6 Ocak 2020 Pazartesi

Orta doğu Ülkelerinin Sorunları

Orta doğu ülkelerinin temel sorunu modern yaşama geçmekte zorluk çekmeleridir. Modern yaşam alt yapı ve üst yapı aşamalarına gelme amacını oluşturmak için planlar yapmamalarıdır. Onlar yapmak istese de batı modernleşme yolunda destek olmaya çalışırken engelde olabilmektedir.

Modern yaşam için toplum birlikteliği gereklidir. Sonra hızla kurumlar oluşturmalı ve uygulanması sağlanmalıdır. Mezhep farklılıkları ve yeni yönetim sistemlerine direnç ülkesel birliğe, berberliğe ulaşmayı engellemektedir bir çok orta doğu ülkesinde.

Ülkemiz bu konuda yüz yıllık bir aşamadan geçmiştir. Batı bu süreçte engeller ve destekler ortaya koymuştur.

Orta doğu ülkelerine de hem destek hem de köstek olunmaktadır. Doğal enerji kaynaklarını tümüyle kullanmak ve modern yaşama hızla geçmeleri yavaşlatılmak istenmektedir. Böylelikle kaynaklarını merkezi idare edilmesi yerine dış idare tarafından veya onlarla uyumlu idareciler tarafından yürütülmesine çalışılmaktadır. Ülke içindeki önderler ise kişisel çıkarlarını ön plana alarak ülkesel birleşme yönünde ilerlemeyi ve yeni sisteme geçme girişimlerini engellemektedirler.

Orta doğu ülkelerinde sanayi devrimi olmamış şehirlerde toplanma süreci yaşanmamıştır. Kentsel kültür kurumsal yapı üzerinden gelişememiştir.Alt yapı sürecinin anca tamamlanmaya başladığı ülkemizde birliğin sağlanması ve kurumsal yapının oluşması aşamasına girdiğimiz halde üst kültür oluşması için olanaklar yeni oluşmaktadır.

Diğer ülkeler daha birliği sağlama aşamasındadırlar. Arap halk hareketleri başlangıç olmakla birlikte ülke birliği ve kurumsallaşma aşamasına geçmeye çalışmaktadır. AB ülkeleri sınırlarını belirleyip birliğini sağlaması yüzyıl savaşları ile olmuştur. Arap ülkelerinin bu aşamada olduğu görülmektedir. AB bu aşamalardan geçerken dış müdahale ile karşılaşmamıştı. Avrupa içinde kendi sınırlarını çizerken ve birlik oluştururken kendisine müdahale edecek, gelişimin yavaşlatacak küresel devletler yoktu. Arap ülkelerinin veya diğer ülkelerin modern yaşam koşullarına hızla geçmesi dış ülkeler tarafından hem destek hem de köstek etkisinde bulunmaktadır.

Ülkemiz modern yaşama geçme aşamasında batının desteğini almakla birlikte, engellemelerini de yaşamıştır. Sanayi dönemini yaşamadan kentselleşme ve kurumsallaşmasını tamamlamak üzeredir. Alt yapısını tamamlama sürecindedir.

Günümüzde ülke sınırlarının kalıcı olması yönünden orta doğu ülkelerinin birlik oluşturma ve etkileşime girmesi yolunda ülkemiz önemli bir rol oynamalıdır.

Orta doğu ülkelerinde işbirliği kurumlar üzerinden başlanır ve devam ederse başarılı olabilir.

İnanç boyutu bir gölge gibi zaten her zaman yanımızda bulunmaktadır.

1 Ocak 2020 Çarşamba

III.Dünya savaşını önlemenin yolları

Birinci dünya savaşını devletler çıkardı.

İkinci dünya savaşını liderler çıkardı.

Üçüncü dünya savaşını halkların çıkarması olasılığı bulunmaktadır.

Halkların seçeceği liderler yolu ile savaşın çıkma olasılığından söz ediyorum.

Halkın bir çok yönden küreselleşme aşamasındaki olumsuzluklara tepki olarak savaşacak ülke liderleri seçme riski bulunmaktadır.  Bunun işaretleri çılgınca diyebileceğimiz ülke liderlerindeki hal ve hareketlerinden başlayıp konuşma ve yazma usullerinden anlaşılmaktadır. Liderlerdeki ülke içe ve dışa konuşmalar birbirine karışmaktadır küreselleşme aşamasında. Öyle bir aşama geliyor ki söylenen sözler hem içe hemde dışa aynı anlam içermeye başlamaktadır. İçe dışa ayrımı kalkmaktadır.

Bir çok ülkede görülen itirazcı halk hareketlerini küçümsememek gerekmektedir.

Halkın itirazlarının ana nedenleri :

1. Gelir ve kar adaletsizliği.
2. İşsizlik
3. Mal ve hizmetlere yapılan zamlar.
4. Kazanılan ücretlerin modern yaşam temel ihtiyaçlara yetmemesi.
5. Barış, huzur, güven, refah umudunun azalması aksine korku, şiddet ve baskının artması.

Küreselleşmeyi hızlandıran küresel sermaye ve teknolojinin çalışmalarındaki kar payından önce yukarıdaki sorunları azaltmak yönünde önceliği bulunmaktadır.

Ekonomi dikey yönünden yatay konuma geçmelidir. En yüksek binaların, en büyük dağların üst sınırları bulunmaktadır.  Doğa kanunları ve dünya yapısı daha yükseğe izin vermez. Limitler zorlanırsa yıkılmayla sonuçlanır. Binalarda, dağlarda yıkılır.

