5 Ağustos 2020 Çarşamba

Resimlerin Düşündürdükleri



Bir Ağustos böceği çam ağacının gövdesinde. Bedenin renklerini baştan aşağıya çam ağacının rengine uyarlamış. Amacı avcılarından korunmak, görünmez olmak, gizlenmek.


Bir ay ömrü var. En geç eylül ayının sonlarında yaşamı bitecek. Su ve yiyecek peşinde koşmuyor. Onları aramayı, varlığını koruma davranışını bırakmış durumda. Su ve yiyecek bulsa belki daha uzun süre yaşayabilecek. Ama o artık bunlardan vazgeçmiş. O zaten, uzun süre (8-10 yıl) toprak altında gelişimini tamamlama süresince yaşadı. Topraktan çıktığı beden elbisesini bırakarak uçma potansiyeli ile ağaçlarda dolaşmakta. Gece ve sabah zamanları havadaki nemden suyunu, kokulardan, polenlerden gıdasını almakta. Az su ve yiyecekle varlığını devam ettirmekte. O nedenle yavaş ve az hareket etmesi gerekmekte.


Toprakta yaşıyordu. Yeryüzüne çıktığında artık o bir müzisyen bir aşık. Hem müzik çalıyor, hem aşkını arıyor. Rakipleri var, avcıları da. Varlığının tek amacı, içinden gelen içgüdü ile neslini devam ettirmek.

 
Üzerinde durduğu ağacın gövdesinde hareketsiz duruyor. Avcılarından korunmak için bu gerekli. Ne kadar çok hareket ederse fark edilme olasılığı artacağını bilmekte. Yanına gelen karşı cinse doğru giderken yavaş ve yan hareket etmesi ondan, fark edilmemek.


Ağaç gövdesinde sabit dururken ona dikkatli baktığımızda üzerinde bazı desenler ve imajlar görülmekte. Bu imajlar bize yabancı gelmeyen, çok tanıdık gelen şekiller halinde görünmekte.

 
Aslan başı figürü

Ağustos böceğinin üzerindeki desenler dikkatli baktığımızda altta aslan gözü, burnu, ağzı ve yeleleri imajı dikkati çekmekte. Göz miktarı üç adet farklı şekillerde olduğu fark edilmekte. Kenarlara yakın olan gözler küçük olup ayaklarının gövdeye birleştiği ve kanatlarının gövdeye bağlandığı yerde bulunmakta. İkinci gözleri ise bu gözlerden gövde merkezine doğru santimlik ilerisinde. En son gözleri ise kaşlarının arasına kısılmış saldırıya hazırlanan bir anı tasvir eder gibi sanki. Ufak gözler uzaktan bakıldığında, orta gözler biraz yaklaşınca, kısık gözler ise daha yakına gelince fark edilmekte. Ağustos böceği uzak, orta ve yakın mesafelerde farklı imajlar sunmaktadır adeta. Aslanın çene ve diş figürü de bu mesafelere uyumlu oluşmuş gibi.

Kral, vale yüzü ve yılan dişi figürü 

Aslan başı figürü alt bölümde bulunurken onun üstüne bir kral veya prens figürü fark edilmekte.  Ağustos böceğin gözleri bir kral tacının süsü gibi üstte durmakta adeta. Tacı giymiş bir prens veya kralın gözleri görülmekte iki yanda. Gözlerde öfkeli bir bakış var, çatılmış kaşlar ise bu imajı güçlendirmekte.Gözlerinin arasında belirgin ince ve uzun bir burun imajı göze çarpmakta. Ağız figürü ise ağzını açmış, dişleri ile tehdit eden korkunç bir yılan şeklinde. 

Baykuş ve şahin bakışı figürü

Ağustos böceğin gözleri gövdesinin arkasına doğru ilerlediği için ona baktığımızda sırtındaki oluşturduğu çeşitli figürler ile onun sanki ağaca sırtını verdiği ve bize yüzü dönük bakmakta olduğu  izlenimi doğurmaktadır. Bu dikkat çekici gözleri dikkate alır isek bir şahin ya da bir baykuş figürü ortaya çıkmakta.

