30 Nisan 2012 Pazartesi
22 Nisan 2012 Pazar
Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -3
İnsan doğumuyla fiziksel ve ruhsal olarak temiz olarak dünyaya gelir. İçindeki temel güdüler bile yalın, basittir. Temel ihtiyaçları olan hava, su, beslenme, uyuma gibi davranışlarını otomatiğe almıştır. Düşünmesi gerekmez iç haznesinde bir adeta bir refleks gibi saklar.
Evrene yani dünyaya ve yıldızlara bakıyoruz. Her yerde madde ve enerji bir hareket ve dönüşüm içinde, evren kanunlarının hapsinde parçalanıp birleşiyorlar, patlayıp evrene savruluyorlar. Işık, enerji, madde olarak evrenin her tarafına yayılıyorlar. İçinde sürekli bir patlama, birleşerek ayrışma yaşanan bir ortam sürekli sabit kalabilir mi evreninde hızla genişlemesinin altında içinde bulunduğu bu fazla enerji ve basıncı dışarı doğru savurması bulunabilir.
Madde ve enerjinin hareketi evrenin sabit kanunları çerçevesinde hareket edebilir. Bir yıldızın oluşması ve sönmesi, patlaması, gezegenlerin oluşumu, çarpışmalar, kuyruklu yıldızların göktaşlarının hareketleri hep bu kanunlar çerçevesinde ve yolunda olur.
Biz insanlarda bu kanunlara göre hareket edebiliriz yönümüzü, hangi araçları kullanacağımızı, neler yapacağımızı kendimiz karar veririz. Öyleyse, evren kanunları kaderimiz, kendi seçimlerimiz ise özgürlüğümüzdür. Bu kanunlara uyup uymamak elimizde olmayıp zorunludur. Bize tanınmış hak ise hareketimizin yönü ve şeklidir.
Bir yanımız madde bir yanımız enerji bolluğunda iken hala bunları kullanma konusunda şu an emekleyen bir çocuk gibiyiz günümüz insanları olarak. Yap boz oyuncaklarımız gibi oynuyoruz her şeyle tüm canlılar, maddeler, enerjilerle; yaramaz bir çocukcasına.
Evrene yani dünyaya ve yıldızlara bakıyoruz. Her yerde madde ve enerji bir hareket ve dönüşüm içinde, evren kanunlarının hapsinde parçalanıp birleşiyorlar, patlayıp evrene savruluyorlar. Işık, enerji, madde olarak evrenin her tarafına yayılıyorlar. İçinde sürekli bir patlama, birleşerek ayrışma yaşanan bir ortam sürekli sabit kalabilir mi evreninde hızla genişlemesinin altında içinde bulunduğu bu fazla enerji ve basıncı dışarı doğru savurması bulunabilir.
Madde ve enerjinin hareketi evrenin sabit kanunları çerçevesinde hareket edebilir. Bir yıldızın oluşması ve sönmesi, patlaması, gezegenlerin oluşumu, çarpışmalar, kuyruklu yıldızların göktaşlarının hareketleri hep bu kanunlar çerçevesinde ve yolunda olur.
Biz insanlarda bu kanunlara göre hareket edebiliriz yönümüzü, hangi araçları kullanacağımızı, neler yapacağımızı kendimiz karar veririz. Öyleyse, evren kanunları kaderimiz, kendi seçimlerimiz ise özgürlüğümüzdür. Bu kanunlara uyup uymamak elimizde olmayıp zorunludur. Bize tanınmış hak ise hareketimizin yönü ve şeklidir.
Bir yanımız madde bir yanımız enerji bolluğunda iken hala bunları kullanma konusunda şu an emekleyen bir çocuk gibiyiz günümüz insanları olarak. Yap boz oyuncaklarımız gibi oynuyoruz her şeyle tüm canlılar, maddeler, enerjilerle; yaramaz bir çocukcasına.
17 Nisan 2012 Salı
Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -2
İnsan olarak çağlar boyu açmazlarımız oldu. Önce doğada bir yem olmaktan kurtulduk yani av, sonra doğadaki varolma şansımızı bilgi ile artırdık. Doğal afetlerden, büyük, küçük ve mikroskobik yırtıcı düşmanlarımızdan kurtulmayı başardık. İnsan nesli olarak diğer canlı ve cansız herşeye hakimiyetimizi sürdürür olduk.
Canlılığın en temel iç güdüsü olan, hayatta kalma ve varlığı sürdürmeye yönelik içgüdüsel davranışlardan toplu yaşamanın kurallarına geçerken her türlü alet, araç kullanmamız bizi dünyaya uyumu ve yaşamayı çok kolaylaştırdı. Merkez nüfuslarımız diğer nüfuslarımızı merkezden dışarıya doğru ittikçe kazanılmış bilgilerle göçler yapılarak yeni toplum ve düzenler oluştu. Sürekli bir nüfus hareketi ile tüm dünyaya yayıldık.
Farklı yerlerde yaşayan nüfuslar birbiriyle bir çok nedenle savaştı. Kadın, toprak, hazineler, vb. Çiftçiler, avcılar, Tanrı krallar ve rakipleri olan köle, büyücü, savaşçı kavimler. Tanrı krallar 1500 yıl gibi uzun süre insanları birer kul ve köle olarak yönettiler. Yönetimin en acımasız ve kötü olduğu firavunlar tarihidir bu.
Uzakdoğuda yüzlerce din ortaya çıkar ve birlik haline gelemez. Çünkü karışık ve mitolojik bir çok masal destan içerir. Ortadoğuda dünyaya hakim olacak üç büyük din ortaya çıkar.
Artık insanları bir arada tutabilecek olan sadece ırklar değil dinlerde oluşmuştur.
Günümüzde hala insan olarak dünyada çoğunluğuz ve hakimiz. Doğanın dizginlenemez felaketlerine karşı önlemler almaya çalışıyoruz. Mikroskobik yırtıcılar karşımızda, içimizde ve çevremizdeler. Onları yok edemeyiz çünkü doğanın dengesini koruyorlar. Bizlerden sayı olarak çoklar ve öldürücüler. Uygarlığımızın zayıflamasını sabırla bekliyorlar, tabiatlarında bu var zaten.
Bizleri hala üç önemli olgu meşgul ediyor. Savaş, nüfus ve inanç.
Savaş, canlılığın tabiatında var. Var olma savaşıyla başlıyor hakim olmaya doğru ilerliyor.
Nüfus, var olmayı belirleyici en önemli etken. Az isek çoğalmaya çalışıyoruz, Fazla isek merkezden dışa itmeler yaşanıyor, Çok isek savaş, kargaşa, kaos gibi olumsuz herşeyi ön plana taşıyoruz. Kontrol edilemez, önü alınamaz duruma geliyoruz.
İnançlar, zaten kalmamış olan ırkların birleştirici görevini evrene taşımaya kararlı bir birlikteliğin son hali.
Canlılığın en temel iç güdüsü olan, hayatta kalma ve varlığı sürdürmeye yönelik içgüdüsel davranışlardan toplu yaşamanın kurallarına geçerken her türlü alet, araç kullanmamız bizi dünyaya uyumu ve yaşamayı çok kolaylaştırdı. Merkez nüfuslarımız diğer nüfuslarımızı merkezden dışarıya doğru ittikçe kazanılmış bilgilerle göçler yapılarak yeni toplum ve düzenler oluştu. Sürekli bir nüfus hareketi ile tüm dünyaya yayıldık.
Farklı yerlerde yaşayan nüfuslar birbiriyle bir çok nedenle savaştı. Kadın, toprak, hazineler, vb. Çiftçiler, avcılar, Tanrı krallar ve rakipleri olan köle, büyücü, savaşçı kavimler. Tanrı krallar 1500 yıl gibi uzun süre insanları birer kul ve köle olarak yönettiler. Yönetimin en acımasız ve kötü olduğu firavunlar tarihidir bu.
Uzakdoğuda yüzlerce din ortaya çıkar ve birlik haline gelemez. Çünkü karışık ve mitolojik bir çok masal destan içerir. Ortadoğuda dünyaya hakim olacak üç büyük din ortaya çıkar.
Artık insanları bir arada tutabilecek olan sadece ırklar değil dinlerde oluşmuştur.
Günümüzde hala insan olarak dünyada çoğunluğuz ve hakimiz. Doğanın dizginlenemez felaketlerine karşı önlemler almaya çalışıyoruz. Mikroskobik yırtıcılar karşımızda, içimizde ve çevremizdeler. Onları yok edemeyiz çünkü doğanın dengesini koruyorlar. Bizlerden sayı olarak çoklar ve öldürücüler. Uygarlığımızın zayıflamasını sabırla bekliyorlar, tabiatlarında bu var zaten.
Bizleri hala üç önemli olgu meşgul ediyor. Savaş, nüfus ve inanç.
Savaş, canlılığın tabiatında var. Var olma savaşıyla başlıyor hakim olmaya doğru ilerliyor.
Nüfus, var olmayı belirleyici en önemli etken. Az isek çoğalmaya çalışıyoruz, Fazla isek merkezden dışa itmeler yaşanıyor, Çok isek savaş, kargaşa, kaos gibi olumsuz herşeyi ön plana taşıyoruz. Kontrol edilemez, önü alınamaz duruma geliyoruz.
