18 Nisan 2020 Cumartesi

İnsanın İki Antitezi

Günümüzde insanın birinci antitezi bulaşıcı ve tehlikeli olan zararlı virüs ve bakterilerdir.

Diğer canlıları kendimizden uzak tutabilmekte iken mikro biyolojik canlılar havanın ve suyun girdiği her yerde bulunmaktadırlar. Hem çok küçük olmaları hemde sayıca çok olmaları bunda en önemli etkenlerdir.

İnsanlık tarihi boyunca yerleşik düzene geçilmesinden sonra bulaşıcı hastalıklar belli sürelerde ve mekanlarda zararlı virüsler ve bakteriler tarafından kitlesel insan ve hayvan ölümlerine neden olmuştur.

İnsanlık tarihine baktığımızda insanın ikinci antitezini görürüz.

Diğer insan.

Barış, işbirliği, birlikte yaşama amacı gibi bir çok nedenler insanların birbirlerine karşı sentezi olma yanında belli nedenlerden dolayı da antitez haline de gelebilmektedirler.

Çağımızda doğaya zararlarımız artmış gibi görünmektedir.

Geçen yüzyıl birinci dünya savaşından sonra ispanyol giribi ile iki antitezin bir arada insanlıkla mücadeleye girmesi ilginçtir.

1914 de birinci dünya savaşı, 1918 de ispanyol gribi art arda iki antitezin adeta hücum edercesine kitle ölümlerini arttırmıştır.

Sanki doğada bir yerlerde plan yapılmaktadır.

" Birinci planımız insanların kendi aralarında savaş çıkarmak, birbirine kırdırmak. İkinci planımız ise kalanları virüs ile vurmak. "

Geçen yüzyıl önce savaş sonra virüs, bu yüzyıl önce virüs sonra savaş mı olacak.

Birinci antitezimiz tehlikeli kovid-19  ile savaşmaktayız.

İkinci antitezimiz insanla olan üçüncü dünya savaşı mı çıkacaktır o halde.

Kovid-19 virüsü savaştan önce gelerek üçüncü dünya savaşını engellemiş de olabilir, savaşın sinyali de vermiş olabilir. Bu iki olasılıktan hangisi olduğunu anlamak şu an için zor görünüyor.

Kovid-19 küresel salgını sıradan olmadığı gerçeğini yaşarken en kötü olasılıklara hazır olmalıyız.

Gerginliklere, yanlış anlamalara, gizli ve hızlı planlara izin verilmemelidir küresel ilişkilerde.

Ülkelerin birbirine karşı stresleri artmaktadır. Tazminat istek planları, siparişlere el konulması, beklenen yardımların yapılmaması, yapılamaması, gıda krizi tehlikesi, ekonomik krizler, yönetim krizleri, krizi fırsata çevirme planları gibi bir çok antitez plan ve amaçları varken dünya birlik olup doğanın bize ikinci antitezi zaafımız olarak dayatmasının nedenleri üzerine durarak çözümler aramak bu günlerde hangi bilge veya bilgeleri dinleyen yöneticiler, çevre aktivistler, sanatçılar, edebiyatçılar, akademisyenler, basın mensupları, kanaat önderleri, araştırmacılar, bilim insanları, ticaret insanları, felsefeciler, düşünürler, dini bilginler, felsefeciler (ilahiyat) ve sağduyu sahibi tüm bireyler savaşları önlemek adına bir şeyler yapabilir.

İki antitezimiz kaderimizin bir parçası görünmekte ise de bu ikisi hakkında nedenleri ve çözümlerini araştırmak biz insanların bir kaderden diğer kadere geçmesini sağlayabilir.

Hedefimiz küresel savaş planlarının işaretini veren liderlere karşı tepkilerimizi, küresel savaş çıkma olasılıkların domino taşlarının başlangıçlarını fark edip önleyici ve engellemeye yönelik fikirsel ve eylemsel olarak toplumları harekete geçirmektir üçüncü dünya savaşının çıkma olasılığına karşı.


17 Nisan 2020 Cuma

İnsan Doğa ve Dünya -2

İçinde canlı barındıran dünya küremiz büyümek amacında mıdır ?

Atmosfer yapısı kendisine çarpan meteor gibi kütleleri parçalara ayırmaktadır.

Madde ve enerji girişi olurken çıkışı zorlaşmaktadır.

Dolayısıyla dünyanın korunma ve büyüme üzerine kurulu bir sistemi olduğunu düşünebiliriz.

Güneş ışınlarını tutan bir çok canlı, enerji, madde ve gaz üretmektedir.

Güneşle teması olamayanlar ise maddeyi dönüştürmektedirler.

Rüzgar ve su bu döngünün karıştırıcısı, besleyeni ve dengeleyicisi görünümündedirler.

Canlılar adeta dünyanın madde ve enerjiyi dönüştürücü, işleyici fabrikaları gibidir.

Büyümek isteyen dünyanın bu amacında insan hangi konumda durmaktadır.

Ona bu amacında bilmeden yardım eden mi yoksa onu engelleyen mi ?

Dünyanın enerji- madde diyalektiğindeki hareketi güneş ve diğer gezegenlerin ki gibidir. Güneşte enerji sürekli itilme ve çekilmeye maruz bırakılmaktadır. Dünya dıştan gelen enerji ve maddeleri sürekli kendi içinde çekme ve itme sürekliliğine doğru ilerleme ve bu durumunu sürdürme eğilimindedir. Bu sürekli hareket dünyanı büyümesini sağlayacaktır. Dünyanın büyümesi ilkesini madde ve enerjinin birikmesi şeklindeki ilke ile temellendirebiliriz. 

İnsan bu şartlarda dünyanın doğa ile büyüme potansiyeline zarar verdiğini söyleyebiliriz. Fosillerin sıvı ve katılaşarak yerküre merkezine enerji desteği olarak birikimiyle ilerlemesine engel olmaktadır. Dünyanın iç enerjisinin azalması veya yok olması onun uzayda bir kaya veya kuyruklu yıldız haline döndürme haliyle parçalanmaya yönelik olmasına neden olur. Doğa, dünyanın büyümesine ve enerjiyi tutmasına yardım ederken insan tüm bu oluşumlara kendi çoğalan türünü korumak ve daha da büyümek adına zarar vermektedir.

13 Nisan 2020 Pazartesi

Dna'daki Bilgi ve Canlılığın Ara Formları

Beynimiz bedenimizin bir uzantısıdır. Varlığı bedene bağlanmaktadır.

Canlılara baktığımızda beyin yapıları evrimdeki ilerleyişe göre artmaktadır. Beyin bir evrim eseri ise başlangıcı ve oluşma olanağı bedene dayanmaktadır.

İnsan dışındaki bir çok canlıda fiziki kanunları hissetmiş, duyumlamış ve yaşamını onun kurallarını dikkate alarak ilerletmiş olduğunu görüyoruz, Aklı, düşünmeyi, konuşmayı, alet kullanmasa bile. Haliyle insan dışı canlılar kendilerini diğer canlılardan ayırmamışlardır. İnsan aklı ile kendisini diğer canlılardan, tüm madde ve enerjiden ayırarak düşünme sürecine, konuşmaya ve kullanmaya (insani eylemler) başlamıştır. İnsan doğadan korunma ve doğaya etki eder hale gelmiştir bu özelliği ile.

Günümüzde ise doğadan korunmakla kalmayıp ona etkisini artırarak zarar vermeye başlamış görünüyor.

Doğaya her türlü özgürce etkilerde bulunarak sınırlarını test ediyor.

İnsanla doğanın kelimesiz sözler diyaloğu

Doğaya seslenen insan eko özellikleri olan dağa gönderdiği " Sen nesin, kimsin" sesini aynen kedisine geldiğini duymaktadır.

Doğa "insana ben senim sen de bensin bizler canlıyız, birlikte varız" demektedir.

 "Doğa senin tüm olanaklarını kullanacağım iyi mi kötü mü, yararlı mı zararlı mı  diye ayırmadan" der insan. ,
Doğa " Buyur önce gönderdiğim virüsle bir uğraş, sonra eylemlerine devam mı yoksa tamam mı kararını verirsin ". der. Kelimesiz sözlerle.

Tüm canlıların bir çok fiziki kanunların içgüdüsel algısının bedenlerinde hazır olarak doğduğunu biliyoruz bugün.

Canlının ortaya çıkışı ve gelişmesi içinde olduğu fiziki kanunlara uyumu gereğince mümkün olabileceğini, bununla birlikte bu kanunlara ek olarak kendi varlığının ortaya çıkmasının olağanüstü oluşunun keşfini akılla yani insanla buluyoruz.

Suyun kaldırma kuvvetini, uçurumun derinlik algısını, havanın basınç miktarını, iklimlerin ve ısı değişimlerinin farkı, gece gündüz değişimlerini, nem farkı, yerkürenin manyetik alanı gibi bir çok fizik bilgilerin canlıların iç güdüsel temelinde bulunduğunu ve bu bilgileri etki-tepki olarak yaşama şekillerine etki ettiğini biliyoruz.

Çok ilginç bir saptama

Tek veya az hücreli, mikro biyolojik canlıları biliyoruz. Bedenlenmesini tamamlamış diğer canlıları bilmekteyiz. Burada sorulması gereken bir soru bulunmaktadır.

Tek hücreli ve mikro biyolojik canlılar ile bedenlenmesini tamamlamış canlılar arasında neden ara formlar görmüyoruz ?

Şöyle ki hücreler, dokuya, dokular organa, organlar tamamlanmış bir canlı bedenine doğru gitme amacındadır. Başlangıç hücre sonuç beden. Peki canlılar tarihine baktığımızda doku aşamasında, bir kaç veya bedenlenme öncesi olacak şekilde organlara sahip canlılara neden rastlanmamıştır bu zamana kadar. Bu önemli bir konudur.

Dinozorun kuşa geçerken ki ara formu zaten araştırılmakta ve hala bulunamamakta iken burada dinozorun son tam-beden haline ilk gelme sürecindeki ara formlarını söz konusu edilmektedir. Canlının başka türe dönüşümünün ara formundan başka canlının başka türe geçişin öncesinde kendi olma sürecinin ara formları hakkında bilgilerimiz ne kadardır.

Bu gün bir canlının doğumunu ve tam olgun bir bedene ulaşıncaya kadar ki süreçte değişimlerini görmekteyiz. Ama canlılık tarihinde bu iki hal arasındaki gelişim arasında kalan formları görmüyoruz.

Eğer bir canlı oluşum  ve gelişim sırasında doğa şartlarının uzun dönemine bağlı olarak doğum ve beden sürecinin tamamlanma aşamasını birden ulaşamayacağına göre günümüzdeki gördüğümüz doğum ve tam beden aşamaları da evrim şartlarına göre başlangıcı belli bir süre sonra gelişimine en son olarak tam-beden haline gelmelidir. Bugün gördüğümüz süreç her canlının doğum ve tambeden oluşumunun görünümüdür.

Başka bir ilginç ve önemli olay daha var.

Hücre bölünerek çoğalmaktadır mikroskobik canlıların üst aşamasına geçmesi için. Bu aşamada canlının varlığının devrini hücre bölünmesi belirlemektedir.

Ve bir zaman sonra canlı hem dişi ve hem erkek özellikler taşıyarak türünün devamını artık hücre çoğalması aşamasından bedeninin tüm özelliklerini taşıyan bir hücre ile dişi ve erkek olarak bir araya gelerek devam ettirir hale geçmiştir. Yumurta ile çoğalma dönemi başlamıştır haliyle.

Artık hücre çoğaltması önce bedeni tamamlama ve tüm bedeninin özelliklerini taşıyan bir hücre oluşturma ve bu hücreyi dişi ve erkek olarak birleştirip türün devamına yönelmiştir. Yumurtalamadan bedeninde besleyip doğurma aşamasına geçişin en önemli nedeni olan antitezlerine karşı bir koruma şekli olarak ortaya çıktığını biliyoruz. O halde sorunumuz şu canlının sonraki aşamasında türünü devam etme yöntemi nasıl ve neden olacaktır ? Önce hücre, sonra bedenler yumurta, en son bedenler arası doğum. Yoksa başa dönüp kendini kopyala mı ? Hücresel kopyalamadan bedensel kopyalamaya mı ?

Eğer açıklanamaz ise ara formlar hakkındaki olgular, canlılığa dıştan bir müdahale(ilahi) yapıldığı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla evrim sürecinde boşluk bulunmaktadır. Fosillerden de olsa bulunamaz ise değinilmesi gereken konuları görmezden gelmek bir kanıtın sonucu değil, tercihlerin göstergesi olacaktır.

Bilim bir tercih değil, doğa yasaları gibi gerçek olanı kabul etmeyi gerektirir.

Bilim bilgisi canlı dna'sında bulunmakta mıdır ?

12 Nisan 2020 Pazar

Küresel Zihin, Yerel Beden

Ülkemizde günlük yaşayış halinde olma denilince çalışma, yürüyüş, alışveriş, buluşma, yeme, içme, etkinlikler gibi öne çıkan zihinsel ve bedensel hareketler gelir.

Günlük yaşayışta toplum üç mekanda bulunur.

1. Çalışanlar (öğrenci öğretimle zihin çalışanı)
2. Evdekiler
3. Sokaktakiler

Çalışmayıp da evde de bulunmayan herkes sokakta bulunmaktadır. Neler yapmaktadırlar. Yürüyüş, alışveriş, buluşma, yeme, içme, ziyarete, kontroller, mekan gezintiler, sanat, spor ve diğer etkinlikler gibi rahatça sayılabilecek günlük yaşayış şekilleri bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi günlük yaşayışın bizleri en çok meşgul ettiği mekanlar iş yerleri ve evlerdir. Sokaktaki günlük yaşantı sanıldığı gibi çok çeşitli değildir. Neden bize çokmuş gibi izlenim oluşturmaktadır. Şehirlerde bu izlenim sokakta çok insan ve geniş alanlarda bir çok mekanların olması günlük yaşayış halinin çok çeşitli olduğu izlenimini yaratmaktadır. Köy, kasaba ve şehirlerde restoran, kahvehane, esnaf dükkanları, alışveriş merkezi, spor merkezi, dernek, kütüphane, park gibi etkileşim mekanları çok olmayıp rağbet gören mekanların benzeri açılması ile talepler mekanlara dağıtılmaktadır.

Bireylerin tanışma olanakları

Bireyin başka bireyler ile birebir tanışma olanakları kısıtlı ve sınırlıdır. Tanıdıklar, iş, etkinlikler aracılığı ile tanışmalar başlıca tanıştırma yollarıdır. Film ve edebiyat eserleri konularında sıklıkla raslantısal tanışmaların aşk ilişkilerine dönüşmeleri, gerçek günlük hayatta ender görülmektedir.
Diğer bireyler ile tanışmak isteyen bireyler günlük yaşayıştaki tanışma olanaklarının kısıtlı ve sınırlı olması nedeniyle internet ortamında tanıştırma sitelerine başvurmaktadırlar.

Eğitim ve iş alanları bireylerin birbirleriyle tanışma ve ilişkilerin sağlıklı yürümesi olanaklarının daha fazla olduğu alanlar olmayı sürdürmektedirler. Aile ve tanıdık çevrelerinin tanıştırma olanakları da gün geçtikçe azalma eğilimindedir.

Bireyler arası ilişkilerin süresi

Bireylerin tanışma sonrası ilişki ve iletişim süreleri azalama yönünde ilerlemektedir. Bu sürecin bir çok nedenleri bulunmaktadır. İlk aklımıza gelen iletişim aracı olarak internetin bireydeki küreselleşmeye başlaması eğilimidir.

Bireylerin küreselleşme aşamalarında nesne hakimiyet ön yargısı artarken mekansal yakınlıktaki sevgi ve paylaşım eğilimi azalmaktadır. Nesnelere sahip olma ön yargısı küreselleşirken zihinsel olarak artmakta, yakın çevresindeki birey, olay ve ilişkiler önemini azaltmaktadır. Uzak hedefler artıp büyürken, yakın hedefler sıradan ve basit hale gelmektedir, küreselleşen zihinlerde. Küresel bağlantıya girme aşaması bireyde kendini basit, değersiz ve güçsüz görme yanılgısına itmektedir.

Küresel zihin , yerel beden dengesi

Zihinde oluşan küresel bilgiler, bedensel gelişiminde ve yaşayışındaki bütünün bir parçası olma uyumluluğuna yansıması zorluğunun aşılması gerekmektedir bireyde.

Günlük yaşayışımız hiç de karmaşık olmayıp, sınırları da geniş değildir. Farklı şehirler zaten aynı yapıda günlük yaşayış biçimine göre oluşmaktadır. Her farklı şehrin kendine has başka şehirlerde olmayan mekanları ve kültürleri ile dikkat çekmektedir.

Ülkemizde günlük yaşayış sade ve belirlenmiştir. Şehrin kalabalığı biz insanlarda sayılamaz mekan genişliği ve ilişki olasılıkların çokluğunun etkisi ile kavranamaz bir toplum imajı ile algılanamaz mekan genişiliği ve hesaplanamaz ilişkiler ağı olduğu izlenimini yaratmaktadır.

Gerçek olan ise basit ve anlaşılabilir olduğumuzdur.

Mekanların benzerliği, ilişkilerin belirlenebildiği, kuralların bilindiği halde olan günlük yaşayış düzenimiz modern yaşam şeklinin gerekli olan alt yapısıdır.


10 Nisan 2020 Cuma

Bir idea, ideal olarak teknoloji

(Yazının seslendirilmesi https://www.youtube.com/watch?v=67Sxq04_tOE )

Teknoloji, felsefik anlamda bilimin teoriden pratiğe geçtiği haldir. Bilginin varlığa dönüşme çabasıdır.

Teknolojinin üç boyutu dikkatimizi çekmektedir.

1. Kaynağı olarak bilim.
2. Yönetimi olarak ticaret
3. Amacı olarak insan.

Teknoloji ve insan

Teknolojinin Faydaları

1.İletişim
2. Ulaşım
3. Ticaret
4. Güvenlik
5.Eğitim
6. Sağlık
7.Tarım
8.Uzay
9. Bir çok alanda

Teknolojinin Zararları

1. Çevre (toprak, su, hava, canlı)
2. Gıda
3. Savaş
4. İdeal, idea, yaşamın tüm alanlarını kuşatma tehlikesi, Teknolojizm.


Bir ideal veya idea olarak teknoloji

Teknoloji yaşamı kuşatmaya başlamıştır. 

Teknolojinin başta insan yaşamını sonra doğa ve dünya olmak üzere tüm alanlarda varlığını hissettirmeye, kuşatmaya başlamış olup tüm hızı ile devam etmektedir.

İçinden çıktığı bilimi geride bırakarak, onun bir parçası olma halinden kendi merkezini kurmuş ve diğer bilim dallarını çevresine yayarak egemenliği altına almıştır.

Bu başarısını neye borçludur ?

Bu başarısının sınırı var mıdır ?

Teknoloji sadece bilimleri etkilemeyi değil, yönetim, ticaret, aile, kurumlar, uluslararası ilişkiler, gelenekler gibi insan yaşamının her basit ve sürekli işleyişine de etki eder olmuştur.

Teknolojinin durdurulamaz ve sınırlandırılamaz hali için felsefik tanımı; madde ve enerjinin canlı üzerine hakimiyeti teorisi olarak yapılabilir.

Teknoloji sağlık, tıp alanında bireyselin kişisel kullanabileceği hastalık önleyici veya erken teşhis araçlarını henüz üretmemiştir. Sağlığın merkezden kontrol ve tedavi yöntemleri devam etmektedir. Hamilelik testleri, şeker ölçüm cihazları dışında tıp teknolojiyi kullanma etkinliğini merkezi olarak kullanmaya ve kontrol etmeye devam etmesi düşündürücüdür.

İletişim ve ulaşım konularındaki teknolojik ilerlemenin diğer alanlardan önce olması bireyin tekno-birey oluşumu ve hareketi misyonu çerçevesinde başlangıç veya teknolojiye giriş olarak hedef belirlenmesinden olabilir.  Bu belirlemenin bize gösterdiği ticaret ile teknolojinin paralel yürüdüğü teknolojinin insan yaşamına etkisini ticaretin belirlediği, rotasında ilerlediğidir.

Teknolojiyi mercek altına alma vakti gelmiştir.

Bu değerlendirme bu zamana kadar faydaları zararlarından fazla iken bu salgından sonra zararlarının faydalarından fazla olup olmadığı, sınırlarının nereye kadar olması ve hedeflerinin hangi yöne ilerlemesi gerektiğinin değerlendirilmesi şeklindeki konular hakkında olacağı tahmin edilebilir.


9 Nisan 2020 Perşembe

Hayaletlerin sırrı

Tarih boyunca insanlık bir arada yaşarken hayaletleri gördüklerini birbirine anlatmaya çalışmışlardır. Fakat kanıtları bulunamamıştır. Gördüklerini anlatanlar o kadar kendilerinden emin olarak anlatmışlardır ki onları dinleyenler dışlarından inanmış gibi davranarak konuşanı yatıştırmak için onlara inandıklarını söylemişler başkalarına anlatırken de kaygılarını belirterek nakletmişlerdir. Nakledilen kişilerden ise ilk söyleyen kişinin söylediklerine gerçekten inananlar olmuştur. Çünkü ya kendileri de görmüştür veya doğru söylediğinden emin oldukları kişilerden duymuşlardır.

Hayalet görme durumu zihnimizin bize oynadığı oyundur aslında. Bu oyun çocukça veya kötü niyeti olmayan bir fiziksel, hücresel bir olaydır.

Ataerkil ailelerde üç kuşağın bir arada yaşadığı dönemlerde hayaletleri görme olayları daha çok olmaktadır. Hayaletlerin gece görülmesi daha sık rastlanan bir olaydır. Işıkların az karanlıkların daha çok olduğu yerlerde hayalet görme süresi daha uzun ve görmenin duygusal olarak etkisinin gerçeğe yakın hissedilmesinin mantıklı ve anlaşılır yanı bulunmaktadır.

Hayaleti görme öncesi uzun süredir beraber yaşanmışlık vardır.

Hayaleti görme nedeni iki türlüdür.

Uzun süre birlikte yaşayanlardan birinin ya ölmesi ya da o ortamdan ayrılmasıdır. Her iki durumda da geride kalanlardan bazı kimseler bu durumu kabullenemezler.

Öleni ölmüş, gideni gitmiş saymazlar. İçlerinde sürekli bir inkar yaşarlar. Bu gerçeğe inanmak istemezler. Kabullenemezler.

Dışlarından kendilerine gerçeği söylemiş olan diğer aile üyelerine kabul etmiş gibi gösterirler. Ama düşünce ve hayallerinde inkar ederler.

Beyinlerindeki ölene veya gidene ait bilgileri taşıyan hücreler gerçeği kabul edenlere göre daha geç ölür bu kişilerin.

Ölen veya giden gerçeğini kabul etmeyen kişilerin zaman ilerledikçe dirençleri düşmeye başlar. Ölen veya giden kişilere ait bilgilerin yer aldığı beyin hücreleri bilgilerini konuşma, dinleme ve eylem ile yenilenme veya bölünme olanağı kalmadığı için ölmeye başlarlar fiziksel olarak.

Enerjisini ekonomik kullanmaya alışık beyin kullanılmayan hücreleri beslemeyi, uyarmayı bırakır. Hücreler dayanmaya yaşamaya çalışırlar. Kişinin duygulanımları da bunu destekler. Beynin muhalefetine rağmen beden kalbi ve omurgası ile bu hücreleri yaşatmaya çalışır. Göz yaşları, anıları hatırlama ile hissedilen sevinçler ve üzüntüler ile.

Bedenin duygulanımları beyni ikna etmeye çalışır " Lütfen onları öldürme besle, sabredelim o ölmedi veya gitmedi geri gelecek buna inanıyorum" der.

Ailenin diğer üyeleri beynin temsilcisi olurlar ve gerçeği hatırlatırlar. Onların ikna çabaları beyin tarafından kabul edilmeye başlar ve anılara ait hücreleri ölmeye bırakır.

İşte o an ölmek üzere olan anı hücreleri çırpınır yan hücrelere sıçrar son kurtulma hareketidir bu. Bu hareket göze karanlıkta görünür olur kişiye. Bu görüntüyü görür ve gerçek sanır. Ama onun için gerçektir aslında. Gözü görmüştür kapının aralığından bir şey hareket etmiştir. Yandan görür, dikkatli bakınca kaybolur.

Çünkü hücreler mercek ortasına değil yanlarına yansımıştır o hareketleriyle, ölme sürecindedirler.

Hayaletleri görme miktarı ve sıklığı ölene ve gidene ait bilgi hücrelerin var olan miktarı ile ilgilidir.

Hayalet gören gözler aslında kayan yıldız gibi ölen anı hücrelerinin yok olurken bir anlık görüntülerini görmektedirler.

Dikkatli baktıklarında değil rahat ve gevşek oldukları bir anda.

Ta ki  anılara ait bilgileri taşıyan son hücrelere kadar, kişi söz konusu olan hücreleri soğukta donmakta olan kibritçi kız gibi tek tek yakıp onunla hayal görür ve ısınır gibi dizi izlemeyi sürdürür.

Eskilerden duyduğumuz " Dün akşam benimkiyle sohbet ettim yine ". Sözleri gerçektir ama hücresel olarak biten bir filmin kareleri gibi gerçektir aslında.

Acı da olsa gerçekleşmiş olayları mantığımıza sunarsak  bize evren yasalarını kabule ikna etmeye çalışır.

