5 Mayıs 2012 Cumartesi

Sürhar Olmak

Bir hayat düşünün, bir yaşam düşünün, mutlu olmayı başardığınız, acı, aksilik, kötülükleri bildiğiniz halde onların üstesinden geldiğiniz bir yaşam, onlara bulaşmadığınız ama bildiğiniz bir yaşam tarzı. Kızgınlık ve öfkenin kötü sonuçlarını tahmin edebildiğiniz, hırslarınızın sizi hatalara yöneltebileceğini kavradığınız bir yaşam.

Çok basit ve önemsiz olayların nasıl  iyi veya kötü büyük sonuçlara ulaşabileceğini tahmin edebildiğiniz bir bakış açısı, hayatın ana yolları ve çevre yollarını birbirine karıştırmadığınız, detayların içinde boğulmadığınız, çevre yolları ve patikaları genişletme çabasıyla ana yol yapmaya çalışmadığınız bir hayat anlayışı düşünün.

Zihninizdeki dünya ve evren haritalarını dondurmadığınız ve her yeni bilgiyi oluşumuna devam eden bu haritaya yerleştirdiğiniz bir zihin yapısı hayal edin. Çoğalan bilgi ve yaşantıların ana konusunu, özetini alıp sonuçlar ve kavramlara ulaşarak evreni anlama çabasını hayal edin.

Hayatı, yaşamı evrende olup biteni anlama çabası sürhar olmayı gerektirir. Sürhar olmak, insanın varolma bilinciyle, yaşam ve hayatın evren kanunları içindeki çıkmazları açma çabasıdır. İnsanın yaşamasını korumaya çalışırken diğer insan, canlı, madde ve enerjiyle olan ilişkisini değerlendirmesi ve anlamaya çalışıp kendi yararına yeni bilgi, araç ve düşünce geliştirmeye çalışmasıdır.

Sürhar olmak, bir insanın tüm yaşamı boyunca her türlü ruhsal ve fiziksel çarpışmaları, engelleri, sorunları, kazaları, tüm olumsuzlukları en iyi ve en uygun şartlara dönüştürme, iyileştirme, uyumlaştırma çabasıdır. Hem kendisi için hem diğer tüm insanlar için. Gücünü var olmasından alır, bilmesinden alır, tecrübesinden alır, öğrenmesinden alır, enerji ve maddeyi tanıma ve onu kullanma bilgisinden alır.

Sürhar olma bilinciyle yaşayan bir insan : Ruhsal ve fiziksel olarak insan, hayat, yaşamın var olması ve ilerlemesi adına ve yararına çarpışmaların, her türlü engellerin oluşmamasına özel bir çaba göstermesidir.

Trafikte dikkatli olmak gibi  bir yaşam, kazalara karşı uyanık olma hali.

Bizler insanlar olarak yolları neden yaptık ? Taşımak ve ulaşmak için değil mi ? Bir yerden bir yere hızla varmak için değil mi ?

İnsan olarak hayatımız doğumdan ölüme yaşamak üzerine kurulu olduğuna göre, doğumdan başlayan ömür yolculuğuna iyi devam ederek iyi bir insanca yaşam yaşamalıyız.

Sürhar olunuz, olalım hep birlikte...  

4 Mayıs 2012 Cuma

SÜRHAR

Türkçeye yeni bir kelime olarak "sürhar"  kelimesini ekleme ihtiyacı hissetmem bir oluşumu, bir hareket tarzını, bir fiili farkedip onu tek bir kelime ile günümüz türkçesinde açıklayacak uygun kelime bulamamamdandır.

Sürhar kelimesini açıklamaya yakın olarak "sürtünmesiz hareket" kelimelerinin kısaltmasından, sür-har şeklinde belirledim.

Sürhar için  sadece sürtünmesiz hareket demek onu açıklamak adına basit ve kolay görünse de detaylı ve geniş anlamı ise bu kelimenin önemini ortaya koymaktadır.

Sürhar bir canlının, maddenin ve enerjinin evren içinde engelsiz, sürtünmesiz olarak ilerlemesi veya döngü içinde olmasıdır. Örneğin dünyamızın kendi etrafında ve güneş etrafında dönerken bu hareketini engelleyecek herhangi bir engel ve sürtünme ile karşılaşmaması, bir ışığın ilerlerken aynı şekilde sürhar hali, durumu, ilerlemesi, bir topacın veya hacı yatmazın sürhar hali ile doğal durma sürecine ulaşması yani bir dış engel ve sürtünmenin doğal hareket değişimine etki etmemesi, kozmik ve güneş ışığının madde içinden geçerken sürhar olması, şeklinde tanımlayabiliriz.

Teğet geçmek, çarpmadan ilerlemek, engelsiz dönüş, ilerlemek gibi bir çok tanım ve olayları bir kelime, bir fiil olarak doğa kanunları ve insan açısından bazı olguları açıklamak için oluşturdum.

 Sürhar bir hareket şekli ve tarzını açıklamaya yönelik olması bakımından fiilsel bir kelimedir. Bilimsel ve felsefik açılımlar, açıklamalar yönünden ise bir tanım olabilir.

Sürharın insan hayatı için anlam ve önemini teşhis ve uygulama önerisi olarak bir sonraki yazımda geniş olarak yer vermek istiyorum.



30 Nisan 2012 Pazartesi

Baharın Düşündürdükleri

Bu gün 29 nisan 2012 tarihinde İzmir Kemalpaşa Vişneli Köyüne iki dolmuşla geziye gittik. 

Bu bahar atmosferinde yürüyüşe geçtik. Köyün toprak ve iki tarafı bahçelerle dolu yolundan yüksek bir tepeye doğru sakin ve rahat şekilde yürüdük. 

Dağın içinden gelen gür ve temiz su kaynağında mola verdik. Şehrin kalabalık, gürültülü ve kirli atmosferinden uzakta olmanın nasıl bir etki yarattığını bir kez daha hatırladık.


Bu doğal ortamda su ve kuş seslerinin kulağımıza, bitki, börtü böcek, toprak ve gökyüzünün genişliği gözümüze hakimdi.


Bilgilerin durulmuş bir zihinde kendini basit ve kolay ortaya serme prensibiyle su kaynağın başında bir an dalıp insanlığın öncesinden günümüze nasıl bir yol katettiğini tekrar düşündüm.


İnsan fiziksel ve ruhsal donanımlarıyla aynı insandı. Ulaşım, haberleşme, inşaa etme, savaş gibi bir çok konuda araç ve sistemlerimizi geliştirdik. Kendimiz aynı kaldık. Bilgimiz gelişti.

 Beynimizin çalışma kapasitesini arttırdık geliştirtiğimiz araçlar sayesinde. Araçlarımızın gelişmesine rağmen fiziksel yanımızın aynı kalmasını telafi için süper kahramanlarımızı çizgi romanlarda ortaya çıkardık. Süpermen, Batman, Örümcek adam, Hulk, gibi.


Canlılık; madde ve enerjinin bitmek tükenmez dönüşüm, değişim ve tekrarlarıyla evren kanunlarının bir sonucu mu yoksa bir devamı mı ?
Bizler şu an gördüğümüz uzak yıldızların geçmişini görüyorsak, şu an uzaklarda olup da bizim göremediğimiz halde bizim geçmişimizi seyredenlerin olasılığı bulunmakta mıdır ?


Canlı ve insan olarak gelişimimizin bize fayda sağlaması gerekirken kendimize zarar verme eğilimine girmemiz yeni ve mutlu günlere ulaşmamızın öncesi denemelerini mi içermektedir yoksa farkında olmadan içimizdeki bilgi bizi uzaya itme davranışına mı doğru yönlendiriyor veya  bütün bu çabalarımız sisifos efsanesinin, bir kıvılcımcasına  yanıp sönen bir ateşin, bir absürt kültürünün yansımasına mı götürecek.


