29 Nisan 2021 Perşembe

Doğa ile Evrenin İzinde -4

 (Doğanın insanı uzaya fırlatışı)


Doğanın ideal varlık ilkeleri ve evrensel (kozmoloji) işleyişle olan etkileşimleri 

Doğanın ideal varlık biçimi, canlılık türlerinin çeşitliliği ve farklılığına dayanmaktadır.

Bu ideal varlık biçiminin amacı evrensel (kozmolojik) boyutta ve orandaki evrensel (kozmolojik) işleyiş ilkelerinin kendisini sınırlaması ve yok etmesi tehlikesine karşı her türlü savunma sistemini ve ilkelerini kendi özünde tutmak zorunluluğundandır.

Evrensel zamanın ve ilkelerinin işleyiş düzeni bulunmaktadır.

Doğa ideal varlık biçimini evrensel zaman ve ilkelerin işleyiş düzenine göre daha hızlı ve değişken tarzda sürdürmesi şeklinde oluşturması onun temel özelliği ve ilkelerindendir.

Doğa içindeki türler hızla artmalı ve çeşitlenmelidir. 

Türler arası ilişkiler doğanın bütünsel yapısına zarar vermemesi için birbirlerini sınırlandıracak bir biçimde ilerlemelidir.

Türlerin çeşitliliği ve birbirlerine bağlı bir döngü içindeki sınırlılıkları oluşu doğanın bir denge oluşturma ve varlığını genişletip yayma açısından çok önemli görünmektedir.

Doğa içindeki türlerin sınırlandırması

* Çoğalan türün kendi içinde kendini sınırlandırılması. Bu türün kendi içinde ayrı mekanlara ayrılması ve beslenme yetilerinin değişimiyle kendi türlerine yönelik sınırlama potansiyellerinin oluşumu örnek verilebilir.

* Çoğalan türün doğaya bıraktığı atıkların ve yaşamı biten üyelerin doğaya dönüşümü aşamasında ortaya çıkan yeni türler tarafından sınırlandırılmaya doğru ilerlediği görülmektedir.

* Mekanın bir çok canlı tarafından doldurulması, karşılaşmalar ve sıkışıklık ile farklı türlerin birbirine zararlı olma olasılığının artması. Amazon ve diğer büyük ormanlar örnek olabilir. 

* Çoğalan türlerin etkileri sonucunda iklimsel değişimlerin meydana gelmesi ve söz konusu türün çoğalması da durma yoluna veya türün farklı mekanlarda ve şartlarda değişime uğrayarak aynı türün çoğalmasını önleme şekline dönüşür. 

İnsanlığa özgü özellikler son iki bölüme aittir. Türümüzün çoğalması ile mekanda çok yer kaplayarak bize zararlı olabilecek virüslerle temas zorunluğu oluşması. Farklı mekanlardaki türümüzün kendi içindeki hakimiyet ve yönetim çabası uluslar arası tür farklılığı iddiası ile ortaya çıkmaktadır. İnsan türü kendi türü içinde farklı tür ve özellikleri iddiasından dolayı rekabet ve hakimiyet olgusunu tarihi içinde zihinsel yapı olarak oluşturmuş ve taşımıştır. Türün çoğalmasının getirdiği yönetim, kaynak ve görev paylaşımı konularında sınırlı sayıdaki kesimin olanakları için mücadele vardır. İnsanlık tarihi bu olaylarla doludur. İnsanlığın bir tür olduğu kabul edildiği halde kalabalık olması nedeniyle yönetim, kaynak ve görev paylaşımının tüm türe özgü uygulanabilir özelliğinin keşfedilememesi veya keşfedilmek istenmemesi, engellemesi nedenleriyle insanlık kendisini doğa ilkelerinin gizli baskısı yolu ile savaşarak sınırlandırmaya yönelmektedir. Yani kolay yolu seçmekte zor olan kalabalık türün nasıl barış içinde olabileceğine odaklanamamaktadır. Doğa bu konuda kolaylaştırıcı değil kendi ilkesi açısından zorlaştırıcıdır.   

Görüldüğü gibi evrim olgusu doğa ideal varlık ilkelerinin bir parçası konumunda olup doğanın gelişimi, çeşitlenmesi, farklılaşması, türlerin miktarının sınırlandırılması, yayılması, ilerlemesi gibi kendine has özelliklerinin bir kısmını içinde barındırmaktadır. Dolayısı ile evrim olgusu doğanın evren ilkel işleyiş ilkelerine karşı kendi üzerinde geliştirdiği bir araç, yöntemdir.

Türler arasındaki birbirini sınırlama amacı doğanın ideal varlık ilkesinde evrenin temel ilkeleri işleyiş sınırlaması ve yok edici özelliğine karşılık gelmektedir. Bir olay çok anlam. Tikel anlamda av-avcı olgusu türün kendini var etme mücadelesi iken üst anlamda tür sınırlandırma hareketidir. Doğa ideal varlık biçimi için bu olgu kendi içinde bir denge ve evrensel işleyiş ilkelerine karşı savunma arayışlarıdır.

Doğa'nın korunma ve savunma geliştirmek zorunda olduğu evrensel işleyiş ilkeleri

* Canlının, sıcaklık ve soğukluk miktarlarına karşı korunması, değişimi, uyumu ve onu kendine göre dengeleyip etkilemesi (kendine uyumlu hale getirip sabitlemeye çalışması )

*  Canlının, madde, enerjinin birbirlerine ve canlıya uyguladığı çarpışma, birleşme, parçalanma gibi hareket şekil ve oluşumlardan koruması

Aslında sıcaklık ve soğukluk değişimlerinin madde ve enerjinin birbirine uyguladığı tüm etkileşimlerin kaynağı ve temelinde yer aldığını düşünebiliriz.

Doğa'nın evrende madde ve enerji ile olan zorunlulukları

* Canlı, evren içinde yönlülük, madde ve enerjiye bağlılık, tutunma zorunluluğundadır (Havada belli bir alanda çok yönlü hareket edebilen sinekler, üreme için kur yapma hareketi olarak zorunlu hale gelen bu uçuş şekillerini yönetebilmek için göz miktarlarını çok sayıda çoğaltma yoluna gitmişlerdir, tabi ki arılarda her yöne uçuş olanağı için aynı yöntemi geliştirmişlerdir, pilotların da bir çok kameralı başlık taşımaları uçak veya uzay gemisini her yönde rahatça kullanmalarını sağlayabilir).

* Canlı, madde ve enerjiyi kullanma, beslenme, birliktelikte bulunma zorunluluğundadır. Bu olgu canlının madde ve enerjiyi kendinde taşıması, dolayısı ile varlık oluşma temelinin onlara dayandığı bilgisi ortaya çıkmaktadır.

Zaman, mekan ve hareket şekillerinin canlı ve evrensel işleyiş ilkelerinde görünümleri

* Enerji ve madde zaman ve mekan olarak canlı öncesi oluşmuş bir aşama olarak görünmektedir.

* Evrende madde ve enerji hareketi oluş ilkeleri belli hız ve zamanlarda oluşmaktadır. Enerji ve madde miktarı aynı kaldığı tahmini veya çok yavaş değişime uğrayarak artış gösterdiği düşüne bilinir. Canlıda ise uygun şartların oluşması ile çoğalma ve büyüme hızı madde ve enerji işleyiş ilkelerine göre çok hızlı ve büyük oranlara çıkabilme potansiyeli bulunmaktadır. Canlı için adeta madde ve enerji üretim ve depolama varlığı da denilebilir bir izlenim olarak.


..............

   

26 Nisan 2021 Pazartesi

Doğa ile Evrenin İzinde - 3

 

(Düşünen insan)



Bilinmeyen bir yerde olağan üstü diyaloglar geçmektedir. 

Oraya doğru kulak kabartıyoruz.

Doğa : Ey İnsan neler yapıyorsun.....

İnsan: Neler yaptığımı biliyorsun, ama yine de sorman kendi kendime  hatırlatmam için sanırım...

Enerji : Onu dinleme İnsan yoluna devam et oyalanacak vaktin yok........

Madde : Çalışmalarına ve eylemelerine devam et insan yanındayız. Sen artık bizden yanasın doğanın değil.

Doğa : İnsan bana rağmen onları dinleyecek misin....

İnsan : Kaynağım doğadan ama yönüm madde ve enerji yolunda ilerliyor....Karar vermekte zorlanıyorum...

Enerji : Yolun önemli insan şu an ilerlediğin yol...

Madde: Kaynağını unut, o geride kalmadı mı....bak ben de önce enerji idim...

Doğa: Kaynağını unutmak...doğru mu sence insan...

İnsan: Neden ayrıldım senden... ben niye düzeninden çıktım....

Doğa : Bu konu uzun... önce sen enerji ve maddenin sözleri için ne düşünüyorsun onu belirlemelisin...

İnsan : Onların kuralları belli, evrende gelişimleri de.... ürettiğim zekayı bende almak istiyorlar şu an...Tıpkı benim arıların balını almam gibi... burada düşündüğüm konu bu olay benim kaderim mi, yani ben ne yapsam da onlar bu ürünü benden her yol ile alacaklar mı... yoksa ben kendini bilmez tavrımla mı bu yola giriyorum.

Doğa : Düşün ey İnsan.... vaktin var... sana ait olan yetini kullan...

Enerji : Düşünmene gerek yok insan......Sadece yoluna devam etmek için düşün o yeter sana...

Madde : İnsan düşünmek için zamanın yok, artık... geri dönülemez bir yola girdin...Yetin olan zekan artık senin boyunu aştı....bu yetini bir hedefe yöneltmen çok zor artık... 

İnsan : Arada kaldım... Düşünmem gerekiyor...Zekam dağılıyor.. aklım parçalara ayrılıyor...canlılığın tür hedefinden çok uzaklaştım...o kadar çoğaldım ki...kendi içimde türler oluşturmaya çalışıyorum fark etmeden...doğanın karşı konulamaz ilkelerinin büyük etkisini içimde hissediyorum...madde ve enerjiyi kullanarak bu büyük ilkelerin baskısından, ağırlığından kaçmaya çalışıyorum...bunu yaparken zekamı madde ve enerjiye teslim etmeye ve doğaya karşı savunmaya çalışıyorum...sonsuzluğa tanık aklım kalıcılıktan pay aldı onu bırakmak istemiyor...bedenim doğanın tüm ilkeleri ile titriyor...şunu biliyorum ki hala bir hücreyim ben tüm yaşamım ve varlığım bir hücre içine sığacak kadar küçük bu evrende...O halde görevim şu an... aslen bir hücrede bulunurken doğanın ve doğaüstü gücün etkisi ile tamamlanmış bir beden görüntüsünde yaşamakta ve bilmekteyim.... Sonsuzluktan pay alan zihnim bu payında ısrar etme hatasında...benim tamamlanmış bedenimde yaşamam hücreden bağımsız ve onun üstünde olduğum anlamına gelmemekte...hücrelerin bir kule oluşturup bir amaca doğru ilerlemesi içinde var oluyorum...

Enerji : Ben sana yardım etmeye hazırım, sende varım zaten, beni kullanıyorsun....

Madde :  Bende hazırım, beni kullanmana, bende sende varım....

Doğa : Olayı anlıyor musun insan....Ben ve sen hala bir hücreyiz evren için....henüz sadece bir hücre olarak sistemimizde görünür olduk...

 (canlı, hücredir)


İnsan : Canlıda tamamlanmış bir bedenin öncesi, bir hücrede bulunduğuna ve ondan gelişmesine tek bir hücrenin tek olarak büyümesi yerine bir çok hücrenin çoğalarak bedeni oluşturması ve bu yapının tüm canlılarda aynı olması canlının tikel, canlılığın ise tümel olması fikrine götürür. O halde doğa canlıları barındıran bir tümeldir. Canlılık dışı madde ve enerji doğa varlığının temelinde yer almakta olmasına rağmen onları doğadan ayrı tutmalıyız. Canlıyı doğa tümeline, madde ve enerjiyi evrenin temel yapısına ayırmalıyız. Evren tümelinde hem doğa hem de madde ve enerji birleşmekte olup, evrendeki doğa dışındaki oluşumlara evrenin temel işlevi olarak ayırmalıyız. Evren tümelinde doğa ve evrensel işleyiş  olarak iki alt tümel bulunduğunu söyleyebiliriz. Bilimleri de evrensel işleyiş bilimleri klasik fizik, kimya ve biyoloji, doğa bilimlerini doğafizik, doğakimya ve doğabiyoloji temelinde insanbilimleri ilerleyişi ile olacağını dikkate alabiliriz. Doğa ile evren arasındaki etkileşimleri bu bilimlerin ortaya koyduğu yeni bilgiler ışığında ortaya çıkarabilir. Türümüzün gelecek plan ve hedeflerini daha doğru, güvenilir ve sürdürebilir bir hale getirebiliriz.  Yeni tarzda yapılacak bilim verilerine göre şu konular aydınlanacaktır.

* Canlılığın kendi içindeki ilişkilerin temelleri.

* Canlılığın, evren işleyişine karşı "ortak" savunması, korunması, tedbirler oluşturması, faydalanması ve kendini geliştirme çabaları.

* Dünyadaki olayların oluşma temellerinde doğanın ve evrensel işleyişin etki oranlarını bulma. Yağmur, rüzgar, deprem vb. gibi ortak oluşan olayların temellerine inilmesi ve çözümlenmesi bu olayların geleceğe yansımalarının ortaya çıkarılması, mevsimlerin kaynağının yerkürenin döngü yapısı dışında canlılığın etkilerinin neler olduğunun keşfedilmesi.

* Canlılığın evrensel işleyişi ile olan etkileşimlerinin saptanması canlılığın oluşumu ve evren içindeki yönü, eğilimi ve hedefi konularında birçok bilgi vermesi sonucunda türümüzün kendi hedefinin yönünü canlılığın ortak hedefine yönelterek varlığının temellerini belirleme ve sürdürebilir bir geleceğe yönelmesine olanak sağlar.

İnsandaki akıl ve beden etkileşiminden insan ve doğa birlikteliğine ulaşmamız olasıdır. 

Türümüzün varlık olgusunu sadece türümüze ait değil doğa ile birliktelik, onunla bağlantılı, etkileşimli, bağımlılık gibi bir çok algı ile tümleşik, birleşik olarak ele almanın gereği ve zorunluluğu yaşanılan küresel salgın ile bir kez daha ve önemli olarak ortaya çıkmaktadır.  



............

22 Nisan 2021 Perşembe

Küresel Salgın Günlüğü -5



Kültürel gündem sisi, örtüsü: Küresel Salgın

Günümüz günlük yaşantıda gündemi belirleyen en önemli etken küresel salgın olmuştur.

Bir örtü gibi diğer gündemlerin üstünü kaplamıştır. 

Yeryüzüne bir sis perdesi gibi inmiş, etrafta neler olup bittiğini adeta gizlemektedir. 

Küresel gelişmeleri anlık takipten banttan izler hale gelmemize neden olmuştur. 

Önemli gündem başlıkları olay başlamış halde gelişme aşamasının bilinmezliğinde bize yansımaktadır.

Teknolojik gelişmelerin gündeme yansıyan kısmından çok ileride olma hali gibi, bir çok alanda oluşan gelişmelerin geçmiş zamanları gündeme yansımaya başlamıştır.

Şu an piyasa da bulunan ulaşım, iletişim, iş ve yaşam alanı araçları teknolojileri ar-ge merkezlerindeki son bilgilerin çok gerisinde olduğu tahmin edilmektedir.

Ar-ge gizli teknolojik araştırma merkezleri haline gelmiş olma olasılığı bulunmaktadır. Neden.

* Rakiplere bilgi vermemek, sızdırılmasını önlemek.

* Alt üretim şekil ve miktarlarının piyasada tüketim miktarın doymasını ve deflasyonu önlemek, enflasyonun gelişimini izlemek.

* Üretim araçları ve teknolojinin hızı tüketim hızını çok ötesine geçmesi nedeniyle ileri teknolojiyi raflarında bekletme zorunluluğu.

* Üretilen teknolojiyi küresel olarak yaymaktan ise ondan yararlanabilecek en üst tüketici grubuna hizmet etmek ve fiyat düşürülmesini ancak model eskimesi aşamalarına bırakmak.

Küresel salgının uzaması dikkatli zihinlerde şüphelere neden olmaktadır. 

Küresel ilk büyük salgın ne kadar sürecek sorusu önemli bir sorudur. 

Küresel salgının sürmesinde hangi piyasa sektörlerinin büyümesine olanak vermektedir. 

Küresel salgının uzaması nedeniyle gerileyen sektörler bu konuya nasıl değineceklerdir. 

Küresel olayların gündeme yansımasında ve teknolojilerin gelişim aşamalarındaki kopuşun artması küresel bir zaman ve olay algı kırılmasına neden olmaktadır. 

Olaylar ve teknolojik gelişmelerin başlangıç, gelişme ve son hali gibi aşamaların zihin algısındaki anlama ve anlamlandırma olanağını zorlamaktadır. 

Bu gelişme planlı ve sistemli mi yapılmaktadır, yoksa küreselleşme gelişmesinin bilinmez ve öngörülemez bir doğal süreç aşamasından mı kaynaklanmaktadır. Bu Konuyu hem bilimsel hem de felsefik olarak mercek altına almak gerekmektedir. 

Bu durumlar karşısında " Küresel gelişim ana bilim dalı " kurulmalı. 

Felsefe bölümleri baykuşlarını gece yarısı değil, akşam üstü uçurmaya çalışmalılar.  



20 Nisan 2021 Salı

Doğa ile Evrenin İzinde - 2



Fareli köyün kavalcısı (Teknoloji Üretenler) 

Evreni anlama yolunda ilerlemek için doğa ile evren arasındaki etkileşimleri, ilişkileri, gelişimleri tespit etmeye ve saptamalar yapmaya çalışmak önemlidir.

İnsanlığın, geleceğinde, varlığını sürdürebilmesi, sürdürülebilir olması için doğa ve evren etkileşimlerini, bağlantılarını araştırıp ortaya çıkarması gereklidir. 

Bilgimizi (bilimsel çalışmalar) türümüzün salt yararına olacak şekilde sınırlamamız bizleri ne kadar daha taşıyabilir. 

Uzaya açılma çabalarımızı sürdürmeye çalışmamızın altında yatan yeni buluşları arttırıyor gibi görünmesindendir.

Burada görülmeyen olgu her uzaya açılmamızda doğa ile evren bağlantısının sınırlarında dolaşıyor olmamızdandır. 

Uzaya açıldığımız için yeni icatlar yapıyor olmamız bilimin algısı, doğa ile evren bağlantısının sınırlarında dolaştığımız için yeni icatlar yapılmaktadır önermesi ise felsefenin algısıdır. 

İnsanlığın daha iyi bir gelecek için uzaya açılması gerekir algısı bilimin, İnsanlığın daha iyi bir gelecek için doğa ile evren bağlantısının bilgisine ulaşmaya çalışmalıdır önermesi de felsefenin algısıdır.

Felsefenin önermesi bilimin uzaya bakışını kapsamaktadır. Sadece uzay değil, uzaya açılma dışında da yeni bilgi ve icatlara ulaşılmasını hızlandırır ve insanlığın geleceğinin yeni rotasının oluşmasını sağlar.    

Günümüzde ufuk ve gelecek tacirlerin müşterisi olan tüm insanlığı ne yöne doğru götürdüğü bilinmemektedir. Bu ufuk tacirlerinin (küresel hakimiyet politikaları) her atılımı kötü ve iyiyi içinde barındırmakta iken gelecek planlarının sürekli darlaşıp, krizlere doğru ilerlemesi gelecek vizyonlarının hitap ettikleri kitlelerin kapasitesine göre olmadığı, sadece azınlık bir kesime göre sığ ve sınırlı olduğu ortadadır.

Fareli köyün kavalcısı gibi teknolojiyi üretenler arkasından gelen bizleri nereye götürdükleri belli değildir. 

Kavalcının yol haritası bulunmamaktadır.  Kavalcılar (teknolojiyi üretenler) bizlerin yeryüzündeki yaşama konforumuzu sağladılar, doğanın ve evrensel işleyişin kötü ve tehlikeli etkilerinden kurtardılar fakat bunu yeterli görmeyip ezgilerini bitirmiyorlar, görevini bitirecek gibi de görünmüyorlar, acaba hak ettikleri ikramiyeyi alamadılar mı. Yoksa kavalın sihirli gücünü kötüye mi kullanma tercihinde bulunmaktalar. Ütopyaya hizmet yerine distopya tercihini mi seçtiler. Gizli ve önemli yeni bilgileri refah tacirlerinin (kar kurumları) hizmetine sunmakta ısrar mı ediyorlar. 

Felsefenin ilerleme rotası bilimin teknolojinin etkisine girerek ihmal ettiği doğa ve evren ilişkisi üzerine olmalıdır. 

Yeni tümel sorumuz " Doğa ile Evren arasında nasıl bir bağ vardır, etkileşimleri nelerdir, birbirleri için ne anlama gelmektedir " . Benzeri bir çok soru sorabilir ve cevap arayabiliriz. 

Günümüz insan bilgisinin zirvesi olan teknoloji kavalcıların yönetiminde kendi planlarına göre ilerlemektedir. 

Bilim hedefini teknoloji rotasında sürdürme zorunluluğunda (finanse edenler) olarak belirlemiş gibi görünmektedir. 



...............  

19 Nisan 2021 Pazartesi

Doğa ile Evrenin İzinde




Canlılık yaşamı ile dünyayı çepeçevre kuşatmış ve doğa tüm varlığı ile görünür olmuştur.

Evrende bu nadide oluşum kabına (dünya) sığamaz durumdadır. 

Dünyadaki büyümesi ilerledikçe evrene doğru patlaması kaçınılmaz olacaktır. 

Dünyada büyüyen doğa evrene doğru patlamasında canlılık köpüğü sayabileceğimiz insanı uzaya fırlatmaya hazırlanmaktadır. 

İnsanlığın yeryüzündeki iç devinimi kendisi için büyük amaçları içinmiş gibi görünürken, farkında olmadan doğanın büyük amaçlarının küçük bir ileri hamlesi olduğunu gözden kaçırması olasıdır.

Doğanın dünyadan evrene patlama yapmasının belirtilerini insanlığın iç deviniminden saptayabiliriz.

Dolayısı ile bu konuyu düşünmeli ve incelemeliyiz. 

Canlılık köpüğü, püskürtüsü, fışkırtısı (Tazyikli bir suyun en öndeki damla veya buharları, patlayan bir volkanın etrafa fırlattığı eriyik madde parçaları, güneşten uzaya fırlamış olan ışık demetleri) olma bilincine ulaşmak veya ulaşamamak bizlerin gelecek yaşantısında ne gibi etkileri olabilir.

Bu hal akan bir nehirde yüzmeye benzer, bilinçli olan insan olayları tahmin etmektedir, içinde kargaşa, kaos, bilinmezlik, belirsizlik bulunmaz, kaderini görmüş ve ona hazırlanmaktadır. En uygun ne şekilde eylemde ve düşüncede olması gerektiğini bilmektedir. 

Bu bilinçte olamayan ise bu nehirde karmaşık zihinle, bilinmezliklerle dolu, korku ve endişe içinde suda çırpınıp durur. 

Bu sıra dışı fikirlerimde yanılıyor olabilirim, yanılmıyor da olabilirim. 

Bunu anlamanın en doğru yolu diğer bulunan tüm bilgilerin bu fikirlere destekleyici mi yoksa yanlışlayıcı mı olduğunu saptamak.

Diğer yol ise bu fikirlerimi mercek bilgi (tümel bilgiler mercek bilgi özelliği taşımaktadır) olarak kabul edip diğer tüm bilgilere bu mercekle bakmalı ve bilgileri anlamlandırmaya, sorunları çözmeye ve yeni tespit, saptamalara ulaşmaya olanak verip vermediğinin testini yapmalıyım.

Denemeye değer. 

" Doğa ile Evrenin İzinde " başlıklı yazı dizimde bunu araştıracağım. 






..............


13 Nisan 2021 Salı

İnsan Doğa ve Dünya -14

 İnançların İnsan Hayatındaki Önemi

İnsan olarak inançlarımızın temelinde tüm insanlığın yaşam, hayat, bilgi ve varlık gibi bir çok önemli konularda ortak düşünce ve eylem birliğine ulaşmak bulunmaktadır. 

Bu istek canlılığın haliyle insanın temel yapısında bulunmaktadır.

Gözlerimizi doğaya çevirdiğimizde bir çok canlı türünün birlikte hareket ettiğini ve aynı amaçlar doğrultusunda yaşadığını görürüz. 

Karıncalar belli bir düzende çoğalmakta ve yaşamlarını sürdürmektedirler. 

Göçmen kuşlar hep beraber uçarak göçü gerçekleştirmektedirler. 

Otçullar çok sayıda otlaklarda ve mevsimsel yerlerini değiştirmektedirler. 

İnsan türü olarak diğer canlılardan ayrıldığımız zihinsel yapımız doğamızdan gelen bu birlik olma amacımızı tarihsel ve mekansal gelişimimiz nedeni ile biraz zorlaştırdığı ortadadır. 

İnançlarımız davranış ve tutumlarımızı eşitler, bu eşitleme birlik bilinci içinde tüm sağlıklı düşünen zihinlerimizi de eşit kılar. 

Tüm insanlığın ortak hedeflerde ve gelecekte buluşma amacıyla araştırabileceği bir çok yol bulunmaktadır. 

İnançlarımız ise bu konuda en eski ve en derin bir yapıda bulunmaktadır.

Üzücü olan ise bu inançlarımızın farklı olmasına rağmen hizmet ettiği en son noktada birleştirici özelliğine ihanet edilerek birbirlerine rakip ve düşman kılınma yolu ile kişisel ihtiraslar uğruna hakimiyet kurma ve bunu sürdürme hatasına düşüldüğünü insanlık tarihinde görmemiz ve hala bu halin uygulanmaya çalışılıyor olmasıdır.

Köy yerleşim biriminden başlayan birlik kurma çabaları, bölgeye, oradan da ülkeye evrilmiş ve sınırlar çizilmiştir birer hücre temsilinde.

Bir çok hücrenin dokulara, organlara ve bedene ulaşması gibi insanlıkta birlik arayışını zihinsel ve bedensel olarak sürekli çabalamıştır tarihi boyunca.

İnançlarımız bu süre içinde her şeyi kuşatıcı ve kapsayıcı olmuştur. Tüm davranış ve düşüncemizin üstünde ve evrenimizin büyüklüğü, genişliği gibi bilinemez olmuştur.  

İçinde bulunduğumuz bu büyük evren karşısında sınırlarımızı bilmekteyiz. 

Hem bedenen hem de zihnen sınırlarımız bulunduğunu. Hem mekan hem de zaman yönünden. 

Doğa içinde sınırlarımız, kendi içimizdeki ilişkilerimizdeki sınırlarımız. Dünya'daki sınırlarımızı. 

Canlılık içindeki sınırlarımız. 

Küresel salgının bizlere verdiği en büyük etki bu sınırlılıklar üzerine olduğu görülmektedir. 

İnançlarımız tüm sınırlarımızı birleştirmektedir. 

İnançlarımız biz insanları tür olarak eşitlemektedir.

12 Nisan 2021 Pazartesi

Eytişimsel Düşünmede Bilim ve Teknoloji kritiği

 

Bilim, geçen yüzyıldan bu yana kaybetmiş olduğu temel ilkesi olan tarafsız olma kimliğinden yoksun olarak gelişimini sürdürmektedir.

Bilim geçen yüzyılın başından bu yana hala teknolojinin hizmetinde yer almaktadır. 

Teknolojiyi de iki ana unsurun yönlendirdiğini ve yönettiğini biliyoruz. 

Bu iki unsur kar ve küresel hakimiyet isteğidir.

Kar, kendini küresel olarak tekel olmaya, küresel hakimiyet ise varlığını bu şekilde devamı hedefindedir.

Kar, küresel iyi yaşamayı vaat ederken, tüm üretimleri ve hizmetleri bir kurumda toplama gayreti içinde iken hakimiyetçiler ise yaptırımlarıyla kendi kurallarının sürmesi ve geçen yüzyılda edindikleri avantajlarıyla yönetimlerinin devamı isteğindedir.

Küresel kar ile küresel hakimiyet arasında küresel yaklaşımlarında bir çelişki bulunmaktadır. 

Küresel kar insanlığa daha mutlu, rahat ve konforlu bir yaşam sunma amacını belirtirken, küresel hakimiyet ise küresel gelişmenin sadece kendi ve ortaklarınca yapılabileceğini, eğer kendisi ile işbirliğinde bulunulmaz ise gelişme olanaklarının olamayacağı veya oldurulumayacağı kararında ve politikasında bulunmaktadır. 

Her iki unsur da küresel çalışmalarını bir kaynağa  dayanarak yapmaktadır.

Bu kaynak teknolojidir.

Kar kurumu ile yönetim kurumları aynı kaynağı farklı şekilde kullanmaktadırlar.

Teknolojinin iki yüzü olan yapıcı ve yıkıcı tarafını kullanmaktadırlar.

Kar kurumları teknolojiyi karlarını arttırma ve küresel tekel konumuna gelme amacıyla kullanmaktadırlar. 

Yönetim kurumları ise küresel hakimiyeti ve bu hakimiyetin sürmesi üzerine teknolojiyi kullanmaktadırlar.

Bu kurumların küresel işleyişte insanlık için önemli olan konulara nasıl bir tavır içinde olduğu onların geleceği hakkında bize bilgi verebilir. 

* Küresel barış.

* İnsan özgürlüğü ve iyi yaşam olanakların küresel paylaşımı.

* Küresel iklim, çevre sorunları, doğa ve insan birlikteliğinin geleceğe yansıması.

Kar kurumları diğer kar kurumlarının üstünde ve onları kontrol altına alma peşinde iken, yönetim kurumu diğer yönetim kurumlarını yönetimi altına alma ve yönetme peşinde teknolojiyi kullanmaktadırlar.

 

.................




4 Nisan 2021 Pazar

Küresel Salgın Günlüğü - 4

 Doğanın Truva Atı; virüs

Taş ve metal yapıların arasında inşa ettiğimiz güvenli yaşam alanımız olarak şehirlerimizde doğadan izole olmaya çabalıyorduk. 

Çamurdan, topraktan olduğunca kurtulmak, yağmurun, rüzgarın, ısı değişimlerinin hakimiyetini yaşamımıza etkilerini en aza indirmek, çevremizde birden ortaya çıkan minik böcek ve kemirgenlerin kötü süprizlerini engellemek, fark etmeden ve gizlice ortaya çıkıp etrafa yayılan  yaban otlarının, ağaçların bizleri önemsemeden ve dikkate almadan, beton ve metal aralarından fırlamalarına bize göre görüntü kirliliğine neden olmalarını durdurmak amacıyla inşa ettiğimiz şehirlerimizde, taş, metal ve enerji kültür alanlarımızda sadece insanın ve bir kaç hayvan dostlarımızın olduğu doğadan izole yaşantı oluşturma yolunda idik. 

Bizim oluşturduğumuz kültür dışındaki doğayı bir depo gibi görmekteyiz. Orası gıdamızı alabileceğimiz, metalleri, kumu, taşı ve değerli madenleri alabileceğimiz yerlerdi.

Doğanın Üstünde Hayali bir Saray: Şehir

Doğaya hep tepelerden, yüksek ve uzak yerlerden, kentlerimizden bakıyoruz. O aşağıda ve geçmişimizde kalmış gibiymişçesine. Ona emanet bıraktığımız köylülerimiz ve kasabalılarımız bulunmakta. Ondan bize gelmesini istediğimiz tüm ihtiyaçlarımız için görevliler bulunmakta (Bu görevlilerde hiç de mütevazi olmuyorlar ürün ve hizmet fiyatları çok pahalı ) .

Doğa izole kültürümüz olan sarayımıza ajanlarını göndermeyi ihmal etmiyor. Rüzgarla tozu ve tohumu, çatlamış ve kırılmış beton arasından, yorgun metaller üstünden ve arasından bitkileri, böcekleri, atık kanallarımızda yaşayan kemirgen ve böcekleri sürekli üzerimize gönderiyor, onlardan süresiz kurtuluşumuz yok. Gözetimli ve kontrollü izin verdiğimiz bitkiler parklarda yarenlerini çağırıyor, kuşlar ve böcekleri.

Bütün bu doğa ajanları sürekli gelmektedirler yapıları gereği, onlara alışmışken birden hafife almayacağımız bize zarar veren virüsler gelmeye başlar, bunlar doğanın geçmişinden ve derininden gelmektedir. Adeta nüfus sayımı memurları gibidirler. Doğa kanunu kitabını açıp " İnsan kardeş, yasanın şu maddesine göre nüfus miktarınız fazla bulunmaktadır " diye hatırlatma yapmaktadır. Sonra eklemektedir sözlerine " Sarayınızda gizlenmenize, saklanmanıza rağmen, doğadan korunmak adına metal ve taştan duvarlar inşa etseniz de doğa yasalarından muaf olamazsınız ".

Hayali sarayımızda daha sessiz olmalı, düzenli hareket etmeli, ne kadar kalabalık olsak da doğa ile ilişkilerimizde azmışız gibi bir etki bırakacak şekilde davranmalıyız.     

23 Mart 2021 Salı

İnsan Doğa ve Dünya - 13



Evren enerjiyi (güneş), maddeyi (dünya) canlıyı (doğa) içinde barındırmaktadır. Şu an ki evren gözlemimizde bu üç farklı gibi görünen varlığı fark ediyoruz. 

Evrenimizde enerji maddeyi, madde canlıyı, canlı doğayı, doğa ise insanı (şimdilik) öne çıkardı. 

Enerji, madde, canlı üçlüsü ilerlemesinde bir değişim görünmektedir algımıza göre. 

Canlıdan doğaya ve doğadan insana ilerleme kendi içinde ilerleyen bir süreç gibi durmakta. 

Enerji, madde etkileşiminde etken enerji edilgen ise maddedir. Enerji madde üzerinde sürekli bir değişime zorlayıcı etkide bulunmaktadır. Madde üzerinden hareket etmekte, onu parçalamakta, çarpıştırmakta, soğuma ve ısınma arasında sürekli bir gel-git olgusunu oluşturmaktadır. Farklılaşan maddeler bu etki ile sürekli yeni bir madde oluşumuna ilerlemekte iken birden form atlaması olur ve canlı ortaya çıkar. Şimdi enerji canlı içinde de dolaşmakta onu değişime zorlamaktadır. Canlı doğaya evrilir ve doğa da insanı öne çıkarır. 

Şimdi ne olacaktır. 

Sırada ne bulunmaktadır. 

İnsan tam dönüş yaparak canlının madde ve enerji üzerine etkisi yörüngesine girer. İlk enerji haline etki etme yetkinliğine ulaşır şu an az da olsa. Bunu trene bakan bir otçul gözüyle bakalım; hareket eden uzun madde enerji kullanarak ilerlemektedir. Otlakta otlayan bir otçul büyük ve uzun olarak ses çıkaran bu maddeye bakmaktadır. Onun gözünde uzun bir kaya ilerlemektedir. Bu metal kayanın gözü yoktur. Ayakları yoktur ona bakan otçula göre, bu giden büyük metal kayayı izlemeyi tekrarladığı için onun kendisine zarar vermeyeceği algısı oluşmuştur, onun çıkardığı tüm sesleri kendine has bir ses olarak algılayacaktır haliyle. Bu metal kayaya bakmayı sürdürmesinin nedeni onun gözden kaybolana kadar kendisine zarar verip vermeyeceğini test etmeye çalışmasındandır. Büyük bir kitle ve hareketi onun dikkatini gözden kaybolana kadar kilitlemektedir adeta. Bu dev metal kaya dursa idi ve içinden bir insan çıkıp evcil otçula yaklaşıp ot verse idi. Otçul onun ve dev metal varlığın kendi türünden olup daha güçlü yani sürü önderi gibi algılardı. Bu örnek dev metal madde içindeki sürücü canlıyı algılamayan ve bilmeyen bir göz açısından bakıldığında madde ve enerjinin kendi başına hareket ettiğine tanık olduğuna dairdir. Yani bir canlı dev bir madde ve büyük oranda enerji miktarını onların isteği dışında ve evrenin olağan işleyişi etkisinden uzak bir şekilde hareket ettirmektedir. Dolayısı ile önce enerji maddeye sonra madde canlıya canlı doğaya doğa insana ve insan ise üç yüz atmışlık bir manevra ile tekrar enerji ve maddeye yönelmektedir.

 İnsanın bu yönü, canlılık ve doğa için yerkürenin keşfedici ve ilerleyici bir öncüsü, dünya dışı büyük sıçrayışın  gerçekleşmesi adına bilgiyi biriktirmesi için bilimi, kendi içinde çöküşü önlemek adına yönetimcileri, adalet kavramı ve yasaları, inanç önderlerini, kazandığı özelliklerini kaybetmemesi ve iç devinimi adına savaş uzmanlarını, boşluk ve hiçlikten kurtulmanın yolu olan sanat ve edebiyatı, iyi yaşamak ve temel hedefine ulaşmak adına üretim ve ticareti, varlığının anlamı ve hedeften sapmayı önleme adına da felsefeyi ortaya çıkarmaktadır. Daha sayamadığımız yaşamla geliştirdiği insana ait tüm yetileri de bu özelliklerine yani keşfedici, ilerleyici ve büyük sıçrayışa hizmet ettiğini söyleyebiliriz bu savımıza göre.

Böylelikle.  

Evrensel bir döngü tamamlanmak üzeredir. 

Evrende değişmeyene en yakın olgu döngü olgusudur. Döngüler bile varlıklarında değişime doğru ilerlemelerine rağmen tümel olarak aynı kalırlar. Enerji- madde- canlı döngüsünde canlının tekrar enerji ve madde üzerine dönüşünün yoğunluğunu insanda görüyoruz. İnsan madde ve enerji üzerine etkinliğini ileri götürerek madde-enerjide otonom oluşturup (teknoloji) diğer madde-enerji varlığına araçsal bir etkide bulunma yoluna girmektedir. İnsan önce kendi madde ve enerji etkileşiminde iken günümüzde madde ve enerjiyi  araç olarak kullanarak diğer madde ve enerjiye etki etme yoluna girmektedir. Yani enerji-madde-canlı döngüsüne etkisini arttırma yolundadır. 

Bu hareketi kaderinin bir parçası mı yoksa amaç dışına mı çıkmaktadır. Bu önümüzde duran bir sorudur. 

Doğanın bir ilkesinde bulunan nokta canlı sınırını sürekli zorlaması gerektiği üzerinedir. Varlığı için her türlü devinim olasılığını deneyecek ve evrensel işleyişin tehlikelerine karşı savunma, büyüme ve gelişme sağlayacaktır. Bu gelişme ve büyüme kendi içine çöküş ve dönüşüm tehlikesini de barındırmaktadır. İnsanlık bu sınırı keşfetmesi ve kuyruğunu ısıran yılan, kendi zehiri ile intihara yönelen akrep örneğine girmemesi gerekmektedir. 

Evrensel olayları incelemede insansı düşünüş değil, enerji, madde ve canlı döngüsünün etki-tepki olgusunun izinden gidilmesi gerektiği ortadadır. 

Bu düşünce şeklinde insanın başrollerde olmadığı sadece ara formda bulunduğu dikkate alınarak mantıklı bir ilerleme sağlanabilir. Evrensel olgu ve olayları insana göre değil başlangıçtan ilerleme aşamalarıyla günümüze yansımaları ile değerlendirmek doğru bir ilerleyiş olacaktır. 

Bu düşünce tarzımız varlık oluşumunun birbirinden türediğine dair savımızın ışığında oluşmaktadır. Bu savımıza göre madde ve canlı oluşumları ayrı ve farklı olarak birden ortaya çıkmamış olup birbirinin devamında ve etkisi ile oluşmuştur. 

Dolayısıyla evrendeki tüm gelişme, oluşumların sıra ve birbiri ardınca, birbirine bağlantılı olarak oluşmuştur bu tezimize göre.

Enerji şekilleri aynı kalmakla birlikte madde, canlı değişimi ve şekillenmeleri sürmektedir.

Enerji - madde - canlı - doğa - insan -  zeka (akıl) - zekimadde - zekienerji şeklinde bir döngü mü bulunmaktadır. 

Evren için zeka ve akıl olgusu, varlığın kendi ve evrenin farkındalığına varması, bilmesi ve tüm olanaklarınca etkileşime geçmesidir. Zekanın canlıda olduğunu görüyoruz. Canlı çevresi ile her an etkileşime girmektedir içten gelen daha çok itki, dürtü ve güdü daha az zekası ile. İnsan ise içten gelen çevre etkileşimlerinde zekayı daha çok öne çıkarmıştır.

Belli ilkelere değişmez kurallara göre hareket eden enerji işleyişinde madde oluşmuş ve çeşitlenmiştir.

Madde oluşmasına rağmen evrensel olay ve işleyiş ilkelerin etkisinde kalmaya devam etmiş fakat kendini farklılaştırmış ve çoğaltmıştır. 

İnsan madde ve enerji kullanımını geliştirmeyip, aklını sürü büyümesinin kendine özgü şekline göre geliştirme olanağı ile bu günkü haline ulaşabilir miydi. Yani ateş, mızrak gibi madde ve enerjileri kullanmayıp sadece canlılığı ve sürü olma halinde olarak dil ve yardımlaşma üzerine çoğalmaya aklını kullanmaya çabalasa idi günümüzde hangi durumda olurdu. Bu günkü haline dönüşür müydü. Yoksa günümüzden daha iyi bir halde mi olurdu.

İnsan bu günkü haline madde ve enerji kullanımı şartıyla geldi ise akılı, madde ve enerji kullanma yetisi ile gelişen, kendini evren ile bağdan bağlantıya geçen, kendi türü ile büyüme, çoğalma ve diğer canlı ile evrensel işleyiş tehlikelerine karşı korunma gibi önemli aşamalar için anlaşabilme, yardımlaşabilme, işbirliğinde bulunma yetisi olarak tanımlayabiliriz. 

Bu yetileri kendi türü içinde tam kullanamamasının nedeni ise bu yetilerinin körelmesine izin vermemesinden kaynaklanıyor olabilir. 

O nedenle rekabet ve hakim olma yarışı, savaşların bitmeyecek olması hep kaynaktan gelen bu etkilerin yansımalarıdır. 

Bu tür eylemlerin kurallara ve adaletle yapılması ise insan varlığının korunumunun sağlıklı bir yansıması olacaktır. O nedenle kural, yasa ve adalet insan türünün dış tehditleri beklerken kendini sağlıklı tutma olanağına hizmet etmektedir. 

Doğa çoğalan canlı türlerine karşı nüfusu sınırlamak gibi büyük etkeni bulunmakla birlikte, insan bu sınırlamalara maruz kalmak istemiyorsa ;

* Nüfus artışını olanakları ölçüsünde ve belli bir hızda dengelemelidir.

* Çoğaldıkça, çoğalmanın ortaya çıkardığı hem kendi için hem de doğa için zararlı etkenleri en aza indirmelidir. Yani doğanın insanı algılamasında sekiz milyar insan varken bir milyar varmış gibi yaşamalıdır. Şu an sekiz milyarız on yıl sonra on milyar olsak da doğa algısında sekiz milyarda kalmışız gibi yaşamımızı oluşturmalıyız. Dolayısı ile yüz milyar olsak da on milyar gibiyiz izlenimi ve etkisi bırakmalıyız. Bunu yaparken ise her insanın mutluluğunu ve iyi yaşamasını da sağlamalıyız (Buradaki amaç doğayı kandırmaya çalışmak değil, artan nüfusun olumsuz etkisini ona yansıtmamaktır).

* Mekanı genişletmek, yeni mekan açmak da doğanın bize nüfus sınırlama baskısından en az etkilenmemizi sağlayacaktır. Bunu başarmak için öncelikle uzaya açılmak gezegenlere doğayı taşımakla, deniz üstü ve altında, yeraltında yeni mekanlar oluşturarak başarılabilir.

İnsanlığın kendi içindeki edebi barışı engelleyen iki unsur;

1. Kendi türünün doğa ve evren işleyişinin tehlikeli ve yok edici etkisine ( "Taş düşebilir " evrensel işleyiş, " Ayı çıkabilir " doğa tehlikelerine örnek olabilir. ) karşı korunma olanağının sürmesi için kendi içinde saldırı ve savunma idmanını yapma zorunluluğu. 

2. Doğanın çoğalan canlı üzerindeki uyguladığı nüfusu sınırlama büyük etkisinin insan türünün kendi içinde ortaya çıkması zorunluluğu (Salgın hastalıklar gibi etkiler doğanın dolaysız etkisi olarak yorumlanabilir).

Savaş, rekabet, hakim olma gibi bir çok olgunun ortaya çıkmasının kaynağı bu iki unsurdan gelmektedir. 

.....................

  

14 Mart 2021 Pazar

İnsan Doğa ve Dünya - 12

 Dünya içindeki canlı ve atmosferi sayesinde dışarıdan gelen madde ve enerjiyi tutmaktadır. Atmosfer fazla gelen güneş ışınlarından ve meteor yağmurundan dünyayı korumaktadır. Atmosfer nasıl oluşmuştur. Temelinin dünya özelliğinden başlayan ve canlıların etkileriyle oluşmuştur. Burada ilginç ve olağanüstü olan cansız diye bildiğimiz dünyanın adeta canlılarla bir işbirliği içine girmesi ve her iki kesim için var olma temeline yansıyan yardımlaşma biçimidir.

Önümüzde önemli bir soru bulunmaktadır. Dünya ve doğa birlikteliğinde biriken madde içindeki enerji dengesi nasıl sağlanacaktır. Bu sorunun cevabı doğada bulunmaktadır. Canlılık, zaten enerjinin madde içinde tutumu ve kullanımı değil midir. 

Bir hedefi, amacı olan ve enerjiyi madde içinde kullanan varlık, canlı ve içinde bulunduğu doğadır. 

Canlı dünyada oluşmuş ve dünyayı kuşatmıştır. Dünya, madde ve enerji dengesini evren işleyiş düzeninden alma sürecinden, canlının ve doğanın bu dengeyi düzenleme çabasının etkisine girmiştir. 

Enerji maddeye, madde ise canlıya, canlı ise doğaya evrilmiştir.

Evrilen enerji ne eksilmiş ne de yok olmuştur. Enerji, madde, canlı döngüsünde sürekli var olmaktadır. Hareket ve zaman bu döngünün görünümleridir. 

Güneşin enerjisi nasıl ki gaz halindeki enerji ise dünyanın enerjisi sıvı halindeki lavdır. 

Canlının kendisine has enerjisi "su" dur. 

Su canlının kendine özgü enerjisidir. O nedenle su dünyanın temel enerjisinin korunumunda doğa ile birlikte etkenliktedir. (İnsan toplum içerisinde enerjisini, değişim aracı olan paraya yüklemektedir.)

Güneş içinde sahip olduğu büyük enerjiyi neden dışarı büyük oranda vermiyor. 

Bir olasılıkla geçiş yapabileceği yakınlıkta başka bir yıldızın olmayışıdır. Bu savımıza göre güneşimizin tehlikeli bir uzaklıkta yakınına gelebilecek ikinci bir yıldız büyük oranda enerji alışverişe neden olacak ve sonuçlarını bilimle açıklayabilecek karmaşıklıkta bir etkileşim olacaktır. 

Dolayısı ile evrende yıldızların birbirine olan uzaklığının oluşma süreci tamamlanmış olmalı. Hali ile yeni oluşan yıldızların evren içinde dağılımının bir düzeni bulunmaktadır. Ya da düzeni oluşmaktadır. Oluşan yıldız diğer yaklaştığı yıldızla birden etki-tepkiye girerek evren düzeni işleyişinin bir parçası olabilmektedir. Şu an uzayda gördüğümüz yıldızlar birbirlerine göre uzaklık oluşturmaktadır. 

Buradan bir soruya cevap aramalıyız. 

Evrenin genişlemesini bu yıldızların uzaklık dengesi mi oluşturmaktadır. 

Büyük olasılıkla evet. 

Bilim bunu  teorileriyle ortaya koyabilir. Evrenin büyüklüğünü, yıldızlar arası en uygun uzaklık oranının yıldız sayısı ile matematiksel oranıyla bulunabilir. Yıldızlar arası uzaklık için yeni bir matematiksel sayı ve ölçü belirlenmelidir. Yıldız sayısı ile uzaklık oranı evrenin büyüklüğü hakkında fikir verebilecektir. 

Son savımız, evrenin genişleme nedeninin big bang teorisinin devamı olmayıp  güneş oluşumları ve evrene yayılma düzeninden kaynaklanabileceği fikrine götürmektedir. Belki de evrenin oluşumundan bu yana genişleme ve daralma hareketi devam ediyor olabilir. Dolayısı ile evrenimiz her güneş oluşumu ve diğer yıldızlara olan uzaklık ölçüsünü oluşturmaya devam ettiği ölçüde genişlemektedir. Evrenin ilk oluşumuna ait teorilerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz gibi. İlk oluşum bir yıldızın oluşumuyla da başlamış olabilir. Patlamanın aksine enerji oluşumu ve bu enerjinin yıldızlarda toplanması, enerjinin dolaşımı ve evrene yayılması yıldızlar kanalından başlayıp yeni atomların oluşması da bu yolla başlamış olabilir. Enerji merkezi yıldızlar evrenin bilinmeyen bir çok yönüne ait cevapları saklıyor olabilirler. 

Enerji canavarı karadelikler ise yıldızların sorun oluşturma olasılığını azaltma üzerine ve yıldız yoğunluğunu dengeleme üzerine oluşuyor olabilir.

Bu savımıza göre yıldızların birbiri ile belli uzaklıkta olmalarının nedeni enerji geçişlerinin zorunlu bıraktığı mesafeden dolayıdır. 

Ve evren yıldızların oluşumu ve birbiri ile olan etkileşimi ile hem genişlemekte hem de daralmaktadır. 

Bu hareket, canlılıkta karşılığı nefes alıp vermek gibidir. 

Tek düzen genişlemekte olmayıp. hem daralıyor hem de genişliyor olabilir. 

Evrenimiz canlının nefes alıp vermesi gibi adeta sıcağın genleşmesi soğuğun sıklaşması gibi hareket halinde olduğu tahminine varıyoruz, sentezimizde.

Yeni soru, evrenimiz canlı ise nasıl bir canlıdır. Eğer canlı ise biz ve doğa bu canlı varlık için ne anlama geliyoruz. 

Faydalı bir bakteri mi, yoksa zararlı bir virüs mü.

Bu tezleri, ancak uzaya açılışımızda karşılaşacağımız engellerin bir duvar, fırsatların ise teşvik olduğuna dair tecrübelerimiz gösterecektir. 

Yani ilerleyebiliyorsak yolumuz açık, ilerlemiyorsak kaderimizin sınırlarını göreceğiz.

  Truman Show 1998 filmin final sahnesi aksine sınırı belirleyenleri görme şansımız da olamayabilir.


............

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...