21 Mayıs 2022 Cumartesi

Felsefede Olaylar ve Olgulardan Kavramlara İlerleme

Bu yazımızda felsefe atölyelerinin temel çalışma şeklinin nasıl olacağına dair ipuçları bulunmaktadır 

Şimdi değineceğim konuları ele alırken benim bir düşünür değil de bir komiser veya dedektif ( Sherlock Holmes, Hercule Poirot, Komiser Nevzat), avının izini sürmekte olan bir avcı, yeni yerleri arayan ve elinde bir haritası olan bir keşifçi tarzlarında konulara yaklaştığımı fark edeceksiniz. Bu hiç de yanlış değildir. Bu üç örnekteki yaklaşım tarzları aynı olmasına rağmen ilgilenilen konular farklıdır.

Olgudan kavramlara ilerleme felsefede tümevarım düşünme şekli ile olmaktadır. 

Günlük yaşantımızdaki olgular üzerine düşünme ve değerlendirmelerimizde başlangıç noktamız söz konusu örnek üzerinden başlamakta olup dairesel bir biçimde tümevarıma doğru ilerleyerek evrensel olgulara yansımasını hayal ederek düşünme sürecine katarız. 

Bir günlük olay ve olgu üzerine örnekle bu önemli düşünme tarzını açıklayalım.

Olayın ve olgunun basit görünümleri ve temellerinden başlayalım. 

Yer: Bir market kasiyere ödeme noktası

Zaman : Günümüzde bir akşam üstü.

Kişiler: Kasiyer; Yirmi beş yaşlarında kendini işine adamış bir genç kız. 

Birinci kişi : Ben düşünür ve alışveriş bedelini kasiyere ödeme aşamasında bir müşteri. Centilmen bir bay olarak yaşım elli civarı, yani orta yaşlar diyelim (yaşım kırk, kırk beş de görülebilir net söylemeyeyim :) )

İkinci kişi : Benden sonra ödeme sırasını bekleyen yetmiş yaşlarında bir kadın. 

Diğer kişiler : Ödeme sırası bekleyen üç dört kişilik bir grup yaşları altmış üzeri.

Konumuz : Modern yaşantı usul ve kurallarına yaş ve kuşak bakışının farklılıkları üzerine düşünceler.

Marketten seçtiğim ürünleri kasiyer cihaza okuturken bir miktarda alınmak üzere kasaya getirilmiş fakat vazgeçilmiş bir ürünü de benim alış listeme eklendiğini fark ettim. Kasiyere bu ürünü benim getirmediğimi ve sıradaki müşterinin olup olamayacağını sordum. Sıradaki müşteri kendisinin olmadığını başka müşterinin alırken vazgeçmiş olduğunu söyleyince bu ürünün alış listeme eklediğini sıra ilerleyişinin yavaşlamaması adına bu ürünü de alabileceğimi kasiyere söyledim. 

Benden sonraki sıradaki kadın bu ürünü kasiyerde bırakıp da gitmiş olan müşterinin bu davranışına sert ve kızgın bir tepki verdi. Madem ürünü kasaya kadar getirildiğini ve alınmadığını öyle ise geri götürülüp yerine konulması gerektiğini kendinden sonraki sıradaki kişilere şikayet ve suçlayıcı bir tarzda söylendi. Sıradaki kişilerde ona hak verdiler ve kısa bir süre usul üzerine söylendiler. O sırada kasiyer tepkisiz ve işine yoğunlaşmış halde idi. Ben ise sert ve kuralcı tarzdaki verilmiş olan eleştiriye kısa bir şaşkınlık yaşamış ve konunun uzamaması adına ürünün listeme yanlışlıkla (kasiyer tarafından planlanmış ya da geri götürülmesine gerek duyulmamış da olabilir) eklenmesini kabullenmiştim.

Önce alınmak üzere kasaya getirilmiş ve sonra orada almaktan vazgeçilip bırakılmış ürün her müşterinin alabileceği bir gıda ürünü idi. Yaklaşık bir kilo patates poşete konulmuş ve kasada bırakılmıştı.

Örnek olarak sunduğum bu günlük olayda bir düşünürün nasıl ilham alarak derin düşünce aşamasına geçeceğine dair henüz tahminleriniz oluşmamış olabilir. 

Bu olayı felsefe açısından inceleyelim. Konumuzun içeriğinden yani modern yaşantı usul ve kurallarına farklı yaşlarda ve zihindeki bireylerin bakışları açısından bir değerlendirme şeklinde bir ip ucumuz bulunmaktadır. 

Bu günlük sıradan gibi görünen olayı, su üzerindeki ve bu olaya bir çok zihince bakanın aynı basit sonuçlara ulaşabileceği olayı bir düşünür açısından nasıl farklı bakılabileceğini göreceğiz. 


............... 

 


   

19 Mayıs 2022 Perşembe

Dostlarım (Şiir)

 



Dostlarım

Güne başlar, neşe olurdu bizimle,
Gün boyu çalışırdık tüm azmimizle,
Akşam buruk sevinç çökerdi içimize,
Gün sonunda dağılırken evlerimize
Hep beraberdik, uzun yıllar sizinle.

Hüzünlerimizi, sevinçlerimizi paylaşırdık,
Sağlık melekleri gibi içtenlikle çalışırdık,
Gidenleri uzun bir gece ile uğurlardık,
Gelenleri kısa zamanda aramıza alırdık,
Hepimiz bu uzun dönemin zamanıydık.

Selamlaşırdık her yerde birbirimizle,
Yemekte, koridorda, işimiz kesiştiğinde,
Gerekeni mutlu ederdik, hediyelerimizle,
Yardımlaşırdık hep birleştirdiklerimizle,
Biz bir aile gibiydik, tüm misafirlerimize.

Bu şiirim uzun dönem aynı işyerinde birlikte çalışan, kurumların ruhunu oluşturan kişilere adanmıştır.

9 Mayıs 2022 Pazartesi

İnsanlık Kültürü ve Doğa ilişkileri, Bağlantıları - 2

 



İnsanlık kültürünün en belirgin özelliği türümüzün temsili toplum kavramıdır. 

Toplum var ki kavramı vardır. Buradaki toplum kavramını tüm toplumlar için kullanmaktayım. İnsan türünü temsili olarak tüm insanları kapsayan toplum kavramı için.

