18 Ağustos 2021 Çarşamba

Yaşam Döngüsü -9

 İkinci Yaşam Döngüsüne Yönelme ve Hazırlıklar

Yönelim

İçimizdeki enerjiyi tutmak ve basınç miktarını arttırmak amacında olmalıyız. 

Çocuklara bakınız, en iyi örnekler onlarda. Bizim gibi akıcı ve hızlı konuşmak istiyorlar. Fakat yapamıyorlar, çünkü enerji var deneyim ve bilgi yok. İstek var fakat beden yapısının uygulama, pratik eksiliği var. Potansiyel var, eylemler ise eksik ve yarım kalmakta. 

Çocuklar, gençler ve yetişkinler gibi rahat ve akıcı konuşamazlar. Çünkü bedenleri mevcut enerjisini bunun için harcamaya alışkın değil. İlerleyen zamanla eğitim ve öğretimle onların bu alışkanlığını edindirmeye çalışıyoruz. Doğasıyla bulunan saf bedenin içinde saklı duran kültüre yatkınlığını aralıklı ve uzun bir süreçte toplum için ortaya çıkartıyoruz. Yani bedenindeki gizli kalmış bir özelliğini büyük bir çaba ile ortaya çıkarıyoruz eğitim ve öğretimle. Bu süreç uzun ve zorludur. 

Belli bir yetişkinlik yaşında da aynı yöntemi kullanabiliriz. Çok konuşmak isteyip de az konuşarak, çok hareket etmek isteyip de az hareket etmek gibi. Zihnimizin bedenden toplum standardı enerjisinin akışına baraj oluşturmak. Olanaklarımızın elverdiği fakat yapmadığımız veya azını, belli miktarını yaptığımız eylemlerimizin arta kalan kısmını tekrar bedene aktarmak. Bedenin potansiyeline artı değer oluşturmak.

Yönelme - 100 enerji potansiyeli    Eyleme geçen miktar - 50  Bedene dönen enerji (Basınç) -50 şeklinde  bir örnek verebiliriz. Önce potansiyel bir enerji oluşturup sonra bu enerjinin belli bir oranının kullanarak kalan potansiyel enerjinin bedene iadesi şeklinde. Bunu başta çocuklar, gençler ve yetişkin öncesi bireyler yapmaktadır. Buna enerjinin basınca dönüşmesi ve bedene iadesi olarak alabiliriz. İlerleyen yaşlarda bu refleksif hareket azalmakta bedenin basınç oranı düşmektedir. 

"İçimde uhde kaldı, istedim yapamadım " gibi deyimlere olumlu yaklaşmalıyız. Çünkü yaşanan tecrübelerde beden ve zihnimizin ürettiği enerji tüm den tüketilmemiş olup beden ve zihne basınç enerjisi olarak geri dönmüştür. Bu durum beden ve zihnin ihtiyacı olan bir olaydır. Eğer tüm ürettiğimiz beden ve zihin enerjisini tümden tüketirsek bu hal bizlerde büyük bir boşluk, yorgunluk ve hiçlik ruhsal hale sürükler. Bu olayın tam tersi de aynı kötü etkiyi yapar, ürettiğimiz enerjiyi hiç kullanamaz veya çok az kullanabilir isek (Nihilist ve yılgın gençlik).

Toplum kültürel yapısı aslında bizlerin  kendimizi tümden tükenmekten korumaktadır. Freud'un iddiası olan bilinçaltımızın tatmin edilememesi bizde mutsuzluk yaratmaktadır tezi, eğer bilinçaltımızın tüm isteklerini tamamı ile tatmin etse idik beden ve zihin olarak büyük bir boşluk içine girerdik. Buradaki denge bilinç altımızın etkilerini uygun ve oranda zaman ve mekanda yeterince yaşamaktır. Yaşayışımızdaki mutsuzluk kaynaklarımızın nedenlerini bilinçaltımızda değil, yaşadığımız çevre ve ilişkilerde, kendimizi tanımamızda aramalıyız. Bilinçaltımızdan gelen veriler canlılığın temel unsurlarıdır, onların kültürel yapı içinde sağlıklı yönetilememesi ve işleyiş sürecindeki itkiden akıla olan ilerlemesinde sıkıntılar oluşması, tıkanıklık yaşanmasıyla mutsuzlukların oluşma durumu olabilir. İtkiden başlayan bir kıvılcım sağlıklı olarak zihne, akıla ulaşınca  yaşam döngüsü tamamlanmış ve sağlıklı işlemektedir diyebiliriz. 

İtkiden akıla ulaşan veya ulaşamayan bilmediğimiz canlılığın temel yapısına ait bir çok bilgi bulunmakta iken şu an bize gerekli olan ve aklımızla zihnimizle kavrayabildiklerimiz bireysel ve toplumsal yaşamın insanca ve doğa ile aynı yönde olan akışa ilerlemesine şu an için yeterli olabileceği tezini oluşturulabiliriz.

Bilinç altı süreçleri biliyoruz. En altta canlılığın temel aksiyonu itki, itkinin büyümesi ve hızlanması ile dürtüler aktif olmakta dürtülerin büyümesi ve artması ile güdüler devreye girmekte, güdülerin sağlıklı olması ve durgunlaşması için insanda duygular oluşmaktadır. Duyguların da sağlıklı ve sürdürebilir olması içinde akıl, zihin, mantık, düşünme devreye girmektedir. 

Aklın ve zihnin gelişmesi, büyümesi ise çalışma sınırlarına ilerlemekte ve geriye yani içinde bulunulan kendini tanımaya, çevreyi, toplumu, doğayı, canlılığı öğrenmeye ve gelişmeler ile kozmolojiyi de takip etmeye devam etmektedir.  Ve belli bir uzmanlığa ilerlemektedir akıl. Uzmanlıkla sınırlarını belirlemektedir. 

Sanat, bilim, felsefe, inanç, iş, hobi gibi bireyin uğraşmaktan keyif aldığı ve yetisinin uygun olduğu alanda ömrünce zaman geçirmekten bıkmayacağı uzmanlaşma sürecini geliştirmeye devam edeceği şeklinde sürmektedir.    

Güneşin çalışma yönetimi olan enerjiyi en uygun ve büyük potansiyeline çıkarıp birden bu potansiyele baskı uygulayıp kendinde koruması ve basınç olarak kendinde tutmasıdır. Bu eylemden kaçan enerjinin uzaya yansıması şeklinde bir uzun bir devinimi bulunmaktadır. 

Bedenimizden çıkmaya hazırlanan enerji potansiyelini baskılayarak çıkan enerjiyi azaltıp geri kalanını tekrar bedenimize yönelterek enerjinin basınca dönüşmesini sağlayabiliriz. Buna örnek, kızıp da eyleme geçmemek gibi. Hızlı ve uzun bir yürüyüşe çıkma potansiyelini içimizde hazırlayıp bize yeterli ölçüde bir yürüyüşü gerçekleştirmek gibi. Burada önemli olan nokta bedenimizi kandırmamaktır. Bedenle anlaşarak bu uygulamaya yönelmek önemlidir. Diğer bir uygulama ise duygularımızı sonuna kadar yaşamamaktır. Sonuna kadar sevinmek, dibine kadar üzülmek gibi duygulanımları yaşamamaktır. Çok ve uzun sevinecekmiş gibi halden birden sevinci yeterli bulup diğer duyguya geçmek gibi. 

Duygularımızın akışına yön vermede bilinçli ve kendinde olmak ve duyguların ilişkilerimize olumlu yansımasını sağlamak. Huysuz ve geçimsiz bir duygusal ruh halini kimse istemez. Bu konuda en pratik sahipleri tiyatro ve film sanatçılarıdır. Onlar bir role hazırlanırken tam duygusal yükleme ve boşaltma antremanı yapmaktadırlar. Sahnede duygudan duyguya geçişlerinde hızlanan sesleri ve hareketleriyle tam bir çocuk performansı göstermektedirler. Biz izleyiciler onları izlerken birer çocuksu hareketler görürüz, etkilenmemizin nedeni ise söz ve hareketlerden sonraki gelen onlara verdiğimiz anlamlar sayesindedir. Sahnedeki oyuncunun hareketlerini izleyin ve kulağınızı duyamayacak kadar tıkayın ne görürüz. Şımarık bir yetişkinin çocuksu hareketlerini görürüz. Sözlerini tamamlayan rolleriyle bizler onlara anlam verdiğimiz için iyi bir tiyatro ve film izlemiş oluyoruz. 

Dört ana duygunun duygusal salınımını bedenimizde bulunmasına gayret etmeliyiz. Bunlar öfke, korku, sevinç ve üzüntü. 

Bu duygularımızı hem kendimiz için hem ilişkilerimizde faydalı halde kullanmamız gerekmektedir. Bedenimizin itki, dürtü ve güdü özellikleri duygularda birikmekte olup görünür olmaktadır. 

Duyguların bizde tükenmesi demek olan duygusuzluk hali geriye doğru eksilmelere ve yokluklara doğru ilerler. Duyguların eksikliği önce güdülerimiz azaltır, güdünün azalması dürtüleri azaltır, dürtülerin azalması da itkileri azaltır. İtki ile duygu arasındakileri ket vurmak sakıncalıdır. 

Duygularımızın taşmasını önlemek adına bir takım faydalı yönelimler oluşturulabilir. Sanat, inanç, bilim, iş, hobi gibi kişisel yeteneklerin aktif olunmasına yönlendirilebilir. Böyle olursa hem duyguları baskılamak ya da yok etmeye çalışma gibi yanlış bir yönelme durdurulabilir. 

Duygularımızı yaşamalı ama onların yanlış, zararlı ve kötü sonuçlara bizi ve çevremizi götürmesini de engellemeliyiz. "Öfkeyle kalkan zararla oturur." atasözü gibi olmamak için, öfkelenmeli ama fayda için olmalı. Haklı olunmalı. Dozunda olmalı. Dengeli olmalı. 

Bedenimiz duygularımızı aktif etmek için " incir çekirdeğini doldurmayacak " kadar basit olayları kullanabilmektedir. Bunu yaparken bir ölçeği, birimi, oranı bulunmamaktadır. Gerekli ölçüyü, birimi ve oranı mantığımız, zekamız ve sağduyumuz belirlemesi gerekmektedir. Duygularımızın kontrolünü ele almalıyız derken bunları kast etmekteyim. Duygularımızı baskılamayı, azaltmayı, yok etmeyi değil. 

Bedenimizdeki, azalan yaşam basınç miktarını, arttırmanın bir yolu olarak bu yöntemi kullanabilir miyiz. (Bakınız sayfa https://ozkansalman.blogspot.com/2021/02/basnc-uzerine-eytisimsel-dusunmeler.html 18. paragraf)

Bunu yapabilir miyiz ? Yapmamız halinde bize sağlığımıza olumlu ve iyi yansıma olabilir mi ? Nereden ve nasıl başlayacağız ?

.................

15 Ağustos 2021 Pazar

Yaşam Döngüsü - 8

 Dengeli yaşamak

Kendimizi yani bedenimizin fiziki yapısını ve duygusal salınımlarımızı tanımamızla birlikte ilişkilerimizin oluşumu, gelişimi ve sınırları konusunda da bir denge oluşturmaya çalışırız.

Organizma, canlı ve insan olarak yaşamda dengemizi oluşturmanın standardı ve sabitliği bulunamaz.

Bunun nedeni köklerimizden gelen canlılığın temsilinde hareket etme, mekana ve şartlara uyum, zamanın içinde olma gibi bir çok önemli faktörün ve dıştan gelen hareket ettirme, mekan, zaman şartlarının parçalayıcı, ayırıcı ve dağıtıcı özelliklerinin bir arada bulunmasıdır. Bizler çok değişen, dönüşen devasa bir oluşumun içinde ufak bir parça halinde bulunmaktayız. İnsan olarak bu kaosa direnmemiz türümüzün işbirliği ve canlılıktan aldığımız ilkelerin bizlerde bir adım öne geçmesi sayesinde mümkün olmaktadır. 

İnsan olarak canlı yaşamının gelişmesi, büyümesi ve yayılması adına evrende her olasılığı deneyeceğiz. Canlılığın yapısında mekanda genişlemek, yayılmak ve varlığının devamı için her türlü olasılıkları deneme vardır. Dolayısı ile kimi insan gidilmiş veya gidilmemiş dağlara, denizlere, kıtalara ve uzaya gidecek, kimi insan o gidenleri yönlendirecek, kimi insan yeni buluşlar ve icatlar yapacak. Türümüz her olasılığı denemektedir. Bundaki amaç tekil ve tikel gibi görünse de alttaki amaç daha büyük bir kaynaktan yani doğadan, canlılıktan ve onların temelinden gelmektedir.

Bir Doğa Tasviri

Doğayı daha iyi anlamak için bir tasvir yapmak istiyorum. Topraktan çıkan bir tohumun normal büyümesine gözümüz ve zihnimiz alışıktır. Çiçeklerinde öyle, onları önce tomurcuk olarak görürüz ve daha sonra bir bakarız çiçek olmuş ve açmış. Tohum ve tomurcuğun tüm hareketlerini kamera ile çekip bizim algımıza göre hız verdiğimizde onların gelişimin tümden kavrar ve hayran kalırız. 

Dünyaya doğru uzatılmış bir dev kamera olsaydı ve ilk canlılığın başladığı anlardan günümüze kadar gelişimini hızla bizim algımıza göre verilebilseydi donup kalır, beyin tutulması yaşardık. Bir ay kendimize gelemezdik. Çünkü o izlediklerimizde bir çok sorunun cevabını görür hangisinden başlayacağımıza karar verme konusunda beynimiz kısa devre yapardı.

Canlılığı yeryüzünde patlayan volkanlardan havaya, suya ve karaya yayılan lavlar gibi hayal edebiliriz. Ama bu lavlar ayrı sıcaklıkta, katılıkta,  farklı renk, şekilde bulunmaktadır. Bir bütün halinde ama dağınık bir şekilde hızla hareket etmektedirler. Birbirlerinin içine geçmekte ve değişime uğramaktadırlar. Birbirlerini çekmekte, itmekte ve dağıtmaktadırlar. Sığ sulardaki otlar gibi sallanmakta, balık ve kuş sürüleri gibi dolaşmakta, kediler gibi yalnız gezmektedirler.

Canlılık yeryüzünü yeraltından, yerüstünden, sudan ve havadan tümden kuşatmaya çalışmaktadır. Zaman zaman belli bir mekanda sıkışmakta ve kendi içinde yeni genetik olasılıklarını test etmektedir. O testlerden sonra yayılımını ve gelişimini daha hızlı ve dayanıklı olarak sürdürmektedir.

Biz insanlar, türümüz, canlılık, doğa okyanusu karşısında küçük bir göl gibiyiz. 

Bu doğa tasvirinden sonra denge kurmamızın ne kadar zor olduğunu tahmin etmek zor değildir. 

Bu devasa canlılık içinde ufak bir türüz, doğanın bir dal uzantısıyız. Varlığımız doğaya, canlılığa dayanmaktadır. Ona saniyeler (nefes) ile bağlıyız. Ömrümüz bu saniyelerin uzaması ile ortaya çıkıyor. Genetiğimizin bu zamana kadar bize sunduğu olanakları arttırabiliriz. Bu olanak var ise kullanmamız aklımızın, insanlığımızın bir özelliğidir. 

Türler arasındaki rekabetin canlılık için amacı doğanın evren karşısında kozmolojik etkilere, yasalara karşı daha dayanıklı olması, varlığını sürdürmesi, geliştirmesi ve yayılması üzerinedir.

Bizlerin sağlıklı ve uzun yaşama amacı da canlılığın ve doğanın ortak amaç ve ilkelerine uygundur. Bitkilerin bin, iki bin yaşamaları çevre şartların olanakları ve kendilerinde var olan veya geliştirdikleri yetileri ile gerçekleşmiştir.

Bugün teknoloji sayesinde ömrümüzü uzatma olanağı var iken kısaltma veya yarıda kesilme riskini de taşıyoruz.

Kontrolsüz ve denetlenemez bir hızla büyüyen teknoloji hem türümüze hem de doğaya zarar vermektedir. Fayda ve zarar dengesi ne durumda henüz bilemiyoruz. Takip edilemez bir hızda ilerleyen "bilginin varlık bulmuş hali" olan teknoloji bizleri uzaya fırlatmaya doğru ilerler iken doğa(canlılık) ve tür(insan) içinde testlerini yapmaktadır. 

Dengeli yaşamak bir süreçtir. Kendimizi tanıma ve dengeli yaşama canlılığın temel ilkeleri ile paralel ilerleyen bir süreçtir. Bu sürecin bir standart haline gelmesi onun dinamik yapısına aykırıdır.  

Bizim bu süreci en iyi yaşamamız ancak yönünü ve şeklini bilmemizle ilgili olup kişisel sınırlarımızla en iyi dengeyi kendimize göre oluşturma çabasıyla olabilir. Dolayısı ile amacım yaşam koçluğu yapmak değil felsefe ile uzun ve sağlıklı yaşamanın olanaklarını araştırmaktır. Felsefenin günlük hayatımıza dokunmasını, etki etmesini sağlamaya çalışmaktır. 


............... 

8 Ağustos 2021 Pazar

Yaşam Döngüsü - 7

 " Kendini Tanı ! " (İlişkilerin)

Kendi bedeni ve duygularımızı bilmek, bizim günlük yaşamda nasıl bir ilişki pozisyonları almamızı sağlar.

Kendimize ait ilkeler ve kurallar oluşturur ilerleyen zamanlar. Mekan ve zaman olarak kendimizin nerede ve nasıl bulunmamız, etki-tepkilerimiz, fiziksel gelişim ve duygusal salınımlarımızın yönünü tahmin etme ve o duruma göre kısa ve uzun öngörülerimizin oluşmasını sağlarız.

Hoşgörü ve fedakarlık sınırlarımız, kalıplaşmış sorumluluk duygularının bize olan olumlu ve olumsuz etkileri, eksiklerimiz, fazlalarımız ve bunlar üzerine sağlıklı ve mutlu olma dengesini oluşturma çabalarımız gibi bir çok ilişkilerin etkilerini gözden geçirmeliyiz. 

Canlı ve cansız her türlü ilişkilerimizin için en iyi kıyas ve referans noktası kendimizi tanımamız sonucu oluşmaktadır.

Bizden çok önce oluşturulmuş toplum düzenleri ve onun üzerine işleyen ilişkiler bizlerde kalıplaşmış duygu kalıpları yüklenmemizi sağlamaktadır. 

Günümüze gelene kadar ki toplum düzenleri gerekli ve zorunlu olarak kültür temellerini oluşturmuştur. Onları önemsemeliyiz. Hafife almamalı ve görmezden gelemeyiz. Fakat geçmiş yaşantılarımızdan gelen dürtü ve güdü etkilerini barındıran duygu kalıplarımızı gözden geçirmeliyiz, kendimizi tanımaya, başladığımızda. 

Kendimizi tanıyarak kontrolü ele almalı ve kendimizi bilinçli  yaşamaya ve ilişkiler ağını çözümlemeye yöneltmeliyiz. Bunu başardığımızda her ilişki biçimi bizim seçimimiz, kabullenmemiz, sorumluluğunu taşımamız anlamına gelecektir. 

Kendimize " Ben böyle mi yapmışım, neden böyle yaptım, bunu nasıl yaptım veya söyledim " gibi soruların azalacağı bir ilişkiler ağına doğru ilerleriz. Bilinmeyenlerin ve karmaşıklığın azaldığı bir ilişkiler ağını yaşarız. 

Kendimizi tanıdıkça ilişkilerde bulunduğumuz her kişinin bulunduğu duygusal ve fiziksel hallerini anlamaya ve onlarla sağlıklı ilişkiler kurmayı tercih etmeye başlarız.

............

7 Ağustos 2021 Cumartesi

Yaşam Döngüsü - 6

 " Kendini Tanı ! " (Duygularını)

Duygularımız

Tüm canlılarda itki, dürtü, güdü ve duyu temel özellikleri hazır genetik olarak bulunmaktadır.

Biz insanlarda ise güdü ve duyu çok aktif, yoğun olarak bulunmaktadır. Bu iki özellik bizim türümüzde adeta taşma yapmış ve bir üst aşama olan duygu ve akıl özelliklerine ilerleme zorunluluğuna girmiştir.

Konuşmalarımızda ve dinlemelerimizde üç faktör aktif hale gelir. 

1. Güdü (Bedensel)

2. Duygusal (kişisel duygusal özellikler)

3. Nesnel (akıl, mantık, sağduyu, bilimsel vb. özellikler)

Kendi konuşmalarınızdaki kelimeleri tartınız. Bu üç kategorinin hangisi sizde ağırlıklı olarak bulunmaktadır. Ya da başkalarını dinler iken her ne konu üzerine olursa olsun konuşulan kelimelerin ve konuşma tarzının sizde etkisi hangi kategori üzerinde yoğunlaşmaktadır. 

Güdü

Bu özellik tüm canlılarda bulunmaktadır. Biz insanların tümünde de ortaktır.

Duygular 

Bu özellik sadece insan ve onunla yaşayan evcil hale gelen dolayısı ile zorunlu bağ oluşturulan canlılarda bulunmaktadır. Bir çok duygu bulunmakta olup her kişi için duygu önceliği ve yoğunluğu farklılık göstermektedir. 

Nesnellik

Bu özellik belli bir eğitimle ve öğretimle oluşmakta ve gelişmektedir. Kişilerin bu özelliğe özel ilgi göstermesi onların kendi çabalarıyla gelişmesini sağlamanın yolunu açmaktadır. Bu özelliğin kişiye zorla verilmeye çalışılması belli bir sınıra kadardır. O sınırdan sonra kişi kendi gayreti ve çabasıyla ilerletebilir.

Duygularımızı bilmek bizim tüm ilişkilerimizin iyi ve sorun çözücü hale dönüştürür. Sorunlara boğulma, anlamama, anlaşılmama ve sıkıcı, kötü kısır döngüleri yaşama gibi mutsuzluk kaynaklarını kurutur ve engeller. 

................

5 Ağustos 2021 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 5

"Kendini Tanı !" (Fiziki Bedenini)

Fiziksel duruşlarımız ve organlarımız 

Uzun ve sağlıklı yaşamanın temel unsurlarına kısaca değindikten sonra artık pratiğe, güncel zamana ait medyada ve genelde duyulmayan ama uzun ve sağlıklı yaşamanın olanağına yaklaştıran ilk bakışta basit gibi görünen ama detayını incelemeye başlayınca çok önemli olacağını anlayacağımız  bilgilere. 

İnsan olarak mekan ve zaman içinde fiziksel ayakta duruş, oturuş, yatışlardaki şeklimizi düzenleme

Ayakta duruşumuzu sağlığımıza en uygun şekilde düzenlemeliyiz. Ayaklarımızın tabanları (ayağımıza giydiğimiz ayakkabı veya terlik olsa bile) yer ile tam temas içinde olmalı, ayaklarımızın yeri tam olarak kapladığını bedenimizle hissetmeliyiz. Ayak üstü kaslarımız (baldır) ve diz altı kemiklerimizle ayaklarımızın yere tam dayandığını hissetmeliyiz bir sütun gibi.  Dizlerimiz bir yay gibi düz ve eğik şekilde hareket edebileceğimiz potansiyeli taşımalı. Omuzlarımız kısa hareketler ile omurgamızı ve ona ağırlığını tartıyormuşçasına bulunmalı, başımızın ağırlığını omuzlarımıza vermeliyiz. Göğsümüzü sırt omurganın üst tarafına ağırlığını ve dayanmasını verecekmiş gibi yukarıda tutmalıyız. kollar ve eller yanda rahat ve her an bir eylem yapmaya hazır gibi olmalıdır. 

Otururken ayakların duruşunda kan dolaşımını engelleyecek bir biçim olmamalıdır. Dizlerin bükülüp uzun süre durması kan akışını engellemektedir. Ayakların yan ve yamuk duruş alışkanlığı damarların sağlığı açısında ilerleyen zamanda sorunlar yaratmaktadır.

Yatarken de dikkat edilmesi gereken kan akışının tüm bedende olmasına engel olacak şekilde olmamasıdır. Aynı yatış şeklinde uzun saatler uyumak bizlerin yorgun uyanmasına neden olacaktır. 

İç organlarınızı rahat bırakın, onlara eziyet etmeyin

Ayakta duruşumuz, oturuşumuz, yatışımız ve eylemde bulunduğumuz her durumda iç organlarımızı sıkıştırmak, onlara farkında olmadan baskı uygulamak, onlara diğer organlarla (kol, el, ayak, baş vb.) ağırlık vermeyiniz. İç organların en sağlıklı hali bir bütün olarak çalışırken size kendilerini hissettirmemeleridir. Özellikle mide, bu beslenme başlangıcı organımızı ne kadar rahat bırakırsanız o kadar sessiz olur ve size varlığını hissettirmeden çalışır. Bunu sağlamak için tıka basa doldurulmamalı ve her öğünde ana menü çeşidi az tutulmalıdır. Midemize bir mikser muamelesi yapmamalıyız. Ana menü yanında ikinci menüyü değil tamamlayıcı gıdaları tüketmeliyiz. Örneğin bir sebze ana menü yemeğinin (fasulye, nohut vb.) yanında ikinci olarak geleneksel karbonhidrat (pilav, bulgur) tüketiminden kaçınmalıyız. Kalsiyum (yoğurt) içerikli ve hafif, az olarak diğer gıdalar (salata) alınabilir. Ana menüyü mideyi doldurmak üzerine (karın doyurmak) değil açlığın giderilmesi amacına gidilmelidir. Yemekler ne kadar lezzetli ve iştah açıcı olursa olsun geleneksel doyum noktasını referans almamalı kendi bedeninizin ihtiyaç miktarına, oranına göre referans belirlenmelidir. Bedeninizin  iç titreşimsel beden enerjisini hissetmeli ve en sağlıklı halinizi korumak üzerine beslenmelisiniz. Kendimde denediğim tekli beslenme şeklinin çok sağlıklı olduğunu ve mide üzerindeki baskıyı ve zorlayıcı çalışmayı kaldırdığını gördüm. Öğlen vakti bir ana yemeği tek ve az olarak tükettim. Öğle sonrası ilerleyen saatlerde ikinci farklı bir gıdayı aldım yine az miktarda. Akşam yemeği olarak öğlen yemeğinden farklı ama yine az olarak farklı bir yemek yedim. Bu denemede midemin kendini unutturmaya başladığın fark ettim. Artık midem diğer iç organlar gibi sessizliğe ve hafifliğe bürünmüştü. Fakat ben yılların getirdiği midem ve ben algısının kendi içimizde hızla yıkılmasının zor olduğunu far ettim.  Yaşamamızın göstergesinin midemizin sürekli çalışıyor olması ve kendini bize sürekli hissettirmesi gerektiği alışkanlığını gidermek zor idi. Hala bu konu üzerinde çalışıyorum. Amacım midemin varlığını sürekli hissetmem gerekir alışkanlığını bırakmak. Bu sürekli çaba ve dikkat  isteyen bir çalışma. 

Midemiz günlük gıda deposu değildir. Gıda depomuz, dolaplarımız veya gıda arz eden kuruluşlardır. 

Göğüs kafesimizin ağırlığını karnımıza dolayısı ile iç organlara değil sırt omurgamızın üst noktasına veriniz. Böylelikle midemiz ve diğer iç organlarımız baskı hissetmeyip  rahat  bir şekilde çalışıp kendilerini hissettirmezler. Göğüs kafesi içi organlarımızın tutunma ve korunma olanağı daha fazla olurken, göğüs kafesi altı iç organlarımız hem tutunma hem de korunma olanakları azdır. Birbirlerine bağlı ve dayanarak çalışmalarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle bu organlarımızın sağlıklı olmasına daha fazla dikkat etmeliyiz. Karın kaslarımızı güçlü tutmaya ve iç organlarımızın esnek yapısının (iyi çalışması için) bozulmamasına özen göstermeliyiz. 

Göğüs kafesimiz ile başımızı, sırtımızı ve üst omurgayı bir tutmalıyız. Karın bölgesi yani iç organlarımızı da bir bölge olarak almalıyız. Ayaklarımızı da üç bölge olarak almalıyız. Belden dizlere kadar olan bölge, diz ve altı bölge ve ayaklar şeklinde.

Bir çok sağlık sorunlarımız duruşumuz, oturuşumuz ve yatış şekillerinden kaynaklamaktadır. Bu konulara değinmemin nedeni bu nedenle oluşacak bir çok rahatsızlıkların oluşmasını engellemek içindir. Bedenimizdeki fazla kiloların en büyük zararı iç organlarımıza baskı, ağırlık yolu ile en iyi ve sağlıklı şekilde çalışmasına engel olmasıdır.

Kendimden, bedenimle iletişim kurma konusunda gerçek yaşanmışlık örneği vermek istiyorum. 

Mesleğim gereği büro çalışanı olduğum için meslek hastalığı adı verilen boyun ve sırt konusunda sorunlar yaşadım şu an bu sorunu büyük bir oranda atlatmış durumdayım bilgi edinmem sayesinde. Çalıştığım kurumun verdiği iş sağlığı bilgileri sayesinde. 

Bir gün yürüyüşüm sırasında sol ayak orta parmağımın kramp geçirmesiyle durmak zorunda kaldım. Beş dakika bekledikten sonra yavaş yavaş yürüyerek on dakika içinde ağrının ve krampın geçtiğine tanık oldum. Kendi kendime sordum neden oldu acaba diye. Şeker mi, tansiyon mu, nikotin mi, kafein miydi acaba. Ani hareket mi etmiştim. Yoksa yorgun olarak mı yürümüştüm. Cevaplarını da düşünme gereği duymadım. Bir hafta sonra aynı durumu yaşayınca artık cevapları aramam gerektiğini düşünmeye başladım. Doktora danıştım. Parmak krampının bilinen daha büyük bir rahatsızlığın bir işaret göstergesi olmadığını söyledi. Bedenim bana bir mesaj, sinyal gönderiyordu ve bunu ben anlamıyordum. Zihnim bütün olasılıkları değerlendirmeye başlamıştı. Şekeri bıraktım. Önce ondan başlayacaktım.

Bir hafta sonra aynı parmak krampını tekrar yaşamıştım. Demek ki şeker değildi. Tansiyonum düşüktü. O da olamazdı. Aradan bir ay geçti, parmak krampını da arada yaşıyordum ve yine düşünüyordum. Rahatsızlığın tekrarlanması beni endişelendirmişti. Tüm olasılıkları tekrar gözden geçirmeme neden oluyordu. 

Bedenim bana bir mesaj, sinyal gönderiyor fakat zihnim buna mantıklı bir anlam ve neden veremiyordu. Bir gün masamda otururken işi bitirmiş kısa bir dinlenme anında, kramp girmediği halde rahatça otururken parmak krampın neden olduğunu düşünmeye başladım. 

Bu düşünme sırasında inanılmaz bir deneyim yaşadım. Bedenim rahat ve sakin bir pozisyonda oturuyordum. Ama zihnim inanılmaz bir hızla parmak krampının nedenleri üzerine yoğunlaşmıştım. Düşünmeye öyle dalmışım ki geriye yaslamış ve kendimi sol ayağıma dikkatle  bakar halde buldum. Ayakkabıma ve  ayağıma bakarken birden düşüncelerimden sıyrıldım. Artık düşünmem durmuş sadece ayaklarıma bakıyordum. 

Ve o an gözlerimle gördüğüm ayağımın durumuna bakarak parmak krampımın nedenini görmüş ve anlamış oldum. Sol ayağımı yamuk basıyordum. Yana doğru yatırarak yıllarca öyle oturduğumu ara sıra ayaklarıma baktığımda biliyordum ama parmak krampına neden olduğunu yeni fark ediyordum. 

Soruna önce düşünce yoluyla ulaşmaya çalışmış bulmaya çalışırken ayağım mı yoksa gözüm mü beni harekete geçirmiş yoksa düşündüğüm parmağa ve ayağa bakma düşüncesi mi beni sevk ederek sorunumun çözümünü bulmuştum. Büyük olasılıkla, genellikle düşündüğümüz ne olursa olsun ona doğru bakma isteği duyarız, böylelikle hem odaklanmış hem de yönelmiş oluruz. Sanırım düşünmem sonrası ona bakmaya yönelmem sonucu onu öyle görmemle birlikte sorunu ve nedenini görmüş oldum. 

Oturuşumdaki sol ayak şeklini düzelttim hala yıllarca edindiği alışkanlıktan onu alıkoymaya çalışıyorum bunda da ısrarcıyım. Çünkü o sayede sağlığımı devam ettireceğimi biliyorum. Parmak krampım ayağımın oturma pozisyonunu düzeltince önce çok kısa sürdü ve bir daha olmadı. Bu sorunla bir daha karşılaşmamam sol ayağımın otururken düzgün tutmama bağlı durumda. Bende kendim için sağlıklı oturuş, duruş ve yatış şeklini keşfetmeye böylece yönelmiş oldum. Bu benim ömür boyunca bedenimle iletişim kurma ve devam ettirme alışkanlığı, gerekliliği üzerine durmam anlamına geliyordu ve buna çok sevindim. Bedenimle konuşmaya ve onu dinlemeye devam ediyorum. Ona soruyorum " Sağlıklı ve uzun yaşamaya var mısın ? " O da bana hemen cevap veriyor " Neden olmasın ? " diye.

Bu örnekle önemli bir konuya giriş yapıyoruz. 

Bedeninizle iletişim kurunuz. Beden ile zihniniz arasında iletişim kurmaya çalışınız. Dolayısı ile kendinizi tanımaya başlayacaksınız. Bedenin seslerini, duruşunu, sinyallerini zihninizce değerlendirin. "Bedenim bu rahatsızlığı ile bana ne demek istiyor ? " Sorunu sorunuz zihninize. Zihniniz araştıracak, bakacak, dinleyecek,  bedeninizi inceleyecek ve bedeninizin size anlatmak istediği sinyali, uyarıyı, mesajı alacak ve çözecektir.

"Kendini Tanı" Felsefik ve kadim öğretiye giriş yapınız.  

.............

Yaşam Döngüsü - 4

 Genetik Etkenler

Canlılığın birbirine bağlanarak temel genetik bilgileri aktardığını biliyoruz. Yaşam boyunca bu bilgiler bedenimizin ve zihnimizin işleyişine etki etmekte olmasına rağmen, çevre, ortam ve yaşama şart, şekillerine göre değişim gösterme potansiyeli bulunmaktadır.

Yaşam İçindeki Etkileşimler

Canlılar diğer canlı veya cansız varlıklar ile sürekli etkileşim halinde bulunmaktadırlar. Bu oluşum canlıların yaşamdaki varlıklarını en çok meşgul ve etki eden bir unsurdur.


......................

2 Ağustos 2021 Pazartesi

Yaşam Döngüsü - 3

 Diğer canlılar

Tüm canlılar birbirinin yaşam zinciridir. 

Bu zincir canlılığın kozmolojik evren işleyişi üzerinde varlığını korumasını, sürmesini, gelişmesini ve yayılmasını sağlar. 

Dünyada yeryüzünde tüm canlılar birlikte, iç içe, alt alta, üst üste, yan yana yaşamaktadır. Bu yaşama biçimi en temel ve en gerekli olan bir yapıdadır. 

Tüm canlılar birbirine hem yararlı hem de zararlı olabilmektedir. Bu durum doğanın, canlılığın temellerinden gelmektedir. Beraber her mekanda ve zamanda bulunmamız bu durumu zorunlu kılmakta, canlılığın gelişimi ve değişimi de bu duruma dayanmaktadır.

Bizler için hangi canlı faydalı hangi canlı zararlı bilmek zorundayız. Bunu bilmemizin amacı diğer canlıyı, canlıları yok etmek için değil kendimizi korumak içindir. 

Günümüzde bizler için tehlikeli olabilen iki canlı türü bulunmaktadır. Birincisi kendi türümüz ikincisi ise mikrobiyolojik canlılardır. Bu saydığımız iki tür hem faydayı hem de zararı içinde barındırmaktadır.

Kendi türümüzün kendi içindeki zaafları zararlı hale dönüştüğünü biliyoruz. 

Özellikle iki ana unsur bu zaafımızı oluşturmaktadır.

1. İhtiyaçlar.

2. Hakimiyet isteği.

İhtiyaçlar temel canlılık ilkelerinden gelmektedir. Fakat bunun sınırlarının, miktarının belirlenmesi ve doğru, gerekli ihtiyaçların önceliklerin tercihi, bizlerin bilinçli seçimiyle olmaktadır.

Hakimiyet isteği de zaten ihtiyaçlara sahip olmanın sürekliliği üzerinedir.

..............

Yaşam Döngüsü - 2

 Kozmolojik evren işleyişi

Kozmolojik evren işleyiş deyimini canlılık dışındaki tüm madde ve enerjiyi ifade etmek için kullanmaktayım.

Isı miktarı, basınç, çarpışma, birleşme, ayrışma, termodinamik yasalar, canlı tanımına uymayan her türlü  madde  ve enerji şekli, türü, biçimi, etkileşimlerini kozmolojik evren işleyişi adı altında değerlendirmekteyim. 

Canlılık öncesi oluşmuş ve devam eden devasa bir işleyiştir bu. Evrenin, (canlı ve doğadan bağımsız) oluşmasını ve devamını sağlayan bir işleyiş.

Kazalar, afetler gibi canlı için tehlikeli etkenler, bu işleyişe günlük yaşam için örnek olarak verilebilir.

Bizler organizma olarak kazalar ve afetlerden korumamız gerekmektedir. 

Kaza kavramı çok geniş bir anlam taşır. Ev, iş, kamu alanları vb. gibi zaman ve mekan olarak çok geniş ve şekilde bulunmaktadır. 

Kazalara karşı; 

1. Elimizden gelen korunma ve en aza indirme hali.

2. Elimizde olmayan ve kazaya maruz kalma hali.

gibi iki şekilde olay tanımı oluşmakta.

Elimizden gelen koruma ve en aza indirme halinde olmak için kendimizin bulunduğu mekanları genişleyen bir dairesel bir döngü içinde çevrenin kaza olasılıklarını hesaplamaktan geçer. Dikkatle bakmak ve görülen her türlü olası oluşabilecek kaza risklerini değerlendirmek gerekmektedir. Bu durum sanıldığı kadar zor değildir. Eşyaların konumu, enerji hatları, kimyasalların durumu, elektromanyetik etkiler gibi bir çok unsurun güvenli bir durumda olduğunun kontrolü yapılabilmektedir. Sadece bunu için kısa süreler harcanması yeterlidir.

Elimizde olmayan, kontrolümüzün dışındaki kazalara  maruz kalma riskini tahmin etme, olasılıkların genişliğini değerlendirme ile azaltma veya en aza indirme olanağımız bulunmaktadır. Bu ise zordur. Çaba ve dikkat gerektirir. Elimizde olan kazalara karşı korunma için bir iki hamle ilerisini tahmin etmek yeterli olurken, elimizde olmayan kazalar için üç veya daha fazla oluşacak hareketleri ve etkileşimleri tahmin etmek gerekmektedir. Satranç oyunundaki hamleler gibidir kazalara karşı önlem ve korunma sağlamak. Kozmolojik evren işleyişi satranç oyunu gibidir. İlk hamlelerden sonraki hamleler hesap edilebilir. Bunun için biraz çaba harcamak gerekmektedir. Ben dahil bir çoğumuz elimizden gelen korunma olanağı olan kazaları tahmin edebilirken, korunma olanağı zor kazaları tahmin etmeye henüz hazır değiliz. Bu çaba bir yetenek haline gelebilir, tercih eden kişiler için. Bu önemli konu bir meslek bile olabilir bu konudaki bilgi ve bilinçlerin artması ile. Görülmesi zor ve kontrolümüz dışındaki kaza risklerinin boyutu daha geniştir. Dairesel olarak  yakın çevremizden daha ileri bir mekan ve zamana ait incelemeler gereklidir. Bulunulan mekanın çevresi, yakın çevresi veya küresel bazda değerlendirmek gerekmektedir. Bu da uzmanlık gerektiren bir alandır. Bu tür kazaların olasılıklarının tahmini geniş bir mekanı, zamanı ve olası geçmişten gelen ve geleceğe yansıyabilecek olay hikayesini ( Tıp deyiminden alınmıştır, örnek; hasta hikayesi) kapsamaktadır.

Geçmiş, şu an ve gelecek olayları tahmin etme ve değerlendirme olanağı bizi tarihin ünlü " Hızır" kavramına götürmektedir. İnsanlık tarihi boyunca mekan ve zaman içindeki madde ve enerji hareket tahminleri biz insanların sürekli uğraştığı bir alandır. Doğamızdan gelen bir yetenek olmasına rağmen hala bunun için gerekli çabayı verdiğimiz söylenemez. Artık bu tahminleri bilimsel ve bilgisayarlar aracılığı ile almak zorunda kalıyoruz. Çünkü bu olayların tahmini zor, etkileşim miktarı fazla, olasılıkları ise çoktur. 

..............

1 Ağustos 2021 Pazar

Yaşam Döngüsü

 Yaşam döngüsü, yazı serimde uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarını açığa çıkarmaya çalışacağım. Bu özgün fikir ve düşünce çalışmalarımla genel, bilinen ve standart uzun ve sağlıklı yaşam bilgilerini dışına çıkacağım. Araştırdığım her yeni fikir ve düşünceyi önce kendimde test edecek ve sonuçlarından ilham alarak bu yazı dizimde yer vereceğim.

Doğa yaşamı desteklemektedir. Canlılığın kozmolojik evren karşısında her zaman varlığını korumasını, sürdürmesini ve yaşamasını ister. 

Dolayısı ile biz insanlar uzun ve sağlıklı yaşamaktan çekinmemeli, suçluluk duymamalı ve kendimizi fazlalık olarak veya yaşlı bir hayalet olarak görmemeliyiz. 

Önce bir çok " Öğrenilmiş çaresizlik" fikirlerini zihnimizdeki yerlerini zayıflatmalı ve yeni fikirlere, saptama ve tecrübelere olanak vermeliyiz. 

Canlı olarak düşmanımız diğer canlı değildir. Canlı olarak düşmanımız, bize zarar verdiğini bile bilmeyen varlığına karşı dikkatli olmamız gereken kozmolojik evrensel işleyiş yasalarıdır. Canlılık ve doğa bu yasalar üzerine oluşmuş olup ve canlılığın bu oluşumu kendini geliştirmek üzerine kullandığını bilmekteyiz. 

Uzun ve sağlıklı yaşamanın temelinde iki unsur ortaya çıkmaktadır. 

* Organizma dışı etkenler

1. Kozmolojik evren işleyişi.

2. Diğer canlılar.

* Organizma içi etkenler

1. Genetik etkenler.

2. Yaşam içindeki etkileşimler.

............

16 Temmuz 2021 Cuma

Geçmiş Yılları Anmak bir Ağıttır Ölmüş Ben'e

 Dinlemeyin önceki yaşlarınızdaki müzikleri, anmayın o yılları ve yaşanmışlıkları. Dinlediğiniz o her müzikte haksızlık etmektesiniz kendinize. Hücreleriniz isyan etmekte o eski yaşadığınız duygular için. Organlarınız konuşmaya başlamakta sizinle " Ne yapıyorsun " diye. Bedeniniz ölmüş hücreleriniz ve değişmiş organlarınız için yas tutmakta o müzikli dakikalarda. 

Dinlemeyin yaşanmışlık içeren duygular ile dolu anılarınızı taşıyan o müzikleri. Düşünmeyin, geri dönmeyin önceki yılların paslanmış ve tozlanmış belleğinizin dar koridorlarına. Oralarda oyalanırken zihniniz işkence çekmekte her saniye. Bedeniniz haykırmakta size " Sen kimsin, önceki misin şimdiki misin " diye. 

İzlemeyin kaydettiğiniz önceki yaşantılarınızı ve anılarınızı oradaki siz değilsiniz artık. Zorlamayın, çırpınmayın o önceki yaşantılarınız geri gelemezliğine, bırakın zamanı, aksın yeni günlere.

Düşünmeyin önceki yaşamınızı. Çünkü hatırlanmakta ısrar edilen her geçmiş yaşantı birer ağıttır ölmüş olan ben'e. Ölüme hazırlanmanın en kötü şeklidir böyle yapmak, intiharın ise en sessizi ve yavaş olanıdır.

Günü yaşarken veda etmeyi dileyin bu dünyadan. Keyifli bir sohbet anında, düşünürken yeni bilgileri ve her şeyi. Kesilsin sesiniz birden, düşünmeyi bıraksın zihniniz aniden. Sessizce ve düşünmeden veda edin yeryüzüne.

Yaşarken veda edin yaşama. Güzel bir yemek anında. Hoş bir dans etme esnasında. Son projenizle çalışma sırasında. Son seyahatinizin keyifli anlarında veda edin yeryüzüne ve yaşama. 

Geçmişin mutluluğunu, yasını ve hüznünü yaşamayın tekrar "Her dakika yaşadım" demek için, daha günleriniz var iken önünüzde. 

Son nefesinize ve son hareketinize kadar, siz kalın, son halinizdeki siz. Önceki değil, geçmişteki değil, şu andaki siz. Ömrünüzün toplamı olan siz. 

Yeni bir çocukluk yaratın son halinizle, yürümekte ve konuşmakta zorlanan, içindeki gücü taşıyıp da kullanmayan bir çocuk gibi. Düşünmesi geniş, hareketi dar olan bir çocuk. 

İçinizdeki mucizeyi arayın, yaşlılığın sonrası gelen ikinci çocukluk yaşına ve oradan yeni gençliğe uzanmayı ümit edin tüm hücrelerinizde ve organlarınızda. Bu mucizenin anahtarının da kendiniz ve doğa ile barışık olunmada olduğu önsezini de hatırlayın. Hazırlığınızı yapın ilerlemekte olan yaşınızın yeni bir yaşam döngüsü içine gireceğine. 

.............   

20 Mayıs 2021 Perşembe

İnsan Doğa ve Dünya -16

Doğanın Amaçları

Doğa yaşamı destekler. Doğa canlılığın gelişmesini, büyümesini, çeşitlenmesini, farklılaşmasını ve yayılmasını ister (amacındadır).

Doğa Tanımı

Doğa ile doğal kelimeleri birbiri ile ilişkilidir.
Doğal olgular doğaya özgüdür. 
Doğal tüm olgular, olan, olacak olanlar, doğaya ait olan, onunla ilgili kavramlar, kelimeler, olay ve olgulardır.

Doğa en kısa tanımı ile canlıların bütünüdür.

Doğal olgular da hali ile canlılara özgü anlamını taşır.

Canlılar dışında hali ile cansızlar evreni için evrensel işleyiş, kozmolojik işleyiş diyebiliriz. Bunda amacımız canlı dışındaki evreni canlıdan ayırmak içindir. Canlı ve evren. İkilemi canlı ile cansız ayrımı içindir. 

Neden böyle bir ayırmaya gereksinim duyuyoruz. 
Çünkü işleyiş yasaları farklıdır.
Günümüzde hala bu farklı yasaları saptamaya çalışıyoruz. 
Bilimin en büyük eksikliği bu konudur.

Bu önemli konuya ancak felsefe yolu ile giriş yaparak devamını sağlayabiliyoruz. 

Başlangıçta felsefenin araştırma konusu iken az da olsa bir çok bilginin kesin bilgilere dönüştüğü ve yeni bilgi edinme yollarının belirdiği anda bilim onu sahiplenmekte ve güncel yaşam için o bilgiler hakkında sistemli araştırmaya başlamaktadır.

İnsan düşünce sistemi de öyle çalışmaktadır. Felsefik düşünce tarzı da bu yöntemi kullanır.

Bir arazi üzerinde gezerken toprak üstünde parlayan altın parçalarını keşfetmek felsefedir. 

Parlayan bir kısım altın parçalarının tümüne ulaşma planı ve çalışmaları ise bilimdir. Teknolojidir. Ticarettir. Artık bilimi teknolojiden ve ticaretten ayırmak zorlaşmıştır. Bu üç kardeş kol kola dans etmektedirler. Felsefe ederi olmayan ama değeri fazla olan bir çalışma olarak bu üçlüyü seyredip " Sizi yaramazlar sizi"  demektedir. 

Doğa doğal olan ile çalışır. Kozmoloji bilgisini kullanır. Kendince dönüştürür. Doğada gördüğümüz tüm canlılar bunu yapmaktadır. 

Doğa, kozmolojik madde ve enerjinin farkındadır. 
Ona karşı 
* Kendisini savunur.
* Onu (madde ve enerji) ve yöntemlerini (kozmolojik yasalar) kullanır.
* Onu kendi faydasına dönüştürür, sistemini oluşturur.

Doğa için kendi kültürümüzdeki ekosistem (ekonomi bilimine ait terim) terimine katılmıyorum. Ekoloji terimi de uygun gibi durmamaktadır.

Doğa toplamı için " Doğasistem, -i" doğanın içinde bir bölüm için "Doğalsistem,-i" terimleri gibi yeni terimler oluşturmalıyız.

"İnsanın doğası" teriminde sorunlar bulunmaktadır. Yapılan tanımlara göre. "İnsanın dünyası" terimi de aynı şekilde. Bu terimler en azından felsefede doğru olarak yerlerine konulmalıdır.
Bunu şöyle açıklayabiliriz. Dünya bir tane ve bütüncül, kapsayıcıdır. Doğayı ve haliyle tüm canlıları kendinde barındırmaktadır. Dünya içinde dünya kavramı felsefik olarak uygun değilse insanın dünyası da aynı uygunsuz durumdadır. "İnsanın dünyası" dediğimizde kedinin dünyası ile ayrı bir dünya olgusuna ilerlemektedir. Halbuki insan ve kedi aynı dünyanın içindedir. Aynı mantık doğa ile kurduğumuz cümleler içinde geçerlidir. Doğa şu an ki bilgimiz ile sadece dünya gezegenindedir. Marsta canlı fosillerine rastlar isek şu anki doğanın sadece dünyada olduğu tezi yanlışlanacaktır. O teste kadar biz canlılığın hali ile doğanın sadece dünyada olduğu tezinin doğruluğunda insanın doğası ve kedinin doğası terimlerini kullanmamız düşüncemizdeki mantık yollarında yeni bilgililere ulaşmamızı zorlaştırır. Çünkü doğa bütüncül ve kapsayıcı bir tanımdır. Bunu kendi içindeki canlılara ayrıştırmamız, küçük doğalar şekline getirmeye çalışmamız, onun bütünsel tanımına hali zihinsel düşünce biçimimizin doğru ilerlemesini yavaşlatır, odaklanmayı azaltır. Düşünce dağınıklığı kavramların, kelimelerin yerli yerinde kullanılmamasından da oluşmaktadır. 

Peki neden terimleri dar, karmaşık  ve yanlış kullanmaya devam ediyoruz.

Ülkemizde felsefe cumhuriyet döneminden  bu yana konusunda ilerleme yavaş olduğu ve diğer dillerden çeviri yapılırken Türkçe karşılığı konamadığı için, keşfedilen olay, olgu ve kavramlara yeni isim vermek yerine mevcut sınırlı kelimeler ile karşılanmaya çalışıldığı için anlam, olay, olgu ve kavram bolluğu içinde az, eski ve sınırlı kelimeler ile karşılanmaya çalışıldığı için felsefenin gelişmesi, artması, büyümesi yavaş olmuştur. Bir çok felsefecinin keşfedilen yeni, eski olgu, olay ve kavramlara kendilerince isim vermeleri sevindiricidir. Felsefenin ilerlemesine, gelişmesine, yol almasına katkıda bulunması için bu çabalar önemlidir. Katkı yapan kişiler de değerlidir. Dilimizde kelime ve kavram türetme hiç de zor değildir. Yeni üretilen kelime ve kavramlar konusu geçtikçe sözcüler tarafından kullanılarak kulağa tanıdık ve tam yerinde olduğu izlenimi doğabilir. Kullanılması tercih edilenler öne çıkabilmektedir.
Örneğin önceden "bilim adamı", "bilim insanı" terimleri kullanılmakta idi. Çok kullanılan bilimadamı kadın erkek eşitliği farkındalığının artması ile yerini bilim insanı terimine bırakmıştır. Bu kelimeyi kullanan anlatıcılar, sözcüler, yazıcılar kadın erkek eşitliği farkındalığını da destekledikleri anlamını da vermiş olmakta idiler. Sonraki sık kullanımlarda artık bu terim kendi özünü almış ve bir anlama gönderme yapmadan konuşulur olacaktır. Böylelikle kadın erkek eşitliği farkındalığı sözde değil günlük yaşamın içinde var olmaya ve gelişmeye başlayacaktır. Bu süreç hala ilerlemektedir. Hala bilim adamı terimi kullanan kişiler hakkında iki olasılık önyargısı bulunmaktadır. Birincisi bilim insanı teriminin kullanıldığından haberi yoktur ve kendi eski kullandığı şekli ile söz etmek amacındadır. İkincisi ise kadın erkek eşitliği farkındalığını kabul etmiyor ve bilerek bu eski terimi kullanıyorum anlamı vermektedir.

Sözlerimizde ve yazılarımızda kullandığımız her kelime, terim ve kavram bizim düşünce ve mantığımız hakkında bilgi vermektedir. 

Dolayısı ile evren, kozmoloji, doğa, dünya gibi tümel ve bütüncül kelimeleri en azından felsefe dili içinde farkında olarak kullanmak düşünce ve mantık yargılarımızın daha doğru ve yeni bilgilere ulaşmada daha kolay ve hızlı olmasını sağlayacaktır. 

Felsefe dili günlük konuşma diline çevrilirken ise açıklama yapma gereği artmaktadır. 
Felsefe dilinin kapalı ve zor anlaşılır olması onun gelişimini engellediğini biliyoruz. Bunun önüne geçebilmek için anlaşılır ve basit ama günlük dil sıradanlığından da biraz daha kalıcılığı ve sistemi olan bir dil dağarcığı oluşturulmalı ve kullanılmalıdır. 

Dolayısı ile evren, dünya, doğa, canlı, insan gibi tümel kelimelerin tek başlarına anlamları olduğunu tikelerde kullanmanın felsefik düşünmenin, konuşmanın  ve yazımın ilerlemesinde yavaşlatıcı bir yanı olduğu fikri ortaya çıkmaktadır.




 



 

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...