10 Aralık 2012 Pazartesi

Maliyet Ekonomisi

 Maliyet serbest ekonominin temel unsurlarından biridir. Böyle olmasına rağmen maliyet kavramının hakettiği değeri ekonominin içinde yer almamıştır.

Bu kavram girişimci ile muhasebeci arasında sıkışıp kalmıştır. Ne tüketiciye ne de vergi alan devlete yansımamıştır. Emek de bu konulardan uzak tutulmaya çalışılmıştır.

Maliyet unsuru ve kavramının hakkettiği önemi tüm çevrelerce yani devlet, çalışan ve tüketici vb. olarak ele alınması ve standardının ortaya konması gerekmektedir.

Bir gıda ürünü, bir araç, taşımacılık, turizm, enerjiler, vb. tüm ekonomik işleyişlerin maliyet hesaplamasını yapabilecek bilgi, donanım ve yetki bulunmaktadır. Önce istatiksel veri olarak sonra ekonomiye yön verebilecek daha iyi ekonominin yolunu açacak çözümler olarak gelişecektir.

Bir gıda ürünün tüm ülkesel çapta maliyeti nedir ?

Bir kıyafetin, ev eşyasının maliyeti nedir ? Bu sorular özel, kişisel sorular değildir ve olamaz. Serbest ekonomi piyasasının gelişimine katkı yapacak konu var ise o da maliyet ekonomisidir.

Ekonominin temelinde olup bir türlü gündeme gelmeyen  maliyet ekonomisi hak ettiği değere ve öneme gelecektir.

Maliyetler, kârların adil( hem hukuken, hem vicdanen) ve uygun olup olmadığını belirler. Yıllık kârlarını küresel  ekonomisin zirvesinde listede olduğuyla övünen girişimcilere hepimizin bir soru sorma hakkı var.

Maliyetin nedir ?

Küresel ekonomik krizlerin oluşması bizleri maliyet ekonomisini gözden geçirmemizi gerekli kılıyor.

Maliyet önemli hale gelince, kâr oranlarının nasıl olması gerektiği konusunu gündemimize taşıyacaktır.

Maliyet ekonominin gelişmesine ve iyi yönde değişimine katkı sağlayacaktır.

Özkan Salman


3 Aralık 2012 Pazartesi

Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -4

Felsefik esintiler adı altında bir çok konuda düşünürken bir rüzgar gibi esip gelen teori, varsayım ve savlarımı sizinle yani tüm felsefeye ilgi duyan herkesle paylaşmak isterim.

İlk konum " Tekrarlar " üzerine.

Etrafımıza baktığımızda sürekli bir tekrarlar görüyoruz. Zaman ve mekan herşeyde bir tekrar var. Dünyanın kendi etrafında ve güneş etrafında dönmesi. Dolayısı ile takvim sadece yeni yıl ekleniyor. Saat, Gün, hafta, aylar ise hep aynı. Sonuna yılı ekliyoruz.

Nefes alıyoruz tekrar tekrar, süresi gelince su veya sıvı alıyoruz, yiyecekler yiyoruz. Doğuyoruz, büyüyür ve ölüyoruz. Biz bunları hep tekrar ediyoruz canlı olarak.

Tekerlek icat edilince hareket hızımız arttı. Hala onu kullanıyoruz, tekerleğin döngüsü hep sürüyor. Şekil değiştirerek önce tahta sonra demir sonra çelik şimdi de çelik jantın etrafında hava ile şişirilmiş  kalın kauçuk madde halinde. Araçlarımız hep var ama yenileniyor. Daha kolay, daha hızlı ve daha güvenilir olmaya yönelik olarak.

İcatlar, buluşlar tekrarların üzerine bir değişiklik olarak yansıyor. Sonra onlar da tekrarın bir parçası konumuna geliyor. Benimsendikçe rutinleşiyor.

Ana konuya gelelim, yaptığımız tekrarlar biz insan veya canlı olarak var olmanın koşullarıyla mücadele etmekte olduğumuzun en basit göstergesidir.

Güneş enerjisini sabit tutamıyor dışarı doğru savrulan enerji merkez çekim gücüyle geriye yöneliyor, madde ve enerji değişimleri oluşuyor çekiminden kaçan veya fırlayan ısı, ışık, radyasyon, ses, daha bilmediğimiz çeşitli madde ve enerjileri yayıyor. Güneş ve diğer yıldızlar bir tekrar, bir döngü halindeler hep.

Nefes almadan, yemeye içmeye ihtiyaç duymadan, uyumaya gerek duymadan yaşadığımızı bir hayal edelim. Gücümüzü çevreden veya kendi ürettiğimiz enerji den sağladığımızı varsayalım. Yüksek ısı farklarına ve kozmik radyasyon ve ışınlarına dayanıklı olduğumuzu düşünelim. Halimiz ne olurdu.

Yaşama amacı olmayan, ne yapacağını bilmeyen bir tür mü olurduk yoksa evreni keşfetmeye doğru uzun bir yolculuğa mı çıkardık.

Canlılık var olabilmesi ve gelişebilmesi için bulunduğu çevre şartlarının ona uygun mu olması şartına mı bağlıdır. Yoksa canlı evrendeki gelişiminin bir parçası olarak farklı noktalarda farklı koşulların oluşmasına etki eden bir varlık mı olacaktır.

Bu savıma bitkilerin atmosfere etki ederek dünyanın halini çevresindeki gezegenlerden farklı bir duruma getirmesi yönünden ulaşıyorum. Canlı ulaştığı her gezegenin şartlarını değiştirebilme veya o ortama uyum sağlama becerisini gösterebilme özelliğine sahip olabilir.

Biz insanlar artık fiziksel yapımızın değişimini sınırlayıp zekamız sayesinde çevremizin çok hızlı olarak değiştirebilme özelliğine sahibiz.

Beslendiğimiz sebze ve meyve bitkilerin kimyasal bileşenlerini laboratuvarda üretir hale gelme yolunda gidiyoruz. Şu andaki genetik çalışmalarıyla tamamiyle insan hizmetine sunulan besinler kanser testini geçmeye zorluyor.

Bir ağaç meyvesini neden üretiyor, ortaya çıkarıyor. Elma ağacına sordum ve o bana kısa ve öz olarak anlattı onu dinleyelim:

- Sevgili elma ağacı meyveni neden üretiyorsun. Kendin için mi biz insanlar için mi ?
- Kendim için üretiyorum insanoğlu.
- Meyvenin çekirdekleri yeni bir elma ağacı içinse çevresindeki besleyici maddeyi neden kapladın.
- Öncelikle çekirdeğin güvende olması ve uygun zeminin hazırlanması için.
- Nasıl bir uygun zemin.
- Meyvem yumuşayıp dalımdan düşünce toprak çekirdek için hazır ve uygun konumda olmayabilir. Çevresindeki madde sıcaktan ve sert darbelerden koruyacaktır. Zamanla meyve toprak olup yerle birleşecek ve çeğirdeğin derine toprağın altına köklenmesine yardımcı olacaktır. Meyveye gelen organizmalar çeğirdeğin bulunduğu toprağı büyümesi için daha uygun hale getirecektir.
- Biz insanlar hakkında neler hissediyorsun.
- Bana iyi bakıyorsunuz, sizden memnunum. Suluyorsunuz, buduyorsunuz. ilaçlıyorsunuz. çekirdeklerimi ekiyorsunuz. Fakat beni alıştığım mevsim normallerinden ayırmayı düşünmeniz canımı sıkıyor. Yılda bir kere meyvelerimi verirken iki üç hatta dört defa vermeye zorlamanız sonunda nasıl olurum bilemem. Sebzelere yapacağını yaptınız  şimdi de bize gözünüzü diktiniz.

Ağacın bu açıklamaları bana mantıklı geldi. Sizce de mantıklı mı ?

Yiyeceklerimizi laboratuvar ortamında kimyasal bileşenle ile yapmaya başlamamız için önce dna ve kanser ilişkisini çözümlememiz gerekiyor. Bu başarıldığında bitki ve havyanlar doğal ortamlarında sınırlı da olsa serbest bırakılacaklar. Biz insanlar aydaki laboratuvarda bitkisel ve hayvansal gıdaların kimyasal sentezlerini hazırlıyor olacağız. Dna'mız da iki sarmal değil on, yüz, bin sarmala dönüşmüş olabilir.

Evet dostlarım böylelikle uzayda bizi bekleyen nefis ve leziz gezengen, meteor ve hatta güneşcikler bekliyor olacak.

Robot olup hiçbir şeye ihtiyaç duymamayı mı yoksa  organik halde devam ederek evrenin sınırlarına doğru büyümeyi mi tercih edersiniz.

Tekrarlar bizi bu seçimi yapmaya zorlayacak gibi görünüyor.
...

30 Kasım 2012 Cuma

Bedenimiz doğada, zihnimiz uzayda

Doğal yaşam ; Bitkilerin temelinde yükselen canlılık, beslenme, varlığını sürdürme döngüsü.

İnsan bu döngüyü   durma noktasında azalttı. Bitki ve diğer canlılara hakim olup doğal hareketin yönünü kendi faydası adına yönlendirdi.

Eski insan zamanlarını düşünelim, karanlık ve bilinmedik bir çok tehlike içindeydik. Hala devam eden doğal afetler başta olmak üzere yırtıcı, zehirli ve hasta eden bir çok canlı türünden korunmak zorundaydık. Doğa ve diğer canlılar bizim için gerekli olduğu kadar tehlikelerle de doluydu.

Şimdi günümüze gelelim, doğayı ve çalışma prensiplerini öğrendik. Karanlıkları aydınlattık, tehlikeli canlı türlerini sınırladık. Artık bilinmedik ses, hareket ve görüntü kalmadı doğada bizim için.

Toplum yaşamını doğal olamayacak kadar düzenli, sakin, mutlu olma ve tüm insanların bir arada yaşayabilme olanağını oluşturmak üzerine geliştirdik. Fakat bireyler ve toplumlar arası ilişkilerde hala emekleme aşamasındayız. Doğanın etkilerini üstümüzden atabilmiş veya ona hakim olabilmiş değiliz.

Bırakın yapsınlar, bırakın yıksınlar  hala eskimedi mi ? Doğadan alınmış ve topluma uyarlanmış bir model yapısı olan bu ekonomi modelinin yeni yapılanma ve düzenlemesi gerekmiyor mu ?

ABD ve AB refahının dünyaya yayılmasıyla, sermayenin doğuya göçüyle ve ekonominin camdan kurulan komisyon, faiz, arz ve medyayı kullanarak geleceğe satılan rant kulelerinin kırılmasıyla başlayan küresel ekonomik kriz üretim ve tüketim modellerin gözden geçirilmesi gerekmiyor mu ?

Borsa, banka ve aracı kurumların çalışma amacı nedir ?

Ekonomik işleyişin düzeni içindir.

Meslekler, meslekler, meslekler...

Bir ülkenin her konudaki iyi gelişmesi meslek çeşidi ile onu yapacak insan sayısının oranına bağlıdır.

Nasıl ki bir insan mesleğini severek yaparak mutlu olabiliyorsa, bir ülkenin mutluluğu da mevcut iş ve çalışan oranının düzenlemesiyle ilgilidir.

Bunu yapabilen bir ülke var mı. Maalesef henüz yok.

İş çeşidi az, çalışmaya hazır kişi sayısı çok.

Nüfusumuz artsın, çoğalalım üç kat olalım. Dünya nüfusu 7 milyar yetmez, 25 milyar olalım diyebilir miyiz?

Üretim, tüketim, iş ve işgücü oranlarını dengelemeden bunu yapmak bir çok sorunu ortaya çıkarır.

ABD  varlığını Roma taktiğine borçlu değil mi ? Fethet, yönet, cazibe merkezi olup tüm zenginlikleri, bilim adamlarını, sanatçıları ve diğer tüm seçkin kişi ve kurumları merkezinde topla.

Biz tüm dünya insanları olarak toplum yapımızı hangi amaç ve gerekliliğe göre kurup düzenlemeye çalışıyoruz.

Tabi ki önce doğa ve onun mevcut tehlikelerine(doğal afetler, ihtiyaçların giderilmesi vb.) karşı onun içinde varlığımızı korumak ve bir arada yaşamanın düzenini oluşturmak için.

Dolayısı ile toplumsal yapımız doğal olamaz ve doğal yapısına bırakılamaz.

Dünya şu an bizim evimiz, evimiz sallandığında, ısındığında, soğuduğunda doğal yapısını kabullenecek miyiz.
Tabi ki hayır, soğuksa ısınmanın, sıcaksa serin kalmanın, sallanıyorsa eşyaların devrilmesini önlemenin yollarını arayacağız.

Dünya evimizden uzaya bakıyoruz.

Bedenimizin yönü doğaya, zihnimizin yönü uzayadır.




Kış Hüznü
Yine geldi, bir kış hüznü daha, 
Yine geldi, soğuk hüzün bana,
Karanlık, soluk günler peşi sıra,
Sular hızla, toplanma telaşında.

Güneş uzakta, solmuşçasına,
Silik ve bulanık doğmuşçasına,
Canlılık azalmış kış uykusunda,
Dünya sanki bir yoklamasında.
Özkan Salman

27 Haziran 2012 Çarşamba

Dünyanın Merkezi

Dünyanın merkezi, ortası doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan neresidir. Asya, Avrupa ve Afrika gibi üç kıtayı birbirine bağlayan veya hepsinin birleştiği yer neresidir. Zengin enerji kaynaklarının, tarihin barındırdığı en eski, en çok uzun süren ve bugüne gelmemizi hızlandıran uygarlıkların, dünyaya hakim üç büyük dinlerin merkezi neresidir.

Orta doğu'dur.

Günümüzün en karışık ve en hareketli olduğu yer de burasıdır.

Merkeze dıştan bir basınç varken, merkezden dışa doğru bir basınç oluşmuş durumda.

Tüm dünyanın gözü, kulağı politik olarak burada. Araç, maşa, piyon hareketleri de artmış durumda.

Temsilci, müşteri, sistemdaş, yandaş çekme, şekillendirme çalışmaları sürüyor. Ve bütün bunlar halklara rağmen yapılmak isteniyor.

İran ve Irak savaşını hatırlayalım. Yıllarca süren bu savaş iki ülkenin gelişimini durdurma, silahlanmaya para harcama, bir çok insanını kaybetme gibi çok kötü sonuçlara götürdü.

Bir çok hasılat rekoru kırmış sinemaları birer masalvari gibi izledik. Halbuki bu flimler bizleri dünyadaki oynanan oyunlara dikkatimizi çekmek istiyordu. "Yüzüklerin efendisi " " Avatar "  " Transformers" tabi ki kendi tarafının iyi karşısındakinin kötü olarak tanıtıldığı propagandasıyla sunularak.

Video oyunlarındaki hangi içerikler en popüler olanları ?  Tabi ki her türlü silahın kullanıldığı, tüm zamanlarda geçen savaş oyunları. Temel içgüdülerden olan saldır ya da kaç ikilemin canlı tutulmaya çalışıldığı ve gerçeği olunca da ya kayıtsız kalınacağı ya da gönüllü olabileceği tezine hazırlamak için.

Rahatlama aracı olarak da diğer temel içgüdü olan cinselliğin öne sürülmesi.

Buyrun size zombi nesilleri. Bu arada zombi flimlerinin çok seyredilmesi de korkularımızı köreltmek, kararsızlaştırmak, kendimiz ve çevremizden benzer yanlar bulunduğunu hissetmek olabilir.

İnsanın doğa içinde varolma ve gelişme çabasının araç ve silah kullanarak olduğunu göz önüne alırsak kendi sonununda bunlardan olabileceğini göz önünde bulundurmalıyız.

Bilgisayar, internet ilk ne için yapılmıştı hatırlayalım, şimdi en çok ne için kullanılıyor onu düşünelim.

Merkezden dışa savrulma ve tekrar merkeze yönelme döngüsünü izliyoruz bugün. Politik, ekonomik ve güç dengelerini merkeze yönelmesi süreci. Dünyanın merkezi Ortadoğuda buluşuyor.

Tarihteki sosyalizm denemelerinin başarısızlığı yönetimin kendini sürekli başta tutmaya çalışırken halkın özgürlüklerini kısıtlamasıydı.

Kapitalist denemelerini başarızlığı ise sosyalleşmeyi bitiren bireyselliği çok yükseklere çıkarması ve herşeyi paraya endekslemesi, geleceğini ekonomik sömürge ve savaş üzerine kurması üzerine olduğu söylenebilir. Özgürlüğe, demokrasiye, adalet ve eşitliğe çok vurgu yaparken,  halkını geleceğe dair toz pembe hayallerle, vaatlerle oyalaması. Uygulamada ise herşeyin ekonomik planlara göre yapılması. Kanun, ekonomi ve silah üçlüsünün halktan da değerli olması prensibini taşıması.

Özkan Salman




































11 Haziran 2012 Pazartesi

Dünya Seyir Defteri

Bireysel gündemlerimiz bizleri sürekli meşgul etmekte. Yapılacaklar, istekler, planlarımız, kaçınacaklarımız, kurallarımız, prensiplerimiz, hayal ve umutlarımız, alışkanlıklarımız, hedeflerimiz, korkularımız, endişelerimiz gibi daha bir çok konuyla dolu listelerimiz zihinlerimizi meşgul ediyor. Küçük dünyamızda yaşayıp gidiyoruz. Çalışmak, okumak, geliri yüksek bir meslek edinmek, kendi işini büyütmek, ekonomik olarak zenginleşmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak ve onları iyi yetiştirmek, iyi vakit geçirmek, sevdiklerimizle birlikte olmak, plan projelerle, sanatla, siyasetle uğraşmak, hobilerimiz, zaaflarımız bireysel gündemimizi belirlemekte.

Zihin şablon veya haritamız nasıl çalışıyor ?  Dünya nüfusunun yüzde doksan dokuzunun zihin haritası bireysel ilişkiler üzerine kurulu olduğunu tahmin ediyorum. Ben ve o, onlar veya şu, bu gibi kişisel ilişki temeline dayalı düşünce kalıplarıyla dolu zihinler. Tabi ki bendeniz de bu temel insani düşünce ve davranışlardan muaf sayılmam elbette. Fakat ne zaman ki bu kalabalık trafikten bir an çıkıp insanlık, dünya gündemine geçtiğim anda kendimi şanslı ve mutlu hissederim. Şimdi gelelim dünya seyir defterine; 

Dünyada neler oluyor, nereye gidiyoruz. Hangi çağda ve aşamadayız. Teknoloji, uzay, bilgi çağlarını yaşıyoruz.
İnsanlığın gelişimini en iyi değerlendirmenin yolu sahip olduğu bilgi ve kullandığı araç, sistemlerle olur. Birde Nüfus çoğunluğunun hayata nasıl baktığı üzerine olur, mutlu mu, uyumlu ve rahat mı. Yani hayatından memnun mu. 

Meşhur dizi ve sinema olan "Uzay Yolu" daki kaptan körk'ün  kayıt ederken söylediği sözler zihnimde canlılığını koruyor "Burası atılgan uzay gemisi, kaptanın seyir defteri... " sözleri kulaklarımda hep çınlıyor konu dünya olunca. 

" Burası dünya, İnsanlığın dünya seyir defteri..." şeklinde değişmiş olarak.

Biraz bireysel ve küçük dünyasından çıkıp geniş ve büyük dünya gündemine göz atıp değerlendirebilenlere, zihinlerinde yer açanlara ne mutlu diyorum.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Sürhar Olmak

Bir hayat düşünün, bir yaşam düşünün, mutlu olmayı başardığınız, acı, aksilik, kötülükleri bildiğiniz halde onların üstesinden geldiğiniz bir yaşam, onlara bulaşmadığınız ama bildiğiniz bir yaşam tarzı. Kızgınlık ve öfkenin kötü sonuçlarını tahmin edebildiğiniz, hırslarınızın sizi hatalara yöneltebileceğini kavradığınız bir yaşam.

Çok basit ve önemsiz olayların nasıl  iyi veya kötü büyük sonuçlara ulaşabileceğini tahmin edebildiğiniz bir bakış açısı, hayatın ana yolları ve çevre yollarını birbirine karıştırmadığınız, detayların içinde boğulmadığınız, çevre yolları ve patikaları genişletme çabasıyla ana yol yapmaya çalışmadığınız bir hayat anlayışı düşünün.

Zihninizdeki dünya ve evren haritalarını dondurmadığınız ve her yeni bilgiyi oluşumuna devam eden bu haritaya yerleştirdiğiniz bir zihin yapısı hayal edin. Çoğalan bilgi ve yaşantıların ana konusunu, özetini alıp sonuçlar ve kavramlara ulaşarak evreni anlama çabasını hayal edin.

Hayatı, yaşamı evrende olup biteni anlama çabası sürhar olmayı gerektirir. Sürhar olmak, insanın varolma bilinciyle, yaşam ve hayatın evren kanunları içindeki çıkmazları açma çabasıdır. İnsanın yaşamasını korumaya çalışırken diğer insan, canlı, madde ve enerjiyle olan ilişkisini değerlendirmesi ve anlamaya çalışıp kendi yararına yeni bilgi, araç ve düşünce geliştirmeye çalışmasıdır.

Sürhar olmak, bir insanın tüm yaşamı boyunca her türlü ruhsal ve fiziksel çarpışmaları, engelleri, sorunları, kazaları, tüm olumsuzlukları en iyi ve en uygun şartlara dönüştürme, iyileştirme, uyumlaştırma çabasıdır. Hem kendisi için hem diğer tüm insanlar için. Gücünü var olmasından alır, bilmesinden alır, tecrübesinden alır, öğrenmesinden alır, enerji ve maddeyi tanıma ve onu kullanma bilgisinden alır.

Sürhar olma bilinciyle yaşayan bir insan : Ruhsal ve fiziksel olarak insan, hayat, yaşamın var olması ve ilerlemesi adına ve yararına çarpışmaların, her türlü engellerin oluşmamasına özel bir çaba göstermesidir.

Trafikte dikkatli olmak gibi  bir yaşam, kazalara karşı uyanık olma hali.

Bizler insanlar olarak yolları neden yaptık ? Taşımak ve ulaşmak için değil mi ? Bir yerden bir yere hızla varmak için değil mi ?

İnsan olarak hayatımız doğumdan ölüme yaşamak üzerine kurulu olduğuna göre, doğumdan başlayan ömür yolculuğuna iyi devam ederek iyi bir insanca yaşam yaşamalıyız.

Sürhar olunuz, olalım hep birlikte...  

4 Mayıs 2012 Cuma

SÜRHAR

Türkçeye yeni bir kelime olarak "sürhar"  kelimesini ekleme ihtiyacı hissetmem bir oluşumu, bir hareket tarzını, bir fiili farkedip onu tek bir kelime ile günümüz türkçesinde açıklayacak uygun kelime bulamamamdandır.

Sürhar kelimesini açıklamaya yakın olarak "sürtünmesiz hareket" kelimelerinin kısaltmasından, sür-har şeklinde belirledim.

Sürhar için  sadece sürtünmesiz hareket demek onu açıklamak adına basit ve kolay görünse de detaylı ve geniş anlamı ise bu kelimenin önemini ortaya koymaktadır.

Sürhar bir canlının, maddenin ve enerjinin evren içinde engelsiz, sürtünmesiz olarak ilerlemesi veya döngü içinde olmasıdır. Örneğin dünyamızın kendi etrafında ve güneş etrafında dönerken bu hareketini engelleyecek herhangi bir engel ve sürtünme ile karşılaşmaması, bir ışığın ilerlerken aynı şekilde sürhar hali, durumu, ilerlemesi, bir topacın veya hacı yatmazın sürhar hali ile doğal durma sürecine ulaşması yani bir dış engel ve sürtünmenin doğal hareket değişimine etki etmemesi, kozmik ve güneş ışığının madde içinden geçerken sürhar olması, şeklinde tanımlayabiliriz.

Teğet geçmek, çarpmadan ilerlemek, engelsiz dönüş, ilerlemek gibi bir çok tanım ve olayları bir kelime, bir fiil olarak doğa kanunları ve insan açısından bazı olguları açıklamak için oluşturdum.

 Sürhar bir hareket şekli ve tarzını açıklamaya yönelik olması bakımından fiilsel bir kelimedir. Bilimsel ve felsefik açılımlar, açıklamalar yönünden ise bir tanım olabilir.

Sürharın insan hayatı için anlam ve önemini teşhis ve uygulama önerisi olarak bir sonraki yazımda geniş olarak yer vermek istiyorum.



30 Nisan 2012 Pazartesi

Baharın Düşündürdükleri

Bu gün 29 nisan 2012 tarihinde İzmir Kemalpaşa Vişneli Köyüne iki dolmuşla geziye gittik. 

Bu bahar atmosferinde yürüyüşe geçtik. Köyün toprak ve iki tarafı bahçelerle dolu yolundan yüksek bir tepeye doğru sakin ve rahat şekilde yürüdük. 

Dağın içinden gelen gür ve temiz su kaynağında mola verdik. Şehrin kalabalık, gürültülü ve kirli atmosferinden uzakta olmanın nasıl bir etki yarattığını bir kez daha hatırladık.


Bu doğal ortamda su ve kuş seslerinin kulağımıza, bitki, börtü böcek, toprak ve gökyüzünün genişliği gözümüze hakimdi.


Bilgilerin durulmuş bir zihinde kendini basit ve kolay ortaya serme prensibiyle su kaynağın başında bir an dalıp insanlığın öncesinden günümüze nasıl bir yol katettiğini tekrar düşündüm.


İnsan fiziksel ve ruhsal donanımlarıyla aynı insandı. Ulaşım, haberleşme, inşaa etme, savaş gibi bir çok konuda araç ve sistemlerimizi geliştirdik. Kendimiz aynı kaldık. Bilgimiz gelişti.

 Beynimizin çalışma kapasitesini arttırdık geliştirtiğimiz araçlar sayesinde. Araçlarımızın gelişmesine rağmen fiziksel yanımızın aynı kalmasını telafi için süper kahramanlarımızı çizgi romanlarda ortaya çıkardık. Süpermen, Batman, Örümcek adam, Hulk, gibi.


Canlılık; madde ve enerjinin bitmek tükenmez dönüşüm, değişim ve tekrarlarıyla evren kanunlarının bir sonucu mu yoksa bir devamı mı ?
Bizler şu an gördüğümüz uzak yıldızların geçmişini görüyorsak, şu an uzaklarda olup da bizim göremediğimiz halde bizim geçmişimizi seyredenlerin olasılığı bulunmakta mıdır ?


Canlı ve insan olarak gelişimimizin bize fayda sağlaması gerekirken kendimize zarar verme eğilimine girmemiz yeni ve mutlu günlere ulaşmamızın öncesi denemelerini mi içermektedir yoksa farkında olmadan içimizdeki bilgi bizi uzaya itme davranışına mı doğru yönlendiriyor veya  bütün bu çabalarımız sisifos efsanesinin, bir kıvılcımcasına  yanıp sönen bir ateşin, bir absürt kültürünün yansımasına mı götürecek.


Yüzyıllarca yaşanan tüm insanlık tarihini yaşanmışlık olarak büyük ve uzun olmasına rağmen, bir bilgi olarak nasılda küçültüp, özetleyebiliyoruz. Bedenimizin uzun bir süreçte yaşadığını zihnimiz bir an ve sürede çözümleyip kısa hale getirebiliyor. Evet; Bilmek, Bilmek Bilmek...


Gezi grubumuz,  yürüyüşünü geri dönerek tamamladı. Köy evinin bahçesinde güzel bir yemek yedikten sonra hoş sohbet ederek baharın gelişini, doğanın canlanış sevincini içimizde yaşadık.
Şehre dönerken bir kenara bıraktığımız yapılacaklar, edilecekler listelerimizi zihinlerimizin ön planına yerleştirmeye başlamıştık bile.
Barışın bittiğini gören ve savaşa doğru ilerleyen korku, öfke ve zafer hırsı duyguların birbirine karıştığı kalabalık bir ordunun askeriymişçesine şehre doğru ilerliyorduk.


Basitlikten karmaşığa, öncesinden sonrasına,  azlıktan çokluğa, yalnızlıktan kalabalığa gidercesine gidiyorduk şehir yolunda, üzerimizde tatlı bir yorgunluk ve doygunluk içinde.


22 Nisan 2012 Pazar

Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -3

İnsan doğumuyla fiziksel ve ruhsal olarak temiz olarak dünyaya gelir. İçindeki temel güdüler bile yalın, basittir. Temel ihtiyaçları olan hava, su, beslenme, uyuma gibi davranışlarını otomatiğe almıştır. Düşünmesi gerekmez iç haznesinde bir adeta bir refleks gibi saklar.

Evrene yani dünyaya ve yıldızlara bakıyoruz. Her yerde madde ve enerji bir hareket ve dönüşüm içinde, evren kanunlarının hapsinde parçalanıp birleşiyorlar, patlayıp evrene savruluyorlar. Işık, enerji, madde olarak evrenin her tarafına yayılıyorlar. İçinde sürekli bir patlama, birleşerek ayrışma yaşanan bir ortam sürekli sabit kalabilir mi   evreninde hızla genişlemesinin altında içinde bulunduğu bu fazla enerji ve basıncı dışarı doğru savurması bulunabilir.

Madde ve enerjinin hareketi evrenin sabit kanunları çerçevesinde hareket edebilir. Bir yıldızın oluşması ve sönmesi, patlaması, gezegenlerin oluşumu, çarpışmalar, kuyruklu yıldızların göktaşlarının hareketleri hep bu kanunlar çerçevesinde ve yolunda olur.

Biz insanlarda bu kanunlara göre hareket edebiliriz yönümüzü, hangi araçları kullanacağımızı, neler yapacağımızı kendimiz karar veririz. Öyleyse, evren kanunları kaderimiz, kendi seçimlerimiz ise özgürlüğümüzdür. Bu kanunlara uyup uymamak elimizde olmayıp zorunludur. Bize tanınmış hak ise hareketimizin yönü ve şeklidir.

Bir yanımız madde bir yanımız enerji bolluğunda iken hala bunları kullanma konusunda şu an emekleyen bir çocuk gibiyiz günümüz insanları olarak. Yap boz oyuncaklarımız gibi oynuyoruz her şeyle tüm canlılar, maddeler, enerjilerle; yaramaz bir çocukcasına.




17 Nisan 2012 Salı

Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -2

İnsan olarak çağlar boyu açmazlarımız oldu. Önce doğada bir yem olmaktan kurtulduk yani av, sonra doğadaki varolma şansımızı bilgi ile artırdık. Doğal afetlerden, büyük, küçük ve mikroskobik yırtıcı düşmanlarımızdan kurtulmayı başardık. İnsan nesli olarak diğer canlı ve cansız herşeye hakimiyetimizi sürdürür olduk.

Canlılığın en temel iç güdüsü olan, hayatta kalma ve varlığı sürdürmeye yönelik içgüdüsel davranışlardan toplu yaşamanın kurallarına geçerken her türlü alet, araç kullanmamız bizi dünyaya uyumu ve yaşamayı çok kolaylaştırdı. Merkez nüfuslarımız diğer nüfuslarımızı merkezden dışarıya doğru ittikçe kazanılmış bilgilerle göçler yapılarak yeni toplum ve düzenler oluştu. Sürekli bir nüfus hareketi ile tüm dünyaya yayıldık.

Farklı yerlerde yaşayan nüfuslar birbiriyle bir çok nedenle savaştı. Kadın, toprak, hazineler, vb. Çiftçiler, avcılar, Tanrı krallar ve rakipleri olan köle, büyücü, savaşçı kavimler. Tanrı krallar 1500 yıl gibi uzun süre insanları birer kul ve köle olarak yönettiler. Yönetimin en acımasız ve kötü olduğu firavunlar tarihidir bu.

Uzakdoğuda yüzlerce din ortaya çıkar ve birlik haline gelemez. Çünkü karışık ve mitolojik bir çok masal destan içerir. Ortadoğuda dünyaya hakim olacak üç büyük din ortaya çıkar.

Artık insanları bir arada tutabilecek olan sadece ırklar değil dinlerde oluşmuştur.

Günümüzde hala insan olarak dünyada çoğunluğuz ve hakimiz. Doğanın dizginlenemez felaketlerine karşı önlemler almaya çalışıyoruz. Mikroskobik yırtıcılar karşımızda, içimizde ve çevremizdeler. Onları yok edemeyiz çünkü doğanın dengesini koruyorlar. Bizlerden sayı olarak çoklar ve öldürücüler. Uygarlığımızın zayıflamasını sabırla bekliyorlar, tabiatlarında bu var zaten.

Bizleri hala üç önemli olgu meşgul ediyor. Savaş, nüfus ve inanç.

Savaş, canlılığın tabiatında var. Var olma savaşıyla başlıyor hakim olmaya doğru ilerliyor.
Nüfus, var olmayı belirleyici en önemli etken. Az isek çoğalmaya çalışıyoruz, Fazla isek merkezden dışa itmeler yaşanıyor, Çok isek savaş, kargaşa, kaos gibi olumsuz herşeyi ön plana taşıyoruz. Kontrol edilemez, önü alınamaz duruma geliyoruz.
İnançlar, zaten kalmamış olan ırkların birleştirici görevini evrene taşımaya kararlı bir birlikteliğin son hali.


7 Nisan 2012 Cumartesi

Bahar Yorgunluğu

Kapalı, soğuk ve yağışlı bir kış ardından yine bir bahar mevsimi geldi.

Kışa ait hava basıncı yavaş yavaş azalmaya başladı.

Vücudumuz kışın basıncında kurtulmaya başlarken üzerimize bir yorgunluk basmakta.
İşte bahar yorgunluğu, kışın basıncı ve soğukluğundan kurtularak yeni sıcaklık ve basınca göre vücudumuzun kendini ayarlama çabası diyebiliriz. Kışın serinliğinde vücudumuz için nefes almak kolayken baharda nefes almak için biraz çaba harcamamızın gerektiği güzel bir örnek sayılabilir.

Yaşlarımızın ilerlemesiyle dikkat etmemiz gereken iki önemli refleksimizi de hatırlatmak isterim bu arada. Birincisi yutkunma, diğeri ise göz kırpma. Yutkunma, solunumu kolaylaştıran nem oranını düzenleyen bezlerin sıvı üretmesini, göz kırpma ise göze ve beyne kan akışını kolaylaştırmayı sağlamaktadır.

Baharın ilk günleri olan bu dönemde bitkiler basıncı sıcaklıktan önce algılayıp yaprak ve çiçeklerini açmaya başlıyorlar.

Özkan Salman

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...