Toplumun tamamını gören ve yorumlayan birileri var mı ? 

Bir birey gözünden topluma ait  bir çok söz duyarız. 

" Bu şehir beni mahvetti. " " Ah ulan İstanbul, sana yenilmeyeceğim. " 

Rezidansta oturan bilirleri " İstanbul seni yendim "  diyerek kutlama yapabilir. 

Büyük projeleri olan birileri " Bu topluma göstereceğim başarılı olduğumu ve beni takdir, tebrik edecekler "

Toplum hakkında tüm sözlerimiz toplumu tamamen tanımlayan ve açıklayan sözler değildir. 

Sıkça verilen fil örneği toplum içindir. Dev bir filin tamamını göremeyen gözler gördükleri yerler hakkında görüş belirtebilirler. 

Tamamı görülemeyen sadece toplum değil bir çok kavram için tamamını göremeyeceğimizi söyleyebiliriz.

Toplum, insan kültürün en belirgin temsilcisidir. Çünkü türümüz denilince toplum aklımıza gelir. 

Doğaya göre insan ve kültürü bir canlılık türü ve bu türün ürettiği kendi kültürüdür. 

Doğa bireylerle uğraşmaz, toplumla yani türle uğraşır ve ilgilenir.

Toplum doğanın etkilerini en çok içinde barındıran olgudur. 

Yavaştır, ağırdır ve kararlıdır. İnsanlığın gelişiminin neden hızlı olmadığının cevabı burada gizlidir. Acele etmez, hızlı davranmaz ve varlığını sindire sindire emin adımlarla ilerler. 

Bunun bir çok nedeni vardır. Bizon sürülerinin hızla koşmaları onları uçurumdan fırlatmaları gibi değildir toplumlar yani toplum kavramı sürü kavramından büyüktür. Sürü kavramı toplum veya tür kavramının içinde ve kısmı olarak yer alır. 

Toplumun yani türün varlığını koruması dna'sından gelen ve gelişen canlılık ilkelerinin kozmolojik olumsuz etkilerine ve antitezlerine karşı güvenli, kararlı, savunma olasılıklarına açık, her olasılığı denemek için yavaş, feda edici, rekabetçi, ilerlemeci, yayılmacı, çoğalma, gelişme, dönüşmeye hazır gibi bir çok özellikleri içinde taşırken türün yardımlaşması, dayanışması ve birlikte ilerlemesi, çoğalması için belli bir ritim ve şekilde hareket etmesine bağlıdır. Toplumun büyük bir canlı organizma olduğunu söyleyebiliriz. Bu canlı organizma canlılık ilkeleriyle hareket etmektedir. Kozmolojik ilkeleri kullanarak bu ilkelere artı değer yüklemiş bir üst aşamada kendi hareket ilkelerini oluşturmuş ve onu geliştirmektedir. Dolayısı ile toplum hareket veya yaşama şeklini kozmolojik ilkeler ile açıklamaya çalışmamız her zaman yetersiz kalmakta ve kalacaktır. Ancak ona kozmolojik ilkelerin temelinde artı canlı ilkeleri ekleyerek yeni ilkelerin işleyişi olarak bakabilirsek toplumu ve doğayı hem ilişkileri bakımından hem de ilkeleri bakımından ortak yönlerini saptayabiliriz.  

Toplum değerlidir. Çünkü türün temsili ve doğanın en çok bağlantıda olduğu olgudur. 

Toplum dalkavukluğu ve düşmanlığı ile ilgili sözler duygusal önermelerdir. Bilimsel ve felsefe içeriği taşımazlar.

Birey olarak mutluluklarımızı veya mutsuzluklarımızın kaynağını topluma yükleyemeyiz.

Tabi ki bir çok ünlü birey kalabalık karşılaşmalarında " Beni sizler var ettiniz, sizin takdir ve sevgilerinizle varım " diyebilir. Bu hem duygusal hem de doğrudur. Ama felsefece değildir. 

Felsefemize göre her birey toplumun parçası ve onun şekillenmesiyle oluşur. İster ünlü ister ünsüz. 

Bireylerin  " Toplum beni dışladı " " Bu toplum bana karşı " diye duygusal bir yaklaşımda bulunmaları onların toplum kavramının diğer yönlerini değerlendirme yapmadıklarını gösterir.

Toplum hakkında daha söylenecek çok saptama ve olgu bulunmaktadır. 


7 Mayıs 2022 Cumartesi

İnsanlık Kültürü ve Doğa ilişkileri

 



İnsanlık kültürü ve Doğa " Dört Öz " teorimizin ilk iki özü olarak zihinlerimizi en çok meşgul eden ve bir çok soruların cevaplarını içinde barındıran özlerdir.

İnsanlık kültürü içindeki bir çok sorunun cevabını doğa özünde aramamız gerekmektedir. 

Bildiğimiz üzere bilim bilgi üretir, fakat onu değerlendirmek ve insan faydasına sunmak, yeni nesillere aktarmak işini farklı uzmanlık alanları yapmaktadır. 

Batı da başlayan bilimsel çalışmalar ile insanlık kültürü doğaya karşı tutumunu değiştirmiştir.  

İnsanlık tarihi boyunca türümüz önce doğaya karşı varlığını koruma ve geliştirme içinde iken belli bir zamanda doğaya karşı birliğini bırakıp çoğalan nüfusu ile birbiri ile savaşır olmuştur. 

Kendi kendi ile savaşmak bölünmek ve tekrar birleşmek, tekrar parçalanmak ve tekrar birleşmek şeklinde kendi içindeki diyalektik gelişiminden sonra bilim ile bu ayrılma ve birleşme sürecini farklı hale dönüştürmüştür. 

Bilim ile birlikte insan kültürü birliktelik içinde batıda gözlerini doğa çevirmiş ve insan ile doğa ilişkilerini gözden geçirmeye başlamıştır. 

Ve ufak bir yanılgıyı da yaşamıştır. Bu batının yanılgısı düşünürlerinde de kendisini göstermektedir. Bilimin üst aşaması teknoloji gelişmesi ile birlikte doğanın varlık amacının insan olduğu yolunda yanlış duygusal fikirlere yönelinmiştir geçtiğimiz yüzyıllarda. 

Zerdüşt eserinde " Güneşe bakıp biz olmasak halin nice olurdu. Bizdeki akıl ile varlık buluyorsun " sözleri manidardır. Bu duygusal içerikli fikirde akıl güneşin varlık nedeni gibi günümüzde gülümseten bir yoruma rastlıyoruz. Bu duygusal fikirde artık doğanın türümüz için tehlikeli içerikler barındırmadığı tespiti göze çarpmaktadır. Fakat virüs ve bakteriler bize her zaman kendilerinin tetikte olduklarını hatırlamaktadırlar. 

" Dil dünyanın evidir " Önermesi duygusal bir önermedir. Burada anlatılmak istenen Zerdüşt'ün güneşe seslenmesinden pek farkı yoktur. İnsan aklı ve zekası ile doğanın varlık bulması yerine onu keşfettiğine yeni yeni alışmakta olmamıza rağmen eski duygusal sözleri hala zihinlerimizde taşımayı seviyoruz.

Birde doğanın ajanı diğer insan cinslerimiz, türümüz içinde hep hazır duracağını unutmamak gerekmektedir ve bu ajanlar doğa yasalarını her an uygulamak için fırsat kollamaktadırlar. Savaşlar ve kaostan beslenme eylemleri hep pusuda beklemektedir kültürümüzde. 

Doğayı işkence ederek, parçalara bölerek keşfetme planı zaten ticaretin öne sürdüğü ve diğer ülkelere yapılan haksızlıkların, savaşların olumsuz sonuçlarına karşı bir hakim görüş olduğunu tahmin etmek güç değil. Ticari başarılar için doğa talanı ve çevre faktörünü göz ardı etmek için uzun süre oyalayan bir amaç gibi görünmektedir. 



4 Mayıs 2022 Çarşamba

Dört Öz Teorisi

 Yazımı sesimle dinlemek isteyenler için : 




Dört öz kendisine has özellikleri olan ve benzerinin bulunmadığı fakat diğer özler ile bağlantılı olduğu ve kapsamalı halde olduğu için de etkileşimde bulunduklarını söyleyebiliriz. 

Birinci ve en küçük öz : İnsanlık kültürüdür. 

İkinci öz,  birinciyi kapsayan öz : Doğadır.

Üçüncü öz ikinciyi ve birinciyi kapsayan : Evrendir.

Dördüncü öz ilk üç özü kapsayan öz : Tanrıdır.

İkinci öz olan doğa kavramını burada kendi tezime göre açıklamam gerekmektedir. 

Doğa yaşam, canlılığın tümü olarak alıyorum. Canlının cansızla bağlantılı olduğu yer (dünya) mekan olarak da doğa tanımımızın içine girebilir. Dolayısı ile doğa ile evreni ayırmaktayım. Hali ile bu tezimle dünyadan başka yerde canlı bulunmamaktadır teziyle hareket etmekteyim. Dünyadan başka yerde canlıya ait bir iz veya kalıntı bulunsa dahi bu tezim yanlışlanabilir.

Dört öz teorisine felsefenin ana yolu olma adayı diyebiliriz. 

Tanrı özü reddetme konusu önce kabul etmeye işaret eder. Kavram olarak tanrı özünü varlığı önce kabul edilmeli ki sonra olmadığı önermeleri sunulabilir. Dolayısı ile Tanrı özünün reddi dördüncü öz olduğuna dair olabilir. Bu fikirde olan zihinler Tanrı kavramını birinci özün içinde olduğunu kabulle yetinebileceklerdir. Tanrı kavramı bir öz değil önermesi sadece tanrı kavramıdır önermesine götürür bu kavramda birinci özün içinde yani insanlık kültüründe olduğunun kabulünü getirir. 

Diğer özlerin açılımları kolay ve anlaşılır olduğu için sanırım açıklamalar tatmin edici olmaktadır. 

Burada bizleri en çok meşgul eden öz birinci özdür. Felsefe ile uğraşan zihinlerin çoğu birinci özle uğraşırlar. Bu özün aşımı ikinci öze doğru ilerler bu aşamada ilgi azalır. Çünkü kavramlar yoğunlaşır örnekler azalır. Bu aşamada bilimsel bilgilerin kullanımı önemlidir. Bilim hem birinci ve ikinci özde ilerlemede yol kat etmiştir. Üçüncü öz aşamada yine bilim bilgi yönde belli bir birikimi bulunmaktadır. Dördüncü öz bilimin konusun değildir günümüzde. Bilim dördüncü özü öz olarak değil kavram olarak kabul eder. Ve birinci özün içinde olduğu fikrindedir. 

Dinler tüm bilgilerini dördüncü öz'den alma ve onunla yetinme aşamasındadırlar. 

Teorimize göre dördüncü özden birinci öze doğru iletişim tek taraflı hale gelmektedir. Etkileşim yolu  belirlenmiş fakat şeklini henüz bilmediğimiz bilgidir bu. 

Birinci öz ikinci özün kendisine etkilerini bilebilir, keşfedebilir fakat cevap alamaz. Dolayısı ile insan doğa ile konuşamaz. Doğa insana bilgi verir. İnsan doğaya bilgi veremez. Özler aşamaları da ifade etmektedir. Oluşum aşamalarını da göstermektedir. 

Dört öz teorisi bana aittir. Eleştiri, önerme ve tavsiye olacak tüm fikirlere açığım.  

Bu teorinin doğrulanması veya yanlışlanması olanaklıdır. Emin ve kesin bilgiye sahip olduğum söylenemez ama teorimin yanlışlana kadar felsefe de ilerleme adına faydalı ve gerekli olduğuna inanıyorum. Araştırmalarım ve tecrübelerim bilgi çağında meta söylemlere gereksinim olduğunu işaret etmektedir. 

Günümüzdeki bilgi çokluğu ve kirliliğini böyle aşmamız olanaklıdır diye düşünmekteyim.

Bir çok olay ve olgulara kavram üretmek adına ve şimdiye kadar yanlış bilinen kavram bilgilerin ortaya çıkarılmasına ve ayıklanmasına, felsefenin genel kavram bilgilerinin arttırılması yönünde faydalı olacağına inanıyorum. 

Felsefe konusunda benimle iletişime geçmek isteyen felsefe sever dostlarım eytisims@gmail.com a lütfen yazsın. Söz kavgası veya kısır tartışmaya girmek isteyen lütfen yazmasın rica ederim.





