17 Temmuz 2018 Salı

Şehirde Bir An (Şiir)

Otobüste gördüm seni,
Göztepe konak seferi,
Arka koltuktaki belki,
Yanda ayakta ilerdeki,

Otobüs durakta durdu,
Gözlerimiz o an buluştu,
Bu kız kimdi, adı neydi,
İnerken saçları uçuştu.

Tekrar nasıl görürüm seni,
Bu şehir bize izin verir mi,
Hangi metro, gemi seferi,
Bu şehir seni geri verir mi.



10 Temmuz 2018 Salı

Türkiye Küreselleşme Çağına Girerken

Türkiye ilk kuruluş yıllarında en önemli olgu sistem idi.

Devlet  yönetim, bürokrasi ve halk  şeklinde başladı.

Serbest parti seçimleriyle birlikte halk kendi temsilcilerinin yönetime gelmesini istese de bu mevcut yönetim tarafından erken gözü ile bakılıyordu.

Ortada kötü niyet yoktu belki de halkın bireysel lider seçmesi yerine partiyi seçmesi bekleniyordu. Bu düşüncede bireysel başarının mümkün görünmemesi yatıyor olabilirdi. Bireysel hatalardan koruyan partili sistem öncelikli tutuluyordu.

Halk yönetimde kendilerini temsil edecek bir birey istiyordu. Bürokrasiden bıkmışlardı. "Devlet baba" demiş ve devletten gelecek yardımı beklerken bürokrasi duvarını görmüş bir de devlette bireysel olarak özdeşlik kuracağı kişilerinde bu duvarı aşamadığını anlamıştır.

Batı ülkemizi serbest piyasa ekonomisine teşvik ederken güneyimizdeki ülkelerdeki oluşturdukları sisli havalara karışmamamızı rica etmişlerdi galiba.

Türkiye'de gelişen her yıl bürokrasi erimeye ve uzman bireylerin artmasıyla özelleşme süreci de ilerliyordu.

Batıda hakim olan önce birey sonra toplum imajı ekonomi ve kültür ile ön plana gelmeye başladı. 1984 yıllarında başlayan küreselleşmedeki ilk adımlar terör, din anlayışı, uzmanlık, üretim, inşaat, ticaret oldu.

Yirminci yüzyıl kapanırken bu olgular birlikte gelişerek ilerledi. Hala ilerliyor.

Halkımız yirmi birinci yüzyıla girerken uzun yıllar yapamadığı bireysel lider olgusunu seçmeyi başarmıştı.

Liderde kendilerini görmek arzuları gerçekleşmişti. Devlet baba artık kemikleşmiş, kanlı, canlı bir lider olmuştu.

Bürokrasi duvarını yıkılmış devlet ile halkın yakınlığını arttırmıştı artık.

Beklediği ve istediği her türlü yardım gerçekleşiyordu.  Lideri yaralarını sarmış, eksikliğini biraz da olsa gidermişti. Seçtiği lider inancını, yardımseverliğini, bürokrasiye olan bıkkınlığını ve  hatalarını temsil ediyordu.

Batıya karşı hep alttan alma, iyi geçinme ve idare etme politikalarının bitip denge oluşturma ve çokça taviz vermeyip suistimal edilme riskini de azaldığını  görüyordu.

Türkiye sistemle başlayan yönetimi yeni yüzyılla gelişen halkının yarısınında benimsediği lider yönetimiyle devam ediyor yeni anayasa ve başkanıyla.

Halk için :

Devlet baba kavramı canlanmış, "lider aynı ben, bende olsam böyle liderlik ederdim" deyimi yerleşmiş.

Bürokrasi yüksek erişilmez duvardan kolay iletişimin ve dinlenildiğinin farkında olunduğu rahat bir hizmete dönüşmüş,

Batının yüksek teknolojisinin ve biliminin seviyesi olmasa da bilgisine erişilerek uzak ara kapanmış, çağdaşlık algısı artmıştır. Nasıl davranıldığı ölçüde karşılıklı saygı ve güven arayışına girilmiş. (Her türlü durumda alttan alırken arkadan oynanan oyunlara göz yumma devri bitmiş.)

Koalisyonun bitmek tükenmez bilmeyen anlaşmazlıklarıyla dolu yavaş karar alma veya karar alamama dönemi bitmiş.

Önceki bürokrasi yönetimlerin yok etmeye değil de yönetimde öne çıkmasını engellemeye çalıştığı inancının yeni yönetimde lider tarafından kararınca(Anadolu Müslümanlığı, muhafazakarlığı) inancın temsilini bulmuş.

Eski yönetimlerce büyük afetler karşısında  çaresiz ve sessiz kalınması aksine yeni yönetimde hızla işbirliği ile çözümler oluşturulup halk yaralarının sarılmasını yaşamış.

Eğitim ve öğretim planlarına iş ve ortam engelleriyle katılamayan halkın bir çoğu eğitim seviyesine bakılmaksızın yeni yönetim tarafından dikkatle alınır ve dinlenir olduğunu görmüş eski bürokrasinin kendini yok saymasının gereksizliğini farketmiş.

Liderde ki ve yönetimdeki oluşan hataları, yanlışları vatandaş insanlık hali, her insan hata yapabilir diyerek yapılan başarılı işler karşısında anlayışla karşılamıştır.


7 Temmuz 2018 Cumartesi

Bir Yaz Günü Neşesi

Yaz ortası, temmuz ayı, meltem esintileri, basıncın damarlardaki kanı serbest bıraktığı zamanlardır.

Doğa tüm sakinliğini sergilemektedir.

Ağustos böcekleri kuşların göremediği ama duymaya çalıştığı, o tehlikeli pençe ve gaga darbeleri tehdidi altında, özgünce müziklerini, türünün devamı adına çalmayı sürdükleri ve ölüme yaklaşırken son görevleri olan eş bulma serenatlarını tüm güçleriyle etrafa yaydıkları, sıcak bir yaz neşesi içinde trajik bir sahnede aşkın son perdesini yaşamaktadırlar.

Yaz sabahları, güneş öncesi aydınlıkta, minik kuşlar tüm hoş ötüşleriyle, yorulmak bilmez bir halde koro veya solo konserlerini vermektedirler. Bu minik kuşlar karga ve martı tehlikesine rağmen ağaçlar arasındaki hızlı ve ani manevra yeteneklerine güvenerek doğanın fon müziğini sunmaktadırlar.

Yaz sıcaklarını genişletici rahatlığını yaşarken, kış soğuğun daraltıcı etkilerinin ne kadar uzak kaldığını hissediyoruz.

Yeryüzünde uzun görüş alanı, bulutsuz ve açık bir gökyüzü, ısınmış tene değen meltem rüzgarın serinliği, soğuk ve temiz suyun ferahlatıcı hissini, sıcak kumsaldan, serin suya girişin ilk şokunu yaşarken yaz neşesini yaşıyoruz hücrelerimiz ve zihnimizde.

Bunaltıcı sıcaklardan serinliğe kaçışlarımızla gölgeler ve karanlık bize cazibeli geliyor. Fazla aydınlanıp yandığımızı, düşüncelerimizin bulanıklaşacağı, buharlaşacağı endişesini taşıyoruz.

Geceleri hareketli kedi ve köpekler gündüzün esir sıcaklığından kurtulmuşçasına etrafta sesli sessiz dolaşıyorlar. Gece onları için gündüz, gündüz sıcağı ise uyku vakitleri oluyor adeta.

Geceler, otçulların, kuşların ve böceklerin sessizlik ve uyku anları olurken etçillerin kendi aralarındaki rekabeti, kavgası ve uykudaki otçuları arama, avlama etkinlikleri zamanına dönüşüyor.

Gündüzleri otçullar tarafından gerçekleşen bir kıyım hareketi olan ot ve yaprak katliamı, geceleri bitkilerin intikam zamanı dercesine yırtıcıları bir güç otçullara yönlendiriyor.


1 Temmuz 2018 Pazar

İlham

Bir kelime tetikler,
Yanar gelir bilgiler,
Müzikle eşlik eder,
Ahenkle gelir fikirler.

Bir düş dalması,
Bir şiir okuması,
Bir müzik dinletisi,
ilhamın birikmesi.

Akıl bir kartal,
Uçar ovalarda,
Fikir bir tavşan,
Gezer ortalıkta.

Yaşanır gün, çağ,
Örter kum, çığ,
İlham deşeler,
oluşur, eserler.

Geçmişin izleri,
Şimdinin düşleri,
Gelecek sezgileri,
İlhamın gelişleri.

Özkan salman

30 Haziran 2018 Cumartesi

İnsanlık felsefesi (Toplum)

Toplum günümüzde bilgilerin ve yaşantıların hızla küresel olarak aktarıldığı bir ortamda hem oyuncu, eyleyen, etkileyen hem de seyreden, etkilenen yorumlayan, eleştirendir.

Sosyal medyadan izlenimlerimiz farklı mekanlardaki insanın, insanların, kurum, kurumların diğer insan, insanlara, kuruma, kurumlara nasıl ve neden etkileşimlerde bulunduğunu öğrenmemizi ve kendimizce tutum, düşünce, karar oluşturmamızı ve bunların etkileriyle davranış biçimlerimizin nasıl olacağını veya nasıl olması gerektiği konusunda ön yargılar oluşturmamızı sağlıyor.

Haberlerin, olayların geçtiği mekan bir anda insanlık meydanının göstergesi oluyor ve bizlerde onu izleyen anlamaya çalışan insanlar (bilinçler) oluyoruz.

Toplum olgusuna günümüzden başlamam bir tesadüf değil, aksine sondan başa doğru gitmem daha kolay ve eğlenceli olduğu içindir.

Tüm iletişim araçları bize insanlık meydanlarını değişimi iletiyor.

Bizlerde onları izliyoruz.

Geçen yüzyılda sinema sanatını izleme alışkanlığımız hala güncelliğini koruyor.

Sinema izledikten sonra " Çok güzel, beğendim" " Sıkıcıydı, saçmaydı" gibi basit ve sonuç belirten yorumlar bu sanatın zihin değil beden tembelliğinin işaretinin göstergesidir.

Sinemayı aklıyla izleyen bir kişi  Filimin bir kaç satırlık kritiğini yapma gereğini duyardı. Bunu yapanlar sinemayı aklı ile izleyenlerdir. Yapmayanlar bedeni ile izlemiştir. Futbol maçları başta olmak üzere tüm spor müsabakalarınızı bedenimizle izliyoruz. Aklımız bedene eşlik, yarenlik ediyor sadece. Bedenin önce heyecan, sonra gerginlik ve öfke sonuca göre oluşacak sevinç veya üzüntü doyumunu yaşamak istiyoruz zafer şarkılarıyla.

Sosyal medyaya insanlık meydanı olarak bahsedersek o meydanda izlediğimiz her insanlık halleri bulunmakta.

Başarı hikayeleri, başarısızlıklar, mutlu, mutsuz haller, haksızlıklar, haklı olanlar, rekabetler, güzellikler, çirkinlikler, iyiler, kötüler, doğrular, yanlışlar vb. insana ve insanlığa ait her şey beden ile akıl olarak meydanda görünüyor. Bedenimiz de izliyor, aklımızda izliyor.

12000 yıl önce kurulduğu tahmin edilen Göbekli Tepe'de insanlık kabile halinde avcılıktan tarıma geçtiği görülmektedir.

Aynı yerdeki eserler bize toplumun temelinde dini inançların olduğunu gösteriyor.

Törenler davranış kurallarının herkesçe bilinip çoğunlukla sessiz olarak belli bir ahenk içinde hareket edilerek ortak ruhun hakim olduğu düzenli ve amaçlı yapılan öğrenilmiş tekrarlar hareketidir.

Buradaki ruhsal durum canlı bedendeki(dna) öğrenilmiş tekrarlar hareketini ve beden ile aklın etkileşiminin dolayısıyla canlılığın ortak ruhunun en fazla hissedildiği anlardır.

Sözler azalmış bilinen davranışlar sergilenmektedir, bedenlerin barış hareketi, zihinlerin durgunlu ve uyumu ilkel ayinlerin(ayin ilkel, tören modern diye ayrılmasına rağmen özü birdir) ruhsal durumunu ortaya koymaktadır.

Tören ve ayinlerin temel özelliğinin günümüze kadar gelmesi ortak ruhun hatırlanması, yaşanması deneyiminin çok önemli olduğunu göstermektedir.

Göbekli Tepe'ki büyük taş simgeler çapa ve kazma sembolü de olabilir.

Avcılık aletlerinden sadece balta silahı çapa ve kazamaya benzer olmakla birlikte balta ile tarım yapılamaz.

Temsil edilen heykeller " Bu uygarlıkta tarım dini uygulanmaktadır" mesajı taşıyor olabilir.

Dinin ve uygarlığın sembolü çapa ve kazma olabilir.

Bu dine uymayanlar yani avcılar, vahşi hayvanlar ve tarlada çalışmayanlar cezalandırılır yasasını kafası olmayan heykellerde ölüm cezasını temsil ediyor olup infaz yeri de olabilir.

İlk tarıma geçişte alışma dönemi zor ve uzun sürmüş olmalı.

Göbekli Tepe'nin kendisinden başlamak üzere en son tarımın zirvesi olan mısır tarım uygarlığı ve aradaki tüm tarım toplumların başlangıcı olduğunu düşünebiliriz.

Grup, kavim oluşmasında tanımlanamayan olayların(doğa olayları ve ölüm) bir üst gücün kontrolünde olduğu ve onun temsilcilerinin kavimin içinde olması etken oldu.

Din insanları birleştirme, birlikte yaşama ve gelişme bakımından toplumların temelini oluşturmuştur diyebiliriz, göbekli tepe'ye bakarak.

Dinin bu önemli görevi olmasa ilkel insanlar doğa kanunu olan ve doğadan aldığımız diktatör(kanunun canlıda bulunması) ve otoriter(toplum yaşama şeklinin yöneten kurum ve kişilerce, geri bildirimsiz, kendilerince kanunları belirlenmesi) toplum yönetim şekilleri riskli bir oluşuma gireceklerdi.

İnsanlık gelişim yavaş hatta birbirini  yok ederek doğadaki önceki yaşamış canlılara örneklerin birini teşkil edecekti.