Duygularımıza sorarsak kolayca kabullenmezler. Çünkü mantık tekildir, evrenin yasalarını bilir. ve kabul eder. Duygularımız ise kalbimizle dna'mıza bağlantıda olup canlılığın sürekliliğine alışmıştır.

Mantıkla beden kanatları olmadan havada uçar, solungaçları olmadan denizaltında yüzer, depoladığı hava ile ve yer çekimi olmadan uzaya açılır.

Yolu ve gerçeği gösteren mantıktır, ama döngüsel süreklilikte yaşayan duygulardır.

 Bir Önsezi

Tarih boyunca insanda doğumla bilinerek gelen ama unutulup hatırlama ile tekrar elde edileceği düşünülen kadim bilgi, canlının evren yasalarını ve mantığını dna'sında taşıdığı bilgisidir.

İlahi metinlerde hatırlatılmaya çalışan belki de bu bilgidir.

Canlıda, evren yasalarını ve haliyle bu yasalar bilgisinin dünyaya ve yaşamaya yansımasının ardındaki gerçeğin bilgisine de sahip olma veya hatırlama olanağına da ulaşabilme hissi bulunmaktadır.

8 Nisan 2020 Çarşamba

Eytişimsel (Diyalektik) Düşünme Süreci


Klasik anlamda Tez+antitez = Sentez şeklindeki eytişimsel tarzı bilginin ve bilimin geliştiği, modern yaşamın hızla ilerleme halinde olduğu günümüzde bu düşünme şeklinde durgun ve sabit kalması beklenemez.

Sav + Karşı sav = Bireşim eytişimin basit formülü düşünce bütünlüğüne doğru ilerlemede yetersiz kalmaktadır.

Kümesel ve kategorik düşünme yolları ile bir çok bilginin birikimleri arasından hedef konu için uygun olanları seçme ve ayıklama zihin açısından önceleri zor olup odaklanma ve üzerine düşünme hedefinin belirlenmesi ile kolaylaşan bir süreçtir.

Bu düşünme şeklinin başlangıcı ve merkezi düşünen kişinin kendisidir. Kişi eğitim ve öğretiminden birikimler edinirken yaşantılarından da tecrübelerini kazanmaktadır. Mesleki seçimleri, yetenekleri, olanakları bu düşünce şekline başlama yönünde dıştan gelecek fikirler ve bilgilerden değil kendi tercihiyle ulaşabileceği bir düşünme şeklidir eytişim.

Bu düşünme şekline odaklanma süreci bulunmaktadır. Günlük hayatın hızlı temposunda bedenin sürekli hareketiyle iş hayatı ve meşguliyetleri içinde bu düşünce tarzına odaklanmak zordur.

Eytişim düşünce şeklinin amacı tümellere varmak ve bir çok tümelin birbiriyle ilişkilerini, kesişimlerini, bağlantılarını, ayrılıklarını saptama ve düşünce bütünlüğüne doğru ilerleme çabasıdır.

Tikel bilgiler hem kümesel bilgilere hem de kategorilere doğru ilerler. İstatistiksel bilgi bu kümesel ve kategorilerin özetini sunar. Bilgiler süreklik ve durağanlık içinde yer alırlar yaşamın içinde. Süreklik içindeki bilginin aşamalarından farklılıkları saptanabilir. Durağan bilgi ise raftaki yerini bekler kullanıma hazır olarak.

Bilgi değişime uğrar isim, olay ve kavramlar arasında. Bilgilerin bağlantıları çok karmaşık hale gelebilmektedir. Hem kümesel hem de kategori içinde yer alırken, kökleri kadim zamanlara uzanıyor da olabilir, yeni oluşacak olgularla da bağlantısı bulunabilir.

Zihnin amacı bu karmaşıklığı çözmektir.

7 Nisan 2020 Salı

Kanser ve Küresel Salgın

Haberleşmenin ana unsurlarından telefon ve bilgisayar önce kablo ile başladılar teknolojik gelişim yolculuklarına.

Uydu kullanımlarının artması ile şimdi kablo kullanımını çok geride bırakmış durumdalar.

Temiz ve saf olan atmosferimiz şu an kirli ve dolu halde.

Kanser artışlarının nedenini aradık.

Yaşantı şekillerimizi mercek altına aldık. Çevre sorunları, beslenme, gürültü, stres, hareketsiz yaşamı sorguladık.

Çağımızın çözümsüz hastalık kanserin nedeni ne olabilirdi ?

Atmosferimiz bizleri hasta ediyor mu ?

Çünkü atmosferimiz boş ve temiz değil.

Güneş, ışınlarını sabah bizlere ulaştırdığında ve gün boyunca atmosferdeki yoğun elektromanyetik dalgalar ile çarpışıp bedenlerimize, suyu, gıdaya, binalara, yollara, araçlara tüm yeryüzüne adeta yapıştırırcasına iletmektedir.

İstatistikler.

Telefon, cihaz sayısı, baz istasyon sayısı, uydu sayısı, elektromanyetik enerji miktarı, atmosferin sağlıklı kalma oranı.

Bu tehlike gün geçtikçe atmosfere yapılan yeni girişimlerle artmaktadır.

Kirli havayı soluyoruz, güneş ışığı artık temiz olarak bizlere ulaşmıyor.

Atmosferin bu kötü hali her türlü canlıya mutasyon etkisi yaratmakta, yeryüzünü canlı için tehlikeli hale getirmektedir.

Küresel salgın, kanser belirtisinden sonra katlanarak gelen ikinci büyük felaket göstergesi olabilir.

Atmosferimizin bu günkü halinin biz insanlara, canlılara, suya, toprağa ve maddenin özüne ne gibi hasarlar verebileceğini uluslararası bilim kurulları oluşturup araştırma ve inceleme yapılması gerekmektedir.

Atmosferin elektromanyetik enerji ile dolması ve gelen güneş ışınlarının buna etki etmesi yeryüzünü zararlı kozmik ışına maruz bırakma tehlikesi oluşabilir mi ?

Meteoroloji tahminlerindeki sapmalar, yağmurun bilindik tarzda yağmaması, rüzgarın alışık olduğumuz şekilde esmemesi iklim şartların, hava koşullarının anormal şekilde seyretmesi atmosferdeki sorunların yansımaları olarak gözlemlenebilmektedir.

Yağmur çok hızlanıp sanki saatlerce sürecekmiş izlenimini verirken birden kesilip on dakika önce hiç yağmamış izlenimini yaratmaktadır zihnimizde.

