28 Ekim 2021 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 18

 Kış mevsimine girerken bedenimiz kendindeki en uygun sıcaklığını korumada zorluklar ile karşılaşmaktadır. 

Bedenin sağlıklı olması ve koruması için en ideal sıcaklığını sürdürmesi gerekmektedir. Mevsimsel sıcaklık düşmesi bedenin kendi için ürettiği sıcaklığını koruması zorlaşmakta ve önceki mevsimsel düşük çalışmasını arttırması gerekmektedir.

Gün içerisindeki sıcaklık değişim oranın yükselmesi, bedenin kendi sıcaklığının belli bir düzene alıştırması ve o yönde devam etmesini zorlaştırmaktadır. 

Bedenimizin belli bir mekanda sabit kalması ve serin rüzgar akımının biz fark etmeden üretilen ısıyı alması yanında temas ettiğimiz eşya ve nesnelerin beden ısımızı kendine transfer etmesi etkisiyle bedenimiz ideal sıcaklığına ulaşmak için olağanüstü performans harcaması gerekecektir. 

Bedenimizin olağan dışı ısı kaybına ek olarak fazla çaba göstermesi onu yormakta ve direnç olanağını azaltmaktadır. 

Böyle anlarda bireyin uyku eksikliği, yorgunluğu, beslenme takviye aksaması, hava akımlarının, eşya ve nesnelerin ısı çekmesi, soğuk suyun beden ısısını düşürmesi gibi bir çok etken soğuk algınlığı ve ağrı olarak mevsimsel rahatsızlıkları yaşamasına yol açabilir.

Farkında olmadan yakın iletişimde bulunduğumuz diğer bireylerden direnç düşmesi ile güçlenebilecek bakteri çeşitlerinin alışverişine dikkat edilmelidir.

Mevsimsel ısı değişiminin yüksek olduğu bu zamanlarda mekanlar arası sıcaklık oranların değişimine dikkat edilmelidir. Kapalı mekanlar ile açık mekanlar ve açık mekanların her farklı yerin hava akımlarının oranları bedenimizin sıcaklığını üretme ve koruma yönünden düzenini olumsuz etkileyebilmektedir.

Mevsimsel geçiş hızının en fazla olduğu bu günler hava sıcaklığının da hızla değişimini de getirmektedir. 

Mevsimsel yüksek ve hızlı ısı değişimine karşı bedenimiz ısı miktarını bu değişim ve hızına paralel olarak sürdüremez. Bedenimiz için ısı olgusu kendi varlığını dayandırdığı temel  ilke düzenlilik listesinde yer alır. 

Organizma olarak yaşadığı evrene uyum ve sürdürebilir olması için temel canlılık ilkelerine ve düzenliliklerine ihtiyaç duyar. İklim ve sıcaklık değişimleri karşısında kendi ideal sıcaklık aralıkları bulunmaktadır. 

Biz insanlar dış sıcaklık değişimleri ile bedeninin sıcaklık algısı arasına giyinme, barınma ve enerjiyi kullanma gibi aklımızın ortaya koyduğu koruma kalkanı bedeni akıla bağımlı kılmaktadır.  

Bedenimiz çevre olumsuz sıcaklık etkilerini akılımızın ortaya koyduğu koruma kalkanı ile olduğunu değil, olayın gerçekleşmesi ile yaşanılan duyguları kendisine referans olarak alır. 

Bedenimiz, elbiseyi değil onun sıcaklığı korumasının yaşattığı soğuğa karşı güvenlik duygusunu algılar.

Güvenlik duygusu rahatlığı, keyifi ve neşeyi çağırır. 

Aklımız ile mevsimsel sıcaklığı algılar ve bedenimiz için tehlikeli olduğu fikrini oluşturur ve bu tehlikeye karşı giyim, barınma ve enerji kullanma eylemlerini düşünür ve uygularız. 

Aklımız bedenimizi görür, duyar ve işitir. Fakat bedenimiz aklımızı algılamaz, sadece onun ortaya koyduğu eylemlerin kendinde oluşturduğu duyu ve duyguları yaşar ve bilir.

Bu durum bize duygu ile akılın birer aşama olduğu fikrine götürür. Canlılığın temelinden bütününe doğru ilerler iken ilklerin sonraki aşamaları tam ve doğru olarak algılayamadığı ortaya çıkmaktadır. 

Dolayısı ile itki dürtüyü, dürtü güdüyü tam ve doğru olarak algılayamaz.

Güdü ise duyguyu, duygu ise akılı olduğu gibi kavrayamaz, sadece etkilerini kendine göre yorumlar.

Canlılığın gelişimindeki bu aşamalar hiyerarşi oluşumuna, görev paylaşımına ve yetkilerin, sınırlılıkların olduğuna dair benzeşimleri çağrıştırabilir. 

Duyguların etkisindeki akıl yanılır. Akılın etkisindeki duygularda ölçü ve denge oluşur.

Duygusal zeka, akılda empati olarak tanım alır. Duygu yaşamaya, akıl ise bilgiye odaklıdır.

Duygularımız bilgiye değil, aklımızın bilgi ile ortaya çıkardığı etkilere odaklıdır.

Duygu ve akıl birbirinin rakibi değil, aşamalarıdır. Aşama ise gelişmeyi ve ilerlemeyi belirtir.


........... 

20 Ekim 2021 Çarşamba

İnsan Doğa ve Dünya - 20

 Akıl ve Duygu

Akıl, insanda duygu ile birlikte ortaya çıkmış ve ilerleyen zamanda ondan geri kalmıştır. 

Günümüze doğru, duygu ile akılın belirgin olarak ayrılması ve insan yaşamında bu farkların görünür olması şekline dönüşmüştür.

İnsan, bebeklik ve çocukluk çağlarında duygu yoğunluğu ile gelişmektedir. 

Gençlikte akıl ile tanışır ve yetişkinlikte ise akıl ön plana geçmektedir. 

Gençlikte akılı duygunun altında tutmakta ısrar etmek veya akılı duygunun hizmetinde kalmasına zorlamak yetişkinliğe geçmeyi zorlaştıracaktır. Dolayısı ile genç, yetişkinlik çağında bile hala zihinsel ve duygusal olarak genç halindeki gibi kalmakta ısrar etmesi ile yetişkinliğe alışamaz. 

Gencin toplum içindeki iş bölümüne (çalışma) ve paylaşıma (gelir) katılamaması, onun yetişkinliğe ilerlemesini geciktirir. Yetişkinlik öncesindeki gibi akılı duygu sonrası tutma ve duygu altı baskılaması devam eder. Akılı, ön plana alması gecikir. Duygu, akıl dengesini kurması zorlaşır.

Duygularımız doğuştan gelmesine rağmen akılın işlemesi eğitim, öğretim ve işbölümüne katılma ile gelişmektedir. 

Bilim bize insan doğumunun, kafatasının hali ile beyinin erken büyümesi nedeniyle zamanından önce gerçekleştiğini söylemektedir. 

Bu bilgiden, şu olasılığı çıkarabiliriz.

Eğer insanın doğum sırasında kafatasının ve beyninin büyümesinin sorun yaratmayacak şekilde zamanında doğabileceği olanağı olsa idi kaç yaşında doğması gerekirdi. 

Doğum olduğu anda gelişmiş bir beyin ile akıl ve duygu dengesi ne olurdu. 

Duygu doğuştan geliyor ise akıla ait neler doğuştan gelebilecektir. 

Akıla hazır halde gelmekte olan beyin bu zamanında doğumla hangi akıla ait yetilerini hazır bulunduracaktır. 

Konuşma, dinleme ve düşünme şekli hangi aşamada, öğrenme ve taklit etme hızı nasıl olacaktır.

Böyle bir deneyim yapıla bilinseydi. Akıla ait genetikten hangi yetilerin geldiği ortaya çıkacaktı. 

Doğamızın bize sunduğu hangi akıl yetileri doğuştan geldiğini anlayabilirsek, doğanın bize akıllı mesajlarını da alabilir o yönü önemli sayabilirdik. 

Çünkü doğa ve canlılığın temellerinden gelen her bilgi türümüzün geçmişine bir ışık tutacak, şimdiki zamanına kararlılık, düzen ve geleceğine doğru bir yön verecektir.  


...........


4 Ekim 2021 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 19

Canlılığın Temel İlkeleri

İtki, hücre bölünmesi ve sürdürülmesi etkenidir.

Dürtü ise doku, organ ve bedenleşme süreci gelişimin ve sürdürülmesinin etkenidir.

Güdü, türün sürü olması ve varlığını sürdürme etkenidir.

His, canlının içten ve dıştan gelen etki-tepki oluşumuna girmesidir.

Duygu, canlının (insan ve birlikte yaşadığı, etkileşimde bulunduğu canlılar) hislerin kullanımının uzaması ve yoğunlaşmasıdır. Duygu insanda öyle yoğunlaşmıştır ki, bedeninin bir çok dürtü ve güdüsü çalışma referansını dış etkenlerden (mevsimlerden) ayrılarak duygulardan alır hale gelmiştir.

Akıl, canlının kendi ve çevresi ile bağ ve bağlanan veya bağlam (obje-suje)  etkileşimine girmesidir.

Türümüz olan insanlığın itkiden hise kadar diğer canlılar ile ortak özelliklere sahip olduğumuz, duygu ve akıl ile onlardan kısmen ayrıldığımız görülmektedir.

İnsanlık tarihi duyguların tarihidir. 

Tüm tarihimiz boyunca yavaş gelişen akıl her zaman duygunun hizmetinde olmuştur. Yavaş ve gizlice gelişmiş olan akıl, felsefe ile kendini duygulardan arındırmaya ve öne geçmeye başlamıştır. 

Ortaçağ avrupası ile duygular zirve yapmış, bu hali ile toplumlara kaosu yaşatmış ve akıl ön plana geçerek duyguları dizginlemiş, duygu ile akıl bir denge arayışından sonraki durgunluğundan akıl öne çıkmış ve duygu hizmetinden taşarak küresel bir keşifler, araştırmalar, sömürgeler, sanayi ve bilim olarak yeryüzünde duygusuz olarak dolaşmıştır. 

Canlılığın temel ilkelerinden olan çoğal, yayıl ve rekabet et eylemleri gerçekleştirilmiştir. 

Duygu, doğanın ve canlılığın temel ilklerinden sadece biri ve aşamasıdır. Ana ve en önemli ilkesi değil.

Fakat uzun insanlık tarihimizden gelen kadim bir yaşantı halidir ve onu insan yaşamının en üst ilke konumundan ikinciliğe indirmek hiç de kolay olmayacaktır. 

İşte küresel keşif ve kaynaklara erişme rekabetinde duygu yaşamında kalmış ülkeler, akılı keşfetmiş topluluklar tarafından kontrol altına alındılar.

Artık akıl, hizmet ettiği duyguya karşı onu kontrol etme etkinliğine girmiştir. 

Hala günümüzde de akıl, duygu üzerinde ve onu idare etmektedir.

Tüm insanlık tarihi bir canlılık ilkesi olan duygunun akıla evrilme, taşıdığı canlılık bir üst seviyesinin temsil bayrağını akıla devretme tarihidir. 

Yeryüzünde çoğalmış ve yayılmış olan hareketli sürü güdüsünün devamı için düzeni sağlayacak olanın duygu değil, akıl olacağının, duygunun da gelişim için güdü ile akıl arasında olması gerektiğinin ortaya çıktığını görmekteyiz. 

Yeryüzünde sabit ve zemini doldurarak çoğalmış türlerinin güdü aşamasında kalırken, hareketli ve hızla yayılma özelliği olan canlıların güdüden daha ileri canlılık özelliklerine ulaşması kaçınılmaz bir süreç gibi durmaktadır.

Bu canlı, insan türü olacaktır.  

Hislerden, duygulara duygulardan akıla doğru giden süreç bize canlılığın daha da yeni gelişim basamakları olduğunu düşündürmektedir.

Evrene ait tüm edindiğimiz yeni bilgilerin sadece türümüzün hizmetine sunacak kadar basit olduğu fikrine kapılmak hala duygularda ısrar etme alışkanlığımızın bir etkisi değil midir.

İtkiden akıla giden süreçler bize canlılığın daha büyük bir amacı olduğunu ve bu amaca ulaşmak için akıl kendini daha büyük ve önemli bir özelliğe bırakacağını göstermektedir. 

Bunu anlamak için akılımızın bir üst seviyesini tahmin etmek gerekmektedir. 

Önümüzde büyük bir soru durmaktadır. 

Akıl, hangi bir canlılık ilkesinin öncülüdür. 

Sıçramak olabilir mi. Uzayda yayılma ve ilerleme aşaması için olabilir mi ?

Dünyadan, uzaya sıçramak olabilir mi ?

Bilmiyoruz, ama düşünmeye devam ediyoruz.   


.................


23 Eylül 2021 Perşembe

İnsan Doğa ve Dünya - 18

 Ütopya ve Distopya

Geleceğe dair topluma ait çok iyi veya çok kötü yaşantı şekilleri tahminleri gerçekleşmesi olasılıkları bulunmaktadır. 

Bu olasılıklar zamana ve şartlara bağlıdır. 

İnsanlık tarihinden günümüze kadar distopyaların hızlı, kısa ve biten ütopyaların ise yavaş, uzun ve kalıcı olduğu görülmektedir. 

İnsanlığın yol haritası ütopyalar üzerine olup distopyalar ise bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Bu günkü kurduğumuz iyi hayallerimizin, geleceğimizin yaşantıları haline gelmesi bir rastlantı, tesadüf olmadıklarının göstergeleridir.

...............

13 Eylül 2021 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 17

İnsan, doğanın evrensel geri bildirimidir.

İnsan bir canlı olarak doğanın evrene baktığı bir göz, dinlediği bir kulak, yaşadığı bir duygu ve düşündüğü bir akıldır. 

Doğa, dünyadaki varlığını büyütmüş ve yaymıştır. Gezegenimiz, bir canlı gezegenidir. Kozmolojideki yerini ve durumunu belirlemek amacındadır (Belirlemiş ve yönelmiş de olabilir). Doğa kendini ilkelerini oluşturmuş ve o yönde ilerlemektedir. Uzaya yayılmasının önünde uzay boşluğu bulunmaktadır. Güneş sistemimizdeki diğer gezegenlere ulaşıp gelişimini sürdürmek amacındadır. 

Bunu yapmak için süre geldiği şeklide ilerler iken artı özellikler taşıyan bir canlı ortaya sürecektir.

Bu canlı sadece var olmak için değil, uzaklara bakabilen, merak eden, bilgi toplayan ve bunu biriktirip saklayabilen bir canlı olmalıdır.

Çevresini ve kozmolojiyi araştıran ve tanımlayan, planlamalar yapabilen ve her yöne hareket yeteneğini geliştiren bir özellikte olmalıdır.

Birbiri ile organize olabilen, ilerlemek ve yayılmak için rekabet eden, bütün bunları yaparken de madde - enerjiyi kullanıp hızlı bir yapıda olan bir canlı gereklidir. 

Yaşamı boyunca canlılığın bulunma ve olma olasılıklarını her birini de kapsayacak bir biçimde çoğalması ve yayılması gerekmektedir.

Bu canlı, "İnsan"dır.

On dört yıl önce başladığım felsefik düşünme ve yazma sürecimin sonunda felsefe kitabımı tamamlamış oldum. 

Bu süre sonunda ulaştığım tüm bilgi ve anlamları bir cümle ile tanımlamak olanaklıdır.

" İnsan, doğanın evrensel geri bildirimidir.

Bu cümleyi anlayan ve açıklayan kişilerin yazılarımı okumasına gerek yoktur. 

Bu cümlemi anlamayan, daha iyi anlamak ve anladığından emin olmak için yazılarımı okuyan kişiler bu cümleye nasıl ulaştığıma tanık olacaklardır.

Bir kitabı veya felsefik ekolü bir cümle ile açıklamak kolay değildir. 

Böylelikle kitabımın ve ekolümün ismi de ortaya çıkmaktadır.

" Evrensel Geri Bildirim

Kitabımın "Küresel Barışa" ve türümüzün ilerleme yönüne, rotasına, yoluna bir katkı olacağını umuyorum.

  

9 Eylül 2021 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 17

 Üreme ve Bölünme Referansları

Canlılık bölünme yolu ile çoğalmaya başlamış, çoğalmasını sürdürmek için canlılık dışı madde ve enerjiden faydalanırken uzun bir dönem sonra diğer canlılar ile beslenme ve üreme davranışına yönelmiştir. 

Beslenmesini ve rekabetini diğer canlılara göre yaparken, üremesini ise mevsimsel değişikliklere göre geliştirmiştir. Mevsimsel sıcaklık ve basınç özelliklerine göre çoğalma ritmini uzun dönem devam ettirmiştir.

Bitkilerde ve diğer birçok canlıda bu ritim devam etmektedir. 

İnsan türü olarak mevsimsel şartların etkisinden kurtulmaya başladığımızdan beri türümüzün üreme ve çoğalma referansı değişime uğramıştır. 

Güdülerimiz artık mevsimsel değil duygu ve davranışlarımıza göre üreme referansına geçmiştir. 

Bu durum ise biz insan türünün üreme ve cinsellik konusunda  duygu ve davranış referansı nedeniyle istikrarlı olması ve denge kurması zorlaşmıştır. 

Sonuçları görüyoruz şu an. Türümüz yeryüzünde dolmuş ve uzaya fırlamak üzere olan bir taşma halindedir. 

Üreme referansları mevsimlerden duygu ve davranışlara geçince türümüzün cinsel eylemlerinde mutlu olamadığı ve sürekli bir doyumsuzluk halinde olduğu bilinmektedir. 

Üreme yetimiz duygu ve davranışlarımızı etkiler olmuş, duygu ve davranışlarımız ise üremeye hizmet eder olmuş gibi türümüz için kötü bir kısır döngü halindedir. Doğa ise canlılığın temel ilkelerinden olan çoğal, büyü ve yayıl ilkesini türümüze kısıtlamamıştır. 

Doğanın buradaki gelişme üzerine olumsuz etkisi sadece türlerin çoğalma karşısında belli oranda artarak o oran üzerinden devam zorunluluğu içermesidir. Haliyle doğa canlı üzerinde ancak türün yeteri oranında çoğalmasını desteklemektedir. Bu ilke kendi içinde bulunmaktadır. Bir mekanda canlı türü belli oranda çoğalınca beslenme, su gibi temel ihtiyaçlar yetemez, atıkların da doğaya dönüştürülemez olur ise mevcut canlıya tür miktarını sınırlama baskısı oluşur. Bu türün birbirlerine saldırma ve atıklarından, yaşama dönemi sonlananlarından  yeni canlı anti tezleri oluşma olasılığı belirir.

İnsan türü olarak bu olaylar bizde mevcut; birbirimize saldırıyor ve ölüm, atık antitezlerimizden bize zararlı virüsler ve bakteriler üzerimize geliyor onlarla mücadele ediyoruz.  

7 Eylül 2021 Salı

Yaşam Döngüsü - 16

Duyguların Sağlıklı Döngüsü

Öfke gibi genel canlılığın temellerinden gelen bir duyguyu aşırılıktan ve sorun olmaktan hangi duyguyu aktif ederek yatıştırabiliriz. 

Üzüntü duygusu ile,

Öfkeden sonra gelen en sağlıklı duygu üzüntüdür. 

Üzüntüden sonra korku gelerek duygu dengesini oluşturur. 

Korku sonrası durgunluk ve sevinç kendisini gösterecektir. 

Duygularımızın döngüsünü sağlıklı bir biçimde yönlendirebiliriz. 

Öfke ile başlayan duyguyu üzüntü, üzüntüyü korku, korkuyu durgunluk ve sessizlik, sonrasında sevinçle yönlendirebiliriz. Bunu sağlamak için zihnimizden ve hafızamızdan yardım almalı, mantığımızı işletmeliyiz.

Örneğin öfkeli bir anımızda bu halimizi fark edip " Neden öfkeleniyorum" " Ben şu an öfkeliyim " soru ve saptamaları üzüntüyü çağırır, çünkü çok öfkelenmek istemiyor ve bundan hoşlanmıyorsunuz. o nedenle istemediğiniz bir duyguyu fazlaca yaşadığınızı fark etmek sizi üzer. Sonra korku şöyle gelir, " Öfkeli halimle kimi veya kimleri kırdım " korkusu ve kaygısı başlar. Yapılmışsa hatalar giderilmeye ve affetme davranışını teşvike yönlendirmeler başlar. Bu aşamadan sonra bir durgunluk, sakinlik ve sevinç gelir. 

Bir duyguyu uzun süre yaşamakta ısrar etmek veya sık ve hızlı duygu değişimini yaşamaya çalışmak yaşam basıncımıza ve sağlıklı duygu yaşantımıza zarar verir. 

O nedenle duygu değişimlerini dengeli, uygun zaman geçişli ve kontrollü yapmalıyız. 

Duygularımız hem bireysel hem de toplumsal gelişmiş olup bedenimizin bir çok çalışmalarını referans aldığı canlılık temel işleyişlerinden birisidir.

Bir çok insan öfkenin keyifli ve zevkli bir duygu olduğu yanılgısında bulunmaktadır. " Öfke baldan tatlıdır " ata sözümüz öfke duygusunun hızla, şaşırtma ve enerji açığa çıkararak etki-tepki sürecini anlatır. Bu öfke türü kısa, hızlı ve zararsız bir eylem içerir. Sahte veya şakadan bir öfke türüdür. 

Ciddi, uzun ve sürekli öfke için " Keskin sirke küpüne zarar verir " ata sözü geçerlidir. Bu öfke türünün keyif verdiğini sanan bir çok kişi yanlış bir duygu salınımını sürekli yaşamak ister. Bu da ilişkilerine zarar verir fark etmedikleri halde. 

Dört ana duygumuzu ve döngüsünün bilgisine ulaşmak bizde ki düzensiz duygu dalgalanmalarının önüne geçmek anlamına gelmek demektir. 

Duyguların yaşanma zorunluluğu bulunmaktadır. Bedenimizin gelişim ve yaşaması temel niteliklerindendir duygularımız. 

İtkiden akıla ilerleyen sürecin akıl öncesi aşamasını oluşturur duygularımız.

Duygusuz tabiri ilişkilerimizdeki ahlak, gelenek ve göreneklerimizi bilip de ona göre duygusal tavır içine girmeyenler için kullanılır genellikle. Grupsal duygulara uyumsuzluğa işaret eder. Duyguların yaşanmasının farklılığını gösterir.

Dört ana duygunun yanında bir çok ara duygu bulunmaktadır. 

Duygularımızı yönetmemiz duygusuz olduğumuz anlamına gelmemektedir.  Duygusal dalgalanmalarının beden ve zihnimizdeki olumsuz ve negatif oluşturduğu enerji etkilerini en aza indirme eylem, söz ve düşüncelerimizdeki oluşacak sorunlarımızın önlemeye çalışmamız anlamına gelmektedir duygularımızın kontrolü. Duygusal dalgalanmalarının zihnimizin akıl ve mantık çalışmasına olumsuz etkilerini engellemek amacıyla yapmamız gerekmektedir bu kontrolü.

Bedenimiz salgılamalar, yumurta üretimi gibi önemli etkinliklerini duyguların yoğunluğunun enerjisi ve tetiklemesinden alır. 

İnsan türünün beden çalışma sistemi mevsimlere, sıcak ve soğuklara göre değil duyguların yoğunluğuna göre kendisini güncellemiştir. Duygularımızı referans ve ölçü olarak almaktadır bedenimiz bir çok çalışma biçiminde. 

O nedenle basit olaylara aşırı tepki ile duygulanma yaşamalar bedenimizin biz fark etmeden çalışmasını tamamlama amacıyla oluşabilmektedir. Bu aşamalara içgüdüsel etki veya bilinçaltı etkisi diyebiliriz.

Duygularımızın yaşanmasında içten ve dıştan etkilerin oluşması bu yüzden ikiye ayrılmaktadır. Duygularımızın oluşumundaki etkinin dıştan mı yoksa içten mi olduğunu kendimizi tanıdıkça ayırabileceğimiz bir yetidir. 



6 Eylül 2021 Pazartesi

Yaşam Döngüsü - 15

Yaşlılık dönemlerinde cinsellik belirgin olma halini azaltmaya başlar.  

Bedenimizin temel yapısındaki üreme fonksiyonları azalarak kimya yapımızın da değişmesine neden olurlar. 

Bu aşamada itki ve duygu aralığı devam etmekte fakat duyguların yoğunluğundan akıl aşamasına geçişler zorlaşmaktadır. Geçmişi anma ve ona özlem duyma, gelecekten ümitsiz olma, tekdüze bir yaşantının ve sıkıntılı kısırdöngülerin varlığı ile mücadele yerini oluruna bırakma duygulanımları ile kişi öğrenilmiş bir çaresizliğe doğru ilerleyebilmektedir.

Yaşamın yolları ve ilerleme olasılıkları sınırlandırılamayacak kadar çoktur. 

Bu aşamada cinsellik fonksiyonlarının durgunluğunu bir çok iyi davranış biçimleri ile dengelemek gerekmektedir. 

İlişkilerin seviyeli, dengeli ve sorun çıkarıcı değil, sorun çözücü ve kaos durumundan kozmos durumuna geçiş çabaları ile durgunluk, sakinlik ve dinginlik haline dikkat edilmelidir.

Birleşmeler ve ayrılıklar, gelenler ve gidenler, ilişkiler trafiğinin idare edilmesi, özgürlük sınırları, özlük haklarının korunması gibi bir çok ruhsal ve fiziksel bilinçli ve farkında olarak düşünce, söz ve eylemlerde bulunmak gerekmektedir.

Yaşam basıncını arttırma ve sürdürme amacına yönelik bir çok çalışma gereklidir. 

Cinselliğin durgunluğunu belli bir süre idare etmelidir. Yaşam döngüsünün ikinci halkasına geçiş için belli bir zaman gerekebilir. Bunu dikkate almak ve o anı unutmamak gerekmektedir. 

Yaşlılık ve cinsel durgunluk, yeni bir yaşam döngüsündeki gençliğe doğru uzanan bir ara dönemi kapsamaktadır. Doğumdan gençliğe ilerlemedeki durgunluk ile aynı özellikleri taşımaktadır. 

Bu ara dönemlerin uzunluğunu şimdi tahmin etmek zordur. Ve yaşam döngüsünün ikinci halkasına geçiş için araştırmalar sadece burada yani bu felsefik araştırma yazı dizisinde bulmaya çalışacağız.

Yaşlılıktaki cinselliğin durgunluğunda bedenin sağlıklı işleyiş düzeninde ne gibi değişimler olmaktadır. 

Durgun bir cinsellik döneminin belli bir süre sonra tekrar harekete geçmesi nasıl ve ne şekilde olabilir. 

Yaşlılıkta cinselliğin durgunluğunda kalbin büyük etkisi bulunmakta mıdır. Eğer etkisi bulunmakta ise kendini ve çalışmasını kısıtlamaya çalışan kalbin neden buna yöneldiğinin süreçlerini ortaya çıkarabilir ve çözümler ortaya koyabilir miyiz. 

Üreme yetisi durgunlaşmış yaşlılık halinde, bedenin varlık kaynağı da kaybolmuş anlamına mı gelmektedir. Böyle olmadığı ortadadır. Kişinin beden ve zihni üreme ile yaşama gelen yeni nesillerin varlığı içinde yaşamını sürdürmektedir. Belki de bu bağ insan yaşamının ömür süresinin uzamasında değinilmeyen  bir nedeni olabilir. Kendi için yaşamayı durgunlaştırıp yeni nesillerin varlığını korumaya ve geliştirmeye çalışmak. Bu eylem ve düşünce insanı hayata bağlı tutan önemli etkenlerden biri gibi durmaktadır.  

Zihinsel ve bedensel adanmışlık hali, beden ile zihnin iletişim olanağını artırabilir. İnsanlık için önemli projeleri devam ettirmek, canlılığın gelişimi, büyümesi ve yayılması için yeni olasılıklar araştırmak ve gerçekleştirmeye çalışmak, mevcut ve yeni nesillere ait bir çok çalışmalarda bulunmak, teşvik etmek gibi bir çok adanmışlık hali bizlerin uzun yaşaması için birer yaşam basıncını arttıran unsurlar olabilir.

29 Ağustos 2021 Pazar

Yaşam Döngüsü - 14

 Kalbimiz

Günümüzde kalbimiz yaşadığımız olaylara ve ilişkilere yetememektedir.

Sağlıksız beslenme, uykusuzluk, aşırı yorgunluk, kirli hava, gürültü, kalabalık, sıkışıklık, stres gibi önemli etken kalbimizi işleyişini zorlaştırmakta uzun ve sağlıklı yaşam konusunda dikkatlerimizi üzerine çekmektedir.

Kalbimizin çalışmasını kolaylaştırmalı ve ona destek olmalıyız. Öncelikle onun iyi ve rahat çalışmasına engel olmamakla başlamalıyız. 

Tutunmalarımızdan olan tutkularımız ve bağımlılıklarımız bizler için birinci sırada olsa da onların ayarında kalbimizin de iyi olmasını da hatırlamalıyız. 

Günümüzde yaşantılarımızda tutumlarımızın oluşmasında rol alan faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerin başında organlarımız gelmekte olup organları dışında tutumlar kültürün kazandırdığı faktörlerdir. 

Mide ile yaşamak, zihin ile yaşamak, cinsel organıyla yaşamak, kilo ile yaşamak, boy uzunluğu ile yaşamak, vücut çalışması ile yaşamak, güzel göğüs, güzel kalça ile yaşamak gibi başlıca birinci sırada tutulan organlar ve ben algısı bulunmaktadır.

Bizlerde sağlıklı ve uzun yaşama için zihnimiz, kalbimiz ve omurgamız ile yaşamak tutumunu başa almalıyız. Bu üç ana unsurdan sonra diğer organlarımızın sağlıklı ve iyi olmasına dikkat etmeliyiz.

Tutumlarını kültürden alan kişiler ise arabam ve ben, evim ve ben, eşim ve ben, işim ve ben gibi bir çok beden ve organ dışı tutumlarını kültürden almışlardır. 

Biz sağlıklı ve uzun yaşama yolcuları olarak sağlığım, insanlığım ve canlılığım üçlemesine dikkat etmeliyiz.

Sağlıklı ve uzun yaşama olanaklarının sırlarını felsefece araştırmaya devam ediyoruz.  

Kalbimize yardım etmeliyiz. Öncelikle onun iyi ve sağlıklı çalışmasını engel olmamalıyız. Sonra onun bu çalışmasına katkı yapmalıyız. 

Kalbimize katkımız uyku dışında bedenimizi bayılmış veya uyuyor gibi sabit ve durmuş halde bırakmayalım. sürekli hareket etmeliyiz. Ufak ve kısa hareketler böylelikle kanımızın bedenimizde dolaşımına katkı yapmış ve kalbimizin işini kolaylaştırmış oluruz. 

Zihinsel engellilerin sürekli aynı hareketleri yapmalarının nedeni reklesif hareket ile bedenin kalbin çalışmasına destek olması içindir. Kültür içinde engelli belli bir duruşta oturmaya zorlanmakta olduğu için veya kendi bedensel duruşu belli şeklide olduğu için kalp bedeni kendisine yardımcı olması için rekleksif olarak yönlendirmektedir. 

Sıralarda bekleme, bir işin olmasını bekleme gibi günümüzde çok bekleme anlarımız bulunmaktadır. O sıralarda odun ve direk gibi sabit beklemek yerine el, ayak parmaklarını oynatmak, kolları ve bacakları hafifçe esnetmek ve kasmak, göğüsün içeri çekip bırakmak, başımızı sağa sola ileri yukarı aşağıya doğru dikkat çekmeden ağır çekimde oynatmak, kendimizde,  başkaları tarafından "zihinsel engelli galiba" önyargısını oluşturmalarına neden olmadan  küçük ve kısa tüm hareketleri denemeliyiz.

Bulunduğumuz ortam ve mekanlarda oksijen durumunu, rüzgar akımını, sıcaklık oranını ve ufak, büyük kazaların olmasına neden olabilecek şartları kontrol etmeliyiz. Bu gibi dikkat edilecek konular sadece kendimiz için değil toplu yaşamamızın gereği diğer kişiler içinde gereklidir.

Azalan göz kırpma ve yutkunma reflekslerini zihnimizle hatırlayıp sık sık uygulamalıyız.

Uzun izleme ve dinleme faaliyetlerinde bedenimizin durgun ve donuk olmasına izin vermemeli bedenimizin içsel kıpır kıpır hareketini devam ettirerek kalbimize destek olmalıyız.


..............

24 Ağustos 2021 Salı

Yaşam Döngüsü - 13

 Uzun ve sağlıklı yaşama yolunda belli bir başlangıç yapmış bulunmaktayız. 

Başlangıç evresinde bazı özelliklere önem vermeli ve sindirmeliyiz. 

* Özgürlük 

Kendimizi en azından fiziksel ve zihinsel sınırlarımızı esnek hale getirme, bilinçli olmaya çalışma, davranışlarımızın sorumluluğunu taşıma gibi temel kişisel karekteristik özelliklerini edinmeye çalışmalıyız. Bağlantılarımızın, etkinliklerimizin, ilişkilerimizin şeklini, şartlarını ve sınırlarını belirleme özgünlüğünü ve yetkisini taşımayı sürdürebilmeliyiz. Tüm iyi ve gerekli özelliklere sahip olup onu kullanabilmemiz kendimizi tanımamızla olanaklı olabilir.

* Yönelme ve tutum

Bakış açımızın yönünü, tutumlarımızın biçimini şimdi ve gelecek açısından geliştirici özelliklerde olmasına çaba gerekmektedir. 

* Ana konu "rotamız"

Amacımızın ve hedefimizin ana konusuna başlangıç, duraklar ve dönüş şeklinde zihnimizi hazırlamamız gerekmektedir. " Sağlık olsun " " Allah uzun ömürler versin " deyimlerindeki olumlu sonuç dileklerinin basit olmadığının, her fiziksel ve zihinsel etkinliklerin yolu sağlıklı ve uzun yaşamaya doğru ilerlemekte olduğu ve bu konuda sonlanmakta olduğu görülmektedir. 

Bedensel ve zihinsel her nerede, her ne konuda ve nasıl bir etkinlik yapılırsa yapılsın sonunda bedenimizin ve zihnimizin son  konusu rotamıza yani uzun ve sağlıklı yaşama ulaşmaktadır.

*Yaşam basıncı

Yaşam basıncını dengede tutmak amacında ürettiğimiz tüm bedensel ve zihinsel enerji potansiyelinin ne tümünü harcamalı ne de tümünü tutmaya çalışmalıyız. Üretilen potansiyelin yeterli bir kısmını harcamalı ve gerekli olduğu oranda da yaşam basıncı olması için bedene ve zihne geri vermek üzere sakinleşmeli ve durgunlaşmalıyız (dinlenme hali ).

............

23 Ağustos 2021 Pazartesi

Yaşam Döngüsü - 12

 Olasılıklar

Canlılık ve doğa sınırsız olasılıklar taşıyan kozmolojik işleyişin kendisine olacak zararını en aza indirmek için kendi oluşum, gelişim, dayanıklılık, sürdürebilir olma, büyüme, uzun süre varlığını koruma ve yayılma olasılık ve olanaklarını arttırmaya çalışmaktadır. 

Bizler de mekan ve zaman yönünden nerede ve ne zaman bulunmalarımızı gözden geçirmeliyiz. Her yerde ve her zaman bulunmaya çalışamayız.  Her mekanda bulunma ve zamanı göz ardı etme lüksümüz bulunmamaktadır. Gençlerin bu konularda özen göstermemelerinin nedeni yaşamaya ve tecrübeye ihtiyaç duymalarındandır. 

Sağlık ve uzun yaşama araştırmamızı kırk yaş ve üzeri üzerine yapmamız üzerine gençlik ve öncesi bizim için gözlem ve inceleme alanımızdır. Yaşamaya ve tecrübe etmeye ihtiyaçlarımızın azaldığı ve belli bir seviyeye gelmemizle birlikte öngörü ve önyargıların çoğaldığı yaşlarda bulunmaktayız.

Öngörü ve önyargılarımız çelikten ve taştan olmamalıdır. Yanlışlama veya doğrulama testlerinin sonucunda kırılgan veya kırılamaz bir yapıya evrilmelidir.  

Olasılıklar için ne imkansız ne de değişmez doğru teşhisi koyamayız. 

Olasılık, mekan ve zaman gibi kendisi bir önemli unsurdur. 

Olasılık, uzay ve zaman gibi tam çözülmemiş ve ucu açık bir kavramdır. 

Bize gerekli olan kendimizin sağlıklı ve uzun yaşama olasılıklarını mekan ve zaman yönünden değerlendirmektir. Kendimiz ve çevre ile olan hangi mekan ve hangi zamanda oluşacak ilişkilerin olasılıklarıdır.

İlerlediğimiz zamanda, ayrılan yolların nerelere gideceği olasılıkları.

Alacağımız kararların bizleri yaşamda hangi olasılıklara sürükleyeceği.

Seçimini yapacağımız olasılıkların sonuçlarının neler olacağı.

Kabul ve red etmelerimizin bize getireceği iyi ve kötü olasılıkları. 

Tüm olasılıkların sonuçları önemli olursa yaşamımızı etkiler, önemsiz olursa birer tecrübe olurlar.

Sağlıklı ve uzun yaşamanın bir çok yolu ve olasılığı bulunmaktadır. Bir reçete ile veya bir standart bilgi ile olasılıklar sınırlandırılamaz. 

Olasılıkları ciddiye almalı onları önemsemeliyiz. 

Geçmişte olasılık değişkenleri günümüze, günümüz olasılıkları geleceğe etki eder. Fakat biz bugün ve geleceğin olasılıkları üzerine durmalıyız. Geçmişte durulan her olasılık bizim için günümüze ve geleceğimize etki edebilme potansiyeline sahip olmalıdır. Günümüze ve geleceğimize etki etmeyecek geçmiş olasılıkların üzerine durmak bizi oyalar ve yorar. 

Yeryüzünde mekan geniş ve zaman döngüsü ise sonsuzdur bizim algımıza göre.

Mekanı ve zamanımızı seçmeye dikkat etmeliyiz. Kendimizi, mekanda bulunmaya ve zamanı seçmeye hakkımız bulunmaktadır ve bunu kullanmaya, dikkat etmeye önem göstermeliyiz.

Canlılık mekanda ve zamanda volkanik bir patlama ve dev okyanus dalgaları gibi yeryüzünde ilerler iken bizler de bu patlamadaki ve ilerlemedeki yerimizi ve zamanımızı belirlemeye çalışmalıyız.

.................

 

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...