Yüzyıllarca yaşanan tüm insanlık tarihini yaşanmışlık olarak büyük ve uzun olmasına rağmen, bir bilgi olarak nasılda küçültüp, özetleyebiliyoruz. Bedenimizin uzun bir süreçte yaşadığını zihnimiz bir an ve sürede çözümleyip kısa hale getirebiliyor. Evet; Bilmek, Bilmek Bilmek...


Gezi grubumuz,  yürüyüşünü geri dönerek tamamladı. Köy evinin bahçesinde güzel bir yemek yedikten sonra hoş sohbet ederek baharın gelişini, doğanın canlanış sevincini içimizde yaşadık.
Şehre dönerken bir kenara bıraktığımız yapılacaklar, edilecekler listelerimizi zihinlerimizin ön planına yerleştirmeye başlamıştık bile.
Barışın bittiğini gören ve savaşa doğru ilerleyen korku, öfke ve zafer hırsı duyguların birbirine karıştığı kalabalık bir ordunun askeriymişçesine şehre doğru ilerliyorduk.


Basitlikten karmaşığa, öncesinden sonrasına,  azlıktan çokluğa, yalnızlıktan kalabalığa gidercesine gidiyorduk şehir yolunda, üzerimizde tatlı bir yorgunluk ve doygunluk içinde.


22 Nisan 2012 Pazar

Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -3

İnsan doğumuyla fiziksel ve ruhsal olarak temiz olarak dünyaya gelir. İçindeki temel güdüler bile yalın, basittir. Temel ihtiyaçları olan hava, su, beslenme, uyuma gibi davranışlarını otomatiğe almıştır. Düşünmesi gerekmez iç haznesinde bir adeta bir refleks gibi saklar.

Evrene yani dünyaya ve yıldızlara bakıyoruz. Her yerde madde ve enerji bir hareket ve dönüşüm içinde, evren kanunlarının hapsinde parçalanıp birleşiyorlar, patlayıp evrene savruluyorlar. Işık, enerji, madde olarak evrenin her tarafına yayılıyorlar. İçinde sürekli bir patlama, birleşerek ayrışma yaşanan bir ortam sürekli sabit kalabilir mi   evreninde hızla genişlemesinin altında içinde bulunduğu bu fazla enerji ve basıncı dışarı doğru savurması bulunabilir.

Madde ve enerjinin hareketi evrenin sabit kanunları çerçevesinde hareket edebilir. Bir yıldızın oluşması ve sönmesi, patlaması, gezegenlerin oluşumu, çarpışmalar, kuyruklu yıldızların göktaşlarının hareketleri hep bu kanunlar çerçevesinde ve yolunda olur.

Biz insanlarda bu kanunlara göre hareket edebiliriz yönümüzü, hangi araçları kullanacağımızı, neler yapacağımızı kendimiz karar veririz. Öyleyse, evren kanunları kaderimiz, kendi seçimlerimiz ise özgürlüğümüzdür. Bu kanunlara uyup uymamak elimizde olmayıp zorunludur. Bize tanınmış hak ise hareketimizin yönü ve şeklidir.

Bir yanımız madde bir yanımız enerji bolluğunda iken hala bunları kullanma konusunda şu an emekleyen bir çocuk gibiyiz günümüz insanları olarak. Yap boz oyuncaklarımız gibi oynuyoruz her şeyle tüm canlılar, maddeler, enerjilerle; yaramaz bir çocukcasına.




17 Nisan 2012 Salı

Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -2

İnsan olarak çağlar boyu açmazlarımız oldu. Önce doğada bir yem olmaktan kurtulduk yani av, sonra doğadaki varolma şansımızı bilgi ile artırdık. Doğal afetlerden, büyük, küçük ve mikroskobik yırtıcı düşmanlarımızdan kurtulmayı başardık. İnsan nesli olarak diğer canlı ve cansız herşeye hakimiyetimizi sürdürür olduk.

Canlılığın en temel iç güdüsü olan, hayatta kalma ve varlığı sürdürmeye yönelik içgüdüsel davranışlardan toplu yaşamanın kurallarına geçerken her türlü alet, araç kullanmamız bizi dünyaya uyumu ve yaşamayı çok kolaylaştırdı. Merkez nüfuslarımız diğer nüfuslarımızı merkezden dışarıya doğru ittikçe kazanılmış bilgilerle göçler yapılarak yeni toplum ve düzenler oluştu. Sürekli bir nüfus hareketi ile tüm dünyaya yayıldık.

Farklı yerlerde yaşayan nüfuslar birbiriyle bir çok nedenle savaştı. Kadın, toprak, hazineler, vb. Çiftçiler, avcılar, Tanrı krallar ve rakipleri olan köle, büyücü, savaşçı kavimler. Tanrı krallar 1500 yıl gibi uzun süre insanları birer kul ve köle olarak yönettiler. Yönetimin en acımasız ve kötü olduğu firavunlar tarihidir bu.

Uzakdoğuda yüzlerce din ortaya çıkar ve birlik haline gelemez. Çünkü karışık ve mitolojik bir çok masal destan içerir. Ortadoğuda dünyaya hakim olacak üç büyük din ortaya çıkar.

Artık insanları bir arada tutabilecek olan sadece ırklar değil dinlerde oluşmuştur.

Günümüzde hala insan olarak dünyada çoğunluğuz ve hakimiz. Doğanın dizginlenemez felaketlerine karşı önlemler almaya çalışıyoruz. Mikroskobik yırtıcılar karşımızda, içimizde ve çevremizdeler. Onları yok edemeyiz çünkü doğanın dengesini koruyorlar. Bizlerden sayı olarak çoklar ve öldürücüler. Uygarlığımızın zayıflamasını sabırla bekliyorlar, tabiatlarında bu var zaten.

Bizleri hala üç önemli olgu meşgul ediyor. Savaş, nüfus ve inanç.

Savaş, canlılığın tabiatında var. Var olma savaşıyla başlıyor hakim olmaya doğru ilerliyor.
Nüfus, var olmayı belirleyici en önemli etken. Az isek çoğalmaya çalışıyoruz, Fazla isek merkezden dışa itmeler yaşanıyor, Çok isek savaş, kargaşa, kaos gibi olumsuz herşeyi ön plana taşıyoruz. Kontrol edilemez, önü alınamaz duruma geliyoruz.
İnançlar, zaten kalmamış olan ırkların birleştirici görevini evrene taşımaya kararlı bir birlikteliğin son hali.


7 Nisan 2012 Cumartesi

Bahar Yorgunluğu

Kapalı, soğuk ve yağışlı bir kış ardından yine bir bahar mevsimi geldi.

Kışa ait hava basıncı yavaş yavaş azalmaya başladı.

Vücudumuz kışın basıncında kurtulmaya başlarken üzerimize bir yorgunluk basmakta.
İşte bahar yorgunluğu, kışın basıncı ve soğukluğundan kurtularak yeni sıcaklık ve basınca göre vücudumuzun kendini ayarlama çabası diyebiliriz. Kışın serinliğinde vücudumuz için nefes almak kolayken baharda nefes almak için biraz çaba harcamamızın gerektiği güzel bir örnek sayılabilir.

Yaşlarımızın ilerlemesiyle dikkat etmemiz gereken iki önemli refleksimizi de hatırlatmak isterim bu arada. Birincisi yutkunma, diğeri ise göz kırpma. Yutkunma, solunumu kolaylaştıran nem oranını düzenleyen bezlerin sıvı üretmesini, göz kırpma ise göze ve beyne kan akışını kolaylaştırmayı sağlamaktadır.