Bilginin ve gücün insanüstü bir varlık veya varlıklarda olması toplumların varlığını koruması açısından en akıllıca bir davranış şekli olmuştur İnsanlık tarihinde.

Bilginin bedende bulunup hücre bölünmesiyle başlayıp, son haline organların tamamlanmış yetişkin bedene ulaştığında varlığını koruma, sürdürme aşamasında insan bedenin hizmetindeki akıldan evreni anlama akıla geçtiği anda bedenden ayrı olarak bir üst kimliği oluşturur.

İlkel toplumlarda hissedilen ama görünmeyen bu üst aklın bedenden  ayrı çalışması olayının ruhsal deneyimidir. Ayinlerle ortaya çıkarılmak, daha fazla hissetmeyi sağlamak için ruhani önder(büyücü,şaman) görevi ortaya çıkmıştır.

Dinin öğretileri doğada bulunmamaktadır. Dini keşfeden akıldır. Dinin temeli evrenin sınırlarına gitmektir. Oradaki tanrıya ulaşmaktır.

Din o nedenle insanın ulaşamadığı ama gördüğü(uzay,deniz,dağlar), bilmediği(ölüm,geçmiş) ama hissettiği ve merak ettiği dünyada ve evrendeki yerlere gitme, görme, ulaşma, öğrenme ve bilme temelindedir.

Din insanların bir arada kalması için her zaman varlığını koruyacak ama zaman ve mekana göre gelişecektir insanlık tarihinde. Dinin birleştirici gücünü yadsıyamayız. İnsanlığın gelişimindeki önemli unsur olarak büyük bir olgu olarak durmaktadır.


Devam edeceğim...



20 Haziran 2018 Çarşamba

Doğa şehir ve Uzay

" Evine dön oğlum, sen buraya, köyüne aitsin, doğa ile özdeş olan köyüne ait bağını şehir denilen yapay bir mekanla kopardın.  

Büyük beton blokların, taştan, ziftten yolların, mahşer yeri kalabalıkların arasına hapis oldun. 

Mutsuzsun oğlum biliyorum, çünkü sesinde bir hüzün vardı. Neşe ve çoşku sönük kalmış, kökünden koparılmış bir solmuşluk vardı sesinde.  

Geçen ziyaretindeki gözlerindeki endişe ve korku dikkatimden kaçmadı. Hayallerin bulanık ve sisli, hayal kırıklıkların çoğalmış olduğunu farkettim, geleceğe dair neler planladığını sorduğumda. 

Şehirde yaşanması zorlaştı demiştin, beslenmekten endişelendiğini, her an kanser denen illetin kimi bu dünyadan alma sırasının geldiğini takip eder olmuştun. 

Hangi arkadaşının veya tanıdığının bu çözümsüz hastalığa yakalanıp aranızdan bir anda bir arslan tarafından kapılarak eksildiğinizi tecrübe eden koyun sürüsü gibi korkuya kapıldığınızı anlatmıştın. 

Bu gün o, yarın şu, öbür gün de bende mi sıra diye içindeki korkuyu itiraf etmiştin. 

Doğadaki arslan, çakal ve yılan korkularının yerini hemcinsin olan diğer insanlar tarafından üstlenip gıda ve eşya üzerine sağlığa aykırı üretimlerde bulunarak avı olan insanların hem sağlığını hemde kazançlarını aldığını teorini söylemiştin bir felsefeci olarak."

" Eve dönmem çok zor baba. Köklerim oraya ait olsa bile gövdem ve dallarım burada şehirde artık. 

Bir işim var, çalışıyorum, eşimde çalışıyor iki maaşla geçinebiliyoruz orta halli olarak, çocuklarımız ana okuluna gidiyorlar, bir düzen kurduk şehrimizde. 

Bütün teknolojik ürünlerden faydalanabiliyoruz. Yollarımız taş ve asfalt ama kışın çamur, yazın toz içinde değil. iklimlerin etkisi burada hissedilmiyor. Gök gürlemeleri, yıldırımları bizi burada korkutmuyor, sel baskınları pek rastlanmıyor burada. 

Vahşi kurt sürüleri, yılan, akrep zehirleri, fare baskınları yok burada. Doğanın davetsiz misafirlerine rastlamıyor. Uykumuzu bölen eşek anırmaları, horoz ötmeleri, köpek havlamaları, çakal ulumalarını unuttuk belgesel filmlerin de izliyoruz doğayı. 

Evde bir istediğimiz olunca hızla tedarik olanağımız oluyor. Kışlık, yazlık yiyecek stokunu burada marketler üstlenmiş durumda. 

İş yerlerinde arkadaş ve tanıdık çevremizde birey olarak ön plandayız. Varoluşumuzu gerçekleştirme yolunda ilerliyoruz. Her ortama göre yüz değiştirebiliyoruz. Maskelerimiz var bir çok. İktidar kaynaklarına ve hizmetlerine yakınız. Bireyler arası rekabet var, hızlı yaşıyoruz. Kültürel faaliyetlere katılıyoruz. Sinema, tiyatro, kutlamalar, paneller, söyleyişiler, fuarlar, kültür ve sanat dernek toplantıları, konserler, kitap okuma etkinlikleri, sosyal ortamlar olarak cafeler, restaurantlar, barlar, çay bahçeleri, diskolar daha gitmediğimiz bir çok etkinlik ve mekan var. 

İnsan olmanın tüm erdemlerini şehrimizde sınıyoruz. İnsanlar olarak kendimizle yüzleşiyoruz. Kendimizi başkasında, başkasında kendimizi görmek mümkün bu kültürel kalabalıklarda. 

Yan yana, üst üste katlarda ruh ve beden bolluğunda yaşıyoruz. 

Nereye baksak insan, nereye kulak kabartsak insan sesi, nereyi koklasak insan teri, nefesi, parfümü her şey tümleşik, insanın insana bağlandığı bir medeniyet içindeyiz.

Geceleri de rüyalarımızda insanlar var.  Burada dayanışma, işbirliği, paylaşım, iş bölümü var. " 

" Sevgili oğlum sana bir doğa kanununu hatırlatmak isterim. Her canlı doğasına aittir, ondan kopamaz. 

Sen de doğanın bir parçasısın kendini ne kadar insan kalabalığının içine görmek istesen de, doğa ve köy ile bağlantın devam edecek. Yiyeceklerini buradan,  kültürünü şehirden alıyorsun. 

Bedenin doğaya, aklın şehre ait. 

Köyden doğadan kaçtın oğlum, onun zalim ve acımasız halini gördün. 

Orada kalsaydın doğa tarihinin bir cümlesinde yer alacaktın ' İnsan doğdu, insanlığını gerçekleştiremeden  bir bölgede açlıktan, bölgeden çıkan kesimde yırtıcı hayvanlar tarafından, başka bir kesimde birbirini katlederek öldü.' 

Alet ve araçlarla doğanın kısa sürede güzel, fakat uzun süredeki kanunlarının acımasızlığı karşısında önce bireyselliğini ilan ettin, grubuna hükmederek onların adına doğanın zorluklarını aşma yetkisini kullandın. Sonra onlara da öğrettin tüm planları bilgileri alanlar devam ettirdiler ve tüm doğaya yayıldılar kendileri için tehlikeli olan diğer canlıları kontrol eder, tehlikeli doğa olaylarına da güvenli halde yaşar oldular. 