25 Nisan 2022 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 21

 Doğa bize üredikten sonra serbestsin ister öl, ister yaşa der. Bizler her üreme hareketi sonrası doğaya yaşam ve canlılık için gerekli olduğumuzu kanıtlamak için yaşarız.

Doğanın bize eşlik etmesi üreme yetimize kadardır. O aşamadan sonra bizi kendi halimize bırakır. Biz çabalarız her şey için, yaşamak ve hayatta kalmak için. 

Dolayısı ile çocuklar ve gençler doğanın etkisi altındadırlar. Genetik yapıları hızla gelişir ve büyüme amacıyla hareket eder. Sonra belli yaşa gelince genetik yapımız amacına ulaşmanın durgunluğunu yaşar. 

Burada devreye kültürümüz girer ve durmak yok yola devam der. Aile, ilişkiler, çalışma, ülke, toplum gibi bir çok kültürel olgular bizi tutar bize destek verir. Doğanın bize eşlik etmeyi bıraktığını yaşımız ilerleyince anlarız. 

Mevsim değişimleri, hareket tarzları ve kültürel ilişkilerdeki olumsuz durumlar bizleri yıpratmaya başladığında yaşama gücümüzün azaldığını ve genetiğimizin yavaşladığını görürüz.

Genetik desteği kalkmış, yerçekimine direnme azalmış olarak yaşarken, kültürel amaçlar bize güç verirken doğaya da yaşam ve canlılığın gelişimi için gerekli olduğumuzu kanıtlamaya çalışır ve yaşarız. Bunu yapamayanlar erken pes edenlerdir. Suç işlemek, intihar, kendini izole etme gibi bir çok davranış aslında doğanın artık serbestsin öl veya yaşa işaretinden sonra bedenlerin hemen pes etme girişimlerinin göstergeleridir.

Bu olumsuz girişimler bedenlerin iç yapısından da kaynaklanmaktadır, kültürel trafik kazaları da neden olmaktadır. Uzun süre haksızlıklar, ilişkilerdeki olumsuzluklar, gelecek planlamalarının olamaması veya engellenmesi gibi bir çok kültürel trafik kazaları bedenleri pes etmeye yönlendirmektedir.


29 Mart 2022 Salı

Yaşam Döngüsü - 22

Hücresel Dalgalar

Bedenimizin kendi içinde büyüme algoritması vardır. 

Bu algoritma canlılığın temelinden gelmektedir. 

Bu algoritma kaynaktan, merkezden çevreye doğru ilerleme şeklindedir. 

Tohum ve yumurta da çok ince çok sayıda hücreler tarafından oluşturulan dizilimler oluşmakta ve bu dizilimler büyüyerek açılmakta ve tohumun bitki, yumurtanın hareketli canlı olmasına doğru ilerlemektedir.

Bedenimiz doğumdan itibaren organların gelişimi için hücrelerin bir dalga gibi bedende merkezden çevreye olmak üzere hareketleri ile organların gelişimine etki etmektedir. 

Hücrelerin bir dalga gibi bedende ilerlemesi hareketine " Hücresel dalgalar " ismini verebiliriz. 

Hücresel dalgalar bedene yayılması için bedenin hareketinden yararlanmaktadır. Bedenimiz ürettiği enerjinin bir kısmını bu hücresel dalgalara ayırmakta, kalp atışlarımız da bu hücresel dalgaya destek olmaktadır. 

Hücresel dalgaların yönü kalp bölgesi merkez olmak üzere bedenimizin bu bölgesinden kollara ve ayaklara ilerlemektedir. Başımızın ise gövdeye bağlı mı yoksa kendi çevresinde mi oluştuğunu tahmin etmek zor olmakla birlikte gövdemizden başlayan hücresel dalga başımızda nasıl hareket ettiğini bulmak da ayrı bir araştırma konusudur. 

Hücresel dalgalar; su dalgaları, volkanın işleyişi, havanın atmosferdeki hareketleri, depremlerin hareket tarzlarına benzer şekilde hareket etmektedir. 

Hücresel dalgaların bilimsel araştırmalar ile çözülmesi sağlık alanında büyük atılımları beraberinde getirecek ve bir çok sağlık sorunun çözümünün de bulunması olanaklı hale gelecektir. 

Başta kanser, migren, kronik rahatsızlıklar gibi bir çok sağlık sorununa çözüm olanağı olabilecektir. 

Sağlık bilimlerinde açıklanamayan bir çok bedensel olayın nedenleri de ortaya çıkabilecektir.  

.........

26 Mart 2022 Cumartesi

Birey ve Toplum Hakkında Düşünceler - 2

Toplum kavramını tümüyle çözmüş ve çözümlemiş değiliz. 

Bu kavram gizlerini ve sırlarını içinde saklamaktadır. 

Farklı zaman ve mekanda bu kavramı düşündüğümüzde sürekli yeni fikir ve olgular zihnimizde oluşmaktadır. 

Toplum hakkındaki önceki tüm fikir ve düşüncelerimiz küçülmekte yeni edindiğimiz bilgiler karşısında. 

Toplum kavramının içeriğini bütünsel olarak zihnimizde oluşturamıyoruz. Onu bütünsel olarak düşünme zorluğu karşısında ancak parçalarından, bölümlerinden ve temsillerinden düşünmeye çalışıyoruz. 

Dünya haritasındaki ülke sınırlarından toplumları ayırıyoruz. 

Yaşadığımız evde, sokakta, mahallede, semte, ilçede, kentte ve bölgeden küresel ülkeler haritasına doğru ilerliyoruz. 

Aydan dünyaya baktığımızda yerküredeki kara parçalarında yaşayan toplumları (toplum) görmesek de hayalimizde sisli, bulanık, net görülemez, tanımlanamaz, parçasız, bir algı olarak canlandırmaya çalışıyoruz. 

Ama bu hayal etme yetimiz toplumu bir bütün olarak görmeyi başaramıyor. Neden.

Çünkü bir zihnin kapasitesi toplumu bir arada görme olanağına ulaşamamaktadır.

Bu durum her kavram ve olgu için geçerlidir. Tüm ağaçlar, bitkiler, bakteriler gibi. 

Toplumu bir arada görme olanağı zihnimizce olamayacağı için temsillerden düşünerek onu algılıyoruz. 

Haritalardan, yaşadığımız çevreden, küresel sanal ağlardan izlediklerimizden. 

Zihnimizce tümünü hayal edemediğimiz bir bütün toplum kavramı ve olgusunu birey olarak hangi bölümlerinden, parçalarından, kısımlarından, görünümlerinden zihnimizce bir tanıma oturtmaya, tanımlamaya çalışıyoruz. 

Bireyler toplum kavramı ve olgusunu kendi yaşam tecrübeleriyle ilgili, eğitim ve çalışmalarının ilgilendirdiği kadar ilgili olarak ele alma çabasına girerler. 

Bir eğitimci toplumun eğitilebilir kısmını algılamaya çalışır. 

Bir sağlıkçı toplumun hastalıkla ilgisi üzerine yoğunlaşır. 

Şirketler ve ülkesel yönetimler tüm toplum gelişimini yönlendirmeye çalışmaktadır. 

Onlar bile toplum kavramının bir bölümüne odaklanabiliyorlar. 

Bireysel zihnimiz toplum kavram ve olgusunu tümden algılayamasa bile bölüm, parça, kısım, kesit, unsurlarını biliyor ama bir bütünleştirme becerisine doğru ilerlemiyor. Neden.

Çünkü zihnin sınırlarını bize gösteriyor bu durum. 

Ne bir felsefeci, düşünür ne de bir bilim insanı zihniyle bunu başaramaz. 

Bireyin zihinsel yapısı buna uygun da değil bunu hedef olarak da belirleyemez. 

Zihnimiz toplum kavramı ve olgusunu sisli, puslu, sınırları görülmeyen, kısımları, bölümleri, unsurları, parçaları görülebilen böylelikle bütünü hayal edilmeye çalışılsa bile resmin netleşmediği ve öyle kabul edilmesi de zorunluluğu karşısında bir algı, düşünce bir  his olarak kabul eder.

Varlığını tümüyle tanımlayamaz, hayalinde eksik temsilleriyle vardır. 

Her zihin toplum kavram ve olgusuna kendi olanakları ile bir ucundan veya uçlarından bilgisini taşır. 

Toplum kavram ve olgusu kabul edilen ama tek tanımı ve temsili ortaya konamayan bir çok kavram ve olgu gibidir.

Ve bu kavram ve olgular enerji hafızasına (Bilgisayar teknolojileri) da sığmaz. 

Yapay zeka ile kavram ve olgular bütünüyle tanımlanabilir ve açıklanabilir mi ?

Bir yapay zekanın toplum kavram ve olgusunu açıklama süresi ne kadar yıl sürer ve bütünüyle açıkladığına dair izlenim oluşabilir mi ?



10 Mart 2022 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 21

 



Göbek Bağı Tedavileri

Anne karnında oluşan ve gelişen embriyo hava, sıvı ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarını göbek bağı ile almakta ve aynı şekilde atımlarını da aynı yolla yapmaktadır. 

Bu aşamada embriyo doğumundan sonra üç çeşit temel ihtiyaçlarının farklı organlar tarafından karşılayacağı hale kadar bir organla karşılayıp bedenine dağıtmaktadır. 

Üç çeşit dıştan alınacak ihtiyacın (hava,su ve gıda) ve atımların bir organca karşılanması ve beden ile ihtiyaç kaynağı arasında tek bağlantı organı olması nedeniyle göbek bağının insan bedeni için çok ilginç ve önemli olduğu görülmektedir.  

Sağlık bilimleri göbek bağının önemini kök hücre ile belirlemiş ve o konuda çalışmalarını ilerletmekte olduğu görülmektedir. 

Göbek bağımız doğum sırasında düğümlenerek kapatılmaktadır. Ömür boyu bu bağımızı taşımaktayız. 

Yazıma yaptığım giriş gereği konuyu göbek bağını sağlık alanında kullanmaya devam edebilir miyiz ? gibi çok önemli ve hayal gücümüzü genişleten bir soruyla sürdürmek istiyorum. 

Bir çok hastalığın tedavisinde göbek bağını kullanabilir miyiz ?

Bitkisel yaşama zorunluluğunda olan, kronik hasta olup sürekli tedavi görme ihtiyacı içinde olan hastalar ve bir çok tedaviyi bekleyen ama bir türlü iyileşmeye ulaşamayan hastalar için göbek bağını kullanabilir miyiz ?

İnsan ömrünün yaşlı kategorisine ulaşmış kişilerinde, yürümekte, görmekte, duymakta, beslenmekte, içmekte, nefes almakta, atımda ve hareketinde zorlanan, hafızasını yitirmiş, yaşamdan kopmaya doğru ilerleyen yaşlarda göbek bağlarını kullanarak önce embriyo sonra çocukluk, ikinci gençlik ve yetişkinlik sağlayabilir miyiz ? 

Bir embriyonun üç temel farklı ihtiyacını dışarıdan bir kanalla karşılanıp tüm bedene dağıtan bir organ sağlıklı işlemeye devam ederse ve o organa gerekli ihtiyaçlar verilirse neler olur ?

Araştırmak, denemek ve çalışmak gerekmektedir. Belki de bu konu üzerinde sağlık alanında gizli ve açık çalışmalar bulunmaktadır. 

Belki de önümüzde yeni bir çağ başlatacak, yeni bir dönemi işaret eden çağın buluşu durmaktadır. 

Göbek bağın mucizesi

Bu olguya ikinci yaşam diyebiliriz. Yeniden doğumda denilebilir.

Bu konu sağlık alanları ve bilimlerinin konusudur. Sağlık bilimi bu konu üzerinde çalışmalı ve araştırmalıdır. 

Şu ana kadar yazdığım teoriler yanlış olabilir. Bu yazı bölümümde yazdıklarımdan emin değilim ama ön sezilerim böyle olabileceğini söylüyor. 

İkinci yaşam olanağında etik olacak konular.

Sorular ve cevaplar

Soru : İkinci yaşam doğal mıdır ? Doğaya aykırı mıdır ?

Cevap : İkinci yaşam ölüp dirilmek değildir. Yaşarken bedenin yenilenmesidir. Bir çok hastalığın iyileştirilmesi ve yaşlılığın giderilmesidir. Bu nedenle doğaldır. 

Doğaya aykırı değildir. Çünkü doğa canlılığın sürekliliğini ve devamını ister. Eğer bir insan olarak bunu başaramıyorsak bu sorun doğanın değil bizimdir. Hatta doğa canlılığın kesik ve devir halinden uzun ve birleşik halinde geçişin de denemesinin yolunu açmış olabilir. 

Soru : Her insan göbek bağı ile ikinci yaşama geçebilecek midir ?

Cevap : İnsanlık ve toplum için, doğa ve canlılık için iyi işler yapmış ve yaşamasının devamı istenen insanlar öncelikli olmak üzere tüm insanlar ikinci yaşama geçebilir öngörüsünde bulunabiliriz. 

Soru : İkinci yaşamın oluşması halinde nüfus planlaması nasıl yapılabilir ?

Cevap : Uzaya açılmamız zorunlu hale gelecek ve haliyle doğa için insanın canlılığı uzaya taşıma görevi de yerine getirilmiş olacak.  


..................





8 Mart 2022 Salı

Balkan Krizi - 2

 Balkan krizi ile Ukrayna ve Rusya hakkında bir çok bilgi ediniyoruz. Bu krizin neden çıktığı ve nasıl devam edeceğine ait bir çok bilgi ve varsayım bulunmaktadır. 

Afganistan, Suriye, Irak, Libya gibi ülkelerde çıkan krizlerden farklı bir kriz midir balkan krizi yoksa bu ülkelerdeki oluşan krizlerin bir başka türlü yansıması mıdır ? 

Ben bu yazımda balkan krizi hakkında felsefik fikirlerimi ortaya koymak istiyorum. Balkan krizinin diğer ülke krizlerinden bir farkı küresel olarak görülmesi ve takip edilmesidir. Birinci ve ikinci dünya savaşının neden ve sonuçlarıyla bağlantılı olduğu izlenimini vermektedir. 

Balkan krizinin ortaya çıkmasının öncesine gidelim. Soğuk savaş  ve onun sona ermesi aşamalarına.

Soğuk savaş sonrası Batı ile Doğu küreselleşme yönünden nasıl ilerlemiş ve gelişmiştir.

Batı (AB, ABD) demokrasiyi ve özgürlüğü savunurken, Doğu (Rusya) güvenliği, kontrolü ve otoriteyi savunmuştu.

Batı akılcı olmayı, doğu ise duyguların hakimiyetini savundu.

Batı kentleşme ve kültürünü geliştirirken, doğu dağınık ve geniş yerleşmeyi haliyle kasabalılıkta kaldı.

Batı aklın gereği zekice, planlı, programlı ve sistematik yönden hızı ve işbölümünü gelişimine almıştır. Serbest piyasanın ve teknolojinin işbirliği ile bireylerin mutluluğunu arttırmasına çalışılmış. Serbest rekabetin hızlı ilerlemesi ve etkileri mutsuz ve hasta modern insan kimliğini gölgede bırakmış idealarına doğru ilerlemek adına her türlü yolu denemeye yönelmiştir. 

Doğu yavaş ve sessiz küresel arenada görünmeyen, Batıyı izleyen ve gününü kurtarma telaşında ağır ve kapalı hali ile geri kalmaya başlamıştır. 

Batı ile doğu arasındaki ülkeler batı fikrine ve yaşantısına doğru ilerlemeye başlamış  AB ve Nato'ya üye olmaya başlamışlardır. 

Günümüzde olan Doğu batının bu hızla gelişi karşısında kendisini kapana kısılmış ve varlığına bir tehdit olarak görmüştür. 

Vekalet savaşlarını görmezden gelerek günlük yaşantı da idik. Şimdi görülmek istenmeyenler gözümüzün önüne kondu. Gerçekle yüzleştik. Artık asıl sorun savaşın uzaması halinde günlük yaşamımızın sıradan bir parçası haline gelmesi ile barışa çağrı yerine taraf tutma tehlikelisidir

Batı rüzgarlarının tüm doğuyu kapsamasını bir fırsat değil bir karabasan olarak algılamıştır. AB nin sınırları olduğu görülmüştür. 

Balkan krizi gizli ve uzun süre planlarıyla devam eden vekalet savaşların en sonunda tarafların kırmızı çizgilerine ilerleyen ve bel altı vurma aşamalarına ulaşarak küresel görünür olarak su üzerine çıkmasıdır.

AB hem mekansal hem de nüfus olarak kendisinden büyük ülkeleri kendine üye yapma konusunda çekimser davranmaktadır. Bu tavrı kuruluş ve gelişmesi açısından tutarlı ve mantıklıdır. AB dışında ülkeler AB ye üye olmadan onun sistemin kendi ülkelerinde uygulayabilme olanakları bulunmaktadır. Bu konuda AB diğer ülkelere yardım etmeye hazırdır. Tabi ki her öğrenci öğretmenine saygıda ve onu desteklemek adına her türlü isteklerini de kabule ve alış verişe de onun avantajını kabul etmesi gerekmektedir öğrenim usulü gereğince. 

İşte Türkiye  AB karşısında bu durumdadır. AB nin Türkiye'nin üyelik isteğini almış ve işbirliğini kabul etmiş olarak devam eden ilişkinin temelinde Türkiye'nin nüfusu ve mekansal genişliği ile bulunduğu yer bulunmaktadır. 

AB'nin Rusya'ya bakışı da böyledir. Geniş coğrafya ve nüfus çokluğu  AB'nin varlığını korumak adına kontrol dışına çıkama riskini taşımaktadır. Ancak küresel bir birlik oluşma durumunda AB ve sistemi bir çok ülke tarafından uygulanır ve kabul edilebilir olanağına ulaşacağı görülmektedir. 

 Rusya batının gelişini kabul etmesi gerekmektedir. Yeni dünyanın ve küreselleşmenin önünde Don Kişot gibi durmaktadır. Şu an Rusya Ukrayna'da Don Kişot durumundadır. Rusya batının doğuya doğru zihin ve sistem olarak ilerlemesi ve modern dünyanın uluslar arası görüşmeleri ve stratejik hareketlerine karşı kendi küresel taktik, plan ve projeleri yetersiz kalmış ve ısrarcı yapısı ile kendisini köşeye sıkışmış hissetmiştir. 

Şehirli batı ile kasabalı doğu tartışması sürmüş ve kasabalı kabadayı kaba gücüne davranmak zorunda kalmıştır. Rusya kasabalı kabadayı ve Don Kişot kılığında Ukrayna'ya girmiştir. " Durun, üzerime gelmeyin yoksa rehineyi vururum " dercesine rehinine sıkı sıkıya sarılmış, geçen yüzyılda eline geçen yeni sistem fırsatını değerlendirememiş olmanın ve kalan zamanını da yeni bir sistem oluşturamamış olmanın stresi ile arkeik yönetim sistemine (feodal) dönüş yapma eğilimine girmiştir. Günümüz sistemlerine göre eski ve ilkel bu tarzı şiddetli olarak reddedilmiş ve kabul edilemez bulunmuştur. Geçmiş ve terkedilmiş yönetim sistemlerini (oligarklar) oluşturma gayretleri modern ve çağdaş yönetimlere bir çok sorunlar yaratmıştır. Batıda kilit noktaları ele geçiren bu geçmiş sistemin örnekleri göze batmış ve planları tahmin edilmiş sistemlere zarar verecekleri öngörülmüştür. Batının kapitalizm sistemine giriş yapan oligarkların sistem içinde uyuyan hücre algısı oluşmuş ve tedirginlik yaratmıştır. Çünkü Rusya'nın vekalet savaşlarının mali kaynakları da batıdan (oligarklar ve her türlü ürün satışı) geldiği fark edilmişti. Batı içindeki kabadayıyı fark etti. Bu kabadayının sistemin içinde patlayacak olan gittikçe büyüyen bir bomba olduğunu gördü. Vekalet savaşlarının yönü belli olmuştu. Kabadayıyı hata yapmaya itmekti. Ve o an geldi kabadayı Ukrayna'ya girmesi zorunlu hale sokuldu. Ve kan döküldü. Kabadayı tahrik edilerek kavgaya girdi. Sıra artık onu geri adım attırmaya, atmaz ise işlediği suçu ile yargılamaya gelmekteydi. Her iki durumda da kurtuluşu yoktu. Gerileme zorunda kalacak kapitalizm içindeki gizli planlı girişimleri iptal olacaktı. Bunun ilk adımını oligarkların mal varlığına el koymakla yaptılar. Kabadayı da bu tehdidi daha önce görmüş ve onun üzerine güçlenmek amacı ile Ukrayna'yı almayı planlamış olabilir. (Bu yaptığım değerlendirmeler bugünden geçmişe yansımaların tahminine dayanmaktadır. Haberleri dinleyen her düşünen zihinlerin tahmin edebileceği yorumlardır.) 

Kasparov ile bilgisayar (yapay zeka, dark blue) satranç maçını  hatırlayarak, şu an Rusya batının bilgisayar yapay zekası ile maç yapmakta olduğunu söyleyebiliriz. Rusya teknoloji ile maç yapmaktadır. Son Samuray gibi bütün varını yoğunu ortaya koyma girişiminde bulunmuştur. Modern Don Kişot baz istasyonların saldırmakta, iletişim ağlarına savaş açmaktadır. Teknolojiyi benimsemiş küresel izleyiciler Don Kişot'u hayretler ve endişe içinde izlemektedir. Batı sistemini yeni ülke insanlarına sunarken Rusya azınlık planlarını gizli yürütmeyi seçti. Bu durumda açık ve genişleyen teknoloji bireysel özgürlük sistemi, gizli planlarla gelişen merkezi sistem karşısında öne geçti. Yönetimde vaatler ile yapılanların farklılıkları doğu ve batı arasındaki farkı açtı. Bir çok yönetim sistem farkı açıldı. Rusya'yı geçen yüzyıl başından günümüze değerlendirmek gerekmektedir. Napolyon saldırılarından ders alan geçen yüzyıl Rusya'sı Hitler'in hatasından avantaj elde etme gibi bir tecrübeyi yaşadı fakat bu tecrübeyi sisteminin gelişimi için kullanmadı. Sadece üretim ve savunma sanayi de ilerlemesi ona yeterli olamayacaktı. Eski yönetim sistemi ile yeni dünya küreselleşmesine entegre olamaması onun en önemli sorununa işaret etmekte idi. Geçen yüzyıldaki iki liderin insanlık adına yaptıkları büyük hataları tamir etmek yeni yöneticilerin sırtında bulunan en büyük yük durumundadır. Gorbaçov bu ağır yükü Rusya'nın sırtından indirmeyi planlamış ve hareket etmiştir. Fakat yaşanmış büyük travma hala bastırılmış olarak kalmıştır. Onu tedavi edici plan ve projeler üretilememiş olması sorunların dünya gündemine taşınmasını zorunlu hale getirme yönüne ilerlemektedir ve günümüzdeki dış açılımların tümü bu toplumsal travmaların örtülmesi ve ortaya çıkmasının geciktirilmesine yönelik çaresiz gayretlerini içermektedir. Açılımların küresel etik ve mantığa uymaması ise yönetimlerce bu ağır yüke çözümsüz kalması ile bilinç altındaki "Alın bu sorunu küresel olarak çözün." dercesine gündeme taşımışlardır. Küresel karşı tavır almaları onların bu ağır yükle devam edemeyeceğini ve rest çekmekle " Sizler hala görmezden gelirseniz sorunumuzla yolumuza devam ederiz, ya da küresel olarak masaya bırakır ve küresel bir çözüm bulunmasını zorunlu hale getiririz. " mesajları vermektedirler. ABD bu tercihten birincisini tercih ederek soğuk savaşın ikinci perdesini planlıyor olabilir fakat ikinci soğuk savaş günümüzde başarılı olamaz. İkinci seçeneği dikkate almak daha mantıklı durmaktadır. Rusya'nın geçen yüzyıldaki travamasının çözümüne küresel olarak yardım etmek en doğru yol olacaktır. Öncelikle günümüz yönetimlerin geçen yüzyıl Rusya'sının yaptıklarından sorumlu tutulmamasından başlanabilir. Çarlık Rusya'sına dönme planların yapılmaya çalışılması geçen yüzyılla hesaplaşmanın yapılmaması, yapılamaması nedeniyle ondan önceki daha sorunsuz zamana dönme isteği kolaylığına gidildiğini göstermektedir. Fakat bu yol küreselleşmeye uygun ve uyumlu olamayacak, günümüz mantık ve ilke, kurallarına uymayacaktır. Bu hal ise küresele karşı yalnızlık ve dışlanmaya, kapanmaya yol açacaktır. Bu tercihi toplumların onaylaması olanaklı değildir. Batı'nın Rusya'ya yaklaşımı geçen yüzyıl tavrı ile olmaktadır. Hala o halin zıt tavrını sürdürmekte ısrar etmektedirler. Bu tavırda çözüm arayışı ve yardım etme var mı henüz bilemiyoruz. Onların çözümsel tavrı varda bunu Rusya yönetimi mi reddediyor bilinmez. Yoksa iki taraf anlaşmaya çalışırken birileri bunu bozmaya mı çalıştı o olasılık da bulunmakta. ABD, AB ile Rusya arasında yardımlaşma ve işbirliği yapmasına ve geçen yüzyılın yaralarını sarmasına izin vermek istemediği görülmektedir. Rusya'nın geçen yılki soğuk savaş, iki blok rolünü yapmasına zorluyor da olabilir. Bu istek de geçmişin tekrarı olması yönünden olanaklı değildir. Bireysel yaşantılarda tekrarlar mümkün olurken ülkelerin davranışlarında tekrarların olması çok zordur. Hali ile Rusya geçen yüzyıldaki rolünü almak yerine çarlık zamanını tercih etmesi yeni sistem oluşturamamasının yanında ABD baskısının etkisi olabilir. İngiltere'nin AB den ayrılma nedeninin ABD'nin bugünkü planlarıyla ilgili olabileceği izlenimini uyandırmaktadır. ABD nin de geçen yüzyıldaki savaş sonlarındaki edindiği avantajlarını kullanıp bitirdiğini ve yeni fırsatlar yaratmak adına tekrar aynı koşulların sağlanmasına çalıştığı tahmin edilebilir.

Modern Rusya ve çevresi Japonya, Çin ve Hindistan başta olmak üzere küresel bir çok ülkenin yeni dünya sistemi için sağladıkları değişim ve dönüşümün yeteneğine sahip olmasına rağmen bunu planlama ve düzenleme konusunda çekimser kalmıştır. 

Kabadayı kimliği zekice ve akıllıca sistemiyle gelen batıya karşı ortaya çıkmıştır.

Don kişot kimliği ise yeni çağda, akıl ve bilgi çağında gelişen sistem ve zihin yapılarına karşı geçen yüzyılın hatta daha önceki tarihi zamanların usulü ile ümitsiz bir itiraz içindedir. 

 Bir filin züccaciye dükkanı dalması. Bir ayının kasabaya girmesi. Kaba bir adamın kibar bir bayla konuşurken dövüşmek için kollarını sıvaması ve kavga başlatması, ilk yumruğu vurması. Entellektüel bir tartışma sırasında salona giren üzülmüş ve içmiş bir aşık ve sarhoşun " Dağılın lan " deyip ilk bulduğu kişiye saldırması gibi örnekler balkan krizini tarihe not olarak düşürecektir.

Balkan krizi yeni bir döneme girildiğini göstermektedir. Bunlar.

* Post-truth, post-modernizm gibi geçen yüzyıldan bu yüzyılı ayıran kavram ve olguların bitişi.

* Vekalet savaşların bitişi.

* Küreselleşmenin ilerleme yönü, hızla yönetim ve yaşayış şekilleri ile  teknoloji ve ekonominin tüm ülkeler üzerinde bir denge kurma üzerine olduğu ve ülkeler arasındaki her konudaki olanakların bir ülkede birikmesi döneminin bitmesi sürecine girildiği, teknoloji ve ekonominin bir hava akımı gibi küresel dolaştığı ve bunun devam edeceği dönemi göstermektedir. Artık süper güç ve aç, fakir ülke tanımların biteceği dönemlerin geleceği öngörülebilir. 

* Siber savaşların belirginleşmesi.

Tüm temennimiz barışın sağlanması ve oluşan yaraların hızla iyileştirilmeye çalışılmasıdır.

Batı sanatla, bilimle, teknoloji ve sistemle doğuya doğru ilerlemektedir. Onun bu ilerleyişini akılın ilerleyişi olarak kabul edip kendi kadim kültürümüz (sav) ile yeni akılın kültürünün (karşı-sav) karşılaştırıp küreselleşmenin yeni bireşimine ilerlemek gerekmektedir.

Akıla karşı bedenle değil akılla ilişki kurulmalıdır.                                                                                                                                                                                                                                                         Akıl ile beden birbiri ile savaşmamalıdır.


6 Mart 2022 Pazar

Birey ve Toplum Hakkında Düşünceler

 Toplumun bireyden istekleri

* Bireyin türün temsil olgusu toplumu tanıması ve kabul etmesi. Bireyin topluma karşı görevi olan iş bölümüne katılması.

* Bireyin toplumların insanlık tarihi boyunca taşıdıkları tecrübeleri ve biriktirdiği her türlü kültürün önemli olduğu bilgisine az veya çok ulaşması, önemsemesi ve asla yalnız olamayacağı gerçeğini, varlığının ondan ve onunla oluştuğu türe ait birlikteliğin bir kaderi olduğunun kabulü.

* Bireyin kendi varlığını koruması, sürdürmesi ve geliştirmesi (özgürce düşünmesi ve davranması).


Bireyin toplumdan istekleri

* Kendisinin toplum tarafından kabul edilmesi ve toplumsal, türsel iş bölümüne katılabilmesi.

* Kendisinin özlük ve temel haklarının korunması.

 * Fiziksel ve düşünsel özgürlüklerine olanak tanınması. 


Yukarıda saptadığımız toplum ve bireyin birbirinden istekleri temel niteliği taşımaktadır ve ortaktır.

Toplum ve birey olarak birbirine karşı isteklerindeki ortaya çıkacak sorunların çözümünü yukarıdaki temel isteklerin ışığında saptayabilir ve sorunlara yeni çözümler üretebilir miyiz ?

Birey ve toplum karşılaştırmalarında ulaşılacak yeni önermeler

* Birey sonlu ve ölümlüdür. Toplumun (türün) sonunu ve ölümünü bilememekteyiz fakat sürekli olduğunu bilmekteyiz.

* Birey oluşma sürecinde kendisini ailede (grup) görür, oluşma süreci tamamlandığında toplumda (tür) görür. Önce grupsal sonra toplumsal (tür tümeli) algı içine girer. 


...............

 

BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı