16 Şubat 2024 Cuma

Dut Fidanı ile Ot'un Gerçek Hikayesi

 "Bu gerçek hikaye bitkilerin zekası olduğuna dair ipucu vermektedir ve yapılacak yeni bir çok bilimsel deney ile kanıtlanması olasıdır." 

Bahçede gezerken bir dut fidanı gözüme ilişti, bonsai sanatına ilgi duymam nedeniyle bu küçük dut fidanını almış ve saksıya yeni yuvasına yerleştirmiştim. Dut fidanın üç yaprak vardı ve bu yapraklar gün geçtikçe sararmaya başladığında üzülmüştüm. Dut fidanın pes ettiğini düşünürken bir kaç gün sonra yeni bir yaprak filizlenmesi onun yeni ortamına alıştığını ve büyümeye devam edeceği mesajını verdiğini anladım veya ben öyle yorumladım. Ama gerçek onun yaşamaya devam edeceği idi. Yapraklarını feda etmesi ve yeni yaprak çıkarması biz insan düşüncesinde bir çok anlamlara da gelebilmekte idi. Bir sanatçı ve edebiyatçı bu anlamları çoğaltabilirdi. 

İki hafta sonra dut fidanın yanında bir ot yeşerdi. Dut fidanına bir arkadaş geldi dedim içimden. Her geçen gün hızla büyüyor ve dut fidanın boyuna yetişmeye başladı. Aralarında rekabet edecekleri gerçeği karşısında dikkatle izliyordum. Neler olacaktı. Bir maç, bir dizi izler gibiydim. Merakla, az sonra, arkası yarın, sonraki bölüm gibi takip ediyordum. 

Sonraki haftalarda birden beklediğim rekabet şekilleri görülmeye başlamıştı. Bizim ot büyümüş dut fidanın tek yaprağını kapatmıştı beş yaprağının birisi ile. Çok net ve bariz bir biçimde bu görülüyordu. Dut fidanı bu anın geleceğini bildiği için ufak bir yaprak daha filizlemişti, fakat o da çok ufaktı ve ot onun kapatma planları yapıyor görünüyordu. 

Ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Bu rekabetin kötü devamını seyredemezdim fakat dut fidanın yanında çıkmış tek otu da sökmek istemiyordum. Otun pencereye yönelmiş ve dut yaprağını kaplamış olan yaprağı dahil diğer dört yaprağını ters tarafa yönettim. İki bitki arasındaki kavgayı ayırmış gibi davranmıştım. Ota böyle yapmamasını, dut fidanının yapraklarını rahat bırakmasını yaptığım yeni eylemle göstermiştim. Sonunun nasıl olacağını tahmin etmemiştim. Sadece dutu korumak amacıyla böyle bir eyleme girmiştim. Otun nasıl tepki vereceğini düşündüğümden değil. Başka bir insanın bu durumda otu koparacağını ve çöpe atacağını da biliyordum. Otlar artık evrimsel olarak tarlada iken çok büyümeden koparıldıklarını bilebiliyor olabilirler miydi ? Bunu da düşünmemiştim. Fakat sonraki olaylar benim bu soruyu düşünmeme ve ortaya atmama neden olmuştu. 

Otu dut yaprağından ayırarak güneşin geldiği pencereden tam ters yönde yerleştirmemin ardından bir hafta içinde ne göreyim. Ot bana olağan üstü bir mesaj gönderdi yaptığı eylem ile. Bu hareketi onun zekaya sahip olduğunun işareti idi. Şöyle oldu.

Ot güneşe ve pencereye yönelirken her yöne bakmakta olan yapraklarından üç tanesini tekrar güneşin geliş ve pencere yönüne çevirdi. Bir yaprağını geride bırakmıştı. Ufak bir de yaprağı yukarı doğru bakıyordu. Güneşin geldiği ve pencere yönüne ilerleyen üç yaprağının hiç birisi duta ve yaprağına değmiyordu. 

Ot zekası ile ona uyguladığım, onun hareketini engellememin amacı ve nedeni anlamış benim ve dut fidanın kabul edebileceği bir tarzda eyleme geçmiş, göstermişti. Bu hareketi ile benim olaylara bakışımı eylemim sonucunda anlamış ve hemen bu doğrultuda eyleme geçmişti. Çok şaşırdım. Bu olayı görünce hayretler içinde kaldım. Bir ot beni algılıyor ve benim tutumuma değer veriyor. Onu uyarmamı dikkate alması gerektiğini yoksa tarlalardaki yabani otların temizlenmesi gibi kendisine de aynı eylemin yapılmasından korkarak benim ve dutun kabul edebileceği en uygun eylemi seçiyordu. 

Dut fidanı ve Ot


Otun bu hareketine çok sevinmiş ve etkilenmiştim. Ona bu hareketine karşılık bir cevap vermem gerekiyordu. Ve onun bu hareketine karşılık başka bir küçük saksıda ona yer ayırdım. Yeni yerini sevip sevmeyeceğini ve neler yapacağını merakla izlemeye başladım. 


 


   

İnsanı ve İnsan kavramını yeniden tanımaya çalışmak ve tanımlamak.

 Önceki ve alışagelmiş insan tanımlarımda hareketli ve bedenlenmiş canlılar üzerinden yani hayvanlar üzerinden insan tanımlaması yapılmıştı. 

Günümüzde artık hareketli ve bedenlenmesini tamamlanmış canlı türü olarak sadece insan ve bitki türleri ile bedenlenmesini tamamlamamış fakat hareketli canlılar olarak mikrobiyoloji canlı türü de bulunmaktadır. 

Bu üç canlı türü içindeki insanın tanımını doğa aynası yani bu üç tür üzerinden tanımlamamız önceki tanımlamalardan yeni bir tanımlamaya doğru ilerlememizi sağlayabilir. 

İnsan Nedir ?

İnsan bedenlenmesini tamamlamış hareketli canlıdır. 

Bu tanıma göre mikrobiyolojik canlılara hareketlidir fakat bedenlenmelerini henüz tamamlamamış durumdadırlar. Mikrobiyolojik canlılar hücre sonrası aşamada doğanın bedenlenmiş canlı üretme temelinde bulunmaktadır. Milyonlarca mikrobiyoloji canlının uygun şartlar ve olanaklar edindiği taktirde bedensel olarak gelişecek ve evrimsel bir büyüme çizgisine gireceklerdir. Fakat bu süre evrimsel olarak çok uzun olduğu için bu türün gelişmesini insan ve bitki engellemektedir günümüzde, böyle yapmak da zorundayız. Bitki ve insan olarak onların bedenlenmesi demek bitki ve insan varlığının bir tehditle ve rakiple karşılaşması anlamına gelmektir. 

Bitkiler ise bedenlenmesini tamamlamış ancak insan gibi hareketli değillerdir. Bitkiler kozmolojiye tutunmaktadırlar ve kozmolojiden besinlerini almaktadırlar. Bu durumda sanki bitkiler uzaylı gibi görünmektedirler. Canlı ama insan ve mikrobiyolojik canlılara benzemeyen yeni bir özellik kazanmışlar besinlerini canlıdan kozmolojik unsurlara yöneltmişlerdir. 

İnsan mikrobiyolojik canlı gibi hareketli fakat bedenlenmiş, bitki gibi bedenlenmiş fakat hareketli olması yönünden ondan ayrılan bir yetisi bulunmaktadır.

Bedenlenmesini tamamlamış hareketli tüm canlılar insanın altında, onun kontrolünde ve egemenliği altında kalmaktadır. O nedenle insan dışındaki yeryüzündeki bedenlenmiş hareketli canlıları insandan ayrı olarak değerlendiremiyoruz.

İnsanın tanımlamaya onu araştırmaya devam edeceğiz. 

12 Şubat 2024 Pazartesi

Felsefenin Yeni Yol Haritaları " 2. Felsefenin İnsanın zihin-beden dengesini korumasında kendine düşen görevleri üstlenmesi "

 

Gündem ve iletkenlik hakkında kısa konuşmalarım

İlkeler : İnsanın bilgi seviyesinin ilerlemesine rağmen kendine ait bilgileri geri planda bırakması, insan ve yaşamı için çelişiktir. Bu çelişki giderilmelidir. Çağımız bilim ve teknolojinin bilgisi ve araştırmalarının günlük yaşamın çok üstünde olması ile insanın yaşam ve bilgisi arasındaki bağlantının kopmak üzere olduğunu göstermektedir. Dolayısı ile uzay çalışmaları yapılır iken günlük yaşama dalmış insanın uzaya açılma fikri ve eylemine düşünsel ve fikirsel olarak hazırlanması, bu yeni olgulara dikkati çekilmesi gerekmektedir. Bilim ve matematiğin insan zihnine yakınlığının kaybolması, bir insandaki zihin beden birliğinin bozulması örneğine uyması nedeniyle, doğanın çoğalmış türlerin antitezi çıkmaz ise o tür kendi antitezini kendinde yaratır ilkesine dayanarak, çağımızdaki bilginin ve zihnin bedenden uzaklaşması ile gelecek riskleri oluşturma olasılığı artmaktadır. Uzay yarışındaki rekabetin küresel bir savaşa değil, küresel barışa hizmet yoluna girmesine felsefi olarak çalışmak ve bu konularda düşünce ve fikir geliştirmek gerekmektedir. Böylelikle felsefenin geri kalmış veya bırakılmış halinden yukarıda değinilmiş olan oluşabilecek insanlık büyük krizlerini engellenme çalışmaları ile gelişmesi sağlanabilecektir.

Geçen yüzyılda bilim ve matematik felsefeyi bırakarak ilerlemiş ve şu an tıkandığı kuantum fiziği ve uzay çalışmalarında patinaj yapmaktadır. İnsan gelişimin dört unsurundan sadece iki tekerleği ile ilerleyen bilim ve matematik dört tekerleği ile yürümesi gereken bir yolun başına gelmiş kara kara düşünmektedir. Bilim ve matematik kozmolojinin ipi ile yol almış ve ipin ucu onları çözemeyecekleri bir aşamaya getirmiştir. Canlılık ipini bırakmış olmanın sonuçlarını yaşamaktadırlar. Uzay boşluğunda, ayda ve marsta yalnız başlarına kalakalmış ve nasıl yapacağız diye saçlarını başlarını kaşıyarak düşünmektedirler. Çözüm bulamazlar ise ve bu süreç uzarsa "Çözümsüzlük insanı veya canlıyı ilkele (şiddete) dönmeye, yönelmeye zorlar" deyişindeki gibi rekabet edenler arasında kavga riski oluşur. Bu durum aslında bir insandaki zihin ve beden birlikteliğin bozulma riskine benzer. Düşüncesi uzayda bedeni dünyada olan insan arada kalmanın büyük gerginliğine daha fazla dayanamayıp zihin ve beden birlikteliğini sağlamak için tüm yaptıklarını sıfırlama ve öze dönüş gibi yanlış bir eyleme dönebilir. İnsan arada bir canlıdır, tümel ile tikelin arasında gerginliktedir. Bu fikir Akademisyen Betül Çötüksöken'e aittir ve doğrudur. İnsanın çağımızda en büyük gerginliği uzaydaki düşüncesi ile dünyadaki bedeni arasında olacağı görülmektedir. Felsefenin bu açığı fark ederek insanın bu zihin beden uzaklaşmasının birleştirilmesine yardım etmesi gerekmektedir. 

Felsefenin ikinci yol haritası uzay çağına giriş için insanın hazırlanmasına ve bu sürece zihinsel olarak katılmasına yardım etmektir. Bunu sağlamanın en önemli adımları insanı tanımlamak ve insanın kendisini bilmesine yardım etmek için felsefi olarak çalışmaktır. İnsan tanımlandığında kendini bilecek ve kendisinden kopmuş olan uzaya açılma hedefleriyle birleşecek bir zihin ve beden bütünlüğüne doğru ilerleyecektir. Ekonomi temsilcileri ile ülke yönetim temsilcileri arasındaki uzaya çıkan rekabetin küresel yeni krize evrilmesini engelleme çalışmalarına katılacak ve etkili olabileceklerdir. Toplumlardaki sağduyuya sahip uzmanların ve aydınların bu konuda yapacakları çok işler bulunmaktadır. 

Sonuç:

Bireyler, gruplar ve kitlelerdeki bilginin zihinden uzaklaşması ve yaşama dalınması ilgisizliğinde gerçekleşmekte olan ve devam eden üst rekabete olumlu etkilerde bulunma olasılığı zayıflamakta ve tarihin kısır döngüsüne boyun eğilmesine doğru ilerleme riskleri artmaya devam etmektedir. 

Bu aşamada felsefe, sanat ve edebiyata büyük bir görev düşmektedir. En kısa süreden bilim ve matematik ile olan açığın kapatılması ve iki tekerlekle ilerler iken dört tekerlekli yola gelen ve duran bilim ve matematiğin yardımına giderken insan ve kavramını da oraya götürmesi gerekmektedir. 

İşimiz zor, zaman ise gittikçe krize doğru azalmaktadır, geri sayımdadır. Felsefe, sanat ve edebiyat yardım ekibi ambulans ile acil olarak ilerlemelidir. Uzayda ve kuantumda takılmış bilim ve matematik başta olmak üzere onları yöneten ekonomi ve ülke yönetimleri de tıkanmış ne yapacaklarını bilmemekte ve kendilerini seçecek halka kulak kabartmakta ve gözlerini dikmekte, sinyal beklemektedirler. Kamuoyunun tercihlerini araştırmaktadırlar. Kamuoyunun tercihini savaştan yana değil barıştan yana kullanması en doğru seçim olacaktır. Morali bozuk, düşüncesi uzayda bedeni dünyada olan toplum temel ihtiyaçlarını karşılama zorluğunun neden oluştuğu üzerine yoğunlaşmakta ve çözümsüzlük algısı içinde oluşabilecek tarihsel kısır döngülere razı olma riskine ilerlemektedir. Tarihi sıfırlama riskine boyun eğme yoluna onay verme olasılığı artmaktadır. 

Felsefe insanın yeni fikir ve sistem üretme yolu sürece katılması, sanat ve edebiyatın bu süreci tüm hızıyla kendince konu edinmesi ve bu konuyu gündeme taşıması, işlemesi gerekmektedir.

Çözüm olasılıkları :

Yolumuz hem zor hem kısadır. Rotamız bilim ve matemetiğin ilerler iken geride bıraktığı bilgilerin izini takip etmektir. O bilgi yollarından ilerleyemedikleri ve durdukları yol ayrımına varacak ve onlarla birleşerek insanın yoluna, geleceğine sorunsuz devam etmesini sağlayacaktır. Ekonomi ve yönetimi barıştırma amacıyla önlemler alacaktır. Toplumlar geleceğe dair önlerini görecek, zihin-beden bütünlüğünde hakem olarak bu rekabeti rayına oturtmak için gayret edecektir. Seçimlerini doğru ve yerinde kullanabileceklerdir.


11 Şubat 2024 Pazar

Felsefenin Yeni Yol Haritaları "1. İnsana Doğa Aynasından Bakmak"

                                                                                      İnsan ve doğa kavramları hakkındaki kısa konuşmalarım
                                                       

İlkeler : Biz insan, insanlık olarak kimiz, neyiz ? Bu sorunun cevaplarını felsefe olarak bir ayna oluşturup kendimize bakmamız gerekmektedir. Bu ayna nasıl bir şey olmalı. Bu ayna gerçek ne ise onu düz ve olduğu gibi yansıtmalı, gelen ışığı, görüntüleri eğimli olmadan, gözün yanılmasına neden olmadan görmemizi sağlamalıdır. İnsanın aynası, onu en iyi ve doğru biçimde gösterebilecek olan aynası, doğadır. İnsanın ne olduğunu anlamak, kendi içindeki durumu ve kendi hakkında bildiği bilgiler yanında doğa aynasında kendi dışında fakat bağlantısı olan bu doğa aynasında nasıl göründüğü bilgisi ile tamamlanacaktır.

İnsan Nedir ? 

İnsanı klasik tüm tanımlamalardan farklı olarak doğa aynasından tanımlama ve görmeye çalışacağım bu felsefe yazılarımda. Dolayısı ile insana doğa ve içindeki insanla birlikte olan diğer canlılar yönünden de bakmaya çalışacağım. Düşünür olarak doğadaki canlıları üç öz ve bir ilinek olarak ele almaktayım. Doğa aynasını oluşturmuş bulunuyorum. İnsanı kendisi dışında diğer iki öz ve bir ilinek açısından anlamaya ve anlatmaya çalışacağım. Zor ve uzun bir çalışma olacağa benzemekle beraber insana insan dışında bakmayı denememiz gerekmektedir. İnsanın bu zamana kadar ki kendisinin tanımlaması kendine göre idi. Çağımızda artık bilimin ve felsefenin ışığında ortaya çıkarılmış bilgiler ile doğa aynasından bakmamız gerekmektedir.

İnsan öncelikle bir canlıdır. Doğa içindeki diğer canlılar ile birlikte yaşamaktadır. Doğadaki diğer canlılara bağımlıdır ve bağlantılıdır doğal olarak. Doğanın değişmez bir ilkesi olan " Canlılar birlikte var olabilirler."

İnsanı doğa aynasından bakma çalışmaları bizlere, insanlığa bir çok yeni bilgiler verecek ve kendimizi tanımamıza yardım edecektir.

Bir bebek ayna ile karşılana kadar kendisini annenin bir parçası olarak varsayar, savından insan kendisini doğa aynasına bakana kadar kendisini kendisinin parçası olduğu ve haliyle kendi başına bir bütün ve tek başına bir öz olarak var olduğu varsayımındadır. Doğaya baktığımızda insanın tek öz olmadığını ve diğer iki öz ve bir ilinek ile var olduğunu ve onlarla doğayı paylaştığını görmekteyiz. Tarihsel olarak insanın doğanın biricik ve tek canlısı dönemi  olan insaninizm döneminden doğaya bakışındaki gördüğü diğer canlıların da var olduğunu en az kendisi gibi doğa içinde varlıklarını koruduklarını görmekteyiz. İnsan başlığına kısa bir giriş yaptıktan sonra doğa kavramına doğru ilerleyelim. 

Doğa Nedir ?

Felsefemize göre doğa tüm canlılar ve onların yaşadıkları kozmolojideki yerdir. Dünyamız bu tanımımıza uymaktadır. Dünya kozmolojideki veya evrendeki fiziksel haliyle canlıları kendinde barındırmaktadır. Evrende şu an bilgimizle sadece dünyada doğa bulunmaktadır. Evrende başka yerlerde canlı olmasına dair yüksek olasılıklı tahminler sadece birer tahmin olarak bulunmaktadır. Tahminler, olasılıklar gerçekleşene kadar şu an yaşanan gerçekler vardır ve en kolay kabullenecek bilgi şu anki gerçek bilgidir. Geleceğe dair tüm tahminler veya evrene ait tüm tahminler bugünü anlamamıza engel teşkil etmemesi için onları hak ettikleri yere tahminlere bırakmamız gerekmektedir. Marsta canlı arama planları oraya gitme nedeni açısından gereklidir. Fakat bu bilgi doğru değildir. Uzaya çıkmamız gereklidir. Fakat çıkmamız gerektiği için gereklidir, orada canlı bulma umudu bu gerekçenin ancak içinde yer alan bir tahmindir. 

Doğa içeriğinde iki önemli özelliği barındırır.

1. Canlı

2. Kozmoloji 

Kozmoloji ikiye ayrılır.

1. Elementler

2. Enerjiler

3. Termodinamik yasalar

Canlı olarak üç tür bulunmaktadır. 

1. Mikrobiyoloji Canlılar

2. Bitkiler

3. İnsan 

Bu tabloda insana bakışımız bitki ve mikrobiyoloji canlılar açısından bakacağız. Şimdilik doğa aynamız bitkiler ve mikrobiyolojik canlılar olacak. 

Bu yazı dizisi devam edecek.

4 Şubat 2024 Pazar

Türkiye'nin Yüz Yılı -2


 

İlkeler : Toplumların yaşam süreçlerinde bireylerin psikolojisine benzer fakat miktarca çok ve yoğun olan, uzun zamana dayalı bilinç (günlük şimdiki, yakın ve geniş zaman yaşantısı), bilinçaltı (Geçmişten gelen, gelenek, görenek, adet, ritüel, ailesel, ırksal ve inançlar, milliyetçilikler toplamı), bilinçüstü (Küresel toplumların tümü, insanlık olgusu, tür bilinci) özellikleri bulunmaktadır. 

Türkiye'nin Yüz yılı

Ülkemizin ilk yıllarından başlayan devletimiz ulusal planı seküler, modern, çağdaş bir ülke olmak, ABD, AB, Rusya olmak üzere diğer dünya ülkeleri ile dengeli dış siyasetini yürütmek amacıyla gelişmesini hızlandırmak ve kendi içinde bulunduğu yeni ve eksik durum ile gelişmiş ülkelere karşı geri kalmışlığını kapatmaktı. 

Bu nedenle modern zamanların gerektirdiği gibi din ve imparatorluk olgularını baskı altına alarak bilinç altına atmak zorunda kaldı. 

Günümüze gelene kadar ki süreçlerde dış ülkelerin gizli ve açık baskılarını karşılamaya, onların olumsuz olabilecek planlarını en az zararla atlatmaya çalıştı. Dengeli siyaseti ile ne bir Japonya gibi hızla gelişme hamlesine girebildi, ne de Afrika ve Güney Amerika ülkeleri gibi sürekli bir karmaşa ve karışıklığın içinde kaldı. 

Son yirmi yılına gelene kadar toplumsal bilinci oluşturmaya ve üst bilincini arttırmaya çalıştı. Fakat bu bilinçte ilerleme aşamalarında iken bilinç altı devreye girdi. Çünkü küresel bilinçüstü istikrarsızlaşmaya ve yeni bir değişime doğru ilerledi. Ülkemiz bu bilinçüstüne tepki olarak bilinçaltına başvurdu. O da cumhuriyet öncesi ülkemizin tecrübeli olduğu yönetimsel ve inançları idi. Ülkemiz, küresel olarak bilinçüstünün karışması karşısında eski bilinçaltındaki baskılanan özelliklerini öne çıkarma ihtiyacı içine girdi. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze baskı ve engelleme ile bilinçaltına atılan özellikleri küresel krizler ve istikrarsızlıklar ile ilk başvurulan bir savunma mekanizması olarak refleksel olarak ortaya çıktını söyleyebiliriz. 

Sonuç : Bireylerin ve toplumların bilinçaltına başvurma ihtiyacı ortamdaki ve küresel krizler nedeniyledir. Ortamdaki sorunlar azaldığında ve küresel istikrarsızlık sonra ermeye başladığında birey ve toplum tekrar bilinç aşamasına dönecek ve bilinçüstü ile bağlantısını ilerletmeye çalışacaktır.    

1 Şubat 2024 Perşembe

Gündemi Felsefi Olarak Yorumlamak - 6

 Gündemdeki Küresel Krizlerin Nedenleri Üzerine

İlkeler : Uluslararası borçlar ve alacaklar üzerine uzun vadeli olarak tarafların haliyle tüm toplumların mağdur edilmeyeceği anlaşmalar yapılmalıdır. Yapılamıyor ise sakin olup beklenmeli sorunun çözümü için yeni kriz planları yapmaktan kaçınılmalıdır. Krizler büyümeden ve oluşturulmadan yeni kurumlar ve sistemleri yenileyecek yöntemler üzerine çalışılmalıdır. 

Alacaklı ve borçlu ülkeler arasındaki gerginlik büyümemelidir. Bankaların borçlu olan müşterilerine uyguladıkları yöntemler ülkeler arası uygulanamaz. Borçlu olan ülkeler saldırmamalı, telaşa kapılmamalı, sakin durmalı ve  alacaklıların önerdikleri insani ve küresel toplum yararına olacak tekliflerini değerlendirmelidirler. 

Küresel krizin başlangıcı ve büyüme aşamaları

Geçen yüzyılda serbest piyasa sektörü batı ülkelerindeki yerlerinden tüm küresel olarak uluslararasına yayılmasıyla bu süreç başlamıştır. İlk zamanlar bu firmaların planları yönetim olarak batıya bağlı kalmak ve ticaret süreçlerini küresel her noktada geliştirmek üzerine idi. Fakat zaman ilerledikçe batı firmaların merkezi olarak görevini yapmakta zorlandı ve firmaların istediği şekilde sürdüremedi. Bu gelişmeler ile firmalar yeni merkezsiz devam etme çalışmasına adım adım ilerlediler. Batı bu durumu görünce onlara ve bulundukları ülkelere yaptırımlar yapmaya başladı. İşte başından beri tırmanan gerginlik günümüzde görünür hale gelmiştir. Bu bilgiler her ekonomistçe ve uluslararası ilişkiler uzmanlarında bilinmektedir. (Konuyu bilen uzmanlar konuya yeni çözüm olasılıkları üzerine düşünerek vakit ayırmalıdırlar. Olanları sadece izlemek, dizi film izlemek gibi değil.) En son 2001 de başlayan olaylar eski merkez olarak kabul edilenin artık tümden reddedilmesinin işareti olarak sivillerin ölümüne neden oldu. Dünya ticaret merkezi artık yok mesajı verilmişti. Bu kötü şekilde verilen mesaj karşısında batı tüm merkezden kopmuş firmalara ve bulundukları ülkelere fiziksel yaptırımlara başladı. Ve bitcoinin ortaya çıkışı ile batının yönettiği para ve kart sistemine karşı merkeziyetsiz para ve kart sistemini getirdi. Batı artık 2008 yılındaki başlayan süreçte kendisi ve küresel borç-alacak dengesini yitirmeye başladı ve hala gerilemektedir. Ukrayna ise alacaklara karşı el konulmak üzere kriz içinde. Başka bir alacaklı ise alacaklarının karşılığı olarak yüzyıllık planlarının düğmesine bastı. Post-truth kavramı bu küresel alacak-borçlu dengesinin bozulduğuna ve gelişecek küresel gergin olayların mantığa aykırı olarak devam edeceği üzerinedir. Fakat şu an yaşananlar bu kavramdan daha fazla olgu içermekte ve bu deyim günümüzdeki kriz ve sorunların tümünü kapsayamamaktadır.

Sonuç : Alacak ve borçlu ülkeler sivil halklar başta olmak üzere ülke yönetimlerini mağdur etmeyecek şekilde ortak akılda dengeli, adil bir gelecek planı yapmalıdırlar. Savaşlar ve yeni kriz arayışında olanlar ve başlatanlar bataklıkta beline kadar batmış ve debelenerek kendisine zarar verme haline dönüşmeleri olasılığını arttıracak görünümündedirler. O durumda tek kurtulma olasılığı sakin kalmak, beklemek ve güvenli uzatılacak  halatlar veya dallar karşılığında her kesimce adil olabilecek anlaşmalara hazır olup barış sürecini sürdürme ilkesi temeliyle planlar yapmaktır.

27 Ocak 2024 Cumartesi

Bir düşünürün felsefe söylevi ve kendisini tanıtımı.


Sayın okuyucularım felsefeye ait tüm fikirlerimi sadece bu blog da değil tüm sosyal medyada sunmak amacıyla karar aldım ve uygulamaktayım. Bu yayında kendimi ve felsefeye olan ilgimi tanıtmaktayım.

22 Ocak 2024 Pazartesi

Gündemi Felsefi Olarak Yorumlamak - 5

                                                                Şarkı sözü yazarı Yusuf Aydın (Dertlises) ile sohbet anları                                                                                                                   
 Savaşın Gölgesinde

İlkeler : Felsefe gündemle birliktedir. 

Felsefeci ile Filozofu birbirinden ayıran farklardan birisi de gündeme ait gündemi değerlendirebilme özelliğidir. 

Felsefeci gündeme ait fikri olsa da sunmamayı seçer ve ilgi alanında çalışmalarına devam eder. 

Filozoflar ise gündeme ait fikirlerini söyler ve yazar. 

Fikrini sunmak istemeyen filozoflar ise baykuşun uçma vaktini bahane edebilirler. 

Bu Taraftan Görünenler

Küresel kartlar tekrar dağıtılmak isteniyor belli ülkelerce. Serbest piyasa ekonomisindeki belli aralıklardaki gelen kriz kendisini hissettirmekte. Geçen yüzyılda elde edilen avantajlarının bitişini fark eden ABD ve Rusya, Ukrayna ve Gazze krizleri ile harekete geçtiler. Çin ise olanları takip ediyor ve medya ve gündem dışı hareket etmek istiyor. AB ise endişeli ve tüm oluşabilecek yakın gelecekteki olayları tahmin etmeye çalışıyor. 

Felsefe habercilik olmamasına rağmen günün, zamanın, çağın resmini çizmekle de görevlidir. Bu görünen tablodaki gerçek ve doğrular ışığında önemli fikirleri ortaya çıkarabilir. Filozof her şeyi bilemediği gibi gündemin konuları hakkında eksik ve yanlış bilgileri de olabilir. 

Gündemin görünen ve görünmeyen, geçmişten gelen ve geleceğe etkisi olan unsurlarını kendi felsefesine göre değerlendirmesi için filozofun önce gündemden aldığı bilgileri toplama ve onları değerlendirmesi gerekmektedir. Eksik bilgi tamamlanır, yanlış bilgiler yerlerini doğrulara bırakır ilerleyen süreçte. 

Bu taraftan görünenler filozofun görebildikleridir. Filozofun gördüklerini haberleri takip eden herkes de görmektedir. Fark nedir peki ? Fark konuyu derinlemesine düşünmek için vakit ayırmaktadır. Bir de gündemdeki gelişen olayların öncesini zaten filozof tasniflemiş ve derin hafızasına yerleştirmiştir. Gelişen önemli olayların ilk şaşkınlığı bir filozof için bir gün veya bir hafta sürer. Gündemin aynı konularda devam etmesi ve uzmanların medyada verdiği bilgiler filozofun fikirlerini daha da netleştirir. 

ABD'nin dış borçlarının devasa boyutta olduğunu biliyoruz. Başta Çin'e sonra Ortadoğu'daki ülkelere hem borç miktarı hem de onların kendi ülkesindeki yatırımlarının miktarı bilinmekte. 

Rusya bu durumu bildiği için Ukrayna krizini başlatmada bir sakınca görmedi. ABD ise Gazze krizi ile düğmeye bastı. ABD küresel kartları tekrar dağıtmak istiyor. Rusya da bunu gördü ve o önce harekete geçti. 

Şimdi Ne olacak ?

Gündemde oluşan olaylar gerginliğin artacağını endişesini veriyor. Veya bu yaratılıyor.

ABD özgürlük ve demokrasi merkezi bir ülke olmasını geçen yüzyıldaki savaşların tarafı ve başlatanı olmamasıydı. Avrupa'nın yüzyıl savaşlarına dönüş yapma hatasıyla tüm servetini ABD'ye transfer etmişti savaşlar sonunda. Rusya'da kendisine saldırılması hatasını değerlendirdi ve Avrupa içlerine doğru ilerlemişti. 

Sermayenin vatanı olmaz

Rusya merkezi yönetimle ancak 1990 yıllarına kadar dayanabildi edindiği avantajlarına rağmen. ABD günümüze kadar tüm küresel servetlerin buluştuğu bir yer haline gelmişti. Serbest piyasa merkezini İngiltere'den almıştı. İngiltere ise yüzyıllarca edindiği avantajlarında gerilemeye girmiş, ABD ortaklığını devam ettirme amacıyla AB'den ayrılmıştı. Bu hareketi bir bakıma ikinci dünya savaşındaki ABD yardımının vefa borcunu öder gibiydi.

Çin iki uçta bulunan ABD ve Rusya arasında olmayı tercih etti. Karma ekonomi şeklinde. Bunda en önemli etki yeryüzünde vatanı olmayan sermayenin Çin'e girmek için harekete geçmesi idi. ABD ve AB deki vergi ve maliyet oranlarından kaçan sermaye Çin'in düşük vergi ve çalışan ücretlerine gitmişti. Çin de kabul etti. Çin halkı sakin, sabır ve çalışkanlığı ile bu sürece katıldı. Ve günümüzdeki sermayenin merkezi oldular. Sermaye ABD ve AB den Çin'e gitmişti. Sermaye Çin'e borçlarının önemli kısmını ABD üzerinden onun aracılığı ödüyordu. ABD'nin Çin'e borcu böylece birikti. Çin ABD den borçlarının almakta acele etmiyor ABD ise ödemekte acele etmiyordu. Çin bu süre zarfında borçlarını alma şekli olarak ABD şirketleriyle ortaklık kuruyor veya şirket satın alıyordu. Arap ülkeleri de öyle ABD den alacaklarını tahsil etmiyor onun karşılığı olarak yatırım ve ortaklık devir alıyorlardı.

ABD serbest piyasa merkezini kaybetmeye başladı. Sermaye küresel olarak tüm dünya ülkelerine yayıldı. ABD iyi durumda olmasına rağmen küresel gelişmeler ülkeler arası dengeleri birbirine yaklaştırma kaderine karşı eski durumunu kaybetmesine neden olmasını kabullenemiyor olabilir. Çok kutuplu dünya görüşünü kabullenmekte zorlanıyor gibi görünmekte.

Sonuç : Küresel savaş gerginliği geçen yüzyıldan kalan bir insanlık endişesidir. Bu endişenin kaybolması için yüzyıllarca barışın olması gerekmektedir toplumlarca. Böyle olması gerekirken daha ateşi sönmemiş önceki yüzyıl savaşlarını hatırlatan gelişmeler birey ve toplumları endişelendirmektedir. Günlük yaşantısındaki bireyler ikili düşünmeye zorlanmaktalar adeta. Kendi yaşamlarımız ve savaş riski şeklinde. Kararlarımızı da bu iki olgu üzerinde değerlendirmeye zorlanıyoruz.

Savaşların gölgesinde yaşamaya zorlanmaktayız.

19 Ocak 2024 Cuma

Bilinç İnşası - 5 ( Şimdiki Zamanın Genişliği )



 İlkeler : Şimdiki zaman, saniyelerin, dakikaların, saatlerin geçme süresiden daha fazlasını taşır içinde. Bir zihin, şimdiki zamanın genişliğinde ve çokluğunda sadece bir zamanı algılayabilirken, algılayamadığı veya sırayla algılayabileceği sayısız zaman dilimi bulunur. 

Bireysel zihinlerimiz günlük yaşantılarımızda sadece kendi yaşantılarımıza odaklandığında bile bir çok yapılacak işler, yapılmaması gerekenler, geçmişte olanları hatırlama ve geleceğe ait planlar ile doludur. 

Çoğu birey zihni, günlük yapması gerekenlere ve kişisel sorunları ile onların çözüm arayışlarıyla kendisini sınırlamaktadır. Bu zihinler, yapılması gerekenleri yapsalar, sorunlarını çözmüş olsalar bile başka zamanları ve olguları önemsememekte ve hafızalarına almak istememekteler. 

Öğrenme ve değerlendirme yapmamaktadırlar. 

Başka zaman ve olguları sadece kendi zamanlarının iyi geçmesi için bir araç olarak kullanmayı tercih etmektedirler. Ve bu zamanları sevip ilgi duyulan veya sevilmeyen ilgi duyulmayan şekilde basitçe ayırım yaparak, içeriklerini inceleyip kendi zamanı ile değerlendirmesini yaparak neden sevip ilgi duyduğunu veya sevmeyip ilgi duymadığı üzerine zihinsel uğraşa girmemektedirler. 

Öğretim ve eğitim görmüşler ile görmemiş zihinlerin farkı burada ortaya çıkmaktadır. Eğitimli zihinler başka zamanlar ve olgularına karşı zihinlerinde belli kategori ve listeler oluştururlar. Bu zihinsel alışkanlıkları eğitim ve öğretim sırasındaki çalışmalarında edinmişlerdir. 

Zihinlerini kullanma konusunda bir çok nöronların gelişmesini sağlamışlar ve unutulup derin hafızaya atılan bilgilerden boşalan nöronları doldurma potansiyelini kullanarak başka zaman ve olgularına dikkat edip, onları önemsemektedirler.  

16 Ocak 2024 Salı

Gündemi Felsefi olarak Yorumlamak - 4

 Yüzyılımızdaki küresel değişimler ve gelişimler 

İlkeler : İnsanlık tarihi üç temel özellikte tekrar etmektedir. Toplayıcılık (çalışma), avcılık(yönetim) ve tarım(üretme) üzerine kuruludur ve hala öyle sürmektedir. Çağımızda çalışanlar toplayıcıları, şirket veya kurumlar tarımı yani üretimi, ülke yönetimleri ise avcılığı yani yönetimi temsil etmektedirler.  Çağımızda insanlık kültürü için bu üçlüye yeni ve üst bir olgu bulamaz isek tarihin kısır döngüsünden kurtulamayacak onu tekrar etmek zorunda kalacağız. 





Küresel Sıcak Gündem

Bu döngü sözlerin bittiğinde veya geçersiz olduğunda kavganın başlaması hali yani küresel savaş tehlikesidir. 

Bu olay da toplayıcı ve tarımcıların sessizliği, avcıların konuşması anlamına gelmektedir. Bizler toplayıcılar ve tarımcılar avcılara bu yetkiyi bizim verdiğimizi hatırlatmalı ve küresel savaş planları yapmamalarını sağlamalıyız.

Küresel gündemde avcılar seslerini çoğaltmaya başladılar. Ukrayna'da, Gazze'de ve Yemen'de. Biz toplayıcılar ve tarımcılar seyrediyoruz. Seyretmeye devam edersek avcılar yeni kararlar alabilir ve bizleri de harekete geçirebilirler. İşte o zaman toplayıcılar ve tarımcıların birden avcıya dönüşme riski oluşur ki bu da küresel gelişme açısından tarihin kısır döngüsünü tekrar yaşamak yani insanlık büyük dramı olur. 

Geçen yüzyıldaki çekmecelerde ve kasalarda duran yüzyıllık planlar avcılar tarafından birbirine devrediliyordu. Ve onların uygulanma dönemlerini yaşamaktayız. Bir farkla artık o geçen yüzyıldaki planları gizli saklı değil, açık ve biliniyor küresel olarak. 

İnternetin bu kadar yaygın olduğu ve teknolojik haberleşmenin zirvesine çıkıldığı çağımızda hiç bir tarihi gizli planlar tozlanmayı veya uygulanmaya başladıklarında anlaşılamamayı başaramazlar.

İnsanlık tarihindeki savaşlara avcılar tarafından teşvik edilen olgular dincilik, milliyetçilik ve en son geçen yüzyıldaki gibi yönetim şekli idi. Hepsi çağımız için tüketilmiş ve kullanılmasında etkileri az olan olgular olmalıdır. Avcıların en son taktikleri ise savaş için toplayıcılık (paralı askerler) ve tarımcılık (savaş sanayi ve teknolojisi) yapanları da yanlarında tutmayı başarmaktadırlar. Ve bu durumda halka rağmen halk için beklenmedik acil ve düşünmeye, değerlendirilmeye fırsat vermeden kararlar alma peşinde görünmekteler. 

Küresel toplayıcılar ve tarımcılar birleşin ve küresel savaşları engelleme üzerine plan yapınız, avcıya dönüşmeyiniz ve avcı olma hırsında olanlar ise dünya barışı üzerine avcılık yapınız.

Savaşın haklısı ülke sınırlarını koruyan ülkelerdir. Kendi ülkelerini haksızca genişletmek isteyenler veya sınırlarından çok uzakta küresel savaşanlar değildir.

Sonuç :

İnsanlık kültüründe küresel edebi barışı sağlamanın ve tarihi kısır döngülerden kurtulmak için toplumsal üç temel özelliklerimiz olan toplayıcılık, avcılık ve tarımcılık olgularına dördüncü bir yeniyi bulmalı ve uygulamalıyız.

15 Ocak 2024 Pazartesi

Gündemi Felsefi olarak Yorumlamak -3

 Çağımızda küresel savaş nedenleri üzerine düşünmek

İlkeler: Savaşmak canlılığın genetiğinden gelen rekabet etmek, güçlü olmak, varlığını korumak üzerine zorunlu bir eylem olmasına karşı insan ve kültüründe savaş, mekansal, kaynak ve yönetim ana konularında hakim olmak, daha güçlü ve önde olmak ve bu durumunu korumaya çalışmak amaçları ile yapılmaktadır. 

Ukrayna ve Gazze İnsanlık Kriz ve Dramları Üzerine 

Ukrayna krizinin nedeni Rusya'nın geçen yüzyıldaki elde ettiği avantajlarını geri kazanmak adına geçen yüzyılda kendi yönetiminde olan günümüzde bağımsız ülke olan Ukrayna'yı yönetimine katmak, batının ilerlemesini sınırdan durdurmak  gibi amaçları bulunmaktadır. 

İsrail'in Gazze krizi ve insanlık dramını başlatması ise batının orta doğudaki planlarını başlatma düğmesine bastığını ve İsrail'in orta doğuda istikrarsızlaşmayı arttırarak bu bölgedeki ülkelerin birbiri ile savaşarak kendilerini zayıflatma projesine başladıklarını  ve İsrail'in bu konuda kötü bir başlangıç yaptığını modern anlamda devlet olamamış filistin halkına, sivil yerleşim yerlerine tarihte olmadığı kadar orantısız bir şekilde saldırdığını görmekteyiz. 

Batı temsili olan ülkeler Güney Amerika, Afrika, Orta doğu ve Asya mütevazi ülkelerin kendi seviyelerine gelmelerini engellemektedirler. Önce onları müttefik olmaya ikna edip sonra bu ülkelerin gelişimlerini kendi kararlarına göre belirlemelerini istemektedirler. Siyasi ve ekonomi kararlarını kendi denetimleri dışında alınmamasını istemektedirler. Bundaki amaç kontrol ve hakim altında tutularak hızla gelişim hamlelerini kendi gelişmişlik sevilerinin altında tutmaktır. Bu ülkelerin zengin enerji kaynaklarını ve ülkesel avantajlarını kendi kontrolleri altında kullanılmasını sağlamaktır. Dünyaca ünlü kola ve tütün markalarının ülkemizde onlardan daha iyi üretimle piyasaya sürülen iki markadan birini bitirmeleri diğerini de satın alma ile kendilerine rakip olmaktan çıkarmaları gibi örnekler sıkça görülmektedir fakat basına yansımamaktadır. Serbest rekabeti ve özgürlüğü savunan bu ülke firmaları ve ülke yöneticileri kendileriyle rekabet etmeme şartını gizli ve saklı tutmaktadırlar ilkelerinde. 

Geçen yüzyıldan kalma iki kutuplu dünya kıskacında sıkıştırmak ve kontrol altında tutmak amacındadırlar. Fakat günümüzde iki dünya düzeni bitmiştir. Çok kutuplu bir dünya düzeni bulunmaktadır. 

Ukrayna ve Gazze krizleri çağımıza ait değildir ve geçen yüzyılın bitişi olarak son kalıntılarıdır diyebiliriz. 

Ukrayna krizi on yıl öncesi başlamasına rağmen çözüm üretilmemesi ve batı ülkelerin yeterli desteği vermemesi üzerine Rusya'nın ülkenin AB'ye üye amacında iken yalnızlaşmış olduğuna ve kendi vatandaşlarının da ülke içinde arttığına karar verip yeterince çok geniş olan topraklarına katma ve sınırlarını koruma amacıyla saldırma hatasında bulunmuştur. Batı ülkeleri hemen refleks göstermiş ve Ukrayna'nın yalnız olmadığını göstermişlerdir. Rusya bu saldırısında devam ederse küresel en geniş topraklara sahip olma özelliğini kaybetme riskine doğru ilerleyebilir. Dünya haritası çağımızda başta Rusya başta olmak üzere Çin, Hindistan ülkelerin geniş toprakların koruma gücünün zayıflayabileceğini izlenimini vermektedir. Böyle toprak genişliği ile devam etmeleri yanında daha da genişlemeye çalışma hataları onların daralmaya zorlanmaları riskini arttırmalarını getirebilir. 

BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı