24 Mayıs 2022 Salı

Felsefenin filmi değil Filmin felsefesi " Erşan Kuneri"

 Cem Yılmaz, komedi üretme ve sunma sanatçılığının yanında film sanatında da istikrarlı ilerleyişini sürdürmektedir.

Son filmi " Erşan Kuneri " de tam bir filmin felsefesini yapmaktadır. Erşan Kuneri Dizi filmlerini izledim. Ve ilgi çekici idi.  Sinema sanatı tarihinden yerli, yabancı bir çok filmin repliklerini (sanatına uyun olarak komedyen tarzında) dolu bir biçimde sunduğu söylenebilir. 

Erşan Kuneri her konusu ayrı olarak sekiz bölümde izliyoruz. Black Mirror gibi farklı konuların yer aldığı belli sayıdaki dizi film geleneğine katılmasını izleyicilerin dikkat dağılmaması ve uygun zamanlarda izleyebilme olanağını arttırması yönünden olumlu değerlendirmek yerinde olur.

Erşan Kuneri daha çok gençlere ve komedi sever yetişkinlere hitap etmekte. Diyalog tarzının yoğunluğu zaten günümüz gençliğin kullandığı bir olgu. 

Film sahneleri özenle ve titizlikle hazırlanmış, göz doldurucu renkler ve nesneler, otantik ve ilgi çekici dekoratifler filmi izlemenin keyfini arttırıyor. Gündelik yaşamdan alıp zihinlerimizi sahneye çekmeyi başarıyor. 

Filmde hiç boşluk yok her sahnesi dolu dolu. Işıklandırma ve müzikler, ses kalitesi, tonlaması, üst perdeden söz ve konuşmaların birden alt perdeye dönüşümleri çok başarılı. Ciddi konular ve konuşmalardan birden komediye dönüşler gayet iyi. 

Oyuncuların da gayet başarılı bir performans gösterdiklerini söyleyebiliriz. 

" Erşan Kuneri " film üzerine film özelliği ile felsefenin insanın kendi üzerine ve düşüncesi üzerine düşünme olgusu ile benzerlik göstererek  Cem Yılmaz'ın bir film filozofu yönetmen olduğunu söyleyebiliriz. Daha önceki bazı filmlerinde de aynı tarzı denemiş ve başarılı olmuştur. 

Cem Yılmaz kendi sanat tarzının açılımları ile başarısına ve önde olmaya devam etmektedir " Erşan Kuneri " filmi ile.

 

22 Mayıs 2022 Pazar

Bir Film'de Birey ve Toplum Değerlendirmesi Üzerine

 " İlk Kan  1" " First Blood"  " Rambo 1" adlı flim ilk çıktığında küresel izlenme rekorları kırmış ve yıllarca gündemde kalmış serileri çekilmişti. 

Bu filmin bu kadar sevilmesinin ve defalarca izlenmesinin altında ne yatmakta idi. Bunu felsefe açısından inceleyeceğiz. 

Film bir çok açıdan ilgi çekmişti. Başta aksiyon dolu sahneleri ile izleyici başrol oyuncu ile özdeşim kurmuş ve sürükleyici bir tempoda olması da izleyicilere nefes dahi aldırmamıştı. 

Bizi ilgilendiren ise bu filmin konusunun felsefe de karşılığı olmasıdır. Film bir romandan uyarlanmıştır. Bu romanı yazan yazarın felsefe bilgisi olmasa da CIA ve FBI gerilimin anlatırken dolaylı olarak felsefedeki birey toplum gerilimine de değinmiş gibidir bilerek ya da bilmeyerek. Çünkü kurgu biraz duygu kabartıcı olsa da önemli bir felsefe konusuna değinmektedir. 

Toplum ve birey ilişkilerine

Filmde savaştan gelmiş bir gazi polisler tarafından bir haksızlığa uğramıştır. Hak etmediği davranışlara maruz kalmış ve kanuna karşı isyan etmeye kadar ilerlemiştir. 

Burada gazi bireyi, polisler toplumu, polis karakolu ise resmi kurumu temsil etmektedir. 

Ülkesi için veya toplum için  bir görevini yerine getiren birey geri döndüğü toplumun bir kesiminden haksız muameleyle karşılaşmıştır. Toplum tarafından kabul edilip, değerli olmayı beklerken aşağılanmış ve kötü davranışlara maruz bırakılmıştır. Birey, toplum ve kurum temsili bir grup tarafından haksızlığa karşı sessiz kalmamış adeta isyan etmiştir. Toplum içindeki bir çok bireyin haksızlığa maruz kalıp sessizliğinin adeta sesi haline gelmiştir. İzleyiciler açısından sağduyu terazisinin dengesi toplumun bireye haksızlık yaptığı ve bireyin bu haksızlığa karşı radikal bir tavır almasından yana olmuştur. 

Bu film izleyicilerine şu uyarıyı yapmıştır. Toplum birey olan sizlere haksızlık yapabilir. Ya da bir çok kişi toplum tarafından kendilerine yapılan talihsiz kazalar olarak niteleyebileceğimiz bir çok olayı tam olarak değerlendiremeyerek büyük bir haksızlık olarak algılayabilmektedir. 

