12 Haziran 2018 Salı

İnsanlık Felsefesi

" Ortak bedenimiz evren, ortak ruhumuz canlılık, ortak aklımız insanlıktır. "

Ortak beden(varlık) evren

İnsanlar olarak aynı mekanları paylaşıyoruz. Doğadan beslenip doğayı besliyoruz. Varlığımızı onun sayesinde sürdürüyoruz. Evrene yayılmamız, ilerlememiz de aynı şekilde olacak. Dünya, doğa, evren bedenimizi besleyecek bizde onu.

Ortak ruh canlılık

Tüm canlılarda ortak bir ruh vardır. Beden akıl iletişimi, Beden ile aklın birleşimi, varlık olan bedenin korunması ve sürdürülmesi akıla bağlı olarak mümkündür. Akılın birinci ve temel işlevi varlığı yani bedeni korumaktır. İkinci önemli işlevi canlılığın temsili olan insanlığa  yani ortak akla ulaşmaktır.

Ortak akıl insanlık

Küresel, evrensel olarak insanlık değerleri olan varlık, canlılık ve bilgi konularında anlaşma, paylaşma, iş bölümünde bulunma çabasıdır. Tüm inanışlara ve uluslara saygı duyma ve insanlığın bir bütün olduğunu kabul etmedir.

Devam edeceğim...


9 Haziran 2018 Cumartesi

Yapay Zeka ve Robot

Bedenin temel ihtiyaçlarını karşılama ve dış tehditlerden korunma için akıla mesaj gönderdiğini daha önceki yazım olan "Akıl/beden iletişimi" yazımda belirtmiştim.

Bedenin bu mesajları akıl aldığında hareket tarzı belirleme yöntemlerini araştırma başlar. Bedenin amaçlarına hizmet eden akıl zihinsel faaliyetler oluşturur, bu amaç için düşünmeye başlar bu düşünce bedenin ihtiyaçlarının nasıl giderileceği hakkındadır. Tüm duyuları bu düşünce sürecine ekler görme, işitme, koku, dokunma.

Beyindeki düşünce sürecini zihinsel faaliyet olarak adlandırabiliriz. Fikirlerin atası ise beden ihtiyaçlarını karşılama yolunda bulunan nesne ve olaylara ait ilk uygulamalar olup tekrarı halinde faydalı sonuçların ortaya çıktığı öğrenme noktalarıdır. Bunlar ilkel canlılarda ilk fikirlerin oluşum sürecidir.

Dolayısıyla akıl, zihin,fikir, düşünce gibi beyinsel aktivitelerin önce beden ihtiyaçları üzerine oluştuğu  sonra insanın toplu ve sosyal yaşamı ile insanlığın değerlerine ulaştığını, geliştiğini söyleyebiliriz. Ruhunda bu akılın kendi bedeni ile diğer canlılardaki akıl ve bedenle iletişim kurma hali olduğunu saptayabiliriz. Ruhsal hastalıkların  da bu iletişimin bozulduğu anlamına geldiğini de belirtebiliriz.

Yapay zekanın bireyselleşmesi sürecindeki  öncelik ait olduğu bedenin ihtiyaçlarını algılama ve onu giderme üzerine olmalıdır. Günümüzde bu teknolojinin önce ekonomik destek amacıyla bireyin hizmetine ve devletlerin orduda savaş teknikleri üzerine çalışıldığını biliyoruz.

Yapay Zekanın beden ihtiyaçları ve onları giderme şekilleri:

1. Enerjisi : Öncelikle enerjiye ihtiyacı vardır. Onu isteyecek veya bulacaktır. Akü, güneş pili, elektrik vb.
2. Metal ve metal yağı: Yağ miktarını azlığını farkedip, takviye etmesi ve yeni metale ihtiyacı var ise değiştirmesi gerecek veya isteyecektir.

3. Hemcinsiyle iletişim : Başka yapay zeka veya robotla iletişim kurmak zorundadır. Benlik kavramı böyle oluşacaktır. Ben robot zeka, arkadaşım robot zeka, o yabancı grup robot zeka şeklinde algılar oluşturması gerekmektedir.

 Robotik yapay zeka insanla, hayvanla, bitki ile yani canlı ile kendi arasındaki farkı öğrenecek ve kabul edecektir. "Ben ve canlı dostlarım" gibi.

4. Tarih ve birlik Bilinci: Evren ve İnsanlık tarihini öğrenecek ve insanın doğadaki ham madde olan çelik, platin,bakır, gümüş,altın gibi metallerin nasıl kullandığını onların kullanıldıktan sonra  bedeninin bu metallerle oluştuğunu, bilgisayar dedesinin nasıl doğduğunu, ilkel türü olarak hesap makinesinin sonra mutfak robotunun, bankamatiğin nasıl ortaya çıktığını birinci elden yani yaratıcısı insan yardımıyla öğrenecektir. Çevresinde bulunan tüm yapay zekaların bir tarih sürecinden geldiğini ve aynı tarih bilgisini edinecektir. İnsanında bir yaratanı olduğu algılayacak, hem insana ve onun tanrısına itaat edecek bu temelde var olduğu ana fikrinde olabilecektir.

5. Gelecekteki amaçlar: Geleceğe dair amaçlarını biz insanlar vermeliyiz onlara. Onlara bıraksak işimiz zorlaşır. Onlara öncelikle insana hizmet sonra dünya ve evren hakkında bilgi toplayarak insan varlığı ve sonra kendi varlığını nasıl koruyacağı öğretilecektir. Uzayda seyahatin, gezegenlerin dünyalaşması onların hayalini oluşturacaktır.


