8 Haziran 2020 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 3

Sekiz milyar insanın her birini ortalama elli kilodan hesaplasa idik. Bu dört yüz megaton yapardı. Dünya'ya ve doğaya bu ağırlık fazlaca bir olumsuz etki sağlamayacağı ortada iken her insanın yüz metre kare alanı temsil etmesi olarak yeryüzündeki kapladığı alanları bakımından yeryüzünün yüz elli de bir oranında yer kapladığını söyleyebiliriz. Bu oran biz insanların yeryüzünün tüm kara parçalarının yüz elli bir gibi büyük bir oranda işgal ettiğimiz anlamına gelir ki bu doğanın tarihinde, bitkilerden sonra en çok yer kaplayan ikinci canlı örneği olduğumuzu göstermektedir.

Bitkiler yeryüzüne sabit ve tutunarak yayılmışken biz insanlar sürekli hareket halindeyiz. Bitkilerin yer değiştirme olanağı nesillerinin bir sonraki aşamasına geçerken ki meydana getirdiği tohumla olması ilginçtir. Bitkilerin de nesil aktarımıyla yer değiştirdiklerini veya hareket ettiklerini söyleyebiliriz pekala. Bir çok küçük canlı bulunduğu yerde doğup aynı yerde ölmesi de bizim ölçümüzde hareketsiz bir yaşam sürdükleri mantığına götürebilir. Tıpkı biz insanların bir fanus(dünya) içinde nereye gidersek gidelim uzaydaki bir akıla göre hareket etmediğimiz sonucuna ulaşabiliriz. Söz konusu mikro-biyolojik canlılar kendilerini taşıyacak konak dediğimiz diğer canlılar aracılığı ile doğdukları yerden başka yerlere hareket ederek harekesiz dediğimiz halden çıkarak hareketli hale geçmektedirler. Dolayısıyla hem hareketsiz hemde hareket etmektedirler diyebiliriz. Bir araçla seyahat eden insanın hem hareketsiz olarak araçta olması hemde aracın hareketiyle mekanda yer değiştirerek hareket etmesi gibi. İnsanın dünyada hareket ederken ki küçük dünya ile güneş etrafında dönmesi ile büyük harekete katılması gibi bir durum. Hem hareket ediyoruz (fanus içinde) hem de hareket etmiyoruz (Güneş sistemi dışındaki bir gözlemciye göre). Bitkilerin yer değiştirme hareketinin nesil adımı şeklinde olması yanında biz insanların da nesil adımının tüm dünya olurken her iki canlı türünün de aynı şekilde hareket ettiğini söyleyebiliriz doğada. Bitki tohumunu rüzgara ve diğer canlılar ile taşıtarak yeryüzüne yayılmışken, insan da önce bu tohumu bilmeden taşırken şimdi bilinçli olarak kendi varlığının bitkiyle bağlantılı olduğunun bilgisi ile onu her yere taşımaktadır. Tohumu taşımak insan için bilmediği gizli bir bilgi iken gelişen zekası ile bu görevi gönüllü kabul etmiştir. Dolayısıyla hem bitkiye bağımlı hem de kendi varlığını korumak için onun varlığını sürdürmesi ve yayılması  hizmetinde bulunmaktadır. İki canlının karşılıklı ortak yaşamıdır bu. Küçük bitkileri yemekle birlikte, büyük bedenlenmesini tamamlamış bitkilerin kendilerini değil tohumlarının ve meyvelerini yemekteyiz. Bitki dışında hiçbir büyük canlı kendi varlığını insana kendi bilinci dışında görev vermemiştir. Evcil hayvanları biz evcilleştirdik, onlar böyle bir plan kurmadılar. Fakat bitkiler biz insanları bilincimiz dışında kullandılar. Özellikle insan olduğumuz için değil, diğer canlılarla ayırmadan. Küçük canlı olarak içimizde yaşayan bakteriler de bir takım yönlendirmeler yapmaktadırlar bizlerin bilinci dışında. Canımızın çektiği yiyecek ve içeceklere olan isteğimizin altındaki nedenlerde onların da etkileri olduğunu biliyoruz bugün. Bitkilerin amaçlarını çözmüş iken hangi bakterilerin hangi etkilerde bulunduğunu henüz çözemedik sanırım. Biz insanlardaki ortak yaşam bakteriler ile diğer canlılardaki ortak yaşam bakterileri arasındaki farklar var mıdır? Varsa nelerdir ? İnsan sağlığı açısından faydalı bakteri transferleri yapılmakta mıdır sağlık alanında.   Eğer bunları çözerek  ve bakteri ortaklığını bitirir veya düzenler isek yaşamımız uzar mı yoksa kısalır mı bu soruya yanıt bulabiliriz. Belki de bakteri ortaklığını düzenlemekle yaşam süremizi sağlıklı olarak arttırmamız mümkündür.

Koşarak, yürüyerek ve ulaşım araçlarıyla adeta yeryüzünün yüzeyini ve atmosferini ağırlığımız ve kaplama alanımızla dünyanın dönme şekline ters bir oranda artmaktadır. Bu hareketimiz dünyanın dönme hızına ters bir etki yaratmaktadır. Fakat bu oranın miktarını ancak bilim belirleyebilir. Çok mu, az mı ?

İnsanı yeryüzündeki hareketliliği dünya dönüşüne ne kadar bir etkide bulunduğunu belirleyecek olan bilimdir. Ağırlık miktarımızın dünyaya göre az olması kapladığımız alanın çokluğu karşısında ve hareketliliğin miktarı da hesaplanarak dünyaya etkimizin hiç de küçümsenmeyecek bir oranda olacağını bir ön sezi olarak ele alınabilir.

Doğa ve Dünya'ya etkilerimizin artması nüfus planlamasının varlığımızın amaçları doğrultusunda sürdürülebilinir olmaması nedeniyle geriye bir açılımın dikkate alınmasına yöneltiyor zihinleri. Uzaya açılmak. Doğa bizleri dışa itme gücünü içinde barındırmaktadır. Dışa itme davranışına direnmenin veya onu görmezden gelmenin bir çok olumsuz etkilerini görme olasılığımız bulunmaktadır. Bu olasılıklardan en önemlisi "içe çökme" denilen kendini büyütme olanağının bulunamaması durumunda içe çökerek varlığın büyümeye karşı verdiği başarısızlığının kendisinde sınırlandırılmasından doğan bir gerileme, küçültme, geri yapılanma halidir. Tarihte bunu insanlıkta savaş olarak gördük. Günümüzde bu seçeneğin insanlık için çok tehlikeli olduğu geçen yüzyıl savaşlarıyla bilinmektedir.