Baharın ilk günleri olan bu dönemde bitkiler basıncı sıcaklıktan önce algılayıp yaprak ve çiçeklerini açmaya başlıyorlar.

Özkan Salman

17 Mart 2012 Cumartesi

İcat ve düzenleme yapılmayı bekleyen konular

Enerji başı çekiyor icat ve düzenleme konusunda, az güç ve az güneşle çok enerji üretme ve saklama icatlarının yapılması gerekiyor. Elektrik üretiminde baraj, rüzgar ve diğer ünitelerin birim güç eşittir birim enerji değil birim güç eşittir 10 veya 100 kat enerji üretimi olmalı. Enerjiyi kullanırken az birimle büyük güç üreten cihaz ve makineler üretmeliyiz. Güneş enerjisi daha kolay bir yolla sağlanıp yüksek seviyede ve uzun süre depolanabilir olmalıdır.

Ekonomi konusunda düzenlemesi  ve yenilenmesi gereken o kadar çok şey var ki gün geçtikçe sadeleştireceğimize karmaşıklaştırıyoruz. Bu karışıklık o hale geliyor ki sonunda borç ve yatırım araçlarından soğuyacağız malla, al ver peşin mübadele devrini başlatacağız galiba. Çok kısa dönem bazında değişim yapma isteği eğilimine girilecek. Piyasa güveni azaldıkça ve kitleler yönlendirilemeyince. Borsa, faiz ve kredi gibi benzer yatırım araçları dönemi sonra erecek gibi görünüyor.

Yönetim yerelden küreselle doğru yenilenme eğilimi için yeni sistem ve düzenlemelere ihtiyaç duyacak.

Gıda zararlı, sahte, katkılı halinden vazgeçilmeli.

Teknoloji akıllı robotlar geliştirilmeyi bekliyor.

Çevre düzenleme ve şekilendirilmeler devam ediyor, kirlilikten ve gürültüden kurtulmalı.

 Eğitim geleceğin değişen dünyasını anlamaya çalışan, kendine, çevresine ve topluma yararlı bilgili, çalışan insanlar yetiştirmeliyiz.




10 Mart 2012 Cumartesi

Kişilikteki duyguların düştüğü yanılgı tuzakları (Zannetmeler)


1. Kişinin kendini eşi bulunmaz, çok özel hissetmesi: Veya dünyanın en kötü ve gereksiz insanı olduğu izlenimine kapılması. Kişi kendisinin yeri dolduralamaz olduğunu eşi benzeri bulunmadığı hissine kapılır. Her kişilik birbirinden farklı olsa bile duygu ve davranış şekillerimizin benzerleri hep olacaktır. Tümden kötü veya gereksizlik kendini devam ettiremiyeceği için belli yaşa gelmiş bir kişilik bu duyguyu ön planda tutmakta ısrar ettiği için öyle hisseder.
2. Mucize veya felaket beklentisi içine girilmesi : Zaman bize değişim ve gelişimle gelen yeni durumları göstermektedir, hiçbir şey birden bire ve aniden olmasa bile bazen bize öyle olmuş gibi gelir. Her olayın bir gelişme süreci vardır.
3. Kişi kendi içinde önemsediği ve derinleştirdiği duygu ve düşüncelerinin diğer kişilerce de önemseneceğini zannetmesi : Her duygu ve düşünce kişiden kişiye ve zamana mekana göre öncelikleri değişmektedir.
4.İyi veya kötü olayların üstüste geldiğini hissetmek : Her günümüz ve anımız bir öncekiyle aynı olmadığı gibi olaylarda belli bir gelişime göre oluşurlar.
5. Fallardan, burçlardan, gök cisimleri hareketlerinden ve medyumlardan geleceğini öğrenip iyiye çevirme isteği : Kendimizi kandırmanın eski bir yolu, bu yollarla moral bulup daha iyi olmaya çalışıyoruz. Fala inanma, falsız da kalma diyerek.
6. Ünlü kişiliklerde unutulma korkusu : Acı ama gerçek bir durum, kabullenmekten başka çare yok.
7. Korktuğum başıma geldi veya çok istediğim oldu : Bir çok korkularımız ve isteklerimiz var. Bazıları olur bazıları olmaz. Hepsinin oluşum nedenleri var.
8. Ben sana söylemiştim ! : İyi güzel söylemişsin ama bu dediğin gibi oldu peki dediğin gibi olmayanları ne yapacağız.
9. Zaman kötüye gidiyor, kıyamet yaklaşıyor ! : Senin için gidiyor demekki, eskilerin dediği tüm mucizleri yaşıyoruz bir çok konuda zaman ve mekan kontrol altına alınmaya başladı.
10. Çocuklarımıza yaptığımız bütün emek ve yardımların karşılığını mucizeler şeklinde görme hayali : Bir insan, vatandaş, canlı yetiştiriyorsunuz, dünyaya hükmedecek büyük bir insan veya canavar değil. Elbetteki başarıları iş, evlilik ve topluma uyum, fayda olacak amacı yeterli olmalıdır. Bırakın onlar yeteneklerini seçsinler.

8 Ocak 2012 Pazar

Anayasa yapmak

Anayasa, bir ülkenin en iyi ve uygun bir şekilde birlikte varlığını koruyup, yaşamasını, gelişimini sağlayıp devam ettirecek, dünya devletlerine ve  tüm insanlığa örnek teşkil edebilecek şekilde oluşturulan kurallarıdır.

Anayasa uzun yıllar yüz, beş yüz hatta bin yılları kapsayacak bir biçimde dikkatle, evrensel ve kalıcı hazırlanmalıdır.

Anayasa insanlık tarihinden alınmış tecrübelerle ve insanlığın geleceğindeki karşılaşacağı konuları kapsayıcı ön çözümleyici çabalarıyla kurulmalıdır.

Anayasa yapmak çok geniş ve uzmanlık gerektiren bir konu olduğundan, uzmanları olan hukuk akademisyen, uygulayıcı ve yetkililerin önderlik etmesi ve halkında katılımı da önemlidir.

Benim halktan bir kişi olarak anayasadan beklentilerimi, isteklerimi belirtmek istiyorum.

Anayasamız evrensel ve tüm dünyayı kuşatıcı örnek bir anayasa olsun.

Cumhuriyet, demokrasi değerlerinde artık batının bayraktarlığını devralacak bir şekilde oluşturulsun. Türkiye ekonomi, teknoloji, sanat ve bilim konusunda batıyı tam olarak yakalamamış olmasına rağmen geleceğe bakış açısı ve vizyonu itibarı ile bu bayraktarlığı üstlenme görevini alma şansı bulunmaktadır.

Ekonomi yönetimi konusunda yeni plan ve projeler üretilmeli. Mevcut sistem artık çağımız dünyasında yeterli olmadığı, tıkandığı ortadadır.


3 Ocak 2012 Salı

Gündem, Gündeşlik, Gündeş

İnternete giriş yapmakla, günlük, haftalık, aylık basın yayını yapılan her türlü haber ve sanat yayınını okumakla, tv ve radyo izlemek ve dinlemekle, kitap, dergi, cd eserlerini okumak ve dinlemekle, tiyatro, sinema, toplantı, forum gibi bir çok etkinliklere gitmekle çevremizle güne ait herşeyi karşılıklı konuşmakla gündemi öğreniyor ve katılıyoruz.

Gündemimizi ortak hale getirmeye çalıştığımızın farkında mıyız ?

Öncelikler neler olacak geçmiş, şu an, gelecek mi ?