Ekonomik düzende sosyal uygulamalar, meslek  ve şirket iş alanlarının heterojen olması, kar ve ücret kazanımlarının yatay olması, modern aile yaşam standardının belirlemesi ve sağlanması gibi bir çok konularda önlem alınması ve uygulanması gerekmektedir.

Yatay ekonomi uygulaması hem rekabet şartlarını hem de sınırların belirlenmesi yönünden kalıcı bir ekonomik modeli sağlayabilir. Klasik ekonominin belli aralarda meydana gelen krizlerini önler. Kalıcı küresel barışı sağlayabilir.

Yatay ekonomi modeli programı nasıl ortaya çıkabilir ?

Kamuoyunun yeterli sayıda birleşerek yönetimlere ve aday yönetimlere sunmasıyla gerçekleşebilir. Bu modelin sürdürülebilir olmasının bir örneği oluşturulmalıdır.Toplum ve devlet olma potansiyeli olup yeni ekonomik modeli araştıran ülkeler için, mevcut modeli olan ve değiştirmek isteyen ülkeler için yatay ekonomi modeli hayata geçebilir. Bunu gerçekleştirebilecek ekonomi bilim insanları yeterince vardır. Sanal ekonominin küreselleşme aşamasındaki reel ekonomiye verdiği zararlı etkileri de en aza indirmek bu modelle mümkün görünmektedir.




22 Aralık 2019 Pazar

KÜRESEL YAŞAM (POSTMODERNZİM, POSTYAPISALCILIK)

Postmodernzim küreselizmdir. Küresel zamanlarda yaşıyoruz. Yeryüzünde bireysel ve toplumsal olarak ne olup bittiğinden tüm dünya insanların haberdar olduğu ve tepki gösterdiği zamanlardayız. Modern hayatın tüm dünyaya yayılmaya başladığı dönemlerdeyiz.

Modern yaşam, felsefik anlamda, kent insanın doğa karşısında kendine ait bir koza oluşturması ve bu kozasında rahat ve iyi yaşamasıdır. Çamurlu topraklara basmadığı, kar engeline takılmadığı, hızla seyahat edebildiği, hızla haberleşebileceği, düzenli bir yaşam oluşturabildiği, bakteri, virüs, haşere, kemirgenlere karşı korunabildiği, uzun dönem planlamalar yapabildiği, ömrünü nasıl yaşayabileceğini planlayabildiği, sanata, bilime, eğitime kolayca ulaşabildiği, düzenli çalışabildiği, özel bir hayat yaşayabildiği yaşamdır, modern yaşam.

Küresel yaşam aşamasında ise neler değişmektedir.

Dünyanın bir kısmı modern yaşarken diğer kısımları modern olma yolunda ilerlemektedir. Batı, modern zamanları yaşarken diğer ülkeler modern yaşamı ülkelerinde oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Modern yaşam batıda ikinci dünya savaşından sonra başlamıştır. Altyapıyı oluşturacak bilgi ve tecrübe bulunmaktaydı.

Modern yaşam önce altyapıdan başlamaktadır. Yol, su, elektrik, ulaşım, konutlar, kurumlar, yönetim sistemi ve işleyişi, hizmet, üretim, ticaretin kolaylaşması, ihtiyaçları giderecek tercihlerin artması, sanatın, bilimin, teknolojinin yaygınlaşmasıyla devam etmektedir.

Modern yaşamın temeli iyi bir belediyecilikle oluşmaktadır. Alt yapının oluşumundan sonra insanların bu güzel ortamda mutlu yaşayabileceği bir kültür oluşturma aşaması gelmektedir. Kent insanı mutlu olmalıdır, modern yaşam standardına ulaştığında.

Modern yaşamda üst yapı insan mutluluğudur. Sakin, düzenli, keyifli bir yaşam sürme isteğidir. Eğlenmek, iyi ilişkiler kurmak ve sürdürmek. Mutlu kalabalıkların arasında dolaşmak, sanatla iç içe olmak, çocuklarının iyi bir geleceğini olduğunu düşünmek, ailesiyle mutlu olmak, tüm yeryüzü insanların da aynı mutluluğa ulaşmasını dileyip kendince ufak bir katkıda bulunmak.

Öyle olması gerekirken neden olunamıyor ?

Çünkü kentlerin enerji ihtiyacı bulunmakta doğal gaz, petrol ürünleri, elektrik gibi. İhtiyacı karşılayacak enerji miktarı yeterli bulunmamaktadır. Çözüm modern olmaya çalışan ve henüz enerjiyi en üst düzeyde kullanmayan, altyapısını oluşturmakla meşgul olan ve üst yapıya ulaşamamış ülkelerden bu enerjiyi almak gerekmektedir. Almanın iki yolu bulunmaktadır. Birinci yol en adil olan yoldur, satın almak, bir çok ülkenin yaptığı budur. İkinci yol ise adil olmayan yollardır. İnsan insanın kurdu tavrıdır.

Küresel yaşam postmodernizmdir. Modern yaşamın altyapısını tamamlamış ülkeler ile tamamlamaya çalışanların yüz yüze olduğu, özel hayatların azaldığı, sakinliğin yerini rekabete bıraktığı, bireyin basitliği, insanın değersizliği gibi yanlış yargılara götürdüğü zamanlardır. Modern yaşamı yeterli bulmayıp lüks yaşamı isteğini kışkırtan bir yapısı bulunmaktadır. Kalabalıklar içinde mutlu olamayan fil dişi kulesinde veya malikanelerde kendini değerli hale getirebileceği hissi oluşuyor insanlarda. Modern yaşamı yeterli bulmayıp özel lüks yaşamı hayal edenler artıyor, küresel yaşam tarzında.Haykırmak istiyorlar adeta "Ben değersiz değilim, bakın kalabalıklardan uzakta her olanağım bulunmakta, krallar, kraliçeler gibiyim, onlar gibi yaşıyorum. Evet ben özel ve önemli biriyim". Ülke nüfusuna göre şekillenmiş zihinler tüm dünya nüfusu karşısında kendini değersiz bulma yanılgısına düşebilmektedirler. Tıpkı bir çok düşünürün evren karşısında dünyanın küçüklüğünü ve önemsizliğini düşünme aşamasına ulaşması gibi. Sekiz milyon nüfuslu ülke insanlarının birden sekiz milyar insanca düşünmeye başlaması gibi bir olay. Bir milyar nüfuslu ülkelerin sekiz katı nüfusu düşünmesi gibi.

Enerji kaynakları bol bulunup bundan tam yararlanamayan ülkelere bakınız. Hem kendileri tam kullanamıyor, hem de küresel olarak satamıyorlar.

Küresel yaşamda korkularımız artabilir, modern yaşamımızın kaybolması korkusu başta olmak üzere, dünya barışın korunamaması, modern yaşama ulaşıp da onu sindirememiş ülkelerin çıkaracağı mızıkçılığın rahatsızlığını hissetme korkusu gibi.

Küresel yaşamda mal, hizmetin dolaşımı hızlı ve kolay olurken insanın dolaşımında turist, sermaye, beyin göçü desteklenirken vatandaşlık için göçmen, iltica ve sığınma olgularına direnç bulunmaktadır. Küresel yaşamda insan dolaşımı duvarlarla, sınırlarla engellenemez olması doğallığından gelmektedir. Doğa türlerin kaynaşmasını ister. Türlerin çeşitliliği canlılığın varlığını koruması, bağışıklığı için gerekli olduğu genlerde yazılıdır.

Modern yaşam insanlığın mutluluk standardıdır. Modern yaşam içinde lüks yaşayıp da bunu diğer insanlara hava atmak için kullananlar ise modern yaşamın özünü anlayamamış veya küçümsemiş sistemle savaşıp kazandığını göstermek isteyen kişilerdir.

Kimileri de modern yaşamda zenginliği yakalamış bunu gizli toplum mühendisliği için kullanmaktalar. Kar amaçlarını devam ettirmek adına klasik müşteriye reklam yapıp onu beklemek yerine, müşterilerin yanlarına temsilcilerini gönderip onların alışveriş etmesini zorunlu hale getirmek için çalışmaktadırlar.

İdeal olan ümidimiz küresel yaşamın, modern yaşamın küresel olarak yaşanmasına devam etmesidir. Modern alt ve üst yapıyı tamamlamış ülkelerin tüm dünya ülkelerinin modern yaşam seviyesine gelmesini istemesi, yardım etmesi, rekabeti hayvancıl değil insancıl yöntemlerle devam ettirmesidir.

Küresel yaşamı, modern ötesi değil, modern yaşamanın yeryüzünde tamamlanması şeklinde görmeyi ümit ediyorum, benim gibi düşünenler açısından ümit ediyoruz.

Araştırılması, yenilenmesi gereken ve İsim verilmeyi bekleyen olgular

Bir çok olay ve olgu vardır ki henüz adı, ismi konulmamıştır. Belirteceğim olay ve olguların isimleri var ise henüz ben öğrenememişim demektir. Eğer gerçekten de yok ise bu olay ve olgulara isim vermemiz gerekmektedir.

* Hücreni bölünerek çoğalması ve sonunda olgun bir beden ulaşma haline olgusunun bir ismi olmalı. Bir ağaç tohumunun büyüyerek olgun bir ağaç olma durumunun bir ismi olmalı.

* Halkın toplandığı yerlere bir isim verilmeli. Halkın bölüm olarak da toplandığı yerlere meydan ismi yeterli olmamaktadır.

* Dünya ile insan arasındaki bağı tanımlamak ve adlandırmak gereklidir.

* Doğa ile insan arasındaki bağı tanımlamak ve adlandırmak.

* Doğa ile dünya arasındaki bağı tanımlamak ve adlandırmak gereklidir.

* Duygularımızın oluşmasındaki tarihi süreçler ve birbirini oluşturan duygular. Duyguların tablosu yapılmalıdır. Periyodik duygu tablosu gibi. Temel duygular ve temel duygulardan oluşan tarihi süreçle yeni duygular. Duyguların evrimi.

* Duyuların evrimi. Canlılıkta ve insanlıkta duyuların gelişimindeki tarihi süreç, oluşma ve gelişme aşamaları.

* Ekonomik olarak bireysel ve kurumsal kar ve kazançların bir üst limitini oluşturmak. Bireysel, ailesel, kurumsal, şirketsel ve devletsel bir üst standart belirlemek.

Kar ve kazançları günümüz şekli olan " Piramit" şeklinden " Pasta " şeklinde, iş alanlarını da " Pasta " şeklinde düzenlemeliyiz. Bireylerin, kurumların, şirketlerin ve devletin kazançlarının bir üst limitini çıkartmalıyız. Bireylerin, kurumların, şirketlerin üst kazanç limitini aşan gelirler devlete, devletin üst limitini aşan gelirleri halka ve halklara döndürmeliyiz. 

16 Aralık 2019 Pazartesi

Bedenimizin merkezleri

Kalp, omurga ve beyin bedenin üç merkezi.

 Büyük canlı olarak hareket ve denge yeteneğimiz omurga ve omurilikle mümkündür. Canlının büyümesi için omurga gereklidir.

Sarmaşıkların ağaç olamaması gibi omurgasızların da büyük ve hızlı hareket eden canlıya dönüşmeleri mümkün görünmemektedir.