İnsan varlığının doğada ve Dünya'da sağlıklı bir sürdürebilinir olmasını olanaklı kılınan tüm planlar ve projeler insanlığın uzaya açılmaktaki varoluşunun zorlaması karşısında varlığını geçici olarak ya da gündelik çözümler ( toplumda gündelik elli veya yüzyıl) olabilecektir. Bir örnek olarak düşünürsek insanlığın bir adada (dünya) yaşadığını varsayalım. Bu adada her türlü deprem ve volkan hareketlerinin olduğunu bir de yaşayanların aralarında savaşmayı bırakıp, barışık halde yaşadıklarını düşünelim. Artan nüfus için beslenme ve yaşama alanı azalacaktır. Adadaki insan varlığı hem yer kaplarken hem de hareket halinde iken bitkiler de dahil olmak üzere doğal ekolojik sistem zarar görecektir. Savaşma dışında iki faktör gündemi meşgul etme olasılığı vardır. Salgın hastalıklar ve doğal olmayan ölümler artacaktır. Salgın hastalığının nedenlerinden mikro-biyolojik canlıların vahşileşme mutasyonu ile insanın direnme gücünün azalmasının paralel ilerlemesi. İnsanın hem içindeki mikro-biyolojik canlılarla hem de dışardan gelecek olanlarla olan savaşımının zorlaşması. İnsanın artması ve hızlı hareket etmesi tehlikeli mikro-biyolojik canlılarla buluşmasını, karşılaşmasını hızlandırmakta ve keskinleştirmektedir. Buluşma ile bulaşma süreci hızlı ve etkili olmaktadır. Adadaki bir buluşma insan kalabalığı ve hareketi sonucunda tüm adaya bulaşma olanağını sunmaktadır.

Doğal olmayan ölümler ise kazalar, doğal afetler, intiharlar (cinayet intihardır) artma eğilimine girer dışarıya taşma baskısına direnen çoğalan ve savaşmayan toplum veya toplumlar.

Cinayet intihardır

Öldüren kimse bu öldürme davranışına girerek toplum yaşam kurallarını ve yasalarını yok saymış,  diğer yandan inancının da önemli bir kuralını çiğnemiş olmaktadır.

Toplu yaşamanın her kesiminde bulunan bireylerde öldürmenin kötü, yanlış ve çirkin bir eylem olduğu bilinmektedir. Yasalar, inançlar ve geleneklerde (kan davası ve savaşçı disiplini dışındaki gelenek ) öldürmenin olmaması üzerine bir bilinç ve bilgi bulunmaktadır.

Öldüren kişi ve öldürmeyi düşünen kişi aynı zamanda ölebilirim amacına yönelik bir tavır ve hali taşımaktadır. Bu taşıdığı tutumu cezayı kabul ediyorum demektir. Yani ben öldürürsem beni de öldürebilirler kıyaslamasına tabi olmaktadır. Bu riske girmektedir. Kabul etmektedir. Aslında öldürmeyi planlayanın ölmeyi de içinde taşıdığını söyleyebiliriz. "Hayatın bitmesi " deyimi bu kişiler için geçerli demektir. Öldürdüğü takdirde geri kalan hayatının hiç de önceki gibi olamayacağının farkındadır. Ölenle ölecektir adeta. "Ben ölmüşüm zaten " tavrı giderken birini de yanında götürebilme olasılığını taşır. Bu tutum intihar etme eylemine plan yapan öfkeli bir kişinin ilk hedefindeki başka bir kişiyi hedef alması gibidir. İster tanıdık olsun, ister tanımadık. Bu ruh haline girmiş bir birey bilinen sağlıklı birey tanımından çıkmıştır. Toplum, inanç ve kişisel tüm değerlerini yok sayma, onları yaşama hedefinden çıkarma, onların gerekliliğini veren eğitim, öğretime karşı bağımlılığını koparma, toplum bilincini dışlama, insanlık kültür ve değerleri birikimlerin verdiği gelecek hedeflerinden vazgeçme, ilişkilerinin devam ve ilerlemesini terk etme gibi bir çok nedenlerden dolayı kişiler cinayet işlemektedirler. Cinayet ve intihar birbiriyle çok ilişkisi bulunmaktadır. Kişinin kendisini öldürmesi "içe çökme" iken başkasını öldürmesi kişiliğinin başka kişi veya kişilere karşı büyüme, gelişme potansiyelinin reddedilmesi ve varlığının amacından vazgeçme davranışıyla kendi varlığını yadsıma ve yok etme girişimidir. Her cinayet intihar olgusunu içinde taşır.

Bir insanın intiharı " kendini öldürmek" adı altında bir cinayet olması nedeniyle diğer cinayet çeşitlerinin temelini oluşturmaktadır. "Her cinayet intihar olgusunu içinde taşır" önermesinde cinayetin kaynağına işaret edilmektedir. İntihar ve cinayet nedenlerinin bilinen yönleri ayrı ayrı olmasına karşın kişinin hem kendi hem de başka insan varlığını yadsıması ve reddetmesi temelinde ölümünü kabullenip başka insanı da öldürmeyi hedeflemesi varlık ve yokluk arasındaki bilinçli veya bilinçsiz tercihte bulunma zihinsel ve bedensel eylemidir.

Suçun kaynağını arama

Yasalar sonuçlanan olaylar üzerinden yargı oluşturmakta olup, suçun oluşum nedenlerinin kaynağına doğru ilerleyip suçu önleme olanakları hem zaman hem de bilirkişi kaynağı bakımından henüz yeterli olmamakla birlikte günümüzde suçu önleme konuları gündeme gelmektedir.

Suçun nedenleri ve kaynağını saptamak hakkında suçu işleyen bireyin öz geçmişi, yaşadığı hayat şartları ve etkilenimleri, suça doğru ilerlemesindeki aşamalar gibi bir çok konu uzmanlarınca (psikoloji, sosyoloji ve felsefe ) değerlendirilerek suçun nedenleri ve kaynaklarına ulaşma olanağı bulunabilir. Suçun nedenleri ve kaynaklarının listesi oluşturulabilir. Mahkemelerde avukatların yanında alanında uzmanlarında bulunması bu yüzden gereklidir.

Suçun temel nedeni ve kaynağının saptanması
* Yasaların oluşturulmasında belirginliği (açık ve anlaşılır) arttırır.
* Suçun azalmasını sağlar.
* Yargının doğru karar vermesini sağlar, hataları azaltır.
* Uzun süreli ve etkili yasaların oluşmasını sağlar.
* Kanunları ve uygulamalarını kolaylaştırır.
* Uluslararası ilişkilerde evrensel kararlara ulaşılmasını sağlar.

7 Haziran 2020 Pazar

Amerikan Rüyası

Herkese bir ev (bahçeli), bir araba, iyi bir gelir (en azından aileyi bir arada tutacak ve çocukların eğitimlerini, evliliğini ve bir işe başlamasını sağlayabilecek kadar.) ile kendini gerçekleştirme (amacından saparak; Diğer insanları tehlikeli ve varlığına tehdit olarak görme tutumuyla gelişen bencillik yaşam felsefesi, öznel pragmatizm )  olarak bilinen her insanın amacını taşıyan bu rüyayı ABD sanatsal olarak slogan halinde sunduğu "Amerikan Rüyası " dır. Bu ne zaman zayıfladı. Film sanatındaki aşırı distopya vurgusu ile bu eski sloganın zayıfladığını görmekteyiz. Karamsar bir geleceği sanatında göstermesi  belki de hem salgın hem de bir dünya savaşın olasılığına karşı aşırı bir tepki içermekteydi.

