27 Temmuz 2020 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 5

Dünya'daki Enerji Birikimi Üzerine Diyalektik Düşünme Denemesi

Dünya'da (Yerküre, gezegen) enerji birikmektedir. Güneş ışınlarının ve irili ufaklı gök taşlarının uzaydan yeryüzüne gelmesi ve geri dönmemesi en çok etken olmak üzere yeryüzünde canlılığın tüm yerküreye yayılması ve mevcut maddeleri, besinleri tüketerek enerji üretmesi ile de artan bir enerji potansiyeli bulunmaktadır gezegenimizde. 

Depremler yer kabuğunun hareketli olduğunu yerküre ve enerji dengesi etkisiyle oluştuğu bilinmektedir. Depremlerin oluşma anılarında büyük enerji miktarının yeryüzünde dolaşması sırasında rastladığı her madde ve canlı üzerinden akımına devam etmektedir. Yerkabuğu dağılan büyük miktardaki bu enerjiyi çevreye bitene kadar yaymaktadır. Bu yayma sırasında sarsıntılar oluşmaktadır. Deprem merkezinden çevreye yayılan bu büyük miktardaki enerji yakınından itibaren güçlü ve hızlı bir titreşim olarak, uzak ve yüksek yerlerde ise salınım ve yaylanma şeklinde ilerlemektedir.
 

Güneşimiz her an fazla enerjisini sistemine verirken, yerküremiz dışında canlılığın olmadığı sistem gezegenlerinin enerjiyi depolama, biriktirmesi fiziksel şartları bakımından mümkün görünmediği bilinmektedir. Bu gezegenlerin ancak madde biriktirmesi süreci devam etmektedir. Dünyamız ise hem madde hem de gelen enerjiyi içinde tutmaktadır.

Madde ve enerjisi biriken, artan bir dünya fiziksel kanunlara göre madde enerji dengesini nasıl sağlayacaktır ? Madde az, enerji fazlalılığı bulunuyorsa taşan enerjinin etkileri neler olacaktır ? Bu fazla enerjiyi yerküremiz nasıl tutacak ve denge kuracaktır ? Fazla enerji, fizik yasalarına göre gezegen boyutlarında nasıl bir hareket şeklinde olacak, yerküreye ve canlılara nasıl etkilerde bulunacaktır ?  Fazla enerjinin etkisi ile dünyanın alışık olduğumuz kendi ve güneş etrafındaki dönüş şeklinin dışında yeni hareket şekline girme olasılığı, su ve kara hareketlerinin bu fazla enerjinin etkisiyle beklenmedik hareketliliğe girme olasılığı bulunmakta mıdır ? Tüm bunlar hakkında bilgiler biliniyorsa bilim çevresine ve kamuoyuna sunuldu mu ?

Canlılığın nedeni üzerine felsefik bir deneme

Canlılar diğer canlılar tarafından kullanılmaktadır. Bu kullanımdan insan da muaf değildir. Bitkiler tohumlarını yeryüzünde yaymak için canlılara ek insanı da kullandıklarını biliyoruz. Bu fikrin ışığında madde ve enerji canlıyı niye kullanmasın sorusu aklımıza gelmektedir. Canlılığın oluştuğu dünyada biriken madde ve enerji, yerkürede madde ve enerji dengesini korumak için canlılığın oluşumuna yol açığı fikri gelmektedir. Dünyanın fiziksel anlamda denge kurma yolu ile canlılığı ortaya çıkmasına neden olması yine de doğa ve evren üstü bir gücün bilmediğimiz, bize göre sonsuzluk olan planının bir parçası olabilir. Bizlerde kesik kesik algıya bildiğimiz sonsuzluğa ait parçalarının bir bölümünde yer almış ve onu algılıyor olabiliriz. Canlılığın görevi yeryüzündeki madde enerji dengesini korumak üzerine ise insanın görevi de ortaya çıkmaktadır.

İnsanın görevi madde ve enerjiyi kullanarak gezegen dışına çıkarmaktır. Bilim yerküredeki fazla enerjiyi gezegenden çıkarmadan yeryüzünde denge kurabilecek sistemleri oluşturabilecek ise bunu da başarmaya çalışabilir.

Şimdiye kadar aklımız ile maddeye şekil vermeyi ve enerjiyi kullanarak yaşantımızı kolaylaştırmayı başardık. Şimdi ise asıl görevimizin yerküremizin madde ve enerji dengesine  yönelmemiz olduğu bu teorimize göre ortaya çıkmaktadır.

Yine son söz, bilim insanlarının, dünyanın madde enerji dengesi hakkındaki araştırmalarından ve bilgilerinden çıkacaktır.


Enerji madde basınç ısı su ve bitki üzerine teori


(Resimdeki sevimli kedinin ismi " Pamuk " pür dikkat bakmasının anlamı " Eee sonra ne oldu, çok heyecanlı.." değil tabi ki  " Sabah kahvaltımı ne zaman vereceksin " anlamında bakıyor. )

Hızlı dönüyordu dünya. Hem kendi çevresinde hem de güneşin etrafında. Öyle enerji yüklü idi ki, durmasına hatta yavaşlamasına olanak yoktu. İşte bu anda ilk canlı olarak bitkiler ortaya çıktı. Bitkilerin ataları tabi ki oksijen üreten plankton idi. Plankton hem bitkilerin hem diğer canlıların ortak atası idi.

Bitki ve türleri atmosferi oluşturarak dünyanın kendine ait tek parça halinde olan hızını atmosferden çekirdeğe değin farklı ve tersine hareket edebilecek şekilde enerji fazlalığını dünyanın kütlesi ile bir dengeye gelmesini sağladılar. O dönemde ayaklar ve kanatlar kullanılamaz idi. O nedenle yaşam sularda yani ne yere nede göğe baglı olmayan boşlukta gelişti.

Diyalektik Düşünmenin Başlangıcı 

Bu düşünme şeklinin temellerine ulaşmış bulunmaktayız. Bu temeller üzerine inşa edeceğimiz her fikir, bilgi, kavram, tez, görüş, varsayım, anlayış, oluş, olgular bu düşünce yapısının büyümesine, gelişmesine, yayılmasına ve kalıcı olmasına dolayısı ile bir dünya, canlı, insan ve evren hakkında bütüncül bir düşünme şekline ulaşmamızı sağlayacaktır.