Toplum düzenine en çok görevi olan polislerin bireylere olan bilerek veya bilmeyerek yaptıkları haksızlıklarının birikimini bir film gazı alırcasına izlenme rekorları kırabilmiştir. 

Biz filmin toplum birey yönüne dönelim. Toplum tarafından değer verilmeyi bekleyen birey gazi bir kısım topluluk tarafından tüm kurum ve topluma karşı cephe alıp doğaya döner veya kaçar. Toplumu reddetmiştir kendisine yapılan haksızlıklar nedeni ile. 

Doğada veya ormanda iken bu bireyi bilen ve değer veren toplumun başka grubu ordu veya komutan bu bireyi çatıştığı diğer grupla (polis veya karakol ) barıştırır. 

Birey ve toplum barışmış olur. 

Bu birey ülke dışında toplum için bir görev yapmış fakat ülke içine gelince hakkettiği değeri alamamıştır. Ülke içinde toplum için görev yapanlar (polisler) ülke dışında toplum için görev yapana (gazi) değer vermemişlerdir. Emniyet hükümeti, gazi ise orduyu temsil etmektedir diğer yönden. 

ABD filmi olması yönünden FBI ile CIA arasındaki gerilimde görülebilir. Yazarın felsefeci yönü olmasa bile bir felsefeye konu olabilecek roman yazabildiği görülmektedir.

Birey toplum ilişkilerinde bir çok birey başka birey ve kurumlardan yaşadığı haksızlıkları toplumun geneline mal etmektedirler. Genelleme yapmakla bir önyargı oluşturmaktadırlar. Bir çok kaza ve istenmeyen davranışla oluşan olumsuz etkileri de kendilerine yapılmış haksızlık hanesine eklemektedirler. Ve toplum algılarında doğru ve gerçek olmayan bir yabancılaşma, dışlanma hissi, değersizlik gibi bir çok olumsuz duygu ve düşünceler ile yaşamaktadırlar. Bu hal ise onarılamaz hale dönüşmekte dolayısı ile umutsuzluk ve karamsarlık etkisi altında bir ömür sürmektedirler.

Yazar bu romanında alt konu olarak FBI ve CIA gerilimini seçmiş, aksiyon olarak ve duyguları kabartan bir tarzda kurgu yapmıştır. Üst konu ve görünen yönü ile ise ülke yönetimi ve onun emrindeki memurun bilerek veya bilmeyerek yaptığı haksızlıkların birikerek hangi noktalara varabileceğini ortaya koymuştur. Yani yapılan haksızlıklar birikmiş ve su yüzeyine çıkmış, diğer bir deyişle baltaları taşa vurulmuş hale gelmişlerdir. Yüzyıllar boyu birikmiş haksızlıkların birey ve yöneticiler veya kurumlar arasındaki geriliminde sunmaya da çalışmış görünmektedir. 

Öte yandan bir felsefeci gözünden ise birey ve toplum ilişkilerini değerlendirme açısından önem kazanmaktadır. Birey kendisine değer verilmesini bekler iken haksızlıklara uğraması karşısında ne yapmalıdır. Doğamıza dönelim bu sistemi bırakalım mı demelidir. Son cümlem ülke gündeminde popüler olan komedi üretim ve sunum sanatçılarının etkisini taşımaktadır. 

Birey kendisine yapılan haksızlıkları geniş açı ile değerlendirmeli ve haklarını aramalıdır. Kaza ve istenmeden gerçekleşen haksızlıkları, diğer birey, grup, topluluk ilişkilerini toplumla aynı, bir tutmamalıdır.  

Dolayısı ile filmimizdeki bireyi veya gaziyi canlandıran kahramanımız ormana değil mahkemeye gitmeli idi. Bu film ABD hükümetinin küresel planlarına destek amacıyla ordusuna bir armağan olarak sunduğu görülmektedir. ABD sineması adeta hükümetin planlarına hizmet eder gibi sanatı sadece kral adına yapmak yerine halklarında etkileneceği yönde yaparak bir taşla iki kuş vurma çabasında olduğu görülmektedir. Felsefesini yapmaya çalıştığımız film çoğunlukla siyasi bir propaganda olduğunu böylelikle keşfetmiş olduk şu an. Sağlık olsun. Filmin felsefe kaygısı gütmediğini anlamış olsak da biz kendi payımıza bazı fikirler çıkarmış olduk bu da iyidir.    

21 Mayıs 2022 Cumartesi

Felsefede Olaylar ve Olgulardan Kavramlara İlerleme

Bu yazımızda felsefe atölyelerinin temel çalışma şeklinin nasıl olacağına dair ipuçları bulunmaktadır 

Şimdi değineceğim konuları ele alırken benim bir düşünür değil de bir komiser veya dedektif ( Sherlock Holmes, Hercule Poirot, Komiser Nevzat), avının izini sürmekte olan bir avcı, yeni yerleri arayan ve elinde bir haritası olan bir keşifçi tarzlarında konulara yaklaştığımı fark edeceksiniz. Bu hiç de yanlış değildir. Bu üç örnekteki yaklaşım tarzları aynı olmasına rağmen ilgilenilen konular farklıdır.

Olgudan kavramlara ilerleme felsefede tümevarım düşünme şekli ile olmaktadır. 

Günlük yaşantımızdaki olgular üzerine düşünme ve değerlendirmelerimizde başlangıç noktamız söz konusu örnek üzerinden başlamakta olup dairesel bir biçimde tümevarıma doğru ilerleyerek evrensel olgulara yansımasını hayal ederek düşünme sürecine katarız. 

Bir günlük olay ve olgu üzerine örnekle bu önemli düşünme tarzını açıklayalım.

Olayın ve olgunun basit görünümleri ve temellerinden başlayalım. 

Yer: Bir market kasiyere ödeme noktası

Zaman : Günümüzde bir akşam üstü.

Kişiler: Kasiyer; Yirmi beş yaşlarında kendini işine adamış bir genç kız. 

Birinci kişi : Ben düşünür ve alışveriş bedelini kasiyere ödeme aşamasında bir müşteri. Centilmen bir bay olarak yaşım elli civarı, yani orta yaşlar diyelim (yaşım kırk, kırk beş de görülebilir net söylemeyeyim :) )

İkinci kişi : Benden sonra ödeme sırasını bekleyen yetmiş yaşlarında bir kadın. 

Diğer kişiler : Ödeme sırası bekleyen üç dört kişilik bir grup yaşları altmış üzeri.

Konumuz : Modern yaşantı usul ve kurallarına yaş ve kuşak bakışının farklılıkları üzerine düşünceler.

Marketten seçtiğim ürünleri kasiyer cihaza okuturken bir miktarda alınmak üzere kasaya getirilmiş fakat vazgeçilmiş bir ürünü de benim alış listeme eklendiğini fark ettim. Kasiyere bu ürünü benim getirmediğimi ve sıradaki müşterinin olup olamayacağını sordum. Sıradaki müşteri kendisinin olmadığını başka müşterinin alırken vazgeçmiş olduğunu söyleyince bu ürünün alış listeme eklediğini sıra ilerleyişinin yavaşlamaması adına bu ürünü de alabileceğimi kasiyere söyledim. 

Benden sonraki sıradaki kadın bu ürünü kasiyerde bırakıp da gitmiş olan müşterinin bu davranışına sert ve kızgın bir tepki verdi. Madem ürünü kasaya kadar getirildiğini ve alınmadığını öyle ise geri götürülüp yerine konulması gerektiğini kendinden sonraki sıradaki kişilere şikayet ve suçlayıcı bir tarzda söylendi. Sıradaki kişilerde ona hak verdiler ve kısa bir süre usul üzerine söylendiler. O sırada kasiyer tepkisiz ve işine yoğunlaşmış halde idi. Ben ise sert ve kuralcı tarzdaki verilmiş olan eleştiriye kısa bir şaşkınlık yaşamış ve konunun uzamaması adına ürünün listeme yanlışlıkla (kasiyer tarafından planlanmış ya da geri götürülmesine gerek duyulmamış da olabilir) eklenmesini kabullenmiştim.

Önce alınmak üzere kasaya getirilmiş ve sonra orada almaktan vazgeçilip bırakılmış ürün her müşterinin alabileceği bir gıda ürünü idi. Yaklaşık bir kilo patates poşete konulmuş ve kasada bırakılmıştı.

Örnek olarak sunduğum bu günlük olayda bir düşünürün nasıl ilham alarak derin düşünce aşamasına geçeceğine dair henüz tahminleriniz oluşmamış olabilir. 

Bu olayı felsefe açısından inceleyelim. Konumuzun içeriğinden yani modern yaşantı usul ve kurallarına farklı yaşlarda ve zihindeki bireylerin bakışları açısından bir değerlendirme şeklinde bir ip ucumuz bulunmaktadır. 

Bu günlük sıradan gibi görünen olayı, su üzerindeki ve bu olaya bir çok zihince bakanın aynı basit sonuçlara ulaşabileceği olayı bir düşünür açısından nasıl farklı bakılabileceğini göreceğiz. 


............... 

 


   

19 Mayıs 2022 Perşembe

Dostlarım (Şiir)

 



Dostlarım

Güne başlar, neşe olurdu bizimle,
Gün boyu çalışırdık tüm azmimizle,
Akşam buruk sevinç çökerdi içimize,
Gün sonunda dağılırken evlerimize
Hep beraberdik, uzun yıllar sizinle.

Hüzünlerimizi, sevinçlerimizi paylaşırdık,
Sağlık melekleri gibi içtenlikle çalışırdık,
Gidenleri uzun bir gece ile uğurlardık,
Gelenleri kısa zamanda aramıza alırdık,
Hepimiz bu uzun dönemin zamanıydık.

Selamlaşırdık her yerde birbirimizle,
Yemekte, koridorda, işimiz kesiştiğinde,
Gerekeni mutlu ederdik, hediyelerimizle,
Yardımlaşırdık hep birleştirdiklerimizle,
Biz bir aile gibiydik, tüm misafirlerimize.

Bu şiirim uzun dönem aynı işyerinde birlikte çalışan, kurumların ruhunu oluşturan kişilere adanmıştır.

9 Mayıs 2022 Pazartesi

İnsanlık Kültürü ve Doğa ilişkileri, Bağlantıları - 2

 



İnsanlık kültürünün en belirgin özelliği türümüzün temsili toplum kavramıdır. 

Toplum var ki kavramı vardır. Buradaki toplum kavramını tüm toplumlar için kullanmaktayım. İnsan türünü temsili olarak tüm insanları kapsayan toplum kavramı için.

Toplumun tamamını gören ve yorumlayan birileri var mı ? 

Bir birey gözünden topluma ait  bir çok söz duyarız. 

" Bu şehir beni mahvetti. " " Ah ulan İstanbul, sana yenilmeyeceğim. " 

Rezidansta oturan bilirleri " İstanbul seni yendim "  diyerek kutlama yapabilir. 

Büyük projeleri olan birileri " Bu topluma göstereceğim başarılı olduğumu ve beni takdir, tebrik edecekler "

Toplum hakkında tüm sözlerimiz toplumu tamamen tanımlayan ve açıklayan sözler değildir. 

Sıkça verilen fil örneği toplum içindir. Dev bir filin tamamını göremeyen gözler gördükleri yerler hakkında görüş belirtebilirler. 

Tamamı görülemeyen sadece toplum değil bir çok kavram için tamamını göremeyeceğimizi söyleyebiliriz.

Toplum, insan kültürün en belirgin temsilcisidir. Çünkü türümüz denilince toplum aklımıza gelir. 

Doğaya göre insan ve kültürü bir canlılık türü ve bu türün ürettiği kendi kültürüdür. 

Doğa bireylerle uğraşmaz, toplumla yani türle uğraşır ve ilgilenir.

Toplum doğanın etkilerini en çok içinde barındıran olgudur. 

Yavaştır, ağırdır ve kararlıdır. İnsanlığın gelişiminin neden hızlı olmadığının cevabı burada gizlidir. Acele etmez, hızlı davranmaz ve varlığını sindire sindire emin adımlarla ilerler. 

Bunun bir çok nedeni vardır. Bizon sürülerinin hızla koşmaları onları uçurumdan fırlatmaları gibi değildir toplumlar yani toplum kavramı sürü kavramından büyüktür. Sürü kavramı toplum veya tür kavramının içinde ve kısmı olarak yer alır. 

Toplumun yani türün varlığını koruması dna'sından gelen ve gelişen canlılık ilkelerinin kozmolojik olumsuz etkilerine ve antitezlerine karşı güvenli, kararlı, savunma olasılıklarına açık, her olasılığı denemek için yavaş, feda edici, rekabetçi, ilerlemeci, yayılmacı, çoğalma, gelişme, dönüşmeye hazır gibi bir çok özellikleri içinde taşırken türün yardımlaşması, dayanışması ve birlikte ilerlemesi, çoğalması için belli bir ritim ve şekilde hareket etmesine bağlıdır. Toplumun büyük bir canlı organizma olduğunu söyleyebiliriz. Bu canlı organizma canlılık ilkeleriyle hareket etmektedir. Kozmolojik ilkeleri kullanarak bu ilkelere artı değer yüklemiş bir üst aşamada kendi hareket ilkelerini oluşturmuş ve onu geliştirmektedir. Dolayısı ile toplum hareket veya yaşama şeklini kozmolojik ilkeler ile açıklamaya çalışmamız her zaman yetersiz kalmakta ve kalacaktır. Ancak ona kozmolojik ilkelerin temelinde artı canlı ilkeleri ekleyerek yeni ilkelerin işleyişi olarak bakabilirsek toplumu ve doğayı hem ilişkileri bakımından hem de ilkeleri bakımından ortak yönlerini saptayabiliriz.  

Toplum değerlidir. Çünkü türün temsili ve doğanın en çok bağlantıda olduğu olgudur. 

Toplum dalkavukluğu ve düşmanlığı ile ilgili sözler duygusal önermelerdir. Bilimsel ve felsefe içeriği taşımazlar.

Birey olarak mutluluklarımızı veya mutsuzluklarımızın kaynağını topluma yükleyemeyiz.

Tabi ki bir çok ünlü birey kalabalık karşılaşmalarında " Beni sizler var ettiniz, sizin takdir ve sevgilerinizle varım " diyebilir. Bu hem duygusal hem de doğrudur. Ama felsefece değildir. 

Felsefemize göre her birey toplumun parçası ve onun şekillenmesiyle oluşur. İster ünlü ister ünsüz. 

Bireylerin  " Toplum beni dışladı " " Bu toplum bana karşı " diye duygusal bir yaklaşımda bulunmaları onların toplum kavramının diğer yönlerini değerlendirme yapmadıklarını gösterir.

Toplum hakkında daha söylenecek çok saptama ve olgu bulunmaktadır. 


7 Mayıs 2022 Cumartesi

İnsanlık Kültürü ve Doğa ilişkileri

 



İnsanlık kültürü ve Doğa " Dört Öz " teorimizin ilk iki özü olarak zihinlerimizi en çok meşgul eden ve bir çok soruların cevaplarını içinde barındıran özlerdir.

İnsanlık kültürü içindeki bir çok sorunun cevabını doğa özünde aramamız gerekmektedir. 

Bildiğimiz üzere bilim bilgi üretir, fakat onu değerlendirmek ve insan faydasına sunmak, yeni nesillere aktarmak işini farklı uzmanlık alanları yapmaktadır. 

Batı da başlayan bilimsel çalışmalar ile insanlık kültürü doğaya karşı tutumunu değiştirmiştir.  

İnsanlık tarihi boyunca türümüz önce doğaya karşı varlığını koruma ve geliştirme içinde iken belli bir zamanda doğaya karşı birliğini bırakıp çoğalan nüfusu ile birbiri ile savaşır olmuştur. 

Kendi kendi ile savaşmak bölünmek ve tekrar birleşmek, tekrar parçalanmak ve tekrar birleşmek şeklinde kendi içindeki diyalektik gelişiminden sonra bilim ile bu ayrılma ve birleşme sürecini farklı hale dönüştürmüştür. 

Bilim ile birlikte insan kültürü birliktelik içinde batıda gözlerini doğa çevirmiş ve insan ile doğa ilişkilerini gözden geçirmeye başlamıştır. 

Ve ufak bir yanılgıyı da yaşamıştır. Bu batının yanılgısı düşünürlerinde de kendisini göstermektedir. Bilimin üst aşaması teknoloji gelişmesi ile birlikte doğanın varlık amacının insan olduğu yolunda yanlış duygusal fikirlere yönelinmiştir geçtiğimiz yüzyıllarda. 

Zerdüşt eserinde " Güneşe bakıp biz olmasak halin nice olurdu. Bizdeki akıl ile varlık buluyorsun " sözleri manidardır. Bu duygusal içerikli fikirde akıl güneşin varlık nedeni gibi günümüzde gülümseten bir yoruma rastlıyoruz. Bu duygusal fikirde artık doğanın türümüz için tehlikeli içerikler barındırmadığı tespiti göze çarpmaktadır. Fakat virüs ve bakteriler bize her zaman kendilerinin tetikte olduklarını hatırlamaktadırlar. 

" Dil dünyanın evidir " Önermesi duygusal bir önermedir. Burada anlatılmak istenen Zerdüşt'ün güneşe seslenmesinden pek farkı yoktur. İnsan aklı ve zekası ile doğanın varlık bulması yerine onu keşfettiğine yeni yeni alışmakta olmamıza rağmen eski duygusal sözleri hala zihinlerimizde taşımayı seviyoruz.

Birde doğanın ajanı diğer insan cinslerimiz, türümüz içinde hep hazır duracağını unutmamak gerekmektedir ve bu ajanlar doğa yasalarını her an uygulamak için fırsat kollamaktadırlar. Savaşlar ve kaostan beslenme eylemleri hep pusuda beklemektedir kültürümüzde. 

Doğayı işkence ederek, parçalara bölerek keşfetme planı zaten ticaretin öne sürdüğü ve diğer ülkelere yapılan haksızlıkların, savaşların olumsuz sonuçlarına karşı bir hakim görüş olduğunu tahmin etmek güç değil. Ticari başarılar için doğa talanı ve çevre faktörünü göz ardı etmek için uzun süre oyalayan bir amaç gibi görünmektedir. 



4 Mayıs 2022 Çarşamba

Dört Öz Teorisi

 Yazımı sesimle dinlemek isteyenler için : 




Dört öz kendisine has özellikleri olan ve benzerinin bulunmadığı fakat diğer özler ile bağlantılı olduğu ve kapsamalı halde olduğu için de etkileşimde bulunduklarını söyleyebiliriz. 

Birinci ve en küçük öz : İnsanlık kültürüdür. 

İkinci öz,  birinciyi kapsayan öz : Doğadır.

Üçüncü öz ikinciyi ve birinciyi kapsayan : Evrendir.

Dördüncü öz ilk üç özü kapsayan öz : Tanrıdır.

İkinci öz olan doğa kavramını burada kendi tezime göre açıklamam gerekmektedir. 

Doğa yaşam, canlılığın tümü olarak alıyorum. Canlının cansızla bağlantılı olduğu yer (dünya) mekan olarak da doğa tanımımızın içine girebilir. Dolayısı ile doğa ile evreni ayırmaktayım. Hali ile bu tezimle dünyadan başka yerde canlı bulunmamaktadır teziyle hareket etmekteyim. Dünyadan başka yerde canlıya ait bir iz veya kalıntı bulunsa dahi bu tezim yanlışlanabilir.

Dört öz teorisine felsefenin ana yolu olma adayı diyebiliriz. 

Tanrı özü reddetme konusu önce kabul etmeye işaret eder. Kavram olarak tanrı özünü varlığı önce kabul edilmeli ki sonra olmadığı önermeleri sunulabilir. Dolayısı ile Tanrı özünün reddi dördüncü öz olduğuna dair olabilir. Bu fikirde olan zihinler Tanrı kavramını birinci özün içinde olduğunu kabulle yetinebileceklerdir. Tanrı kavramı bir öz değil önermesi sadece tanrı kavramıdır önermesine götürür bu kavramda birinci özün içinde yani insanlık kültüründe olduğunun kabulünü getirir. 

Diğer özlerin açılımları kolay ve anlaşılır olduğu için sanırım açıklamalar tatmin edici olmaktadır. 

Burada bizleri en çok meşgul eden öz birinci özdür. Felsefe ile uğraşan zihinlerin çoğu birinci özle uğraşırlar. Bu özün aşımı ikinci öze doğru ilerler bu aşamada ilgi azalır. Çünkü kavramlar yoğunlaşır örnekler azalır. Bu aşamada bilimsel bilgilerin kullanımı önemlidir. Bilim hem birinci ve ikinci özde ilerlemede yol kat etmiştir. Üçüncü öz aşamada yine bilim bilgi yönde belli bir birikimi bulunmaktadır. Dördüncü öz bilimin konusun değildir günümüzde. Bilim dördüncü özü öz olarak değil kavram olarak kabul eder. Ve birinci özün içinde olduğu fikrindedir. 

Dinler tüm bilgilerini dördüncü öz'den alma ve onunla yetinme aşamasındadırlar. 

Teorimize göre dördüncü özden birinci öze doğru iletişim tek taraflı hale gelmektedir. Etkileşim yolu  belirlenmiş fakat şeklini henüz bilmediğimiz bilgidir bu. 

Birinci öz ikinci özün kendisine etkilerini bilebilir, keşfedebilir fakat cevap alamaz. Dolayısı ile insan doğa ile konuşamaz. Doğa insana bilgi verir. İnsan doğaya bilgi veremez. Özler aşamaları da ifade etmektedir. Oluşum aşamalarını da göstermektedir. 

Dört öz teorisi bana aittir. Eleştiri, önerme ve tavsiye olacak tüm fikirlere açığım.  

Bu teorinin doğrulanması veya yanlışlanması olanaklıdır. Emin ve kesin bilgiye sahip olduğum söylenemez ama teorimin yanlışlana kadar felsefe de ilerleme adına faydalı ve gerekli olduğuna inanıyorum. Araştırmalarım ve tecrübelerim bilgi çağında meta söylemlere gereksinim olduğunu işaret etmektedir. 

Günümüzdeki bilgi çokluğu ve kirliliğini böyle aşmamız olanaklıdır diye düşünmekteyim.

Bir çok olay ve olgulara kavram üretmek adına ve şimdiye kadar yanlış bilinen kavram bilgilerin ortaya çıkarılmasına ve ayıklanmasına, felsefenin genel kavram bilgilerinin arttırılması yönünde faydalı olacağına inanıyorum. 

Felsefe konusunda benimle iletişime geçmek isteyen felsefe sever dostlarım eytisims@gmail.com a lütfen yazsın. Söz kavgası veya kısır tartışmaya girmek isteyen lütfen yazmasın rica ederim.





25 Nisan 2022 Pazartesi

İnsan Doğa ve Dünya - 21

 Doğa bize üredikten sonra serbestsin ister öl, ister yaşa der. Bizler her üreme hareketi sonrası doğaya yaşam ve canlılık için gerekli olduğumuzu kanıtlamak için yaşarız.

Doğanın bize eşlik etmesi üreme yetimize kadardır. O aşamadan sonra bizi kendi halimize bırakır. Biz çabalarız her şey için, yaşamak ve hayatta kalmak için. 

Dolayısı ile çocuklar ve gençler doğanın etkisi altındadırlar. Genetik yapıları hızla gelişir ve büyüme amacıyla hareket eder. Sonra belli yaşa gelince genetik yapımız amacına ulaşmanın durgunluğunu yaşar. 

Burada devreye kültürümüz girer ve durmak yok yola devam der. Aile, ilişkiler, çalışma, ülke, toplum gibi bir çok kültürel olgular bizi tutar bize destek verir. Doğanın bize eşlik etmeyi bıraktığını yaşımız ilerleyince anlarız. 

Mevsim değişimleri, hareket tarzları ve kültürel ilişkilerdeki olumsuz durumlar bizleri yıpratmaya başladığında yaşama gücümüzün azaldığını ve genetiğimizin yavaşladığını görürüz.

Genetik desteği kalkmış, yerçekimine direnme azalmış olarak yaşarken, kültürel amaçlar bize güç verirken doğaya da yaşam ve canlılığın gelişimi için gerekli olduğumuzu kanıtlamaya çalışır ve yaşarız. Bunu yapamayanlar erken pes edenlerdir. Suç işlemek, intihar, kendini izole etme gibi bir çok davranış aslında doğanın artık serbestsin öl veya yaşa işaretinden sonra bedenlerin hemen pes etme girişimlerinin göstergeleridir.

Bu olumsuz girişimler bedenlerin iç yapısından da kaynaklanmaktadır, kültürel trafik kazaları da neden olmaktadır. Uzun süre haksızlıklar, ilişkilerdeki olumsuzluklar, gelecek planlamalarının olamaması veya engellenmesi gibi bir çok kültürel trafik kazaları bedenleri pes etmeye yönlendirmektedir.


29 Mart 2022 Salı

Yaşam Döngüsü - 22

Hücresel Dalgalar

Bedenimizin kendi içinde büyüme algoritması vardır. 

Bu algoritma canlılığın temelinden gelmektedir. 

Bu algoritma kaynaktan, merkezden çevreye doğru ilerleme şeklindedir. 

Tohum ve yumurta da çok ince çok sayıda hücreler tarafından oluşturulan dizilimler oluşmakta ve bu dizilimler büyüyerek açılmakta ve tohumun bitki, yumurtanın hareketli canlı olmasına doğru ilerlemektedir.

Bedenimiz doğumdan itibaren organların gelişimi için hücrelerin bir dalga gibi bedende merkezden çevreye olmak üzere hareketleri ile organların gelişimine etki etmektedir. 

Hücrelerin bir dalga gibi bedende ilerlemesi hareketine " Hücresel dalgalar " ismini verebiliriz. 

Hücresel dalgalar bedene yayılması için bedenin hareketinden yararlanmaktadır. Bedenimiz ürettiği enerjinin bir kısmını bu hücresel dalgalara ayırmakta, kalp atışlarımız da bu hücresel dalgaya destek olmaktadır. 

Hücresel dalgaların yönü kalp bölgesi merkez olmak üzere bedenimizin bu bölgesinden kollara ve ayaklara ilerlemektedir. Başımızın ise gövdeye bağlı mı yoksa kendi çevresinde mi oluştuğunu tahmin etmek zor olmakla birlikte gövdemizden başlayan hücresel dalga başımızda nasıl hareket ettiğini bulmak da ayrı bir araştırma konusudur. 

Hücresel dalgalar; su dalgaları, volkanın işleyişi, havanın atmosferdeki hareketleri, depremlerin hareket tarzlarına benzer şekilde hareket etmektedir. 

Hücresel dalgaların bilimsel araştırmalar ile çözülmesi sağlık alanında büyük atılımları beraberinde getirecek ve bir çok sağlık sorunun çözümünün de bulunması olanaklı hale gelecektir. 

Başta kanser, migren, kronik rahatsızlıklar gibi bir çok sağlık sorununa çözüm olanağı olabilecektir. 

Sağlık bilimlerinde açıklanamayan bir çok bedensel olayın nedenleri de ortaya çıkabilecektir.  

.........

26 Mart 2022 Cumartesi

Birey ve Toplum Hakkında Düşünceler - 2

Toplum kavramını tümüyle çözmüş ve çözümlemiş değiliz. 

Bu kavram gizlerini ve sırlarını içinde saklamaktadır. 

Farklı zaman ve mekanda bu kavramı düşündüğümüzde sürekli yeni fikir ve olgular zihnimizde oluşmaktadır. 

Toplum hakkındaki önceki tüm fikir ve düşüncelerimiz küçülmekte yeni edindiğimiz bilgiler karşısında. 

Toplum kavramının içeriğini bütünsel olarak zihnimizde oluşturamıyoruz. Onu bütünsel olarak düşünme zorluğu karşısında ancak parçalarından, bölümlerinden ve temsillerinden düşünmeye çalışıyoruz. 

Dünya haritasındaki ülke sınırlarından toplumları ayırıyoruz. 

Yaşadığımız evde, sokakta, mahallede, semte, ilçede, kentte ve bölgeden küresel ülkeler haritasına doğru ilerliyoruz. 

Aydan dünyaya baktığımızda yerküredeki kara parçalarında yaşayan toplumları (toplum) görmesek de hayalimizde sisli, bulanık, net görülemez, tanımlanamaz, parçasız, bir algı olarak canlandırmaya çalışıyoruz. 

Ama bu hayal etme yetimiz toplumu bir bütün olarak görmeyi başaramıyor. Neden.

Çünkü bir zihnin kapasitesi toplumu bir arada görme olanağına ulaşamamaktadır.

Bu durum her kavram ve olgu için geçerlidir. Tüm ağaçlar, bitkiler, bakteriler gibi. 

Toplumu bir arada görme olanağı zihnimizce olamayacağı için temsillerden düşünerek onu algılıyoruz. 

Haritalardan, yaşadığımız çevreden, küresel sanal ağlardan izlediklerimizden. 

Zihnimizce tümünü hayal edemediğimiz bir bütün toplum kavramı ve olgusunu birey olarak hangi bölümlerinden, parçalarından, kısımlarından, görünümlerinden zihnimizce bir tanıma oturtmaya, tanımlamaya çalışıyoruz. 

Bireyler toplum kavramı ve olgusunu kendi yaşam tecrübeleriyle ilgili, eğitim ve çalışmalarının ilgilendirdiği kadar ilgili olarak ele alma çabasına girerler. 

Bir eğitimci toplumun eğitilebilir kısmını algılamaya çalışır. 

Bir sağlıkçı toplumun hastalıkla ilgisi üzerine yoğunlaşır. 

Şirketler ve ülkesel yönetimler tüm toplum gelişimini yönlendirmeye çalışmaktadır. 

Onlar bile toplum kavramının bir bölümüne odaklanabiliyorlar. 

Bireysel zihnimiz toplum kavram ve olgusunu tümden algılayamasa bile bölüm, parça, kısım, kesit, unsurlarını biliyor ama bir bütünleştirme becerisine doğru ilerlemiyor. Neden.

Çünkü zihnin sınırlarını bize gösteriyor bu durum. 

Ne bir felsefeci, düşünür ne de bir bilim insanı zihniyle bunu başaramaz. 

Bireyin zihinsel yapısı buna uygun da değil bunu hedef olarak da belirleyemez. 

Zihnimiz toplum kavramı ve olgusunu sisli, puslu, sınırları görülmeyen, kısımları, bölümleri, unsurları, parçaları görülebilen böylelikle bütünü hayal edilmeye çalışılsa bile resmin netleşmediği ve öyle kabul edilmesi de zorunluluğu karşısında bir algı, düşünce bir  his olarak kabul eder.

Varlığını tümüyle tanımlayamaz, hayalinde eksik temsilleriyle vardır. 

Her zihin toplum kavram ve olgusuna kendi olanakları ile bir ucundan veya uçlarından bilgisini taşır. 

Toplum kavram ve olgusu kabul edilen ama tek tanımı ve temsili ortaya konamayan bir çok kavram ve olgu gibidir.

Ve bu kavram ve olgular enerji hafızasına (Bilgisayar teknolojileri) da sığmaz. 

Yapay zeka ile kavram ve olgular bütünüyle tanımlanabilir ve açıklanabilir mi ?

Bir yapay zekanın toplum kavram ve olgusunu açıklama süresi ne kadar yıl sürer ve bütünüyle açıkladığına dair izlenim oluşabilir mi ?



10 Mart 2022 Perşembe

Yaşam Döngüsü - 21

 



Göbek Bağı Tedavileri

Anne karnında oluşan ve gelişen embriyo hava, sıvı ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarını göbek bağı ile almakta ve aynı şekilde atımlarını da aynı yolla yapmaktadır. 

Bu aşamada embriyo doğumundan sonra üç çeşit temel ihtiyaçlarının farklı organlar tarafından karşılayacağı hale kadar bir organla karşılayıp bedenine dağıtmaktadır. 

Üç çeşit dıştan alınacak ihtiyacın (hava,su ve gıda) ve atımların bir organca karşılanması ve beden ile ihtiyaç kaynağı arasında tek bağlantı organı olması nedeniyle göbek bağının insan bedeni için çok ilginç ve önemli olduğu görülmektedir.  

Sağlık bilimleri göbek bağının önemini kök hücre ile belirlemiş ve o konuda çalışmalarını ilerletmekte olduğu görülmektedir. 

Göbek bağımız doğum sırasında düğümlenerek kapatılmaktadır. Ömür boyu bu bağımızı taşımaktayız. 

Yazıma yaptığım giriş gereği konuyu göbek bağını sağlık alanında kullanmaya devam edebilir miyiz ? gibi çok önemli ve hayal gücümüzü genişleten bir soruyla sürdürmek istiyorum. 

Bir çok hastalığın tedavisinde göbek bağını kullanabilir miyiz ?

Bitkisel yaşama zorunluluğunda olan, kronik hasta olup sürekli tedavi görme ihtiyacı içinde olan hastalar ve bir çok tedaviyi bekleyen ama bir türlü iyileşmeye ulaşamayan hastalar için göbek bağını kullanabilir miyiz ?

İnsan ömrünün yaşlı kategorisine ulaşmış kişilerinde, yürümekte, görmekte, duymakta, beslenmekte, içmekte, nefes almakta, atımda ve hareketinde zorlanan, hafızasını yitirmiş, yaşamdan kopmaya doğru ilerleyen yaşlarda göbek bağlarını kullanarak önce embriyo sonra çocukluk, ikinci gençlik ve yetişkinlik sağlayabilir miyiz ? 

Bir embriyonun üç temel farklı ihtiyacını dışarıdan bir kanalla karşılanıp tüm bedene dağıtan bir organ sağlıklı işlemeye devam ederse ve o organa gerekli ihtiyaçlar verilirse neler olur ?

Araştırmak, denemek ve çalışmak gerekmektedir. Belki de bu konu üzerinde sağlık alanında gizli ve açık çalışmalar bulunmaktadır. 

Belki de önümüzde yeni bir çağ başlatacak, yeni bir dönemi işaret eden çağın buluşu durmaktadır. 

Göbek bağın mucizesi

Bu olguya ikinci yaşam diyebiliriz. Yeniden doğumda denilebilir.

Bu konu sağlık alanları ve bilimlerinin konusudur. Sağlık bilimi bu konu üzerinde çalışmalı ve araştırmalıdır. 

Şu ana kadar yazdığım teoriler yanlış olabilir. Bu yazı bölümümde yazdıklarımdan emin değilim ama ön sezilerim böyle olabileceğini söylüyor. 

İkinci yaşam olanağında etik olacak konular.

Sorular ve cevaplar

Soru : İkinci yaşam doğal mıdır ? Doğaya aykırı mıdır ?

Cevap : İkinci yaşam ölüp dirilmek değildir. Yaşarken bedenin yenilenmesidir. Bir çok hastalığın iyileştirilmesi ve yaşlılığın giderilmesidir. Bu nedenle doğaldır. 

Doğaya aykırı değildir. Çünkü doğa canlılığın sürekliliğini ve devamını ister. Eğer bir insan olarak bunu başaramıyorsak bu sorun doğanın değil bizimdir. Hatta doğa canlılığın kesik ve devir halinden uzun ve birleşik halinde geçişin de denemesinin yolunu açmış olabilir. 

Soru : Her insan göbek bağı ile ikinci yaşama geçebilecek midir ?

Cevap : İnsanlık ve toplum için, doğa ve canlılık için iyi işler yapmış ve yaşamasının devamı istenen insanlar öncelikli olmak üzere tüm insanlar ikinci yaşama geçebilir öngörüsünde bulunabiliriz. 

Soru : İkinci yaşamın oluşması halinde nüfus planlaması nasıl yapılabilir ?

Cevap : Uzaya açılmamız zorunlu hale gelecek ve haliyle doğa için insanın canlılığı uzaya taşıma görevi de yerine getirilmiş olacak.  


..................





BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...