23 Eylül 2021 Perşembe

İnsan Doğa ve Dünya - 18

 Ütopya ve Distopya

Geleceğe dair topluma ait çok iyi veya çok kötü yaşantı şekilleri tahminleri gerçekleşmesi olasılıkları bulunmaktadır. 

Bu olasılıklar zamana ve şartlara bağlıdır. 

İnsanlık tarihinden günümüze kadar distopyaların hızlı, kısa ve biten ütopyaların ise yavaş, uzun ve kalıcı olduğu görülmektedir. 

İnsanlığın yol haritası ütopyalar üzerine olup distopyalar ise bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Bu günkü kurduğumuz iyi hayallerimizin, geleceğimizin yaşantıları haline gelmesi bir rastlantı, tesadüf olmadıklarının göstergeleridir.

...............

13 Eylül 2021 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 17

İnsan, doğanın evrensel geri bildirimidir.

İnsan bir canlı olarak doğanın evrene baktığı bir göz, dinlediği bir kulak, yaşadığı bir duygu ve düşündüğü bir akıldır. 

Doğa, dünyadaki varlığını büyütmüş ve yaymıştır. Gezegenimiz, bir canlı gezegenidir. Kozmolojideki yerini ve durumunu belirlemek amacındadır (Belirlemiş ve yönelmiş de olabilir). Doğa kendini ilkelerini oluşturmuş ve o yönde ilerlemektedir. Uzaya yayılmasının önünde uzay boşluğu bulunmaktadır. Güneş sistemimizdeki diğer gezegenlere ulaşıp gelişimini sürdürmek amacındadır. 

Bunu yapmak için süre geldiği şeklide ilerler iken artı özellikler taşıyan bir canlı ortaya sürecektir.

Bu canlı sadece var olmak için değil, uzaklara bakabilen, merak eden, bilgi toplayan ve bunu biriktirip saklayabilen bir canlı olmalıdır.

Çevresini ve kozmolojiyi araştıran ve tanımlayan, planlamalar yapabilen ve her yöne hareket yeteneğini geliştiren bir özellikte olmalıdır.

Birbiri ile organize olabilen, ilerlemek ve yayılmak için rekabet eden, bütün bunları yaparken de madde - enerjiyi kullanıp hızlı bir yapıda olan bir canlı gereklidir. 

Yaşamı boyunca canlılığın bulunma ve olma olasılıklarını her birini de kapsayacak bir biçimde çoğalması ve yayılması gerekmektedir.

Bu canlı, "İnsan"dır.

On dört yıl önce başladığım felsefik düşünme ve yazma sürecimin sonunda felsefe kitabımı tamamlamış oldum. 

Bu süre sonunda ulaştığım tüm bilgi ve anlamları bir cümle ile tanımlamak olanaklıdır.

" İnsan, doğanın evrensel geri bildirimidir.

Bu cümleyi anlayan ve açıklayan kişilerin yazılarımı okumasına gerek yoktur. 

Bu cümlemi anlamayan, daha iyi anlamak ve anladığından emin olmak için yazılarımı okuyan kişiler bu cümleye nasıl ulaştığıma tanık olacaklardır.

Bir kitabı veya felsefik ekolü bir cümle ile açıklamak kolay değildir. 

Böylelikle kitabımın ve ekolümün ismi de ortaya çıkmaktadır.

" Evrensel Geri Bildirim

Kitabımın "Küresel Barışa" ve türümüzün ilerleme yönüne, rotasına, yoluna bir katkı olacağını umuyorum.

  

9 Eylül 2021 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 17

 Üreme ve Bölünme Referansları

Canlılık bölünme yolu ile çoğalmaya başlamış, çoğalmasını sürdürmek için canlılık dışı madde ve enerjiden faydalanırken uzun bir dönem sonra diğer canlılar ile beslenme ve üreme davranışına yönelmiştir. 

Beslenmesini ve rekabetini diğer canlılara göre yaparken, üremesini ise mevsimsel değişikliklere göre geliştirmiştir. Mevsimsel sıcaklık ve basınç özelliklerine göre çoğalma ritmini uzun dönem devam ettirmiştir.

Bitkilerde ve diğer birçok canlıda bu ritim devam etmektedir. 

İnsan türü olarak mevsimsel şartların etkisinden kurtulmaya başladığımızdan beri türümüzün üreme ve çoğalma referansı değişime uğramıştır. 

Güdülerimiz artık mevsimsel değil duygu ve davranışlarımıza göre üreme referansına geçmiştir. 

Bu durum ise biz insan türünün üreme ve cinsellik konusunda  duygu ve davranış referansı nedeniyle istikrarlı olması ve denge kurması zorlaşmıştır. 

Sonuçları görüyoruz şu an. Türümüz yeryüzünde dolmuş ve uzaya fırlamak üzere olan bir taşma halindedir. 

Üreme referansları mevsimlerden duygu ve davranışlara geçince türümüzün cinsel eylemlerinde mutlu olamadığı ve sürekli bir doyumsuzluk halinde olduğu bilinmektedir. 

Üreme yetimiz duygu ve davranışlarımızı etkiler olmuş, duygu ve davranışlarımız ise üremeye hizmet eder olmuş gibi türümüz için kötü bir kısır döngü halindedir. Doğa ise canlılığın temel ilkelerinden olan çoğal, büyü ve yayıl ilkesini türümüze kısıtlamamıştır. 

Doğanın buradaki gelişme üzerine olumsuz etkisi sadece türlerin çoğalma karşısında belli oranda artarak o oran üzerinden devam zorunluluğu içermesidir. Haliyle doğa canlı üzerinde ancak türün yeteri oranında çoğalmasını desteklemektedir. Bu ilke kendi içinde bulunmaktadır. Bir mekanda canlı türü belli oranda çoğalınca beslenme, su gibi temel ihtiyaçlar yetemez, atıkların da doğaya dönüştürülemez olur ise mevcut canlıya tür miktarını sınırlama baskısı oluşur. Bu türün birbirlerine saldırma ve atıklarından, yaşama dönemi sonlananlarından  yeni canlı anti tezleri oluşma olasılığı belirir.