Beynimizdeki yumuşak doku kaynağını kemik iliği, omurilik sıvısından almaktadır. Kaynağı orasıdır. Hareketli ve büyük canlılardaki beyin gelişimi omurganın ve omuriliğin tamamlanma sürecinden sonra oluşmuş olması olasıdır.

Akıl, zeka oluşumu ise beynin gelişimi ile ilgilidir.

Beynin gelişimi sürecinde bedenin hareket şekillerindeki karmaşıklık önce beyin hücrelerini tetiklemiş büyümesi ve artması yönünden omurilikten kaynak aktarımı sağlanmış olması olasıdır.

Omurgamız, omurilik sayesinde beyin ile bedenimizin iletişimini  sağlamaktadır. Ağrı ve keyif sinyalleri bu yol ile bedenden beyine, beyinden bedene iletilmektedir.

Omurga ve omurilik vücudumuzun en sağlam organıdır. Omurgamız iskelet sistemi ve kemik yapısıyla tüm bedeni kuşatmaktadır. Beyni kafatası ile iç organları göğüs kafesiyle korumaktadır. El, kol ve ayak yapısı ile hareket ve denge yeteneğini sağlamaktadır.

Sağlıklı yaşamda omurga ve omuriliği önemseyip korumalıyız.


29 Kasım 2019 Cuma

DEĞER

Çok olan ve kolay bulunanlar değersiz, az olan ve zor bulunanlar değerli midir ?

Su, yeryüzünde çok bulunan ama değerini hiç yitirmeyecek olan değil midir ?

Bedenimizin su ve hava  ihtiyacı temelinden başlayıp temizlik, keyif, şifa için alınan önemli bir değerdir, su.

Doğayı oluşturan ve sürdürmesini sağlayan her türlü canlı çok olmasına rağmen değerlidir. Her türlü canlı, doğanın akışına, sürdürülmesine hizmet eder farkında olmadan.

Günümüzde insan çokluğu değerini azaltmakta mıdır ?

Çok insan olması insanı değersiz mi kılmaktadır ?

İnsanların çok olması onları kesinlikle değersiz kılmaz.

Bu gerçeğe rağmen günlük hayatımızda bazen insanların çok olması nedeniyle değerinin azaldığını hissederiz. Onlara kızar, onlardan uzaklaşmak,. yalnız kalmak, kafamızı dinlemek isteriz.

Biz insanların günlük dinleme, konuşma, eyleme ve düşünme sınırlarımız bulunmaktadır. Bu özelliklerimizi yeterince kullanınca dinlenmemiz gereklidir. Bu sınırlar insandan insana değişiklik göstermektedir.  Kimilerimiz uzun süre başkalarını dinleyebilir, başkalarına konuşabilir, uzun süre çalışabilir, izleyebilir ve düşünebilir. İlişkilerimiz yazısız ilke ve kurallar ile doludur. Adap, ahlak, gelenek değerleriyle doludur. Bu değerler insanın gölgesi gibi yanındadır. İnsan insanın kurdu tavrında bu insani değerler bir çok insan tarafından yok sayılır veya onlara uygun düşmeyen davranışlar sergilenir. Haksızlıklar, kötü sözler söylenir, kötü hareketler yapılır. Saygısızlık, sevgisizlik tavırları gösterilir. Kıskançlık, küçümseme, değersizlik biçme, önemsizleştirme, engelleme, tehdit, kışkırtma, tahrik etme, kızdırma, alay gibi olumsuz tavır ve davranışlar iletişime ve ilişkilere zarar verir.

Tüm bu olumsuz insani davranış ve tutumlara kişinin kendine, yakın çevresine ve topluma tek değer olarak her şeyin kendi yararına olması gerektiğine inanarak varlığını devam ettirmeye çalışması hoşgörü, nezaket, duygudaşlık, adap, görgü, ahlak gibi değerlerin güncel yaşantıda etkin olmasını, yükselmesini, artmasını engeller.

Böyle bir toplumda yaşayan birey hem kendisinin hem de diğer bireylerin,  toplumun değersiz olduğu izlenimine kapılır. Karamsar hislere kapılır. Ön yargılar oluşturur. Günlük yaşantısını bu ön yargılar üzerinden yaşar. Olumlu yaşantılar bu ön yargıların üstünü örter, yok etmez. İyi hallerin az, kötü hallerin ise çok olduğu izlenimi düşünce sistemini sınırlar. Hayata, dünyaya ve insanlara bu dar pencereden bakmak alışkanlığında yaşamaya devam eder.

Sorun insanların çokluğunda değildir. Ahenk veya karmaşıklık olmasındadır. Kalabalık olması sorun değildir. Kalabalığın düzenli bir gündelik yaşaması veya yaşayamaması durumudur.

Şehrin meydanlarında bir amaç için toplanan kalabalığı hatırlayalım. Orada bir düzen bir ahenk vardır. Orada bulunan her insan diğer insanların varlığından mutluluk duyar. Kalabalık bir iş yerinde çalışma usul ve gerekleri sağlanırsa orada çalışan insanlar diğer insanlarla çalıştığı için mutluluk duyar.

Konser alanları, alışveriş merkezleri, seçim meydanları, önemli günler kutlamaları, Kültür etkinlikleri, Tatil kalabalıkları gibi bir çok örnekler, insan olarak sayımızın çok olmamıza rağmen insanın değerinin azalmadığını hissettirir.

Mekanlar, şartlar, olanaklar ve amaçlar uyumu gereklidir. Düzenli kalabalıklar ne yorucu ne de rahatsız edicidir. Aksine kalabalıkların bir üyesi olmanın mutluluğunu yaşarız.

Tam olma duygusunu yaşarız o anlarda. Bir bütünün parçası olma hissi sarar içimizi, kanımızdaki yakamozlar bir müziğin ritmi gibi bedenimizin bir ucundan diğer bölgelerine hızla ve ahenkle titreşir canlılığın, var olmanın sihirli dokunuşlarıyla, yaşam çoşkusu akar kanımızdan hücrelerimize, aşkın bir his dolar içimize tüm insanlığı, tüm canlılığı kutlarcasına, kutsarcasına.




25 Kasım 2019 Pazartesi

Yapay Zeka

Bildiğimiz gibi yapay zeka felsefik anlamda aklın bedenden ayrılmış halidir. Yine bildiğimiz gibi akılın oluştuğu yer canlının en küçük parçası dna'dır. Dolayısıyla yapay zeka kendine canlılık özelliği kazandırmadığı sürece İnsan aklı yöntemiyle çalışamıyacaktır. Ancak bir bedene yüklenirse  yeni bir oluşuma girebilir.

Yapay zekanın ilk kuruluş amacını hatırlayalım. Bilgi toplama, hesaplama ve bilgiyi tutma idi. Bilimin en son ürünü haline geldi. Bilim bize bilgi sunmaktadır. Doğa ve evren hakkındaki bilgiyi, insana ve topluma ait bilgileri de tabi ki evren ve içindeki her şey hakkındaki bilgiyi.

Bilgi bir araçtır insan için. Bireylerin ve toplumun daha iyi yaşaması için bir araçtır.

Bireyin ve toplumun temel amacı birbiriyle uyumlu, barışık ve ilişkiler kurmak, mutlu bir ömür sürmektir.

Birey ve toplum asıl değerlerini hatırlayalım. Dayanışma, işbirliği, iş bölümü, görev paylaşımı, saygı, sevgi, yardımlaşma, sorunları çözme, üzüntü ve sorunları azaltma, sevinçleri birlikte paylaşma, kutlamalar, eğlenmeler, etkinlikler, sanat, sıkı çalışmalar, herkesin görevini yapması, hakların korunması, adil olunması, adilce paylaşma, sorunlu bireylere, canlılara yardım etme, insan haklarının korunması, konuşma ve düşünme özgürlüğü, Özel hayatın, ailenin korunması, ahlakın, erdemlerin toplum hayatındaki önemi yaşatma. Etik değerlerin önemsenmesi, geliştirilmesi gibi önemli değerler birey ve toplumlar için olmazsa olmazlarıdır.

Bilim bilgi, inançlar moraldir. Bunlar  da gereklidir ve önemlidir. Bilgimizi eğitimle, inançlarımızı her zaman koruyabilir ve yaşatabiliriz.

Bireylerin ve toplumların gelişmesi aynı olmamakta. Hep birlikte tüm bilgilere sahip olamayız. İnsanlık gelişimi tek düze ve her yerde aynı olmamıştır. Tüm insanların benim gibi düşünmesini ne isteyebilirim ne de buna hakkın bulunmamaktadır. Bunu isteyen kimse de başaramaz zaten.

Yapay zekaya bir bedeni olacaksa madde ve enerji den olur. Biz canlılarda madde ve enerjiyi kullanıyoruz. Fakat temel yapımız aynı değil.


Ticaret ve teknoloji küreselleşmeyi yönlendirmektedir.

Biz birey ve toplumlar yeryüzündeki oluşan şiddeti ve olumsuz olayları istemiyorsak. Bununla ilgili haberlere kayıtsız kalmamalıyız. Hemen o konuyu gündeme getirip diyalektiğini yapabilmeliyiz.

Gelişmelerin iyi olup olmadığının en iyi referans noktası doğadır. İçinde bulunduğumuz ve bizim var olmamızı sağlayan, sürdüren doğadır. Bizler dünyamızın ve canlılığın işleyiş biçiminden ayrılamayız bu ortamda.. Özümüz, varlığımızı temel almalıyız.

Yapay zeka, teknoloji ve ticaretin işbirliği ile küreselleşmeyi hızlandırdığını söyleyebiliriz. Bilgi yönetimi ve geri bildirim olarak  yapay zeka etkili bir araçtır. Yapay zekanın bilgi trafik uzmanı olduğunu söyleyebiliriz.

Bilim teknolojiye dönüşmüş birey ve toplum ilişkilerini düzenlemeye çalışmaktadır. Teknoloji birey ve toplum yaşantısını yönetir ve yönlendirir olmuştur.

Sermaye ve teknoloji, bireyin toplumdaki insani kültür kazanımları olan iletişim, etkileşim, tutum ve davranışlarına öncül olarak eşyalar, mekanlar ve araçları getirmektedir.

Bireyin geleceğe ait planlarının temsili olmuş, zihinsel ve düşünsel faliyetlerini mekanla, eşya ve araçla sınırlandırmıştır.

Çağımız modernizmin tanımı birey ve toplumun eşya, mekan ve araç edinmekle rahat yaşama olanaklarıdır.

İnsan olmanın ana gereği olan düşünceden (felsefe) ve miras olan geleneğinden kaçarak bedenen ve zihnen yaşamaya odaklanarak özgürlüğünü yaşamak istemesidir.

Doğaya ve diğer insan ve toplumlara karşı verdiği mücadeleden bıkmış tarihin ağır sorumluluklarını taşımaktan  yorgun düşmüş modernizmi bir durak, sığınma, rahatlama, barış, mücadeleye mola olarak yaşamaktadır. Modernizmi ticaret ve teknoloji kurmuş, sanat da taçlandırmıştır.

Modernizm savaşı engellemiştir, ikinci dünya sıcak savaşından günümüze.

Soğuk savaşların gölgesinde gelişen modernizm savaşların yerini ticaret ve teknoloji rekabetine dönüşmüştür günümüze gelişim sürecinde. Hala bu süreç devam etmektedir bir çok ülkenin modernizmi keşfetmesi ve ulaşmaya başlama aşmasında.

Teknoloji birey ve toplumda iletişimi kolaylaştırmıştır. Ticaret bu iletişimle küreselleşmiştir.

Felsefe, sanat ve sosyal bilimler reklam ve tüketici bilgisi, davranışı yoluna girerek birey ve topluma modernizmin aşıcısı olma göreviyle gerçek amacından sapmış teknoloji ve ticarete hizmet eder görünmekteler.

İnançlarda teknoloji ve ticaretin etkisinden paylarını almaktadırlar. İnanç rekabeti sakinleşmiş olmasına rağmen terör belasıyla bu sakinlik bozulmaya çalışılmaktadır.

Rekabet modernizmin yakıtı, enerjisi olurken,  yeni yakıta ve enerjiye ulaşmak için varlığını riske atması da onun çelişkisidir. Rekabet ve risk yan yana yürümektedir. Orta doğunun karıştırılması bu yüzden olsa gerek oradaki enerjiye ulaşmak için terör ve kargaşa yaratmakta olan bu muhteşem ikili hem o ülkelerin hemde dünya ülkelerinin oluşacak tepkisine, geri bildirimine kayıtsız davranmaktalar hala.

Küresel gelişme inançların, geleneklerin ve insani değerlerin küresel anlamda ticaret ve teknolojinin içinde erimesi şeklinde ilerliyor. Ya da insanlığın ticaret ve teknolojiyi hazmetmeye, sindirmeye çalışması da olabilir. Mutfakta teknoloji ve ticaret ahçılarının önümüze verdiği menülere bakıyoruz. Bu büyük menüdeki yemekleri test etmekteyiz. Bu ikili bir menüye bakmayı bitirmeden bize ikinci menüyü sunmaktalar sanki. Nefes aldırmıyorlar.

Yapay zeka ise teknoloji ve ticaretin toplum yaşantısına bilgi ve tüketim olarak etkin olma halinin devamı etmekte olduğunun göstergesidir. Hala geleceği planlıyorlar ve bireylere, toplumlara nefes aldırmıyorlar. Bir durun kardeşim demek yetmiyor. Biraz birey ve toplum olarak nefes alalım nerede duruyoruz. Nereye gidiyoruz. Bir konuşalım, tespit yapalım. Bir günde medyadan kötü haber almayalım. Uluslararası sorunlar yaşamayalım. En büyük hayalimiz haberleri izlerken " Evet sayın izleyiciler, dinleyiciler bugün yeryüzünde herhangi kötü bir olay olmadı. Şiddet yaşanmadı. Uluslararası gerginlik görülmedi" diyen bir spiker olması. Takvime bakıp dünya barış günü olmamasını da görmemiz gerekir tabi ki.

Yapay zeka, robot ve internet geçen yüzyıla hakim olan teknoloji ve ticaretin bu yüzyılda da hakimiyetini sürdürme çabasıdır. Küreselleşme için iyi bir olay olmasına rağmen birey ve toplum düzenlemeleri maalesef doğasına aykırı olduğu için birey ve topluma kalıcı huzuru ve mutluluğu getirmemektedir. Aksine huzursuz ve istikrasızlık oluşturmaktadırlar.

Çözümü var tabi ki. Artık bir durun yavaşlayın demek gerekiyor. teknolojiye ve ticarete. Birey, toplum ve devletin bu konuya önem vermesi gerekiyor.

Moderniteyi teknoloji ve ticaret oluşturdu hala onlar ön planda olmaya devam ediyorlar. 

24 Kasım 2019 Pazar

Gidiyorsun

Demek gidiyorsun,
Bu şehirden, 
Bu bahar vaktinde,
Umutlarını yarım bıraktığın
Bir kalp varken peşinde,
Sana biraz kızgın,
Biraz kırgın
Bir çift göz üstünde,
Sonu belirsizliklerle,
Bilinmezliklerle dolu gizlerinde.
Biliyorum geleceksin,
Bahar bitmeden bu şehre yine.
Seni bırakmayacak, 
Çağıracak, 
Geri dönmelisin diye,
Hatırlayıp gülümseyeceksin, 
Seni hala anan birisine,
Kalbini bıraktığın gibi, 
Aynı bulacaksın döndüğünde.
Cevapsız, şüpheli sorular
Zihninde giderken şehirden,
Bir şeyleri eksik, 
Kırık bıraktığını, 
Düşüneceksin bazen,
Üzülmene bir sebep yokken,
 Bir hüzün esecek birden,
Uzağı sana yakın eden, 
Bir sıcaklık, 
Geçerken kalbinden.

22 Kasım 2019 Cuma

Küresel Yaşam (Beden ve zihin bütünlüğüne doğru ilerleyiş)

Bizler yeryüzündeki canlılığın en son temsili olan varlıklarız.

Bedensel yapımız doğuştan aynı özelliklere sahipken zihinsel özelliklerimizi hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren şekillendirmeye başlarız.

Yok aslında birbirimizden farkımız, farkımız gibi görünen ise bilgidir, edindiğimiz veya henüz öğrenmediğimiz.

Birbirimizde görüp de gidemediğimiz yerler, mekanlardır, yaşayamadığımız yaşantılardır farkımız.

Duyup da dinleyemediğimiz güzel şarkılardır, bizlerde farkı oluşturan.
Bilindiği halde söyleyemediğimiz sırlarımızdadır, farklarımız.
Anlatıldığı halde okuyamadığımız kitaplardır farkımız.
Beğenilip de izleyemediğimiz filimlerdir.
İzlediğimiz halde bulunamadığımız mekanlardır.

Farklı gibi görünen zihinsel yapımız aslında bedenimizin yetişemediği yaşantılardır. Her bedenin ulaşabildiği ve yetişebildiği yaşantılar küresel yaşamda birliğe, aynılığa ulaşırlar.
Böylelikle beden birliği, aynılığı zihinsel birlikteliğe, bütünlüğe ulaşır.

Var mıdır bu yeryüzünde bir insan başka bir insanın yaşantısını görerek onu birebir tecrübe etmese bile onun gibi yaşantıyı hissedebilsin.
Hangi beden bunu başarabilir.
Sadece göz duyusu yetebilir mi gördüklerini bedenine yaşantı olarak tattırabilsin.

Duyulmuşların anlatımını dinleyen hangi kulak kalbine birebir dinlemiş gibi duyguları iletebilsin.
Hangi göz uzaktan gördüğü mekan ve güzelliklere yakından ve içinden bakıyormuşçasına zihnine yaşantı olarak kaydedebilsin, kokuları zihninde canlandırabilsin.

Hangi duyma ve görme dokunma hissini tüm bedene iletip hissettirebilsin.

Aynı bedene sahip olmamız benzer yaşantıya hazır olmamızdan, farklı zihne sahip olmamız ise tüm yaşantılara ulaşamamızdan kaynaklanmakta.

Kendimizi yarım, eksik hissetmemiz bu yüzden. Tam hissetmemiz zihnimizde biriktirdiğimiz yaşantı örneklerini bedenimizin duyumlaması, yaşamasıyla olabilir.

Bedenimiz duyumlamak birebir yaşamak istiyor, zihnimiz o yaşantıya ulaştığı halde beden ulaşamıyor ve acı çekiyor.

Beden ve zihnimle bu yeryüzünde her duyu ve her duyguyu yaşadım diyen bir insan var mıdır.

Bedenlerimiz duyu ve duyguları tekrar tekrar yaşamak isterken, zihnin edindiği yenilerini de deneylemek istiyor.

Sisifos efsanesini hem bedenen hem zihnen yaşıyoruz.

Evrene her bakışımızda beden duyumlamayı ve duygulanmayı yeniliyor, zihin ise yeni bilgiler ekliyor.

Her beden ve zihin deneyiminden sonra başa dönüyoruz, tekrar, tekrar, tekrarlıyoruz bir döngü sonsuzluğunda.




20 Kasım 2019 Çarşamba

Var Olmanın Dayanılmaz Rekabeti

Büyüme, Genişleme, Bölünme

Rekabet tüm canlılarda bulunur. Canlı için rekabet varlığını en iyi konuma getirmek, o durumunu korumak ve sonraki nesline aktarmak amacına yöneliktir.

Ağaçlar güneşten olduğunca yararlanmak için sık bir ormanda her açıyı ve yönü kullanırlar. Kökleri sulara ulaşmak için uzanırken gövde ve dallar güneşe doğru ilerler.

Sürüler halinde yaşayan otçullar ve yırtıcılar alfa olmaya, kuşlar ise daha iyi ötme ve güzel renklere sahip olmaya çalışırlar.

Doğadaki canlılarda rekabet türün önce varlığını geliştirmesi ve koruması sonra da yeni nesillere bu özelliklerini aktarması şeklinde olur. Bulunulan alanda canlıların çok kaynakların ise az olması nedeniyle rekabet oluşmaktadır. Önce kaynak çok canlı az iken sonra canlı çok kaynak az olmaya başlar. Böyle olunca canlı fazlası birbiriyle rekabete başlar, dışa itme olur. Taşma halidir. Canlılık bir alandan çevreye yayılmaya genişlemeye başlar. Merkezdekiler kenardakileri iterler. Kenar üstün olursa merkeze geçer, merkezdeki kenara itilir. Merkez büyüdükçe kenarlar genişler, kenar büyüdükçe merkezden uzaklığına göre o grupla bağlantısı şekillenir. Merkeze yakınsa genişlemeye devam eder, belli bir uzaklığa ulaşınca artık merkezle bağlantısı zayıflamış olduğu için bölünür ve kendi merkezini oluşturmaya başlar. İkinci bir merkez oluşturup kenarlarını genişletmeye, büyümeye başlar.

İnsanlık tarihinde insan toplulukları böyle olmuş yeryüzünde yayılmışlardır.

Canlılardaki bu rekabet hücredeki büyüme ve bölünme aşamalarının temsili gibidir. Hücre olgunluğa ve belli bir büyüklüğe ulaşınca daha fazla büyüyemez ve bölünür. Canlılarda ise yaşam alanındaki canlı ve kaynaklar dengesi belirleyici olur bölünme, yayılma, genişleme, dışa itilme yönlerinden.

Canlının hücre bölünmesi de merkez ve kenar genişliğinin belli bir orana ulaştığında oluşmaktadır.

Tekrar Birleşme

Canlılar bölünüp, ayrıldıktan sonra belli bir süre sonra ayrı gruplar halinde iken bu gruplarda değişimler olur. Bazı gruplar azalır ve zayıflar. İklim, yeryüzü hareketleri ve salgın hastalık gibi önemli olaylar ayrı gruplardaki canlıları azalmış veya yok olmuş canlıların bulunduğu alana sürükler. Dışarıdan merkeze gelen canlı değişime uğramış olup merkezde kalmış olan canlıdan farklı olmuştur. Bu ikisi aynı tür olmasına karşın farklı olmuşlardır.

Tarihteki keşifler de hep bu farklıları ortaya koyar. Kıtaların keşfi çoğalan nüfusun dışa taşması şeklinde olmuş yeni alan arama çabaları oluşmuştur. Arayan medeniyetler bulunan medeniyetleri kapsamı altına almış sınırlarını genişletmişlerdir. Rekabet bilgisi ve araçları gelişmiş olan ülkeler hızlı hareket ederek durağan ve geri kalmış kıtaları ve toplulukları kapsamış birleşme hareketini başlatmışlardır. Küresel birleşme aşamasına doğru ilerlenmektedir şu an insanlık.

Hücreler ise bir çok bölünmenin ardından dokuyu oluşturarak tekrar birleşme yoluna giderler. Dokular da organlarda birleşmeyi sağlarlar. Organlar ise bedende, beden ise topluluk veya toplumda birleşir.

Evreninde genişlemekte olduğunu bilmekteyiz.



10 Kasım 2019 Pazar

Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -8


Bilgi yolculuğunun hangi düşünce durağındayız.

Hala dünya durağındayız.

Dünyayı ve kendimiz olan canlıyı keşfediyoruz.

İnsan suretinde yeryüzüne bakıyoruz canlıları temsilen.

Doğa bir ahenk içinde.

Dünya kendi ve güneş etrafında dönerken biz canlılar da bu doğa ahenginde yaşıyoruz.

Evrenin en küçük parçasına her yerindeki gibi yakınız ama evrenin diğer uçlarına çok uzağız. Bu en ufak parçaya göre büyüğüz ama evrenin büyüklüğüne göre ortada yokuz. Atoma göre büyüğüz, evrene göre yokuz. Aslında hem varlığı hem de yokluğu aynı anda yaşıyoruz. Dünyadan ayrılan bir kimse için burası zihinlerde var olmaya devam edebileceği halde uzaklaştıkça evreni diğer bölgelerine dünya hala yerinde duruyor mudur, duruyorsa hangi zamandadır diye sorular kalır. Çünkü haber alamayınca, iletişim kuramayınca artık dünya onun için bir hayaldir, bir bilgidir.

Yeryüzünde canlıların rekabeti devam etmektedir. Bakteri virüsler büyümenin yollarını aramaktadırlar. Sanki sıralarını beklemektedirler. Ey insan şimdilik hadi iyisin yeryüzünde, ama bizlerde varız ve büyümek istiyoruz der gibiler. Salgın tehlikesini hatırlatıyorlar bizlere her an.

Bitkiler de sesleniyorlar bize ey insan doğayı koru yoksa sen de dinazorlar gibi yeryüzünde felakete uğrarsın.

Biz insanlar hala küresel barışı nasıl mümkün olabileceğini araştırırken savaşıyoruz yeryüzünde birbirimizle. Birbirimizle rekabet halindeyiz. En çok üretmek, satmak ve en fazlasına sahip olup hükmetmek istiyoruz diğer insanlara. İnsanları yönlendirmek, yönetmek çobanı olmak istiyoruz birbirimizin. Toplum mühendisliği planlayanlar ayrı, uygulayanlar ayrı olunca farkedilmiyorlar pek toplumca.

Hızla küreselleşmeye doğru ilerliyoruz. Yapılacaklar, edilecekler listemiz çok. Günlük, haftalık , aylık ve yıllık listelerimiz dolu. Meşgulüz çok. Boş zaman bulsak bile içine yeni yapılacak edilecekler listesi giriveriyor. Hobiler görev oluyor. Hafta tatili ne yapsak, nereye gitsek, neler yesek. liste oluşturuyoruz hemen. Yaşam tempomuz farkında olmadan hızlanıyor veya yavaşlıyor.

Oradan oraya gidip geliyoruz. Duramıyoruz hayatı yaşamak istiyoruz. Kaderimiz hareket etmek, duramayız. Hareketin çarpışması mı, yoksa durmanın çürümesi mi ikisini arasında mekik dokuyoruz.

Çürümemek için hareket ediyor,  Çarpışmamak için duruyoruz. Sürekli hareket eden çarpışır, sürekli duran ise çürür. İkisinin ayarını iyi yapmak gerekiyor. Hareket etmek ama hızlı olmamak, Durmak ama sabit olmamak galiba. Ne ağaçlar gibi sabit kalmamak ne de balıklar gibi durmaksızın hareket etmemek. ikisin ortasını bulmak gerek. Gün boyu hareketten sonra düşünce saati olmalı günü, olayları ve kavramları değerlendirmeli. Sonuçlar çıkarmalı, tecrübeleri kaydetmeli.Düşünceleri konuşmaya yazıya dökmeli. Sohbetler ve notlar olmalı. Hayatın, gündemin, yüzyılın konularına değinilmeli. Nereden geldik nereye gidiyoruz denmeli.Önce insanlar sonra olaylar en sonunda ise kavramlar konuşulmalı, düşünülmeli.

Son durum nedir ?

On milyar insan sayısıyla yeryüzünde yaşıyoruz. Hala birbirimizle sorunsuz yaşamayı sağlayacak bir sistem kuramadık, o kültürü oluşturamadık. Çabalıyoruz hala. Arıyoruz. Hala bedenimiz hücre yaşantısında, toplumlarımız yeryüzünde ateşi kontrolüne alıp da etrafında klan oluşturma seviyesinde.

Hedefimiz bedenimizin milyarca hücresinin bir büyük hücre gibi sağlıklı, toplumlarımızın milyarlarca insanın bir toplum olarak uyumlu, barışık ve iş bölümünde yaşamasıdır.



BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı