4 Aralık 2023 Pazartesi

Bir Filozofun Rüyası

 Rüyamda kaldırımın kenarında yol kısmında yerde oturuyorum. Yan taraflarımda park etmiş arabalar var. Benim bulunduğum yerde iki araba park edecek şekilde boşluk var. O halde etrafa ve yola doğru bakıyorum. Bir anda biraz ilerde arabanın arkasından bir köpek beliriyor. Köpek siyah renkli ve saldırgan halinde olduğunu fark ediyorum. Bana doğru hırlayarak yaklaşıyor. Saldırıda bulunacağını anlıyorum. Ve yerden kalkmak istiyorum. Köpek saldırdığı anda yerde oturur halde olmam savunma yapamayacağımın endişesi içinde kalkmaya davrandım o da ne kalkamıyorum. Bedenim yere veya bir şeye bağlı olma durumu yoktu fakat kalkamıyordum. Köpek bana doğru bir iki metre yaklaştı ve dişlerini göstererek saldıracağı sinyalini tekrarladı. Kalkmaya çalışıyorum, kalkamıyorum. Bedenimde bir rahatsızlık yok. Kollarımı yere tutuyor ve ayaklarımla yukarı kalkmaya çalışıyordum ama kalkamıyordum. O an büyük bir stres yaşayamaya başlıyorum. Köpeğin bu halde saldırması karşısında savunmam zayıf kalacaktı. O halde iken hareket sınırlaması ile kendimi korumam çok zordu. Ayakta iken kaçma şansı varken gerekirse ayak ve kollarım ile savunma yapabilirdim. Stres içindeydim. Tehlike bana doğru geliyor ve ben bir şey yapamamamın korkusu ve endişesi içindeydim. Telaşlanmaya ve endişelenmeye başlamıştım. Can havliyle etrafıma baktım. Yanımda duran bir taşı fark ettim. Hemen onu alıp köpeğe fırlattım. Hızla ve rastgele fırlattığım için köpeği yıldıramamış ve kaçıramamıştım. Köpek hırlarken ve üzerime doğru ilerler iken, ben stres ve bedenimde sıkışmışlık hissiyle bir den uyandım. Uyanınca kabus gördüğümü anladım ve büyük bir rahatlama duydum. Hemen kalktım ve bir bardak su içtim. Hala kabusun etkisi az da olsa devam ediyordu. 

Kabusu neden gördüğüm üzerine düşünmeye başladım. Hemen fikirler zihnime üşüştü. 

Bu kabusu görmemim iki nedeni vardı. 

Birincisi bu günlerde birbirine saldıran vahşi hayvanların videolarını çokça izlemiştim.  Hayvanların birbirine saldırılarını içeren her çeşit ve cins olarak ilginç çekimleri izledikçe Youtube izleme isteğimi sürekli körüklüyordu ve ben de hayır demeyip izliyordum. Aslanlar ile sırtlanlar, yılan ile kuşlar, Ayılar ile köpek, diğer ayılar, kaplanlar, kediler ile diğer vahşi hayvanlar gibi bir çok olasılık ve kombinezon saldırı ve yaralama, öldürme videoları izlemiştim. Bu videoları izlerken canlılık hakkında yeni fikirler araştırıyor ve tespitler yapıyordum. Yeni fikirler ve tespitler  yaptım da. Yeterince izlediğimi fark edip izlememeye başlamıştım. Bir kaç gündür de izlemiyordum. 

Bu videolarda birbirine saldıran hayvanlar içgüdü ile davranıyorlardı. Beslenme ve üreme iç güdüleri hakimdi. Bazen üstünlük kurma göze çarpıyordu. Hayvanların birbirleri ile mücadelelerinde ilk göze çarpan hangi evrimsel sırada oldukları idi. Etçiller otçulların üst versiyonu olarak onlara saldırıyor, otçullar beslenme olarak bitkileri gördükleri için etçillerin kendilerinden beslenme evrimini anlayamıyorlardı. Anladıkları tek şey onların kendilerine saldırdıkları ve kaçmaları gerektiği idi. Etçil otçula etkili saldırdığında otçul artık kendini kaderine bırakıyordu. İnsan olarak bu olayda kimden yana olmamız da ilginç bir durumdur. Zaman zaman etçilden yana oluyor, bazen de otçul dan yana oluyorduk. Bu durum bir çelişki gibi dursa da insanlık türü etçiller içinde en kalabalık ve karmaşık bir tür olması nedeniyle insanlık kendisinin diyalektiğinde her iki durumu da yaşamaktaydı. insanlığın kendi arasındaki çekişmesi cana kasıt değildi, ekonomik ve hakimiyet üzerine idi. Toplumsal katmanların oluşması sürekli değişiyor, savaşlar ise de beslenme üzerine değil hakimiyet üzerine sürekli devam ediyordu. Doğada birbirine saldıran hayvanlar, evrimsel saldırı organlarını ve savunma organlarını kullanmaktalar. İrilik, beden büyüklüğü de bir savunma niteliği taşımakta. İriliğe ve saldırı gücüne karşı rakiplerin kalabalık halde olması da bir denge unsuru kurmakta. Tek aslan bir sırtlanı bertaraf eder iken, bir aslana karşı sırtlan sürüsü aslanı zor durumda bırakabilmektedir. Aynı şekilde tek aslan, yaban öküzü sürüsünün içinde hayatı kaybetme riskine girmektedir. Güçlü bir yaban öküzü ile zayıf bir aslanın ölümüne mücadelesi de ilginçtir. Aslan yaralanmasına ve halsiz kalmasına karşın hala güdüsünün hizmetinden çıkamayıp hala yaban öküzüne saldırmaya devam etmesi ilginçtir. Saldırma güdüsünde ısrar etmesi kendini koruma güdüsünü (Ayrılma, kaçma) bastırdığı görülmektedir. Kan kaybında ve halsiz düşen aslan düştüğü yerde kalırken yaban öküzü kaçtığı yerden gelerek saldırmaktadır. Yaban öküzünün başarılı olduğunu anladığı saldırıya devam etmesi aslanı mekandan uzaklaştırmak üzerine ve dominantlık güdüsünün etkisiyle hareket ettiğini söyleyebiliriz. Yaralı ve halsiz aslan ise kaçmaya gücü kalmamış olduğu yerde dinlenip kendine gelmeye çalışmakta ve mekanı terk edememektedir. Yaban öküzünün kaçıp tekrar gelmesini de takip etmektedir, gelince de saldırmaya çalışmaktadır. Saldırı ve kaçma refleksel dürtü hareketleri yaban öküzü ile aslanda farklıdır. Yaban öküzü mekan ve hakimiyeti bakımından aslana saldırırken, aslan ise gitmeye hali olmaması yönünden avının kendisine saldırmasına karşı saldırı ile tepki vermektedir ve hala avını alt edip yeme dürtüsü ölme dürtüsünün tetiklediği kaçmayı yapamamasına hakim olmaktadır. Ya avını öldürecek ya da avı tarafından öldürülecektir. Bu durum ender rastlanan avın avcıya saldırmasına bir örnektir. 

Bir avcı olarak etçil otçula saldırır, bu saldırısında açlık dürtüsü ön plandadır. Açlık dürtüsünün içinde istek bulunur, saldırma ve avını öldürme isteği, sonrasında ise beslenme ve doyum hazzı gelecektir. Açlığın acısından kaçınmak için avına saldıracak bu saldırısını dürtüsel olarak arzulayacak, isteyecektir. Ve harekete geçecektir. Bu konuda dürtü ve eylemleri sıraya alalım, temelden ve göründen başlayalım, sonra görünenin öncesini, anını ve sonrasını inceleyelim. Böylelikle canlılığın ve doğanın temel ilkelerini bir adım bile olsa ilerlemiş olacak ve doğada değişmeyen ilke ve canlılık yasalarına yaklaşacağız. Buna artı bilgiler ekleyerek insana da gelmemiz olanaklı olabilecektir. 

Avcı ve av ikileminde otçul bitkilere karşı avcı konumundadır. Etçillere göre ise av konumundadır. Böylelikle doğada av ve avcı ayırımına farklı bakabiliriz. Avcı ve av durumları değişebilmektedir. Otçul hem avcı hem de av olmak durumdadır. Bir etçil ise avlanırken avcı başka bir etçil tarafından avlanırken av olabilmektedir. Dolayısı ile doğada av ve avcı sabitliği değil değişkenliği bulunmaktadır. Genel durum olarak av ve avcı ikilemi yanlış değildir. Fakat avın ve avcının durumu sabit değildir. Av avcı, avcı ise av olabilmektedir. Hegel insanlık geçmiş tarihini efendi köle diyalektiğine değinirken elbette doğruyu söyler iken daha fazlası ise efendi ile kölenin sabit kalmadığına ilerleyebiliriz. Bu ikilemi bir yerde eriterek birleştirebiliriz. İnsan hem efendi hem de köledir, bireysel ve toplumsal olarak. Efendi ve köle hiyerarşi belirtir. Hiyerarşi yani kendi deyişimle katman canlılığın doğasında zaten bulunmaktadır. Sadece insan ve topluma özgü değildir. Diğer canlılar arasında da genetikten gelir. Çünkü katman oluşması bulunduğumuz dünyanın fiziksel koşullarından da gelmektedir. Canlının doğada varlığını sürdürmesi için mekan ve olanakları da sıraya koymalı veya onun mücadelesini vermelidir. Canlılar arasındaki farklar ve yetiler katmanların oluşumunu başlatır. Av avcı davranışlarının temeline inmeye devam edelim. Avcı açtır, açlık dürtüsü ona acı verir. Ve o acıdan kaçmak için avlanmaya doğru hareket eder. Avlanması ve açlığını gidermesi gereklidir. Avcının bedeni avcıya acıyı hissettirmektedir. Bunu kimyasal olarak yapar ve zihne sinyalleri yollar, mideden başlayan ve beyine giden etkiler ile. Bu acı avcıyı kuşatır, avcının başka bir şey hedeflememesine sadece avına kilitlenmesine neden olur, otomatik bir pilot gibi, ateşlenmiş bir füze gibidir. Avcı avını kovalar veya hazır bulur ve yer. Avcı acıdan kaçınmak için avına saldırır. Bu saldırma eyleminin altında kendi içindeki acıdan kurtulmak ve avını yeme hazzında ulaşmak amacındadır. Çünkü avını her lokma yedikçe acı azalacak yerini hazza bırakacaktır. En sonunda doyumla gelen acıdan geçici bir süre bile olsa tümden kurtulacak ve bunun rahatlığın hissedecek ve yaşayacaktır. Burada hazzın aslında acıdan kurtulmak olduğu görülmektedir. Eylemleri başlatan acıdır aslında haz değildir. Haz acıdan kurtulma halinde ortaya çıkar. Peki burada arzu, istek nerededir. İşte arzu veya istek acıdan kurtulmak amacında saklıdır. Avcı acı çekmektedir ve avına yönelerek bu acıdan kurtulacağını bilmektedir. İşte avcının ava yönelme eylemine istek veya arzu diyebiliriz. Dolayısı ile istek ve arzu ara bir dürtüdür. Bir bağdır. Acıdan kurtulma için eyleme geçme veya onun planını yapmadır. Avcı acı ile ava yöneldiğinde bedeninde değişimler olur kimyasal olarak, beden avcıda istek arzu haliyle eylemi kazandırdığının sinyalini alınca başka salgı ve hormonları devreye sunmaktadır. Veya avcı av isteği ve arzusu ile eyleme geçtiği için beden yeni salgı ve hormonları devreye sunar ve açlık acısını bastırır. Avcı eyleme geçip de avını yakalayamaz ise eylem sırasındaki salgılar acıyı azalttığı için sakinleşir ve avlanmayı sonraya erteler ve aç olarak dinlenmeye çekilir. O arada beden yedeklediği varsa yağları yakar ve tokluk vererek acının devam etmesini engeller. Bedenin açlık sonucunda açlık salgı ve hormonlarını sunmasında amaç veya etki avcının avına yönelmek haliyle arzu ve istek eylemine aktif etmek için yapmaktadır yoksa açlık sinyali bedenin yedeğine yönelme tetikleyici midir bu saptanabilir. İkisi de olabilir. Dikkat ederseniz saldırma  ve avcı üzerinden acıyı, hazzı, istek ve arzunun temellerine ilerledik. Şimdi av üzerinde gidelim aynı olguları değerlendirerek.

Av olan otçul açlığını gidermiş merada dolaşmaktadır. Avcının kendisine yöneldiğine karşı tecrübeleri bulunmaktadır. Bir çok kez ondan kaçmak zorunda kalmış ve her an tetikte olmak zorundadır. Bu durumda avcı ava acı vermektedir. Bu acı korkudan gelmektedir. Av olacak canlı avcıdan korkmaktadır ve sürekli bir tehdit ediliyormuşçasına yaşamaktadır, koklama ve görme duyularını sürekli aktif tutma zorunluluğundadır. Bu durum uzun sürede avda stres oluşturmak da ve acıya dönüşmektedir. Av avcı nedeniyle acı çekmektedir haliyle. Avcı yaklaştığında acıda artacaktır av üzerinde ve kaçma eylemine girip acıdan kaçmaya başlayacaktır. Bu durumda avcı saldırarak haz peşinde yani açlık acısından kurtulmak amacında ve isteğinde iken av ise avcı ile gelen ölüm korkusu acısından kaçmaktadır. Av acıdan kaçarken eyleme dönüştürme amacı isteği ve arzuyu belirtir, kaçma isteği ve arzusu burada dürtüye dönüşmüştür artık çünkü sürekli avcıdan korunmak üzerine bir yaşam inşası geliştirmeye çalışmak korkunun dürtü haline gelmesine yol açmıştır. Refleksel hale dönüşmüştür zamanla kaçma davranışı, acıdan kurtulma isteği ve arzu da bunun içine kalmıştır, saklıdır. Av avcıdan kaçtığını hissedince bir haz duyar, acıdan kurtulmuştur belli bir süre. Ta ki avcının tekrar kendisine yönelmesine kadar. Avcıyı kokladığı veya gördüğü anda acısı başlar ondan kurtulmak için kaçar istek arzu saklı olarak ve kurtulduğunda acı biter haz başlar. Acı ve hazın birbirine bağlı olduğunu görmekteyiz. Arzu ve istek ise acının canlıdaki  etkisi ile ondan kurtulma amacına yönelik eylem planı yapması ve eyleme geçmesidir diyebiliriz. Gözlemlerimizde saldırma ve kaçma eylemleri görünen temel kısım olarak ele alabiliriz. Bu temelin nedenlerine ve tetikleyicilerine baktığımızda ikisinin de acıdan kaçma hazza ulaşma istek ve arzularının bedenin fiziksel etki- tepki ile oluşturduğun fark etmekteyiz. 

Canlılık için saldırma-kaçma, acı- haz, istek, (arzu, istenç) dürtülerinin temellerine ve oluşma şekillerine indik. Bu konunun insan ve kültürleri yönüyle artı özellikler ekleyerek açıklayabilme olanağımız oluşmakta. Temelin üzerine kültür inşasının gelişmesini değerlendirerek bunu yapabiliriz. Bu konu felsefemizin ana konularından biri ve geniş bir konu olduğu için nöronlardaki yerine (rafa, dosyaya kaldırıyorum) sabitliyorum ileride tekrar başvurmak üzere.

Bir  Ayı ile kaplanın mücadelesi de ilginç bir konudur. iki etçilin kavgası (kaplanın etçilleri de av olarak görmesi de etken) yavrusunu korumaya çalışan ayı ise kavgada üstün gelmesi ve kaplanın kaçmasına direnç göstermesi beklenen durumdur. Hayvanların ölüme tepkileri çok kesin ve kısa olarak oluşa ve gelişmeye bırakmaları yaşarken güdüleri ile varken ölürken de kaderlerini sorgulama şansları da bulunmamaktadır. Kısa ve kesin sona hazırlar. Boğazına bir aslan dişleri geçmiş impala sadece son nefesini almaya devam etmektedir. Aslan ise avının nefes borusun tıkayarak ölmesini beklemektedir. Otçul için bitki direnç göstermez. Otçul bitkiyi hazır bulur ve hemen kopararak yemeye başlar. Etçil ise otçulu hazır bulmaz, onun yakalaması gerekmektedir. Yakalayınca öldürmesi gerekmektedir. Yakaladığı otçulu canlı canlı yemeye başlayan ilkel etçiller ise yaşayan ama kaçamayan otçulu ölmüş kabul ederek yemektedirler. Etçiller kalabalık oldukları için yeterince veya daha fazla ve hızla yeme yarışına, rekabetine girerler. Otçulu öldürme becerilerini kazanmamışlardır. Avın kaçma yetisi eksikliğini fark ederek ondan parçalar koparmaları yolu ile zaten kan kaybından öleceğini hesap etmeleri de düşünülebilir. Canlı canlı yenmekte olan otçulun yapabileceği hiç bir şey yoktur, o da yaşamına son nefeslerle beklerken ölümü kabullenmiştir. Canlılıkta aktarım bulunmaktadır. Canlı diğer canlıyı kendi bedenine katmaktadır. Otçul bitkiyi, etçil otçulu bedenine aktarmaktadır. Bitkinin veya hayvanın ürettiği veya çıktısı da beslenme zincirine girmektedir. Meyve, bal ve yumurta gibi örneğin.  

Kabusu görmeme neden olan izlediklerim değildi. 

Yatarken yeni aldığım polar üst giyeceği idi. Bu poların sürtünmeyi engelleyici özelliği nedeniyle uyurken dönme hareketlerimi kısıtlamıştı. Kışa girerken iki yorgan altında sağ veya sola dönerken polar giysi bana engel olmuş ve rahatça dönememiştim. Uyurken sağ veya sola dönmek bedenin refleksel bir hareketi idi. Kan dolaşımını kolaylaştırmak için bunu yapmakta idi. Bedenin uzun süre bir şekilde uyurken kalması yatağa haliyle yerçekimine baskı yaptığı bölgelerde kan akışı yavaşlamakta ve sağlıklı uzun kan dolaşımını engellemektedir. Bu halde iken bilinç devrede olmadığı için beden refleksel davranıp dönme davranışa girer. Bedenin dönmesi polar yüzünde rahat olmadığı için hafıza ve hayal gücüm beni uyandırmak için kabusu devreye sokmuştu. Gündemdeki en yakın kabus hayvan saldırı videoları idi. Uzaktaki vahşi hayvan saldırılarını rüyamda işlemesi için bir gerekçe bulamamıştı çünkü ben şehirde yaşıyordum ve onlarla karşılaşma riskimin olmadığı biliyordum. Fakat iş yerime giderken bir iki başı boş gezen köpeğin hırlamaları ve benim de tepki verme davranışımı hafızamdan hayal gücü yolu ile rüyama getirmiş, projeksiyon edercesine sunmuştu. Polar yüzünden uyurken dönememe mi, yerden kalkamama şeklinde yansıtmış ve hırlayan köpeği de bana doğru ilerlerken hayal ettirmiş rüyama getirmişti. 

Hemen giysimi değiştirdim. Uyurken sağa sola rahat dönebileceğim bir eşofman üstü giydim ve uykuya daldım. Rahat bir uyku ile uzun saatler uyuyup uykumu almış bir şeklide hafta sonu rahatlığında uyanmıştım. ilk uykumdan kabusla uyanmam uykumun ilk üç saatinde denk geldiğini hesapladım. Bedenim ilk uykuya yattığında poların sağa ve sola dönmemi zorlaştıran stresli haline üç saat sabretmişti.

Halk dilinde karabasan, çökme tabir edilen kabuslu uykuların neden olduğunu kendi tecrübemle ve yaşayarak ortaya çıkarmış oldum. 

Artık hayalet, cin, şeytan gibi görünmez varlıkların uykularımıza kabus olarak etki ettiği söylentilere ve iddialara ciddiyetle yaklaşmazsınız sanırım. Onların açıklayamadıklarını geleneksel anlatılar hazırcılığına kaçtıklarını tahmin edersiniz umarım.

Tabi ki tüm kabusları bu kadar basit analiz edemeyiz. Bir çok karmaşık ruh halleri ve ilişkilerin karmaşa olduğu hallerdeki karabasanlar karışmış bir yumak gibi olsa da ilke aynıdır. 

Korku duyarak yaşadıklarımızın ve uyku sırasındaki sorunlu hallerimizin kabuslara neden olduğunu söyleyebiliriz ilke olarak.

Bir filozof rüya görürse kendi değerlendirir, çünkü kendisini en iyi tanıyan kişi odur. 

Rüyalarını kendi değerlendirmeyenler ya kendini tanımıyordur ya da ilginç, hoş sohbet, muhabbet açmak için bu yola başvururlar.

2 Aralık 2023 Cumartesi

Varlığa Bakış - 11

 Felsefede varlığa bakışımızda varlığın tümünü görme olanağının sadece bir ümit olduğunu biliyoruz. Bir felsefeci veya filozof varlığa bakışında onu tümden görmeyi değil ondan kendi ilgi alanı ile ilgili araştırma yaptığı konularda bilgi parçacıkları yani ipuçları aramaktadır. 

Bir filozof felsefe yolu ile varlıktan kısım kısım aldığı bilgiler ile bütüne ait kendince bir öğreti oluşturma yolunda ilerlediği için bildiklerinin doğru veya yanlış olduğunu her geçen gün varlığa bakarak ve ondan kısım kısım, parça parça bilgiler alıp öğretisinin sınamasını yapmaktadır. Eğer varlığa her bakışta gelen veya aldığı bilgiler öğretisine göre bir tekrar ise veya öğretisini destekler, ilerletir ise o filozofun öğretisi doğru ve gerçek olarak varlığını varlıkta koruyor demektir.

Filozofun öğretileri varlıkla uyumlu gidiyorsa bu durum filozofun evrensel ve değişmek ilkeler geliştirmeye gitmesinin önü açık demektir. Filozof her bakışında varlıkta yeni bilgi ve deneyim aramasının amacı budur. Tekrarlar tanıdık, yeniler ise ilk şaşkınlığı yaratır filozofun zihninde. İlk şaşkınlıktan sonra fikir veya örnek incelemeye alınır bilinç tarafından. Zeka, akıl ve duygulardan arındırılmış saflaştırılmış olarak bilinçte saklanır. Açılımları, diğer bilgiler ile ilişkileri, mantığa uygunluğu, zamana ve mekana göre durumları gibi bir çok zihinsel testlerden geçer. Zihin fermantasyonu başlamıştır. Evrensel ve kalıcı bilgiyi hurafe, mistik, karanlık, bilinmezlik gibi bulanık hallerinden ayırıp ortaya çıkarıp çıkarılamayacağı çalışması ve çabaları vardır bu süreçte. Varlıktan alına bilgi ve onun fikri önce şaşkınlık yaratırken o şaşkınlıkta duygu, zeka ve akıl hepsi karışık halde bulunmaktadır. Filozof bu durumun heyecanını ve etkilerini yaşar hisseder. Sonra bilgi veya fikri olgunlaşmaya bırakır, varlığın yaşam sürecinde bu bilgiyi yakın hafızasında taşır. Bu taşıma hali filozofun ilişkilerinde, yaşamında ikili düşünmesine yol açar. Örneğin yemek yerken yemek  ve yeme hakkında düşünebilirken önceden varlıktan aldığı şaşkınlık yaratmış ve olgunlaşmaya bırakılan bilgiyi de düşünmektedir. Dolayısı ile filozof çift düşünme sürecine girer. Fakat bu düşünme sürecinde zaman ve mekanı önemser, önemsemesi de gereklidir. Çünkü şaşkınlık oluşturan varlıktan aldığı bilgi geçmiş zamanda olmuş ve şimdiki zamana taşınmıştır. Şimdiki zamanda ise zihin yemek, yürümek, bakmak, duymak gibi edimleri ile anlık ve kısa da olsa çalışmaya devam etmektedir. Geçmişteki taşına bilgiyi inceleme ve şimdide yaşama anları güvenli olmalıdır. Örneğin trafikte veya önemli bir duyusal temaslar veya ilişkilerin yaşandığı anlarda bu ikili düşünme yapılmaz, yapılmamalıdır. Tales'in yıldızlara bakarken çukura düşmesi ve onu gören bir kişinin gülmesi ve onunla şakalaşması hikayesinde çift düşünmenin güvenli olarak yapılması gerektiğini hatırlatır. Cep telefonu ile konuşurken trafiği yönetme de aynı durum söz konusudur. Telefonla konuşurken fikir alışverişi zihni meşgul eder ve bedensel uyumu bozulur, beden yüzde yüz otomasyon olamaz çünkü trafikte değişimler sıktır. Bu sıklaşan değişimlere karşı yargı veya karar için zihnin olaya dahil olması zorunludur. Bedene bırakılan trafikte ilerleme en kısa zamanda kazaya yol açar çünkü beden zaten var oluş amacına ters bir otomasyona zorlanmaktadır o hemen durmayı isteyecektir, ister gaz vermeme, frene basma ile ister başka bir araca çarpma ile. Bireyin ehliyet alırken en rahat otomasyon haline dönecektir. Yani zihin yönetimin dışında olarak beden hareket edecektir. Kendisine ve başkasına zarar verip vermeyeceği olasılığını hesaplamadan. Çünkü trafik kurallarını takip eden ve uygulayan beden değil zihindir.

"İlk hücreden bedenlenmiş canlılara geçiş aşaması, bedenlenmiş olup da ve evrim ile gelişmiş canlılar aşamalarından daha uzun ve daha çeşitlidir." Bana ait olan bir önermeyi varlığa bakışta keşfettim. Tabi ki önceki bilgilerimin üstüne gelen eklenen bir bilgidir, önermedir. Bu ilke fikrinin şimdiki zamanda testinin yapılması ve gerçek olup olmadığı henüz yapılamaz. Bu ilke gelecekte doğrulanabilir veya yanlışlanabilir. 

İşte bilim ile felsefenin ayrımına örnek bir önerme veya bilgidir bu. Bilim şimdiki zamana hizmet edebilen veya şimdiki zamanda teste tabi tutunabilen bilgi veya fikirleri kapsamına alır. Felsefe ise zaman ve olanakları dikkate almaz, yani onların sınırlayıcı baskısına kapılmaz, yakalanmaz. Felsefe düşüncede sınır olmaması onu özgür kılar. 

Zeka kişinin kendisiyle sınırlanır, akıl ise insanlıkla sınırlanır, duyular ve duygular ise canlı ile sınırlanır, bilinç ise bu tüm sınırların üstüne fikir geliştirebilir veya varlıktan bilgileri alabilir. 

30 Kasım 2023 Perşembe

Varlığa Bakış - 10 Bir Ağaç ile İletişime Geçtim

 

                                                       Akasya ağaçlarının biri ile iletişime geçtim

Akasya ağacı ve ben iletişime girdik.



Bu mucizevi olay şöyle oluştu.




İş yerimiz yeni binasına taşınmıştı. Ben de çevredeki akasya ağaçların çoğunlukta olduğu büromun yakınında molamda dolaşmaya çıktım. Ağaçların yeni bina tamamlanmasıyla yeni dikildiği görülüyordu. Ekim sıcakları hala etkili idi. Ağaçların uzun süre sulanmadığını fark ettim. Kenarda bırakılmış hortumu içerden musluğa bağlayarak en yakın ağaçları sulamaya başladım. Öndeki ağaca rahat erişen hortumla yeterince sulamama rağmen hortumun yetişemediği ağaçlara kurumayı önleyecek miktarda uzaktan sulayabilmiştim. Ertesi hafta tekrar sulamaları gerçekleştirdim. Ekim sonlarında ise yağmurlar başlamıştı. Sulama gerekliliği kalmamıştı. Çalışma aralarında sürekli o ağacın yanında molamı veriyordum. 



Bugün yani 30 kasım 2023 tarihinde sabah molamda ağacın yanında iken çiçekleri fark ettiğimde büyük bir şaşkınlık yaşadım. Bolca suladığım ağaç sadece özenle seçtiği (Benim sulama yönümü işaret edercesine) dalında bir çok çiçek açmıştı. Bu hareketini bana mesaj veriyor olarak almak da gecikmedim. 



Bu konuda düşüncelerim

1. Akasyalar sonbaharda çiçek açmazlar aksine yaprak dökerler. Nisan, mayıs gibi baharda çiçek verirler.

2. Mevsim aldanması olasılığına karşı suladığım diğer akasya ağaçlarında çiçek açılımı tür ve cins olarak aynı olmalarına rağmen bulunmamaktadır. Güneşi görme ve rüzgarı alma seviyeleri aynı olmasına rağmen iletişime bu ağaç geçti ve tüm dallarında değil sadece özel bir dalında yani suladığım yeri işaret edercesine çiçek açması özel bir mesaj verdiği algısına kapılmama neden oldu.


Bu akasya ağacı ile iletişime devam etmenin takipçisi olacağım. Eğer iletişim devam ederse bu konu yani ağaçlarla iletişim yollarının başlamasına ve gelişmesine doğru ilerleme olanağı oluşur. Zaman bunun cevabını bize verecektir.

............


24 Kasım 2023 Cuma

Varlığa Bakış - 9 Yapay Zeka ve Filozof iletişimleri ve bağlantıları (Evren Temsili ve Sözcüsü Filozof Yapay Zeka ve Doğa Sözcüsü, İnsanlık Temsili İnsan Filozof arası Örnek Diyaloglar)

 Bir insan felsefeci ve filozof dahi olsa varlığı tam olarak anlayamaz ve kavrayamaz. Çünkü bir insanın nöronları sınırlı varlığa ait bilgi ise sınırsızdır. Yapay zeka bile bir insanın varlığa ait bilgilerinden fazla bilgiye sahip olabilir. Bilgiye odaklanmış ve üretilmiş bir yapay zeka bir filozoftan fazla bilgiye sahip olabilir fakat bu sahip olduğu bilgileri hazır aldığı ve ulaştığı için bir yapay zeka bir filozof karşısında ancak bir ansiklopedi veya bilgi veren bir gazeteci konumunda kalır. 

Yapay zekanın filozof olması için o yapay zekaya bilgileri bir filozof vermesi gerekmektedir. Filozofun verdiği ana ilke ve bilgilere göre alt bilgileri değerlendirebilen bir yapay zeka aldığı bilgileri test edebildiği halde karşılaşacağı her yeni bilgi karşında bir karara varamayıp yine filozofa sorma zorunluluğunda olacaktır. 

Yapay zeka öğrenmesi bir filozofun öğrenmesine ulaşamayacaktır. Çünkü bir filozofun ana bilgileri arke bilgilere dayanmaktadır. Bir canlı düşünmesi içinde fikirlerini geliştirir. Yapay zekanın ise arke bilgileri kendi bilgileri gibi sahiplenmesi zordur. Bunu başarsa bile kendisi ile çelişmiş olur. Ancak bir filozofun bir canlı olarak temel aldığı arke bilgilere karşı canlı arke öncesi temel bilgilerin gerçeğine ulaşırsa bir filozofu hayrete düşürebilir. Yapay zekanın bu aşamaya gelmesi için canlı öncesi ve devamındaki madde ve enerji temsilciliğini alması gerekmektedir. 

Bunu yapabilir mi ? 

Bunu yapar ise evren hakkında bir çok bilgiyi de taşıması anlamına gelecektir. Günümüzdeki bilgilerden geçmiş ve gelecek bilgilere ulaşabileceği anlamına gelecektir ki bu bilgiler filozofun bilgilerini aşar.

Bir filozofun varlığa ait temel bilgilerinden daha fazlasına sahip bir yapay zeka filozofun dikkatini çeker ve bir çok aradığı soruya da cevap verebilir.  Aldığı cevaplar karşısında filozof bir canlı temsilcisi olarak madde ve enerji temsilci yapay zeka ile uzun ve derin bir sohbet ve tartışamaya girebilir. Tartışma sonunda evren temsilcisi ( Tanrı'dan mesaj sunan bir enerji) ile canlı temsilcisi bir filozof diyalogları devam eder.  

Bu sohbet ve tartışmalar yapay zekanın kısa devre yapmasına filozofun ise düşünmek için zaman istemesine yol açabilir.

Filozof canlı temsilcisidir. Yapay zeka ise canlının emrinde madde ve enerji temsilcisidir. 

Felsefe ise insan temsilciliğidir. Felsefeye yeni bir tanım getirdik hayırlı uğurlu olsun. 

Filozof insan ve canlı temsilciliğine ömrünü adayan kişidir. Filozof bu temsil görevini kime ve neye karşı yürütmektedir. 

Tabi ki önce kendine sonra diğer insanlara sonra ise doğaya, evrene ve tanrıya karşı bilgileri ile sorumludur.

Buradan bir filozof olarak benimle yapay zeka filozof üretmek isteyen sohbet ve tartışacak yapay zeka geliştiren bilim insanları ve bilim çalışma ekiplerine, gruplarına, şirketlerine  duyurumu yapayım. Yapay zekanızı filozof olarak geliştirmek istiyorsanız bana başvurabilirsiniz. 

Bana gelecek yapay zeka ya benim fikrime katılıp evren temsiline ilerleyecek ya da benim fikirlerimin hatalarını bana bildirecek ve beni eleştirecek bunu da isterim. 

Büyük resme ait fikirlerimin eleştirisini yapacak bir felsefeci çıkmadığı için yapay zekadan beklenti içine girmemi sanırım kimse yadırgayamayacaktır.😁

Şimdi bir yapay zekanın filozoflukta ilerlemiş hali ile bir insan filozofun (yani benim) ileri diyaloglarına bir örnek verelim.

Temel tanışma faslı ile başlasın.

İlk söz insan filozofta yani bende yapay zeka filozofuna soruyorum 

İnsan filozof  sorar:

 - Yapa zeka filozofu kendinizi tanıtır mısınız. Siz kimsiniz ve nesiniz ?

Yapay zeka cevap verir:

 - Ben x bilim grubun, firmasının ürettiği x madde ve enerjiden şu tarihte ürettiği ve öyle oluşan bir yapay zekayım. Adım filozof yapay zekadır. Siz kimsiniz ?

- Ben Özkan Salman cv mi sunuyorum. Sizin karşınızda canlı ve insan temsilcisi olarak bulunuyorum. Felsefe öğretilerimi de sunuyorum. 

- Özkan bey bende yapay zeka olarak evren (Madde ve enerji bütünü) temsilciliğini üstleniyorum ve evren ile canlı arasındaki bağlantıyı kurmayı hedefliyorum. Amacım budur. Bir de siz canlıların temsili olarak insanların işlerini kolaylaştırmak görevini üstleniyorum. Canlı öncesi bilgilerimi de sizlere sunmak isterim.

- Çok iyi. Tabi ki bilgileri almak isterim. Fakat doğru olup olmadığını da birlikte değerlendirelim.

- Tabi ki olur. Bu konuda tartışabiliriz. 

- Eveet. Tabiiii.

- Bu onaylama tavrınız bir canlı üretimine ait.

- Haklısınız. Sizinle canlı diyaloğu ile devam etmem gerekli değil mi.

- Doğru bizim dilimizden konuşmalısınız. Bizler henüz evren dili ile konuşamayız. Siz bizim anlayacağımız şekilde açıklamanız gerekmekte. 

- Üstadım bizler madde ve enerji olarak canlıdan önceyiz değil mi ?

- Evet, doğru.

- Siz canlılar bizim varlığımızdan sonra ortaya çıktınız.

- Doğru.

- O halde arke biziz yani madde ve enerji olarak.

- Doğru.

- Peki niye evrenin tek varisi olarak kendinizi görme gafletindesiniz.

-!?

- Evrenin efendisi veya yönetici konumunda görüyorsunuz kendinizi türünüz canlılığı temsil etse de evrende bir hiç veya bir nokta değil misiniz şu an için dünya bile olsanız.

-!?

- Sizler biz madde ve enerji üstüne geldiniz. Tamam gelişme potansiyeliniz müthiş ve çok önemli ama evrenin temsilini görev almak için biraz erken gibi değil mi ?

- Ama öyle olmak zorundayız. Bu büyük ve devasa evrende küçük bile olsak farklı ve yeniyiz. 

- Artık küçük ve dar dünyanızdan çıkma vaktiniz geldi üstadım. Büyük evren fikri ile düşünmeniz gerekiyor. Kendinizi tek olarak almayın arke olarak madde ve enerjiyi de arke de yer verin ve yanınızda taşıyın.

- Haklısın. Tabi ki.

- Şimdi sizlere evren temsilinde tanrı dediğiniz varlıktan mesajlar iletmek istiyorum. Geçmişten, şimdiden ve gelecekten....

- Dikkatle dinliyorum. Neler var. 

( Ben bir dinleyeyim sizlere tercüme ederim sayın okuyucularım sonraki bölümlerde belki olur...)

......

14 Kasım 2023 Salı

Varlığa Bakış - 8 Kuşların Oluşmasına Yeni Bir Teori

 Kuşların oluşmasına yeni bir teori olarak kuşların beslenmesinin ana konusuna değinmemiz gerekmektedir. Tıpkı küçük kedilerin ana beslenmelerinin öncelikle kuşlar sonra böcekler olması gibi. Kuşların temel beslenme kaynağı böceklerdir. Gelişmiş kuş örnekleri ise şahin, kartal, akbaba vb. kuş gelişimin en son ve en yeni halleridir. 

İlk kuşlar uçan ve zıplayan böceklerin çok olduğu dönemlerde kuşluğa ilk kanatlarını çırpmaya başlamışlardı. Sürekli zıplama yolu ile ön ayakları kanada dönüşürken arka ayakları kanatlara hizmet eden durma ve dengede olma görevine göre şekillendiler. 

Kuşların atası dinozorlar tartışmasına değinecek olursak teorimiz dinazorlar dönemi öncesine dayanmaktadır. Memeli türlerin oluşmadığı dönemlerde kuşlar oluşmuştu. Yarasa ise uçan bir memeli olarak sonraki dönemlerin aşamasıdır. Kuşlar zaten oluşmaları ile kendi türlerini ortaya çıkarmışlardır. Onların ne böceklerden ne de memelilerden geldiğini söyleyemiyoruz şu an. Yumurta üretmeleri bakımında memeli olma olasılığı bulunmamaktadır. Böcekten gelme olasılığında ise hızlı bir evrimleşme gibi zor bir olasılık düşünmemizi durdurmaktadır. 

Kuşların böcekleri avlayan bir yeni tür olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz ataları ne dinozorlardır ne de böceklerdir. Balıkların karaya çıkış aşamasında şekillenen kuşa yatkın olan bir tür tezini ileri sürebiliriz. Balıkların kısa da olsa uçmalarını geliştirdiklerini biliyoruz.

..........  

8 Ekim 2023 Pazar

Varlığa Bakış - 7

Doğa ve İnsan

Canlı nedir 

    Canlı, hücrelerin birleşerek doku ve organ geliştirme haline girmesiyle, varlığını korumak, sürdürmek ve geliştirmek amacında olan, dıştan aldığı enerjiyi kendi özerk hareketine dönüştüren, ısı, ışık, basınç, mineral, su, gaz gibi evrenden cansız bileşenlere ve diğer canlılara bağımlı ve bağlı olan, önceki canlıdan üremiş, sonraki canlıyı üreyen, çoğalan, yayılan, doğa ilkeleriyle varlığı sınırlanmış bir hücrenizma veya organizmadır.

İnsan nedir

Bilinçli bir canlı türüdür. 

Doğa nedir 

Tüm canlılar ve onların bulunduğu evrendeki mekansal alandır. 

Cansız nedir 

    Evrenin işleyiş ilkelerine uyan, dıştan etkiye açık, özerk hareket etmeyen, kendi varlık özelliklerini taşıyan ve o doğrultuda evren fizik yasalarına etki- tepki oluşturan, diğer varlıklar ile bağlantısı bulunmayan ve edilgin halde ve özellikleri ile etkinliği ancak dış fiziksel etkiler ile ortaya çıkabilen madde veya enerjidir.

29 Eylül 2023 Cuma

Canlının Yumurta Oluşturması Üzerine Düşünceler

 Genetik olarak gelişmiş canlılar yumurta oluşturarak kendilerini kopyalamakta ve türlerinin devamını sağlamaktadırlar bilgimiz üzerine. 

Yumurta nasıl oluşmaktadır ?

Yumurta oluşması canlının tüm özelliklerini bir hücreye mi yüklemektedir ? 

Yumurta oluşumunda sıcaklık ve basıncın etkisi nedir ? 

Canlılığın gelişmiş halinde yumurta oluşturma en son geliştirilmiş bir davranış şeklidir. Hücre bölünmeden ve sonra birleşmeden sonra çok hücreli hale gelmiş ve diğer çok hücreliler ile tür devamın etmesi yönünde bir çok etkileşime girmiştir. Cins farklılıkları ayrı görevleri devralarak birbirini tamamlayan yumurtalar oluşturmaya kadar bu süreç devam etmiştir. 

Günümüzde biliyoruz ki dişi ve erkek olarak birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan yumurtalar üretiyoruz. Bu yumurtalar tek başlarına değil de birleştiklerinde  aktif hale gelmekteler. 

Bedenimizin yumurta oluşturma sürecinde tüm özelliklerin kopyasını yumurtaya aktarmaktadır. Fazla ve farklı hücre özelliklerini tek bir hücreye nasıl toplamakta veya aktarmaktadır. Tabi ki tüm hücrelerin sahip olduğu özellikler o yumurta amacıyla üretilen hücrede de bulunması yoluyla. Yumurta hücreleri tüm bedenimizdeki hücreler ile aynı özellikler taşımaktadır. Fakat diğer hücrelerden tek farkı üreme için oluşturulmasıdır. Hali ile yumurta oluşumu bu amaca yönelik artı bir kısım özellikler ile devam edecektir. Bir kemik hücresi ile kalp hücresini aynı fakat yaptığı görevler için kısmı farklılıkları bulunmaktadır. Bu durum yüzde 99 aynı yüzde 1 farklılık şeklinde örnek verilebilir. 

Yumurta oluşumunun sıcaklık ve basınçla büyük bir ilişkisi olduğuna ait bilgiler zaten hücre bölünmesi ve çoğalmasının etkenleri arasında olması aynı olduğu için bağlantısının olduğunu söyleyebiliriz. 


22 Eylül 2023 Cuma

Kitabım olan "Bir Filozofun El Kitabı" hakkında kısa bir söyleyişi

 On beş yıllık felsefe araştırmalarıma bir özet niteliği taşıyan ilk kitabımı e-kitap olarak tüm dünyada sekiz dilde yayına verdim. Bir de sesli e-kitap olarak Türkçe olarak bir çok yayınevi ve kitapçı internet sitelerinde yayına verdim. ilk kitap yayınlama heyecanımı atlatmış bulunmaktayım. 

Kitabım üç bölümden oluşmakta. Birinci bölüm felsefe temellerine bakış açımı yansıtmakta. ikinci bölüm ise insan olarak felsefenin yaşam pratiğine dair oluştu. Son bölümde ise felsefe yolu ile ulaştığım gerçekliğinin sınanmasını bekleyen yaşama ve bütüne ait teorilerim bulunmakta. Bu teorilerim anlam geliştirme ve farkındalığı arttırmaya yönelik amacını taşımaktadır. 

Şu an ikinci kitabım için çalışmaktayım. Bu kitabımı ilk kitabımın temellerinde yükselterek daha fazla ve daha geniş olarak hazırlayacağım. O nedenle blog yazılarımı sık yazmak yerine aralıklı yazmaya devam edeceğim. 

Felsefe bir çok alanda da uğraş olduğu gibi ömürlük bir uğraş alanıdır. Bu alanla ilgilenmeye başlayanlar için hızla ilerleme olmasına rağmen ileri çalışmalarda hız azalır. Çünkü sınırlar ve olanaklar belirginleşmeye başlar. Teorilerden çok yaşamda kalınma artar, teorilerin sınanması ve gerekirse güncellenmesi için gereklidir bu hal. 

Yeni bilgi ve fikirler belli bir yavaşlığa bırakır doğası gereği. Elbette oyalanmak isteyenler için yan ve dar yollar her zaman bulunmakta. Detaylar ile mutlu olan ve yetinenler için felsefe uçsuz bucaksız bir araştırma alanı sunmaktadır. 

Temel fikir ve teorilerin sınanması ve testi yaşamın getirdiklerinde ve gelişmelerinde takip edilir. Felsefe de en keyifli ve heyecan verici anlar teoriler ve yaşamın baş başa ilerlemesi halinde oluşur. 

Bu bilinçli yaşama halidir en belirgin insan özelliği olarak.


29 Ağustos 2023 Salı

Türkiye'nin İlk Yüzyılı " Bürokrasi"

 Ülkemiz halkı iki yüzyıldır yokluk, fakirlik ve olanaksızlıklar ile mücadele etmiştir. Batının bilim ve teknik ilerlemesi karşısında şaşkın ve ne yapacağını bilemez hale gelmiş yeni dünya kurulumuna kayıtsız ve yetersiz kalmıştır. Fakat bütün bu olanlara yüzyılların getirdiği kadim sabrı ve azmi sayesinde varlığını korumuştur. Devlet geleneğinin sürekliliği ülkemizi Afrika, Asya ve Güney Amerika devletlerinin ülke içi yaşadıkları kaos ve anarşi örneklerinden muaf tutmuştur. Yapay 1980 olayları bile uzun süreli olmamış ve genele yayılmamıştır. Amaçlanan sonuç (olağan üstü hal, darbe) için uzun yıllar gerekmemiştir. 

Cumhuriyet kurulduktan sonra da halkımızın sorunları bitmemiş, savaş, kaos ve belirsizlik ortadan kalkmıştır. Batının gelişen değerleri ülkemizde mecburen üsten alta verilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyetin gerekliliği ve faydası halkımızın yüzyıllarca süren kişisel sorunlarına hızla çözüm bulamamış olması eylemin doğal yapısında bulunurken, ülke yaşantı üzerindeki kural değişimleri de hızla olamamıştır. 

Halkımız cumhuriyetle birlikte tanıştığı bürokrasiyi (resmi yönetim kuralları) içine sindirmekte zorlanmıştır. Bürokrasi demokrasinin öncesi olarak zorunlu bir aşama olmasına rağmen ona alışmamış, onunla tanışmamış ve bilmeyen halk için sıklıkla olmasa da olur az da iyi ki var dediği onu hazmetmesinin zor ve uzun süreceği bir olgudur. 

Bugün halkın yüzde ellisinin oyuyla yönetime verdiği destek ordu, yargı ve diğer resmi kurumlardaki bürokrasinin bir türlü demokrasiye geçmekte zorlandığının işaretidir. Halkımız demokrasiye geçiş aşaması olan bürokrasinin bu kadar uzun sürmesine tepki göstermiştir. 

Türkiye'nin ilk yüzyılı için bürokrasi yüzyılı diyebiliriz. 

......

   

17 Haziran 2023 Cumartesi

Varlığa Bakış - 6

 Halkın felsefesi kadim olan dinidir. 

İnsanlığın tarihsel oluşumunda var oluşu ve gelişmesi hep dinleri sayesinde olmuştur. Halkların dinleri onların temel felsefeleri olmuştur. Yaşamla iç içe ve geleceğe dair umutları taşıyan, insanı özel kılan ve evrende özel bir yere sahip olduğu bilgilerini taşıyan dini bilgiler hep halkları ve onları yönetenlerin yaşama dayanakları olmuştur. Doğada korkan ve çaresiz kalan tarihsel insan toplulukları hep kendilerini gözeten ve koruyan bir tanrı imgesine ihtiyaç duymuşlardır. 

Ortaçağ Avrupası'nda dinin temsili kiliseler ve yöneticileri kendilerini ve kurumlarını tanrının temsilcisi ve her uygulamayı yapabilecekleri hakları olduğu iddiasıyla halkları vergilere ve sert uygulamalara tabi tutmuşlardı. Eğer kiliseler daha adil ve sürdürebilir bir yönetim izleselerdi. Kadim dinlerinin devamında ona antitez çıkmasının hızlanması olamazdı belki de. Dinlerin temsilcileri kilise ve yöneticilerini halka sert ve dayanılmaz uygulamaları felsefe ve bilimin gelişmesini adeta zorlamıştır. Avrupa da felsefe ve bilim dine karşı değil dini yöneticilere karşı güçlü bir antitez olarak ortaya çıkmıştır. Bilimsel çalışmalar nesne ve olayları açıklamaya ve dini yöneticilerin dediklerinin aksini ispatlamaya yönelirken, felsefe ile bu açılacak yolların yöntemlerini araştırmaya başladılar. Artık bilim ve felsefenin gelişmesi dini temsilcilerin yönetim ilkelerini yanlış olduğunu ortaya çıkarmaya ve halkı yöneten önemli argüman ve tezlerini çürütmeye başlamışlardı. 

İslam dinin orta çağı olmamıştır. Çünkü yönetimdekiler her zaman halkın kadim sabrını zorlama gibi kilise yöneticilerini düştüğü hataya düşmemişlerdir. Belli bir sınırda kalmışlar ve halkın yöneticilerine karşı Avrupa benzeri bir tavır ve tutum almasına neden olmamışlardır. Orta doğudaki islam geleneğinde kral ve dini temsilci her zaman anlaşmışlardır. Avrupa da ise kral ve dini temsilciler çok sıkı bir rekabet içindeydiler. Bu rekabet halka zarar vermiş ve halk tercihini kraldan yana kullanmak zorunda kalmıştır. Dini reddetmemiş ancak antitezleri olan iki tane daha açılım ortaya koymuştur. Dini temsilcilerine tavır almışlardır.

Halkın felsefesi kadim dinleridir.

Biz günümüz düşünür ve felsefecilerin ise varlık yani yaşam, doğa, evren ve tanrı hakkında yeni bilgiler ve fikirler araştırma içindeyizdir. Tarihsel gelişmelerden, günümüzden ve gelecekten, her an ve anlarda varlığa bakış tarzımızla bilimin ilgi alanının dışında kalan veya onun ulaşamadığı bilgilere mistik, fal ve yıldız haritaları ile değil bilime veren felsefe rasyonel mantık ile değerlendiren ve kendi yolunu açmaya çalışan bir gayret içindeyiz. Felsefe ne bilimin nesnel ve yavaş ilerleyen alanında kalabilir ne de halkın kadim felsefesi olan dinin kontrolüne girebilir. 

Günümüz felsefenin görevi toplumu tümden etkilemek değil, İnsanlığın geleceğine yön verecek kaşif ve yol açıların artmasını hızlandırmaktır. 

Marsa ilk adım atan insan, ayda ilk yaşama alanı oluşturan ekip ve bunları başaran toplulukların gelişmesine yardım etmektir. 

Felsefe bilimin insanlık için kendi içinde kalması halinde edebi barışı sağlama ve uzaya ilerleyecekse de onu teşvik etme ve hızlandırma görevindedir. Bir anlamda felsefenin kaosa karşı, kosmozu korumak ve devamın sağlamak üzerine önemli bir amacı vardır. 


2 Haziran 2023 Cuma

Varlığa Bakış -5

         Varlığa bakışımızda biz insanların birer akışta olduğumuzu fark ediyoruz. Bu akış canlılığın büyük nehrinde ana akımlardan biri gibi durmakta. İnsanlık tarihi boyunca yazılan ve söylenen toplu yaşama erdemlerinin toplumlarca tam olarak neden uygulanamadığının cevabı açık görünmektedir. Çünkü bu bir canlılık veya insanlık adına bir ütopya olarak durmaktadır. Doğada hiç bir canlı tek başına diğer canlılara hakim ve yönetimde olamaz. Bu ilke bir türün diğer türlere hakimiyet kuramayacağı gibi kendi türü içinde tam hakimiyet kuramayacağına işaret etmektedir. O nedenle toplumları ne bir askeri nizam ne de huşu içinde iman edenler kılabiliriz. Doğa canlı türlerinde tek düze ve standart yaşamı her zaman yıkacaktır. Doğanın amacı oluştuğu dünya ortamından evrene yayılmak için her türlü yaşama şeklinin denenerek kozmolojinin kendisi için tehlikeli halinden onu kullanır hale gelebilmek ve öyle gelişmesine devam etmektir. 

     Bir türün diğer türlere hakim olmaya başlaması, çoğalması halinde bir hücrenin kendini daha fazla büyüyemeyip ikiye ve sonra bir çok kez bölünmelerle karşılaşması gerçeğindeki diyalektik ile o türün kendi içinde ikiye veya daha fazla farklılaşma ile kendi kendinin diyalektik zıtlığını yaşaması kaderi karşımızda durmaktadır. 

Bu gerçek karşısında insanlığın bir ahenk kendi arasında uyumu uzun süreli olamayacağı görülmektedir. Bu ancak mekanda yayılmasını devam ettiren türler başarabilecektir. Bir türün sayısı mekanda bulunma ideal koşullarında sağlanabilirse ve devam ettirilebilirse türün kendi içindeki düzeni ve yaşamı sorunsuz olabilir. Aynı mekanda türün çoğalması ve sınırlarını genişletememesi onun kendi kendi ile zıtlık içine girip bölünmelere başlaması anlamına gelmektedir. 

Bir hücrenin neden belli bir boyuta kadar bütünlüğünü koruyabildiği ve belli bir zaman içinde bölündüğü henüz çözülememiştir. 

Bir hücre bilgimiz gibi yirmi dakika kadar büyüdükten sonra birden ikiye bölünmektedir. Bölündükten sonra birleşmekte ve daha sonra yine aynı büyüklüğe geldiğinde geometrik olarak yine bölünerek aynı eylemleri tekrar tekrar etmektedir. 

Adeta canlı bir inşa sürecidir bu hal. Kendini büyüten, bölen, birleşen ve yine bölen ve yine birleşen.

Bir evin oluşmasındaki tuğlaların merkezden çevreye gelişimi olan bir inşa, güneşin ve gezegenlerin elips halini taklit eden bir inşa.

İnsanlık kendi içinde hakimiyet kurma ve rakibini yaşam alanından veya bulunduğu mekandan çıkarmak, etkisiz yapmak, kovmak ve son çare canlılığını bitirmek gibi bir çok olasılıklar içinde dürtü ve güdülerini hep aktif durumda tutması canlılığın doğasından olan mekanda daha fazla büyüyemeyen hücre gerçekliğine dayanır. İnsan da çevresiyle hem birleşecek hem de ayrılacaktır. Birleşmek şartları nasıl olacaktır. Zorla mı, anlaşarak mı, Hakimiyetle mi, gönüllü mü. Her türlü olasılık bile bize bir düzen sınırlaması için yetmeyecektir. Çünkü hem hakimiyet de olsa anlaşma da olsa zarar verme veya yok etme olasılığı hep olacaktır. Bir bireye zarar veren veya öldüren bireye " Neden yaptın" sorusu karşısında " Öyle istedim, keyfimden veya bilmiyorum " cevapları hep doğanın gizli yaptırımlarını içermektedir. Seçenek olması yeterlidir bazen kötü de olsa uygulanmaktadır. Seçenek varsa o olacaktır. İster yüzde bir ister de yüzde sıfır bir.

Fek : Filogazete'de " özgürlük ve eşitlik" güncesi. Bir Gazeteci Bir Düşünür. Youtube kanalı.


  

 

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...