İnançlar, zaten kalmamış olan ırkların birleştirici görevini evrene taşımaya kararlı bir birlikteliğin son hali.
7 Nisan 2012 Cumartesi
Bahar Yorgunluğu
Kapalı, soğuk ve yağışlı bir kış ardından yine bir bahar mevsimi geldi.
Kışa ait hava basıncı yavaş yavaş azalmaya başladı.
Vücudumuz kışın basıncında kurtulmaya başlarken üzerimize bir yorgunluk basmakta.
İşte bahar yorgunluğu, kışın basıncı ve soğukluğundan kurtularak yeni sıcaklık ve basınca göre vücudumuzun kendini ayarlama çabası diyebiliriz. Kışın serinliğinde vücudumuz için nefes almak kolayken baharda nefes almak için biraz çaba harcamamızın gerektiği güzel bir örnek sayılabilir.
Yaşlarımızın ilerlemesiyle dikkat etmemiz gereken iki önemli refleksimizi de hatırlatmak isterim bu arada. Birincisi yutkunma, diğeri ise göz kırpma. Yutkunma, solunumu kolaylaştıran nem oranını düzenleyen bezlerin sıvı üretmesini, göz kırpma ise göze ve beyne kan akışını kolaylaştırmayı sağlamaktadır.
Baharın ilk günleri olan bu dönemde bitkiler basıncı sıcaklıktan önce algılayıp yaprak ve çiçeklerini açmaya başlıyorlar.
Özkan Salman
Kışa ait hava basıncı yavaş yavaş azalmaya başladı.
Vücudumuz kışın basıncında kurtulmaya başlarken üzerimize bir yorgunluk basmakta.
İşte bahar yorgunluğu, kışın basıncı ve soğukluğundan kurtularak yeni sıcaklık ve basınca göre vücudumuzun kendini ayarlama çabası diyebiliriz. Kışın serinliğinde vücudumuz için nefes almak kolayken baharda nefes almak için biraz çaba harcamamızın gerektiği güzel bir örnek sayılabilir.
Yaşlarımızın ilerlemesiyle dikkat etmemiz gereken iki önemli refleksimizi de hatırlatmak isterim bu arada. Birincisi yutkunma, diğeri ise göz kırpma. Yutkunma, solunumu kolaylaştıran nem oranını düzenleyen bezlerin sıvı üretmesini, göz kırpma ise göze ve beyne kan akışını kolaylaştırmayı sağlamaktadır.
Baharın ilk günleri olan bu dönemde bitkiler basıncı sıcaklıktan önce algılayıp yaprak ve çiçeklerini açmaya başlıyorlar.
17 Mart 2012 Cumartesi
İcat ve düzenleme yapılmayı bekleyen konular
Enerji başı çekiyor icat ve düzenleme konusunda, az güç ve az güneşle çok enerji üretme ve saklama icatlarının yapılması gerekiyor. Elektrik üretiminde baraj, rüzgar ve diğer ünitelerin birim güç eşittir birim enerji değil birim güç eşittir 10 veya 100 kat enerji üretimi olmalı. Enerjiyi kullanırken az birimle büyük güç üreten cihaz ve makineler üretmeliyiz. Güneş enerjisi daha kolay bir yolla sağlanıp yüksek seviyede ve uzun süre depolanabilir olmalıdır.
Ekonomi konusunda düzenlemesi ve yenilenmesi gereken o kadar çok şey var ki gün geçtikçe sadeleştireceğimize karmaşıklaştırıyoruz. Bu karışıklık o hale geliyor ki sonunda borç ve yatırım araçlarından soğuyacağız malla, al ver peşin mübadele devrini başlatacağız galiba. Çok kısa dönem bazında değişim yapma isteği eğilimine girilecek. Piyasa güveni azaldıkça ve kitleler yönlendirilemeyince. Borsa, faiz ve kredi gibi benzer yatırım araçları dönemi sonra erecek gibi görünüyor.
Yönetim yerelden küreselle doğru yenilenme eğilimi için yeni sistem ve düzenlemelere ihtiyaç duyacak.
Gıda zararlı, sahte, katkılı halinden vazgeçilmeli.
Teknoloji akıllı robotlar geliştirilmeyi bekliyor.
Çevre düzenleme ve şekilendirilmeler devam ediyor, kirlilikten ve gürültüden kurtulmalı.
Eğitim geleceğin değişen dünyasını anlamaya çalışan, kendine, çevresine ve topluma yararlı bilgili, çalışan insanlar yetiştirmeliyiz.
Ekonomi konusunda düzenlemesi ve yenilenmesi gereken o kadar çok şey var ki gün geçtikçe sadeleştireceğimize karmaşıklaştırıyoruz. Bu karışıklık o hale geliyor ki sonunda borç ve yatırım araçlarından soğuyacağız malla, al ver peşin mübadele devrini başlatacağız galiba. Çok kısa dönem bazında değişim yapma isteği eğilimine girilecek. Piyasa güveni azaldıkça ve kitleler yönlendirilemeyince. Borsa, faiz ve kredi gibi benzer yatırım araçları dönemi sonra erecek gibi görünüyor.
Yönetim yerelden küreselle doğru yenilenme eğilimi için yeni sistem ve düzenlemelere ihtiyaç duyacak.
Gıda zararlı, sahte, katkılı halinden vazgeçilmeli.
Teknoloji akıllı robotlar geliştirilmeyi bekliyor.
Çevre düzenleme ve şekilendirilmeler devam ediyor, kirlilikten ve gürültüden kurtulmalı.
Eğitim geleceğin değişen dünyasını anlamaya çalışan, kendine, çevresine ve topluma yararlı bilgili, çalışan insanlar yetiştirmeliyiz.
10 Mart 2012 Cumartesi
Kişilikteki duyguların düştüğü yanılgı tuzakları (Zannetmeler)
1. Kişinin kendini eşi bulunmaz, çok özel hissetmesi: Veya dünyanın en kötü ve gereksiz insanı olduğu izlenimine kapılması. Kişi kendisinin yeri dolduralamaz olduğunu eşi benzeri bulunmadığı hissine kapılır. Her kişilik birbirinden farklı olsa bile duygu ve davranış şekillerimizin benzerleri hep olacaktır. Tümden kötü veya gereksizlik kendini devam ettiremiyeceği için belli yaşa gelmiş bir kişilik bu duyguyu ön planda tutmakta ısrar ettiği için öyle hisseder.
2. Mucize veya felaket beklentisi içine girilmesi : Zaman bize değişim ve gelişimle gelen yeni durumları göstermektedir, hiçbir şey birden bire ve aniden olmasa bile bazen bize öyle olmuş gibi gelir. Her olayın bir gelişme süreci vardır.
3. Kişi kendi içinde önemsediği ve derinleştirdiği duygu ve düşüncelerinin diğer kişilerce de önemseneceğini zannetmesi : Her duygu ve düşünce kişiden kişiye ve zamana mekana göre öncelikleri değişmektedir.
4.İyi veya kötü olayların üstüste geldiğini hissetmek : Her günümüz ve anımız bir öncekiyle aynı olmadığı gibi olaylarda belli bir gelişime göre oluşurlar.
5. Fallardan, burçlardan, gök cisimleri hareketlerinden ve medyumlardan geleceğini öğrenip iyiye çevirme isteği : Kendimizi kandırmanın eski bir yolu, bu yollarla moral bulup daha iyi olmaya çalışıyoruz. Fala inanma, falsız da kalma diyerek.
6. Ünlü kişiliklerde unutulma korkusu : Acı ama gerçek bir durum, kabullenmekten başka çare yok.
7. Korktuğum başıma geldi veya çok istediğim oldu : Bir çok korkularımız ve isteklerimiz var. Bazıları olur bazıları olmaz. Hepsinin oluşum nedenleri var.
8. Ben sana söylemiştim ! : İyi güzel söylemişsin ama bu dediğin gibi oldu peki dediğin gibi olmayanları ne yapacağız.
9. Zaman kötüye gidiyor, kıyamet yaklaşıyor ! : Senin için gidiyor demekki, eskilerin dediği tüm mucizleri yaşıyoruz bir çok konuda zaman ve mekan kontrol altına alınmaya başladı.
10. Çocuklarımıza yaptığımız bütün emek ve yardımların karşılığını mucizeler şeklinde görme hayali : Bir insan, vatandaş, canlı yetiştiriyorsunuz, dünyaya hükmedecek büyük bir insan veya canavar değil. Elbetteki başarıları iş, evlilik ve topluma uyum, fayda olacak amacı yeterli olmalıdır. Bırakın onlar yeteneklerini seçsinler.
8 Ocak 2012 Pazar
Anayasa yapmak
Anayasa, bir ülkenin en iyi ve uygun bir şekilde birlikte varlığını koruyup, yaşamasını, gelişimini sağlayıp devam ettirecek, dünya devletlerine ve tüm insanlığa örnek teşkil edebilecek şekilde oluşturulan kurallarıdır.
Anayasa uzun yıllar yüz, beş yüz hatta bin yılları kapsayacak bir biçimde dikkatle, evrensel ve kalıcı hazırlanmalıdır.