Rüzgarlar öyle bir esiyor ki sanki kutuplardaki soğuk ve yıkıcı bir esinti gibi hava adeta esmiyor nemli haliyle yüzüyor sanki ve birden dökülmüş gibi kayboluyor.

Oksijen ve su miktarı atmosferde bağdaşık mı yoksa ayrışık mı bulunmaktadır. Doğal hali ayrışık ve dengeli dağılmış olma halidir. Elektromanyetik artma ile bağdaşık ve dengesiz dağılmış olma oranını artması canlı açısından zararlıdır.

Dünyamız ve atmosferi basit ve küçük olmaması bizlerden kaynaklanan çevresel sorunlar karşısında kısa sürede ve kolayca olumsuz etkilenmesi söz konusu olmasa da zamanla risk planları ve bilimsel ölçümleri yapılmamış her sürekli girişimin adım adım sorunların yaşanmasına etkisi olasıdır.

Atmosferin olumsuz etkileri sonucunda mikro biyolojik canlıların hızla mutasyon geçirmesi onlarla olan savaşımızı zorlaştırabilir.

Önce kanser şimdi küresel salgın, yaşam zincirin  kırılan her temel halkasında hedeflerimizi ve eylemlerimizi tekrar gözden geçirme gereğinin oluşması anlamına gelmektedir.




5 Nisan 2020 Pazar

İnsan Doğa ve Dünya - 1

Dünya; içinde yaşadığımız gezegen, varlığımızı onunla geliştirdiğimiz mekan, evrendeki evimiz.

İnsan yeryüzündeki bir çok canlının arasından öne çıkmış onu en iyi temsil eden, canlılık zirvesi, en uç noktası. Canlılığın yeryüzündeki evriminin son halkası.

Günümüzde insanla dünya karşılıklı önemli bir ilişki içinde bulunmaktadır. İnsan eşya, alet kullanımlarından enerji kullanımına sıçramış, kömür, petrol ve doğal gaz ile tüm doğal enerji kaynaklarını hızla kullanma sürecine girmiştir.

Doğal kaynakların kullanılması dünya açısından kendine yapılan bir zarar mıdır  yoksa aksine kaynakların kullanılması dünya açısından faydalı ve gerekli midir ?

Bu ikilemin hangisinin doğru olduğunu nasıl anlayabileceğiz ?

Birinci varsayım : Dünyaya zarar veriyoruz.

Dünyanın güneşten gelen enerjiyi uzaydan gelen meteorlar olarak maddeyi depolamak istediğini ve doğanın da bu amacına hizmet etmekte olduğunu düşünelim.

Güneşten gelen ışınlar ve uzaydan gelen meteorlar atmosfer filtresinden geçmektedir.

Canlıların kalıntılarının katı ve sıvı fosiller halinde yeryüzünün alt katmanlarından dünyanın çekirdeğine doğru ilerlemekte olduğunu biliyoruz.

Atmosferin kendisine çarpan her meteor ve güneş ışığın yeryüzünde madde ve enerjinin tutulması ile zararlarından korunması gibi iki şekilde işlevleri olduğu görülmektedir.

Tüm yanıcı maden ve fosil yakıtların ulaşacağı yer dünyanın merkezi olduğunu tahmin etmek zor değil.

Depremlerinde bu enerjiyi çekirdeğe doğru itmenin bir yolu olduğunu düşünebiliriz.

Volkanların ise enerjisi bitmiş ve işlenmiş madenlerin doğaya faydalı olmak ve verimli kılmak üzere yeryüzüne çıkarılması faaliyeti olarak varsayabiliriz.

Biz insanların, çekirdeğe gitmek üzere yola çıkmış yanıcı maddeler ve fosil enerjileri alarak bu sürece zarar vermekte olduğumuz sonucuna ulaşabiliriz.

Dünyanın enerjiyi merkezine alarak kullanma amacına aykırı hareket ettiğimiz ortaya çıkmaktadır bu varsayımda.

Eğer bu varsayım doğru ise doğa ve dünya bizleri gecikmeden cezalandıracaktır. Onlardan gelecek mesajları iyi değerlendirmeliyiz.

Zaten doğaya zarar vermemiz yaşama olanaklarımızı sınırlamak anlamına gelmektedir.


İkinci varsayım : Dünyaya faydalı davranıyoruz.

Dünya çekirdeği açısından enerji sorunu yaşamamaktadır.

Volkanlar ile zaten enerji fazlalığını yeryüzüne aktarmaktadır.

Depremlerin ise çekirdeğe gitmek üzere olan enerjiyi alt katmanlardan yeryüzüne çıkarma amacında oluştuğu izlenimine kapılabiliriz.

Yeryüzünü dış uzaydan gelebilecek tehlikelere karşı korumak amacıyla doğayı kullanmaktadır.

Canlılığın ve eğiminin etkisi ile güneşin ve meteorların zararlı etkilerinden korunmaktadır.

Zamanla canlılığın kalıntıları fosilleşerek yeryüzü alt katmanlarına doğru ilerler. Bu enerji çekirdeğe ulaşırsa çekirdek için çok tehlikeli olma olasılığı bulunmaktadır. Bu zamanlarda olmasa bile ilerideki zamanlarda birikerek çekirdeğe büyük patlamalarla dünyaya zarar verme riski bulunmaktadır.

Doğa yolu ile bu sorunu çözmesi için insana alet ve enerjiyi kullanma zekası verilmiştir.  İnsan bu zekasını kullanarak kendine faydalı olma amacında iken dünyanın amacına hizmet etmeye başlayacaktır.

Bu varsayımda dünyaya faydalı olmakta olduğumuzu söyleyebiliriz. Biriken büyük miktardaki enerjinin çekirdeğe ulaşıp tehlike yaratmasını engellememiz açısından dünyaya yardım ettiğimiz sonucuna ulaşabiliriz. O halde ödülümüz ne olacaktır. Evrene doğru yayılma özgürlüğü verilebilir mi ?

Doğaya ve dünyaya zararlı maddeleri, uzaya,  gezegenlere taşımamız görevini de bu varsayımdan çıkarabiliriz.

Çevre sorunlarını, zararlı maddeleri toprağa, suya ve atmosfere bırakarak değil depolayıp uydu ve gezegenlere götürerek de çözebileceğimiz görülmektedir.

Her iki varsayımda geçerli ve doğru olmayabilir.

Dünyanın en büyük gelir-gider bilançosunun fayda- zarar hesabını dikkate almalıyız.

İnsanlık olarak doğa ve dünya evimiz, yuvamız olması bakımından fayda ve zarar hesabını ciddiye almalıyız.



21 Mart 2020 Cumartesi

Kovid-19, Coronavirüs ve Etkileri

(Yazının seslendirilmesi https://www.youtube.com/watch?v=R2rzyAWHLrQ )

Gündelik akan zaman durdu.

Bireysel ve toplumsal devam eden işleyişe ara verildi.

Modern yaşamın tüm aktif etkinlikleri geçici olarak donduruldu.

Amaçlara, planlara, hedeflere, rekabetlere mola verildi.

Yaşayış hızı azaltıldı. Bedensel hareketler durgunlaştı.

Zihinsel etkileşimlerin artma olanağı oluştu. Elektrikler kesilince  geçici aydınlanma gereçleriyle aile bireylerin konuşmaya başlaması gibi. Ateşin etrafında  oturan, medeniyetten uzakta veya gerisinde olan klanlar, boylar gibi konuşma, dinleme etkinliklerinin etkisiyle hayal etme yetimizin harekete geçme aşmasına dönmüş gibiyiz.

Gözlerimiz ve kulaklarımız küresel gelişmeler üzerine yoğunlaştı.

İstatistikleri takip eder olduk.

Küresel gerçek bir diziyi izler gibiyiz.

Bilimi, bilim insanlarını ve onları anlatanları dinliyoruz, izliyoruz.

Bu konudaki alınmış ve alınmakta olan adım adım ülkesel kararları ve tavsiyeleri dikkate alıp uygulamaya çalışıyoruz.

Zararlı virüs ve bakteriler, biz insanların antitezi canlılardır.

Doğada bir ilke gibi görülen, çoğalmış türlerin hep tehlikeli antitezleri oluşmaktadır.

Bitkiler sanki bu durumdan ayrı olarak görülmekte ise de otçullar onların  en önemli antitezleri olarak durmaktadır. Biz insanlar da hem otçul hem ağaç kıyımını gerçekleştirdiğimiz hem de atmosfere, suya ve toprağa zarar verdiğimiz için onların antiteziyiz. Bununla beraber ağaç ve bitki yetiştirmemiz bitkileri korumayı istememizle de onların doğayı koruma ve sürdürme tezini paylaşıyoruz.

Ademin adak sunan iki oğlundan et sunanın kabul edilmesi, sebze, meyve sunan ki kabul edilmemesi insanın bitkiden çok hayvanların antitezi olmasından ve hayvan kurbanın başlangıcı olmasından olabilir. Hayvanlardan beslenmenin bitkilerden öncülü olması durumu. Bizler hareketli canlılar olarak otçulların antitezleri yeterli olmaması nedeniyle bu görevin bizlere verilmesi otçulları yoruluncaya kadar kovalamak, peşlerinden gitmek. Diğer etçiller gibi avlandığı ile yetinmeyip depolamak içinde onların doğadan eksilme hızını arttırmak. Günümüzde ise otçulların bitkilere tehdidi azalmış olup bizlerin ki artmıştır.Bitkiler insandan üstün görünmeseler de melekler gibi atmosfere ve yerküreye bizden daha çok hizmetleri bulunmaktadır.

Kovid-19 gibi virüsler hücresel olarak hücrelerimizi hedef alırlar, sağlık durumumuzu organ yetmezliğine varan en kötü sonuca götürürler. Organlarımız birbirine bağlı ve önemli işbirliği içindedirler. Bedenimizde bazı organların çift olması bedenin dengesini koruyarak organların büyüklük sınırlarının olması ve bir tanesinin zarar görmesi halinde diğeri ile yaşamını olabildiğince sürdürebilmesi(en azından üremeyi yapabilmesi) nedeni ile olabilir. İki ayak, iki el, beyinin ikiye bölünmesi, iki böbrek, iki ciğer, iki göz, iki kulak , iki testis gibi organlar tek büyük organ yerine iki yana dağıtılmış dengeli belli bir büyüklükte en az yer kaplayacak şekilde oluştuğu görülüyor.

Kovid-19 hakkında konunun uzmanlarından duyduğumuza göre virüs başka bir hücreyi çoğalmak için kullanma zorunluluğunda olduğu biliniyor.

Bu durum virüsün hücresini kendi çabasıyla çoğaltıp yan yana birleştirme ve organlaşma döneminin çok gerisinde olduğunu göstermektedir.İlkel fakat doğanın temelinden gelen bir canlı. Bizimle beden bedene çarpışacak vahşi ve yırtıcı(Soyları tükenmek üzere) değil, hücrelerimizi hedef alan mikro biyolojik canlı. Virüsün amacı sadece çoğalmak ve sonraki adım olan organlaşma olanağının mutasyonuna ulaşmak. Henüz bilmediği ikinci amacına ulaşmak için sürekli birinci ve temel amacının gerektirdiğini yapma eğilimindedir. Biz insanlarında doğada yeryüzünde tek amacımız çoğalmak mıdır bedenlenmiş amacımızı tamamlamış olarak. Virüsün ilk amacı çoğaltmak ikinci amacını bilmeden. İkinci amacı hücresel dna oluşturma olanağına ulaşmak, sonraki organlaşma ve sonunda bedensel tamamlanma sürecini tamamlamak. Biz insanlar bu aşamaları geçtiğimize göre yeni hedefimiz canlı olarak ne olmalıdır. Zihnimiz, kavramsal bilgilerin insanlık için fiziksel gerçeklere dönüşmesini işaret etmektedir.

Virüs sıcak ve nemli bedenlere geçmeye ve oralarda çoğalmaya çalışıyor. Başka amacı yok. Onun sadece kendini çoğaltma hedefi var. Varlığının bütün amacı bu. Biz bedenlenme sürecini tamamlamış canlıların temellerine baktığımızda mevcut virüsün geçtiği aşamalardan geçmediğimizi kanıtlayabilir miyiz ? Bu virüsün gelişim aşamalarını hesaplayıp nasıl bir bedenlenme sonucuna ulaşacağını gösterebilecek bir yapay zeka üretilebilir mi ?

Sağlığımıza zararlı virüsler ister gizli ve kötü niyetli bir laboratuvardan çıksın isterse nüfusun ve hareketliliğin artmasından gelsin, her iki türlü de antitezimiz olarak doğanın bize gönderdiği uyarıdır. Bu uyarı doğanın temelinden gelmektedir. Günümüzde ne memeliler ne de yumurta ile çoğalan canlılar tarafından bir tehdit görmüyoruz. İnsanın insana antitezi dışında virüs ve bakteriler antitezi ile karşı karşıyayız. Doğaya ve kendimize zarar verdiğimizin uyarısıdır bu. Yeryüzünde en basit ama en önemli olana dikkat etmeliyiz. İlişkiler. İnsanın insanla, insanın doğayla olan ilişkileri, bağlantısı, etkileşimleri, iletişimleri. İnsan insanın ne kurdu ne de virüsü, antitezi olmak zorundadır. İnsan insanın ve doğanın sentezi olması her türlü bilgisi(bilim,ilahi, sanat, felsefik) varlığı ve hayatı yönünden sürdürülebilir bir geleceği planlayabilme, geçmişi değerlendirebilme ve bulunduğu zamanı en iyi şartlarda yaşayabilme olanağına ulaşabilir. Bizler dünyaya ve doğaya karşı zararlı virüs gibi adeta onun antitezi gibi yaşayamayız. Sentezi olmalıyız. 

Doğal yaşam hızı

Doğada belli bir yaşam hızı bulunmaktadır. Biz insanlar bu olağan yaşam hızının üstünde yaşıyoruz. Doğal süreçte canlının oluşma, çoğalma ve yayılma hızı doğal yavaş bir ilerleme halinde olmasına karşın bu ilerleme sırasında mekansal, bölgesel, iklimsel ve başka canlılar tarafından bir çok engellemelerle karşılaşır. İnsan ise zihni sayesinde geliştirdiği araçlar ve sistemler ile bu engellemeleri hızla aşmış, yaşam hızını olağanüstü bir halde arttırmıştır. İki orman arasındaki çölü aşmış, iki kara arasındaki denizden geçmiştir. Son olarak yerküreyi baştan başa uçarak ve uyduları ile sararak hızını son sürat olarak arttırmış ve radyo dalgaları, elektrik ağları, elektromanyetik ışınlar ile iletişim alanları ile atmosferi kuşatmıştır. Adeta yeryüzünü duyuları ve iletişimi için kuşatma, yerküreyi delik deşik etme bahasına enerjiye ulaşma ve kendi içinde üretim ve yönetim araçlarına egemen olma yarışında hızla yaşamına devam etmektedir. Dünyayı dört koldan kuşatmamıza ve onun üzerinde hızlı yaşamamıza rağmen hala çok küçük ve az durumda olmamız ilginç bir durumdur. Az ve küçüğüz ama dünyaya karşı hızlı yaşama ve etkilerimiz nedeniyle zararlı bir konumda kendimizi hissetmemiz ilginç bir durum. Tıpkı öldürücü bir virüsün küresel salgın tehlikesi gibi.

Toplumların hızı

Toplumların yaşayış ve ilerleme hızı doğa gibi yavaş ve kararlıdır. Ancak toplumlara onların zaaflarına yönelik teşvikler yapılırsa veya tarihe geçecek kadar acılar yaşarlarsa birden potansiyel insanlık enerjisi harekete geçer. Toplumlar sakinken birden koşmaya başladıklarında zor dururlar.  Toplu uçup akrobasi hareketleri yapan ne kuşlara ne de hava akrobasi pilotları gibi davranabilirler.

Tarihi Fransız ihtilalinin başarısının gölgede kalıp uzun bir süre sonra başarısının fark edilmesi İhtilalden sonra sağlıklı işleyecek sistem, kurum ve işleyişleri planların yapılmaması veya varsa bile ona uyulmaması idi. Bir de lider olarak ortaya çıkan veya çıkarılanların güç, servet ve kişisel hazlara, zaaflara yenik düşerek düzenli bir yönetimi sürekli hale getirme zorluğundandır. İhtilali yapanların yönetim başarısızlığı zamanları olsa hızla düzelebilme olanağı bulunmasına rağmen eski düzenin tekrar başa geçme çabaları bu olanakları geciktirmiştir. Ülke dışı bir çok etkilerde olduğu tahmin edilebilir. Bu gecikme sırasında geç gelen adalete hazırlanır gibi kültürel altyapının temellerini atılarak zihinsel yapı tamamlanmasıyla fiziksel uygulamalara geçilmiştir.

Arap baharının yarım kalması da bu nedenledir. Toplumlar hızla harekete geçmiş ama zihinsel ve kültürel yapı olmadığı için boşluk oluşmuş, bu boşluğu dış etkiler kaparak hareketin devam sürecini geciktirmiştir. Orta doğuda zihinsel ve kültürel yapı oluşturulma süreci yaşanmaktadır. Bu tamamlandığında hareketleri tamamlanacaktır.

Ekim devrimi ise hareketin tamamlanmasıyla lider tek kalmış veya bırakılmış(dıştan etki ile) olup ya tek kalmak ya da yerini bırakma tercihi yeni sosyal yönetim tarzlarının denenmesini engellemiştir. İkinci lider de aynı yöntemi devam ettirmiştir küresel gelişimi kaygıyla izlerken koltuğunu ne pahasına olursa olsun bırakmamacasına tüm baskı ve tarihe kötü olarak geçmiş uygulamaları ile.

Toplumsal hareketler başlamadan planlar yapılmalıdır. Bir yerlerde rafta beklemelidir. Planlar ve programlar hazır olmadan yapılan bir kıvılcımla büyüyen hareketlerin sakinleşmesi günümüz küresel ölçekte ne kadar süreceğini tahmini zordur.

Tarihte bir çok yerde salgın hastalık olmasına karşın günümüzde eskilerinden farklı kılan tarafı küreselleşmesidir.

Günümüzde kalabalıkların her yöne ve hızla seyahat ettiğini göstermektedir küresel salgın.

Küresel salgın, küreselleşmenin en açık ve net olarak kendini göstermiştir.

İnsanlık olarak dünyada hala çok küçük ve az durumdayız. Yapacak çok işlerimiz var. Yeni bilgiler, icatlar, düzenlemeler, sistemler, araçlar, keşifler konusunda yeni yolların başındayız.

Kovid-19 kendimize küresel olarak bakmamıza neden oldu.

İnsanın insanla, organın organla, sistemin sistemle, zihnin zihinle mücadelesi sürerken virüsün hücreye saldırısını ve organların bu virüse karşı savunmasına tanık oluyoruz doğanın ilkeleriyle.

İnsan zihni birden doğa dışı bir hareket ederek ilaç, aşı ve cihaz geliştiriyor bedenin hizmetinde olarak. Bunu yaparken sadece kendi bedeni için değil küreselleşen diğer bedenler içinde yapıyor.



BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...