İnsan sayısı çoğaldı mekanlara sığmaz oldu, göçler başladı. 

'Doğada yaşama sanatı' artık bilindiğinden dünyanın neresine gidilirse gidilsin  var olma garantisi vardı. Göçler daha fazla insan sayısını arttırdı, yerleşikler ve göçebeler diye iki insan yaşam şekli oluştu."


" Hala doğanın içinde yaşıyoruz, şehirlerin varlığı, olmadığı yerlere göre daha az ve kırılgan henüz, şehirden biraz ileride doğanın egemen yüzü bizi karşılarken şehirde sanki bir rüya içinde olduğumuzu hatırlatıyor tüm gerçekliği ile. 

Şehrin yatay ilerlemesi yavaşlatılmaya, dikey ilerlemesi hızlandırılmaya çalışılması bu rüyaya sıkı sıkıya bağlanılmaya çalışıldığını göstermiyor mu ? 

Rüyanın merkezinde olma arzusu bizleri gökdelen binaların yapımına itmesinde şehre ve insanlara tepeden bakma onlardan ayrı durma amacını taşımıyor mu ? 

İnsanların bireysel ve ailesel hayalleri, toplumsal ve insanlık hayallerini yanında ne kadar da cılız ve tikel bir basitlik içinde kalmaktadır. "


" Evet oğlum şehirde bir rüya içindesin, insanlığın doğanın yerine geçtiği, doğada ne temsil varsa kendi içinde oluşturma hedefinde olduğun bir rüya bu. 

Çakalların toplu pusu kurmaları ekonomik ve politik oyunlara, ceylanların ürkekliği,  grupların sahte korkutulmalarına, tavus kuşunun güzelliğinin ekonomik satış planlarına yansıdığını söyleyebiliriz basit örnekler olarak.  

Canlı bir türün beslenme oranının çoğalmasıyla, ondan beslenenin de ortaya çıkmasını getirdiğini, hareketli canlıların(hayvanlar) hareketsiz canlılar(bitkiler) tarafından gizlice yönlendirildiğini, kumarbazların kazanmadığı, her zaman kumarhane sahibinin kazandığı bir mekana benzetelebiliriz insanlık rüyasını. 

Doğada ne varsa çoğalan insanlık kendi içinde temsilini taşımaya yöneliktir. Doğada olan çeşitlilik, insanlık içinde aynı bedenlerde farklı düşüncelerin temsili olarak davranış şekillerinde ortaya çıkar. Bu nedenle insanlık tek ortak düşünce içerisine ve davranış şekline girmesi henüz oluşamaz. 

İnsanlıktaki doğa temsili olduğu için farklı düşünce ve davranış şekilleri hep olacaktır. 

Ancak doğayı kendisi oluşturma zamanlarında(uzayda ilerleme, gezegenleri dünyaya benzetme başarısı) onu benzer düşünce ve davranış şekline yaklaştıracaktır. 

İnsanlık kendine içkinliği(küreselleşme) olduğu zaman doğasının gereği olarak eleştirisini, kritiğini farklılıkları üzerine yapar. 

Birliği arar, her farklı fikirler kendilerinin en iyisi olduğunu savunurlar. Burada birliğe ulaşacak fikirden önce yöntemin belirlenmesi gerekmektedir. Farklı dinler, ahlaklar, gelenekler, milliyetler, diller kendilerinin daha iyi olduğunu savunurken, modernizmin kurucusu olan serbest piyasa ekonomisi, bilimi ve politikayı gizli, sanatı ve kültürü açık olarak yönlendirir. Küresel sermayenin vatanının dünya olarak sınırlarının çizilmiş olması onun artık ekonomik idealine ulaştığı anlamına gelmektedir. 

Küresel sermaye dinini ise paraya(zenginlik ideali) tapılmasını gizli bir din şeklinde toplumların ruhuna az çok aşılamış, yaymış bulunmaktadır.  İnsanın yaşam amacının var olmak temelinden başlayan ve insanlık erdemlerine dayanılarak yaşanması idealinden, bireysel olarak tarihteki kral ve büyücü ayrıcalıklarını yaşama amacı idealine çevirme aşamasında ilerlemektedir ekonomik politikalar. 

Bu insanlık rüyası uzaydan gelecek bir tehdit (uzaylılar) ve tehlike(büyük göktaşları, evrensel kötü olasılıklar) karşısında veya değiştirdiği doğanın olumsuz büyük etkileri ve anlaşmazlığın sonucu olarak büyük savaşların oluşması sonunda ara verilebilir. 

Amazonlardaki ilkel köyler kendi içinde kapalı kalarak bu zamana kadar rüya içindeydiler. Ne zamanki modern dünya onlara ulaşınca bu rüya bitti. Gerçek zamanın rüyasına ulaştılar. İnsanlığın rüyası kendi içinde olan devinimlerini yaşarken evrende hangi gerçeklerin bulunduğunu bilmemesi üzerinedir. Amerika kıtasını keşfeden insanlar Avrupa rüyasından uyandılar. 

Küreselleşme olgusu kapalı kalmış toplumları, insanları rüyalarından uyandırma temelinde olduğu halde ekonomi politiğin güdümünde internet ve yapay zeka üzerinden ilerlemektedir."   





Devam edecek...

18 Haziran 2018 Pazartesi

İnsanlık Felsefesi (inceleme- eleştri)

Bu felsefenin amacı küreselleşme ve yapay zeka(Robot teknolojisi) gibi iki önemli konuda gelişmenin yaşanacağı günümüz yüzyıla fikirler konusunda katkı yapmak, barışa destek vermek, savaş olasılıklarını azaltmak, medeniyetler birleşmesi ve dayanışma sürecine teşvik etmek, Küreselleşme sürecindeki yanlış uygulamalara eleştiri, doğrulara işaret etmek...

İnsanlık Felsefik yaklaşım ilk ve yeni bir görüş olmayabilir. Felsefe tarihinde okuduğum ve dinlediğim kadarıyla aynı konulara değinmiş bir çok filozof bulunmaktadır. Daha okuyamadıklarım olduğuna göre tekerleği tekrar icat etme riskim var.

Ortak bedenimiz dünya : Herkes katılmayabilir, bir metefor olarak ele alabiliriz. Panteizm'e gönderme değildir. Dünyayı ve içindeki hayatı kendi bedenimiz gibi koruma amacına yönelik bir deyimdir.

Mekan paylaşımını, beslenme ve varlığımızı korumamızın onu korumamıza bağlı olduğunu işaret etme fikridir.

Ortak Ruh Canlılık : Ruh açılımım biraz basit görünebilir, ruhu beden ile aklın iletişimi, birleşimi, kesişimi, etkileşimi olarak ele alıyorum. Mantıksal bir değerlendirmeye ihtiyaç var. Duygudaşlığın, vicdanın kaynağınında bu ruhta olduğu fikrindeyim. Ama emin olamam bir teori.

Bilim henüz beyni çözebilmiş değil takip ettiğime göre ilerlemeler var, araştırmalar devam ediyor. İşlerinin zor olduğunu ama imkansız olmadığını düşünüyorum. şöyle ki : Beden ile beyin arasındaki bir çok sinirsel hatları belirleyip sınıflamaları gerekecek. Hepsine birer numara verilecek ve gerekirse isim konacak. Çalışma anında da beden beyin iletişiminin kilit noktaları saptanacak. Akılın bedenle olan bağlantısını ve bedenle olmayan özelliklerini ayıracaklar. Kolay gelsin.

Ortak Akıl İnsanlık : Bu kavram felsefe tarihinde akıl kavramı keşfedildiğinden beri idea bir kavramdır. Ümit ederiz bu yüzyılda gerçekleşsin. Tek isteyenin ben olmadığımı tahmin ediyorum.

Diğer konular : İnsanlık ölümsüzdür. Bir deyimdir. Evrende bir dünyayı hedeflemiş büyük bir göktaşının olmadığını bilemeyiz, kıyametin ne zaman kopacağını, küresel kitlesel nükleer savaşın olup olmayacağını, evrenin birden içine çöküp dünyadan da küçük olacağını, galaksimizin dönmeyi bırakıp bir kara deliğe girip girmeyeceğini bilemeyiz. Ama şunu tahmin edebiliriz aklın çalışması ve insanlığın gelişimi evrenin genişlemesinden daha hızlıdır. Bu da insanlığın evrenin sınırlarını görebilecek öngörüsünü getiriyor.

İnsan insanlıktan bir parçadır. Bu doğru. Ama henüz birey ölümlüdür. İnsanlık ise ne zaman ölecek bilemeyiz.  Bir bireyin ölmesi durumuna insanlıktan bir parça ayrılması şeklindeki deyimimiz de doğrudur.

Ölen insan bütünden ayrılırken, doğan insan bütüne katılmaktadır. Bu durum bir sürekliliğin işaretidir.

İnsanlığın varlığına yukarıda saydığım ve daha fazlası etki etmeden sürekliliğini söyleyebiliriz.

İnsanlık Felsefesi bir felsefik teori olup eksikleri ve yanlışları bulunmaktadır. Bu teori bir düşünme şekli olarak bir çok soruya cevap bulmamızı sağlar ve tarihsel aşamalarda kendini bir çok düşünür ve felsefeci katkısı ile önemli olarak büyütecek olursa tamamlama sürecine girebilecektir. Aksi takdirde küçük bir fikir veya yanılgı olarak zihinlerde ve raflarda yerini alacaktır.

Her yeni bilgi yorumlanmaya, her yorum yeni bir bilgiye ilerledikçe felsefe var olacaktır.


Devam edeceğim...

17 Haziran 2018 Pazar

Felsefe Derneği (şiir)

Felsefe Derneği

Bir dernek buluşması,
Dinleyiciler oturması,
Çaprazda güzel kadın,
Yanda düşünen adam.

Varlık, etik, bilgiler
Kavramlar, imgeler
Zihnimdeki kelimeler,
Teoriler, sezinlemeler.

Bir ezgi, müzik yayılıyor,
Tatlar, kokular sarıyor,
Akıla zihne mola anı ,
Varlık zamansız yaşıyor.

        Özkan salman

16 Haziran 2018 Cumartesi

İnsanlık Felsefesinde Ekonomi


Ekonomin temeli bildiğimiz gibi kıt kaynakların en verimli bir biçimde kullanılmasıdır.

Burada önemli olan hangi yöntem veya yöntemler uygulanacağıdır.

Mülk kavramı bireylere ait olması gereklidir. Aynı şekilde sermaye ve üretim araçları da bireysel ve kurumsal olması gerekmektedir.

Rekabetin gelişmesi açısından serbest piyasa ekonomisi kendini kanıtlamıştır.

Serbest piyasa ekonomisi öncelikle medeniyetler iletişiminden doğmuş olup bu insanlık tarihindeki zorunlu haldir.

Köle düzeninden sermaye ve üretim araçların kontrolüne doğru bir gelişim görülmektedir. Avrupa'da sermaye ve üretim araçlarını bulanlar insanlığın doğa içindeki nüfus artışının ihtiyaçlarını karşılaması imkanını ortaya koymuş ve bunu başaramayan ülkelerle iletişime geçme gereği duymuşlardır.

Mesaj şöyledir. " Sizler sistem(bilim) ve ekonomi konusunda bizden geri durumdasınız bizim seviyemize gelene kadar bizler bu bilgilerin ücretini alarak size bu bilgileri öğreteceğiz " Böylelikle ülke yönetimi ve gelişimi kontrol altına alarak vesayet yönetimler oluşturulmuş. Siyasi ve ekonomik ilişkiler devam etmiştir.

Avrupa'da ekonomik gelişme aşamaları:
1 Sanayi Gelişimi
2. Keşiflerlerle, geri kalmış ülkelerle ekonomik ve siyasi çalışma
4. Ekonomik alanların ve enerji paylaşım savaşları.
5. Barış ve birleşme süreci ekonmik işbirliği
6. Teknoloji ve bilimlerin gelişimiyle sermayenin küresel yayılımı.
7. Küresel sermaye olarak din ve millet kavramlar üstü hakimiyet konuma geçme aşaması.

Ekonomi tikel anlamda bedenin temel ihtiyaçların karşılama önceliğinden akılın ihtiyaçlarını karşılama alanına kadar insanlığı etkisi altına alması tarihsel  bir olgudur.

Ekonomi insanlığın gelişim aşamasının canlılığın beden varlığının oluşmasına gerekli olacak dıştan alma ve içinde kullanma temeline gitmektedir.

Ekonomi insanlığın varlığını oluşturma ve devam etme aşamalarında insanlar arası yardımlaşma ve işbirliği ile devam etmiş ve aklı ile gelişmiştir.

Sosyalizmdeki yönetimler ise tarihten gelen mülk kavramının sahibini aileden devlete aktarma durumunu tercih etmişlerdir. Küresel ekonomik ilişkilere daha geç katılmaları iç ekonomik sistemlerini geliştirme çabalarının serbest piyasa ekonomisinde olduğu gibi hızlı olamayışındandır. Rekabet azlığı bu konuya örnek verilebilir.




Devam edeceğim...

İnsanlık Felsefesinde Diyalektik

Diyalektik düşünce felsefemizde şöyle oluşmaktadır.

Tez beden(madde) Antitez akıl(düşünce) Sentez olan ruh ise tez ile antitezin birleşme anında ortaya çıkmaktadır. Varlık tez, bilgi antitez canlılık, düşünce yani ruh şeklindedir. Haliyle sırasıyla

tez+Antitez= Sentez

Beden (Madde, enerji) + akıl(bilgi) = Ruh (canlılık)

Madde ( beden, mekan, dünya, evren) + Akıl (düşünce, fikir, anlam vb.) = Ruh (canlılık)
Canlı, madde ve enerjiyi kullanarak kendi bedeninin oluşumu için hücrelerinde bilgi(dna) taşıyarak gelişimini sürdürmüştür.

Madde+ enerji= canlı         canlı+akıl(düşünme)= insan

İnsan dışında tüm canlılarda akıl bedenin varlığı amacıyla şekillenmesini sürdürmüştür. Yani bedensel düşünme(içsel refleks) gerçekleştirirler. Böylelikle yaşadığı ortamlarda bedenin doğaya uyumunu sağlarlar. İnsanda ise akıl önce bedenin hizmetinde iken yani bedensel düşünürken araç(madde) kullanma ve toplumsallaşma gereği aklın beden için var olma sınırını geçmiş artı değerler oluşturmuştur. Beden aklın bu değerler oluşturmasını yatsımamış kabul etmiştir. Vahşi ortamdaki çaresiz olan beden aklın gelişmesiyle rahat ve daha huzurlu bir ortam oluşturmuştur. Aristoteles ruh hakkındaki benzer yorumları olup şimdiki bilginin çokluğu nedeniyle daha net bir biçimde açıklayabilme olanağına sahip olmaktayız.

Ruhun ölümsüzlüğü canlının bedeni ve aklı arasındaki iletişimin sürekliliğinin göstergesidir. Bu ruh tüm canlılarda bulunan fakat insanda bilince ulaşmış, oluşmuş son halindedir. Canlılık ve insanlık var olduğu sürece ruhta var olacaktır. Bireyler doğumdan sonra içlerinde var olan ruha insanlıktan aldıkları bilgilerle ruhun bilinçli olma halini, ölürken de bütüne bir iz bırakarak, bütünden bir parça kopma olarak ayrıldığını tesellisinde bulunabiliriz.


Bitkiler, otçullar ve Etçiller

Önce hangisi vardı?  Bitkiler mi ? Otçullar mı ? Etçiller mi ?

Bitkiler.

Bitkilerin aklını taşıyan beyni nerededir ?

Bitkilerin beyni neden oluşmamıştır ?

Bitkilerin aklı diğer hareketli canlılar gibi özerklik aşamasına geçmemiştir. Bedenlerini geliştirecek, büyütecek ve devamını sürdürecek akıl tüm hücrelerinde bulunmaktadır. İhtiyaçları olan yaşamsal bilgi dna'larından başlamak üzere tüm bedenlerinde bulunmaktadır. Rüzgar, basınç, sıcaklık, su, minera, ışık gibi varlığına etki eden etmenleri tüm bedenleriyle hisseder, algılar ve ortama uygun gelişimlerini bedenlerindeki değişiklikleri gerçekleştirirler.

Bilim insanları ilgili bilim dalı olan biyoloji, genetik, antropoloji vb. ile bitkinin nasıl toprağa sabitlendiğini, rüzgarı, basıncı, ısıya karşı nasıl kendini geliştirdiğini, kendi türünden beslenme yolunu seçmeyip de su, hava, mineral ve ısı ile yaşamayı sürdürmeyi başardığını, böcekler, mantarlar, bakteriler ile başlayan yakın ilişkilerin diğer hayvanlarla devam eden uzak ilişkilerin nasıl geliştiğini ve hangi aşamada olduğunu araştırmaları gerekir. Amaç bu iken hala bitkilerin ve hayvanların genetiğini değiştirerek kalabalık nüfusları beslemenin maliyetini düşürülme yollarına gidilmektedir. Kısa zamanda isteğe göre yetiştirilen bitki ve hayvan ürünleri ekonominin olumsuz yönlerinden biridir.

İlk canlılar ister karada ister denizde oluşsun her canlıda akıl, bilgi dna'sında bulunuyordu. Sonraları yaşamın şekillenmesi ve çeşitlenmesi ile birlikte akıl hücrelerden beyinde birikim yaparak beyinde görünür hale özerk olmaya başladı. İnsan ve yaşamı ile son haline geldi.

Bedendeki içsel refleks(içgüdüsel) yani öğrenilmiş tekrar hareketi yine bedende bilgi olarak mevcut iken özne= canlı + obje= maddeyi(araç) varlığını koruma ve sürdürme amacının temel unsuru olarak kullanması sonucu gelişen ve çoğalan türünün devamı için  dışsal refleksin artması ve çeşitlenmesiyle beyinde bilgi toplanması, işlenmesi ve kullanılması yönünden günümüzdeki haline gelmiştir.

Canlılık ortak ilkeleri:
1. Her canlı, varlığını oluşturmak, geliştirmek ve sürdürmek temel amacındadır.
2. Canlı varlığını başka maddeden(bitki)( su, mineral ve ısı) alarak sürdüreceğini bilir, başka canlıdan(hayvan ve insan) alarak(av,yetiştirme,üretme) sürdüreceğini öğrenir.
3. Canlı varlığının uzun süreli olmasını kendisinden bir parça, temsil, kopya(üreme) oluşturarak gerçekleştirir.
4. Canlı, madde ve enerjiyi içinde barındıran makro ve mikro evrensel fiziksel ilkelerinden belirli ve olanağı ölçüsünde bağımsız olan ve ona etki etmesi nedeniyle ile de evrene etkin olan varlıktır.
5....

Bedendeki bilgiler doğuştan itibaren hazır bulunurken içsel refleks için insanda, dışsal refleksin oluşması için beynin belli bir gelişim ve bilgi alarak doldurulması gerekmektedir. Beyin bilgisiz değildir bu zamanda içreflekse hizmet için vardır. Ancek dışsal reflekse ait bilgi azlığından ve beyin hücrelerin bilgi alacak kapasitesine gelemediğinden yeterli değildir. İnsanda dışsal refleksin gelişimi bedenin gelişimiyle devam ederken aynı zamanda beyin dış bilgileri karmaşık olarak alır, bilinç oluşmasa kopyalar.

Çocuklar ve gençlerde o nedenle bedensel bilgi beyinsel bilgiye(akıla) hakimdir. Ondan önceliklidir. Deneyim ve alışkanlık oluşturmak ister. Dış refleksin başlangıcını bedenden yani duyumlarlar yapar. Dokunma, tat, koku, duyma, ses çıkarma, hareket etme vb.

Canlılık, madde ve enerjinin bilgiselleşmiş halidir. Madde ve enerjinin bilinç halidir. Dıştan gelen etkilerden çok içten gelen yönelimleri yani hareket tarzını kendi amacına göre belirlemiş halidir.

Başlangıç olarak hareket etme prensibini kendi belirlemesi anlamı taşımaktadır. Sonraki hareketi dış evrenden gelen etkiye göre şekillendirecektir. İşte canlılık insanda bedensel bilgiden aklın özerk bilgisine evreni anlama ve yorumlama şekline geçerek canlılığın temsili ve bayraktarlığı rolünü oluşturması halidir.

Diğer canlılarla bedensel benzerliğini kaybetmemiş artı evren hakkındaki bilgileri de biriktirir hale gelmiştir.

Bilgi insan için önce merak(korku ve öfke etkisi ile kullanma) sonra güç ve büyü ve en son hali ile onu taşıyıcı, kullanıcıdır. Yapay zeka ve robot teknolojinin altında yatan İnsanın amacı kendi gibi madde ve enerji birlikteliği özerkliğinin(canlılık)  taklidini oluşturmaktır. Bunu canlı olmayan ama canlılığın özelliklerini taşıyarak aralıklı süreklilik formundan kesintisiz süreklilik formunun temsilini oluşturmak için yapıyor. Belkide bir insana ait özerk aklın robota veya yapay zekaya devrederek kesintisiz sürekli formunu oluşturma çalışmasının ön hazırlığını yapıyor. Madde ve enerjinin özerkleşmiş olan kendi halinin kalıtım yolu ile değil de kendi kendini üretim aşamasına geçebilir mi sorusunu cevaplamak istiyor. Asıl amaç bu iken yani evreni madde enerji kontrol edilebilir(akıllı madde ve enerji, evrenin canlanması) yapmak iken şimdilik görünen kısmı orduda kullanarak (robot savaşları, yapay zeka savaşları)veya bireysel ve kurumsal hizmet, uzayda ilerlemek, yerleşkeler oluşturmak şeklindedir. Görülen bilgi, görülenin arkasındaki temel görülmeyen bilgi.

Canlılık insanda temsilini almışken duygudaşlığın gelişimi olan vicdan temsilindeki ruhu da temsilini keşfetmiştir. Çünkü insan haricindeki diğer tüm canlılar birbirlerine av, avcı(farklı türler) veya rakip (aynı türler) olarak tavır sergilerler.

İnsanın insana karşılığı ise av ve avcı davranışı sahip olunan değerleri ele geçirme üzerine gelişmiştir. Tarihin başlangıcında bu şekil yağma, savaş, ihanet, hileli planlar, silahlar, sayı çokluğu gibi  doğa kanunları dediğimiz tarzda oluşurken günümüzde insani kanunlar düzenlenerek bu olayların tümünü engellenemese bile çoğu düzene girmiştir. Tarihteki köle ile efendi aynı kişilerin farklı görünüşleridir. Yöneten ile yönetilen de aynı kişilerdir. İster tiran olsun, ister bir hükümdar aile, onlar içinden çıktıkları insanlığın birer iyi veya kötü görünüş, tezahür ve temsilcisidirler. Arthur Schopenhauer ve bir çok düşünür canlılığın, insanlığın bütünlüğünü görme ve tanıma fikrinden esinlenmişler olup insanın bireyselliğinde daha fazla düşünce geliştirme eylimine yönelmişlerdir. 

Felsefemiz bilgiye önem vermesi açısından aydınlanmaya önem verir. Aydınlanmanın temeli bilgidir.

Evrenseldir, insanlığı ve canlılığı bir bütün olarak ele alması yönünden. 


Rekabet ise serbest olmasına karşın hileli şekilleri düzenlenmesi kanunlarda henüz tam yerine oturmamıştır. Kanunda olmayanlarla birlikte kanundan kaçmalar, gizlenenler çokluğu oluşturmaktadır. Bunun nedeni ekonomi konusu başta olmak üzere bireysel yanılgıların daha fazla olmasıdır. Bir de üretim de gizlenen tarzların halklara zarar verildiğinin geç anlaşılması ve kanunun geç düzenlenmesidir. 



Devam edeceğim...

15 Haziran 2018 Cuma

Akıl ve Beden Etkileşimleri (Ahlak)

Günümüzde beden iç refleksel çalışması bakımından akıldan bağımsız olmasına karşın dış refleksel bakımından akılın boyunduruğu altındadır.

Bu boyunduruk zorunludur. Çünkü beden dış dünyadan gelen etkilere karşı aklın bilgilerinin ışığında tepkilerini oluşturmuştur.

Modern yaşantımızda kanunlar ve dini, ahlak kuralları aklın bedene dış refleksel olarak tutumunu içinde yaşadığı toplum tarafından akıla verilen değerler olarak belirlemektedir.

Ahlakın kökeni insan toplum yaşantısının başladığı anda oluşmuştur. Ahlakın özü toplu yaşamanın uyumundadır. Ahlak doğada bulunmaz. Doğada birlikte yaşamaya başlamış ve üye sayısı artan türlerin kendi aralarında ve kendi dışında rakip türlere karşı oluşturdukları davranış kalıplarıdır. Ahlak içsel refleks de bulunmaz dışsal reflekste yani aklın ürünü olarak ortaya çıkar, sürü refleksi bir dışsal refleks olup iki temel duygu olan öfke ve korkuyu  aktifleştirir. İnsanlık tarihinde ayrı coğrafyada yaşayan insan toplulukları kendi bulundukları ortama göre ahlak davranışları geliştirmişlerdir.

Evrensel ortak ahlak oluşumu toplu yaşama uyumu temelinde oluşturulan ve özünsenip kolayca terkedilmeyecek, çiğnenmeyecek, yabancıllaşamayacak, dışlanamıyacak değerlerin ortaya konup benimsenmesiyle ortaya çıkabilir.

Ahlak tarihsel yönü ile liderlerin ve belli grubların oluşturduğu toplu yaşam uyumu ilke ve prensiplerinin zamanla birey ve topluluklar tarafından yeni şartlara göre değişime uğratmasıyla ilerlemiştir. Ahlak bireylerde toplum içinde yazılı olmaksızın öğrenilerek bilinen söz ve davranış şekillerinin uygulanmasının yükümlülüğü, sorumluluğu bulunmasıdır. Ahlak bireysel davranış özgürlüğünü toplu yaşama uyumu adına sınırlar. Birey toplumda ahlaki sınırlar içinde seçimlerle özgür olabilir.

"Kendin için istemediğini başkası içinde yapma" evrensel ahlak için sınırlı bir önermedir. Bir çok durum için uygulanamaz. " Öyle bir davran ki o davranışın evrensel ahlakın yasalarından olsun" bu önermede bir davranış örneği, şekli, tutumu belirtmeden bireylere örnek ahlak davranışı oluşturulması bırakılıyor. Sekiz milyar insanın bir insanı izler konumda bu önerme çok büyük bir önem taşır. Tüm dünyanın beni sizi yirmi dört saat izlediğini bilsek ve öyle davransak süper ahlaki insan kavramının ortaya çıkmasına şahit oluruz. Böyle bir ortamda hem doğal hemde ahlaklı davranılamaz. Tamamiyle evrensel ahlakım örneği robot insan haline geliriz. İzleyenler bizim tepkilerimizi, hangi durumlar karşında nasıl davranacağımızı bilirler zamanla ve sıkılırlar. Yani Ahlak özgürlükle bağdaşmaz toplu yaşam uyumu gereğince. İnsan, insanlar ve insanlık nasıl doğaya karşı yok olma tehlikesini ertelediyse birlikte yaşama uyumu gereğince de ahlakı korumak geliştirmek zorunda kalmıştur. Ahlak bireylerin birbirleriyle ve toplumla ortam ve şartlara göre nasıl davranılacağının öğrenilmiş yazısız kuralları, ritüelleri, ortak ruhun birlikteliğinin sessizce onaylanması ve uygulanmasıdır.

Günümüz toplumlarında ahlakı üretim ve tüketim alışkanlıkları belirlemektedir. Ekonomi adeta kendi evrensel ahlakını oluşturmaya çalışmaktadır sanki. Sınırsız tüketim isteği en kutsal değer olarak baş tacı ediliyor. Diğer tarihi ve kendini kanıtlamış ahlaki değerler yeni nesile benimsetilemiyor.  Yalan söylemek, az çalışıp çok çalıştığı izlenimleri oluşturma, zengin olup fakir görünme, fakir olup zengin gösterme, örnek değil kıskanılan olma, moda ve akım yaratma amacında manipüle etme azdan çoğulu yönlendirme, her türlü davranış ve yaşayış şeklini ahlaki, erdem ve toplum üstünde sahip olunabileceği gazını verme gibi bir çok suni ve sentetik, geçici ve uçucu hazların önemi teşvik ediliyor. 

Beden özgür değildir. içten geldiği gibi davranamaz. Bedeni kanun, ahlak ve din nasıl davranması gerektiğini akıl yoluyla terbiye veya sınırlama altına almıştır. Bu hal toplu yaşamanın gerekli olması sonucu zorunluluk haline gelmiştir.

Yemeğine nasıl karar verip nerede, nasıl, kimlerle yemesi gerektiğini bedene akıl toplum kuralları nedeniyle ilkeler sunmuştur.

Beden akılın gayet mantıklı ve ölçülü kurallarını ihtiyaç listesini ve zamanını sunması nedeniyle doyum ve rahatlama yoluyla kendi içinde uyumlu çalışmasını sürdürür.

Bedenin mutsuzluğu ise içsel rekleksel sürecine akıl yoluyla ihtiyaçların karşılanma sırasında olumsuz kararların uygulanması, boşverilmesi, ihmal edilmesi akıl beden iletişiminin bozulması (bedenin akla gönderdiği sinyal, mesaj ve istekler) bedenin iç refleksini bozacak, dış refleksel hareketini de istikrarsızlaştıracaktır.

Bedenin sağlıklı gülme davranışıının temelinde aklın kendi ve dış akıl ve bedenlerdeki mantııksal çelişkileri algılaması ve ona dışsal tepki verme vardır.

Gülme davranışı aklın eğemenliği altındaki bedenin, akıldaki oluşan çelişik kararların bedene yanlış eylemlerde bulundurması ve aklın oluşma nedeninin bendenin varolması demek olduğunu hatırlatma anı ve özgürlüğünü gösterme görünümüdür.

Beden dna'dan gelen baskı ve aklın kuralları arasında sıkışmışlık hisseder. İkisi arasında bir denge kurmaya çalışır. Önceki ataların kuralsızlığı şimdiki aklın kuralları arasında gidip gelmektedir.

Dna'dan gelen bilgiler varlığının temel bilgileri olmayıp önceki ataların toplum yaşayış şekillerine göre aklın hükmünde bedenin yaşamasını şekillendirdiği bilgileri içermektedir.

Akıl tırnakların kesilmesini, baştaki saç kılların korunarak işlevinin gereksizliğini, köpek dişinin ilk zamanlardaki görevinin iptalini aklı bedene sunarak dna bilgilerini güncelleme etkinliğini hızlandırma baskısı oluşturmuştur. Beden ise bu hızlı değişime hazır değildir. Beden aklın hızlı çalışması aksine bire bin, onbin, yüzbin yavaş değişime alışıktır.

İnsan bedeni toplum olarak doğar. Bireysel değildir. Dolayısı ile insan bedeni başka bir insana bağımlı olarak doğar. Doğduğunda ağlaması anne karnındaki alışık olduğu beden ihtiyaçlarının karşılanma düzenin uzun süre devam etmesini istediği ve bildiği içindir. En az yedi, on yıl gibi.

Beyin hücreleri aklın gelişmesi için boş birer kağıt gibidir. Her hücre bilgi ile dolacak  boş kap gibidir. Beden tarih sürecinde akıla böyle olanak sunabilmiştir. Köpek dişinde, kıl, tüy ve tırnak da sunmamış, sunamamaktadır. Araç kullanması ve toplu yaşaması nedeniyle daha fazla hücre sunmuştur.

Akıl bedenle olan ilişkisinde özgür değildir. Beden ise ihtiyaçları ve karşılanması yönünden aklı tarafından özgürlüğü kısıtlanmıştır.

Beden de aklın toplum şartlarını öne sürmesi bakımından özgür değildir. Bedenin uzmanlık alanı içsel refleks alanıdır. Bu refleks alanında temel ihtiyaçların karşılanma isteği(amacı), doyum ve gelişim vardır. Bir çocuk büyüme potansiyelini içinde taşıdığı için bedenin ihtiyaçlarına daha çok istek, doyum ve gelişim içindedir. Yetişkin bir beden istek ve doyum olduğu halde gelişim yerine koruma konumuna geçer. Büyüme tamamlanmış ve koruma amacı devam etmektedir.Bedenin isteklerinin karşılanması sonucundaki istekler arzulara dönüşür. Arzular aklın isteklerine doğru bir yöneliştir. Temel ihtiyaçların sınırları olması ve döngüsel olması beden özgürlüğümüzün genişlemeye değil, sürekliliği temel teşkil ettiği fikrine ulaşabiliriz. Yani Bedenimizin sınırsız ve çok geniş özgürlüğünden söz edemeyiz. Arzularımızın sınırsız olması bedenimizden çok aklımızla ilgilidir. Fantazilerimiz ve hayallerimiz aklımızın bize sunduğu avutmalar, düşlemelerdir. aklımız bunları bedenimize anlatmaktadır. Bir aklın" şöyle bir hayalim, fantazim var sen ne dersin ?" derken bedeninde seslenmektedir. Beden ise bu iletişime keyiflenebilir veya rahatsız olabilir.

Beden aklın kurallarına aykırı davranırsa akıl bedene kanun, din ve ahlak yasalarının yaptırımını hatırlatır ve onun varlığına dair endişe algılar. Vicdan sürecidir bu. Akıl beden uyumu sarsılmış ve sorunlar içermektedir bu durum.

Beden özgürlüğü ve akıl özgürlüğü şeklinde iki özgürlük sayabiliriz. Ruhun özgürlüğü de bu iki özgürlüğe bağlı olacaktır haliyle.

Bedenin özgürlüğü ihtiyaçların karşılanması, devamı ve hareket etme şeklinde olurken aklın bedene karşı görevlerini yerine getirdikten sonraki düşünmede ve eylem kararlarının bedene de uyumlu olacak şekilde gelişmesi şeklinde algılamalıyız. Yani aklın bedene rağmen, bedenin akla rağmen özgür olabileceğini söyleyemeyiz.

Ruhun özgürlüğü de akıl beden uyumuyla gelişen bir özgür olma halidir. Ruhun özgürlüğü insanlığın kendi içinde uyumu sağlarken evrende ilerleme ile mümkündür.

İnsanlık evrene bakarken, dünyaya ait sınırlarını da görmüştür ruhunda, bir de kendi içinde anlaşamama süreci de(küreselleşme) onu mutsuz kılmaktadır. Çevreye ve canlılara zarar verme fikri aynı zamanda kendi bedenine zarar vermekte olduğu üzüntüsünü de yaşamaktadır ruhunda.

Toplum içinde kanun, din ve ahlak kuralları olması nedeniyle bunlar akılı temsil etmektedir. İnsanların aynı mekanlarda birlikte yaşaması bedeni temsil etmektedir. Ruh ise insanlığın kendine  sahip olduğu veya edindiği kurallar(akıl) ve insanlar, mekanlar(beden) uyumu olan barışık ve düzenli olma haliyle gelişimini canlılığın örneği, temsili şekline dönüşür.

Devlet (kurumlar), toplum bağlantısında ise devlet akılı, toplum ise bedeni temsil eder. 




BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı