5 Ağustos 2021 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 5

"Kendini Tanı !" (Fiziki Bedenini)

Fiziksel duruşlarımız ve organlarımız 

Uzun ve sağlıklı yaşamanın temel unsurlarına kısaca değindikten sonra artık pratiğe, güncel zamana ait medyada ve genelde duyulmayan ama uzun ve sağlıklı yaşamanın olanağına yaklaştıran ilk bakışta basit gibi görünen ama detayını incelemeye başlayınca çok önemli olacağını anlayacağımız  bilgilere. 

İnsan olarak mekan ve zaman içinde fiziksel ayakta duruş, oturuş, yatışlardaki şeklimizi düzenleme

Ayakta duruşumuzu sağlığımıza en uygun şekilde düzenlemeliyiz. Ayaklarımızın tabanları (ayağımıza giydiğimiz ayakkabı veya terlik olsa bile) yer ile tam temas içinde olmalı, ayaklarımızın yeri tam olarak kapladığını bedenimizle hissetmeliyiz. Ayak üstü kaslarımız (baldır) ve diz altı kemiklerimizle ayaklarımızın yere tam dayandığını hissetmeliyiz bir sütun gibi.  Dizlerimiz bir yay gibi düz ve eğik şekilde hareket edebileceğimiz potansiyeli taşımalı. Omuzlarımız kısa hareketler ile omurgamızı ve ona ağırlığını tartıyormuşçasına bulunmalı, başımızın ağırlığını omuzlarımıza vermeliyiz. Göğsümüzü sırt omurganın üst tarafına ağırlığını ve dayanmasını verecekmiş gibi yukarıda tutmalıyız. kollar ve eller yanda rahat ve her an bir eylem yapmaya hazır gibi olmalıdır. 

Otururken ayakların duruşunda kan dolaşımını engelleyecek bir biçim olmamalıdır. Dizlerin bükülüp uzun süre durması kan akışını engellemektedir. Ayakların yan ve yamuk duruş alışkanlığı damarların sağlığı açısında ilerleyen zamanda sorunlar yaratmaktadır.

Yatarken de dikkat edilmesi gereken kan akışının tüm bedende olmasına engel olacak şekilde olmamasıdır. Aynı yatış şeklinde uzun saatler uyumak bizlerin yorgun uyanmasına neden olacaktır. 

İç organlarınızı rahat bırakın, onlara eziyet etmeyin

Ayakta duruşumuz, oturuşumuz, yatışımız ve eylemde bulunduğumuz her durumda iç organlarımızı sıkıştırmak, onlara farkında olmadan baskı uygulamak, onlara diğer organlarla (kol, el, ayak, baş vb.) ağırlık vermeyiniz. İç organların en sağlıklı hali bir bütün olarak çalışırken size kendilerini hissettirmemeleridir. Özellikle mide, bu beslenme başlangıcı organımızı ne kadar rahat bırakırsanız o kadar sessiz olur ve size varlığını hissettirmeden çalışır. Bunu sağlamak için tıka basa doldurulmamalı ve her öğünde ana menü çeşidi az tutulmalıdır. Midemize bir mikser muamelesi yapmamalıyız. Ana menü yanında ikinci menüyü değil tamamlayıcı gıdaları tüketmeliyiz. Örneğin bir sebze ana menü yemeğinin (fasulye, nohut vb.) yanında ikinci olarak geleneksel karbonhidrat (pilav, bulgur) tüketiminden kaçınmalıyız. Kalsiyum (yoğurt) içerikli ve hafif, az olarak diğer gıdalar (salata) alınabilir. Ana menüyü mideyi doldurmak üzerine (karın doyurmak) değil açlığın giderilmesi amacına gidilmelidir. Yemekler ne kadar lezzetli ve iştah açıcı olursa olsun geleneksel doyum noktasını referans almamalı kendi bedeninizin ihtiyaç miktarına, oranına göre referans belirlenmelidir. Bedeninizin  iç titreşimsel beden enerjisini hissetmeli ve en sağlıklı halinizi korumak üzerine beslenmelisiniz. Kendimde denediğim tekli beslenme şeklinin çok sağlıklı olduğunu ve mide üzerindeki baskıyı ve zorlayıcı çalışmayı kaldırdığını gördüm. Öğlen vakti bir ana yemeği tek ve az olarak tükettim. Öğle sonrası ilerleyen saatlerde ikinci farklı bir gıdayı aldım yine az miktarda. Akşam yemeği olarak öğlen yemeğinden farklı ama yine az olarak farklı bir yemek yedim. Bu denemede midemin kendini unutturmaya başladığın fark ettim. Artık midem diğer iç organlar gibi sessizliğe ve hafifliğe bürünmüştü. Fakat ben yılların getirdiği midem ve ben algısının kendi içimizde hızla yıkılmasının zor olduğunu far ettim.  Yaşamamızın göstergesinin midemizin sürekli çalışıyor olması ve kendini bize sürekli hissettirmesi gerektiği alışkanlığını gidermek zor idi. Hala bu konu üzerinde çalışıyorum. Amacım midemin varlığını sürekli hissetmem gerekir alışkanlığını bırakmak. Bu sürekli çaba ve dikkat  isteyen bir çalışma. 

Midemiz günlük gıda deposu değildir. Gıda depomuz, dolaplarımız veya gıda arz eden kuruluşlardır. 

Göğüs kafesimizin ağırlığını karnımıza dolayısı ile iç organlara değil sırt omurgamızın üst noktasına veriniz. Böylelikle midemiz ve diğer iç organlarımız baskı hissetmeyip  rahat  bir şekilde çalışıp kendilerini hissettirmezler. Göğüs kafesi içi organlarımızın tutunma ve korunma olanağı daha fazla olurken, göğüs kafesi altı iç organlarımız hem tutunma hem de korunma olanakları azdır. Birbirlerine bağlı ve dayanarak çalışmalarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle bu organlarımızın sağlıklı olmasına daha fazla dikkat etmeliyiz. Karın kaslarımızı güçlü tutmaya ve iç organlarımızın esnek yapısının (iyi çalışması için) bozulmamasına özen göstermeliyiz. 

Göğüs kafesimiz ile başımızı, sırtımızı ve üst omurgayı bir tutmalıyız. Karın bölgesi yani iç organlarımızı da bir bölge olarak almalıyız. Ayaklarımızı da üç bölge olarak almalıyız. Belden dizlere kadar olan bölge, diz ve altı bölge ve ayaklar şeklinde.

Bir çok sağlık sorunlarımız duruşumuz, oturuşumuz ve yatış şekillerinden kaynaklamaktadır. Bu konulara değinmemin nedeni bu nedenle oluşacak bir çok rahatsızlıkların oluşmasını engellemek içindir. Bedenimizdeki fazla kiloların en büyük zararı iç organlarımıza baskı, ağırlık yolu ile en iyi ve sağlıklı şekilde çalışmasına engel olmasıdır.

Kendimden, bedenimle iletişim kurma konusunda gerçek yaşanmışlık örneği vermek istiyorum. 

Mesleğim gereği büro çalışanı olduğum için meslek hastalığı adı verilen boyun ve sırt konusunda sorunlar yaşadım şu an bu sorunu büyük bir oranda atlatmış durumdayım bilgi edinmem sayesinde. Çalıştığım kurumun verdiği iş sağlığı bilgileri sayesinde. 

Bir gün yürüyüşüm sırasında sol ayak orta parmağımın kramp geçirmesiyle durmak zorunda kaldım. Beş dakika bekledikten sonra yavaş yavaş yürüyerek on dakika içinde ağrının ve krampın geçtiğine tanık oldum. Kendi kendime sordum neden oldu acaba diye. Şeker mi, tansiyon mu, nikotin mi, kafein miydi acaba. Ani hareket mi etmiştim. Yoksa yorgun olarak mı yürümüştüm. Cevaplarını da düşünme gereği duymadım. Bir hafta sonra aynı durumu yaşayınca artık cevapları aramam gerektiğini düşünmeye başladım. Doktora danıştım. Parmak krampının bilinen daha büyük bir rahatsızlığın bir işaret göstergesi olmadığını söyledi. Bedenim bana bir mesaj, sinyal gönderiyordu ve bunu ben anlamıyordum. Zihnim bütün olasılıkları değerlendirmeye başlamıştı. Şekeri bıraktım. Önce ondan başlayacaktım.

Bir hafta sonra aynı parmak krampını tekrar yaşamıştım. Demek ki şeker değildi. Tansiyonum düşüktü. O da olamazdı. Aradan bir ay geçti, parmak krampını da arada yaşıyordum ve yine düşünüyordum. Rahatsızlığın tekrarlanması beni endişelendirmişti. Tüm olasılıkları tekrar gözden geçirmeme neden oluyordu. 

Bedenim bana bir mesaj, sinyal gönderiyor fakat zihnim buna mantıklı bir anlam ve neden veremiyordu. Bir gün masamda otururken işi bitirmiş kısa bir dinlenme anında, kramp girmediği halde rahatça otururken parmak krampın neden olduğunu düşünmeye başladım. 

Bu düşünme sırasında inanılmaz bir deneyim yaşadım. Bedenim rahat ve sakin bir pozisyonda oturuyordum. Ama zihnim inanılmaz bir hızla parmak krampının nedenleri üzerine yoğunlaşmıştım. Düşünmeye öyle dalmışım ki geriye yaslamış ve kendimi sol ayağıma dikkatle  bakar halde buldum. Ayakkabıma ve  ayağıma bakarken birden düşüncelerimden sıyrıldım. Artık düşünmem durmuş sadece ayaklarıma bakıyordum. 

Ve o an gözlerimle gördüğüm ayağımın durumuna bakarak parmak krampımın nedenini görmüş ve anlamış oldum. Sol ayağımı yamuk basıyordum. Yana doğru yatırarak yıllarca öyle oturduğumu ara sıra ayaklarıma baktığımda biliyordum ama parmak krampına neden olduğunu yeni fark ediyordum. 

Soruna önce düşünce yoluyla ulaşmaya çalışmış bulmaya çalışırken ayağım mı yoksa gözüm mü beni harekete geçirmiş yoksa düşündüğüm parmağa ve ayağa bakma düşüncesi mi beni sevk ederek sorunumun çözümünü bulmuştum. Büyük olasılıkla, genellikle düşündüğümüz ne olursa olsun ona doğru bakma isteği duyarız, böylelikle hem odaklanmış hem de yönelmiş oluruz. Sanırım düşünmem sonrası ona bakmaya yönelmem sonucu onu öyle görmemle birlikte sorunu ve nedenini görmüş oldum. 

Oturuşumdaki sol ayak şeklini düzelttim hala yıllarca edindiği alışkanlıktan onu alıkoymaya çalışıyorum bunda da ısrarcıyım. Çünkü o sayede sağlığımı devam ettireceğimi biliyorum. Parmak krampım ayağımın oturma pozisyonunu düzeltince önce çok kısa sürdü ve bir daha olmadı. Bu sorunla bir daha karşılaşmamam sol ayağımın otururken düzgün tutmama bağlı durumda. Bende kendim için sağlıklı oturuş, duruş ve yatış şeklini keşfetmeye böylece yönelmiş oldum. Bu benim ömür boyunca bedenimle iletişim kurma ve devam ettirme alışkanlığı, gerekliliği üzerine durmam anlamına geliyordu ve buna çok sevindim. Bedenimle konuşmaya ve onu dinlemeye devam ediyorum. Ona soruyorum " Sağlıklı ve uzun yaşamaya var mısın ? " O da bana hemen cevap veriyor " Neden olmasın ? " diye.

Bu örnekle önemli bir konuya giriş yapıyoruz. 

Bedeninizle iletişim kurunuz. Beden ile zihniniz arasında iletişim kurmaya çalışınız. Dolayısı ile kendinizi tanımaya başlayacaksınız. Bedenin seslerini, duruşunu, sinyallerini zihninizce değerlendirin. "Bedenim bu rahatsızlığı ile bana ne demek istiyor ? " Sorunu sorunuz zihninize. Zihniniz araştıracak, bakacak, dinleyecek,  bedeninizi inceleyecek ve bedeninizin size anlatmak istediği sinyali, uyarıyı, mesajı alacak ve çözecektir.

"Kendini Tanı" Felsefik ve kadim öğretiye giriş yapınız.  

.............

Yaşam Döngüsü - 4

 Genetik Etkenler

Canlılığın birbirine bağlanarak temel genetik bilgileri aktardığını biliyoruz. Yaşam boyunca bu bilgiler bedenimizin ve zihnimizin işleyişine etki etmekte olmasına rağmen, çevre, ortam ve yaşama şart, şekillerine göre değişim gösterme potansiyeli bulunmaktadır.

Yaşam İçindeki Etkileşimler

Canlılar diğer canlı veya cansız varlıklar ile sürekli etkileşim halinde bulunmaktadırlar. Bu oluşum canlıların yaşamdaki varlıklarını en çok meşgul ve etki eden bir unsurdur.


......................

2 Ağustos 2021 Pazartesi

Yaşam Döngüsü - 3

 Diğer canlılar

Tüm canlılar birbirinin yaşam zinciridir. 

Bu zincir canlılığın kozmolojik evren işleyişi üzerinde varlığını korumasını, sürmesini, gelişmesini ve yayılmasını sağlar. 

Dünyada yeryüzünde tüm canlılar birlikte, iç içe, alt alta, üst üste, yan yana yaşamaktadır. Bu yaşama biçimi en temel ve en gerekli olan bir yapıdadır. 

Tüm canlılar birbirine hem yararlı hem de zararlı olabilmektedir. Bu durum doğanın, canlılığın temellerinden gelmektedir. Beraber her mekanda ve zamanda bulunmamız bu durumu zorunlu kılmakta, canlılığın gelişimi ve değişimi de bu duruma dayanmaktadır.

Bizler için hangi canlı faydalı hangi canlı zararlı bilmek zorundayız. Bunu bilmemizin amacı diğer canlıyı, canlıları yok etmek için değil kendimizi korumak içindir. 

Günümüzde bizler için tehlikeli olabilen iki canlı türü bulunmaktadır. Birincisi kendi türümüz ikincisi ise mikrobiyolojik canlılardır. Bu saydığımız iki tür hem faydayı hem de zararı içinde barındırmaktadır.

Kendi türümüzün kendi içindeki zaafları zararlı hale dönüştüğünü biliyoruz. 

Özellikle iki ana unsur bu zaafımızı oluşturmaktadır.

1. İhtiyaçlar.

2. Hakimiyet isteği.

İhtiyaçlar temel canlılık ilkelerinden gelmektedir. Fakat bunun sınırlarının, miktarının belirlenmesi ve doğru, gerekli ihtiyaçların önceliklerin tercihi, bizlerin bilinçli seçimiyle olmaktadır.

Hakimiyet isteği de zaten ihtiyaçlara sahip olmanın sürekliliği üzerinedir.

..............

Yaşam Döngüsü - 2

 Kozmolojik evren işleyişi

Kozmolojik evren işleyiş deyimini canlılık dışındaki tüm madde ve enerjiyi ifade etmek için kullanmaktayım.

Isı miktarı, basınç, çarpışma, birleşme, ayrışma, termodinamik yasalar, canlı tanımına uymayan her türlü  madde  ve enerji şekli, türü, biçimi, etkileşimlerini kozmolojik evren işleyişi adı altında değerlendirmekteyim. 

Canlılık öncesi oluşmuş ve devam eden devasa bir işleyiştir bu. Evrenin, (canlı ve doğadan bağımsız) oluşmasını ve devamını sağlayan bir işleyiş.

Kazalar, afetler gibi canlı için tehlikeli etkenler, bu işleyişe günlük yaşam için örnek olarak verilebilir.

Bizler organizma olarak kazalar ve afetlerden korumamız gerekmektedir. 

Kaza kavramı çok geniş bir anlam taşır. Ev, iş, kamu alanları vb. gibi zaman ve mekan olarak çok geniş ve şekilde bulunmaktadır. 

Kazalara karşı; 

1. Elimizden gelen korunma ve en aza indirme hali.

2. Elimizde olmayan ve kazaya maruz kalma hali.

gibi iki şekilde olay tanımı oluşmakta.

Elimizden gelen koruma ve en aza indirme halinde olmak için kendimizin bulunduğu mekanları genişleyen bir dairesel bir döngü içinde çevrenin kaza olasılıklarını hesaplamaktan geçer. Dikkatle bakmak ve görülen her türlü olası oluşabilecek kaza risklerini değerlendirmek gerekmektedir. Bu durum sanıldığı kadar zor değildir. Eşyaların konumu, enerji hatları, kimyasalların durumu, elektromanyetik etkiler gibi bir çok unsurun güvenli bir durumda olduğunun kontrolü yapılabilmektedir. Sadece bunu için kısa süreler harcanması yeterlidir.

Elimizde olmayan, kontrolümüzün dışındaki kazalara  maruz kalma riskini tahmin etme, olasılıkların genişliğini değerlendirme ile azaltma veya en aza indirme olanağımız bulunmaktadır. Bu ise zordur. Çaba ve dikkat gerektirir. Elimizde olan kazalara karşı korunma için bir iki hamle ilerisini tahmin etmek yeterli olurken, elimizde olmayan kazalar için üç veya daha fazla oluşacak hareketleri ve etkileşimleri tahmin etmek gerekmektedir. Satranç oyunundaki hamleler gibidir kazalara karşı önlem ve korunma sağlamak. Kozmolojik evren işleyişi satranç oyunu gibidir. İlk hamlelerden sonraki hamleler hesap edilebilir. Bunun için biraz çaba harcamak gerekmektedir. Ben dahil bir çoğumuz elimizden gelen korunma olanağı olan kazaları tahmin edebilirken, korunma olanağı zor kazaları tahmin etmeye henüz hazır değiliz. Bu çaba bir yetenek haline gelebilir, tercih eden kişiler için. Bu önemli konu bir meslek bile olabilir bu konudaki bilgi ve bilinçlerin artması ile. Görülmesi zor ve kontrolümüz dışındaki kaza risklerinin boyutu daha geniştir. Dairesel olarak  yakın çevremizden daha ileri bir mekan ve zamana ait incelemeler gereklidir. Bulunulan mekanın çevresi, yakın çevresi veya küresel bazda değerlendirmek gerekmektedir. Bu da uzmanlık gerektiren bir alandır. Bu tür kazaların olasılıklarının tahmini geniş bir mekanı, zamanı ve olası geçmişten gelen ve geleceğe yansıyabilecek olay hikayesini ( Tıp deyiminden alınmıştır, örnek; hasta hikayesi) kapsamaktadır.

Geçmiş, şu an ve gelecek olayları tahmin etme ve değerlendirme olanağı bizi tarihin ünlü " Hızır" kavramına götürmektedir. İnsanlık tarihi boyunca mekan ve zaman içindeki madde ve enerji hareket tahminleri biz insanların sürekli uğraştığı bir alandır. Doğamızdan gelen bir yetenek olmasına rağmen hala bunun için gerekli çabayı verdiğimiz söylenemez. Artık bu tahminleri bilimsel ve bilgisayarlar aracılığı ile almak zorunda kalıyoruz. Çünkü bu olayların tahmini zor, etkileşim miktarı fazla, olasılıkları ise çoktur. 

..............

1 Ağustos 2021 Pazar

Yaşam Döngüsü

 Yaşam döngüsü, yazı serimde uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarını açığa çıkarmaya çalışacağım. Bu özgün fikir ve düşünce çalışmalarımla genel, bilinen ve standart uzun ve sağlıklı yaşam bilgilerini dışına çıkacağım. Araştırdığım her yeni fikir ve düşünceyi önce kendimde test edecek ve sonuçlarından ilham alarak bu yazı dizimde yer vereceğim.

Doğa yaşamı desteklemektedir. Canlılığın kozmolojik evren karşısında her zaman varlığını korumasını, sürdürmesini ve yaşamasını ister. 

Dolayısı ile biz insanlar uzun ve sağlıklı yaşamaktan çekinmemeli, suçluluk duymamalı ve kendimizi fazlalık olarak veya yaşlı bir hayalet olarak görmemeliyiz. 

Önce bir çok " Öğrenilmiş çaresizlik" fikirlerini zihnimizdeki yerlerini zayıflatmalı ve yeni fikirlere, saptama ve tecrübelere olanak vermeliyiz. 

Canlı olarak düşmanımız diğer canlı değildir. Canlı olarak düşmanımız, bize zarar verdiğini bile bilmeyen varlığına karşı dikkatli olmamız gereken kozmolojik evrensel işleyiş yasalarıdır. Canlılık ve doğa bu yasalar üzerine oluşmuş olup ve canlılığın bu oluşumu kendini geliştirmek üzerine kullandığını bilmekteyiz. 

Uzun ve sağlıklı yaşamanın temelinde iki unsur ortaya çıkmaktadır. 

* Organizma dışı etkenler

1. Kozmolojik evren işleyişi.

2. Diğer canlılar.

* Organizma içi etkenler

1. Genetik etkenler.

2. Yaşam içindeki etkileşimler.

............

16 Temmuz 2021 Cuma

Geçmiş Yılları Anmak bir Ağıttır Ölmüş Ben'e

 Dinlemeyin önceki yaşlarınızdaki müzikleri, anmayın o yılları ve yaşanmışlıkları. Dinlediğiniz o her müzikte haksızlık etmektesiniz kendinize. Hücreleriniz isyan etmekte o eski yaşadığınız duygular için. Organlarınız konuşmaya başlamakta sizinle " Ne yapıyorsun " diye. Bedeniniz ölmüş hücreleriniz ve değişmiş organlarınız için yas tutmakta o müzikli dakikalarda. 

Dinlemeyin yaşanmışlık içeren duygular ile dolu anılarınızı taşıyan o müzikleri. Düşünmeyin, geri dönmeyin önceki yılların paslanmış ve tozlanmış belleğinizin dar koridorlarına. Oralarda oyalanırken zihniniz işkence çekmekte her saniye. Bedeniniz haykırmakta size " Sen kimsin, önceki misin şimdiki misin " diye. 

İzlemeyin kaydettiğiniz önceki yaşantılarınızı ve anılarınızı oradaki siz değilsiniz artık. Zorlamayın, çırpınmayın o önceki yaşantılarınız geri gelemezliğine, bırakın zamanı, aksın yeni günlere.

Düşünmeyin önceki yaşamınızı. Çünkü hatırlanmakta ısrar edilen her geçmiş yaşantı birer ağıttır ölmüş olan ben'e. Ölüme hazırlanmanın en kötü şeklidir böyle yapmak, intiharın ise en sessizi ve yavaş olanıdır.

Günü yaşarken veda etmeyi dileyin bu dünyadan. Keyifli bir sohbet anında, düşünürken yeni bilgileri ve her şeyi. Kesilsin sesiniz birden, düşünmeyi bıraksın zihniniz aniden. Sessizce ve düşünmeden veda edin yeryüzüne.

Yaşarken veda edin yaşama. Güzel bir yemek anında. Hoş bir dans etme esnasında. Son projenizle çalışma sırasında. Son seyahatinizin keyifli anlarında veda edin yeryüzüne ve yaşama. 

Geçmişin mutluluğunu, yasını ve hüznünü yaşamayın tekrar "Her dakika yaşadım" demek için, daha günleriniz var iken önünüzde. 

Son nefesinize ve son hareketinize kadar, siz kalın, son halinizdeki siz. Önceki değil, geçmişteki değil, şu andaki siz. Ömrünüzün toplamı olan siz. 

Yeni bir çocukluk yaratın son halinizle, yürümekte ve konuşmakta zorlanan, içindeki gücü taşıyıp da kullanmayan bir çocuk gibi. Düşünmesi geniş, hareketi dar olan bir çocuk. 

İçinizdeki mucizeyi arayın, yaşlılığın sonrası gelen ikinci çocukluk yaşına ve oradan yeni gençliğe uzanmayı ümit edin tüm hücrelerinizde ve organlarınızda. Bu mucizenin anahtarının da kendiniz ve doğa ile barışık olunmada olduğu önsezini de hatırlayın. Hazırlığınızı yapın ilerlemekte olan yaşınızın yeni bir yaşam döngüsü içine gireceğine. 

.............   

20 Mayıs 2021 Perşembe

İnsan Doğa ve Dünya -16

Doğanın Amaçları

Doğa yaşamı destekler. Doğa canlılığın gelişmesini, büyümesini, çeşitlenmesini, farklılaşmasını ve yayılmasını ister (amacındadır).

Doğa Tanımı

Doğa ile doğal kelimeleri birbiri ile ilişkilidir.
Doğal olgular doğaya özgüdür. 
Doğal tüm olgular, olan, olacak olanlar, doğaya ait olan, onunla ilgili kavramlar, kelimeler, olay ve olgulardır.

Doğa en kısa tanımı ile canlıların bütünüdür.

Doğal olgular da hali ile canlılara özgü anlamını taşır.

Canlılar dışında hali ile cansızlar evreni için evrensel işleyiş, kozmolojik işleyiş diyebiliriz. Bunda amacımız canlı dışındaki evreni canlıdan ayırmak içindir. Canlı ve evren. İkilemi canlı ile cansız ayrımı içindir. 

Neden böyle bir ayırmaya gereksinim duyuyoruz. 
Çünkü işleyiş yasaları farklıdır.
Günümüzde hala bu farklı yasaları saptamaya çalışıyoruz. 
Bilimin en büyük eksikliği bu konudur.

Bu önemli konuya ancak felsefe yolu ile giriş yaparak devamını sağlayabiliyoruz. 

Başlangıçta felsefenin araştırma konusu iken az da olsa bir çok bilginin kesin bilgilere dönüştüğü ve yeni bilgi edinme yollarının belirdiği anda bilim onu sahiplenmekte ve güncel yaşam için o bilgiler hakkında sistemli araştırmaya başlamaktadır.

İnsan düşünce sistemi de öyle çalışmaktadır. Felsefik düşünce tarzı da bu yöntemi kullanır.

Bir arazi üzerinde gezerken toprak üstünde parlayan altın parçalarını keşfetmek felsefedir. 

Parlayan bir kısım altın parçalarının tümüne ulaşma planı ve çalışmaları ise bilimdir. Teknolojidir. Ticarettir. Artık bilimi teknolojiden ve ticaretten ayırmak zorlaşmıştır. Bu üç kardeş kol kola dans etmektedirler. Felsefe ederi olmayan ama değeri fazla olan bir çalışma olarak bu üçlüyü seyredip " Sizi yaramazlar sizi"  demektedir. 

Doğa doğal olan ile çalışır. Kozmoloji bilgisini kullanır. Kendince dönüştürür. Doğada gördüğümüz tüm canlılar bunu yapmaktadır. 

Doğa, kozmolojik madde ve enerjinin farkındadır. 
Ona karşı 
* Kendisini savunur.
* Onu (madde ve enerji) ve yöntemlerini (kozmolojik yasalar) kullanır.
* Onu kendi faydasına dönüştürür, sistemini oluşturur.

Doğa için kendi kültürümüzdeki ekosistem (ekonomi bilimine ait terim) terimine katılmıyorum. Ekoloji terimi de uygun gibi durmamaktadır.

Doğa toplamı için " Doğasistem, -i" doğanın içinde bir bölüm için "Doğalsistem,-i" terimleri gibi yeni terimler oluşturmalıyız.

"İnsanın doğası" teriminde sorunlar bulunmaktadır. Yapılan tanımlara göre. "İnsanın dünyası" terimi de aynı şekilde. Bu terimler en azından felsefede doğru olarak yerlerine konulmalıdır.
Bunu şöyle açıklayabiliriz. Dünya bir tane ve bütüncül, kapsayıcıdır. Doğayı ve haliyle tüm canlıları kendinde barındırmaktadır. Dünya içinde dünya kavramı felsefik olarak uygun değilse insanın dünyası da aynı uygunsuz durumdadır. "İnsanın dünyası" dediğimizde kedinin dünyası ile ayrı bir dünya olgusuna ilerlemektedir. Halbuki insan ve kedi aynı dünyanın içindedir. Aynı mantık doğa ile kurduğumuz cümleler içinde geçerlidir. Doğa şu an ki bilgimiz ile sadece dünya gezegenindedir. Marsta canlı fosillerine rastlar isek şu anki doğanın sadece dünyada olduğu tezi yanlışlanacaktır. O teste kadar biz canlılığın hali ile doğanın sadece dünyada olduğu tezinin doğruluğunda insanın doğası ve kedinin doğası terimlerini kullanmamız düşüncemizdeki mantık yollarında yeni bilgililere ulaşmamızı zorlaştırır. Çünkü doğa bütüncül ve kapsayıcı bir tanımdır. Bunu kendi içindeki canlılara ayrıştırmamız, küçük doğalar şekline getirmeye çalışmamız, onun bütünsel tanımına hali zihinsel düşünce biçimimizin doğru ilerlemesini yavaşlatır, odaklanmayı azaltır. Düşünce dağınıklığı kavramların, kelimelerin yerli yerinde kullanılmamasından da oluşmaktadır. 

Peki neden terimleri dar, karmaşık  ve yanlış kullanmaya devam ediyoruz.

Ülkemizde felsefe cumhuriyet döneminden  bu yana konusunda ilerleme yavaş olduğu ve diğer dillerden çeviri yapılırken Türkçe karşılığı konamadığı için, keşfedilen olay, olgu ve kavramlara yeni isim vermek yerine mevcut sınırlı kelimeler ile karşılanmaya çalışıldığı için anlam, olay, olgu ve kavram bolluğu içinde az, eski ve sınırlı kelimeler ile karşılanmaya çalışıldığı için felsefenin gelişmesi, artması, büyümesi yavaş olmuştur. Bir çok felsefecinin keşfedilen yeni, eski olgu, olay ve kavramlara kendilerince isim vermeleri sevindiricidir. Felsefenin ilerlemesine, gelişmesine, yol almasına katkıda bulunması için bu çabalar önemlidir. Katkı yapan kişiler de değerlidir. Dilimizde kelime ve kavram türetme hiç de zor değildir. Yeni üretilen kelime ve kavramlar konusu geçtikçe sözcüler tarafından kullanılarak kulağa tanıdık ve tam yerinde olduğu izlenimi doğabilir. Kullanılması tercih edilenler öne çıkabilmektedir.
Örneğin önceden "bilim adamı", "bilim insanı" terimleri kullanılmakta idi. Çok kullanılan bilimadamı kadın erkek eşitliği farkındalığının artması ile yerini bilim insanı terimine bırakmıştır. Bu kelimeyi kullanan anlatıcılar, sözcüler, yazıcılar kadın erkek eşitliği farkındalığını da destekledikleri anlamını da vermiş olmakta idiler. Sonraki sık kullanımlarda artık bu terim kendi özünü almış ve bir anlama gönderme yapmadan konuşulur olacaktır. Böylelikle kadın erkek eşitliği farkındalığı sözde değil günlük yaşamın içinde var olmaya ve gelişmeye başlayacaktır. Bu süreç hala ilerlemektedir. Hala bilim adamı terimi kullanan kişiler hakkında iki olasılık önyargısı bulunmaktadır. Birincisi bilim insanı teriminin kullanıldığından haberi yoktur ve kendi eski kullandığı şekli ile söz etmek amacındadır. İkincisi ise kadın erkek eşitliği farkındalığını kabul etmiyor ve bilerek bu eski terimi kullanıyorum anlamı vermektedir.

Sözlerimizde ve yazılarımızda kullandığımız her kelime, terim ve kavram bizim düşünce ve mantığımız hakkında bilgi vermektedir. 

Dolayısı ile evren, kozmoloji, doğa, dünya gibi tümel ve bütüncül kelimeleri en azından felsefe dili içinde farkında olarak kullanmak düşünce ve mantık yargılarımızın daha doğru ve yeni bilgilere ulaşmada daha kolay ve hızlı olmasını sağlayacaktır. 

Felsefe dili günlük konuşma diline çevrilirken ise açıklama yapma gereği artmaktadır. 
Felsefe dilinin kapalı ve zor anlaşılır olması onun gelişimini engellediğini biliyoruz. Bunun önüne geçebilmek için anlaşılır ve basit ama günlük dil sıradanlığından da biraz daha kalıcılığı ve sistemi olan bir dil dağarcığı oluşturulmalı ve kullanılmalıdır. 

Dolayısı ile evren, dünya, doğa, canlı, insan gibi tümel kelimelerin tek başlarına anlamları olduğunu tikelerde kullanmanın felsefik düşünmenin, konuşmanın  ve yazımın ilerlemesinde yavaşlatıcı bir yanı olduğu fikri ortaya çıkmaktadır.




 



 

17 Mayıs 2021 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 15

 Atıklarımızın doğaya geri dönüşümü çok önemlidir.

Canlı olarak atıklarımız doğayı beslemek, büyütmek ve çoğaltmak üzerine olmalıdır.

Bedenlerimizden çıkan katı ve sıvı atıklarımızı tarım dışı orman alanlarına toprak altından yapılacak kanallar ile iletildiğinde küçük ve kısmi amazon ormanlarını oluşturabiliriz. 

Böylelikle akarsularımız ve denizlerimiz daha temiz ve sağlıklı bir çevreye kavuşabilir.

Atık maddelerimiz zaten geri döşüm sürecinde bulunmaktadır. Bunu arttırmalı ve devam etmeliyiz.

Mezarlarımızı ormanlarda oluşturmalıyız.

Çöllerimizin altyapısını geri dönüştüremeyeceğimiz organik atıklarımızı yayarak üst yapının oluşmasına ve çöl ortamının bir amazon oluşuma doğru ilerlemesinde adım atabiliriz.

Kentlerimiz köksüz olup temelleri çok zayıf bir bina niteliğinde bulunmaktadır. 

Kentlerimizin alt yapısını daha derine ve geniş bir alana yayabilmeliyiz. 

Organik atımlarımızın şehir dışında tarım yapılmayan orman ve arazilere gidebilecek şekilde yer altı tünellerinin mühendislik, mimarlık gibi bir çok bilimsel çalışmalar ile aktarabilirsek, atıklarımızın yaşam merkezimiz şehir ve çevresinden uzaklaştırmış ve doğaya en doğru şeklide dönüşünü sağlamış oluruz.


......................  

16 Mayıs 2021 Pazar

Meta Söylem ve Yazılar

 Meta söylem ve yazılar bitti mi ?

Bence " Hayır ".

Bilim, doğa ve kozmoloji hakkında onu parçalara ayırarak incelemekte ve tanımlar ortaya çıkarmaktadır.

İnteraktif bilimler ise bir kısım parça bilgileri bir araya getirmeye ve yeni bir bilgi ortaya koymaya çalışmaktadır. 

Meta bilgiler, tümel bilgilerdir. Bütünsel bilgilerdir. 

Felsefe hem tümel hem de tikel bilgileri araştırmakta ve aralarındaki bağları keşfetmeye ve akıl, mantığa uygun bir biçimde  ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. 

Felsefe, evrendeki her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğu tezi ile tümel bilgilere ulaşılabileceği çalışmasında meta, tümel, bütünsel, evrensel bilgileri ele almaktadır. 

Bu çalışma ve çabalar meta söylem ve yazıların bitmediğini, bitmeyeceğini göstermektedir. 


.............

14 Mayıs 2021 Cuma

Madde Bağımlılığı Hakkında Düşünceler

 Kanunen yasak olan bağımlılık yapıcı ve fazla, yanlış kullanımında ölüme yol açabilen madde kullanımı belli düzenlemeler ile kullanılması ve satılması ticaret kanunu kapsamına alınması bu alandaki büyük sorunların küçülmesini sağlar mı ?

Üretilmesi, işlemlerden geçmesi ve belli standartlarının oluşması ile ticaretin bir yasal bölümü haline gelmesi söz konusu maddelerin gizli ve sorunlu dolaşımlarına ait zararının azalacağı bir alternatif olabilir mi ?

Bu soruları cevaplayacak olan tıp, biyoloji, kimya bilimleri, psikoloji, sosyoloji, ekonomi, siyaset ve insan bilimleridir.

Kanun dışı ticaretlerin olmasına rağmen yokmuş gibi davranılması ve toplumların görmezden gelmesi psikoloji ve sosyoloji açısından bir sorunları olduğuna işaret değil midir.

Madde bağımlılığı ve bireysel, toplumsal, küresel sorunları da yazılmalı, konuşulmalı, tartışılmalı ve çok eski geçmişi olan bu sorunun günümüz çerçevesinde çözümleri aranmalıdır.

Kanun dışı madde kullanımı tarihsel bir olgu olarak önümüzde durmaktadır. Tarih boyunca bu maddeler ticaretin görünmeyen gölgesi olarak bireyler ve gruplar hatta ülkeler tarafından belli amaçlar için kullanıldığı bilinmektedir. 

Kendisine ait bir tarihi olan bağımlılık yapıcı ve sağlığa zararlı maddelerin insan yaşamındaki rolü, etkisi bitmemesi, sonlandırılamaması onu halı altına süpürülmesini daha ne kadar gerektirecektir.

Bu maddelerin üretilmesinden,  gizli ticaretinden ve kullanımlarından doğan bireysel ve grupsal krizlerin bilinir olmasına karşın görünür olması,  gündemlere büyük sorunlar olarak ortaya çıkmasıyla oluşması bu konuların basit ve hasıraltı edilemeyecek halde olduğunu göstermektedir. 

Sağlığa ve bireysel ilişkilere zararlı olduğu bilinen bağımlılık maddelerinin kullanımı, üretilmesi ve ticareti belli bir bilimsel alanlarda incelenmesi ve masaya yatırılması gerekmektedir. 

Bilimsel sonuçların ortaya koyacağı bilgiler, bu maddelerin insan ve toplum yaşamı için yeni ve gerekli düzenlemeler getireceği ortadadır. 

.............

10 Mayıs 2021 Pazartesi

Romantik Bilim, Bilimin Romantikliği "Evrendeki Yalnızlık "

Kozmolojideki canlıların evrende bulunma olasılığı ve istatiksel tahminleri romantik bir yaklaşımdır.

Evrende canlı ve dünya olarak yalnız olduğumuz bilgisinin doğru olduğuna nasıl karar verebiliriz. 

Tabi ki beklenti içinde olmayarak. 

Geçen yüzyılda bilim uzayda daha zeki canlılar olabileceği üzerine tahmin ve istatistiklerde bulunuyorlardı.

Günümüzde ise artık zeki canlılardan ümit kesilmiş sadece basit ve ilkel canlıların olma olasılığı üzerine durulmaktadır.

Bence bu yaklaşım tarzı duygusal ve romantik bakış açısından bakmaktır.

Bu yaklaşım tarzına " Bilimin Romantikliği " veya " Romantik Bilim " isimlerini verebiliriz.

Canlı olarak evrende yalnızız.

Bu gün bu gerçeklikle yüzleşmeliyiz. 

Evrende yalnız olduğumuz, dünyadan başka yerde canlı bulunmadığı gerçeği ile.

Gerçeği bilmek bizleri özgür kılmaz aksine o gerçek bizi kendisine bağlar. 

Bizim bir parçamız olur. Ta ki yeni bir gerçeğin eskisini yetersiz kılmasına dek.

Evrende yalnız olduğumuz gerçeği bize ne gibi etkileri olur.

* Uzaylılar, bilinmeyen nesne ve yaratık savların birer mit olduğunu gösterir. 

* Dünyamızda baş başa olduğumuz ve bu konuda neler yapmamız gerektiğine odaklanmamızı sağlar.

* Uzaydan gelecek fayda ve zararın sadece bilimsel araştırmalar ile ortaya konacağı fikri oluşur. Destan ve eski öğretilerin uzaydan gelecek varlıkların insan yaşamını değiştireceğine dair beklentilerin yerine insanlığın evren ve uzay hakkında yeni bilgiler ile yaşamını iyileştirebileceğine olan çalışmalar artar.

* Evrende canlılığın sadece dünyada olması yaşamın burada başlamış olduğunu ve buradan evrene yayılacağı görüşü öne çıkar. Doğanın insan için oluştuğuna dair eski tez ve savların yanına insanın doğa ve yaşamın gelişmesinde bir etkeni ve faktörü olduğu karşı savı da eklenebilir.

* Doğa, insan için midir ? İnsan, doğa (yaşam, canlılık) için midir ?  

Ya da her ikisi de birbiri için midir ?

Soruları ve cevapları felsefe de aramaktadır ve aranmaya devam edecektir. 

Yeni sorular ise canlılık veya doğa, kozmoloji için midir ? 

Kozmoloji, doğa için midir ? Ya da her ikisi de birbiri için midir ? 

Doğa ve insan ilişkisi hakkında bir çok bilgimiz bulunmaktadır. Hala da araştırılmaktadır. 

Doğa ve kozmoloji ise ilişkisi ise geleceğin bilgisidir ve henüz edindiğimiz bilgiler bu konu hakkında sav ve tez ileri sürmemize yeterli gözükmemektedir. Düşüncelerimizde bir çok tahmin, önsezi, olasılıklar bulunmasına karşın bunu söze ve yazıya dökmek mantık süzgecine takılamayıp onu geçmesindendir.

Mantık süzgeci tuttuğuna doğru der. Süzgeçte kalan yani mantığımıza uyanlar süzgeçte kalanlardır. Süzgeçten süzülüp gidenler değil. Genellikle süzgecin kullanım amacı bize kalmasını istediğimiz faydalı, iyi ve doğru şeylerin süzgeç te bulunmasını isteriz. Diğer unsurların süzgeçten çıkmasını, ayrılmasını isteriz, amacımız odur. Bir bilginin mantığa uyup uymadığını tarttığımızda zihindeki bilgi ve ölçülere uyup uymadığını hali ile ağırlığının, öneminin yaşadıklarımızla yani yaşamla uygunluğunu ölçeriz.

Zihinsel etkinlikler, düşünce hallerinde mantık süzgeci, mantığa uyup uymaması tartılması, ölçüp biçmek hep mantık işlemlerini anlatır. Matematiksel bilgi, oran ve ölçüyle düşünce tarzımızı oluşturmaya çalışırız. Bu çaba kozmolojik nesnel olma tarzıdır. Canlılık bu nesnelliğe, karşı kendi öznelliğini oluşturmaya çalışır. İnsanda ise bu bencillik olarak ortaya çıkar. Toplum için bu bencilliğin belli ölçüde ve şekilde olması etik olgusu ile belirlenmeye, sınırlarının oluşturulmasına çalışılmaktadır. 

Doğa ve insanlığa ait tüm bilgilerin dünyamızda olduğu, burada onu aramamız gerektiği, kozmolojinin de onu kuşattığı gerçeği önümüzde durmaktadır. 

................ 



BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...