Anayasa insanlık tarihinden alınmış tecrübelerle ve insanlığın geleceğindeki karşılaşacağı konuları kapsayıcı ön çözümleyici çabalarıyla kurulmalıdır.
Anayasa yapmak çok geniş ve uzmanlık gerektiren bir konu olduğundan, uzmanları olan hukuk akademisyen, uygulayıcı ve yetkililerin önderlik etmesi ve halkında katılımı da önemlidir.
Benim halktan bir kişi olarak anayasadan beklentilerimi, isteklerimi belirtmek istiyorum.
Anayasamız evrensel ve tüm dünyayı kuşatıcı örnek bir anayasa olsun.
Cumhuriyet, demokrasi değerlerinde artık batının bayraktarlığını devralacak bir şekilde oluşturulsun. Türkiye ekonomi, teknoloji, sanat ve bilim konusunda batıyı tam olarak yakalamamış olmasına rağmen geleceğe bakış açısı ve vizyonu itibarı ile bu bayraktarlığı üstlenme görevini alma şansı bulunmaktadır.
Ekonomi yönetimi konusunda yeni plan ve projeler üretilmeli. Mevcut sistem artık çağımız dünyasında yeterli olmadığı, tıkandığı ortadadır.
Anayasa uzun yıllar yüz, beş yüz hatta bin yılları kapsayacak bir biçimde dikkatle, evrensel ve kalıcı hazırlanmalıdır.
Anayasa insanlık tarihinden alınmış tecrübelerle ve insanlığın geleceğindeki karşılaşacağı konuları kapsayıcı ön çözümleyici çabalarıyla kurulmalıdır.
Anayasa yapmak çok geniş ve uzmanlık gerektiren bir konu olduğundan, uzmanları olan hukuk akademisyen, uygulayıcı ve yetkililerin önderlik etmesi ve halkında katılımı da önemlidir.
Benim halktan bir kişi olarak anayasadan beklentilerimi, isteklerimi belirtmek istiyorum.
Anayasamız evrensel ve tüm dünyayı kuşatıcı örnek bir anayasa olsun.
Cumhuriyet, demokrasi değerlerinde artık batının bayraktarlığını devralacak bir şekilde oluşturulsun. Türkiye ekonomi, teknoloji, sanat ve bilim konusunda batıyı tam olarak yakalamamış olmasına rağmen geleceğe bakış açısı ve vizyonu itibarı ile bu bayraktarlığı üstlenme görevini alma şansı bulunmaktadır.
Ekonomi yönetimi konusunda yeni plan ve projeler üretilmeli. Mevcut sistem artık çağımız dünyasında yeterli olmadığı, tıkandığı ortadadır.
3 Ocak 2012 Salı
Gündem, Gündeşlik, Gündeş
İnternete giriş yapmakla, günlük, haftalık, aylık basın yayını yapılan her türlü haber ve sanat yayınını okumakla, tv ve radyo izlemek ve dinlemekle, kitap, dergi, cd eserlerini okumak ve dinlemekle, tiyatro, sinema, toplantı, forum gibi bir çok etkinliklere gitmekle çevremizle güne ait herşeyi karşılıklı konuşmakla gündemi öğreniyor ve katılıyoruz.
Gündemimizi ortak hale getirmeye çalıştığımızın farkında mıyız ?
Öncelikler neler olacak geçmiş, şu an, gelecek mi ?
Hangi konular siyasi, ekonomi, kültürel, spor, bilimsel, magazin vb. öne çıkacak ve önceliği olacaktır. Şu an her konudan ve her telden çalıp söyleniyor. Gündemin önemli konulardan önemsize doğru bir seyri olduğu malum hepimizce.
Biz insanlarında gündeme ait ilgi ve merak duyduğumuz konularda değişmekte kişiden kişiye. Bir konu benim için ilginç diğer kimse için sıkıcı olabilir. Bir çok insan da gündemin dışında olmak ve öyle yaşamak isteyebilir.
Doğal afetler, savaşlar, terör, ülkede yapılan seçim ve önemli kararlar gibi önemli olaylar hepimizin gündemini birleştirmektedir. Anayasa yapılacak olması da ülkemizin gündemini birleştiren önemli bir olaydır.
İnternet ortamı bireyselden dünya gündemine kadar her şeyin gündemini kapsayan bir ortam haline gelmektedir.
Gündeşlik kelimesi bir çok insanın gündemin ana konularını bilmeleri ve bir çok şekilde takip etmelerini anlatabilir.
Gündeş kelimesi gündemi paylaşan insanların meydana getirdiği grup ve kitleler için kullanılabilir.
İnternetle her geçen gün dünya gündeşlik zamanlarına doğru gidiyoruz.
Gündemimizi ortak hale getirmeye çalıştığımızın farkında mıyız ?
Öncelikler neler olacak geçmiş, şu an, gelecek mi ?
Hangi konular siyasi, ekonomi, kültürel, spor, bilimsel, magazin vb. öne çıkacak ve önceliği olacaktır. Şu an her konudan ve her telden çalıp söyleniyor. Gündemin önemli konulardan önemsize doğru bir seyri olduğu malum hepimizce.
Biz insanlarında gündeme ait ilgi ve merak duyduğumuz konularda değişmekte kişiden kişiye. Bir konu benim için ilginç diğer kimse için sıkıcı olabilir. Bir çok insan da gündemin dışında olmak ve öyle yaşamak isteyebilir.
Doğal afetler, savaşlar, terör, ülkede yapılan seçim ve önemli kararlar gibi önemli olaylar hepimizin gündemini birleştirmektedir. Anayasa yapılacak olması da ülkemizin gündemini birleştiren önemli bir olaydır.
İnternet ortamı bireyselden dünya gündemine kadar her şeyin gündemini kapsayan bir ortam haline gelmektedir.
Gündeşlik kelimesi bir çok insanın gündemin ana konularını bilmeleri ve bir çok şekilde takip etmelerini anlatabilir.
Gündeş kelimesi gündemi paylaşan insanların meydana getirdiği grup ve kitleler için kullanılabilir.
İnternetle her geçen gün dünya gündeşlik zamanlarına doğru gidiyoruz.
31 Aralık 2011 Cumartesi
Vahşetin Çağrısı (Kurtadam efsanesi)
Bir bayan arkadaşımla yaptığım sohbet sırasında söylediği bir söz beni derinden sarstı, şok etti, çağrışım yaptı, bilinçaltımda yankılandı ve duyuldu. Böylesine etkili ve çarpıcı olabilen bu söz neydi, ne olabilirdi.
Duyduklarım " Siz erkekler geceleri bir kurtadama dönüşüyorsunuz."
Bu sözden çıkardıklarım ise" vahşi birer azgın, katil, kötülük timsaline dönüşüyorsunuz, gündüzleri sakin, işinde gücündeyken, güneş batınca hormonlar dolunayın etkisine girmişçesine kudurmuş ve aya doğru uluyan vahşi bir kurt gibi tüyleriniz kabarık kıllara, tırnaklarınız ve dişleriniz uzamaya başlıyor, çevrenizde bulunan talihsiz insan, hayvan, eşya gibi her türlü nesneye parçalanacak, dağıtılıcak, savrulacak gözle bakar hale geliyorsunuz. Patlamaya hazır bir bomba gibi saniyeleri sayan veya bir kıvılcım bekleyen konuma geçiyorsunuz."
Kurtadam efsanesini çözümleme vakti geldi sanırım, kurtadam veya vampir efsanelerinin kaynağının ışığın az olduğu geceleri karanlıkların hakim olduğu eski devirlere uzandığını, kurtadamın erkekteki bencil ve vahşi altbenliğin sınırlarına ulaştığını söyleyebiliriz. Sanatta, sinema başta olmak üzere bir çok alanda bu zayıf yanımıza gönderme yapılmaktadır. Gizli ve sisli konuların ardına gizlenmiş kurtadam ve vampiradam ile vampirella imajları bilinçaltımızdaki saldırgan ego ve cinsel dürtülerimizi yoklamaya yöneliktir.
Bilinçaltımızda söz, kural ve planlar yok. Orada saldır, kaç seçeneklerin arasına gizlenmiş çoğalma olasılıklarına yönelten cinsel dürtülerimiz var. Korku, Öfke ve cinsellik temel dürtülerimiz var.
Sonraki sakin yaşamların getirdiği sevinç ve üzüntü duygularında söz ve kurallar var. Bu toplumsal duyguların etkisiyle insan benlik ve bizlik bilincine ulaşır.
Kurtadam dolunayla, vampir kan ve uzun yaşama isteğiyle anılır.
Karanlık ve her şartta, ortamda varolmayı hedefleyen bilinçaltımızı (nefsimiz) anlatmanın bir yoludur bu efsaneler.
Özkan Salman
Duyduklarım " Siz erkekler geceleri bir kurtadama dönüşüyorsunuz."
Bu sözden çıkardıklarım ise" vahşi birer azgın, katil, kötülük timsaline dönüşüyorsunuz, gündüzleri sakin, işinde gücündeyken, güneş batınca hormonlar dolunayın etkisine girmişçesine kudurmuş ve aya doğru uluyan vahşi bir kurt gibi tüyleriniz kabarık kıllara, tırnaklarınız ve dişleriniz uzamaya başlıyor, çevrenizde bulunan talihsiz insan, hayvan, eşya gibi her türlü nesneye parçalanacak, dağıtılıcak, savrulacak gözle bakar hale geliyorsunuz. Patlamaya hazır bir bomba gibi saniyeleri sayan veya bir kıvılcım bekleyen konuma geçiyorsunuz."
Kurtadam efsanesini çözümleme vakti geldi sanırım, kurtadam veya vampir efsanelerinin kaynağının ışığın az olduğu geceleri karanlıkların hakim olduğu eski devirlere uzandığını, kurtadamın erkekteki bencil ve vahşi altbenliğin sınırlarına ulaştığını söyleyebiliriz. Sanatta, sinema başta olmak üzere bir çok alanda bu zayıf yanımıza gönderme yapılmaktadır. Gizli ve sisli konuların ardına gizlenmiş kurtadam ve vampiradam ile vampirella imajları bilinçaltımızdaki saldırgan ego ve cinsel dürtülerimizi yoklamaya yöneliktir.
Bilinçaltımızda söz, kural ve planlar yok. Orada saldır, kaç seçeneklerin arasına gizlenmiş çoğalma olasılıklarına yönelten cinsel dürtülerimiz var. Korku, Öfke ve cinsellik temel dürtülerimiz var.
Sonraki sakin yaşamların getirdiği sevinç ve üzüntü duygularında söz ve kurallar var. Bu toplumsal duyguların etkisiyle insan benlik ve bizlik bilincine ulaşır.
Kurtadam dolunayla, vampir kan ve uzun yaşama isteğiyle anılır.
Karanlık ve her şartta, ortamda varolmayı hedefleyen bilinçaltımızı (nefsimiz) anlatmanın bir yoludur bu efsaneler.
Özkan Salman
19 Aralık 2011 Pazartesi
Yükseklik Korkusu
Yükseklik korkusu temel korkularımızdan biridir. Yüksek binalarda yaşamak, çalışmak ve ekonomi, siyaset gibi bir çok alanda yüksek tepe, noktada olmamız bu korkumuzu yok etmemizi sağlamaz.
En yakını tarafından aşağı itilmek, çekilmek korkusu hep bilinç altımızda olacaktır. Ve güvensizlik duygusu kendini daha sık hissettirecek ve güçlenecektir.
İnsanlık şu zamana kadar ki yaşadığı hep yere yakın yerlerdi. Artık yeri yükseğe taşıyarak zihnimizi geçici olarak ikna etsek bile bilinçaltı ve bedenimiz hep bize yanlış bir şeylerin olduğunu söyleyecektir.
Çağımızın gizli korku fenomeni yükseklik korkusu olabilir.
Bir uluslararası sermaye şirketinin rakiplerine ve kendine karşı varlığını koruma çabası için neler yaptırdığını çok güzel bir konuyla anlatıyor "Largo Winch" adlı flim. Şirket yönetim kurulu üyelerinin " biz bir aileyiz" diyen sahte şirket sloganına ters düşecek her türlü eylemin yapıldığını gayet iyi sunmuş. Gizli planlar, sırttan vurmalar, şirketler arası casusluk, gizli dinleme takip etmeler, gerekirse insanları para ile yönlendirme caydırma yolları, paranın işlememesi halinde, tehdit, şantaj ve hatta öldürmeler.
Yükseklik korkusu biz insanların temel korkularımızdan biridir. Yükseğe çıktıkça bir ailenin önemli değerleri olan güven, sevgi, saygı ve birlikteliğinin azalması da bu yüzden olsa gerek.
En yakını tarafından aşağı itilmek, çekilmek korkusu hep bilinç altımızda olacaktır. Ve güvensizlik duygusu kendini daha sık hissettirecek ve güçlenecektir.
İnsanlık şu zamana kadar ki yaşadığı hep yere yakın yerlerdi. Artık yeri yükseğe taşıyarak zihnimizi geçici olarak ikna etsek bile bilinçaltı ve bedenimiz hep bize yanlış bir şeylerin olduğunu söyleyecektir.
Çağımızın gizli korku fenomeni yükseklik korkusu olabilir.
" Biz bir aileyiz."
Bu slogan ancak bir ailede söylenirse, gerçek ve doğru olduğu varsayılabilir.
"Dünya çapındaki şirketimiz elli bin çalışanı ve yıllık otuz milyon lira geliriyle çalışmalarına devam etmektedir. Biz büyük ve güçlü bir aileyiz. " Aile değerlerini barınamayacağı kadar kalabalık, hesaba dayalı ve yükseklik korkusunun her zaman yaşandığı bir ortama " Biz bir aileyiz " sloganı size inandırıcı geliyor mu ? Bana gelmiyor.
Filim, şirketin yönetim kurulu başkanlığı mücadelesi ve rakipleriyle olan ilişkisini anlatıyor. Filimin son sahnesi de komik ve ilginç bir mesajla bitiyor. On yaşlarında bir çocuk(milliyetçi bir devlet temsili) elinde tüfek niyetiyle tutuğu odun parçasını ateş etme tehdidiyle bahçesine girip denizi seyretmekte olan uluslararası sermaye şirketine yönetim kurulu başkanlığını yeni kazanmış ceosu (uluslararası sermaye temsili) Largo Winch'e ( başrol oyuncu) "Bu topraklar benim" diyor. O da " Peki tamam, bende buradan gideyim bari " cevap veriyor. (sermaye kaçışı). Largo giderken çocuk güle güle diye sesleniyor.
Sermayenin vatanı yok tabi ki. Sermayenin bir ailesi de olmadığı gibi. Onun için sadece tüketici, müşteri ve kar var.
Ticaret kuralları onun için bir din kitabı, yönetim kurulunda aile olma çabası, serbestçe dolaşabildiği ve kurallarıyla rahatça hareket edebildiği her yer onun evi, anavatanı, ülkesi, merkezi önemli değil, tüm dünyadaki her yer olabilir.
İnsan olarak yaşamamızı kolaylaştırıp, ürünlere kolay erişmemize yardım etmeleri, üretim ve hizmette en iyi olmaya çalışmaları bir çok insana iş olanakları sağlamaları da artı değerleri arasında olduğu da unutulamaz tabi ki.
22 Kasım 2011 Salı
Yine bir kış daha hüznüyle geldi
Duygularımızı tabiatın iklimsel karakterinden almışa benziyoruz. Kış soğuk haliyle tam bir hüzün, bir üzüntü halini yansıtır gibi duruyor karşımızda. Canlılık azalıp, bahar ve yazı bekleyen canlılar kış uykusuna yatıp bu soğuk hüzünün geçmesini bekliyorlar.
Dünyamızda sanki bu kışla canlıları sınıyor gibi sakin ve sessizliğe bürünüyor. " Siz canlılar bu kış kim kalacak ve varlığını koruyacak veya kim gidecek, meydandan çekilecek" der gibi " Diğer üç mevsim oynayıp zıpladınız üzerimde biraz ortalığı boş bırakın da biraz rahat edeyim" dercesine kış sessizliğini, durgunluğunu yaşatıyor sanki bizlere.
Dünyanın kanı olan sulara ne demeli bir hareket halindeler ki yağmur, fırtına, sel halinde gürül gürül denizlere göllere yetişme telaşındalar sanki. Dünyanın dolaşım sistemini yapılandırırcasına akıp duruyorlar. Küçük dolaşım ve büyük dolaşım şeklinde.
KIŞ HÜZNÜ
Dünyamızda sanki bu kışla canlıları sınıyor gibi sakin ve sessizliğe bürünüyor. " Siz canlılar bu kış kim kalacak ve varlığını koruyacak veya kim gidecek, meydandan çekilecek" der gibi " Diğer üç mevsim oynayıp zıpladınız üzerimde biraz ortalığı boş bırakın da biraz rahat edeyim" dercesine kış sessizliğini, durgunluğunu yaşatıyor sanki bizlere.
Dünyanın kanı olan sulara ne demeli bir hareket halindeler ki yağmur, fırtına, sel halinde gürül gürül denizlere göllere yetişme telaşındalar sanki. Dünyanın dolaşım sistemini yapılandırırcasına akıp duruyorlar. Küçük dolaşım ve büyük dolaşım şeklinde.
KIŞ HÜZNÜ
Yine geldi, bir kış hüznü daha,
Yine geldi, soğuk hüzün bana,
Karanlık, soluk günler peşi sıra,
Sular hızla, toplanma telaşında.
Yine geldi, soğuk hüzün bana,
Karanlık, soluk günler peşi sıra,
Sular hızla, toplanma telaşında.
Güneş uzakta, solmuşçasına,
Silik ve bulanık doğmuşçasına,
Canlılık azalmış kış uykusunda,
Dünya sanki bir yoklamasında.
Silik ve bulanık doğmuşçasına,
Canlılık azalmış kış uykusunda,
Dünya sanki bir yoklamasında.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134
Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır. Bayramınızı ku...
-
Öğünlerdeki çok çeşitliği teke indirmekle bu beslenme şekline geçebiliriz. Aralıklı ve sık beslenme yönetimi olarak sabah bir veya iki bes...
-
Ülkemizde yaklaşık iki aydır kitlelerin toplanarak yürümesi ve tepkilerini göstermesiyle başlayan hareketli bir süreç devam etmekte. ...