Ağustos böceği, aslan, vale, yılanağzı, baykuş ve şahin bakışlarını nasıl bilebilir ve imajını oluşturabilir?

Oluşturduğu imajlar rastgele mi oluştu, yoksa özellikle mi oluşturdu ? Kendini savunmak amacında olduğu açıktır. Bunu yaparken neden bu figürleri kullansın. Aslan, kızgın vale ve tehdit eden ağzı açık dişlerini gösteren yılan figürünü biz insanlar öyle görürken onların diğer avcıları olan kuşlara nasıl görünmektedir ? Karışık ve iç içe figürlerin insana ve kuşlara farklı imajlar olarak mı görünmektedir?

Ağustos böceği kendisinin düşmanı ve avcısı olan hayvanları tasvir etmiştir adeta. Kuşlar, kediler, yılanlar avcısı ve düşmanı iken en son insanı da düşmanlar listesine aldığı görülüyor. Düşmanlarının figürlerini bedenine yansıtarak adeta onlara bende sizin gibiyim ve rakibiniz olarak tepkim savunmam hazır mesajı vermeye çalıştığını tahmin edebiliriz. İnsan figürünü neden vale, prens, kral halinde oluşturmuş olabilir. 

Ağustos böceği düşmanlarının imajını oluşturup kendine savunma şekli mi oluşturdu acaba. 

Öyle görünüyor.

Düşmanlarının saldırgan, korkunç ve gergin hallerini seçmesi bir rastlantı olmasa gerek.




Canlılığın evriminde canlıların sadece ortama uyum değil aynı zamanda karşılaştıkları hayati tehlikelere karşı savunma geliştirdikleri bilinmektedir. O nedenle evrimi hem uyum hem de savunma şeklinde anmalıyız.
Savunma şekillerinin temelindeki oluşum avlanmaktan veya tehlikeden kurtulan canlı bunu hafızasına ve dolayısıyla dna'sına kaydeder. Dna dizilimleri o kayıtların etkisiyle dizilimine öncelik verir. 

Canlılığın tarihine ait doğal kayıtlar teorisi

Canlılığın ilk zamanlarından günümüze kadar en az değişen ama en çok türü bulunan bitkilerdir. Bitkiler  hava basıncı, rüzgar, ısı  gibi doğal olayları algılamaları yanında diğer canlıların hareketlerini, ısılarını ve seslerini de algılamaktadırlar. Bitkilerin dna'larında eskiye ait kayıtlar ve hatta tüm yaşayan canlıların geçmişlerine ait kayıtlarının dna'larında bulunma olasılığı bulunmaktadır. Eğer bu gün bunu çözemiyorsak teknolojimizin yetersizliğindendir. Ya da buna ait bilgiler gizlenmekte de olabilir. 

Bunu bilim açıklayacaktır. Bununla ilgili çalışma yoksa yapılmalı var ise de açıklanmalıdır. 

27 Temmuz 2020 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 5

Dünya'daki Enerji Birikimi Üzerine Diyalektik Düşünme Denemesi

Dünya'da (Yerküre, gezegen) enerji birikmektedir. Güneş ışınlarının ve irili ufaklı gök taşlarının uzaydan yeryüzüne gelmesi ve geri dönmemesi en çok etken olmak üzere yeryüzünde canlılığın tüm yerküreye yayılması ve mevcut maddeleri, besinleri tüketerek enerji üretmesi ile de artan bir enerji potansiyeli bulunmaktadır gezegenimizde. 

Depremler yer kabuğunun hareketli olduğunu yerküre ve enerji dengesi etkisiyle oluştuğu bilinmektedir. Depremlerin oluşma anılarında büyük enerji miktarının yeryüzünde dolaşması sırasında rastladığı her madde ve canlı üzerinden akımına devam etmektedir. Yerkabuğu dağılan büyük miktardaki bu enerjiyi çevreye bitene kadar yaymaktadır. Bu yayma sırasında sarsıntılar oluşmaktadır. Deprem merkezinden çevreye yayılan bu büyük miktardaki enerji yakınından itibaren güçlü ve hızlı bir titreşim olarak, uzak ve yüksek yerlerde ise salınım ve yaylanma şeklinde ilerlemektedir.
 

Güneşimiz her an fazla enerjisini sistemine verirken, yerküremiz dışında canlılığın olmadığı sistem gezegenlerinin enerjiyi depolama, biriktirmesi fiziksel şartları bakımından mümkün görünmediği bilinmektedir. Bu gezegenlerin ancak madde biriktirmesi süreci devam etmektedir. Dünyamız ise hem madde hem de gelen enerjiyi içinde tutmaktadır.

Madde ve enerjisi biriken, artan bir dünya fiziksel kanunlara göre madde enerji dengesini nasıl sağlayacaktır ? Madde az, enerji fazlalılığı bulunuyorsa taşan enerjinin etkileri neler olacaktır ? Bu fazla enerjiyi yerküremiz nasıl tutacak ve denge kuracaktır ? Fazla enerji, fizik yasalarına göre gezegen boyutlarında nasıl bir hareket şeklinde olacak, yerküreye ve canlılara nasıl etkilerde bulunacaktır ?  Fazla enerjinin etkisi ile dünyanın alışık olduğumuz kendi ve güneş etrafındaki dönüş şeklinin dışında yeni hareket şekline girme olasılığı, su ve kara hareketlerinin bu fazla enerjinin etkisiyle beklenmedik hareketliliğe girme olasılığı bulunmakta mıdır ? Tüm bunlar hakkında bilgiler biliniyorsa bilim çevresine ve kamuoyuna sunuldu mu ?

Canlılığın nedeni üzerine felsefik bir deneme

Canlılar diğer canlılar tarafından kullanılmaktadır. Bu kullanımdan insan da muaf değildir. Bitkiler tohumlarını yeryüzünde yaymak için canlılara ek insanı da kullandıklarını biliyoruz. Bu fikrin ışığında madde ve enerji canlıyı niye kullanmasın sorusu aklımıza gelmektedir. Canlılığın oluştuğu dünyada biriken madde ve enerji, yerkürede madde ve enerji dengesini korumak için canlılığın oluşumuna yol açığı fikri gelmektedir. Dünyanın fiziksel anlamda denge kurma yolu ile canlılığı ortaya çıkmasına neden olması yine de doğa ve evren üstü bir gücün bilmediğimiz, bize göre sonsuzluk olan planının bir parçası olabilir. Bizlerde kesik kesik algıya bildiğimiz sonsuzluğa ait parçalarının bir bölümünde yer almış ve onu algılıyor olabiliriz. Canlılığın görevi yeryüzündeki madde enerji dengesini korumak üzerine ise insanın görevi de ortaya çıkmaktadır.

İnsanın görevi madde ve enerjiyi kullanarak gezegen dışına çıkarmaktır. Bilim yerküredeki fazla enerjiyi gezegenden çıkarmadan yeryüzünde denge kurabilecek sistemleri oluşturabilecek ise bunu da başarmaya çalışabilir.

Şimdiye kadar aklımız ile maddeye şekil vermeyi ve enerjiyi kullanarak yaşantımızı kolaylaştırmayı başardık. Şimdi ise asıl görevimizin yerküremizin madde ve enerji dengesine  yönelmemiz olduğu bu teorimize göre ortaya çıkmaktadır.

Yine son söz, bilim insanlarının, dünyanın madde enerji dengesi hakkındaki araştırmalarından ve bilgilerinden çıkacaktır.


Enerji madde basınç ısı su ve bitki üzerine teori


(Resimdeki sevimli kedinin ismi " Pamuk " pür dikkat bakmasının anlamı " Eee sonra ne oldu, çok heyecanlı.." değil tabi ki  " Sabah kahvaltımı ne zaman vereceksin " anlamında bakıyor. )

Hızlı dönüyordu dünya. Hem kendi çevresinde hem de güneşin etrafında. Öyle enerji yüklü idi ki, durmasına hatta yavaşlamasına olanak yoktu. İşte bu anda ilk canlı olarak bitkiler ortaya çıktı. Bitkilerin ataları tabi ki oksijen üreten plankton idi. Plankton hem bitkilerin hem diğer canlıların ortak atası idi.

Bitki ve türleri atmosferi oluşturarak dünyanın kendine ait tek parça halinde olan hızını atmosferden çekirdeğe değin farklı ve tersine hareket edebilecek şekilde enerji fazlalığını dünyanın kütlesi ile bir dengeye gelmesini sağladılar. O dönemde ayaklar ve kanatlar kullanılamaz idi. O nedenle yaşam sularda yani ne yere nede göğe baglı olmayan boşlukta gelişti.

Diyalektik Düşünmenin Başlangıcı 

Bu düşünme şeklinin temellerine ulaşmış bulunmaktayız. Bu temeller üzerine inşa edeceğimiz her fikir, bilgi, kavram, tez, görüş, varsayım, anlayış, oluş, olgular bu düşünce yapısının büyümesine, gelişmesine, yayılmasına ve kalıcı olmasına dolayısı ile bir dünya, canlı, insan ve evren hakkında bütüncül bir düşünme şekline ulaşmamızı sağlayacaktır.




24 Temmuz 2020 Cuma

İnsan Doğa ve Dünya - 4

İnsanın doğa ile arasına koyduğu her şey aklının ürünüdür. O halde, akıl iki bilgi veya nesne arasında bağ kurma, ikisi arasında bağlantı oluşturmadır.

Akıl, İnsanlığın doğa ile arasındaki bağdan, bağlantıya evrilme aşamasıdır.

Akıl kelimesi Arapça'da tutma anlamında kullanılıyor ve o amaçta ortaya çıktığı sanılıyor. Deveyi bir yerde sabit tutan nesneye akıl deniyormuş. Zihinde bilgiyi tutmayı hafıza diye adlandırıyoruz bugün. Muhafaza etme yani koruma da bir bakıma zihnin edindiği tecrübe ve bilgileri hafızada tutmasına işaret ediyor. Akılın temel kullanımı tutma anlamında başlarken, tutan ile tutulan arasındaki bağı da işaret etmesini içinde barındırdığını düşünebiliriz.

Günümüzde ise akıl, bağlantı kurma, oluşturmayı ve anlam üretmeyi temsil ettiğini düşünebiliriz. Kısa ve hızlı bağlantı kurma hali zekilik, uzun ve kalıcı bağlantı kurma ise akılcılıktır. Bir düşünürün " Ben zeki sayılmam, ama akıllı olduğumu düşünüyorum" (Dücane Cündioğlu). demesi onun günü kurtarma adına çözümler peşinde koşmadığını kalıcı ve uzun süreli çözümlerden, bağlantılardan yana olduğu ve önemsemesi anlamına gelmektedir. Zekilik, anlık en iyi olan bağlantıyı kurar ve uygular, kısa ve günü kurtaran haliyle. Akılcı olan ise bir bağlantının uzun ve kalıcı olması amacıyla bağlantı kurar. Hafıza;  bilgiye bakış, zekilik için geçici, akılcı için kalıcı amacı taşır.

İnsanlık doğa ile arasına bağlantı oluşturmuştur. Bu bağlantıyı her türlü nesne ve davranış şekli ile ilerletmiştir. Yürüme şekli, ateş, taş, metal, barınak, işbirliği gibi bir çok bilgiyi aklı ile doğa ile arasında canlılığın temel amacı olan,( canlılığın var olma nedenini henüz tam olarak bilemiyoruz) var olma mücadelesinde doğa ile bağdan, bağlantıya geçip ilerleterek günümüzdeki haline gelmiştir. Bugün ki teknoloji (bilimin ortak temsili) tamamı ile bu bağı, bağlantıyı içermektedir. Günümüzde tüm akıl ürünü nesne ve sistemleri " Teknoloji " adıyla anmamız insanın doğa ile bağlantısını temsil etmesi açısından  yerinde olacaktır.

Özne, bağlı ve bir parçası olduğu öz ile mesafesini bağdan, bağlantıya dönüştürerek kendini ayrı bir töz olarak özünden ayrı ama birlikte olduğunun bilincine ve anlamına ulaşma aşamasına aklın özerkliği denilebilir felsefik olarak. Bir canlıdaki bir hücrenin beden ile kendi arasındaki bağdan, mesafeli bağlantıya geçerek kendilik bilincine ve anlamına ulaşması örneğini verebiliriz. Bu hücre varoluşunu reddetmeyerek  görevini sürdürmek durumundadır. Kaderini görmüştür. Hücre olarak ortaya çıkışını ve belli bir süre sonra yerini yenilere bırakacağını da. Diğer hücreler ile aynıdır. Bu hücre bu bakışı ile sonsuzluğu bir anda görmüş ve göz atmıştır. Ama sonsuzluğun tamamını göremez. Çünkü bedenin dışındakileri ne anlayabilir ne de buna gücü yetebilir. Bir anlık görür olanları ve kendini. Varlığı süresince kısa bir andır. Hücrenin bu bakışı, sanki sonsuzluğun bu hücre aklı ile oluşanı kontrol etme niteliğini taşır. Hücrenin bu bakışı doğa üstü bir güce mesaj olarak bağlanmaktadır, bu hücrenin sonsuzluğu fark edip ama anlam verememesi halinde iken.

Bilgi ve Diyalektik Düşünme

Bilginin bedeni besleyen türü zeki olmaya, zihni besleyen türü ise akılcılığa hizmet eder. Zihni besleyen bilgi kullanılmak üzere hafızanın raflarında beklerken son kullanma tarihi bulunmamaktadır, bedeni besleyen bilgi hemen kullanılır, kullanma tarihi olup, gecikmeden.

Yaşamaya yarayan bilgi ve anlamaya gerekli bilgi türleri olarak da ayırabiliriz bu iki bilgi türünü. Bir çok bilgi vardır pratikte kullanılamaz. Sadece bilinir. Hafızada bulunması gereksiz bulunur. Diyalektik düşünce, hiç bir bilgiyi gereksiz ve fazlalık olarak görmez. Tüm bilgiyi alır hafıza raflarındaki sınıflarına ve kümelerine göre arşivler. Tüm arşiv düşünülen konu aşamasında taranır ve bağlantısı uygun olanlar konuya eklenir. Araştırma genişler fikirler oluşur ve yeni fikirlere bağlantı halatı atılır.

Diyalektik düşünme sürecinde, her yeni bilgi eski bilgilerin güncelleşmesini ve yeni fikirlere hazır olunmasını sağlar zihnin. Tekrarları ve yeni olanları, benzerlikler, ayrılıklar, zıtlıklar gibi bir çok kategori ve küme ile bir çok yönden düşünme süreci ile devam eder bu düşünme şekli ve sürecinde.

26 Haziran 2020 Cuma

Felsefenin Bireye Günlük Yaşantıda Faydaları

Felsefe ile ilgilenmek ve belli bir seviyede felsefe bilgisine sahip olmak bireyin günlük yaşantısında bir çok faydalar sağlamaktadır. İşte onlardan bazıları.

* Felsefede belli bir bilgi seviyesine ulaşan bireyin artık can sıkıntısı derdi, sorunu kalmaz. Öğreneceği ve değerlendireceği o kadar çok konu vardır ki. Kesik zaman algısı sıkıntısı, felsefe ilgisi yoluyla daha çabuk ve zararsız atlatılarak sürekli zaman algısına geçişi kolaylaştırır.

* Felsefe ile ilgilenmek bireyler arasındaki ve bireyin araç, gereç olan bağlantısındaki oluşabilecek kazalar, zıtlaşmalar, kavgalar, kısır tartışmalar gibi olumsuz olaylardan korur. Çünkü felsefe ile ilgilenmek yakın öngörü sağlar. " Kısa zaman ön görülüğü ", oluşacak gelişmelerin ve hangi sonuçlara doğru doğruluğu yüksek tahminde bulmak demek olan " Anlık Kahin " " ilişki kahinliği" " Kısa zaman kahini" gibi yeteneklerin gelişmesini sağlayan felsefedir.

* Yanlış yerde, kötü zamanda ve ilgisiz olay,  kişilerle bulunma olasılığını azaltır. Böyle durumlarla karşılaşılsa bile felsefe bilgisiyle saptanarak gereksiz ve zararlı sonuçlara ulaşması engellenebilir.

* Bireylerin günlük yaşayış, davranış şekilleri ve ilişkilerinde bilinçli ve mutlu olmalarını sağlayacak, mutsuzluktan kaçınacak zaman, mekan, olay, insanlar ve ilişkiler hakkındaki bilgilerin kullanılmasını felsefe sağlamaktadır. Mutsuzluktan kaçınmanın da bir mutluluk kaynağı olduğu bilinmektedir. Mutsuzluklara neden olan ayrılıklar, farklılıklar, zıtlıklar ve kötü etki-tepkilerin ne az zararla atlatılmasını, birleşmeler, benzerlikler, aynılıklar ve iyi etki - tepkilerin verdiği mutlulukları bilinçli ve hakkıyla yaşamayı geliştiren yine felsefedir.

* Mesleğini en iyi bir biçimde çalışma ve geliştirme, özel hayatını en iyi şekilde değerlendirme, özne- nesne, birey-çevre ve toplum ilişkilerini sağlıklı oluşturma ve sürdürme felsefe ile ilgilenerek de sağlanabilir.

* Felsefe bireye geçmişten günümüze insanlığın bilgi ve varlık hakkındaki birikimlerinin bir özetini verir, yaşanılan çağın kültürel seviyesine ulaştırır ve yakın geleceğin nasıl şekilleneceğine ait olasılıkların öngörüsünde bulunmasını kolaylaştırır.

21 Haziran 2020 Pazar

Bir Sanat Yaratın (Şiir)

Bir film çekin, tekrar tekrar izleyelim,
Bir roman yazın yine yeniden okuyalım,
Bir resim yapın dönüp tekrar bakalım,
Bir müzik yapın başa sarıp dinleyelim.

Öyle bir eser yaratın ki, bir insanda,
Görelim tüm insanlığın örneğini,
Öyle bir eser yaratın ki, bir olayda,
Tanık olalım, tüm olay kaynağına,

Bir eser yaratın, derin ve geniş,
Bir okyanus gibi içinde yüzelim,
Bir eser yaratın, uçsuz ve bucaksız,
Bir evren gibi içinde dolanalım.

Sanatla anlatın edebi, nezaketi
Ahlak, doğru, iyi ve güzeli,
Toprak altından fışkıran,
Yüzyılların  hazinelerini.

Sanat mı, tek kullan at,
Hızla tüket, yeniye bak,
Sanattır, yüzyıl sürmeli,
Yeni nesiller de görmeli.



Bahçe ve Ben - 3

  Günaydın değerli dostlar. Hayırlı cumalar. Bahçeyi gösterme vakti geldi. Bahçe üç bölümden oluşmakta. Yaklaşık 200 metre kare genişliğinde...