Protestocuların çoğunluğunu gençlerin oluşturmasından bu rüyaya ilişkin gelecek eleştirisinin yapıldığını varsayabilir miyiz ?

Protestoya katılan her kesimden gencin katılmasının altında neler bulunmaktadır.

1. Protesto heyecanına katılma isteği :
Gençlik hareketi sever. Protesto eylemleri ona çekici gelmektedir. Hareket onu çağırmaktadır. Tarihi olayın içinde olmak istemektedir.

2. Sistem eleştirisi yapmak :
 Uzun süredir birikim olan ayrımcılık, iç güvenlik güçlerinin yanlış tutum örnekleri protesto ile eleştirme isteği.

3. Şimdiki ve gelecek kaygısı :
Salgının neden olduğu stres birikimi ve patlaması, geleceğin hiç de kolay olmayacağı düşüncesi ve hissi; Eğitim ve geçim pahalılığı, rekabetin yıldırıcılığı, toplumla bütünleşme zorluğundaki yalnızlık, bireysel, grupsal ilişkilerin amaç birliğinden uzaklaşması, dağınıklığı, güvensizlik ve korkunun artması, kendi içinde küreselleşmiş iken, Dünya küreselleşmesiyle karşılaşmanın verdiği kararsızlık etkisi gibi bir çok sorun.

4. Filmin bir figürü olmak :
Konusu Protesto olan bir film çekilmektedir. Gençlerin o filmin içinde yer almak istemesi. Bir aktörü veya aktristi olmak istemesi. Gerçeğin stresinden kaçış, sanala, filme girme isteği. Seyretmektense parçası olma arzusu. Tarihin bir tanığı olma isteği. Önemli bir anı oluşturma.

5. Arkadaş ve sevgili bulma Arzusu :
Her grupsal etkinlik ve hareket arkadaşlığı ve sevgili bulma olanağı yaratır. Bu kalabalık etkinlikte arkadaş bulma olasılığının gence çekici gelmesi. Tanıdığı bir arkadaşıyla veya sevgilisi ile ilişkilerini pekiştirme ve derinleştirme fırsatı olarak görmesi. 

6. Yağmacılık yapma fırsatı:
Alamadığı pahalı ve marka ürünleri alma fırsatı olarak değerlendirme. İçindeki alma arzusunun tatmin olamamış stresiyle o eşyayı alma çabası. Reklamların ve çevresinde gördüğü eşyaları alamamanın bireyin zihninde biriken  ve stres oluşturan birikimi. Ertelediği ve bir türlü alma fırsatı olamadığı ürünü yağma fırsatıyla almak.

Bu nedenler ışığında protestoların belli bir süre sonra duracağı görülmektedir. Çünkü amaç birliği olmadığı tahmin edilebilir. Eğer ikinci ve üçüncü nedenler gibi önemli konularda bir birleşme olursa sonuçları ciddi ve uzun süreli olacaktır. Bir, dört, beş ve altıdaki nedenlerin fazlalığı var ise protestoların önemli sonuçları ve uzamasının olmayacağı tahmin edilebilir. Sadece hassas ve önemli bir konu olarak yönetime mesaj niteliği ile sonuçlanacaktır.




4 Haziran 2020 Perşembe

Felsefe konuları düzenleme Yöntem Teorisi

Felsefe konularının, içeriklerinin, tanımlarının ve konuyla ilgili fikirlerin sınıflandırılması, tasnif edilmesi, kalıcı ve belirgin hale getirilmesi amacıyla oluşturulan düzenleme yöntem teorisidir.

Öncelikle kavramlar belirlenip numara verilerek sıralanır. Her kavramın olası tanımları sıralanır. Kavramlar hakkında felsefe tarihinden doğru kabul edilen görüşler liste halinde ve numaralandırılır.

Örneğin bilgi kavramının felsefe kavram no, kavram tanımlarının sayıları, tarihteki kabul edilmiş görüş sıralaması, yeni teoriler ve fikirler şeklinde kategori bir çok yeni şekillendirme çalışmalarıyla bilgi kavramının tüm boyutlarıyla sınırları, bilinenler, bilinmeyenler ortaya çıkarılır.

Felsefe konularına bir standart oluşturma yöntemi de denilebilir.

Felsefe konusu olup bilime veya diğer alanların ilgi alanlarına aktarılma yönelimine giren konular, kavram ve fikirler listeden çıkartılır. Önceki doğru bilinen sonradan yanlışlığı ortaya konan fikirler listeden çıkartılır yeni doğru fikirler listeye eklenir.

Standart oluşturmanın faydaları :
1. Seviye, aşama, sınır, bilinen, bilinmeyen gibi bir çok belirsizliğin giderilmesi sağlanır. Netlik ve açıklık verir.
2. Aktarımı ve anlaşılması kolaylaşır.
3. Yenilik, gelişme ve dinamik bir yapı oluşur.
4. Etki, yarar ve kullanımı artar.

3 Haziran 2020 Çarşamba

Felsefi Diyalog Teorisi

Felsefi iletişime katılan sayısı iki kişi veya üzeri olmak üzere, bir araya gelerek veya sanal olarak  karşılıklı konuşarak oluşturulan bir teoridir.

Felsefi iletişim için karşılıklı konuşan kişiler başlangıç aşamasında kapalı oturum yaparak başlamaları önerilir.

Örneğin üç kişi ile oturumu başlatalım.

Oturumun başlangıcı, konuşma süreleri, iletişim tamamının süresi, konuya bağlılık, iletişim ilkelerine uygunluk ( hakaret etmeme), mantık birliğine katkı ve katılım, söz çıkmazı (kısır döngü), duygusal konuşmaların saptanması vb. ve oturum kapatma gibi özellikleri uygulayacak bir oturum yöneticisi gerekmektedir.

Konuların ilerleyişi, takibi, yeni fikir oluşması, fikirlerin hangi kategori ve kümelere yerleşeceği gibi işlemler için kayıtçı da gereklidir. Kayıt etme yazı tahtası şeklinde görünür olma açısından önemlidir.

üç konuşmacı bir oturum yöneticisi ve kayıtçı olmak üzere beş kişilik bir oturumu inceleyelim.

Bir konu üç farklı düşünce olması genel bir amaçtır.

Konu her zaman bir olmakla birlikte konuşmacıların konuya karşı düşünceleri birleşik ve ayrı olabilir.

Birinci düşünce şekli farklı, ikinci ve üçüncü düşünce şekli aynı, aynı iki ve ikinci düşüncenin  kavrama verdikleri tanım farklı olabilir. Tanımda aynı ise fikirleri farklı olabilir. En son olarak fikir aynı ise savı farklı olabilir.

En üstte düşünce şeklini alıyoruz. Düşünce kavramı seçiyor. Kavramdan tanıma, tanımdan fikre, fikirden sava geçiş yapıyoruz. Konular konuşulurken karşı fikirler ve savlar çarpışıyor ve yenisav(savüstü) ve yenifikirler (fikirüstü) oluşuyor. Yeni aşamada yeni olay, olgular ve kavramlar görünür veya tekrar olunuyor. Bu aşamada eski kullanılan tanımlar ve isimler gözden geçiriliyor, bulunulan yeni olay, olgu ve kavramlara yeni isimler veriliyor.

Oturumların kapalı olması ve kaydedilmesinin faydaları:
1. Konuşmacıların rahat olmasını sağlar. (Düşünce akışı için)
2. Hatalar ve kazalar ayıklanır.
3. Oturum yayınlanma saatine göre daha uzun tutulur ve zaman baskısı kalkar. Örneğin yayın bir saat verilecekse konuşmacılar iki, üç saat veya daha uzun konuşarak, ayıklamalar ile kayıt bir saate eşitlenir.
4. Bilgi kaynaklarından yararlanılarak "söz çıkmazı" (kısır-döngü), önlenir.

Felsefi iletişim oturumuna, sohbetine, bir isim verirken klasik "tartışma "(kötü bir imajı var) ismi yerine savaşlı, kırmalı,  kavga çağrışımlarını da yapmayan amacın düşünce birliğine ulaşmak olduğunu belirten isimler bulunması yerinde olur.




Sanal Alemin küresel Etkileri

Sanal alem küresel yaşayışta bir çok değişimler yaratmaktadır.

Bir çok etkisi görünür olmakla birlikte görünmez etkilerini fark etmek için biraz dikkatli bakmak gerekmektedir.

Görünmez değişimlerinden biri de kültürel ve maddi zenginliklerin yerkürede yayılmasıdır.

Tarih boyunca kültürel ve maddi zenginlikler hep belli merkezlerde toplanırken günümüzde sanal alem etkisiyle tam tersi olarak önceki toplanmalar dağılmaktadır.

Sanal alemin gelişmesi öncelikle soğuk savaş bitiminden itibaren bütün yerküreyi kendine küresel vatan tayin eden sermaye grubunun teşvikleriyle oluştuğu sanılmaktadır.

Çin'in serbest piyasa sistemine katılma çabaları hızla ilerler iken sanal alemin teknolojik olarak ilerlemesi de onunla adeta beraber olduğu göze çarpmaktadır.

Avrupa ve ABD kültürel ve maddi kaynakları adeta toplandıkları gibi yerküreye dağılma eğilimine girdiğini fark etmekteyiz. Sanal alemin tüm yerküreye ulaşır olmasıyla iletişim ve ulaşımın hızlanmasıyla merkez kavramı zayıflamaktadır. Taşra ve merkez özelliği kaybolmaktadır.

Bir çok işlemin sana alemde yapılabilmesi bir çok birey, grup ve toplulukları mekanlarını seçme konusunda özgür hale getirmiştir. Bir ülkeye bağlı kalmadan, istedikleri ülkelere gitme özgürlüğü oluşmaktadır.

Belli bir ülkenin ekonomik yasalarından yararlanarak başka ülkelerde etkinlikler yapabilmektedirler.

Küresel olarak ulaşımda en üstte ticari ürünler bulunmaktadır. Bu ticari ürünler küresel olarak hızla yer değiştirme olanağına sahipler. Onun altında bu ürünleri üreticiden alanlar ve pazarlayanlar bulunmaktadır. Büyük projeler hızla dolaşımda bulunmaktadır. Markaların el değiştirme hızı çoğalmış, temel üretici sanayi üretimdeki önceliğini kaybetmiştir. Üretilenleri toplayan ve pazarlayanlar öne daha çok çıkmakta ve kazanmaktadırlar. Büyük teknoloji şirketleri dışında küçük üreticiler adeta küresel pazarlama şirketlerin emekçisi konumuna gelmişlerdir.

Sanat çalışmaları da küresel dağılıma başlamıştır. Sinema sektörü adeta tüm yeryüzünü kendisi için bir film seti haline getirmektedir. Bir çok ülkede ortak filmler çekilmektedir.

Sanal alemin en büyük etkisi şüphesiz küreselleşmenin hızlanması ve yayılması konusundadır.

2 Haziran 2020 Salı

Türkçe'de Yeni Yazma ve Konuşma Denemesi

Yeni yazma teorisi. Olabilir mi ? Bence olabilir. Nasıl olur ? Bu teorinin şekli ve içeriği nedir ? Türkçe yazarken kısa cümle kurmak. Birinci amaç bu. Uzun cümleleri azaltmak. Kısa cümle ile yazmak yorucu değildir. Adımlamak gibidir kısa cümle kurmak. Fiziksel bir özelliğe hitap eder. Bir adım. Bir cümle. Cümleler kısa olmalı. Bir adım gibi. Uzun cümleler üç-beş adım atmak gibidir.

Yazım ve konuşma şekli, biçimi

Kısa cümle yazmanın faydaları
1. Okunması ve öğrenmesi, kolay ve rahattır.
2. Anlaşılırdır.
3.Zaman ve enerji kazancı yaratır.
4.Hata azalır.
5.Açıktır.
6. Odaklanma yaratır. Bütünlük sağlar.
7. Düşünmeyi, düşündürmeyi teşvik eder.
8. Öznel ve nesnel ayırımın netleştirir.

Türkçe konuşurken de kısa cümle faydalıdır. Yukarıdaki faydalar konuşurken de geçerli olmaktadır.
Özellikle Felsefe, bilim, sanat ve edebiyatta fark oluşur. Gereksiz, ilgisiz kelimeler azalır. Açık, net ve kolay konuşma ve anlama sağlar. Konuşmanın amacı ve içeriği hızla anlaşılır. Sondan söyleneceğini baştan söylemek gibidir. Kendi yazılarımda buna dikkat edeceğim. Konuşmalarıma da tabi ki. Kısa cümle ile konuşmak sakinlik içerir. Durgunluk içerir. Acil bir durum yoksa tabi.

Acil konuşmalar ve yoğun duygu yüklü konuşmalar hızlı, keskin, kısa ve sert olmaktadır.
Kısa cümleli konuşmalar kısa olma dışında tersidir.Yavaş, kesmeyen, kısa ve sakin (sert olmayan).

Kısa cümle zihin ve duygu yapımızda olumlu gelişme sağlar. Alışılması kolaydır. Fakat pratik gerekmektedir. Kısa cümle kurmanın bir çok faydası ortaya çıkabilir. Kullandıkça ancak görülebilir.

Türkçe yazımın  ve konuşmanın içeriksel yapısı hakkında

Makale, deneme, bilgi amaçlı yazılarda bilinen giriş, gelişme, sonuç olgusunu geliştirime imkanı vardır. Giriş ve sonuç bölümleri kısa tutularak konuların özü, ana fikrinin açık, net, anlaşılır ve kısa olarak verilmesidir.

Yazıların girişindeki gerekli bilgilerin hedef kitle tarafından bilindiği varsayılmalıdır. İçerik amacına göre. Dolayısı ile kısa tutulmalıdır. Anlatılmak istenen konunun tarihi başlangıçlarına girmeden selam dercesine bir giriş olmalıdır. Başlıkta konu görülse de. O konunun hangi bölümüne ait yazılacağı bilgisi ile giriş yapılabilir. Yazıya tarihsel (efsanevi) bir giriş değil konu özüne doğru bir giriş yapılmalı okuyucunun, dinleyicinin zihnini odaklamaya hazırlamalıdır.

Bilgiye erişim sanal alemle kolaylaştığı için konu girişini uzun tutma ve bilgilendirmeye gerek kalmadığı ortadadır. Kaynak ve yönledirme ise yazının altına dipnot şeklinde olabilir. Yazılarda en çok göze çarpan bir konuda. Bir cümle ile kurulacak konunun uzatılarak sayfa doldurma amacıdır.

Konuşmalarda ise aynı şekilde konuların odak noktalarına değinmek gerekmektedir. Duygusal konuşmalarda bir kural gözetilemez. Fakat bilgi içerikli konularda kısa, öz ve net bilgi beklemek gereklidir. Tüm bilgi yazım ve konuşmaların katı ve donuk olması beklenemez, esnek, esprili ve kişisel görüşler kısa tutularak verilebilmelidir. Edebiyat ve sanat alanındaki yazılara bir eleştiride bulunma imkanım olmasa da bu tarzı kullanmalarını ancak önerebilirim. Edebiyat ve sanat bilgi gibi olmayıp sınırlarını akımlar belirlemektedir. Kısa ve öz ekolünü benimserler ise kendilerine göre yöntem oluşturabilirler.

Bu ekolümüz için " Kısa cümle, kısa giriş ve sonuç  gelişme ise  konunun kısa özü " sloganını söyleyebilriz. 


1 Haziran 2020 Pazartesi

Gerçekten Sanala

Sanal çağırıyor bizleri. Gelin, gelin rahata, huzura gelin. Burada çok mutlu olacaksınız. Acılarınız, üzüntüleriniz geride kalacak. Burada salgın tehlikesi yok. Dünyanız tehlikeli şu an. Salgın her yerde karşınıza çıkabilir. Sevdiklerinizle buradan konuşun, görüşün. Ücretsiz merak etmeyin. Gönlünüzden koptuğu kadar verebilirsiniz. Hiç zorunlu değilsiniz. Sizlere çok değer veriyoruz. Sizler için hazırladık bu sanal alemi.

Bu sesi duyan bizler. Ne hoş sözler bunlar. Bir bakalım bari. Zaten salgın var. İyi vakit geçirmiş oluruz belki. Rahat bir koltuğa, sandalyeye oturup dalıyoruz internete. Bedenimiz rahatlıyor. Mekanımız güvenli. Tehlike dışarıda kaldı. Sanal aleme bakıyoruz. Renkli ve güzel görüntüler var. Güzel konuşmalar ve müzikler var. Burada çok insan var. Gerçek hayattakiler gibi mi acaba. Sokakta, otobüs, metroda gördüğümüz insanlar burada var mı acaba. Yok neredeler. Toplu halde ve hareketli göremiyorum. Etrafa bakarken bir temsilci yanımıza geliyor. Hoş geldiniz. O istediklerinizi de görebileceksiniz. Ama kısa bir zaman sonra. Şimdi sizi  bizim hazır dünyalara davet edelim. Şu listeden seçiniz nasıl bir dünya istersiniz. Bizler renkli dünyalar arasında gezmeye başlıyoruz. Burada zaman yok. Koku yok. Dokunma yok. Yeme içme yok. Görüntü var. Ses var. Okuma, yazma var. Bunlara yoğunlaşınca düşünce var. Düşünmek istemezsek, eğlenceler var. Güzel müzikler, güldürenler var. Ağlatanlar var. Kızdıranlar, korkutanlar, sevindirenler, üzenler var. Burada isteyene akıl, isteyene hislenmek var. Merakımızı çeken her şey var burada. Burası lunapark. Burası sinema. Konserler, sohbetler, tanıdıklarla konuşma imkanları var. Görüntüler ile görme imkanı var. Yeni insanlarla tanışma imkanı var. Bildiğimiz bir çok insan hakkında daha fazla bilgi var. Her dünyanın sunduğu hizmetler farklı. Her dünyanın dükkan yeri kapılmış görünüyor. Biz gelmeden onlar dükkanlarını kurmuşlar, bizleri bekliyorlarmış demek ki. Bu dünyalardan saniyelik, dakikalık ayrılma izni veriliyor. Su, kahve gibi içme ihtiyacı, dış dünyadan gelen seslere bakma, kısa yapılacak işleri yapma gibi. Bu dünyalar bizi bırakmak istemiyorlar. Daha karpuz keseceğiz, hayatta bırakmam diyorlar. Çok misafir severdir hepsi. Bu huylarını Anadolu'dan almışlar galiba. Bize tanıdık geliyor.

Bir yanda sanal, bir yerde gerçek var. Hangisini tercih edersiniz. İkisini de isteyebilirsiniz. O zaman denge nasıl kuracaksınız. Saatler mi. İhtiyaçlar mı. Tanıdığımız insanlar mı. kim, ne belirleyecek bu dengeyi. Nasıl bir denge kurulacak.

Bir denge kuralım. Ama doğa ile kurduğumuz dengeden daha iyi olsun bari. Ne de olsa doğadan buraya, buradan gerçek uzay dünyaları yerine şimdilik sanal dünyalara gidiyoruz. Belki de gerçek dünyaların bir denemesini yapıyoruzdur öncelikle, kim bilir.

Bir an Alice harikalar dünyasında adlı kitabın başlangıcında bir tavşanın Alice'i bir ağaç boş kavuğundan farklı bir dünyaya çekmesini hatırladım. O kitap kaç yılında yazılmıştı hatırlamadım. Şimdi ona bakacağım, merak ettim. Sizde bakın lütfen. İlginç, iki benzerin bir araya gelmesi zihnimizde.

   

31 Mayıs 2020 Pazar

Küresel Salgın ve ABD

ABD küreselleşmeyi kendi içinde oluşturmuş, her ülkeden örnek vatandaşı olan, kozmopolit, bilimde ve teknolojide hızlı ve kararlı adımlarla ilerlemiş, geçtiğimiz yüzyıl başında başlayan yükselme sürecini hala devam eden başka bir örneği olmayan bir ülkedir.

Son zamanlardaki olayların içişlerindeki birikmiş bir takım sorunlar küresel salgına hazırlıksız yakalanması ile birlikte su yüzüne çıkmış durumdadır. Uzun sürmeyeceği tahmin edilmekle birlikte sorunun kaynağına inilerek yeni yasa ve kanunlarla, eğitimle, ülkesel bir toplum projesi akımıyla çözümlerinin gerçekleştirmesi beklenmektedir. Bu sorun örtülmeye çalışıldığı oranda sıkışan lavlar misali volkan patlamalarının belli dönemlerde tekrar daha şiddetli bir biçimde görüleceğini tahmin etmek hiç de zor değildir.

Polis memurunun altında duran esir kişiye bakması gerekirken kameralara bakması müdahale davranışının gerçekliğinden birden baş rolünün kendisinin oynadığı bir film setindeymiş gibi bir hal içinde olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır. Memurun kameraya bakarken yüzünde nefret görüntüsünden eser görülmemesi onun amacının ünlü olabileceği bir anı yakalamış olmanın şaşkınlığı içinde bulunduğunu göstermektedir. Bir polis memurun kameralara poz verirken canlı bir sessiz cinayetine tanık olmuş gibiyiz. Polis memurunun "kamera pozu" diyebileceğimiz bir anın etkisinde kalarak farkında olmadan ölümüne neden olması ülkedeki birikmiş olan salgın, salgın sonraki sorunların ve geçmişteki birikmiş diğer sorunların birleşerek halk hareketlerinin patlamasına neden olmuştur. " Kamera pozu " halindeki memurun zaman algısı değişmiş saniyeler hızla geçtiği halde altındaki esirin belki de " Tamam yeter bu kadar poz verdiğin, nefes alamıyorum, bırak artık " demesine " Biraz daha dur, sabret, ünlü olmak üzereyim " dediği diyalogların geçtiği bir an olduğu izlenimini vermektedir. Bu resimde esir ölmeyi hakketmediği halde bir sahne çekimine kendini bırakmasıyla ölme ihtimalini karşı tepki gösterme davranışına girmemiştir. Tepki gösterse bile memura karşı direnme davranışı ile memurun kendisini yaralayabileceği veya öldürebileceğini düşünmüş olup konumundan kurtulma refleksi göstermemiş olabilir. Polis memuru sonucun böyle olmasını istemese bile " kamera pozu " görevini gerektiği gibi yapmasını engellemiş bir ölüme kendisi neden olmuştur. Kamerayı kullanan ve olayı seyreden memurlar sanki bir film setinde, filmin bir parçası imiş gibi halde bulunmalarıyla bu ölüm olayına ortaklık etmiş bulunmaktadırlar.

Bu bilgilerin ışığında sinema ve medya iletişim araçları hayallerin gerçekleşmesi şeklinden gerçeklerin hayallere uygulanması şeklinde bir ilerleme yönüne girmiştir. Dolayısıyla bireyler gerçek ve zor olan yaşamlarından kaçarak hayal ile gerçekliğinin yer değiştirmesine çalışmaktadırlar. Haliyle şu an filmin bir sahnesinde miyiz yoksa gerçek yaşantının içinde miyiz kargaşasını yaşamaktadır günümüz insanı.

Sanalın gerçeği kuşatma çabası olarak değerlendirebiliriz bu olayı. İnsan doğadan kaçıp sanala mı girmek istemektedir yoksa sanal mı insanı çekmek istemektedir. Sanal ile gerçeğin çarpışma anıdır bu. Bu olay olurken gerçek olayı sanaldan izleyen halklar gerçek ile sanal arasından birikmiş olan geçmişe ait hafızanın etkisiyle olayı gerçek olarak algılamış ve harekete geçmiştir. Dolayısıyla hala gerçeğin sanala üstün olduğunu henüz gerçeğin sanala tam anlamıyla geçmediğini görmekteyiz. Tabi ki izlenilen gerçekse. Bundan emin miyiz ? Çünkü bir olayı videodan izledik. O olayın içinde olan bireylere ait bilgileri olay yerinden uzaklaştıkça kaybolduğu gerçeği bulunmaktadır. Olayın geçtiği yerdeki tanıkların vereceği bilgiler, kurum resmi raporları, belgeleri, sabit kameralar hepsi olayın gerçek mi yoksa bir sahne mi olduğunun net bilgisini sunabilir.

Küresel salgından en çok etkilenen bireyler mevcut bir rahatsızlığı bulunan ve virüsünde bulaşmasıyla ikinci bir olumsuz etkiye maruz kalarak bedenin savunma sisteminin çok zayıflamasına neden olmaktadır. Ülkeler de kendi iç sorunlarına eğilmez, görmezden gelirler ise dıştan gelen bir çok küresel sorunların etkisiyle sorunlar zinciri ile karşılaşabilecekleri ortadadır.

Her ülkenin içişleri sorunları farklı olsa da bulunmaktadır. Gelecek küresel sorunlara karşı ülkelerinde tedbir ve önlem alabilen ülkeler bu gelen çifte sorunların çözümüne daha erken ulaşabilmektedirler. 

Akdeniz

Ne kuzeyin soğuğu ne de güneyin sıcağı,
Ne doğunun rüzgarı ne de batının fırtınası,
Dünyanın insan için en iyi yaşam iklimi,
Tarihin en çok, en büyük kültür birikimi,

İnsanlığın çocukluğu olmasa da büyüdüğü,
Kendini fark edip, aklın keşfiyle yürüdüğü,
Terk edilmesi zor dönülmesi en kolay olan,
Rüyaların, hayallerin yaşama karışmış olan.

Akdeniz ve çevresi,
Yeryüzünün merkezi. 

Akdeniz; Yeryüzündeki iklim ve kültür merkezi. Doğa ve insan kültürün buluşma noktası.


Akdeniz, iklimini her ikisinden de almış yeryüzünün kendine özgü, eşine rastlanmayan, biricik adeta yeryüzünün özenle oluşturduğu bir bölge, kuşaktır.

Akdeniz ve çevresi insanlığın yeryüzündeki merkezidir. Akdeniz insanla doğanın en yakınlaştığı iklimsel kuşağındadır. Akdeniz dışında insanlık merkezden ayrılmış ve zorluklar içinde yaşamını sürdürmeye çalışan ve adapte olmaya çalışırken rekabetin en yüksek sınırlarını zorlayan haldedir. Akdeniz, yeryüzünün denize sıfır noktasıdır. Akdeniz dışı yerler deniz seviyesi aşağısında veya üstünde yer alır. Akdeniz iklimi insanlığın iklimsel sağlık dengesidir.

29 Mayıs 2020 Cuma

Yüz Yüze İletişim Teorisi

İnsan yaşamında diğer insanlarla yüz yüze iletişim kurma davranışı sürekli olması onu önemli ve incelemeye değer kılmaktadır.

Karşılıklı iletişimde iki kişi arasında başlamamız bir çok temel iletişimin biçimini saptamamız açısından giriş olabilecek, sonraki çoklu iletişim şekillerine ilerlememize yol açacaktır.

A birey ve B bireyin karşılaşması üzerinden iletişim, etkileşim olaylarını inceleyelim.

Öncelikle karşılaşma söz konusudur. İki birey birbirini belli bir mesafeden görecektir. Her bireyin bir metrekarelik içinde bulunduğu alana temel alan diyebiliriz. İkinci metre kare alanı ise güvenlik alan olarak isimlendirebiliriz. Üçüncü metre kare alanı ve ileri mesafeleri  görüş alanı, karşılaşma alanı, sosyal mesafe,  sosyal alan şeklinde tanımlar getirebiliriz.

Fiziksel mesafelerde:
1. Temel Alan (bir metre kare)
2. Güvenlik Alan (iki metre kare)
3. Görüş Alanı (üç metre kare ve daha fazlası )

Diyalog, iletişim, etki-tepkisel durum

A bireyin B bireyine öznel bir yargıda veya bir önerme bulunmak amacıyla konuştuğunu, bir şey söylediğini farz edelim, başlangıç olarak.

 A birey sözü, konuşmayı yapmadan zihinde bir düşünce, amaç bir durum oluşmuştur. Refleksel etki olması pek rastlanan durum değildir. İkinci eylem olarak sözü söylemiş, konuşmasını cümle veya kelime ile başlatmış olur.

B birey duyduğu söz, kelime ve cümle karşısında iki aşamada tepki oluşturma ve karşılık olarak tepki verme davranışına girer.

A. 1) İç duygulanma oluşum süreci.  2) Tepki oluşum süreci.

1. İç duygulanma.
Hissetme : Öfke, korku, sevinç, üzüntü, sakinlik gibi duygularının hissedilmesi.

2. Tepki oluşum süreci

a) Olumlama (kabul)

b) Olumsuzlama (red)

c) Eleştri 
1. Katkı (+)
2. Değinim (-)

d) Şaşkınlık( kayıtsızlık ve merak) aşamaları.

B. Tepki verme eylemleri.

1.Ses, cümle, kelime, konuşma (dil) ile tepki
a) Soru (+,-)
b) Cevap (+,-)

c) Eleştiri
1. Katkı (+)
2. Değinim (-)

d) Şaşkınlık 
1. Kayıtsızlık (-) (bedensel)
2. Merak (+) (zihinsel)
3. Duygusal karışıklık. (ntr) (zihin ve beden )

2. Fiziksel tepki verme süreci

a) Mimik, jest ve kısmi beden tepkileri (+,-).
b) Saldırı, kaçma, durgunluk gibi tüm bedensel hareket tepkileri (+,-, Ntr).

Görüldüğü gibi etki aşaması iki aşamadan tepki aşaması da iki aşamadan gelişmekte ve sonuçlanmaktadır.

Tüm aşmaların geçmişten gelen tecrübeler, birikimlerin ve şimdiki zamana yansıyan özellikler değişkenin etkisiyle olasılıklar belirlenmektedir.

Duygularımızın bizde karmaşıklık yaratması, anlaşılmasının zor olması, duygulanımlardan gelmektedir. Duygulanım bir duyguyu yaşarken, hızla diğer duygulara geçme hali yani ışık hızında korku ve öfke arasında oradan sevinç ve üzüntü arasında gidip gelme ve durgunlukta durma halleridir. Bir kaç duyguyu aynı anda yaşama ve aniden zıt duygulara ilerleme salınımlarından sonra sonuçlara zihnen yaşanan bu tecrübelerden sonra da bir duyguda yoğunlaşmaya mecbur kalmak veya karar verme aşamasına ulaşmasıdır duyguyu hissetmek.

Her şey ışık hızında olur gibidir. Örneğin havanın karanlık olması ve A bireyin parkta birini beklemekte olduğunu varsayalım. Gelecek kişiyi gelme olasılığı olan yollardan beklemektedir. Duyuları aktiftir. Gelecek kişi biraz gecikmiş olsun A bireyi gecikme olayından dolayı kısa ve hızlı bir öfkelenmek duygusunu yaşar. Bu duyguyu başlatan geç kaldığına karar veren zihindir. Zaman algısı zihinde bulunmaktadır. Önce zihin zaman algısından geç kalındığı yargısına ulaşır hemen bedenin tamamında bir öfke sinyali dolaşır. Öfke duygulanımı geciken kişiye bu öfke halini yansıtma isteğinde bulunur. Bu da öfkenin şiddeti ve miktarı A bireyin önceki yaşantılarından tecrübe ettiği aynı durumlar açısından belirleyici olacaktır. Öfke miktarını belirleyen daha çok değişken bulunmaktadır. Gelecek bireyin A bireyine göre değeri ve önemi. Gelecek bireyin kimliği, kişiliği ve kendiliği halleri gibi.

Dolayısıyla duygularımız zihin ve beden arasındaki adeta ışık hızı iletişimi ile duyguların oluştuğunu ön görebiliriz. Tabi ki bu hal tüm duygulanmaları açıklamaya yetmemektedir, sadece bir bölümünü açıklar. Diğer duygulanma hallerini kendi şart ve ortamlarında değerlendirmek gerekmektedir.

Ana konusu zihin ile beden iletişiminin ışık hızında oluştuğu ve yaşandığıdır. Bu hız önce algılama ve sonra bedende dalgalanmaya yol açarak en son kalpte son bulmaktadır. Duygu hızla yaşanıp biterken son etkileri kalpte(onun hücrelerine kayıt edilerek yaşanmaktadır son olarak ; Bedenin beyinden sonraki ikinci hafızası ya da ilk hafızası) tamamlanmaktadır. Ya da bu hızla yaşanan duygulanımdan sonra kalp oksijen göndermek için daha hızlı çalışmakta ve hafızaya bilgilerin işlenmesi için hızını arttırmakta veya duygulanım sonrası beden ve beyindeki kimyasal riske karşı temizleme çalışmasını hızlandırması ile zihin o duygulanımı önem derecesine göre kaydetmektedir. Çok heyecanlı veya çok sıradan şeklinde.

Bu bilgiler ışında hafıza oluşması canlının kalıtımla aktarması gereken yeni mutasyonları kalp atışının şekline göre dna' ya kaydedilmesi şeklinde olabilmektedir diyebiliriz. Ritim ve basınç ayarı kalp çalışmasının ana konusudur. Sanki kalp çalışırken dna bilgilerinin oluşma ve değişme olasılıkları arasında sürekli kaydetme ve silme etkinliğini gerçekleştirir gibidir adeta. Bu da kanser rahatsızlığı ile kalp arasında sanki büyük bir ilişki varmış gibi bir izlenim yaratmaktadır. Kalbin çalışma şekli bedenin diğer organ, doku ve hücrelerine doğru yenilenme için belli ritim ve basınç gönderirken kanserli organ, doku ve hücrelere farklı ritim ve basıç bilgisi olarak gitmesi kanserli hücrelerin haliyle tümörlerin mutasyon davranışına devam ettiğini ortaya sürebilir miyiz ? Orkestra Yönetmenini dinlemeyen veya onun yönergesini yanlış alan bir kaç müzisyenin ahenkli müziği bozması gibi. Hücrelerin, dokuların ve organın temel amacı görevini yapmaktır. Bu görevi yaparken sınırları, hareketi aynı olup, hücre yenilenmesinde kriz oluşmaktadır.  Beslenme, kalıtım, kötü çevre şartları ile birlikte bireyin yaşantı şekli ve psikolojisi önemli etkenler arasındadır. Bu şartlara kalp çalışma şekli ( ritim ve basınç etkisi) de dikkate alınmakta mıdır ?

Şimdi, Birey A nın gönderdiği  etkiye karşı geri gelen tepkiye karşı davranış şekillerini inceleyelim.
Birey A birey B den duyduğu cümleye genel olarak:
1. Zihin ve duygusal tepki oluşması.
2. Oluşan etkinin eyleme geçmesi.
Şeklinde davranır.

Birey A gelen etkiye karşı:
1. Anlama
a) Olumlama (kabul)
b) Olumsuzlama (reddetme)
c) Eleştiri
c1.Katkısal
c2. Değinimsel

c1 Katkısal Eleştiri
a) Nesnel
a1.Ekleme, tamamlama.
a2. Doğrulama, sağlama.
a3. Değerlendirme (Etki,yansıma,plan ve sonuçlar).
b. Öznel
b1.Takdir, saygı, övgü (duygusal)
b2 Destekleme
b2.1 Maddi
b2.1a) Mali
b2.1b) Emek)
b2.2 Manevi
b2.2a) Paylaşma.
b2.2b) Yayma
b2.2c) Yaşatma.
b2.2c) Geliştirme.
b2.2d) Anma

c2. Değinimsel Eleştiri

c2.1) Nesnel Sorgulama

c2.1a) Eksik ve fazlalıklar
c2.1b) Çelişik, uyumsuzluk, bağlantısızlık hataları (mantık)
c2.1c) Yanlış, kötü ve çirkinlikler (sağduyu,etik)

c2.2) Öznel Sorgulama

c2.2a) Yanlış, kötü, çirkin (öznel)
c2.2b) Duygusal reddetme
c2.2b.a) Ahlaki (özel)
c2.2b.b) Geleneksel (toplumsal)
c2.2b.c) fayda-zarar (çıkar)
c2.2b.d) fikirsel (siyasi, kültürel, sanatsal, inançsal vb.)
c2.2b.e) Haz-Acı etkisi

2. Anlamama

a) Şaşkınlık

a1) Kayıtsızlık, (bedensel) fiziksel eyleme kararı alamama. Bedensel harekete, zihnin etkisizliği
a2) merak (zihinsel)
a3) Duygu karışılığı (zihin ve beden)

a3.a) Bir duyguya karar verememe. (zihinsel)
b2.b) Bir çok duyguyu bir arada duyma, yaşama, hissetme (heyecanlanma), (bedensel).

3. Yanlış Anlama

3.a) Etkinin zıtlığı.

3a.1). Nesnel tavır

3a.1a). Kabul etme.
3a.1b) Reddetme.
3a.1c) Eleştiri


3a.2) Öznel tavır

3a.2a) Kabul etme.
3a.2b) Reddetme.
3a.2c) Kayıtsızlık

3b) Etkiyle bağlantısızlık.

3b.1) Kabullenme.
3b.2) Reddetme.
3b.3) Eleştiri
3b.4) Şaşkınlık.

4.Tepkisizlik

a) Bilinçli

a1) zihinsel

a1.a) Fikirsel
a1.b) Amaçsal

a1.b1) Hedef uyuşmazlığı
a1.b2) Bağlantı kurmama
a1.b3) Protesto, itiraz etme

a1.c) Nihilistsel (zihinsel kayıtsızlık) İlgi, merak eksikliği.

a2) Bedensel ve Duygusal

a2.a) Kayıtsızlık (bedensel).
a2.b) İç dürtü baskınlığı (bedenin zihni etkisizleştirmesi)
a2.c) Haz-acı dengesizliği
a2.d) Boşluk duygusu (hissizlik)

b) Bilinçsiz
b1) Bilmezlik
b2) Delilik. ( Beyin sinir sisteminin bozulması, fiziksel şartların oluşmaması veya bozulması)

Tüm bu tepki davranışları birey A da oluşma sürecine ve sonra ise tepki eylemi şeklinde devam etmektedir.

Fiziksel tepki verme sürecine ek olarak

a) Mimik, jest ve kısmi beden tepkileri (+,-).
b) Saldırı, kaçma, durgunluk gibi tüm bedensel hareket tepkileri (+,-, Ntr).
c) Hareket etme, eyleme.(-,+)
c1) Etkiye uyan.
c2) Etkiye uymayan
c3) Kararsızlık







27 Mayıs 2020 Çarşamba

Doğa'nın İnsana Hatırlatışı

Bırakın geride elbiselerinizi, botlarınızı, eldivenlerinizi ve silahlarınızı, bırakın tüm emanetlerinizi bizden aldığınız ne varsa.

Bir gece, öylece dalın doğanın çıplak bedeninin bir yerine.

Hissedin iliklerinize kadar soğuğu gecenin karanlığında.

Ağaç dallarının rüzgarda sesleriyle irkilin sinmiş olduğunuz boş kütükler arasında.

Yalnızlığınızı paylaşmayın kendi türünüzle, başka türlerle de, baş başa kaldığınız  o vahşi doğanın kucağında.

Kulak kabartın gecenin sessizliğini bozan yaratıkların çığlıkları, kanat çırpışlarını, yeri inleten koşmalarını, çalıları gerdiren gezinmelerini.

Kulaklarınız açılırken gözleriniz büyüsün karanlıkta sesleri görebilmek için.

Hiç bir planınızın olmadığı, hiç bir tekniği de kullanamadığınız bu vahşi ortamda hayatta kalmanın korkunçluğunu yaşayın uzayan gecede.

Zamanın geçmediği, güneşin doğacağı anın ümitsizliğinde, su sesini ve kokusunu çok uzaktan almanın yetisi, ava yönel, avcıdan kaç gerginliği birbirine karışmış öfke, korku ve arzu duygularının zirvesinde varlığını koru koruyabilirsen.

Gözlerin kapanırken yorgunluktan, uykunun ölüm ile yaşam arasında ince bir çizgiyi barındırdığını hissedersin bir avcının seni uyurken canını alacağı korkusunda.

Geldiğin bu yerleri hatırla ve buralardan sadece bir adım atarak ilerlediğini unutma.

Buradan ayrıldıktan sonra koku alman, duyman ve dokunman köreldi. Havayı, suyu ve besini alman da değişti. Bana rağmen zihnin seni nereye kadar koruyabilir. Kısır döngüye girdiğin halde doğayı hakimiyeti altına aldığın yanılgısı içindesin. Şu an doğa ve gerçekten kaçış projen olan sanal alanda doğanı oluşturmaya çalışmanı uzaya doğanı taşıma görevini keşfedince bu projenin kaçış değil gerçek amacının bir aracı olduğunu anlayacaksın. 


(Doğada Dımdızlak Dmax tv yayınını izlerken doğaya tekrar çıplak giden çılgın ve cesur yarışmacıları görünce :) yazıyı tekrar okudum.)


  

Bahçe ve Ben - 3

  Günaydın değerli dostlar. Hayırlı cumalar. Bahçeyi gösterme vakti geldi. Bahçe üç bölümden oluşmakta. Yaklaşık 200 metre kare genişliğinde...