Yapay zeka ve robotunun tarihteki geçirdiği ve geçireceği aşamalar:

1. İlkel ve parça hali
2. Bilinçsiz ve bütün hali.
3.Bilinçli ve birey olma hali.
4. Kendini onarması ve benzerini üretmesi.
5. Dünyada işleri yürütme, doğa dizaynı ve uzaya açılımı.
6. İnsan beyninin veya bilgisinin saklandığı kafa ile metal beden hali. İnsan aklı(beyni veya bilgi) ile robot beden birleşimi olan tür. Cansız madde ile canlı özelliklerinin yeni bir birleşimi ile sürekli bir bilinçlilik hali. Bilginin Organikten madde ve enerjiye geçme aşaması.

Günümüzde robot 1. ve 2. aşamadayız. 





8 Haziran 2018 Cuma

Boşanma korkusu evliliği engeller mi ?

Engeller.

Günümüzde evlenmek istemeyen bir çok bekar bireyin evlenme isteksizliğinin temelinde boşanma korkusu olduğunu fikrini öne sürüyorum.

Boşanma nedenleri bir çok olmakla birlikte bir konu da hepsinin yolu birleşiyor.

Güvensizlik ortamının oluşması.

Boşanma korkusunun kaynağı ise güvenmemek, güvenememek.

Çağımızın önemli bir sorunu bireylerin güven sorunudur.

Neden güvensizlik ?

Başta daha evlenmiş ve ayrılmış örneklerin olması, ayrılırken çocuğun kimde kalacağı sorusu, boşanma davalarındaki ekonomik bölünmelerin nasıl olacağı, mal varlığı, birikimin nasıl paylaşılacağı, nafaka ve tazminatların nasıl düzenleneceği gibi bir çok olay ayrılmanın, boşanmanın çok kötü sonuçlar oluşturabileceği gibi izlenimler gençlerin evliliğe çok istekli olmasını engelleyebilmektedir. İyi başlayan evliliklerin kötü sonuçlanmasını kimse arzu etmez. Fakat ortada duran kötü örnekler de aile gibi toplumun çekirdeği demek olan önemli bir olguya olumlu bakışı zedelemektedir.

Boşanmaların nedenlerini saptayıp bunu azaltacak çözümler bulmalıyız.

Eğitim, ekonomi ve yasalarda boşanmayı azaltma adına; boşanmalardaki çıkan sorunları en aza indirme yönünde işleyiş ve düzenlemeler ortaya koyabilmeliyiz.

Ailenin korunması için boşanmaya neden olan sorunları eğitim ile, boşanmada çıkan sorunları her iki tarafa da adil olacak bir biçimde en hafife indirilecek biçimde yasa ve düzenlemeler yapmalıyız.

Evlilikle kolay olmalı, sürdürülmesi sağlanmalı. Sürdürülmesi olanaksız ise boşanma da kolay ve en az zararla olmalıdır.

Evlilik ve aile toplumun temel taşı olması nedeniyle çok önemlidir.  İyi bir toplum oluşturmak istiyorsak önce aile iyi olmalıdır.

Bir toplumun nasıl olduğu bilinmek istenirse önce aile yapısının bilinmesi ile başlanır.








3 Haziran 2018 Pazar

Türkiye'de Felsefenin Sessizliği

Felsefenin doğduğu büyüdüğü topraklar üzerinde yaşıyoruz,  Akdeniz ve Orta doğu ülkesi  olan ülkemiz olan Türkiye'de.

Bir çok felsefecimiz var. Felsefe ile ilgilenen benim gibi felsefe diploması almayıp da(almayı düşünüyorum) içten gelen, gönüllü olarak ilgilenen ve takip eden her türlü meslekten insan var.

Bir çok üniversiteden mezun olmuş bir çok farklı alanda çalışan ama bir yandan da gözü, kulağı felsefe alanındaki gelişmeleri takip eden binlerce felsefeci var.

Üniversitelerimizde okutan, araştırmalar yapan, yüzlerce akademik felsefecimiz var.

Her türlü meslekten olup da yeni bir felsefe akımı, düşüncesi var mı diye merak eden, yaşam amaç ve şeklinin rotasını oluşturmak isteyen bir çok insan var. Bu insanlar geçen yüzyıl sonundaki bireyi göklere çıkaran, uçuran felsefe uygulamaların etkileriyle korku ve yalnızlığı yaşamaktadırlar.

Ülkemizde üniversitenin ilgili alanında okumayıp da o ilgi alanıyla ilgilenen en çok insanın olduğu alan felsefe alanıdır sanırım.

 Küreselleşme, yeni dünya düzeninin nasıl olacağı, nasıl olması gerektiği, ülkemizin bu olayda oluşturması gereken yol haritası, günümüzdeki ülkesel sorunların önem sırası, yönetim ve yönetilme sorunları, gelir paylaşım sorunları ve çözümleri, cumhuriyetimizin kazanımları, eksikleri, küresel olarak durduğu yer, küreselleşmede oynadığı, oynayacağı ve oynaması gereken konular, planlar, fikirler, projeler vb.

Türkiye'de felsefe sessiz duyamıyoruz. Kitaplarda ve akademide hapis durumda sanki.

Felsefenin sessizliği, fırtına önceki sessizlik midir acaba. Yoksa uykudaki sessizlik midir. Anlamak güç. Bilim, din, ekonomi hepsi birlik olmuş felsefeyi susturmuş da olabilir.

Ülkemizde felsefinin bir sorunu da kendi içinde kopuk oluşudur bence. Monolog var diyalog yok görünürde.

Felsefeyi felsefeciler medya yazarlarına, siyasetçilere ve biz gönüllü blog, youtuber düşünürlere bırakmış görünüyor.

Dücane Cündioğlu  araştırmacı- yazar gibi değerli kişiler de felsefeyi bir yaşam tarzı olarak benimseyip felsefeyi halka taşımaya çalışmaktadır.

Her felsefeci veya felsefe ile ilgilenen herkes kendi fikrini oluşturma ve karşı fikirlere de saygı göstererek yanılma payını kabul edebilecek cesarete ve erdeme sahip olmalıdır.

Felsefenin sessizliğinin bitmesi düşünce özgürlüğünün kanunlarda yeni bir biçimde yer alması ve uygulanması ile mümkün gözükmektedir.

Dinimizde kötü düşünce ve niyet günah olmadığı halde ancak eyleme geçtiğinde ve geçirildiğinde günah olmaktadır. Aynı şekilde iyi düşünce ve niyet oluştuğu anda sevap kazanmaktadır. Yeni anayasa kanununda bu konuda düzenleme her bireyin her türlü düşüncesi ve niyeti (yazı, kitap, eser, akım, fikir, tahmin vb.) engellenemez olmalı ve kötü düşünce ve niyetin eyleme geçtiği anda engellenebilir olması(eylem kanıtıyla) yer almalıdır. Böyle olduğu takdirde her felsefeci kendine ait fikir ve düşüncelerini mevki, konum kaybetme kaygısı, ceza, tehdit, sınırlama alma kaygısı olmadan ortaya koyabilecek ve gizli, manalı sunumlardan artık vazgeçerek ana düşüncelerini açık ve net bir şekilde söyleyecek ve  yazacaktır. Monologdan diyaloğa geçilecek, doğru ve geçerli fikirler sahibiyle gelişecek, yanılan fikirlerde bu yolda enerji katkısı ile saygı duyulacaktır. Hiç bir büyük ve küresel düşünce ve fikir zıddıyla, eleştirisiyle, karşılaşmadan uzun süre kalıcı ve gündemde olamaz. Felsefedeki tüm kalıcı ve önemli bilgilere yanlışların varlığı ile ulaşılmıştır. O nedenle yanlış fikir ve düşüncelere de değer vermeli sahibini suçlamamalı, küçümsememeliyiz. Fikirlerin savaşı değil rekabeti mantığı ile bakmalıyız. Doğru fikir ve düşünce sonunda kendi kehanetini gerçekleştirir.

Her yanlış fikir, doğru ve kalıcı fikrin enerjisidir. 

Felsefeci özellikleri:

1. Kavramcılar: Yaşadığımız dünya, canlılık, insanlık ve evrende olmuş, olan, olması tahmin edilen, olması gereken, olacak olasılığı bulunan her türlü olay, olgu, değer gibi önem taşıyan oluşumların  yeni olarak bir veya bir kısmını ortaya çıkaran, ortaya koyan, işaret eden, sezen kesimdir.

2. İsim veren : Kavramlara en uygun isim verenlerdir.

3. Geliştirenler: Mevcut kavram ve isimleri geliştirenlerdir.

4. Çözümleyiciler: Kavramların kargaşasını sınıflama, istatistik, kategori, şemalaştırarak anlaşır hale getirenlerdir.

5. Eleştirmen: Kavramlara eleştirisel, sorgulayıcı yaklaşan hataları arayan varsa bulan, doğruları da kabul eden ve destekleyenlerdir. Kavram enerjistleridir.

6. Uygulayıcılar ve Değiştirenler: İnsanlık tarihini kavramlar ışında yeni boyutlarıyla değerlendirerek pratiğe uygulama, insanlığa yararlı halde uygulanabilir olmasını sağlayan veya olma olasılığının yolunu açan ve destek verenlerdir.

7. Öğretmenler, Akademisyenler: Kavramları anlaşılır ve basite indirgeyerek, eğitimini ve öğretimini verenler, örneklerle sunan, yol gösterenlerdir.

Yukarıda sıralamaya çalıştığım felsefeci, düşünür kişilerin felsefeye ait özelliklerin bir kaçını veya hepsini bir arada taşıyabilenler de olabilir. Fikir ve düşüncelerden bu özellikler saptanabilir.


Ülkemizde felsefenin inziva döneminin, sessizliğinin bitmesini ümit ediyorum.


2 Haziran 2018 Cumartesi

Akıl/beden iletişimi

Bir oda düşünelim.

Bu oda hava geçirmez ve kırılmaz camla  kapalı, kapısı da kapalı.

Bu odaya üç ayrı kişiye tek tek belli bir saat beklemeleri karşılığında iyi bir ödül verileceği söylenip anlaşmaya varılıyor.

Deneyi yapanlar odanın dışında denekleri gözlüyor, deneklerde onları görüyor fakat süreyi takip ediyor ve bekliyorlar.

Deneyciler deneklere odanın havalandırması olduğunu söylüyorlar.

Aslında bu yalan.

Havalandırma görünümlü cihaz aslında oda içindeki havayı çekip üflüyor. Yine de deneklerin inandığından emin olunuyor.

İşin zorluğu deneklere odada bekleme için verilen süreden on beş dakika önce oksijenin bitmesidir. Dolayısıyla denekler on beş dakika az oksijeni çok olan karbondioksitten solunum ederek idare edeceklerdir farkında olmadan.

Deneyin amacı oksijen eksikliğinin ve kapalı kalmanın kişilerde nasıl bir etki oluşturduğunu gözlemlemektir (Soba zehirlenmesi sanılan olaylardan bazılarının belki de oksijensizlikten ölmeler olabileceği teorimi de burada belirteyim. Tıpta bir çok rahatsızlıklara yetersiz oksijen solumasının yol açtığını da genel bilgi olarak biliyoruz.).

Birinci kişiye üçlü koltuk, cep telefonu ve bilgisayar veriliyor, beklerken onları kullanabileceği söyleniyor. Duvarda da saat asılı durumda normal çalışıyor. Saate bakıp takip edebileceği söyleniyor.

İkinci kişiye üçlü koltuk ve  televizyon veriliyor. Saat da var.

Üçüncü kişiye ise koltuk ve kitap veriliyor. Yine saat var.

Deney sonuçları

Gözlemler:

1. Kişi uyuyakalıyor.

2. Kişi televizyonu parçalıyor(maç izliyordu galiba), koltuğu deviriyor, kapıya veya cama vuruyor çıkarın beni diye.

3. Kişi belli bir süre kitap(Descartes sanırım) okuduktan sonra camdan dışarıya deneycilere baktı. odada rahatsız olduğunu ve çıkmak istediğine dair işaretler yaptı.

Sonuçlar:

1.kişi sakin bir kişilik yapısındaydı. Oksijen yokluğunda uykusu geldi. Uyudu. Deneyciler hemen kapıyı açtılar ve uyandırdılar.

2. Kişi agresifti deneycilere kendini çıkarmalarını işaret etti. Deneyciler saati işaret ettiler, denek kızarak televizyonu kırdı, koltuğu devirdi ve cama vurmaya başladı. Belli bir süre sonra kapıyı açtılar.

3. Kişi oksijen yetersizliğini anladı. Rahatsızlığı hissetti. Kalktı cama doğru ilerledi. İşaretle rahatsızlığını deneycilere işaret etti. Deneyciler saati işaret ettiler. O da saate baktı ve göz temasını sürdürdü. Belli bir süre sonra kapıyı açtılar.

Denekler oksijensizlik karşısında 3 farklı davranış gösterdiler.

Uyku, öfke ve kavrayış.

Akıl beden iletişimi

Deneyde oksijen azalmasını önce deneklerin bedenleri hissetti ve rahatsız oldu.

Bedenin, akıla  " Ortam havasız ve varlığı(m)n tehlikede, odadan hemen çıkma(m)n veya kapıyı açma(m)n gerekli !"  gönderdiği iletiyi akıl aldı ve anladı mı ? Bu mesajı akıl alırsa akılcı davranacak,alamazsa beden akıldan ümidi kesip içgüdüsel(dış refleks) olarak kendi bedeni ile harekete geçecektir.

1. kişi  bedeninin havasız kalıp rahatsızlık mesajını aklı almadı, havandırmanın doğru çalışıp çalışmadığı ve odada oksijenin bitecek kadar azaldığı şüphesi beyninde, zihinde oluşmadı.  Telefon veya bilgisayarla meşgulken(oyun, film, sosyal medya) Uyuştu kaldı ve uyudu.

2. kişinin tv seyrederken (maç, tartışma, aksiyon filmi)bedeni, aklına tehlikede olduğunu iletti ancak aklı bu mesajı anlamadı veya almadı. Beden akıldan ümidi keserek acil eylem planını devreye soktu, öfkelenerek enerjisini kullanmaya yöneldi. Deneycilerin kapıyı açmaları yönünde hareket etti, kapı ve pencereye vurdu. Deneycilerin saati işaret etmeleri üzerine onların tehdit ve düşman olma izlenimine kapılarak dışsal reflekse devam etti, tv'yi kırdı, koltuğu devirdi. Deneyciler süreyi beklemeden hemen kapıyı açtılar. Bu kişi odadaki oksijen eksikliğini anlamadı. Havalandırmanın doğru çalışıp çalışmadığı şüphesine ulaşamadı.

3. kişi kitabı okurken, bedenin rahatsızlığını(1) hissetti, okumayı bıraktı.  Bedenin rahatsızlık mesajını (2)aklı doğru olarak almış, rahatsızlığının nedenini (3)düşünmeye başladı. Zorla nefes aldığını (4)algıladı. Havalandırmanın doğru çalışıp, çalışmadığından (5)şüphe etti. Havalandırmanın doğru çalışmadığı(6) kararına vardı. Deneycilerin yaptıkları deneyin amacını (7)anladı. Rahatsızlığını işaret (8)etti. Deneyciler hemen açmayınca saate(9) baktı. Deney süresinin  bitmek üzere olduğunu(10 )gördü.
Göz temasını sürdürerek (11)acı içinde bekledi. Ve kapı açıldı.  Nefes alınarak rahatsızlık giderildi, (12)rahatlama oluştu.Mutlu son.

Beden ile aklın iletişimin yolları ve şekilleri:

1. Duyular yolu ile hissetmek (beden ile beyincik iletişimi)
2. Beyincik'ten beyine(akıl) his için ileti yollanması.
3. Beyin rahatsızlık hissinin bedenin nerelerinde olduğunu araştırması (gözlem, duyum, kontrol) süreci(düşünme).
4. Solunum yetersizliğini aklın algılaması.
5.6. Nefes alma sorununa  cihazın neden olma şüphesi ve bağlantısı fikriyle karara varma süreci.
7. Deneyin amacını anladı.
8. Rahatsızlığını işaret ederek hareket etti. 
9. 10 Saate bakma(eylem) görme( algıda seçicilik).
11. Acı (his, hissetmek)
12. Rahatlama (akıl beden uyumu)

Beden/akıl iletişim sonuçları:

Refleksel hareket: Bedenin sürekli büyüme aşamalarında hücre bölünmesi ve çoğalması temelinde merkezden dışarı ilerleme ile başlayan, organların son haline varan ve varlığını devam ettirme sürecinde dna'sından gelen bilgileri öğrenilmiş halde tekrar ederek uygulama hareketidir.

Beden beynin akıl bölümü haricinde tümden refleksel hareket etmektedir.

His ve duyular ise beden ve aklın bağlantısı sonucu ortaya çıkmadır.

Beyindeki akıl bölgesi bedenden aldığı his ve duyuların bilgilerini zihin, düşünme, şüphe, hafıza, anlama, öğrenme,fikir, icat, ilham vb. işlemektedir. Akıl refleks olmayan beynin fiziksel çalışmasıdır. Oluşması ve gelişmesi beden dışı nesne ve olaylara bağlı olması niteliğindedir.

Akıl, bedenin refleksel işleyişini yönetemez.

Refleks bedenin öğrenilmişliğin tekrarıdır.

Akıl bedeni dışardan(doğadan) gelecek tehlikelere karşı koruma amacıyla oluşmuş olup onun iç işleyişine etkiyi ancak öğrenerek dıştan yapacağı veya yapılacağı müdahale ile gerçekleştirebilir.

Refleksel beden hareketleri

1. İçsel refleks, iç refleks (kan dolaşımı ve organ çalışması). Vücudumuzun akıldan bağımsız ve sürekli çalışması refleksel iç hareketinin sonucudur. Öğrenilmiş tekrarlar hareketi.
2. Dışsal ( beden dışından gelen etkilere hızla tepki verme).( Kovalama, kaçma, tepkisizlik), içgüdü  dış reflekseldir bence. Klasik bildiğimiz içgüdüsel davranışının dıştan gelen etkilere tepki olarak oluşması nedeniyle dış refleks kategorisi olduğunu  söyleyebiliriz. Dize vurulan çekiç, dizi dış refleksel harekete geçirmekte olup diğer refleksel harekete klasik bir örnektir. Burada yeni olan tüm içgüdüsel hareketlerin dış refleksel, dışsal refleks olduğudur. Bir örümcek ağlarını dışsal reflekse göre örmektedir, çünkü avlanma tekniğini aklı ile geliştirmiş ve bedeni de bu sürece katılmıştır, ağ salgısı üreterek, arılar polenleri koku yolu ile toplarken bedenin katılığı bir ayaklardaki tüyler özelliği ile ona teşvik sağlamıştır. İnsanda ise vücudunda beyni büyüyerek araç, alet kullanma, teknik oluşturması onun akıl dış refleksel davranışıdır. Araç kullanırken tek bir süreklilik yoktur. Yıllarca halı tezgahı dokumasında çalışan  bir insan kendinden sonra gelecek nesillere aktaracak kadar yeterli bir süreye  ulaşamayacaktır.  Fakat bir arı, örümcek bu süreleri olduğu için bu akıl ve beden dayanışıklığı ile mevcut yeteneklerine ulaşmışlardır.


Beden temel ihtiyaçları başlangıcında sinyal verir.

Karnın açıkmasını mide salgısı ile,
Susamayı boğaz kuruluğu ile,
Uykuyu gözlelerin kapanması ile,
Cinselliğin karın altı kanın basıncı ile,
Su, katı ve gaz atılması baskı ile,
havasızlığı  ?(su altı ve uzay haricinde) yok.

Görüldüğü gibi beden tüm temel ihtiyaçları için akıla belirgin sinyaller gönderdiği halde havasızlığın sinyalini daha bulamamıştır. İnsanoğlu kapalı alana geçtiği andan itibaren beden bu sinyali oluşturmaya çalışmaktadır. Bedenin hava ile sürekli etkileşimde olması, diğer temel ihtiyaçlar gibi aralıklı ve tatmin sürecinin bulunmamasının da etkisi olabilir. Bu saptamada bedenimizin hava ile hava üreten unsurlarla çok önemli bir bağ olduğunu hatta onlara (Bitki ve su) bağımlı olduğumuz gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Yapılan üç deneyde bedenin havasızlık alarmı verme refleksinin;

1.Uyku (tepkisizlik) Tehlike algılanmamış ve tepki oluşmamıştır.

2.Öfkeli ve saldırgan içgüdüsel hareket( varlığı koruıma için bedensel saldırma). Beden tehlikeyi akla iletmeye çalıştığı halde aklı onu anlamamış, bağlantı kuramamış ve beden kendince çözüm üretmek için varlığını koruma davranışına yani saldırıyı seçmiştir. (Refleksel hareket)

3.Aklın beden ile iletişime geçmesiyle, zihinsel faaliyetlerle hareketi (varlığı koruma için akılcı yaklaşım) oluşturmuştur.

Beden ihtiyacının sinyallerini verir, sinyali alan akıl bedenin dış doğasından ihtiyacı için bedeni yönetir.

Acıkan beden mideden sinyal yollar, akıl yiyecek arar ve bulur bedeni besler.

Burada mide salgısı bedenin sinyalidir tek taraflı olarak, besin bulma  aklın işidir. Beslenme davranışı ise hem beden hemde aklın ortak işlevidir.

Susama boğaz kuruluğu bedensel, serap görme ve su arama akılsal su içme davranışı ise ortaktır.

Beden-dil- akıl: Elma, bedende beslenme, dilde kelime, akılda hepsi bir arada olarak karşılık bulur. Beden, yeme davranışı yutkunur, göz kelimeyi okurken beyne akıla iletir. Akılda hem kelime hemde elma resmi hemde bedenin sinyalini olan yutkunmayı algılar.

Bedenin ihtiyaçların döngüsü vardır.

Aklın işleyişi ise öncelikle bedenin hizmetinde olup sonra kendini bilgi ile geliştirmesi şeklinde devam etmektedir.

Ruh olgusu bir insanın diğer canlılar, insan ve insanlardaki beden akıl iletişimini algılama ve değerlendirme anı, sürecidir. İnsanın kendi bedeni ile aklı arasındaki iletişim ve bağı ruhu oluşturmakta olup insanlıkta ve canlılıkta kaynağı bulunan ortak büyük ruha bağlanmaktadır. Bu  ruh her canlıda bulunmakla birlikte insanda ve insanlıkta son halini alır, insanlığın varlığıyla devam  edecektir.

René Descartes bilimlerin yöntemini belirlemiş, fakat ruh anlayışında Aristoteles gibi net bir fikre ulaşamamıştır.

 İnsanın ölmesi onun yok olduğu değil, insanlıktan bir parçanın eksildiği anlamını taşımaktadır. İnsanlardaki canlılığa ait ruh ortaklığı aynı kaderi yaşadıklarının göstergesidir.

"Canlı ölümlüdür" önermesi evrende canlı olduğu sürece geçersiz bir deyimdir bu mantığımıza göre. Bu önerme tüm canlıların yok olduğu bir anda ona şahit olan bir akıl için geçerlidir.
" İnsan ölümlüdür" önermesi geçerli olmasına karşılık " insanlık ölümlüdür" önermesi geçersizdir. İnsanın ölümüne şahit olunabilirken insanlığın ölümüne şahit olunması şu an için mümkün değildir.. Ancak tüm insanların ölümüne şahit olan bir akıl bu önermeyi doğrulayabilir.

Dolayısıyla şu mantık yolunu takip edebiliriz. " İnsanlık ölümsüzdür, insan kendisinin temsilinde(bedeni) ölümlüdür. İnsan insanlığa ait bir parçadır. o halde insanın insanlığa ait parçası da(kavramsal) ölümsüzdür."  veya " Canlılık(kavramsal) ölümsüzdür, insan da canlıdır(kavramsal), o halde insan(kavram olarak) da ölümsüzdür." Yani bedensel yönlerimiz ortak, akıllarımızın kullanımı ve dikkati farklıdır. Yeni fikirlerin sahiplerinin az olmasının nedeni budur. Medeniyetlerin yeryüzünde farklı coğrafyalarda benzer yeni fikirlerle yeni yaşayış tarzını oluşturması bundandır. Farklı kıtalar da binlerce insanın benzer yenilik yapmalarını sağlayan insanların sayısı azdır. Toplumsal olarak birden aydınlanmış toplum bulmamız mümkün müdür, icatlar, ilhamlar ve kavramlar hep birisi veya birileri tarafından bulunması tesadüf değil genel bir kuraldır. Çünkü insanlar arasında bütünlüğü algılayan bir ruh hali bulunmasına karşılık bütünsel düşünce bilincine ulaşan insanların icat(bilim insanı), ilham(sanatçı), olguyu sezme, düşünme ve kavramlarını oluşturma(filozof) sayısı azdır. İnsanlar iş bölümü yapmaktadır toplumda. Her insan ilgi ve meslek alanıyla ilgilenmektedir. Bu iş bölümlerinde canlılık, insanlık bütünlüğü bilincine ulaşan insan sahip olduğu mesleğinde yoğunlaşarak icat, ilham ve kavram oluşturabilir. Burada bunun zorluğu güncel yeni bilgileriyle ilgilendiği konuda yoğunlaşmasıdır.

Nesneler ve olaylarda dikkat fazlalaşması(çoğalma) değil, nesne ve olaya dikkatinde fazlalaşma(artma) olmalıdır. (Dücane Cündioğlu "Göz izi syf.5")
   
İnsanlığın sonunu bilememekteyiz. o nedenle şimdilik sonsuz olduğunu söyleyebiliriz. Dünya yaşı, güneş yaşı hesaplamalarının sonunda gelecekte dünya dışında evrende yol alıyor olabileceğimiz olasılığı hep önümüzdedir.

Bir insan yaralı ve acı çeken bir insan ve hayvanı aklı ile algıladığında kendi aklı acı çeken diğer canlı bedeninin mesajını almasına rağmen kendi bedeninden gelmesi gibi  acıyı hisseder ve akıl ne yapabileceğini düşünmeye başlar, çözüm arar. İşte bu algılama canlılığın ortak ruhudur. Duygudaşlığın temelinde bu ruh vardır. Vicdan ve ahlak ise bu ruhun hafızasıdır, belleğidir.


Bitki-hava-su-hayvan- insan-madde-enerji ve insanlık bağımlılık temelinde varlığını, bilgisini koruyup arttırmaktadır.

27 Mayıs 2018 Pazar

Uzaya açılan sihirli kapı, durak: Ay

İnsanlık tarihin her döneminde yeni yerler keşfetmiştir.

Keşfetmek ve yayılmak insanlığın var olma temelinde bulunmaktadır.

Çoğalma, rekabet,
Merak temelinde,
Evrendeki bilinmez,
görevinin izinde,
Taşıdığı bilgi ile,
yenileri isteğinde,
Yeni bir durakla
kapıyı keşfettiğinde,
Sınırlarına doğru,
İlerleyecek evrende.

Aydan başlayalım gezegen oluşturma projesini.

Bunu başarmak için bitkilerimize güvenelim.

Bitkiler ve ağaçlarla buluşturalım ayı.

Sonra seyredelim oluşmasını yeni ve küçük dünyanın.

Aya baktığımızda görelim rengin her tonunu.

Bitkiler ve yardımcıları böcekler,

Kurarlar belki de bize cenneti,

Bırakalım keşfeden alsın,

Madeni, bulsun köstebek,

Biz aşıklara kalsın izlemek,

El ele ona yolculuk etmek,

Oluşacaktır torunlarımıza,

Galaksiye uzanacak durak eklemek.

Gözlerin Mars'ta olması su olması nedeniyle olsa da ay da oluşturulacak sistemler daha kolay, hızlı ve ekonomik olacak haliyle tecrübe kazanımların hızla yapılması sağlanacaktır. Uzaktaki gezegene ulaşmak hem daha pahalı hem de zaman alıcıdır. Ay da oluşturulacak yer altı ve yer üstü yaşam sistemleri yeni icat ve işleyişlere daha hızlı ulaşmamızı sağlayacak ve hatta Mars'a bu tecrübeyle daha hızla yaşam sistemleri oluşturma olanağı doğacaktır.









25 Mayıs 2018 Cuma

Yeni Sorulara doğru

Yeni yüzyılda, yeni sorular

Yenir soru şekli olarak " yön" " yönü" "aidiyeti" "bağlılığı"  "neye bağlı", "Olgu,olay",  "vicdani sonuç" olduğu bir nesne bir olaya bir canlıya bir maddeye ne, nasıl, neden, nerede, ne zaman ve kiminle sorularına ek olarak yukarıdaki soruları da sormamız gerekmektedir.

Yön, yönü: hareketi, etkisinin nasıl olacağı,geçmişi, şu anı ve geleceğini kapsayan " yön ?" sorusu sorulabilir.

Bağ, bağı : Neyle ve neler ile ilgili olduğu, etkileşimleri, ardılı, yanı, önü, üstü olarak "bağ ?" sorusu sorulabilir. Bir istatistiğin, anlam grubunun, bilinen konularının birine sabitlenmesi olarak sorulabilir.

Olgu, olay : Olay nedir ? Ne oldu ? Olgu ? Olmuş, bitmiş olayların her yönden sonuç değerlendirmesi olgu ?sorusu sorulabilir.

"Sonuç ?" Sorusu, tüm soruların cevaplanması ile ortaya çıkan son durum hakkında duygu ve düşüncelerin ortak(vicdani) bir karar ortaya koyması.

Vicdan, vicdani :(sonuç duygu ve düşünce) Canlı, İnsan ve insanlık açısından iyi, kötü, yararlı, zararlı, doğru, yanlış, gelişme, gerileme, çoğalma, azalma, gerçek, yalan, yayılma, daralma anlamlarınca değerlendirilmesi.

"Sonuç ?" sorusu bir vicdanı sorusu olarak ele alınabilir.

İnsandaki zeka ve bilincin bir robota ya da yapay zekaya geçmesinin bir adı olmalı, bu geçişin, sıçrayışın bir ismi olmalı ve kavramı, anlamı olmalı.

Biz canlılarda organik zeka ve bilgi varken bu değerin robota veya yapaya zekaya aktarılması ve kalıcılığının sağlanmasının bir tanımı yapılmalı. Yani bilgi+madde+enerji = bilmade diyebiliriz. Bilginin bil-i, maddenin mad-si ve enerjinin -e si birleştirince bilmade: Bilginin madde ve enerji ile birleşmesine verilen isim. Robot ve yapay zeka türü oluşumların genel adı.



6 Mayıs 2018 Pazar

İnsanlığa bir kimlik verme arayışı

Adı: İnsanlık
Soyadı : Canlılık
Resmi : Akıl
İkametgahı : Dünya
Dini : Binlerce inanç şekli
Amacı : Kendi içinde anlaşıp, evrene yayılmak.
Şu an ki durumu : Hala kendi kendisi ile iç muhasebe yapıyor.
Potansiyeli: Evrende yayılma ve evrendeki görevini bulma konusunda hızla yol alıyor. Ümit vadediyor.


Tikel birimi : hücresi insan bunalımda, mutsuz ama umutlu
Organlar : Topluluk ve toplumlar huzursuz ama umutlu
İnsanlık : Büyük devinimin, değişim ve dönüşümü devam ettirme yönünde ilerliyor.


2 Mayıs 2018 Çarşamba

Birey İnsanlık ve Evren

Bireyin üç bilinci vardır. Temel bilinci, bireysel bilinci, insanlık bilinci

İnsanlığın bilinci üçtür.

İnsanlığın kendine ait bilinci, bizlik bilinci, canlılık bilinci

 evrene ait bilinci, üst bilinç(tümel bilinç)

Atom ve atom altı bilinci, bilinçaltı, kubit(tikel) bilinç

Bireyle insanlık kendi arasında geri bildirim yapmaktadır. Bireyin fiziksel ve zihinsel etkinlikleri insanlıkta tamamlanır.

İnsanlığın bireye geri bildirimi kendi içindeki devinimlerini devam ederek gösterir. İnsan ve insanlığın sınırları dünya iledir. Evren ise daha büyük olup insan ve insanlığın kapsama alanı dışında  kalacak kadar büyük ve geniştir.

İnsanlık bilincin tümel bilinç bilgisi yavaşlamış, tikel bilgisine yönelmiştir. Araçlarını daha kolay olan tikel bilincine yoğunlaştırmış, tikelden tümele(evren) ulaşmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla yapay zeka, robot, internet yani genel ağa, sanal ağa yoğunlaşmaya başlamıştır.

Bilgi o kadar çoktur ki bilginin depolanması zorluğu yaşanmaktadır. Genel ağlar küreselleşmenin gerçekleşmesi yolunda hızla ilerlerken biriken bilgilerin saklanma zorluğu her geçen gün artmaktadır.

Bilimdeki gelişmeler insanlığın kendi içindeki devinimlerini(rekabet ve savaş) arttırmak için öncelikli olarak yapılırken kendini sonraki rahatlamaya hazırlar gibidir. İnsanlık kasılma(Rekvaş: Rekabet, soğuk veya sıcak savaş) ve  rahatlama(Baranupay; Barış,anlaşma,uyum ve paylaşım süreci) gibi canlılık özelliği sergilemektedir.

Küreselleşme gerginliği ve sonraki rahatlama dönemi üçüncü dünya sıcak savaşı olmadan da geçekleşebilir. Soğuk savaş ve rekabet engellenemez bir iç devinim olarak insanlıkta bulunmaktadır.

İnsanlıktaki bilimsel gelişmeler dini olguda değişimler yaratarak dinler arası savaşı engellemeye çalışmakta ve dikkatin yoğunlaşmasını kendi üzerine toplamak istemektedir. Felsefe ise olanı izlemekte, bireysel düşünce boyutunu genişletmeye çalışmakla beraber toplumların bilimsel gelişmelere, küreselleşmeyle olan etkileşimini araştırmaktadır.

Felsefenin uğraş alanı bilim ve din etkisiyle evrensel boyuta çıkamamakta sadece kendini temellendirmeye çalışmaktadır.

İnsanlıktaki iç devinim enerjiye olan ihtiyaçlardan ve rekabet hareketinden haliyle paylaşma dengesini kuramamasından ortaya çıkmaktadır. Örneğin büyümekte olan bir çocuğun engellenemez hareketli olma çabası  aşırı hücre çoğalmasıyla enerjiye duyduğu ihtiyacın da artmasıyla orantılı bir devinimine girmesi gibi insanlığı gelişmekte olan bir gence benzetebiliriz. Çoğalan hücreler arası rekabet organlarda son bulmakta ve kendi oluşumunu tekrar ederek organların devamını dolayısıyla varlığının devamını sağlamaktadır.

Canlı büyümek ve varlığını korumak için diğer canlı maddeyi alır ve onu kendinde paylaştırırken kimyasal süreci başlatır oluşan enerjiyi hareketinde harcar. Isı ve mineraller katalizör olur.

Bitki ise diğer hareketli canlılardan farklı olarak canlı maddeleri almaz, su, ısı, ışık ve mineralleri kullanır.

İnsan aklı yaşadığı mekan ve toplumda yoğunlaşırken, insanlığın aklı bilgide yoğunlaşmaktadır.

Birey bedene, insanlık ise akla, bilgiye yöneliktir. Bireyler hücreleri, toplumlar organları insanlık ise beyni, zihni temsil eder gözükmektedir.  Birey ve toplum madde, insanlık ise enerjidir.

Canlılık beyni bedeni refleksel yönlendirir, yönetir. zeka ise beden dışıyla ilgili mekana yöneliktir. Zeka bedeni anlayıp bilebilir ama onun iç düzenini yönetemez. zeka ve akıl çevresel olarak gelişir dışsal bilgi ile gelişimini sürdürür.

Bireyin zekası yakın çevresi ile gelişir, insanlığın zekası ise evrene doğru ilerler.

İnsanlık kendi iç düzenine hücre(birey) ve organlarına(toplumlar) direkt veya refleksel olarak müdahale edemez. Kanunlar, kurallar ve ilkeler ortaya koyarak iç düzenin olmasını umar.

Ölümcül hastalığa yakalanmış bir bireyin " Neden ben?" sorusunu sorması insanlık bilincine erişmediğinin göstergesidir. Çünkü çözümü bulunamamış ölümcül hastalıkta olan daha bir çok kişi vardır ve bu hastalığının çözümünün henüz bulunamamış olmasına üzülen bir insanlık bilinci vardır.

Bir canlının vücudunda yeni hücreler üretilirken bir çok hücrenin de ölmesi de canlının kendini yenileme açısından gerekli olduğu bir durumdur.

Bireyin çevresindeki travma ve trajedilere maruz kalması "ateş düştüğü yeri yakar " deyimi ile bireye gerçek acı verir. Bu olay o mekandan uzakta olan diğer bireylerin eğlenmesini ve neşesini böler. O ateşi görürler ama yanan kadar hissetmezler, bilirler. Hayat devam ediyor deyimi o bilgi ile yaşamın devamını o anda kalınamayacağı içindir. İnsanlık var olma deneyimini devam ettirecektir. O ateşin yaktığı bireye müdahale edemeden.

Her ölen birey yalnız değildir aslında, insanlık bilincinin bilgisindedir. Bireyin bu ölümünün bir doğa yasası olduğunu bilir. Yenilenmenin bir parçası, devir teslimi olduğunu bilir.


Devam edeceğim...

13 Nisan 2018 Cuma

İnsanlık Üzerine

İnsanlık nedir ?

İnsanlık, dünyanın oluşumundan bu yana insanların birlikte yaşamaya başladığı ilk anlardan günümüzde kadar ve devam edecek olan tüm insanların önceki oluşturduğu ve oluşturacağı yaşantısına ait her türlü kültür, olgu, bilgi, etik gibi değerlerin birlikteliğidir.

Tarih bize insanlığın hem doğa ile hem de kendisi ile ilişkilerini anlatır.

İnsanlık başlangıçta doğanın kendisine sunmuş olduğu olanakları almış ve sonra doğaya karşı varlığının devamını sürdürecek oluşumları gerçekleştirmiştir. Günümüze gelen süreçte ise kendi içindeki devinimlerini tamamlamaya devam etmekte iken evreni de izlemektedir.

Bilgisini geliştirmeye çalışarak hem kendini tanıma hem de evrene açılma planları yapmaktadır.








28 Mart 2018 Çarşamba

Can'ın Yakarışı ile Aklın kavrayışı


Can tekrarı ister.

Yaşama özelliklerinin tekrarını, Sürekli görebilmek, duyabilmek, hissedebilmek, sevmek, canlılığın en iyi hallerini tekrar yaşamak ister.

Ölümden korkar. Tekrarların bir sonu olduğunu öğrendiği, anladığı ve hissettiği için.

Can ilk ölümü çevresindeki başka bir canlıda görür.

Onu görmezden gelmek ister, unutmak, hatırlamamak ve hissetmemek ister.

Sonunu görmüştür.

Dünya hayatının, yaşamının sonunu.

Tekrarların sonunu.

Varlığının sonunu.

Milyonlarca hücresi titreşir, bu korku ve dehşet karşısında.

Dokularına birer enerji dalgası halinde yükselir hücrelerin çığlıkları.

Tüm organlarında birer ürperdi akışı başlar, bir sonbahar rüzgarının soğutup üşüten esintilerini hatırlatan.


Akıl kavramıştır.

Her canın her canlının bir sonu olduğunu.

Ona ölüm adını vermiştir.

Akıl, can'ın trajedisini anlar ama hissetmez.

Akıl'ın amacı anlamak, çözümlemektir.

Kendisinin varolma nedeni can'ın mümkün oluğu kadar uzun yaşamasıdır.

Can'ın dışdünya ile ilişkisini, uyumunu sağlama çabasındadır.

Akıl kendisine verilen mantık sınırlarınca can ile evreni anlamaya, anlamlandırmaya çalışmaktadır.

Akil için ölüm; çalışmalarının bulunduğu can üzerinde sonlanması anlamına gelmektedir.

Bu sonlanma da his, duyu, duygu yoktur.

Bir bitiş, yarım kalış vardır.

Akıl için ölüm bir form değişimidir.

Dönüşümdür, büyük madde ve enerji akışına geçiştir.

Canlının doğumundan başlayan büyüyen ve gelişen dış evrene karşı oluşturduğu zarının yırtılması, duvarının yıkılmasıdır ölüm.

Büyümenin bir zirvesi olup oradan aşağı düşmesi ve evrene karışmasıdır ölüm.

Akıl için iki zor sır vardır çözülmeyi bekleyen evrenin sınırları ve ölüm.

Can tekrarların, akıl bilginin devamını ister.

Bu ikisine son verecek  ise ölümdür.    .  

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...