24 Temmuz 2020 Cuma

İnsan Doğa ve Dünya - 4

İnsanın doğa ile arasına koyduğu her şey aklının ürünüdür. O halde, akıl iki bilgi veya nesne arasında bağ kurma, ikisi arasında bağlantı oluşturmadır.

Akıl, İnsanlığın doğa ile arasındaki bağdan, bağlantıya evrilme aşamasıdır.

Akıl kelimesi Arapça'da tutma anlamında kullanılıyor ve o amaçta ortaya çıktığı sanılıyor. Deveyi bir yerde sabit tutan nesneye akıl deniyormuş. Zihinde bilgiyi tutmayı hafıza diye adlandırıyoruz bugün. Muhafaza etme yani koruma da bir bakıma zihnin edindiği tecrübe ve bilgileri hafızada tutmasına işaret ediyor. Akılın temel kullanımı tutma anlamında başlarken, tutan ile tutulan arasındaki bağı da işaret etmesini içinde barındırdığını düşünebiliriz.

Günümüzde ise akıl, bağlantı kurma, oluşturmayı ve anlam üretmeyi temsil ettiğini düşünebiliriz. Kısa ve hızlı bağlantı kurma hali zekilik, uzun ve kalıcı bağlantı kurma ise akılcılıktır. Bir düşünürün " Ben zeki sayılmam, ama akıllı olduğumu düşünüyorum" (Dücane Cündioğlu). demesi onun günü kurtarma adına çözümler peşinde koşmadığını kalıcı ve uzun süreli çözümlerden, bağlantılardan yana olduğu ve önemsemesi anlamına gelmektedir. Zekilik, anlık en iyi olan bağlantıyı kurar ve uygular, kısa ve günü kurtaran haliyle. Akılcı olan ise bir bağlantının uzun ve kalıcı olması amacıyla bağlantı kurar. Hafıza;  bilgiye bakış, zekilik için geçici, akılcı için kalıcı amacı taşır.

İnsanlık doğa ile arasına bağlantı oluşturmuştur. Bu bağlantıyı her türlü nesne ve davranış şekli ile ilerletmiştir. Yürüme şekli, ateş, taş, metal, barınak, işbirliği gibi bir çok bilgiyi aklı ile doğa ile arasında canlılığın temel amacı olan,( canlılığın var olma nedenini henüz tam olarak bilemiyoruz) var olma mücadelesinde doğa ile bağdan, bağlantıya geçip ilerleterek günümüzdeki haline gelmiştir. Bugün ki teknoloji (bilimin ortak temsili) tamamı ile bu bağı, bağlantıyı içermektedir. Günümüzde tüm akıl ürünü nesne ve sistemleri " Teknoloji " adıyla anmamız insanın doğa ile bağlantısını temsil etmesi açısından  yerinde olacaktır.

Özne, bağlı ve bir parçası olduğu öz ile mesafesini bağdan, bağlantıya dönüştürerek kendini ayrı bir töz olarak özünden ayrı ama birlikte olduğunun bilincine ve anlamına ulaşma aşamasına aklın özerkliği denilebilir felsefik olarak. Bir canlıdaki bir hücrenin beden ile kendi arasındaki bağdan, mesafeli bağlantıya geçerek kendilik bilincine ve anlamına ulaşması örneğini verebiliriz. Bu hücre varoluşunu reddetmeyerek  görevini sürdürmek durumundadır. Kaderini görmüştür. Hücre olarak ortaya çıkışını ve belli bir süre sonra yerini yenilere bırakacağını da. Diğer hücreler ile aynıdır. Bu hücre bu bakışı ile sonsuzluğu bir anda görmüş ve göz atmıştır. Ama sonsuzluğun tamamını göremez. Çünkü bedenin dışındakileri ne anlayabilir ne de buna gücü yetebilir. Bir anlık görür olanları ve kendini. Varlığı süresince kısa bir andır. Hücrenin bu bakışı, sanki sonsuzluğun bu hücre aklı ile oluşanı kontrol etme niteliğini taşır. Hücrenin bu bakışı doğa üstü bir güce mesaj olarak bağlanmaktadır, bu hücrenin sonsuzluğu fark edip ama anlam verememesi halinde iken.

Bilgi ve Diyalektik Düşünme

Bilginin bedeni besleyen türü zeki olmaya, zihni besleyen türü ise akılcılığa hizmet eder. Zihni besleyen bilgi kullanılmak üzere hafızanın raflarında beklerken son kullanma tarihi bulunmamaktadır, bedeni besleyen bilgi hemen kullanılır, kullanma tarihi olup, gecikmeden.

Yaşamaya yarayan bilgi ve anlamaya gerekli bilgi türleri olarak da ayırabiliriz bu iki bilgi türünü. Bir çok bilgi vardır pratikte kullanılamaz. Sadece bilinir. Hafızada bulunması gereksiz bulunur. Diyalektik düşünce, hiç bir bilgiyi gereksiz ve fazlalık olarak görmez. Tüm bilgiyi alır hafıza raflarındaki sınıflarına ve kümelerine göre arşivler. Tüm arşiv düşünülen konu aşamasında taranır ve bağlantısı uygun olanlar konuya eklenir. Araştırma genişler fikirler oluşur ve yeni fikirlere bağlantı halatı atılır.

Diyalektik düşünme sürecinde, her yeni bilgi eski bilgilerin güncelleşmesini ve yeni fikirlere hazır olunmasını sağlar zihnin. Tekrarları ve yeni olanları, benzerlikler, ayrılıklar, zıtlıklar gibi bir çok kategori ve küme ile bir çok yönden düşünme süreci ile devam eder bu düşünme şekli ve sürecinde.

26 Haziran 2020 Cuma

Felsefenin Bireye Günlük Yaşantıda Faydaları

Felsefe ile ilgilenmek ve belli bir seviyede felsefe bilgisine sahip olmak bireyin günlük yaşantısında bir çok faydalar sağlamaktadır. İşte onlardan bazıları.

* Felsefede belli bir bilgi seviyesine ulaşan bireyin artık can sıkıntısı derdi, sorunu kalmaz. Öğreneceği ve değerlendireceği o kadar çok konu vardır ki. Kesik zaman algısı sıkıntısı, felsefe ilgisi yoluyla daha çabuk ve zararsız atlatılarak sürekli zaman algısına geçişi kolaylaştırır.