İnsan türü olarak bu olaylar bizde mevcut; birbirimize saldırıyor ve ölüm, atık antitezlerimizden bize zararlı virüsler ve bakteriler üzerimize geliyor onlarla mücadele ediyoruz.  

7 Eylül 2021 Salı

Yaşam Döngüsü - 16

Duyguların Sağlıklı Döngüsü

Öfke gibi genel canlılığın temellerinden gelen bir duyguyu aşırılıktan ve sorun olmaktan hangi duyguyu aktif ederek yatıştırabiliriz. 

Üzüntü duygusu ile,

Öfkeden sonra gelen en sağlıklı duygu üzüntüdür. 

Üzüntüden sonra korku gelerek duygu dengesini oluşturur. 

Korku sonrası durgunluk ve sevinç kendisini gösterecektir. 

Duygularımızın döngüsünü sağlıklı bir biçimde yönlendirebiliriz. 

Öfke ile başlayan duyguyu üzüntü, üzüntüyü korku, korkuyu durgunluk ve sessizlik, sonrasında sevinçle yönlendirebiliriz. Bunu sağlamak için zihnimizden ve hafızamızdan yardım almalı, mantığımızı işletmeliyiz.

Örneğin öfkeli bir anımızda bu halimizi fark edip " Neden öfkeleniyorum" " Ben şu an öfkeliyim " soru ve saptamaları üzüntüyü çağırır, çünkü çok öfkelenmek istemiyor ve bundan hoşlanmıyorsunuz. o nedenle istemediğiniz bir duyguyu fazlaca yaşadığınızı fark etmek sizi üzer. Sonra korku şöyle gelir, " Öfkeli halimle kimi veya kimleri kırdım " korkusu ve kaygısı başlar. Yapılmışsa hatalar giderilmeye ve affetme davranışını teşvike yönlendirmeler başlar. Bu aşamadan sonra bir durgunluk, sakinlik ve sevinç gelir. 

Bir duyguyu uzun süre yaşamakta ısrar etmek veya sık ve hızlı duygu değişimini yaşamaya çalışmak yaşam basıncımıza ve sağlıklı duygu yaşantımıza zarar verir. 

O nedenle duygu değişimlerini dengeli, uygun zaman geçişli ve kontrollü yapmalıyız. 

Duygularımız hem bireysel hem de toplumsal gelişmiş olup bedenimizin bir çok çalışmalarını referans aldığı canlılık temel işleyişlerinden birisidir.

Bir çok insan öfkenin keyifli ve zevkli bir duygu olduğu yanılgısında bulunmaktadır. " Öfke baldan tatlıdır " ata sözümüz öfke duygusunun hızla, şaşırtma ve enerji açığa çıkararak etki-tepki sürecini anlatır. Bu öfke türü kısa, hızlı ve zararsız bir eylem içerir. Sahte veya şakadan bir öfke türüdür. 

Ciddi, uzun ve sürekli öfke için " Keskin sirke küpüne zarar verir " ata sözü geçerlidir. Bu öfke türünün keyif verdiğini sanan bir çok kişi yanlış bir duygu salınımını sürekli yaşamak ister. Bu da ilişkilerine zarar verir fark etmedikleri halde. 

Dört ana duygumuzu ve döngüsünün bilgisine ulaşmak bizde ki düzensiz duygu dalgalanmalarının önüne geçmek anlamına gelmek demektir. 

Duyguların yaşanma zorunluluğu bulunmaktadır. Bedenimizin gelişim ve yaşaması temel niteliklerindendir duygularımız. 

İtkiden akıla ilerleyen sürecin akıl öncesi aşamasını oluşturur duygularımız.

Duygusuz tabiri ilişkilerimizdeki ahlak, gelenek ve göreneklerimizi bilip de ona göre duygusal tavır içine girmeyenler için kullanılır genellikle. Grupsal duygulara uyumsuzluğa işaret eder. Duyguların yaşanmasının farklılığını gösterir.

Dört ana duygunun yanında bir çok ara duygu bulunmaktadır. 

Duygularımızı yönetmemiz duygusuz olduğumuz anlamına gelmemektedir.  Duygusal dalgalanmalarının beden ve zihnimizdeki olumsuz ve negatif oluşturduğu enerji etkilerini en aza indirme eylem, söz ve düşüncelerimizdeki oluşacak sorunlarımızın önlemeye çalışmamız anlamına gelmektedir duygularımızın kontrolü. Duygusal dalgalanmalarının zihnimizin akıl ve mantık çalışmasına olumsuz etkilerini engellemek amacıyla yapmamız gerekmektedir bu kontrolü.

Bedenimiz salgılamalar, yumurta üretimi gibi önemli etkinliklerini duyguların yoğunluğunun enerjisi ve tetiklemesinden alır. 

İnsan türünün beden çalışma sistemi mevsimlere, sıcak ve soğuklara göre değil duyguların yoğunluğuna göre kendisini güncellemiştir. Duygularımızı referans ve ölçü olarak almaktadır bedenimiz bir çok çalışma biçiminde. 

O nedenle basit olaylara aşırı tepki ile duygulanma yaşamalar bedenimizin biz fark etmeden çalışmasını tamamlama amacıyla oluşabilmektedir. Bu aşamalara içgüdüsel etki veya bilinçaltı etkisi diyebiliriz.

Duygularımızın yaşanmasında içten ve dıştan etkilerin oluşması bu yüzden ikiye ayrılmaktadır. Duygularımızın oluşumundaki etkinin dıştan mı yoksa içten mi olduğunu kendimizi tanıdıkça ayırabileceğimiz bir yetidir. 



6 Eylül 2021 Pazartesi

Yaşam Döngüsü - 15

Yaşlılık dönemlerinde cinsellik belirgin olma halini azaltmaya başlar.  

Bedenimizin temel yapısındaki üreme fonksiyonları azalarak kimya yapımızın da değişmesine neden olurlar. 

Bu aşamada itki ve duygu aralığı devam etmekte fakat duyguların yoğunluğundan akıl aşamasına geçişler zorlaşmaktadır. Geçmişi anma ve ona özlem duyma, gelecekten ümitsiz olma, tekdüze bir yaşantının ve sıkıntılı kısırdöngülerin varlığı ile mücadele yerini oluruna bırakma duygulanımları ile kişi öğrenilmiş bir çaresizliğe doğru ilerleyebilmektedir.

Yaşamın yolları ve ilerleme olasılıkları sınırlandırılamayacak kadar çoktur. 

Bu aşamada cinsellik fonksiyonlarının durgunluğunu bir çok iyi davranış biçimleri ile dengelemek gerekmektedir. 

İlişkilerin seviyeli, dengeli ve sorun çıkarıcı değil, sorun çözücü ve kaos durumundan kozmos durumuna geçiş çabaları ile durgunluk, sakinlik ve dinginlik haline dikkat edilmelidir.

Birleşmeler ve ayrılıklar, gelenler ve gidenler, ilişkiler trafiğinin idare edilmesi, özgürlük sınırları, özlük haklarının korunması gibi bir çok ruhsal ve fiziksel bilinçli ve farkında olarak düşünce, söz ve eylemlerde bulunmak gerekmektedir.

Yaşam basıncını arttırma ve sürdürme amacına yönelik bir çok çalışma gereklidir. 

Cinselliğin durgunluğunu belli bir süre idare etmelidir. Yaşam döngüsünün ikinci halkasına geçiş için belli bir zaman gerekebilir. Bunu dikkate almak ve o anı unutmamak gerekmektedir. 

Yaşlılık ve cinsel durgunluk, yeni bir yaşam döngüsündeki gençliğe doğru uzanan bir ara dönemi kapsamaktadır. Doğumdan gençliğe ilerlemedeki durgunluk ile aynı özellikleri taşımaktadır. 

Bu ara dönemlerin uzunluğunu şimdi tahmin etmek zordur. Ve yaşam döngüsünün ikinci halkasına geçiş için araştırmalar sadece burada yani bu felsefik araştırma yazı dizisinde bulmaya çalışacağız.

Yaşlılıktaki cinselliğin durgunluğunda bedenin sağlıklı işleyiş düzeninde ne gibi değişimler olmaktadır. 

Durgun bir cinsellik döneminin belli bir süre sonra tekrar harekete geçmesi nasıl ve ne şekilde olabilir. 

Yaşlılıkta cinselliğin durgunluğunda kalbin büyük etkisi bulunmakta mıdır. Eğer etkisi bulunmakta ise kendini ve çalışmasını kısıtlamaya çalışan kalbin neden buna yöneldiğinin süreçlerini ortaya çıkarabilir ve çözümler ortaya koyabilir miyiz. 

Üreme yetisi durgunlaşmış yaşlılık halinde, bedenin varlık kaynağı da kaybolmuş anlamına mı gelmektedir. Böyle olmadığı ortadadır. Kişinin beden ve zihni üreme ile yaşama gelen yeni nesillerin varlığı içinde yaşamını sürdürmektedir. Belki de bu bağ insan yaşamının ömür süresinin uzamasında değinilmeyen  bir nedeni olabilir. Kendi için yaşamayı durgunlaştırıp yeni nesillerin varlığını korumaya ve geliştirmeye çalışmak. Bu eylem ve düşünce insanı hayata bağlı tutan önemli etkenlerden biri gibi durmaktadır.  

Zihinsel ve bedensel adanmışlık hali, beden ile zihnin iletişim olanağını artırabilir. İnsanlık için önemli projeleri devam ettirmek, canlılığın gelişimi, büyümesi ve yayılması için yeni olasılıklar araştırmak ve gerçekleştirmeye çalışmak, mevcut ve yeni nesillere ait bir çok çalışmalarda bulunmak, teşvik etmek gibi bir çok adanmışlık hali bizlerin uzun yaşaması için birer yaşam basıncını arttıran unsurlar olabilir.

29 Ağustos 2021 Pazar

Yaşam Döngüsü - 14

 Kalbimiz

Günümüzde kalbimiz yaşadığımız olaylara ve ilişkilere yetememektedir.

Sağlıksız beslenme, uykusuzluk, aşırı yorgunluk, kirli hava, gürültü, kalabalık, sıkışıklık, stres gibi önemli etken kalbimizi işleyişini zorlaştırmakta uzun ve sağlıklı yaşam konusunda dikkatlerimizi üzerine çekmektedir.

Kalbimizin çalışmasını kolaylaştırmalı ve ona destek olmalıyız. Öncelikle onun iyi ve rahat çalışmasına engel olmamakla başlamalıyız. 

Tutunmalarımızdan olan tutkularımız ve bağımlılıklarımız bizler için birinci sırada olsa da onların ayarında kalbimizin de iyi olmasını da hatırlamalıyız. 

Günümüzde yaşantılarımızda tutumlarımızın oluşmasında rol alan faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerin başında organlarımız gelmekte olup organları dışında tutumlar kültürün kazandırdığı faktörlerdir. 

Mide ile yaşamak, zihin ile yaşamak, cinsel organıyla yaşamak, kilo ile yaşamak, boy uzunluğu ile yaşamak, vücut çalışması ile yaşamak, güzel göğüs, güzel kalça ile yaşamak gibi başlıca birinci sırada tutulan organlar ve ben algısı bulunmaktadır.

Bizlerde sağlıklı ve uzun yaşama için zihnimiz, kalbimiz ve omurgamız ile yaşamak tutumunu başa almalıyız. Bu üç ana unsurdan sonra diğer organlarımızın sağlıklı ve iyi olmasına dikkat etmeliyiz.

Tutumlarını kültürden alan kişiler ise arabam ve ben, evim ve ben, eşim ve ben, işim ve ben gibi bir çok beden ve organ dışı tutumlarını kültürden almışlardır. 

Biz sağlıklı ve uzun yaşama yolcuları olarak sağlığım, insanlığım ve canlılığım üçlemesine dikkat etmeliyiz.

Sağlıklı ve uzun yaşama olanaklarının sırlarını felsefece araştırmaya devam ediyoruz.  

Kalbimize yardım etmeliyiz. Öncelikle onun iyi ve sağlıklı çalışmasını engel olmamalıyız. Sonra onun bu çalışmasına katkı yapmalıyız. 

Kalbimize katkımız uyku dışında bedenimizi bayılmış veya uyuyor gibi sabit ve durmuş halde bırakmayalım. sürekli hareket etmeliyiz. Ufak ve kısa hareketler böylelikle kanımızın bedenimizde dolaşımına katkı yapmış ve kalbimizin işini kolaylaştırmış oluruz. 

Zihinsel engellilerin sürekli aynı hareketleri yapmalarının nedeni reklesif hareket ile bedenin kalbin çalışmasına destek olması içindir. Kültür içinde engelli belli bir duruşta oturmaya zorlanmakta olduğu için veya kendi bedensel duruşu belli şeklide olduğu için kalp bedeni kendisine yardımcı olması için rekleksif olarak yönlendirmektedir. 

Sıralarda bekleme, bir işin olmasını bekleme gibi günümüzde çok bekleme anlarımız bulunmaktadır. O sıralarda odun ve direk gibi sabit beklemek yerine el, ayak parmaklarını oynatmak, kolları ve bacakları hafifçe esnetmek ve kasmak, göğüsün içeri çekip bırakmak, başımızı sağa sola ileri yukarı aşağıya doğru dikkat çekmeden ağır çekimde oynatmak, kendimizde,  başkaları tarafından "zihinsel engelli galiba" önyargısını oluşturmalarına neden olmadan  küçük ve kısa tüm hareketleri denemeliyiz.

Bulunduğumuz ortam ve mekanlarda oksijen durumunu, rüzgar akımını, sıcaklık oranını ve ufak, büyük kazaların olmasına neden olabilecek şartları kontrol etmeliyiz. Bu gibi dikkat edilecek konular sadece kendimiz için değil toplu yaşamamızın gereği diğer kişiler içinde gereklidir.

Azalan göz kırpma ve yutkunma reflekslerini zihnimizle hatırlayıp sık sık uygulamalıyız.

Uzun izleme ve dinleme faaliyetlerinde bedenimizin durgun ve donuk olmasına izin vermemeli bedenimizin içsel kıpır kıpır hareketini devam ettirerek kalbimize destek olmalıyız.


..............

24 Ağustos 2021 Salı

Yaşam Döngüsü - 13

 Uzun ve sağlıklı yaşama yolunda belli bir başlangıç yapmış bulunmaktayız. 

Başlangıç evresinde bazı özelliklere önem vermeli ve sindirmeliyiz. 

* Özgürlük 

Kendimizi en azından fiziksel ve zihinsel sınırlarımızı esnek hale getirme, bilinçli olmaya çalışma, davranışlarımızın sorumluluğunu taşıma gibi temel kişisel karekteristik özelliklerini edinmeye çalışmalıyız. Bağlantılarımızın, etkinliklerimizin, ilişkilerimizin şeklini, şartlarını ve sınırlarını belirleme özgünlüğünü ve yetkisini taşımayı sürdürebilmeliyiz. Tüm iyi ve gerekli özelliklere sahip olup onu kullanabilmemiz kendimizi tanımamızla olanaklı olabilir.

* Yönelme ve tutum

Bakış açımızın yönünü, tutumlarımızın biçimini şimdi ve gelecek açısından geliştirici özelliklerde olmasına çaba gerekmektedir. 

* Ana konu "rotamız"

Amacımızın ve hedefimizin ana konusuna başlangıç, duraklar ve dönüş şeklinde zihnimizi hazırlamamız gerekmektedir. " Sağlık olsun " " Allah uzun ömürler versin " deyimlerindeki olumlu sonuç dileklerinin basit olmadığının, her fiziksel ve zihinsel etkinliklerin yolu sağlıklı ve uzun yaşamaya doğru ilerlemekte olduğu ve bu konuda sonlanmakta olduğu görülmektedir. 

Bedensel ve zihinsel her nerede, her ne konuda ve nasıl bir etkinlik yapılırsa yapılsın sonunda bedenimizin ve zihnimizin son  konusu rotamıza yani uzun ve sağlıklı yaşama ulaşmaktadır.

*Yaşam basıncı

Yaşam basıncını dengede tutmak amacında ürettiğimiz tüm bedensel ve zihinsel enerji potansiyelinin ne tümünü harcamalı ne de tümünü tutmaya çalışmalıyız. Üretilen potansiyelin yeterli bir kısmını harcamalı ve gerekli olduğu oranda da yaşam basıncı olması için bedene ve zihne geri vermek üzere sakinleşmeli ve durgunlaşmalıyız (dinlenme hali ).

............

23 Ağustos 2021 Pazartesi

Yaşam Döngüsü - 12

 Olasılıklar

Canlılık ve doğa sınırsız olasılıklar taşıyan kozmolojik işleyişin kendisine olacak zararını en aza indirmek için kendi oluşum, gelişim, dayanıklılık, sürdürebilir olma, büyüme, uzun süre varlığını koruma ve yayılma olasılık ve olanaklarını arttırmaya çalışmaktadır. 

Bizler de mekan ve zaman yönünden nerede ve ne zaman bulunmalarımızı gözden geçirmeliyiz. Her yerde ve her zaman bulunmaya çalışamayız.  Her mekanda bulunma ve zamanı göz ardı etme lüksümüz bulunmamaktadır. Gençlerin bu konularda özen göstermemelerinin nedeni yaşamaya ve tecrübeye ihtiyaç duymalarındandır. 

Sağlık ve uzun yaşama araştırmamızı kırk yaş ve üzeri üzerine yapmamız üzerine gençlik ve öncesi bizim için gözlem ve inceleme alanımızdır. Yaşamaya ve tecrübe etmeye ihtiyaçlarımızın azaldığı ve belli bir seviyeye gelmemizle birlikte öngörü ve önyargıların çoğaldığı yaşlarda bulunmaktayız.

Öngörü ve önyargılarımız çelikten ve taştan olmamalıdır. Yanlışlama veya doğrulama testlerinin sonucunda kırılgan veya kırılamaz bir yapıya evrilmelidir.  

Olasılıklar için ne imkansız ne de değişmez doğru teşhisi koyamayız. 

Olasılık, mekan ve zaman gibi kendisi bir önemli unsurdur. 

Olasılık, uzay ve zaman gibi tam çözülmemiş ve ucu açık bir kavramdır. 

Bize gerekli olan kendimizin sağlıklı ve uzun yaşama olasılıklarını mekan ve zaman yönünden değerlendirmektir. Kendimiz ve çevre ile olan hangi mekan ve hangi zamanda oluşacak ilişkilerin olasılıklarıdır.

İlerlediğimiz zamanda, ayrılan yolların nerelere gideceği olasılıkları.

Alacağımız kararların bizleri yaşamda hangi olasılıklara sürükleyeceği.

Seçimini yapacağımız olasılıkların sonuçlarının neler olacağı.

Kabul ve red etmelerimizin bize getireceği iyi ve kötü olasılıkları. 

Tüm olasılıkların sonuçları önemli olursa yaşamımızı etkiler, önemsiz olursa birer tecrübe olurlar.

Sağlıklı ve uzun yaşamanın bir çok yolu ve olasılığı bulunmaktadır. Bir reçete ile veya bir standart bilgi ile olasılıklar sınırlandırılamaz. 

Olasılıkları ciddiye almalı onları önemsemeliyiz. 

Geçmişte olasılık değişkenleri günümüze, günümüz olasılıkları geleceğe etki eder. Fakat biz bugün ve geleceğin olasılıkları üzerine durmalıyız. Geçmişte durulan her olasılık bizim için günümüze ve geleceğimize etki edebilme potansiyeline sahip olmalıdır. Günümüze ve geleceğimize etki etmeyecek geçmiş olasılıkların üzerine durmak bizi oyalar ve yorar. 

Yeryüzünde mekan geniş ve zaman döngüsü ise sonsuzdur bizim algımıza göre.

Mekanı ve zamanımızı seçmeye dikkat etmeliyiz. Kendimizi, mekanda bulunmaya ve zamanı seçmeye hakkımız bulunmaktadır ve bunu kullanmaya, dikkat etmeye önem göstermeliyiz.

Canlılık mekanda ve zamanda volkanik bir patlama ve dev okyanus dalgaları gibi yeryüzünde ilerler iken bizler de bu patlamadaki ve ilerlemedeki yerimizi ve zamanımızı belirlemeye çalışmalıyız.

.................

 

19 Ağustos 2021 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 11

 Heyecan

Heyecan duyguların kabarmasıdır. Duyguların yaşanması sırasında hızla ve yoğun şeklide artması, karışması, bedenin hangi duyguda süreceğine karar verememesi, aklın ise o anda hangi tavır halin olmayı, hangi duruş ve tutum belirlemesi gerektiğini seçememesidir. 

Heyecan halinde iken beden yaşam basıncını biriktirmek için fırsat yakalar ve onu kullanır. Çünkü heyecan, bedenin enerji üretip de tüketemediği veya daha az tüketebildiği anlardır. Heyecan yaşayan beden büyük bir enerji birikimi yapar ama eyleme geçemez veya çok az oranda geçer. 

Heyecan duyguların zirve yapma halidir. 

Dört ana duygudan biri olan öfkenin zirve yapmış ve heyecandan titreyen bir beden ve zihni kısaca inceleyelim. 

Öfkeli halde iken, bedende ve zihinde öfke birikir ve birden patlamaya, eyleme doğru yönelir. Bu duygu biriktirilmesi ve hızla yaşanması bedende olağanüstü bir alarm verir. Saldırmaya, harekete yönelmeye doğru bir enerji birikir. Belli bir birikimden sonra enerji eyleme geçerek beden tarafından fırlatılmaya hazırlanır, bunu nesne, ses ve fiziksel hareketle yapmaya yönelir. Bu yönelmeyi durdurma çabaları da oluşacaktır. Kendisine yönelinilmiş olan hedef kendi engel koyabilir. Çevredeki kişiler tarafından engellenebilir. Bireyin kişilik özelliği ve düşünme, mantığı ve sağduyusu, kendini tanıyorsa, yeterli olduğu ölçüde engelleme yapabilir. Yapılan tüm engellemeler üretilen enerjinin bedene dönüşünü yaşam basıncı olarak yapar. 

O nedenle " Vur dedik, öldür demektik " deyimi. Öfkenin birikmiş enerjisinin adil davranma özelliğini, mantığa, akıla dayanarak yapılmadığını göstermektedir. 

Kin duygusu ise üretilmiş öfkenin saklanması ve ileri de kullanmak üzere hafızaya alınmasını işaret eder. Kin hafızada bekledikçe sahibine zarar verir. " Keskin sirke, küpüne zarar verir " atasözündeki gibi. Kin kişinin ruhsal sağlığını onu taşıdıkça bozar ve kişi sonunda varlık nedeninin bu enerji ve kullanılması üzerine olduğu sanısına ve inancına doğru ilerler. 

Yüzüklerin efendisi filmindeki gibi sihirli yüzüğü arkadaşını öldürerek almış olan karakter bu yüzüğün kendisine gün geçtikçe zarar verdiğini ve yaratığa dönüştüreceğini anlayamayacaktır.

Heyecanın oluş nedenleri

* İlk yaşantı şeklini tecrübe anlarında.

Çocukluktan yetişkinliğe kadar fiziksel ve zihinsel olarak yaşların getirdiği zorunlu yaşantıların ilklerinde heyecan duyulur. Zaman ve mekan algılarında heyecan duyulmaktadır. Yaşlar ve ilk gidilen mekanlar gibi. Tüm ilklerde, az veya çok heyecan oluşmaktadır.

* Bedensel ve zihinsel zarar verme ve görme riski taşıyan yaşayış şekillerinde.

Her yaşta kazanma ve kaybetme, birlikte olma veya ayrılma, amaçların gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi, başarıların olması veya olmaması, kabuller ve reddetmeler gibi. 

Heyecanlar yaşam basıncını beslemektedir. Uzun ve sağlıklı yaşam için gereklidir, fakat büyük risk içiren heyecanlar bedensel ve zihinsel yapıya zarar verdiği için alınmamalıdır. Bedenimizin ve zihnimizin olumsuz etkilenmeyeceği orandaki heyecanlar alınabilir. Heyecan her konuda oluşturulabilir bu kişinin tecrübe, hayal gücü ve öngörüsü ile ortaya konabilir.  

Kapitalizm mutluluğun anahtarı olarak heyecanı sıkça kullanır. Bir heyecan makinesi olan gençleri heyecanla yönlendirmek ve ikna etmek daha kolaydır. 

Heyecanın temelinde bedenin ihtiyacı olan yaşam basıncının kaynağı olması bulunmaktadır. Beden ve zihnimiz heyecanla eylem öncesi duygu kabarmasını yaşarken kullanılacak enerjiden daha fazla üreterek enerji kullanımından artan ve kullanılmamış enerjiyi kendisine tekrar alır. Bu fikirden beden ve zihnimizin fizyolojik ve psikolojik dışardan enerji kazanımından çok kendi ürettiği fazla enerjiden arttırarak dönüşmüş olan enerjiyi tekrar kendisine katmasıdır. Bedensel ve zihinsel enerji üretme, arttırma ve bir kısmını harcama, harcanmayan bir kısmını geri kazandırma yolu ile tam bir güneş gibi çalışmaktadır. Bu fikirden de canlıların enerjiyi oluşturma ve geri dönüşümünü sağlama yönünden minik bir güneş temsili olabilecekleri düşüncesine ulaşabiliriz. 

Minik bir yıldız gibi çalışma sistemimiz var ise neden ömrümüzü sağlıklı ve uzun hale getirmeyelim. Yeter ki bu potansiyelimizi keşfedelim ve öğrenilmiş çaresizliğimizi aşalım.

Böylelikle doğanın kaynağının güneş, güneşin kaynağının da evren olduğunu bir kez daha hatırlamış olduk.

Heyecanın yaşamımızdaki oranı azalması bedenin ve zihin yaşam basıncını biriktirememesine ve kendisini yenileme için önemli bir olanaktan yoksun kalmasına neden olmaktadır. 

Büyük risk taşımayan heyecanlar sağlıklı yaşam için gereklidir.  


.............

18 Ağustos 2021 Çarşamba

Yaşam Döngüsü - 10

 Duygularımız

Duygularımızın oluşmasında iki önemli faktör bulunmaktadır.

1. İçsel Etkenler

Bedenimizden gelen etkilerle oluşur duygularımız. İtkilerden başlayıp duygularda tamamlanan bir süreçtir bu. Bedenimiz besin, su, mineral ve oksijen alımlarını sentezleyerek tüm hücrelerini beslemek, onarmak, korumak ve bunların devamını sağlamak için ısı ve enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Kanın hızla tüm hücreye yayılması, kalbin buna olanak vermesi, midenin ve sindiriminde kaynak sağlaması sonucunda başlangıç gelişme ve tamamlama aşamaları için bedenin bütünsel olarak bu çalışmaya katılması gerekmektedir. Bunun için itkilerden başlayan ve duygularda biten hareket ve enerji potansiyelinin son basamağı duygular bizleri bu sürece göre hareket etmeye ve tutum almaya zorlarlar biz farkında olmadan. Bedenimizin bizi yönlendirerek  (bir çok etki çeşidi ile)  ve bizim bunun farkında olmadan duygulanmaları yaşayıp ve eyleme geçmemize neden olduğu söylenebilir.

2. Dışsal Etkenler

Duygularımızın çevre, toplum tarafından olumlu ve olumsuz etkileriyle oluşması ve devam etmesidir. 

Örnek olarak öfkelendiğimizi ele alalım. 

Öfkemizin kaynağının içsel mi yoksa dışsal mı olduğunu nasıl anlarız. Tabi ki kendimize sorular sorarak.

Neden öfkeliyim ? Sihirli sorusunu sorar ve cevap ararsak bu duygunun içsel mi yoksa dışsal mı olduğunu verileri değerlendirerek bulabiliriz. Bir duyguyu yaşarken onu incelemek zordur. Çünkü duygu yaşamak üzerinedir. Onu zihinle incelemek ise onu yaşamayı durdurmaya çalışmaktır geçici de olsa. Burada ikilem vardır. Yaşamak mı yoksa onu değerlendirmek üzere dondurmak mı. Öfke duygusunun içten mi dıştan mı olduğunu bu duygu geçince anlamak daha kolaydır.

Önümüzde bir duygu yaşanmışlığı bulunmaktadır. Onu detayları ile masaya yatırarak inceleme altına alınabilir. Kendimizi tanımamız halinde bu duygunun içten mi yoksa dıştan mı geldiğini kolayca anlamaya başlarız.

Duygularımızın içten mi yoksa dıştan mı olduğunu anlamak bize fayda sağlar.

İçten gelen duyguların bedensel olduğunu anlarsak kendimizi (fiziksel ve duygusal) tanımamızda bir adım atmış oluruz. 

Dıştan geliyorsa, ilişkilerin ve tüm olasılıkların taranması gerekmektedir. Bu durumda kendimizin  çevre, toplum ilişkilerini gözden geçirmemiz anlamına gelmektedir. İnceleme ve araştırma sonuçlarında ise yeni kural, karar ve ilkelerimizi oluşturmamız gerekmektedir. 

Konusunda uzman kişilerden de yardım almamız gerekebilir. Duygularımızın bize stres, sıkıntı ve bulanım olarak dış etkenlerin bir etkisi olarak olduğunu saptamamız bu konuların uzmanlarca değerlendirmesi tekerleği tekrar icat etmeye çalışmamızı veya Amerika kıtasını yine keşfetmeye çalışmak gibi sıkıcı ve yorucu uğraşlardan koruyabilir.

............

Yaşam Döngüsü -9

 İkinci Yaşam Döngüsüne Yönelme ve Hazırlıklar

Yönelim

İçimizdeki enerjiyi tutmak ve basınç miktarını arttırmak amacında olmalıyız. 

Çocuklara bakınız, en iyi örnekler onlarda. Bizim gibi akıcı ve hızlı konuşmak istiyorlar. Fakat yapamıyorlar, çünkü enerji var deneyim ve bilgi yok. İstek var fakat beden yapısının uygulama, pratik eksiliği var. Potansiyel var, eylemler ise eksik ve yarım kalmakta. 

Çocuklar, gençler ve yetişkinler gibi rahat ve akıcı konuşamazlar. Çünkü bedenleri mevcut enerjisini bunun için harcamaya alışkın değil. İlerleyen zamanla eğitim ve öğretimle onların bu alışkanlığını edindirmeye çalışıyoruz. Doğasıyla bulunan saf bedenin içinde saklı duran kültüre yatkınlığını aralıklı ve uzun bir süreçte toplum için ortaya çıkartıyoruz. Yani bedenindeki gizli kalmış bir özelliğini büyük bir çaba ile ortaya çıkarıyoruz eğitim ve öğretimle. Bu süreç uzun ve zorludur. 

Belli bir yetişkinlik yaşında da aynı yöntemi kullanabiliriz. Çok konuşmak isteyip de az konuşarak, çok hareket etmek isteyip de az hareket etmek gibi. Zihnimizin bedenden toplum standardı enerjisinin akışına baraj oluşturmak. Olanaklarımızın elverdiği fakat yapmadığımız veya azını, belli miktarını yaptığımız eylemlerimizin arta kalan kısmını tekrar bedene aktarmak. Bedenin potansiyeline artı değer oluşturmak.

Yönelme - 100 enerji potansiyeli    Eyleme geçen miktar - 50  Bedene dönen enerji (Basınç) -50 şeklinde  bir örnek verebiliriz. Önce potansiyel bir enerji oluşturup sonra bu enerjinin belli bir oranının kullanarak kalan potansiyel enerjinin bedene iadesi şeklinde. Bunu başta çocuklar, gençler ve yetişkin öncesi bireyler yapmaktadır. Buna enerjinin basınca dönüşmesi ve bedene iadesi olarak alabiliriz. İlerleyen yaşlarda bu refleksif hareket azalmakta bedenin basınç oranı düşmektedir. 

"İçimde uhde kaldı, istedim yapamadım " gibi deyimlere olumlu yaklaşmalıyız. Çünkü yaşanan tecrübelerde beden ve zihnimizin ürettiği enerji tüm den tüketilmemiş olup beden ve zihne basınç enerjisi olarak geri dönmüştür. Bu durum beden ve zihnin ihtiyacı olan bir olaydır. Eğer tüm ürettiğimiz beden ve zihin enerjisini tümden tüketirsek bu hal bizlerde büyük bir boşluk, yorgunluk ve hiçlik ruhsal hale sürükler. Bu olayın tam tersi de aynı kötü etkiyi yapar, ürettiğimiz enerjiyi hiç kullanamaz veya çok az kullanabilir isek (Nihilist ve yılgın gençlik).

Toplum kültürel yapısı aslında bizlerin  kendimizi tümden tükenmekten korumaktadır. Freud'un iddiası olan bilinçaltımızın tatmin edilememesi bizde mutsuzluk yaratmaktadır tezi, eğer bilinçaltımızın tüm isteklerini tamamı ile tatmin etse idik beden ve zihin olarak büyük bir boşluk içine girerdik. Buradaki denge bilinç altımızın etkilerini uygun ve oranda zaman ve mekanda yeterince yaşamaktır. Yaşayışımızdaki mutsuzluk kaynaklarımızın nedenlerini bilinçaltımızda değil, yaşadığımız çevre ve ilişkilerde, kendimizi tanımamızda aramalıyız. Bilinçaltımızdan gelen veriler canlılığın temel unsurlarıdır, onların kültürel yapı içinde sağlıklı yönetilememesi ve işleyiş sürecindeki itkiden akıla olan ilerlemesinde sıkıntılar oluşması, tıkanıklık yaşanmasıyla mutsuzlukların oluşma durumu olabilir. İtkiden başlayan bir kıvılcım sağlıklı olarak zihne, akıla ulaşınca  yaşam döngüsü tamamlanmış ve sağlıklı işlemektedir diyebiliriz. 

İtkiden akıla ulaşan veya ulaşamayan bilmediğimiz canlılığın temel yapısına ait bir çok bilgi bulunmakta iken şu an bize gerekli olan ve aklımızla zihnimizle kavrayabildiklerimiz bireysel ve toplumsal yaşamın insanca ve doğa ile aynı yönde olan akışa ilerlemesine şu an için yeterli olabileceği tezini oluşturulabiliriz.

Bilinç altı süreçleri biliyoruz. En altta canlılığın temel aksiyonu itki, itkinin büyümesi ve hızlanması ile dürtüler aktif olmakta dürtülerin büyümesi ve artması ile güdüler devreye girmekte, güdülerin sağlıklı olması ve durgunlaşması için insanda duygular oluşmaktadır. Duyguların da sağlıklı ve sürdürebilir olması içinde akıl, zihin, mantık, düşünme devreye girmektedir. 

Aklın ve zihnin gelişmesi, büyümesi ise çalışma sınırlarına ilerlemekte ve geriye yani içinde bulunulan kendini tanımaya, çevreyi, toplumu, doğayı, canlılığı öğrenmeye ve gelişmeler ile kozmolojiyi de takip etmeye devam etmektedir.  Ve belli bir uzmanlığa ilerlemektedir akıl. Uzmanlıkla sınırlarını belirlemektedir. 

Sanat, bilim, felsefe, inanç, iş, hobi gibi bireyin uğraşmaktan keyif aldığı ve yetisinin uygun olduğu alanda ömrünce zaman geçirmekten bıkmayacağı uzmanlaşma sürecini geliştirmeye devam edeceği şeklinde sürmektedir.    

Güneşin çalışma yönetimi olan enerjiyi en uygun ve büyük potansiyeline çıkarıp birden bu potansiyele baskı uygulayıp kendinde koruması ve basınç olarak kendinde tutmasıdır. Bu eylemden kaçan enerjinin uzaya yansıması şeklinde bir uzun bir devinimi bulunmaktadır. 

Bedenimizden çıkmaya hazırlanan enerji potansiyelini baskılayarak çıkan enerjiyi azaltıp geri kalanını tekrar bedenimize yönelterek enerjinin basınca dönüşmesini sağlayabiliriz. Buna örnek, kızıp da eyleme geçmemek gibi. Hızlı ve uzun bir yürüyüşe çıkma potansiyelini içimizde hazırlayıp bize yeterli ölçüde bir yürüyüşü gerçekleştirmek gibi. Burada önemli olan nokta bedenimizi kandırmamaktır. Bedenle anlaşarak bu uygulamaya yönelmek önemlidir. Diğer bir uygulama ise duygularımızı sonuna kadar yaşamamaktır. Sonuna kadar sevinmek, dibine kadar üzülmek gibi duygulanımları yaşamamaktır. Çok ve uzun sevinecekmiş gibi halden birden sevinci yeterli bulup diğer duyguya geçmek gibi. 

Duygularımızın akışına yön vermede bilinçli ve kendinde olmak ve duyguların ilişkilerimize olumlu yansımasını sağlamak. Huysuz ve geçimsiz bir duygusal ruh halini kimse istemez. Bu konuda en pratik sahipleri tiyatro ve film sanatçılarıdır. Onlar bir role hazırlanırken tam duygusal yükleme ve boşaltma antremanı yapmaktadırlar. Sahnede duygudan duyguya geçişlerinde hızlanan sesleri ve hareketleriyle tam bir çocuk performansı göstermektedirler. Biz izleyiciler onları izlerken birer çocuksu hareketler görürüz, etkilenmemizin nedeni ise söz ve hareketlerden sonraki gelen onlara verdiğimiz anlamlar sayesindedir. Sahnedeki oyuncunun hareketlerini izleyin ve kulağınızı duyamayacak kadar tıkayın ne görürüz. Şımarık bir yetişkinin çocuksu hareketlerini görürüz. Sözlerini tamamlayan rolleriyle bizler onlara anlam verdiğimiz için iyi bir tiyatro ve film izlemiş oluyoruz. 

Dört ana duygunun duygusal salınımını bedenimizde bulunmasına gayret etmeliyiz. Bunlar öfke, korku, sevinç ve üzüntü. 

Bu duygularımızı hem kendimiz için hem ilişkilerimizde faydalı halde kullanmamız gerekmektedir. Bedenimizin itki, dürtü ve güdü özellikleri duygularda birikmekte olup görünür olmaktadır. 

Duyguların bizde tükenmesi demek olan duygusuzluk hali geriye doğru eksilmelere ve yokluklara doğru ilerler. Duyguların eksikliği önce güdülerimiz azaltır, güdünün azalması dürtüleri azaltır, dürtülerin azalması da itkileri azaltır. İtki ile duygu arasındakileri ket vurmak sakıncalıdır. 

Duygularımızın taşmasını önlemek adına bir takım faydalı yönelimler oluşturulabilir. Sanat, inanç, bilim, iş, hobi gibi kişisel yeteneklerin aktif olunmasına yönlendirilebilir. Böyle olursa hem duyguları baskılamak ya da yok etmeye çalışma gibi yanlış bir yönelme durdurulabilir. 

Duygularımızı yaşamalı ama onların yanlış, zararlı ve kötü sonuçlara bizi ve çevremizi götürmesini de engellemeliyiz. "Öfkeyle kalkan zararla oturur." atasözü gibi olmamak için, öfkelenmeli ama fayda için olmalı. Haklı olunmalı. Dozunda olmalı. Dengeli olmalı. 

Bedenimiz duygularımızı aktif etmek için " incir çekirdeğini doldurmayacak " kadar basit olayları kullanabilmektedir. Bunu yaparken bir ölçeği, birimi, oranı bulunmamaktadır. Gerekli ölçüyü, birimi ve oranı mantığımız, zekamız ve sağduyumuz belirlemesi gerekmektedir. Duygularımızın kontrolünü ele almalıyız derken bunları kast etmekteyim. Duygularımızı baskılamayı, azaltmayı, yok etmeyi değil. 

Bedenimizdeki, azalan yaşam basınç miktarını, arttırmanın bir yolu olarak bu yöntemi kullanabilir miyiz. (Bakınız sayfa https://ozkansalman.blogspot.com/2021/02/basnc-uzerine-eytisimsel-dusunmeler.html 18. paragraf)

Bunu yapabilir miyiz ? Yapmamız halinde bize sağlığımıza olumlu ve iyi yansıma olabilir mi ? Nereden ve nasıl başlayacağız ?

.................

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...