22 Kasım 2021 Pazartesi

Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -12

Geleceğe ait bir  paradoks

Bir gün sonra çekilecek olan büyük ikramiyeli bir sayısal loto çekilişinde çıkacak numaraları bir gün önceden doğru olarak öngördüğümüzü varsayalım. Fakat sayısal loto çekilişini yapan ekibin de kendine göre bir kuralı olduğu ve belli bir ikramiye ödülü miktarına (yüksek rakamlı ödül) kadar oynanmış numaraları çekmeme planları olduğunu kabul edelim. Bizim tahmin ettiğimiz günün de çekiliş ekibinin oynanmış numaraları çekmeyeceği günlerden olsun. 

Şimdi bizim çekilecek olan numaraları doğru olarak tahmin ettiğimizi ve oynadığımızı düşünelim. Kuponların oynanış saatinin bitiminde çekiliş ekibi çıkmayan numaraya odaklanıyor. Ve bizim gelecekteki çıkacağını gördüğümüz numara yine gelir mi ?

Bu paradoks da çekiliş ekibinin planında başarılı olması sonucunda bir gün önceki doğru tahmin ettiğimiz numaralar değişecek, ekibin başarısız olması durumunda bizim tahmin ettiğimiz numaralar seçilecek ve doğru tahminimiz kanıtlanacak. 

Bu paradoks geleceğe doğru iki giden doğrunun veya etkinin birbiri ile çarpışıp birbirlerini değiştirebileceği üzerinedir.

Yıldızların geçmişini görmekteyiz ve onlara şu an için bir etki edemiyoruz. Fakat kuantum parçacık deneylerinde etki etmemizin nedeni geleceğe bakıyor olmamızdır. Her alet, cihaz ve hareketimiz geleceğe etkiler bırakmaktadır. 

Bu fikirlerden geçmişin ve şimdiki anın, yavaş, geniş ve uzun, geleceğin ise hızlı, dar ve kısa olduğu tezine ulaşmaktayız.

Kuantum parçacıklarının hareket tarzlarına ilişkin:

Parçacık sıçraması hakkında iki teori;

* Parçacıklar, karanlık madde içindeki yoğunluğa göre dağılıp tekrar birleşiyorlar. Yani ilerleyen kuantum enerji parçaları karanlık maddenin yoğunluğu olduğu bölgelerde dağılıp onu aştıktan sonra tekrar bileşiyorlar. Parçacıklar belli aralıklarla karanlık maddeye çarptıklarında karanlık enerjiye dönüşüp görünmez oluyorlar ve karanlık maddenin yoğunluğu azalan yerlerde tekrar karanlık enerjiden parçacık enerjisine dönüşüyorlar.

* Parçacıklar, karanlık maddenin altından ve üstünden hareket tarzına göre bize görünür olup gözden kaybolmaktadırlar. Yani karanlık madde kuantuma göre daha parçalı ve yoğunluğu değişen durumda olup derinliği bulunmaktadır. Parçacıklar bu derinliğin belli aralarından geçerken bize görünüp görünmez oluyorlar.

.............

18 Kasım 2021 Perşembe

Felsefi Diyalog Teorisi -2

 İki veya daha fazla felsefeci veya düşünürün katılımıyla, oturum yönetici ve kayıt edici eşliğinde her türlü konularda felsefi diyalog kurulmasıdır. 

Bir konu iki veya daha fazla fikir sahibi kişinin karşılıklı konuşarak, fikir ve kavramların etkileşime geçtiği planlı diyalog. Katılımcılara bir de düşünce akışı ve yeni fikir takipçisi kişi de eklenebilir. 

Felsefi Diyaloga bir örnek ile konuyu açalım.

Bir konu : Doğa Nedir ?

Birinci düşünürün fikri ve söylemi : Doğa, içinde yaşadığımız canlı ve cansız tüm var olanlara verdiğimiz isim ve kavramdır. 

İkinci düşünürün fikri ve söylemi : Doğa, içinde yaşadığımız evrenin sadece canlı olarak niteleyebileceğimiz var olanlara verebileceğimiz bir isim ve kavramdır. 

Üçüncü düşünürün fikri ve söylemi : Doğa, içinde yaşadığımız evrende, canlı ve cansız varlıkların sadece  birbirine her türlü etkileşimde bulunan kesimleri için verebileceğimiz ve değerlendirebileceğimiz isim ve kavramdır.

 Oturum yönetici birinci bölümün (fikir, düşünce, teori ve tezlerin ortaya konması) tamamlandığını belirtir. 

Kayıtçı tarafından bilgiler görünür şekilde yazılır. 

Konu, düşünce ve fikir takipçisi de birinci bölümün tamamlandığını belirtir. 

Ana konu, üç ayrı fikir, üç düşünür tarafından ortaya konmuştur. 

İkinci bölümde oturum yöneticisi soruları hazırlar. Üç düşünüre sorular sorar. 

Cevaplar kayıt edilir, takipçi tarafından ortaya konulan cevapların mantığa uygunluğu incelenir. Gerekirse fikirler hakkında bilgi araştırması yapılır, sunulur. 

Üçüncü Bölüm

Oturum yönetici tarafından ikinci bölümünden kalan doğru ve yanlış cevaplar tasnif edilir. Son durum olarak ortaya konur. Düşünürlerin son değerlendirmelere ilişkin fikirleri sorulur. 

Düşünürlerin fikirleri alınır ve kayıt edilir. 

Takipçi tarafından konu sapmaları ve mantık hataları ortaya konur tekrar düşünürlere sunulur. 

Düşünürlerin konu ve ortaya çıkan sonuçlar üzerine yanlışlama, dikkat çekme, katkı ve itirazları dinlenir ve kayıt altına alınır. 

Dördüncü Bölüm

Düşünürler sonuçlar üzerinden yeni değerlendirmelerini ve yeni ulaştıkları fikirlerini sunarlar. 

Oturum yönetici, kayıt ve takipçi tarafından dikkate alınır.

Diyalogların sonuçlanması ile son ve yeni fikirler ortaya konur.

Diyaloğun sonuçlanamaması (Bilgi ve kanıt yetersizliği vb.) durumunda diyalog sonra devam etmek üzere dosya, arşiv halinde sabitlenir.

Diyalog da konuşma kuralları 

1. Konuşan kişilerin sözleri kesilmez ve engel olacak şekilde etki edilemez.

2. Konuşmacılar anlaşılır ve kısa cümle kurmaya çalışmalıdır.

3. Tüm katılımcılar nesnel (kişilik özelliğini ortaya koymadan) , objektif (duygusal olmayan, mantıksal), tarafsız (Temsil kimliğini kullanmamak), konuda kalma (konuyu saptırmamak) olarak diyaloğa katılmalıdır. 

Yapılan diyalog çalışmaları ile bir çok yeni kurallar oluşturulabilir.

...................


14 Kasım 2021 Pazar

Metaverse Hakkında Felsefik Yorumlar

Yazının videosu : https://www.youtube.com/watch?v=ZQt43aOW1uQ

Metaverse

* Teknoloji ve bilginin yeni yönü.

* Matematiğin gerçek evren ile yapacağı önemli bir testi.

* Küreselleşmenin hızlanması.

* Doğaya ve çevreye verilen zararlar listesini en aza indirme projelerinden önemli bir tanesi.

* İnsanlığın yaşama kültüründe yeni yöntem arayış denemesi.

* Uzaya açılma öncesi için hazırlık ve sonrası içinde zorunluluk olan büyük bir simülasyon.

* İnsan aklının ve hafızasının enerjiye taşınması.

* Aklın, bedeni yeni yaşam deneyimlerine davet etmesi.

* İnsan kültürünün bir merkezde toplanması büyük projesi.

..........

9 Kasım 2021 Salı

Yaşam Döngüsü - 19

 Bir soğuk algınlığı deneyimi

Sonbahar ılık günlerinden kalma bir günde, bir mekanda oturmuş bir şeyler içiyordum. Hava birden kapandı ve rüzgar esmeye başladı. Hava birden soğumuş ve rüzgar ise sert esmeye başlamıştı. Giyim olarak hazırlıksız yakalanmıştım. 

Soğuk ve sert esen rüzgarlar yaprakları havalandırıyor, çevredeki gevşek metalleri sallıyordu. Kuzeyden gelen soğuk ve sert bir hava akımı olduğunu, o gün orada tüm beden ısımın kaybolup bedenimin direncini kaybedeceğini bir gün sonra anlayacaktım. 

Bir gün sonra kendimde bir halsizlik ve üşüme hissetmeye başladım. Ateşim artmış, burun ve boğazımda kaşıntı başlamıştı. 

Soğuk algınlığı belirtileri kendisini göstermeye başlamıştı. Hafi baş ağrısı da eklenmeye başlamıştı. 

Bedenimin direnci düşmüş ve nefes yollarımdaki bakteriler aktif olmaya ve çoğalmaya başlamışlardı. Önce burnumda sürekli bir akıntı başladı. Bedenim salgı ile bu bakterileri bedenden atmaya çalışıyordu. Sonra boğazımdaki akıntılar da devreye girdi. Artık hem öksürüyor hem de burnumu çekiyordum. 

Rüzgar akımlarını (cereyan) evimde durdurdum. Giyimimi kışlık elbiselere yönelttim. Uyku sırasında örtünmemi de kışlık moda çevirdim. Artık bedenim kışa girmişti. 

Uyuma evresine geçerken ilginç bir saptamam oldu. Yastığa başımı koyar koymaz iki burun deliğimin kapalı olduğunu ve ağızımdan nefes aldığımı fark ettim. 

O an bakterilerle empatiye geçtim. " Ey bakteri ordusu ne yapmak istiyorsun, amacın nedir ? " diye içimden sordum. Hemen cevap geldi. " Ey insan, ölmek istemiyor yaşamak ve çoğalmak istiyorum, lütfen beni öldürme. "  Şok olmuştum.?! Bakteri bedenimde çoğalmaya başlamış ve bedenime savaş açmıştı.

Bu hareket tam isyan hareketi idi. Bedenin direnci yerinde iken sessiz bir şekilde varlığını devam ettirmiş, ne zaman ki beden direnci düştüğünde isyan bayrağını açmış ve hızla çoğalmaya başlamıştı. 

Artık bedenim ile bakteri ordusu arasında bir savaştaydım. Önceki yıllardan bedenimin tecrübesi olduğu için bakteri de kaybedeceğini biliyordu. O nedenle başarısız bir isyan hareketinin sonunda direnç gücü yerine gelmiş bir bedende eski ve sınırlı miktarını geri döneceğini biliyordu. 

Bedenimin daha önceki yıllardaki geçirmiş olduğu tecrübesine bu kez aklımda katılmıştı. Bakteri ile yapılan bu düşünsel iletişim şekli ile birlikte bakteri ordusunun ilk hedefinin ciğerler ve iç organlar bölgesine ulaşmak olduğu ortaya çıktı. 

Akıl devreye girerek bakteri ordusunun ciğerlere ulaşmaması gerektiğini ve bu nedenle ağızdan nefes almayı değil burundan nefes almaya devam edilmesini saptadım. Bakteri ordusu burun bölgesini tümden ele geçirmiş ve boğazda çoğalarak ciğerlere doğru ilerlemeyi amaçlıyordu. En azından nefesle ilgili yolu takip ediyordu. Bir aslanın ceylanı hızla öldürmek için boğazını ısırıp nefessiz bırakmaya çalışması gibi bakterilerde bu savaştan galip çıkmak için bedenimi nefessiz bırakmak istiyorlar idi. 

Bakteri ordusunun planı burun bölgemi kapatarak boğazdan nefes almamı ve boğazdan alımla birlikte orada çoğalarak ciğerlere doğru ilerlemekti. Ciğerlere ulaştıklarında ise kuşatılmışlık hisseden ciğerler bedeni ayakta tutmayacak ve sürekli bir yatış şekline sokacak ve bedenimin ısısını arttırmasına neden olacaktı. Bu ısı artışı tıpkı bal arı kovanına baskın yapan eşek arısı tehlikesine karşı bal arılarının toplu halde hareket ederek ısı üretmesine benzeyecekti. Bedenin bu ısı arttırması terlemeye ve bakteri ordusunu bu terleme ile bedenden atma veya artan sıcaklıkta bakteri miktarını azaltmaya yönelecekti.

Yastıktan başımı hafifçe kaldırdım ve burun deliğimin birinin açılmasını sağladım ve sürekli burnumdan nefes aldım. Bakteri ordusunun planını bozacak ve ciğerlere gitmelerini engelleyecektim.

Öyle de oldu. Önceki yıllardaki yüksek ateş ile yatma alışkanlığım bitmişti. Artık burun ve boğazdaki bakteri miktarının azalmasını beden direncimi artırarak sağlayacaktım. 

Bu davranışımın ardından benim için yeni ve büyük bir keşife ulaşacaktım. 

Burnumdan nefes almaya odaklanınca ve öylece uyumaya çalışırken, normal ve sağlıklı olduğum günlerdeki gibi rahat nefes alamadığımı hatta almadığımı fark ettim. Bunun nedeni üşüdüğümü hissetmem ve dışarıdan aldığım serin havanın bedenimin üşümesini arttıracağı korkusu idi. 

Örtümün altında nefes alıp verirken sıcak hava almaya vermeye çalışıyordum. Böyle yaparken nefes alımlarımdaki oksijen miktarının azaldığını karbondioksit miktarının arttığını düşündüm. Böyle durumda ne kadar derin nefes alsam da bedenimin ihtiyacı olan oksijen miktarını sağlayamadığımı fark ettim. Oksijen miktarını alamayan bedenimde organlarımın aktif ve sağlıklı çalışmadığını fark ettim. 

Burada fark ettiğim ilginç ve önemli konu bedenin üreterek sağlığını koruma amacında olarak ortaya çıkardığı ısıyı kan yolu ile tüm bedene yayıyor ve tüm bedenin ısı miktarının eşit olmasını sağlıyordu. 

Soğuk algınlığım nedeniyle burun, boğaz ve ciğerler etrafında birikmiş olan kan miktarı bedene yayılmıyor ve diğer organların aktif çalışmasını durgunlaştırmasına neden oluyordu. 

Tıpkı yemek yendiğinde mide etrafında biriken kan nedeniyle beynimize giden kan miktarının düşmesiyle birlikte uyku haline dönmemiz gibi. Bu halde iken beynimizdeki düşünce etkinliği azalır. Bedenin kan yolu ile mideye olan baskısı nedeniyle nefes alıp vermeler düzenli hale gelir ve uyku etkinliğine doğru ilerler bedensel halimiz.

Yatmakta iken bu düşünceler ışığında başımı örten örtümün az bir kısmından burnumu çıkararak derin nefes alıp vermelere başladım. Serin havayı çekerken sıcak bedenimde organlar elektrik gelmiş gibi birden çalışmaya başladılar. Midem ağır bir makinenin dişlisini hareketi gibi ses çıkararak durdurmuş olduğu çalışmasına başladı. Ciğerlerim açılıp kapanmaya kalbim de çalışmasını hızlandırmaya başladı. 

Kanın tüm bedene sıcak yayılışına tanık oldum. Ellerime, ayaklarıma, başıma ve her yerime. O an sağlıklı halimi hatırladım. Isının tüm bedenime eşit yayılmasının bir sağlık göstergesi olduğuna şahit olmuştum. 

Kanımız bedenimizin ihtiyacı olan oksijeni, gıdayı, onarımı, yenilenmeyi, atıkların toplanmasının yanında ısıyı da dağıtıyordu. 

Bu yaşadığım tecrübelerin ışığında felsefik olarak canlılığın birbirine temel bedensel ihtiyaçlar adı altında bir bağ olduğunu bir kez daha hatırladım. Toplum olmamızın temellerinde de bu bağ bulunuyordu. Temel ihtiyaçlarımızdan başlayan ve kültürel diğer tüm ihtiyaçlarımız için birbirimize zorunlu bağlar ile bağlıyız toplum olarak. 

Doğa, canlılık zincirini ve ilerlemesini bu bağ üzerinden kurmuştu. Nefesle başlayan bağımız, akıl ile bu bağı keşfetmeye kadar uzanıyordu. Canlının canlıya bağımlılığı bir tercih değil, zorunluluktur. Bu algıya ulaşan bir zihin kendi türünün her üyesinin gerekli olduğunu ve var olma hakkını taşıdığı sonucuna varır. 

Doğa ve canlılık adına ne görev yapacağının, nasıl bir iş bölümünde bulunacağının saptanmasına yardımcı olabilir veya değerlendirebiliriz. 

Artık kışa bedenim hazırlanmış ve soğuk günlere gelmeden bunun tatbikatını yapmıştım. Kış soğuğuna karşı bedenimin dirençli olmasını ve ısısını koruması, kaybolan ısıyı tekrar yerine üretme ve yayma hızı gibi alıştırmaları yapmıştım.

Artık bedenim kışa hazırdı.

28 Ekim 2021 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 18

 Kış mevsimine girerken bedenimiz kendindeki en uygun sıcaklığını korumada zorluklar ile karşılaşmaktadır. 

Bedenin sağlıklı olması ve koruması için en ideal sıcaklığını sürdürmesi gerekmektedir. Mevsimsel sıcaklık düşmesi bedenin kendi için ürettiği sıcaklığını koruması zorlaşmakta ve önceki mevsimsel düşük çalışmasını arttırması gerekmektedir.

Gün içerisindeki sıcaklık değişim oranın yükselmesi, bedenin kendi sıcaklığının belli bir düzene alıştırması ve o yönde devam etmesini zorlaştırmaktadır. 

Bedenimizin belli bir mekanda sabit kalması ve serin rüzgar akımının biz fark etmeden üretilen ısıyı alması yanında temas ettiğimiz eşya ve nesnelerin beden ısımızı kendine transfer etmesi etkisiyle bedenimiz ideal sıcaklığına ulaşmak için olağanüstü performans harcaması gerekecektir. 

Bedenimizin olağan dışı ısı kaybına ek olarak fazla çaba göstermesi onu yormakta ve direnç olanağını azaltmaktadır. 

Böyle anlarda bireyin uyku eksikliği, yorgunluğu, beslenme takviye aksaması, hava akımlarının, eşya ve nesnelerin ısı çekmesi, soğuk suyun beden ısısını düşürmesi gibi bir çok etken soğuk algınlığı ve ağrı olarak mevsimsel rahatsızlıkları yaşamasına yol açabilir.

Farkında olmadan yakın iletişimde bulunduğumuz diğer bireylerden direnç düşmesi ile güçlenebilecek bakteri çeşitlerinin alışverişine dikkat edilmelidir.

Mevsimsel ısı değişiminin yüksek olduğu bu zamanlarda mekanlar arası sıcaklık oranların değişimine dikkat edilmelidir. Kapalı mekanlar ile açık mekanlar ve açık mekanların her farklı yerin hava akımlarının oranları bedenimizin sıcaklığını üretme ve koruma yönünden düzenini olumsuz etkileyebilmektedir.

Mevsimsel geçiş hızının en fazla olduğu bu günler hava sıcaklığının da hızla değişimini de getirmektedir. 

Mevsimsel yüksek ve hızlı ısı değişimine karşı bedenimiz ısı miktarını bu değişim ve hızına paralel olarak sürdüremez. Bedenimiz için ısı olgusu kendi varlığını dayandırdığı temel  ilke düzenlilik listesinde yer alır. 

Organizma olarak yaşadığı evrene uyum ve sürdürebilir olması için temel canlılık ilkelerine ve düzenliliklerine ihtiyaç duyar. İklim ve sıcaklık değişimleri karşısında kendi ideal sıcaklık aralıkları bulunmaktadır. 

Biz insanlar dış sıcaklık değişimleri ile bedeninin sıcaklık algısı arasına giyinme, barınma ve enerjiyi kullanma gibi aklımızın ortaya koyduğu koruma kalkanı bedeni akıla bağımlı kılmaktadır.  

Bedenimiz çevre olumsuz sıcaklık etkilerini akılımızın ortaya koyduğu koruma kalkanı ile olduğunu değil, olayın gerçekleşmesi ile yaşanılan duyguları kendisine referans olarak alır. 

Bedenimiz, elbiseyi değil onun sıcaklığı korumasının yaşattığı soğuğa karşı güvenlik duygusunu algılar.

Güvenlik duygusu rahatlığı, keyifi ve neşeyi çağırır. 

Aklımız ile mevsimsel sıcaklığı algılar ve bedenimiz için tehlikeli olduğu fikrini oluşturur ve bu tehlikeye karşı giyim, barınma ve enerji kullanma eylemlerini düşünür ve uygularız. 

Aklımız bedenimizi görür, duyar ve işitir. Fakat bedenimiz aklımızı algılamaz, sadece onun ortaya koyduğu eylemlerin kendinde oluşturduğu duyu ve duyguları yaşar ve bilir.

Bu durum bize duygu ile akılın birer aşama olduğu fikrine götürür. Canlılığın temelinden bütününe doğru ilerler iken ilklerin sonraki aşamaları tam ve doğru olarak algılayamadığı ortaya çıkmaktadır. 

Dolayısı ile itki dürtüyü, dürtü güdüyü tam ve doğru olarak algılayamaz.

Güdü ise duyguyu, duygu ise akılı olduğu gibi kavrayamaz, sadece etkilerini kendine göre yorumlar.

Canlılığın gelişimindeki bu aşamalar hiyerarşi oluşumuna, görev paylaşımına ve yetkilerin, sınırlılıkların olduğuna dair benzeşimleri çağrıştırabilir. 

Duyguların etkisindeki akıl yanılır. Akılın etkisindeki duygularda ölçü ve denge oluşur.

Duygusal zeka, akılda empati olarak tanım alır. Duygu yaşamaya, akıl ise bilgiye odaklıdır.

Duygularımız bilgiye değil, aklımızın bilgi ile ortaya çıkardığı etkilere odaklıdır.

Duygu ve akıl birbirinin rakibi değil, aşamalarıdır. Aşama ise gelişmeyi ve ilerlemeyi belirtir.


........... 

20 Ekim 2021 Çarşamba

İnsan Doğa ve Dünya - 20

 Akıl ve Duygu

Akıl, insanda duygu ile birlikte ortaya çıkmış ve ilerleyen zamanda ondan geri kalmıştır. 

Günümüze doğru, duygu ile akılın belirgin olarak ayrılması ve insan yaşamında bu farkların görünür olması şekline dönüşmüştür.

İnsan, bebeklik ve çocukluk çağlarında duygu yoğunluğu ile gelişmektedir. 

Gençlikte akıl ile tanışır ve yetişkinlikte ise akıl ön plana geçmektedir. 

Gençlikte akılı duygunun altında tutmakta ısrar etmek veya akılı duygunun hizmetinde kalmasına zorlamak yetişkinliğe geçmeyi zorlaştıracaktır. Dolayısı ile genç, yetişkinlik çağında bile hala zihinsel ve duygusal olarak genç halindeki gibi kalmakta ısrar etmesi ile yetişkinliğe alışamaz. 

Gencin toplum içindeki iş bölümüne (çalışma) ve paylaşıma (gelir) katılamaması, onun yetişkinliğe ilerlemesini geciktirir. Yetişkinlik öncesindeki gibi akılı duygu sonrası tutma ve duygu altı baskılaması devam eder. Akılı, ön plana alması gecikir. Duygu, akıl dengesini kurması zorlaşır.

Duygularımız doğuştan gelmesine rağmen akılın işlemesi eğitim, öğretim ve işbölümüne katılma ile gelişmektedir. 

Bilim bize insan doğumunun, kafatasının hali ile beyinin erken büyümesi nedeniyle zamanından önce gerçekleştiğini söylemektedir. 

Bu bilgiden, şu olasılığı çıkarabiliriz.

Eğer insanın doğum sırasında kafatasının ve beyninin büyümesinin sorun yaratmayacak şekilde zamanında doğabileceği olanağı olsa idi kaç yaşında doğması gerekirdi. 

Doğum olduğu anda gelişmiş bir beyin ile akıl ve duygu dengesi ne olurdu. 

Duygu doğuştan geliyor ise akıla ait neler doğuştan gelebilecektir. 

Akıla hazır halde gelmekte olan beyin bu zamanında doğumla hangi akıla ait yetilerini hazır bulunduracaktır. 

Konuşma, dinleme ve düşünme şekli hangi aşamada, öğrenme ve taklit etme hızı nasıl olacaktır.

Böyle bir deneyim yapıla bilinseydi. Akıla ait genetikten hangi yetilerin geldiği ortaya çıkacaktı. 

Doğamızın bize sunduğu hangi akıl yetileri doğuştan geldiğini anlayabilirsek, doğanın bize akıllı mesajlarını da alabilir o yönü önemli sayabilirdik. 

Çünkü doğa ve canlılığın temellerinden gelen her bilgi türümüzün geçmişine bir ışık tutacak, şimdiki zamanına kararlılık, düzen ve geleceğine doğru bir yön verecektir.  


...........


4 Ekim 2021 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 19

Canlılığın Temel İlkeleri

İtki, hücre bölünmesi ve sürdürülmesi etkenidir.

Dürtü ise doku, organ ve bedenleşme süreci gelişimin ve sürdürülmesinin etkenidir.

Güdü, türün sürü olması ve varlığını sürdürme etkenidir.

His, canlının içten ve dıştan gelen etki-tepki oluşumuna girmesidir.

Duygu, canlının (insan ve birlikte yaşadığı, etkileşimde bulunduğu canlılar) hislerin kullanımının uzaması ve yoğunlaşmasıdır. Duygu insanda öyle yoğunlaşmıştır ki, bedeninin bir çok dürtü ve güdüsü çalışma referansını dış etkenlerden (mevsimlerden) ayrılarak duygulardan alır hale gelmiştir.

Akıl, canlının kendi ve çevresi ile bağ ve bağlanan veya bağlam (obje-suje)  etkileşimine girmesidir.

Türümüz olan insanlığın itkiden hise kadar diğer canlılar ile ortak özelliklere sahip olduğumuz, duygu ve akıl ile onlardan kısmen ayrıldığımız görülmektedir.

İnsanlık tarihi duyguların tarihidir. 

Tüm tarihimiz boyunca yavaş gelişen akıl her zaman duygunun hizmetinde olmuştur. Yavaş ve gizlice gelişmiş olan akıl, felsefe ile kendini duygulardan arındırmaya ve öne geçmeye başlamıştır. 

Ortaçağ avrupası ile duygular zirve yapmış, bu hali ile toplumlara kaosu yaşatmış ve akıl ön plana geçerek duyguları dizginlemiş, duygu ile akıl bir denge arayışından sonraki durgunluğundan akıl öne çıkmış ve duygu hizmetinden taşarak küresel bir keşifler, araştırmalar, sömürgeler, sanayi ve bilim olarak yeryüzünde duygusuz olarak dolaşmıştır. 

Canlılığın temel ilkelerinden olan çoğal, yayıl ve rekabet et eylemleri gerçekleştirilmiştir. 

Duygu, doğanın ve canlılığın temel ilklerinden sadece biri ve aşamasıdır. Ana ve en önemli ilkesi değil.

Fakat uzun insanlık tarihimizden gelen kadim bir yaşantı halidir ve onu insan yaşamının en üst ilke konumundan ikinciliğe indirmek hiç de kolay olmayacaktır. 

İşte küresel keşif ve kaynaklara erişme rekabetinde duygu yaşamında kalmış ülkeler, akılı keşfetmiş topluluklar tarafından kontrol altına alındılar.

Artık akıl, hizmet ettiği duyguya karşı onu kontrol etme etkinliğine girmiştir. 

Hala günümüzde de akıl, duygu üzerinde ve onu idare etmektedir.

Tüm insanlık tarihi bir canlılık ilkesi olan duygunun akıla evrilme, taşıdığı canlılık bir üst seviyesinin temsil bayrağını akıla devretme tarihidir. 

Yeryüzünde çoğalmış ve yayılmış olan hareketli sürü güdüsünün devamı için düzeni sağlayacak olanın duygu değil, akıl olacağının, duygunun da gelişim için güdü ile akıl arasında olması gerektiğinin ortaya çıktığını görmekteyiz. 

Yeryüzünde sabit ve zemini doldurarak çoğalmış türlerinin güdü aşamasında kalırken, hareketli ve hızla yayılma özelliği olan canlıların güdüden daha ileri canlılık özelliklerine ulaşması kaçınılmaz bir süreç gibi durmaktadır.

Bu canlı, insan türü olacaktır.  

Hislerden, duygulara duygulardan akıla doğru giden süreç bize canlılığın daha da yeni gelişim basamakları olduğunu düşündürmektedir.

Evrene ait tüm edindiğimiz yeni bilgilerin sadece türümüzün hizmetine sunacak kadar basit olduğu fikrine kapılmak hala duygularda ısrar etme alışkanlığımızın bir etkisi değil midir.

İtkiden akıla giden süreçler bize canlılığın daha büyük bir amacı olduğunu ve bu amaca ulaşmak için akıl kendini daha büyük ve önemli bir özelliğe bırakacağını göstermektedir. 

Bunu anlamak için akılımızın bir üst seviyesini tahmin etmek gerekmektedir. 

Önümüzde büyük bir soru durmaktadır. 

Akıl, hangi bir canlılık ilkesinin öncülüdür. 

Sıçramak olabilir mi. Uzayda yayılma ve ilerleme aşaması için olabilir mi ?

Dünyadan, uzaya sıçramak olabilir mi ?

Bilmiyoruz, ama düşünmeye devam ediyoruz.   


.................


23 Eylül 2021 Perşembe

İnsan Doğa ve Dünya - 18

 Ütopya ve Distopya

Geleceğe dair topluma ait çok iyi veya çok kötü yaşantı şekilleri tahminleri gerçekleşmesi olasılıkları bulunmaktadır. 

Bu olasılıklar zamana ve şartlara bağlıdır. 

İnsanlık tarihinden günümüze kadar distopyaların hızlı, kısa ve biten ütopyaların ise yavaş, uzun ve kalıcı olduğu görülmektedir. 

İnsanlığın yol haritası ütopyalar üzerine olup distopyalar ise bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Bu günkü kurduğumuz iyi hayallerimizin, geleceğimizin yaşantıları haline gelmesi bir rastlantı, tesadüf olmadıklarının göstergeleridir.

...............

13 Eylül 2021 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 17

İnsan, doğanın evrensel geri bildirimidir.

İnsan bir canlı olarak doğanın evrene baktığı bir göz, dinlediği bir kulak, yaşadığı bir duygu ve düşündüğü bir akıldır. 

Doğa, dünyadaki varlığını büyütmüş ve yaymıştır. Gezegenimiz, bir canlı gezegenidir. Kozmolojideki yerini ve durumunu belirlemek amacındadır (Belirlemiş ve yönelmiş de olabilir). Doğa kendini ilkelerini oluşturmuş ve o yönde ilerlemektedir. Uzaya yayılmasının önünde uzay boşluğu bulunmaktadır. Güneş sistemimizdeki diğer gezegenlere ulaşıp gelişimini sürdürmek amacındadır. 

Bunu yapmak için süre geldiği şeklide ilerler iken artı özellikler taşıyan bir canlı ortaya sürecektir.

Bu canlı sadece var olmak için değil, uzaklara bakabilen, merak eden, bilgi toplayan ve bunu biriktirip saklayabilen bir canlı olmalıdır.

Çevresini ve kozmolojiyi araştıran ve tanımlayan, planlamalar yapabilen ve her yöne hareket yeteneğini geliştiren bir özellikte olmalıdır.

Birbiri ile organize olabilen, ilerlemek ve yayılmak için rekabet eden, bütün bunları yaparken de madde - enerjiyi kullanıp hızlı bir yapıda olan bir canlı gereklidir. 

Yaşamı boyunca canlılığın bulunma ve olma olasılıklarını her birini de kapsayacak bir biçimde çoğalması ve yayılması gerekmektedir.

Bu canlı, "İnsan"dır.

On dört yıl önce başladığım felsefik düşünme ve yazma sürecimin sonunda felsefe kitabımı tamamlamış oldum. 

Bu süre sonunda ulaştığım tüm bilgi ve anlamları bir cümle ile tanımlamak olanaklıdır.

" İnsan, doğanın evrensel geri bildirimidir.

Bu cümleyi anlayan ve açıklayan kişilerin yazılarımı okumasına gerek yoktur. 

Bu cümlemi anlamayan, daha iyi anlamak ve anladığından emin olmak için yazılarımı okuyan kişiler bu cümleye nasıl ulaştığıma tanık olacaklardır.

Bir kitabı veya felsefik ekolü bir cümle ile açıklamak kolay değildir. 

Böylelikle kitabımın ve ekolümün ismi de ortaya çıkmaktadır.

" Evrensel Geri Bildirim

Kitabımın "Küresel Barışa" ve türümüzün ilerleme yönüne, rotasına, yoluna bir katkı olacağını umuyorum.

  

9 Eylül 2021 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 17

 Üreme ve Bölünme Referansları

Canlılık bölünme yolu ile çoğalmaya başlamış, çoğalmasını sürdürmek için canlılık dışı madde ve enerjiden faydalanırken uzun bir dönem sonra diğer canlılar ile beslenme ve üreme davranışına yönelmiştir. 

Beslenmesini ve rekabetini diğer canlılara göre yaparken, üremesini ise mevsimsel değişikliklere göre geliştirmiştir. Mevsimsel sıcaklık ve basınç özelliklerine göre çoğalma ritmini uzun dönem devam ettirmiştir.

Bitkilerde ve diğer birçok canlıda bu ritim devam etmektedir. 

İnsan türü olarak mevsimsel şartların etkisinden kurtulmaya başladığımızdan beri türümüzün üreme ve çoğalma referansı değişime uğramıştır. 

Güdülerimiz artık mevsimsel değil duygu ve davranışlarımıza göre üreme referansına geçmiştir. 

Bu durum ise biz insan türünün üreme ve cinsellik konusunda  duygu ve davranış referansı nedeniyle istikrarlı olması ve denge kurması zorlaşmıştır. 

Sonuçları görüyoruz şu an. Türümüz yeryüzünde dolmuş ve uzaya fırlamak üzere olan bir taşma halindedir. 

Üreme referansları mevsimlerden duygu ve davranışlara geçince türümüzün cinsel eylemlerinde mutlu olamadığı ve sürekli bir doyumsuzluk halinde olduğu bilinmektedir. 

Üreme yetimiz duygu ve davranışlarımızı etkiler olmuş, duygu ve davranışlarımız ise üremeye hizmet eder olmuş gibi türümüz için kötü bir kısır döngü halindedir. Doğa ise canlılığın temel ilkelerinden olan çoğal, büyü ve yayıl ilkesini türümüze kısıtlamamıştır. 

Doğanın buradaki gelişme üzerine olumsuz etkisi sadece türlerin çoğalma karşısında belli oranda artarak o oran üzerinden devam zorunluluğu içermesidir. Haliyle doğa canlı üzerinde ancak türün yeteri oranında çoğalmasını desteklemektedir. Bu ilke kendi içinde bulunmaktadır. Bir mekanda canlı türü belli oranda çoğalınca beslenme, su gibi temel ihtiyaçlar yetemez, atıkların da doğaya dönüştürülemez olur ise mevcut canlıya tür miktarını sınırlama baskısı oluşur. Bu türün birbirlerine saldırma ve atıklarından, yaşama dönemi sonlananlarından  yeni canlı anti tezleri oluşma olasılığı belirir.

İnsan türü olarak bu olaylar bizde mevcut; birbirimize saldırıyor ve ölüm, atık antitezlerimizden bize zararlı virüsler ve bakteriler üzerimize geliyor onlarla mücadele ediyoruz.  

7 Eylül 2021 Salı

Yaşam Döngüsü - 16

Duyguların Sağlıklı Döngüsü

Öfke gibi genel canlılığın temellerinden gelen bir duyguyu aşırılıktan ve sorun olmaktan hangi duyguyu aktif ederek yatıştırabiliriz. 

Üzüntü duygusu ile,

Öfkeden sonra gelen en sağlıklı duygu üzüntüdür. 

Üzüntüden sonra korku gelerek duygu dengesini oluşturur. 

Korku sonrası durgunluk ve sevinç kendisini gösterecektir. 

Duygularımızın döngüsünü sağlıklı bir biçimde yönlendirebiliriz. 

Öfke ile başlayan duyguyu üzüntü, üzüntüyü korku, korkuyu durgunluk ve sessizlik, sonrasında sevinçle yönlendirebiliriz. Bunu sağlamak için zihnimizden ve hafızamızdan yardım almalı, mantığımızı işletmeliyiz.

Örneğin öfkeli bir anımızda bu halimizi fark edip " Neden öfkeleniyorum" " Ben şu an öfkeliyim " soru ve saptamaları üzüntüyü çağırır, çünkü çok öfkelenmek istemiyor ve bundan hoşlanmıyorsunuz. o nedenle istemediğiniz bir duyguyu fazlaca yaşadığınızı fark etmek sizi üzer. Sonra korku şöyle gelir, " Öfkeli halimle kimi veya kimleri kırdım " korkusu ve kaygısı başlar. Yapılmışsa hatalar giderilmeye ve affetme davranışını teşvike yönlendirmeler başlar. Bu aşamadan sonra bir durgunluk, sakinlik ve sevinç gelir. 

Bir duyguyu uzun süre yaşamakta ısrar etmek veya sık ve hızlı duygu değişimini yaşamaya çalışmak yaşam basıncımıza ve sağlıklı duygu yaşantımıza zarar verir. 

O nedenle duygu değişimlerini dengeli, uygun zaman geçişli ve kontrollü yapmalıyız. 

Duygularımız hem bireysel hem de toplumsal gelişmiş olup bedenimizin bir çok çalışmalarını referans aldığı canlılık temel işleyişlerinden birisidir.

Bir çok insan öfkenin keyifli ve zevkli bir duygu olduğu yanılgısında bulunmaktadır. " Öfke baldan tatlıdır " ata sözümüz öfke duygusunun hızla, şaşırtma ve enerji açığa çıkararak etki-tepki sürecini anlatır. Bu öfke türü kısa, hızlı ve zararsız bir eylem içerir. Sahte veya şakadan bir öfke türüdür. 

Ciddi, uzun ve sürekli öfke için " Keskin sirke küpüne zarar verir " ata sözü geçerlidir. Bu öfke türünün keyif verdiğini sanan bir çok kişi yanlış bir duygu salınımını sürekli yaşamak ister. Bu da ilişkilerine zarar verir fark etmedikleri halde. 

Dört ana duygumuzu ve döngüsünün bilgisine ulaşmak bizde ki düzensiz duygu dalgalanmalarının önüne geçmek anlamına gelmek demektir. 

Duyguların yaşanma zorunluluğu bulunmaktadır. Bedenimizin gelişim ve yaşaması temel niteliklerindendir duygularımız. 

İtkiden akıla ilerleyen sürecin akıl öncesi aşamasını oluşturur duygularımız.

Duygusuz tabiri ilişkilerimizdeki ahlak, gelenek ve göreneklerimizi bilip de ona göre duygusal tavır içine girmeyenler için kullanılır genellikle. Grupsal duygulara uyumsuzluğa işaret eder. Duyguların yaşanmasının farklılığını gösterir.

Dört ana duygunun yanında bir çok ara duygu bulunmaktadır. 

Duygularımızı yönetmemiz duygusuz olduğumuz anlamına gelmemektedir.  Duygusal dalgalanmalarının beden ve zihnimizdeki olumsuz ve negatif oluşturduğu enerji etkilerini en aza indirme eylem, söz ve düşüncelerimizdeki oluşacak sorunlarımızın önlemeye çalışmamız anlamına gelmektedir duygularımızın kontrolü. Duygusal dalgalanmalarının zihnimizin akıl ve mantık çalışmasına olumsuz etkilerini engellemek amacıyla yapmamız gerekmektedir bu kontrolü.

Bedenimiz salgılamalar, yumurta üretimi gibi önemli etkinliklerini duyguların yoğunluğunun enerjisi ve tetiklemesinden alır. 

İnsan türünün beden çalışma sistemi mevsimlere, sıcak ve soğuklara göre değil duyguların yoğunluğuna göre kendisini güncellemiştir. Duygularımızı referans ve ölçü olarak almaktadır bedenimiz bir çok çalışma biçiminde. 

O nedenle basit olaylara aşırı tepki ile duygulanma yaşamalar bedenimizin biz fark etmeden çalışmasını tamamlama amacıyla oluşabilmektedir. Bu aşamalara içgüdüsel etki veya bilinçaltı etkisi diyebiliriz.

Duygularımızın yaşanmasında içten ve dıştan etkilerin oluşması bu yüzden ikiye ayrılmaktadır. Duygularımızın oluşumundaki etkinin dıştan mı yoksa içten mi olduğunu kendimizi tanıdıkça ayırabileceğimiz bir yetidir. 



BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı 10:45 Simit , yarım, ısıtıl...