler ve yayıldılar. Artık önlerinde canlılığın tüm oluşma, dönüşme ve dönüştürme olasılıklarını deneme için uzun bir zaman vardı. 

Canlılığın temellerindeki küçük ve en fazla miktarda olan mikrobik canlılar bitkilerin yeni dünya düzeni karşısında yok olanlar ve büyüyenler şeklinde değişime uğruyorlardı. Bitkilerin yaşama sürecini tamamlayanların üzerinden beslenen mikroorganizmalar da ayrı bir yoldan bitkilere antitez olarak büyümelerini ve gelişmelerini sürdürdüler. 

Bitkilerin yeryüzüne dağılım uzun süresinde antitezleri de büyüdü ve bitkilere zarar vermeye başladılar. Bunlar önce bitkileri kemiren mikroorganizmalar ve bakteriler idi. Onların çoğalması ile onların antitezleri de çıkması gecikmemişti. 

Bitkilerle gelişen canlılar ile bitkilere antitez olarak gelişen canlılar olarak yeryüzünde ikiye ayrılmıştı canlılığın gelişimi. 

Bitkiler ile gelişen canlılar bitkiler ile yardımlaşıyorlardı. Varlıklarını onlara bağlı olarak sürdürmeye başladılar. Bitkilere antitez canlılarda bitkilerin etkileriyle yaşayıp bitkileri tüketme üzerine gelişimlerini sürdürmekte idiler.

 Bir meyve kurdu, bitkinin hangi etkisi ile ortaya çıkmıştı. Bitki ile gelişen mi yoksa onun antitezi olarak mı. Bitkinin meyvelerinden beslenmesi kurdun bitkinin temel varlığına değil, üreme için oluşturduğu ürün üzerinde varlığı onu bitkiye antitez değil bitkinin gelişimi üzerinde ortaya çıktığını göstermektedir. Dolayısı ile meyvenin sakladığı çekirdeğe, tohuma toprak olması veya toprakla bütünleşmesini kolaylaştırması üzerine kurdun varlık görevinde olduğu söylenebilir. 

Bitkilerin yaprakları ile beslenen bir otçulu bitkilerin antitezi olarak tamamlanmış bir beden olarak öne sürebilir miyiz. Otçul eğer bir bitkiyi tümden değil de sadece yaprağını azaltıyorsa, bitkiyi ortadan kaldırma amacında olmadığı varsayımında bulunabiliriz. Belli oranda bitkinin yaprak yeterli sayısının belirlenmesinde veya miktar kontrolünü yaptığını düşünebiliriz. 

Yeryüzünün belli bir mekanında belli bir bitki sayısı ve cinsi ile otçul beslenme şekli ve sayısı arasında denge kurulabilir mi.

 Otçul tamamlanmış beden nasıl oluşmuş ve etçil bedenlerin ortaya çıkmasını nasıl sağlamıştır. 

Önce bitki sonra otçul sonrasında etçil oluştuğu birbirini takip eden gelişmeler midir. 

Bitki biterse otçul ölümü kabullenecek midir. Otçul biterse etçil ölümü veya yaşamın sonlanmasını kabul edecek midir. 

Otçulun bitkiye antitez olmadığı varlığını onunla birliktelikte devam ettirdiği savı etçilin otçulla olan ilişkisi antitezi olması şeklinde olmaktadır. Aynı türde olan etçil  otçula etkisi tür sınırlandırması üzerinedir. Dolayısı ile bir tür kendi içinde farklı cinslere ayrılmasının nedeni tür miktarının sınırlandırılması yönüne doğru ilerlemektedir. Tür ve besin miktarının dengesizleşmesi, türün, cinslere ayrılarak kendi türünü sınırlandırma veya yeni beslenme olasılıklarına girebilmektedir. 

Bir türün cinslere ayrılmasının iki aşamasını keşif ettik. 

* Kendi türünün sınırlandırılması zorunluluğu olarak . (Aynı mekanda) 

* Yeni mekan ve besinlere maruz kalma zorunluluğu olarak (Farklı mekanda)

Yeryüzünde bedenlenmesini tamamlamış tüm canlıların, bitkilerin varlığı ve ona bağımlı olarak varlığını sürdüren canlılar ve onların antitezleri biçimde oluştuğunu söyleyebiliriz. 


............


2 Ocak 2022 Pazar

Yaşam Döngüsü - 20

 Duygu ve Düşünce ilişkileri

Duygu ve düşünce hakkında araştırmalarımda ilginç bir keşif yaptım. 

Daha önce duygu ve düşünce unsurlarının kendilerine göre farklılıklarını gözlemlemiştim. 

Şimdi ise birbiri ile olan gizemli ilişkilerine odaklanarak bazı ipuçlarına ulaştım.

Duygu ve düşüncenin buluştuğu ve birbiri ile karıştığı bir alanı keşfettim. 

Felsefe düşünce sistemine,  felsefe değerlendirme aşamasına gelememiş zihinlerin duygu ve düşünce birlikteliğindeki sisli ve bulanık o yerde duygu ve düşünceyi birbirinden ayırmakta zorlandığını söylemek hiç de yanlış bir saptama olmaz. 

Benim için önemli olan bu keşfi sizlere paylaşırken acele etmeme ve merakınızı arttırma keyfini yaşamama izin verin lütfen. 

Kendi zihnimizce düşünerek yeni bilgiler keşfetmenin de bir haz olduğu aşamaya gelmiş bulunuyoruz. 

Bir konu, bir olay hakkında düşünerek çaba harcamak insan yetisinin bir gereğidir. 

Bir yemek tarifi veya yol tarifi bilgiyi almak öğrenme hazzını vermez. Bu tarz bilgiler bizleri günlük yaşantıda kısmı olarak rahatlatır. Bugün hangi yemeği yesem veya bir yere gitmem gerekiyor en uygun yol hangisidir diye düşünmek ve cevaplarını bulmak bizlere yaşantıda kalmanın ve onu sürdürmenin gereklerini yerine getirmesine hizmet eder. 

Birazdan bahsedeceğim düşüncemle keşfettiğim bilgi bir kültürel arkadaşımla bir konu hakkında konuşmalarımız sırasında ilham olarak geldi. 

Konuşmamız sırasında birden " Evraka, buldum " aydınlanmasını yaşadım. 

Bu konu hakkında öncesi düşüncelerim bulunmakta idi. Hiç düşünmediğim bir konu hakkında birden " buldum"  demek yanıltıcı veya basit bir durumdur. 

Bir konu veya olay hakkında belli bir zaman zihin alıştırmaları yapmak gerekmektedir. Sorular sorup cevap aramak gerekmektedir. 

Eğitimle verilen bilgiler insanlığın yüzlerce, binlerce yıl biriktirdiği, sakladığı bilgilerdir. Bu kadar ağırlığı ve çokluğu olan bu bilgileri gelişmekte olan beyinlerce süngerin suyu çekmesi gibi hızla öğrenmeye çalışabileceğini düşünmek pek akıllıca olmasa gerek. O nedenle tekrar tekrar verilmektedir.

Buraya kadar yazılarımı okuma sabrı göstermiş siz sayın okurlarıma artık bilgiyi sunmam gerektiğini sanıyorum. Keyifle okuduğunuzu da tahmin etmek isterdim. 

Çünkü yeni yılda felsefi yazılarımı sohbet havasında ve keyifli bir söyleyişi tarzında sunma isteğim oluştu. Artık düşünme, yazma ve konuşma aşamalarımda belli bir seviyeye ulaştığımı fark ediyorum.


Duygu ve düşünce ilişkilerini araştırır iken ilham sırasında yukarıdaki şekil zihnimde oluştu. 

Duygu ve düşünce hakkında bir çok fikir geliştirmiş ve ikisi arasındaki ilişkilerin nasıl olduğuna dair araştırmalar yapmakta idim. Araştırma kaynaklarım ve düşünme sistemim, planım şekli ise ayrı bir yazı konusudur. Önceki yazılarımda tarzıma ait bir çok açıklamada bulundum.

Duygu ve düşünce ilişkileri şemasının açıklamalarına geçelim. 

Bu şema ne anlama gelmektedir ?

(03.01.2022)

Bu şema bir bilgidir ve insan olarak bizleri yakından ilgilendirmektedir. 

Bu bilgi öncelikle felsefe ile ilgilenen bireylerin yaşamlarını düzenleme olanağı vermektedir. 

Psikoloji, eğitim, kişisel gelişim, sosyoloji, ekonomik davranışlar, bireyler arası ilişkiler gibi bir çok alan ve konuda yaşantılara bilgi ve ışık tutmaktadır.

Şema içeriğine giriş yapalım. 

Konumuz önemli olduğu için kısa bölümler halinde ve keyifli bir diyalog içerisinde günlere bölmek amacındayım. Her gün yazdıklarımın tarihini ekleyeceğim. Dizi film izleyen bedenler yanında yazı takip eden zihinleri çekmek amacındayım. 

Koyu dizi film takipçilerine sezon sonunda " Ne fikir çıkardın " diye soracak olursak onlar " İnsanlar ve olayları izledim, mekanları, eşyaları ve diğer bir çok şey gördüklerini söyleyecekler, kendi hayatlarının rutininden farklı hayatların çok çeşitliliğine keyifli zamanlar ayırdıklarını " belirteceklerdir. Onların cevaplarını felsefece  hafıza ve hayal güçlerini zenginleştirmeye çalıştıkları şeklinde çevirisini yapabiliriz. 

Şemamızda hayal gücü ve hafıza merkez olarak duygu ile düşünce arasında bulunmaktadırlar. 

Biliyoruz ki duygularımız bedenimizin duyu birikimleri ve yaşantı örüntülerinin hafızaya taşınması aşamasında ortaya çıkmaktadırlar. 

Duygu oluşumunun kaynağı duyuların ve yaşantı örüntülerin hafızada birikmesi sonrasında aynı durumların tekrarları ile hafızadan hayal gücüne, bedene ve düşünmeye taşmasıyla olmaktadır.  

Bu taşmalar bedende eylemlere yöneltirken, hayal gücünde zamana ait hafızadaki bilgilerin kullanılması yani (geçmiş, şimdiki ve gelecek) zamana ve mekana ait öngörü ve tahminlerde bulunması, kendine yarayacak bilgileri hafızadan alıp amacı doğrultusunda kullanmasıdır. 

İnsanlık tarihi boyunca hafıza ve hayal gücü duyguları güçlendirmiş, duygular insanın varlığını korumayı sağlarken sürdürme amacına hizmette yeterli olamamıştır. Beden duygu yoğunluğundan hafızadaki bilgiyi düşünme aşamasının gelişmesine doğru baskılamıştır. 

Tarih boyunca bilginin saklanması ve kullanılması hafızada düşünme yetisini geliştirmiştir. 

Bilgi o kadar çoğalmış ve hafızanın olanakları dışına çıkınca sözden  yazıya geçilmesi zorunluluk haline gelmiştir. 

Günümüzde de bilgi o kadar çoktur ki bir kişinin hafızasını buna ayırmamız olanak dışı iken  yazılarımızı ve tüm bilgileri maddi nesneler üzerinden enerji üzerine taşımaktayız.

İnsan dışında diğer canlılar varlığını korumak ve sürdürme üzerine duyu ve hafızalarını kullanmaktadırlar. 

İnsan ise varlığını koruma kısmını aşmış ve sürdürme bölümünü genişletmiştir. İnsan varlığı için sürdürme amacı zamanı genişletmeye ve uzatmaya yöneliktir. 

Buna en iyi örnek boş zamandaki can sıkıntısını verebiliriz. Boş olan ve ne yapması gerektiğine veya yapacağına karar veremeyen insan can sıkıntısı yaşar. Bu can sıkıntısı duygusu ona varlığını koruyabildiğini ama sürdürmekte sorun yaşadığının sinyalini verir. Kişi varlığını sürdürme konusunda eyleme geçmek zorunda hisseder kendisini ama hangi konuda olacağına karar verememektedir. 

Sürdürme konusunda ya tecrübesizdir (çocuklar veya gençler ) ya da bilgisiz, eğitimsiz ve amaçsızdır.

Bir de sürdürme yolları çoğaldığı ve hangisinden devam etmek gerektiği konusunda kararsızlık  ya da  zorunlu olup da sevmediği eylemlerin yapılması can sıkıntısı duygusunu ortaya çıkarmaktadır. 

04.01.2022

Birinci tarzdaki can sıkıntısına " Boşluk veya rotasız can sıkıntısı " ismini verelim.

 İkincisine ise adı üstünde " Kararsızlık can sıkıntısı "

Üçüncüsüne ise " İsteksizlik veya zoraki can sıkıntısı " isimlendirebiliriz.

Özgür insan bilgisi sayesinde boşluk veya rotasız can sıkıntısı yaşamaz, hızlı ve doğru kararı sayesinde kararsızlık can sıkıntısını hızla atlatır, iradesi sayesinde istemediği eylemde ve mekanda bulunmaz, istediği eylemi ve mekanı tercih eder.

Duygu ve düşünce ilişkileri şemamız, insanı düşünce ve eylem konusunda özgürleştirici bilgiler içermektedir.

05.01.2022 

Her konuşulan ve dinlenilen her cümlenin, sözlerin bu şemaya göre duygusal mı yoksa akılsal, mantıksal amaçla ortaya çıktığını belirleyebiliriz. 

Kendimizdeki  her türlü düşünme şeklinin, sürecinin duygularımız tarafından ne kadar etki ederek bizleri hayal gücümüz ve hafızamızı yanıltma ve manipüle etkisi oluşturduğunu saptayabiliriz.

Dolayısı ile gerçekler ile bizim arzularımız arasındaki farkın bilicine ulaşma olanağı vermektedir.

" Gerçeği benden bağımsız olarak ve olduğu gibi mi algılıyorum,  yoksa benim isteklerim, arzularım ve hayal gücümün etkisi ile mi gerçeği çarpıtıyor ve öyle mi algılıyorum. " sorusunun cevabını verebiliriz.

Burada ilginç bir durum hayal gücümüzün duyguların etkisinde iken bizlere akıl ve mantık şeklinde kendilerini gösterme aldatıcı, teskin edici, teselli edici halidir. 

Öyle bir ikna edici özelliği vardır ki edindiğimiz bir çok gerçek olmayan algımızın tam bir gerçek olduğu ve başka türlüsünün olamayacağı yanılgısına rahatça düşebiliriz. 

Saptadığımız ve karar verdiğimiz bir çok algının gerçekliğine antitezleri ortaya çıkınca veya az bile şüphe oluşunca zihnimizde, bu yeni durumu kabullenmekte zorlanırız. 

Varlığını hissettiren yeni gerçekleri sanılarımızla (hayal gücümüz) oluşturduğumuz eski gerçeklerimizle yer değiştirmesi bize sıkıntı verir. Çünkü hafızamızdaki hücrelerin bilgisi değişmesi gereklidir. Bu durum ya eski hücrenin ölmesi veya içerisinin boşaltılıp yeniden doldurulması gerekmesi gibi fizyolojik bir olay ile olmaktadır. 

 Bu etki- tepkiler düşünme aşamasına ulaşırsa ;

" Aklım bana oyun mu oynuyor, bu gördüğüme inanamıyorum, hayatta böyle bir şey olmaz, olamaz " gibi şaşkınlık sözleri yankılanır zihnimizde.

07.01.2022

Bu şemamızla Düşünce ile duyguların bağlantılarını ortaya çıkarıyoruz. 

Akılın ana unsurunun dna dan gelerek beyin organında kendini insanla ortaya belirgin bir şekilde ortaya çıkarışını, duyuların birikerek hafızaya taşınması ve hayal gücü ile tekrar bedene yansımasıyla duyguların geliştiğini, duyguların yaşamışlıklar ile tekrar hafızaya ve hayal gücünü beslediğini ve en sonunda duyu, hafıza, hayal gücü ve duygu döngüsünden akılın ve düşünmenin geliştiğini görmekte ve onu anlamaktayız.

Düşünme ilk aşamalarında belli belirsiz ve dağınık halde idi. Taşmış duyguların hafıza ve hayal gücüne olan baskısıyla oluşan düşünme şekilleri ilerleyen tarih ve insan yaşamıyla belli bir ritimle gelişmiş ve günümüz haline ulaşmıştır. 

Şemamızda akıla ve duyguya ait bir çok analiz yapabilme ve yaşantılarımızdaki etkilerini saptayabilme olanağımız bulunmaktadır. 

09.01.2022

Hayal gücümüzün günlük hayatımızdaki yeri ve etkisi büyük bir yer kaplamakta olduğunu söyleyebiliriz. 

Kimse ile konuşamadığımız ister durgun ister hareketli olduğumuz durumlarda dıştan gelen hafızamıza tanıdık gelen her türlü bilgi hayal gücümüzü etkileyip onu harekete geçirmektedir. 

Hayal gücümüzün çalışmasının temelinde kendimize göre çalışması yönüyle birlikte bizden ayrı olarak da etki-tepki refleksine göre de çalışması bulunmaktadır. 

Öyle refleksif çalışır ki mantıklı ve kurallı düşünce aşamasına iletildiğinde kendi kendimize şaşırmamıza neden olmaktadır. " Aklıma neler geliyor böyle " " Neden böyle düşünme ihtiyacım oldu " gibi sorularla bilinçli zihinler tarafından fark edilebilir.

Rüyalarımız işte hayal gücümüzün, hafızamızın, duyularımızın ve duygularımızın hakim olduğu anlardır. 

Rüya görme anında bilinç, yargı gücü, bilgi kapanmıştır. 

Rüya sırasında hayal gücümüz bilincimizin kontrolünden çıkmış, adeta hafızayı karıştırıp, duyu ve duygularımızın hizmetine çalışmaktadır. Bu çalışma bedenin ihtiyaç ve arzularının yarım kalmış tatmin ve doyumları üzerinedir. 

Uykumuz nasıl bedenimizin fiziksel olarak onarımı, temizlenmesi ve yenilenmesi üzerine ise aynı zamanda tamamlanmamış  bedensel istek, arzu ve tutkularımızın tatmini ve doyumu üzerine de çalışır rüyalarımız ile. 

Uyku aşamasındaki bedenin tatmin ve doyum çabaları bedenin fiziksel onarımı, temizlenmesi ve yenilenmesi aşamasıyla aynı da olabilir sonra da olabilir. 

Öncesi olamaz gibi. Hangimiz yaralı iken tutkularını düşünme ısrarında olabilir ki önce yarasının ilk müdahalesine odaklanır hem beden hem zihin. Yaramız iyileşirken istek, arzu ve tutkularımız devreye girer. 

Bedenin istek, arzu ve tutku odaklanması veya tutulması geçmiş yaşantılarımızla veya şu an yaşadığımız yaşantılarla hatta geleceğe dair hayallerimizle de ilgili olabilir. 

Geçen yüzyıldaki emekleyen psikanalizin geçmiş yaşantılara saplantısı, takıntısı bulunmakta idi. 

Günümüzde artık üç zamanla ilgili analizler yapılmaktadır. Geçmiş, şimdi ve gelecek. 

Bu tespitlerimizin diyalektiği yönü ile bilincin içeriğine doğru ilerliyoruz. 

Bilinç bilgiyi doğru olarak işleme, önerme ve yargı oluşturarak tutum, düşünce ve eylemleri bireysel olarak yaşantıya uyarlama yetisidir insanda. 

İnsan dışındaki canlılarda bilinç var olma ve sürdürme üzerine odaklı iken insanda değerlendirme olanak ve olasılıklar üzerinden yargı ve önermeler oluşturması, yaşantılarını da bu bilgiler üzerinden sürdürmesidir. 

O nedenle insan diğer canlılar ile sürdürme konusunda farklılaşmıştır. 

Diğer canlılar zaman ve mekan ile sınırlı bir sürdürme halinde iken insan zihni zaman ve mekan sınırını sürekli genişletmekte ve uzatmaktadır. 

Zihnimiz artık gezegen dışını algılamış evrenin temsilini oluşturmaya çalışmaktadır.

12.01.2022

Düşünce ve duygu şemamız sayesinde mutsuzluk kaynaklarını saptama ve onlar hakkında çözüm araştırma olanağı oluşmaktadır. 

Şemamız düşünce biçimlerini, duygularımızın oluşması, döngüleri ve yaşantımızdaki etkilerini de ortaya çıkarma olanağı vermektedir. 

Şemamız insan düşünce ve duygularına aracılık eden hayal gücü ve hafıza bağlantılarına bir mercek tutmaktadır. 

Gördüğümüz gibi felsefe her yönden insana insan olma özelliği olan düşünce sayesinde mutlu olma ve iyi yaşama üzerine etkili olmaktadır.

Fakat bireyin mutluluğu tek başına oluşmayıp yaşadığı çevre ve toplum tarafından da etkileri bulunmaktadır. Yani birey çevresine ve toplumuna karşı mutlu olamaz, çevre ve topluma rağmen kurulduğu sanılan her mutlu ve iyi yaşam sürdürülebilir değildir.

20.01.2022

Hayal gücümüz serbest bırakıldığında öncelikle geçmişe odaklanma eğilimine girer. Bu durum hayal gücünün hafızayı karıştırmasıdır. Geçmişe yönelen hayal gücümüz düşüncenin değil duygularımızın güdümüne ve yönetime girme eğilimindedir. Sevinmeler, üzülmeler, kızmalar ve korkular ön plana çıkmaya başlarlar. 

Hayal gücümüzün düşünce ile birlikte mantıksal olarak çalışması için daha çok şu an ve geleceğe doğru zihin tarafından bilinçli olarak yönlendirilmesi ve yönetilmesi gerekmektedir. 

Hayal gücümüzün sanat, bilim ve felsefe gibi bir çok alanda doğru işlemesi için uzmanlık alanlarıyla bağlantısını kurmak ve sürdürmek üzerine çabalamak gerekmektedir. 

Hayal gücümüzü serbest bırakmamız rotası, dümeni ve çıpası olmayan bir tekne, sandal veya gemiye benzer. Dalgaların ve rüzgarın etkisi ile nereye ve ne zaman gideceği belli olmayan bir halde hafızanın derinliklerinde, sığ sularında ve aklımıza (tahmin edilmesi zor ) gelmeyen köşe bucağında dolaşır durur. 

İşte bu hal ile hoş geldiniz rüya alemine. Bedenin geçmiş, şu an ve gelecekteki tüm yarım kalmış arzu ve isteklerine duygular yolu ile zaman, mekan karışık, duyularımızın akli algı dışında her olasılığa yorumlayabilen bir hayal gücümüz rotasız, dümensiz ve çıpasız olarak dolaşmaktadır rüyalarımızda göz görür, kulak duyar ama bilinç ortamda olmadığı için hayal gücümüz akıl yerine devralmıştır tüm saptama ve değerlendirmeleri. Farkında olmayan bizler rüyalarımızın bilinçli ve mantıklı olduğu izlenimine kapılır ve hayal gücümüzün akıl ve bilinç kılığına girdiğini, onun taklidini (Akıl öncesi ve düşüncenin oluşma yeri olması temeli ile) yaptığını anlayamayız. 

04.02.2022

Şemamıza göre hayal gücümüze yeni bir isim vermek gerekmektedir. Bu yeni isim onun yeni tanımını da içermelidir. Önce hayal yetisi olarak ele alalım. Hayal etme yetisini canlılığın etki-tepki özelliğinin gelişmiş hali olup insan zihninde son haline ulaştığını söyleyebiliriz.

Canlıda zaman ve mekan algıları

Canlı yaşamı sırasında mekanla birleşiktir. Canlı birleşik olduğu mekanda canlılığın temel ilkeleriyle hareket eder. Dolayısı ile farkında olmadan kendi hareketi sayesinde bulunduğu mekanda zamanı ortaya çıkarır. Fakat birleşik olduğu mekanda sadece kendisi hareket etmeyip başka canlı ve cansız varlıklar da hareket ettiği için zaman ve hareket mekan içinde artmıştır. 

Canlıya göre zaman (şimdiki zaman) bulunduğu mekana göre üçe ayrılmıştır. 

1. Kendinin oluşturduğu zaman. (Kendinin hareketi)

2. Yakın çevresinin oluşturduğu zaman (Canlı ve cansız varlıkların hareketleri)

3. Evrenin oluşturduğu zaman (Dünya, güneş ve galaktik hareketler)

Canlı yaşamında hangi zamanı önceleyecek, dikkate alacak, referans (sabit değer) alacaktır. 

Öncelikle kendi zamanını algılayamayacaktır. Çünkü o mekanla birleşiktir varlığını ondan bilecek ve kendinin zamanını algılayamayacaktır. Bunu algılaması için kendisini mekandan ayırması (insan zihninde ortaya çıkacak) gerekmektedir.

Çevredeki zamanı algılayacaktır. Fakat bu zamanda mekana bağlı olup değişkendir. Bu durumda canlı ancak tekrar eden çevresel hareketleri dikkate alacak ve mekandan ayrı olarak hafızasına kaydedecektir. İşte canlıdaki önce hafıza ve sonra hayal etme yetisi burada devreye girmekte ve gelişmektedir. 

Canlı en son ve en sağlam zaman algısı olarak evren zamanını algılar. Sıcaklık, aydınlık, basınç gibi bir çok fiziksel oluşlar döngüsel ve süreklidir. Ve canlı için en önemli zaman algısı budur. Çünkü varlığını koruma ve sürdürme açısından bu algı temeldir. 

Canlı için bu zaman tekrar eden ve sürekliliği olan bir zamandır. 

İnsanda zaman algısı dörde çıkmaktadır. 

Dördüncü zaman algımız hayal etme yetimizi kullandığımızda ortaya çıkmaktadır. Dolayısı ile dördüncü zaman zihinseldir. Konuşurken, düşünürken, okurken ve izlerken öğrenmeye, anlamaya, anlatmaya çalışırken diğer üç zamanı ve mekanı algımız dışında bırakırız. 

Dördüncü zaman algımızda iken diğer zamanların kontrol altında olduğuna ve bize zarar vermeyeceğine dikkat etmeliyiz. 

İstenmeyen kötü kazaların nedeni de dördüncü zamanda iken diğer üç zamanın birbiri ile çarpışma, ayrılma, dağılma, birleşme, ittirme, çekme gibi olasılıkların gerçekleşme halidir. 

Peki beşinci zaman nedir ? 

Şimdilik burada duralım. Dahilik ile delilik sınırına yaklaştık sanırım. 

Aklın bilgiye ulaşma sınırları gibi zamanın beşinci boyutu hakkında düşünme sınırına geldik. Hiç zorlamayalım. Bu konuyu dosyaya kaldırıp sonra incelemeye bırakalım. 

20.02.2022

Şemamızdaki hafıza konusuna giriş yapalım.

Hafıza nedir ? Hafıza nasıl oluşur ? Beden ve zihnimiz hafızayı nasıl kullanır ?

Hafıza konusu hakkında teknoloji zihnimizden bir adım önde görünmekte ve bu sırrını bilim yolu ile genele yaymaktan kaçınmaktadır. Bundaki amacı  bu sahip olduğu bilgiyi teknoloji yolu ile kendisini değil kullanılmasından oluşan faydalarını kullanıcılara sunmakta yatıyor. Bundan da amacı girişimciler olarak kurumsal olarak varlıklarını korumak ve sürdürmek. 

Kurumların davranış, işleyiş amaçlarının önce kültüre sonra doğaya uygunluğunun testini yapmak ve bu testin nasıl yapılması gerektiği üzerine düşünülmesi gerekmektedir.

Canlıda hafıza konusunda canlının tanık olduğu ve yaşadığı yaşantıları kendinde kayıt etmesiyle başlayalım. 

Canlı nasıl kayıt ediyor. Hafıza hakkında iki önemli nokta görülmektedir.

* Bilgiyi kaydedilen yer neresidir. Canlı bilgiyi nereye ve nasıl kaydetmektedir.

* Bilgiyi kaydedilen yerden zihin ve beden hali ile canlı nasıl alıp kullanmaktadır.

Bu konudaki gözlem, araştırma ve düşünmelerim. 

Canlının her türlü bilgiyi kaydettiği yer öncelikle  mekanlardır.

 Hafıza için mekan nedir ve nelerdir. 

Canlı için mekan içinde bulunduğu her yer, her madde ve her enerji olabilir. 

Yeryüzü bu konuda en büyük alandır, mekandır. Üzerindeki canlı ve cansız tüm varlıklar, canlı için hafıza kaydedilecek mekan alan durumundadır. 

Enerjiye kayıt etme insanda ortaya çıkmaktadır. Enerjiye bariz şekilde kayıt etmek insanda ortaya çıkmakla birlikte diğer canlılarda da bu özelliğin gelişebildiği ve hala kullandıkları olasılığını ileri sürebiliriz.

Tüm duyu organlarımız mekan ve maddelerin etkileşimleriyle bedenimizde ve zihnimizde kayıt tutmaktadırlar. Bedenin ve zihnin kayıtları ayrı özellikler taşımaktadır. Örneğin geçmiş zamana ait hatırlanan koku ve tatlar beden tarafından hoş veya kötü olarak algılanırken bu duygulanımların etkileri zihinde o koku ve tatların yaşantılarına ait resimleri imgeleri güncele taşırlar. 

Bedenimiz bilgi kaydını yaşantı olarak madde ve mekana bağlarken zihnimiz ise kayıtlarını hücresel olarak hafıza hücrelerinden alır, hafıza hücreleri tüm bedende bulunmakla birlikte bedenin mekan ve madde ile karşılaşma anında önceki duyu ve duygu yaşantılarını hatırlaması ve yeniden yaşaması sırasında zihin bedenin o an yaşadığı duyu ve duygu yaşantıları ile diğer duyu ve duygu yaşantılarını yani bedenin önceki yaşantı hallerindeki zihin etkilenimlerini şu andaki durumla birleştirir. 

Canlı bedeni içinde bulunduğu mekanda iken madde ve enerji etkilerini duyuları ile alır. Bulunulan mekanın özelliklerini, kendisinde bıraktığı izlerini bir resim olarak alır. Bu resim bulanıktır. Adeta temsil niteliğindedir. Arazinin eğimi, sertlik, nem, boşluk doluluk gibi bir çok durumları, ışığın yansımaları, çevresindeki diğer maddeler ve enerjileri  (canlı ve cansız her şey) hareketsiz birer resim olarak negatifini alır. Mekan pozitiftir, beden ve zihin ise farklı olarak negatif resim olarak alım yapar. Canlı mekanda etki- tepki sürecinin tamamlanmasından sonra artık o mekan canlı için bilinendir. Canlı o mekanda artık ilk izlenimdeki etki-tepki dikkatine yoğunlaşmaz. Ancak o mekanda değişimler olursa canlı ilk izlenimini günceller ve yeni resim oluşturur beden ve zihninde. Hafızaya alınan mekandan uzakta iken o mekanın tüm detayını içermeyen fakat kendisi için önemli olan unsurların baskın olduğu bir resim olarak hafızadan bedenin (dürtüler) veya zihnin (hazlar) ihtiyaçları yönelimi ile hayal etme yetisine taşır. Canlı temel ihtiyaçların giderilmesinin mekandaki her türlü madde ve enerji çeşidi ile olduğu bilgisini dürtüsünde taşır. Beden ihtiyacının sinyalini beyne iletir, zihin ihtiyacın nasıl karşılanacağını hafızandan önceki yaşantılar olarak alır ve bedeninin bu alınmış resim, bilgi veya uyarıcı ile eylemesini, yönelmesini sağlar. 

 İnsan dışında canlılar da bu yönelme düz ve basittir. İnsanda zihnin hafızadan aldığı bilgiler hayal etme yetisinde çok çeşitli ve karmaşık olarak ortaya çıkar. Hayal etme yetisinin çalışmaya başlaması bedenin ihtiyaçları doğrultusunda iken kültürel yaşantı hayal etme yetisinden düşünce aşamasına geçiş yapar, düşünce sürecinde kişi tür güdüsünün gerektirdiği ve kendisine verilen davranış kalıpları arasında, görgü, adet, gelenek, alışkanlıklar, kişisel tercih ve istekler içinden seçim yapar ve eyleme geçer.

İnsan dışında diğer canlılar kendileri ile mekanı ayırmazlar. Bulundukları ve hareket ettikleri mekanın bir parçası olarak yaşarlar. İnsan ise kendisini mekandan ayırır. Kendi hareketini ve zamanını algılar. Kültürel gelişmesi sırasında tür güdüsünün içinde kendi hareketi ve zamanını algılamakta zorluk çeker. 

Ta ki " Ben ve türüm" algısında kendi hareketini ve zamanını keşfeder. İnsanın hafızası mekan, madde ve enerji hakkında yaşantılarını ikinci plana atarak ilk tercihini tür güdüsü kayıtlarına ayırır. Fakat yaşamakta olduğu mekan, madde ve enerji kayıtlarını yetişkinlikte fark eder. Çocukluk ve gençlik hafıza kayıtları tür güdüsünün etkisindedir. Türünden kendisini ayırmadığı için hareket ve zamanını algılamaz. Yaşam tecrübesi arttıkça bu ayırma belirginleşir. Türünden kendisini ayırması için eğitim, öğretim ve yaşam deneyimleri kazanması gerekmektedir. 

 Toplumdaki suçların, kazaların çoğunluğu türün içinde kendi hareketini ve zamanının fark edemeyen bireyler tarafından ortaya çıkarıldığı tahmin edilebilir. Çünkü bu bireylerdeki hafıza çalışma şekli insan dışındaki canlıların kendilerini mekandan ayırmadığı gibi tür güdüsünün yönlendirmesine karşı kendilerinin farkında değillerdir. Saptamalarımız hata arama üzerine olmayıp eğitim, öğretim konusunda dikkat edilmesi gereken önemli bir konuya işaret etmektedir.

Bedenin önceki yaşamından kesitleri mekan ve maddelerden almasını zihin o önceki yaşama sırasındaki etki-tepki izlenimlerini tekrar oluşturur. Dolayısı ile geçmişe ait bilgilerin şimdiki zamanda ortaya çıkması veya çıkarılması beden ve zihnin birlikteliğinde olmaz gibi. Sırasıyla oluşması daha olasılığı yüksektir. 

 Şu an ortaya koyduğum bilgiler tamamlanmamış olup araştırma niteliğindedir. Anlaşılması zor gibi görünmesinin nedeni bende de tam ve net bulunmamaktadır. Tam da şu an düşünce ortası bir durumda bulunuyoruz. Tarih boyunca felsefecilerin yazılarını zor anlamamızın nedenlerinden biri de onların yazılarını yazarken düşünüyor olmaları ve hali ile fikirlerini anlaşılır ve net bir şekilde sunamadıkları veya o konuları bitiremedikleri yarım bırakma durumları halinde iken yazmalarıdır. Tabi ki bu özgürlüklerini yaşamaları gerekiyordu. Günümüzdeki paketlenmiş bilgi, tamamlanmış bilgi paketi, eğitim bilgi seti gibi olgular bulunmamakta idi. Yukarıdaki araştırma aşamasında ve karışık olarak sunduğum bilgilerin değerlendirilmeye ihtiyacı bulunmaktadır. 

 Bir örnek ile giriş yapalım. Bir günü bedenimize ve zihnimize kayıt edeceğimizi ve sonra onu hatırlayacağımızın planını yapalım. 

Geçmişte bir günü seçelim. Geçmişte bir gün bir arkadaşımla bir yerde buluşmuştum. 

*Geçmiş (yaşanmış)

* Bir buluşma

* Bir arkadaşla buluşma

* Bir arkadaşımla bir mekanda buluşma.

Şimdi hafızamız bu olguyu nasıl kendisinde bulundurmaktadır.

Burada güncel yaşama dair zihin beden için en önemli konu arkadaştır.

Geçmiş, buluşma ve mekan ikincildir. Türümüz içinde ilişki şekillerimiz zihin beden için birincil olması insan olarak ortaya çıkışımızın temelinde yer almaktadır. Türümüzün toplum olması zihin ve bedenin en önemli olarak kaydında bulunan bilgisidir.

Zihnimiz ve bedenimiz tüm yaşantı biçimlerini toplum bilgisi çatısı altında tutmaktadır. Her canlıda olduğu gibi tür güdüsü ( sürü güdüsü yetersiz kalmaktadır, çünkü tür güdüsü olup da sürü yaşamayan canlılar bulunmaktadır) insanda en üst düzeye ulaşmış durumdadır.

............. 

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...