* Felsefe ile ilgilenmek bireyler arasındaki ve bireyin araç, gereç olan bağlantısındaki oluşabilecek kazalar, zıtlaşmalar, kavgalar, kısır tartışmalar gibi olumsuz olaylardan korur. Çünkü felsefe ile ilgilenmek yakın öngörü sağlar. " Kısa zaman ön görülüğü ", oluşacak gelişmelerin ve hangi sonuçlara doğru doğruluğu yüksek tahminde bulmak demek olan " Anlık Kahin " " ilişki kahinliği" " Kısa zaman kahini" gibi yeteneklerin gelişmesini sağlayan felsefedir.

* Yanlış yerde, kötü zamanda ve ilgisiz olay,  kişilerle bulunma olasılığını azaltır. Böyle durumlarla karşılaşılsa bile felsefe bilgisiyle saptanarak gereksiz ve zararlı sonuçlara ulaşması engellenebilir.

* Bireylerin günlük yaşayış, davranış şekilleri ve ilişkilerinde bilinçli ve mutlu olmalarını sağlayacak, mutsuzluktan kaçınacak zaman, mekan, olay, insanlar ve ilişkiler hakkındaki bilgilerin kullanılmasını felsefe sağlamaktadır. Mutsuzluktan kaçınmanın da bir mutluluk kaynağı olduğu bilinmektedir. Mutsuzluklara neden olan ayrılıklar, farklılıklar, zıtlıklar ve kötü etki-tepkilerin ne az zararla atlatılmasını, birleşmeler, benzerlikler, aynılıklar ve iyi etki - tepkilerin verdiği mutlulukları bilinçli ve hakkıyla yaşamayı geliştiren yine felsefedir.

* Mesleğini en iyi bir biçimde çalışma ve geliştirme, özel hayatını en iyi şekilde değerlendirme, özne- nesne, birey-çevre ve toplum ilişkilerini sağlıklı oluşturma ve sürdürme felsefe ile ilgilenerek de sağlanabilir.

* Felsefe bireye geçmişten günümüze insanlığın bilgi ve varlık hakkındaki birikimlerinin bir özetini verir, yaşanılan çağın kültürel seviyesine ulaştırır ve yakın geleceğin nasıl şekilleneceğine ait olasılıkların öngörüsünde bulunmasını kolaylaştırır.

21 Haziran 2020 Pazar

Bir Sanat Yaratın (Şiir)

Bir film çekin, tekrar tekrar izleyelim,
Bir roman yazın yine yeniden okuyalım,
Bir resim yapın dönüp tekrar bakalım,
Bir müzik yapın başa sarıp dinleyelim.

Öyle bir eser yaratın ki, bir insanda,
Görelim tüm insanlığın örneğini,
Öyle bir eser yaratın ki, bir olayda,
Tanık olalım, tüm olay kaynağına,

Bir eser yaratın, derin ve geniş,
Bir okyanus gibi içinde yüzelim,
Bir eser yaratın, uçsuz ve bucaksız,
Bir evren gibi içinde dolanalım.

Sanatla anlatın edebi, nezaketi
Ahlak, doğru, iyi ve güzeli,
Toprak altından fışkıran,
Yüzyılların  hazinelerini.

Sanat mı, tek kullan at,
Hızla tüket, yeniye bak,
Sanattır, yüzyıl sürmeli,
Yeni nesiller de görmeli.



14 Haziran 2020 Pazar

Kardeş ilişkileri ve Ergenliğin Felsefik Anatomisi

Aile içinde kardeş ilişkileri

Kardeşler arasındaki ilişkiler aynı kaynaktan gelen ve aynı mekanda büyüme olanağı içinde çocukluk, ergenlik ve gençlik çağlarını birlikte yaşama yönünden hayata bakışa aynı pencereden bakıp farklı dünya anlayışına ulaşmak gibi ilginç sonuçları önümüze sunmaktadır.

Anne ve babaya karşı kardeşlerin tutumu, beklentisi ve edindikleri ilk hayat bilgileri ömür boyu onları meşgul edecek ve kaynağa (aile) dönerek zihinlerinde geri bildirim yapacaklardır. Bu geri bildirimin bilinçli veya bilinçsizce yapılması o döneme ait duygu ve düşüncelerin kısır döngüsünün süresini belirleyebilecektir. Bilinçli yapılan değerlendirmeler o bölümün kesinlik kazanmasına ve zihni meşgul etmemesine yol açarken, kaynağın tam değerlendirmesini yapamamak zihni sürekli eksik bir şeyler olduğu konusunda meşgul edecektir çözülmemiş olarak.

Sevilme ve değer verilme rekabeti

Kardeşler, anne ve baba tarafından öncelikle kendilerinin sevilmesini isterler ve bunu sağlamak için kardeşleriyle rekabet duygusu içinde bulunurlar. "Göze girmek", " ilk ve çok sevilen olmak", " Temel ve kültürel ihtiyaçların karşılanmasında verilen önceliğini almak" gibi sevilme ve değer verilme önceliğini almak istenir kardeş rekabetinde. Beyaz yalanlar, doğruyu gizlemeler, küçük kinler ve nefretler duyulur kardeşler arasında. Diğer kardeşlerin tam düşman olamayacağının kabullenilmesi yaşanır anne ve babanın olaylara verdiği tepki sonuçlarında. Ömür boyu takınılacak bencilliklerin, önde olma isteğinin, ikili ilişkilerde kendi sözünün dinlenmesi öncül ve önemli olması çabasının izleri, katılan etkinliklerde öne çıkma, sivrilme çabaları hep bu ailedeki kardeşler arasındaki ilişkilerin etkilerinin yansımaları olarak görülmektedir. Kardeşler arasında sessiz kalan sevgi ve ilgi konusunda sırasını bekleyenler ise birinci olmaktan ümidi kesmiş ve sırasının elbet kendisine de geleceğini anlamış olan kardeşlerdir. Sevgi ve değerde ilk önceliği kapmış olan kardeş hep bunun devamında ısrar ederken diğer kardeşler sıra adaletinin bilincine varmışlar ve olgun davranışın temellerini atmışlardır.

Kardeşler arasındaki kavgada son duruma anne ve baba girerek olayın oluşum sırasını dinleyip haksız ve haklı olanı belirlemede  önemli bir rol oynarlar. İlk adalet duygusu kardeşler arasında hissedilir, yaşanır, gözle görünür olur. Haklı haksız belirlenmesi adil olursa her iki taraf için bir ders niteliği taşır. Haklı veya haksız yargısı doğru alınamaz ise her iki tarafta olumsuz etkilenir bu karardan. Haklı olduğu halde haksızlığına karar verilen kardeş bunu unutmaz ve ilerleyen zamanlarda benzer durumlara algısı açık olur, telafi olursa adalet duygusu dengelenirken, haksızlık devamında ise tutum ve davranışlarında kaynağını gizleyen bir tepki olarak ortaya çıkar. Haksız olduğu halde haklı kabul edilen kardeş ise adaletin yanıltıcı olarak kullanılabileceğini öğrenir ve vicdanını susturma çabasına girer, çelişik olmayı kabul eder.

İster yarı öz yarı üvey olsun, isterse de tam üvey olsun kardeşler arasında aile içerisinde merkez ve çevre ilişkileri oluşmaktadır. Bu tür kardeşlik yapılarında kendini bir bölüme yerleştirme kesinliği yaşanır aile içinde.

Ergenlik oluşumu ve gelişimi

Ergenlik, ailenin eseri olan bir bedenin, parça, kopya ve bağımlı olma halinden bütün, özgün (kendilik) ve bağımsız haline geçme çabalarının sergilendiği bir yaş dönemidir. Aile ergenin bu hareketinin erken olduğu anlayışındadır. Bu değişimin olmasını aile (Anne,baba), kendi ve toplumun belirlediği dönemde olmasını ister. Ergen içten gelen baskı ile aile ve toplum ilkeleri arasında sıkışır. Öfke etkisi içten baskı yapan cinselliğin kızgınlığı ile birleşir ve dışa vurumlar gözle görülür olur. Ergen bu dönemde aile ve onun temsil ettiği topluma karşı kendi olmak adına tepkiler geliştirme yollarını arama eylemlerine girer. Bu dönemde hatalarını önemsemez, kendilik olma çabalarında. Hatasız ve doğru eylemin temsili, sahibi olduğunu iddia eden ailesi ve topluma karşı tercihini hata yapmayı göze alarak yapabilir zaman zaman. Hatalarının kendisine hatırlatılmasına da tepki gösterir. Ergenlik dönemi, ailenin ve toplumun genel bilgisini fark ve kabul ettikçe, bedenin fiziksel gelişiminin cinsellik dürtüsünün önemli bir etken eklenmesi etkisinin atlatılmasıyla ergenlik sessizliğe bürünür bireyin sonraki yaşantısında. Ergenlik dönemi aileden bedensel bağ olarak kopuş ve toplumdaki yerini belirlemeye öğrenmeye çabaladığı bir geçiş dönemidir. Daha derine ve kaynağına inersek cinselliğin bedende bir organ olarak ortaya çıkışı ve bu halin zihne ve tüm bedene etki sürecinde bedenin onu kabul etme süreci (yabancı bir organ olarak algılamama, bağışıklık geliştirmeme, uyum oluşturma)  denilebilir. Cinselliğin ergenlik öncesi hatta doğumdan sonra ele alınması bireyin kendi içinde cinsellik oluşumunun tamamlanmadığı süreçten bahsetmek anlamına gelmekte olup ancak dıştan gelen rahatsızlıkların bireyde ilerideki yaşantısındaki olumsuzlukların kaynağı olarak bakılabilir. Dolayısıyla bireyin ergenlik öncesi içten dışa doğru gözle görülür ve incelenmesi, mercek altına alınmasını gerektirecek cinselliğin bedensel ve zihinsel dışa vurumları bilinçli olacağı, önündeki yaşam boyunca önemli ilişkilerinin kaynağını oluşturamaz. Ergenlik dönemiyle  bu ortaya çıkar. Ergenlik dönemindeki yaşayacağı tecrübe ve izlenimleri bireyin gelecekteki yaşantılarına etki eder.

Ergenliğe girmiş gençlere, içinde bir güç artışı olduğunu, yer çekimine karşı direnmenin, nesneleri hareket ettirme gücünde, hareketlerinde hızın artışı, sabit duramama ve odaklanamama sorunları olduğu değişimler hakkında bilgi verilmelidir. Bu yaşın bilinçli algılanması, oluşma olasılığı bulunan bir çok sorunun önüne geçebilecektir. Spor yapma, gezme, bir çok etkinliklere katılma isteği hep bedenin kendisine katılan organla etkilerinin bütünleşme sürecindeki hücresel çoğalma ve büyüme hızının gence etkileridir.

İnsan yaşamının uzaması ve ergenliğin olgunluk içinde devamı

İnsan bir canlı olarak doğanın kendisine verdiği, doğ, büyü, üre ve öl sıralamasında ergenlik döneminin ömür boyu devam etme sürecini uzatarak kısa yaşama sınırlarını aşmıştır. İnsan dışında canlı ortalama yaşama süresini aşan diğer canlı bitkilerdir.

Sürüye hakim olan bir arslan konumunu ergenlik dönemini uzattıkça korur. Ne zaman ki bedeni ergenlik belirtilerini dışa veremez hale geldiğinde yeni sürü liderine yerini bırakır ve kaderine(ölüme) ayrılır.

İnsanda ise ergenlik olgunluk öncesi durum olup ergenliğin ilk etkileri birey tarafından kontrol altına alınarak ömür boyu gizli ergenliğin olgunluğunda yaşar. Davranışlarında baskın eylem ergenlik olmaz. Toplumda bir birey olarak kültürel bir kimlik olarak belirginleşir.

Doğadaki doğal ömrümüz yirmi veya otuz yıl olmasına rağmen geliştirdiğimiz yaşantı şekli ile ömrümüzü yetmiş, seksen yıllarına çıkarmamız, otuz yaş üzeri bir hayaletmiş gibi olmamızı, doğa karşısında kendimizi yok saymamız hissini  yaşamamız söz konusu olamaz. İnsan ömrünün uzamasını ergenliğin uzaması olarak ele almayız. Olgunlukta ergenlik fiziksel özellikleri varlığını sürdürmekte olup cinselliğin, ergenlik yaşındaki kontrol dışı ve ön planda olması yaşanmamaktadır kültürün etkisi ile. Doğma süreci, bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemlerinde birey için en uzun zaman yaşam süresinin uzadığı ergenlik ve gençliği içinde barındıran olgunluk dönemidir. Birey bu dönemlerden doğum süreci, bebeklik, çocukluk ve yaşlılık dönemlerinde kendi sınırlı yaşantısını yaşamaktadır. Ergenlik dönemi topluma yönelme, gençlik toplumu algılama ve öğrenme, olgunlukta ise ilgi alanını büyük oranda toplumla geçirmektedir. Kazalar, hastalıklar ve olumsuz olaylar, alışkanlıklar ve ilişkiler bireyin doğal yaşam sürecini olumsuz olarak etkilemektedir.

Cinselliğin bedensel ve zihinsel dengesi 

" Şeytan uydum" diyen ceza alan bireyler ergenlik etkisini öne çıkarmış ve kültürü, toplumu, ahlak ve yasaları önemsememiş anlamına gelmektedir. Buradaki şeytan cinselliğin zihne ve bedene tümden hakim olması, bireyin edindiği eğitim ve öğretimin değerlerini hiçe sayarak bedenin kimyasal yapısına teslim olmasıdır. Cinsellikte içsel dürtü her zaman hazır beklerken sağlıklı ve uyumlu bireyler toplum değer ve ilkelerine bağlı kalarak edep ve adabıyla bunu yaşamaktadırlar. Aile kurumu cinsellik yaşantısı için en kabul gören ve onaylanan temel olma özelliğindedir.

Cinsel yaşantı şekilleri

Aile dışında uzun, kısa ilişki yaşantıları da bireylerde teknoloji gelişimi ve sınırlayan eski gelenek baskıların azalmasıyla geniş bir alanı kaplamaktadır. Aile kurumunun çokluğu devam ettiği sürece uzun ve kısa ilişki türlerinin olması gelişmiş toplumlar tarafından hoşgörü ile karşılanma olasılığı bulunmaktadır. Bu hoş görü ortamının, cinsellik tanımlarının yeniden yapılmasına, tercihlerin kabul edilir olunmasına, cinselliğe karşı bireylerin tutum ve değerlerinin içselden dışa vurumlarının yadsıma ve inkar edilemeden yeni edep ve adap şekillerine evrilmesi beklenir toplumsal kültürün.

Toplumun ergenliği ve olgunluğu 

Çağımızda artık toplum ergenliğin diğer tüm yaşam şekillerine baskın olması, ön planda olma riski olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla kadim geleneklerinin yıkılması, yok olması gibi kötü bir olasılık bulunmamaktadır. Kadim gelenek toplumun oluşum, gelişim ve devam sürecinin temelinde bulunmaktadır. Bu temel toplumsal kurum ve işleyişi ile korunmaktadır.  Kadim geleneğin bitmemesini, yok olmamasını kendi tutum ve eylemleri sayesinde olduğunu söyleyen bir çok grupların temsil bireyleri, toplumun kurum ve işleyişini hafife alıp temsillerini gerçekler karşısında abartma girişimlerinde bulunmaktadırlar.      

8 Haziran 2020 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 3

Sekiz milyar insanın her birini ortalama elli kilodan hesaplasa idik. Bu dört yüz megaton yapardı. Dünya'ya ve doğaya bu ağırlık fazlaca bir olumsuz etki sağlamayacağı ortada iken her insanın yüz metre kare alanı temsil etmesi olarak yeryüzündeki kapladığı alanları bakımından yeryüzünün yüz elli de bir oranında yer kapladığını söyleyebiliriz. Bu oran biz insanların yeryüzünün tüm kara parçalarının yüz elli bir gibi büyük bir oranda işgal ettiğimiz anlamına gelir ki bu doğanın tarihinde, bitkilerden sonra en çok yer kaplayan ikinci canlı örneği olduğumuzu göstermektedir.

Bitkiler yeryüzüne sabit ve tutunarak yayılmışken biz insanlar sürekli hareket halindeyiz. Bitkilerin yer değiştirme olanağı nesillerinin bir sonraki aşamasına geçerken ki meydana getirdiği tohumla olması ilginçtir. Bitkilerin de nesil aktarımıyla yer değiştirdiklerini veya hareket ettiklerini söyleyebiliriz pekala. Bir çok küçük canlı bulunduğu yerde doğup aynı yerde ölmesi de bizim ölçümüzde hareketsiz bir yaşam sürdükleri mantığına götürebilir. Tıpkı biz insanların bir fanus(dünya) içinde nereye gidersek gidelim uzaydaki bir akıla göre hareket etmediğimiz sonucuna ulaşabiliriz. Söz konusu mikro-biyolojik canlılar kendilerini taşıyacak konak dediğimiz diğer canlılar aracılığı ile doğdukları yerden başka yerlere hareket ederek harekesiz dediğimiz halden çıkarak hareketli hale geçmektedirler. Dolayısıyla hem hareketsiz hemde hareket etmektedirler diyebiliriz. Bir araçla seyahat eden insanın hem hareketsiz olarak araçta olması hemde aracın hareketiyle mekanda yer değiştirerek hareket etmesi gibi. İnsanın dünyada hareket ederken ki küçük dünya ile güneş etrafında dönmesi ile büyük harekete katılması gibi bir durum. Hem hareket ediyoruz (fanus içinde) hem de hareket etmiyoruz (Güneş sistemi dışındaki bir gözlemciye göre). Bitkilerin yer değiştirme hareketinin nesil adımı şeklinde olması yanında biz insanların da nesil adımının tüm dünya olurken her iki canlı türünün de aynı şekilde hareket ettiğini söyleyebiliriz doğada. Bitki tohumunu rüzgara ve diğer canlılar ile taşıtarak yeryüzüne yayılmışken, insan da önce bu tohumu bilmeden taşırken şimdi bilinçli olarak kendi varlığının bitkiyle bağlantılı olduğunun bilgisi ile onu her yere taşımaktadır. Tohumu taşımak insan için bilmediği gizli bir bilgi iken gelişen zekası ile bu görevi gönüllü kabul etmiştir. Dolayısıyla hem bitkiye bağımlı hem de kendi varlığını korumak için onun varlığını sürdürmesi ve yayılması  hizmetinde bulunmaktadır. İki canlının karşılıklı ortak yaşamıdır bu. Küçük bitkileri yemekle birlikte, büyük bedenlenmesini tamamlamış bitkilerin kendilerini değil tohumlarının ve meyvelerini yemekteyiz. Bitki dışında hiçbir büyük canlı kendi varlığını insana kendi bilinci dışında görev vermemiştir. Evcil hayvanları biz evcilleştirdik, onlar böyle bir plan kurmadılar. Fakat bitkiler biz insanları bilincimiz dışında kullandılar. Özellikle insan olduğumuz için değil, diğer canlılarla ayırmadan. Küçük canlı olarak içimizde yaşayan bakteriler de bir takım yönlendirmeler yapmaktadırlar bizlerin bilinci dışında. Canımızın çektiği yiyecek ve içeceklere olan isteğimizin altındaki nedenlerde onların da etkileri olduğunu biliyoruz bugün. Bitkilerin amaçlarını çözmüş iken hangi bakterilerin hangi etkilerde bulunduğunu henüz çözemedik sanırım. Biz insanlardaki ortak yaşam bakteriler ile diğer canlılardaki ortak yaşam bakterileri arasındaki farklar var mıdır? Varsa nelerdir ? İnsan sağlığı açısından faydalı bakteri transferleri yapılmakta mıdır sağlık alanında.   Eğer bunları çözerek  ve bakteri ortaklığını bitirir veya düzenler isek yaşamımız uzar mı yoksa kısalır mı bu soruya yanıt bulabiliriz. Belki de bakteri ortaklığını düzenlemekle yaşam süremizi sağlıklı olarak arttırmamız mümkündür.

Koşarak, yürüyerek ve ulaşım araçlarıyla adeta yeryüzünün yüzeyini ve atmosferini ağırlığımız ve kaplama alanımızla dünyanın dönme şekline ters bir oranda artmaktadır. Bu hareketimiz dünyanın dönme hızına ters bir etki yaratmaktadır. Fakat bu oranın miktarını ancak bilim belirleyebilir. Çok mu, az mı ?

İnsanı yeryüzündeki hareketliliği dünya dönüşüne ne kadar bir etkide bulunduğunu belirleyecek olan bilimdir. Ağırlık miktarımızın dünyaya göre az olması kapladığımız alanın çokluğu karşısında ve hareketliliğin miktarı da hesaplanarak dünyaya etkimizin hiç de küçümsenmeyecek bir oranda olacağını bir ön sezi olarak ele alınabilir.

Doğa ve Dünya'ya etkilerimizin artması nüfus planlamasının varlığımızın amaçları doğrultusunda sürdürülebilinir olmaması nedeniyle geriye bir açılımın dikkate alınmasına yöneltiyor zihinleri. Uzaya açılmak. Doğa bizleri dışa itme gücünü içinde barındırmaktadır. Dışa itme davranışına direnmenin veya onu görmezden gelmenin bir çok olumsuz etkilerini görme olasılığımız bulunmaktadır. Bu olasılıklardan en önemlisi "içe çökme" denilen kendini büyütme olanağının bulunamaması durumunda içe çökerek varlığın büyümeye karşı verdiği başarısızlığının kendisinde sınırlandırılmasından doğan bir gerileme, küçültme, geri yapılanma halidir. Tarihte bunu insanlıkta savaş olarak gördük. Günümüzde bu seçeneğin insanlık için çok tehlikeli olduğu geçen yüzyıl savaşlarıyla bilinmektedir.

İnsan varlığının doğada ve Dünya'da sağlıklı bir sürdürebilinir olmasını olanaklı kılınan tüm planlar ve projeler insanlığın uzaya açılmaktaki varoluşunun zorlaması karşısında varlığını geçici olarak ya da gündelik çözümler ( toplumda gündelik elli veya yüzyıl) olabilecektir. Bir örnek olarak düşünürsek insanlığın bir adada (dünya) yaşadığını varsayalım. Bu adada her türlü deprem ve volkan hareketlerinin olduğunu bir de yaşayanların aralarında savaşmayı bırakıp, barışık halde yaşadıklarını düşünelim. Artan nüfus için beslenme ve yaşama alanı azalacaktır. Adadaki insan varlığı hem yer kaplarken hem de hareket halinde iken bitkiler de dahil olmak üzere doğal ekolojik sistem zarar görecektir. Savaşma dışında iki faktör gündemi meşgul etme olasılığı vardır. Salgın hastalıklar ve doğal olmayan ölümler artacaktır. Salgın hastalığının nedenlerinden mikro-biyolojik canlıların vahşileşme mutasyonu ile insanın direnme gücünün azalmasının paralel ilerlemesi. İnsanın hem içindeki mikro-biyolojik canlılarla hem de dışardan gelecek olanlarla olan savaşımının zorlaşması. İnsanın artması ve hızlı hareket etmesi tehlikeli mikro-biyolojik canlılarla buluşmasını, karşılaşmasını hızlandırmakta ve keskinleştirmektedir. Buluşma ile bulaşma süreci hızlı ve etkili olmaktadır. Adadaki bir buluşma insan kalabalığı ve hareketi sonucunda tüm adaya bulaşma olanağını sunmaktadır.

Doğal olmayan ölümler ise kazalar, doğal afetler, intiharlar (cinayet intihardır) artma eğilimine girer dışarıya taşma baskısına direnen çoğalan ve savaşmayan toplum veya toplumlar.

Cinayet intihardır

Öldüren kimse bu öldürme davranışına girerek toplum yaşam kurallarını ve yasalarını yok saymış,  diğer yandan inancının da önemli bir kuralını çiğnemiş olmaktadır.

Toplu yaşamanın her kesiminde bulunan bireylerde öldürmenin kötü, yanlış ve çirkin bir eylem olduğu bilinmektedir. Yasalar, inançlar ve geleneklerde (kan davası ve savaşçı disiplini dışındaki gelenek ) öldürmenin olmaması üzerine bir bilinç ve bilgi bulunmaktadır.

Öldüren kişi ve öldürmeyi düşünen kişi aynı zamanda ölebilirim amacına yönelik bir tavır ve hali taşımaktadır. Bu taşıdığı tutumu cezayı kabul ediyorum demektir. Yani ben öldürürsem beni de öldürebilirler kıyaslamasına tabi olmaktadır. Bu riske girmektedir. Kabul etmektedir. Aslında öldürmeyi planlayanın ölmeyi de içinde taşıdığını söyleyebiliriz. "Hayatın bitmesi " deyimi bu kişiler için geçerli demektir. Öldürdüğü takdirde geri kalan hayatının hiç de önceki gibi olamayacağının farkındadır. Ölenle ölecektir adeta. "Ben ölmüşüm zaten " tavrı giderken birini de yanında götürebilme olasılığını taşır. Bu tutum intihar etme eylemine plan yapan öfkeli bir kişinin ilk hedefindeki başka bir kişiyi hedef alması gibidir. İster tanıdık olsun, ister tanımadık. Bu ruh haline girmiş bir birey bilinen sağlıklı birey tanımından çıkmıştır. Toplum, inanç ve kişisel tüm değerlerini yok sayma, onları yaşama hedefinden çıkarma, onların gerekliliğini veren eğitim, öğretime karşı bağımlılığını koparma, toplum bilincini dışlama, insanlık kültür ve değerleri birikimlerin verdiği gelecek hedeflerinden vazgeçme, ilişkilerinin devam ve ilerlemesini terk etme gibi bir çok nedenlerden dolayı kişiler cinayet işlemektedirler. Cinayet ve intihar birbiriyle çok ilişkisi bulunmaktadır. Kişinin kendisini öldürmesi "içe çökme" iken başkasını öldürmesi kişiliğinin başka kişi veya kişilere karşı büyüme, gelişme potansiyelinin reddedilmesi ve varlığının amacından vazgeçme davranışıyla kendi varlığını yadsıma ve yok etme girişimidir. Her cinayet intihar olgusunu içinde taşır.

Bir insanın intiharı " kendini öldürmek" adı altında bir cinayet olması nedeniyle diğer cinayet çeşitlerinin temelini oluşturmaktadır. "Her cinayet intihar olgusunu içinde taşır" önermesinde cinayetin kaynağına işaret edilmektedir. İntihar ve cinayet nedenlerinin bilinen yönleri ayrı ayrı olmasına karşın kişinin hem kendi hem de başka insan varlığını yadsıması ve reddetmesi temelinde ölümünü kabullenip başka insanı da öldürmeyi hedeflemesi varlık ve yokluk arasındaki bilinçli veya bilinçsiz tercihte bulunma zihinsel ve bedensel eylemidir.

Suçun kaynağını arama

Yasalar sonuçlanan olaylar üzerinden yargı oluşturmakta olup, suçun oluşum nedenlerinin kaynağına doğru ilerleyip suçu önleme olanakları hem zaman hem de bilirkişi kaynağı bakımından henüz yeterli olmamakla birlikte günümüzde suçu önleme konuları gündeme gelmektedir.

Suçun nedenleri ve kaynağını saptamak hakkında suçu işleyen bireyin öz geçmişi, yaşadığı hayat şartları ve etkilenimleri, suça doğru ilerlemesindeki aşamalar gibi bir çok konu uzmanlarınca (psikoloji, sosyoloji ve felsefe ) değerlendirilerek suçun nedenleri ve kaynaklarına ulaşma olanağı bulunabilir. Suçun nedenleri ve kaynaklarının listesi oluşturulabilir. Mahkemelerde avukatların yanında alanında uzmanlarında bulunması bu yüzden gereklidir.

Suçun temel nedeni ve kaynağının saptanması
* Yasaların oluşturulmasında belirginliği (açık ve anlaşılır) arttırır.
* Suçun azalmasını sağlar.
* Yargının doğru karar vermesini sağlar, hataları azaltır.
* Uzun süreli ve etkili yasaların oluşmasını sağlar.
* Kanunları ve uygulamalarını kolaylaştırır.
* Uluslararası ilişkilerde evrensel kararlara ulaşılmasını sağlar.

7 Haziran 2020 Pazar

Amerikan Rüyası

Herkese bir ev (bahçeli), bir araba, iyi bir gelir (en azından aileyi bir arada tutacak ve çocukların eğitimlerini, evliliğini ve bir işe başlamasını sağlayabilecek kadar.) ile kendini gerçekleştirme (amacından saparak; Diğer insanları tehlikeli ve varlığına tehdit olarak görme tutumuyla gelişen bencillik yaşam felsefesi, öznel pragmatizm )  olarak bilinen her insanın amacını taşıyan bu rüyayı ABD sanatsal olarak slogan halinde sunduğu "Amerikan Rüyası " dır. Bu ne zaman zayıfladı. Film sanatındaki aşırı distopya vurgusu ile bu eski sloganın zayıfladığını görmekteyiz. Karamsar bir geleceği sanatında göstermesi  belki de hem salgın hem de bir dünya savaşın olasılığına karşı aşırı bir tepki içermekteydi.

Protestocuların çoğunluğunu gençlerin oluşturmasından bu rüyaya ilişkin gelecek eleştirisinin yapıldığını varsayabilir miyiz ?

Protestoya katılan her kesimden gencin katılmasının altında neler bulunmaktadır.

1. Protesto heyecanına katılma isteği :
Gençlik hareketi sever. Protesto eylemleri ona çekici gelmektedir. Hareket onu çağırmaktadır. Tarihi olayın içinde olmak istemektedir.

2. Sistem eleştirisi yapmak :
 Uzun süredir birikim olan ayrımcılık, iç güvenlik güçlerinin yanlış tutum örnekleri protesto ile eleştirme isteği.

3. Şimdiki ve gelecek kaygısı :
Salgının neden olduğu stres birikimi ve patlaması, geleceğin hiç de kolay olmayacağı düşüncesi ve hissi; Eğitim ve geçim pahalılığı, rekabetin yıldırıcılığı, toplumla bütünleşme zorluğundaki yalnızlık, bireysel, grupsal ilişkilerin amaç birliğinden uzaklaşması, dağınıklığı, güvensizlik ve korkunun artması, kendi içinde küreselleşmiş iken, Dünya küreselleşmesiyle karşılaşmanın verdiği kararsızlık etkisi gibi bir çok sorun.

4. Filmin bir figürü olmak :
Konusu Protesto olan bir film çekilmektedir. Gençlerin o filmin içinde yer almak istemesi. Bir aktörü veya aktristi olmak istemesi. Gerçeğin stresinden kaçış, sanala, filme girme isteği. Seyretmektense parçası olma arzusu. Tarihin bir tanığı olma isteği. Önemli bir anı oluşturma.

5. Arkadaş ve sevgili bulma Arzusu :
Her grupsal etkinlik ve hareket arkadaşlığı ve sevgili bulma olanağı yaratır. Bu kalabalık etkinlikte arkadaş bulma olasılığının gence çekici gelmesi. Tanıdığı bir arkadaşıyla veya sevgilisi ile ilişkilerini pekiştirme ve derinleştirme fırsatı olarak görmesi. 

6. Yağmacılık yapma fırsatı:
Alamadığı pahalı ve marka ürünleri alma fırsatı olarak değerlendirme. İçindeki alma arzusunun tatmin olamamış stresiyle o eşyayı alma çabası. Reklamların ve çevresinde gördüğü eşyaları alamamanın bireyin zihninde biriken  ve stres oluşturan birikimi. Ertelediği ve bir türlü alma fırsatı olamadığı ürünü yağma fırsatıyla almak.

Bu nedenler ışığında protestoların belli bir süre sonra duracağı görülmektedir. Çünkü amaç birliği olmadığı tahmin edilebilir. Eğer ikinci ve üçüncü nedenler gibi önemli konularda bir birleşme olursa sonuçları ciddi ve uzun süreli olacaktır. Bir, dört, beş ve altıdaki nedenlerin fazlalığı var ise protestoların önemli sonuçları ve uzamasının olmayacağı tahmin edilebilir. Sadece hassas ve önemli bir konu olarak yönetime mesaj niteliği ile sonuçlanacaktır.




4 Haziran 2020 Perşembe

Felsefe konuları düzenleme Yöntem Teorisi

Felsefe konularının, içeriklerinin, tanımlarının ve konuyla ilgili fikirlerin sınıflandırılması, tasnif edilmesi, kalıcı ve belirgin hale getirilmesi amacıyla oluşturulan düzenleme yöntem teorisidir.

Öncelikle kavramlar belirlenip numara verilerek sıralanır. Her kavramın olası tanımları sıralanır. Kavramlar hakkında felsefe tarihinden doğru kabul edilen görüşler liste halinde ve numaralandırılır.

Örneğin bilgi kavramının felsefe kavram no, kavram tanımlarının sayıları, tarihteki kabul edilmiş görüş sıralaması, yeni teoriler ve fikirler şeklinde kategori bir çok yeni şekillendirme çalışmalarıyla bilgi kavramının tüm boyutlarıyla sınırları, bilinenler, bilinmeyenler ortaya çıkarılır.

Felsefe konularına bir standart oluşturma yöntemi de denilebilir.

Felsefe konusu olup bilime veya diğer alanların ilgi alanlarına aktarılma yönelimine giren konular, kavram ve fikirler listeden çıkartılır. Önceki doğru bilinen sonradan yanlışlığı ortaya konan fikirler listeden çıkartılır yeni doğru fikirler listeye eklenir.

Standart oluşturmanın faydaları :
1. Seviye, aşama, sınır, bilinen, bilinmeyen gibi bir çok belirsizliğin giderilmesi sağlanır. Netlik ve açıklık verir.
2. Aktarımı ve anlaşılması kolaylaşır.
3. Yenilik, gelişme ve dinamik bir yapı oluşur.
4. Etki, yarar ve kullanımı artar.

3 Haziran 2020 Çarşamba

Felsefi Diyalog Teorisi

Felsefi iletişime katılan sayısı iki kişi veya üzeri olmak üzere, bir araya gelerek veya sanal olarak  karşılıklı konuşarak oluşturulan bir teoridir.

Felsefi iletişim için karşılıklı konuşan kişiler başlangıç aşamasında kapalı oturum yaparak başlamaları önerilir.

Örneğin üç kişi ile oturumu başlatalım.

Oturumun başlangıcı, konuşma süreleri, iletişim tamamının süresi, konuya bağlılık, iletişim ilkelerine uygunluk ( hakaret etmeme), mantık birliğine katkı ve katılım, söz çıkmazı (kısır döngü), duygusal konuşmaların saptanması vb. ve oturum kapatma gibi özellikleri uygulayacak bir oturum yöneticisi gerekmektedir.

Konuların ilerleyişi, takibi, yeni fikir oluşması, fikirlerin hangi kategori ve kümelere yerleşeceği gibi işlemler için kayıtçı da gereklidir. Kayıt etme yazı tahtası şeklinde görünür olma açısından önemlidir.

üç konuşmacı bir oturum yöneticisi ve kayıtçı olmak üzere beş kişilik bir oturumu inceleyelim.

Bir konu üç farklı düşünce olması genel bir amaçtır.

Konu her zaman bir olmakla birlikte konuşmacıların konuya karşı düşünceleri birleşik ve ayrı olabilir.

Birinci düşünce şekli farklı, ikinci ve üçüncü düşünce şekli aynı, aynı iki ve ikinci düşüncenin  kavrama verdikleri tanım farklı olabilir. Tanımda aynı ise fikirleri farklı olabilir. En son olarak fikir aynı ise savı farklı olabilir.

En üstte düşünce şeklini alıyoruz. Düşünce kavramı seçiyor. Kavramdan tanıma, tanımdan fikre, fikirden sava geçiş yapıyoruz. Konular konuşulurken karşı fikirler ve savlar çarpışıyor ve yenisav(savüstü) ve yenifikirler (fikirüstü) oluşuyor. Yeni aşamada yeni olay, olgular ve kavramlar görünür veya tekrar olunuyor. Bu aşamada eski kullanılan tanımlar ve isimler gözden geçiriliyor, bulunulan yeni olay, olgu ve kavramlara yeni isimler veriliyor.

Oturumların kapalı olması ve kaydedilmesinin faydaları:
1. Konuşmacıların rahat olmasını sağlar. (Düşünce akışı için)
2. Hatalar ve kazalar ayıklanır.
3. Oturum yayınlanma saatine göre daha uzun tutulur ve zaman baskısı kalkar. Örneğin yayın bir saat verilecekse konuşmacılar iki, üç saat veya daha uzun konuşarak, ayıklamalar ile kayıt bir saate eşitlenir.
4. Bilgi kaynaklarından yararlanılarak "söz çıkmazı" (kısır-döngü), önlenir.

Felsefi iletişim oturumuna, sohbetine, bir isim verirken klasik "tartışma "(kötü bir imajı var) ismi yerine savaşlı, kırmalı,  kavga çağrışımlarını da yapmayan amacın düşünce birliğine ulaşmak olduğunu belirten isimler bulunması yerinde olur.




BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...