Hangi konular siyasi, ekonomi, kültürel, spor, bilimsel, magazin vb. öne çıkacak ve önceliği olacaktır. Şu an her konudan ve her telden çalıp söyleniyor. Gündemin önemli konulardan önemsize doğru bir seyri olduğu malum hepimizce.

Biz insanlarında gündeme ait ilgi ve merak duyduğumuz konularda değişmekte kişiden kişiye. Bir konu benim için ilginç diğer kimse için sıkıcı olabilir. Bir çok insan da gündemin dışında olmak ve öyle yaşamak isteyebilir.

Doğal afetler, savaşlar, terör, ülkede yapılan seçim ve önemli kararlar gibi önemli olaylar hepimizin gündemini birleştirmektedir. Anayasa yapılacak olması da ülkemizin gündemini birleştiren önemli bir olaydır.

İnternet ortamı bireyselden dünya gündemine kadar her şeyin gündemini kapsayan bir ortam haline gelmektedir.

Gündeşlik kelimesi bir çok insanın gündemin ana konularını bilmeleri ve bir çok şekilde takip etmelerini anlatabilir.

Gündeş kelimesi  gündemi paylaşan insanların meydana getirdiği grup ve kitleler için kullanılabilir.

İnternetle her geçen gün dünya gündeşlik zamanlarına doğru gidiyoruz.

31 Aralık 2011 Cumartesi

Vahşetin Çağrısı (Kurtadam efsanesi)

Bir bayan arkadaşımla yaptığım sohbet sırasında söylediği bir söz beni derinden sarstı, şok etti, çağrışım yaptı, bilinçaltımda yankılandı ve duyuldu. Böylesine etkili ve çarpıcı olabilen bu söz neydi, ne olabilirdi.

Duyduklarım " Siz erkekler geceleri bir kurtadama dönüşüyorsunuz."

Bu sözden çıkardıklarım ise" vahşi birer azgın, katil, kötülük timsaline dönüşüyorsunuz, gündüzleri sakin, işinde gücündeyken, güneş batınca hormonlar dolunayın etkisine girmişçesine kudurmuş ve aya doğru uluyan vahşi bir kurt gibi tüyleriniz kabarık kıllara, tırnaklarınız ve dişleriniz uzamaya başlıyor, çevrenizde bulunan talihsiz insan, hayvan, eşya gibi her türlü nesneye parçalanacak, dağıtılıcak, savrulacak gözle bakar hale geliyorsunuz. Patlamaya hazır bir bomba gibi saniyeleri sayan veya bir kıvılcım bekleyen konuma geçiyorsunuz."

Kurtadam efsanesini çözümleme vakti geldi sanırım, kurtadam veya vampir efsanelerinin kaynağının ışığın az olduğu geceleri karanlıkların hakim olduğu eski devirlere uzandığını, kurtadamın erkekteki bencil ve vahşi altbenliğin sınırlarına ulaştığını söyleyebiliriz. Sanatta, sinema başta olmak üzere bir çok alanda bu zayıf yanımıza gönderme yapılmaktadır. Gizli ve sisli konuların ardına gizlenmiş kurtadam ve vampiradam ile vampirella imajları bilinçaltımızdaki saldırgan ego ve cinsel dürtülerimizi yoklamaya yöneliktir.

Bilinçaltımızda söz, kural ve planlar yok. Orada saldır, kaç seçeneklerin arasına gizlenmiş çoğalma olasılıklarına yönelten cinsel dürtülerimiz var. Korku, Öfke ve cinsellik temel dürtülerimiz var.

Sonraki sakin yaşamların getirdiği sevinç ve üzüntü duygularında söz ve kurallar var. Bu toplumsal duyguların etkisiyle insan benlik ve bizlik bilincine ulaşır.

Kurtadam dolunayla, vampir kan ve uzun yaşama isteğiyle anılır.
Karanlık ve her şartta, ortamda varolmayı hedefleyen bilinçaltımızı (nefsimiz) anlatmanın bir yoludur bu efsaneler.

Özkan Salman

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...