9 Temmuz 2022 Cumartesi

Felsefe Yürüyüşleri - 4

 Bu haftaki felsefe yürüyüşünü cuma günü tek başıma gerçekleştirdim. Cumartesi günü bayramın birinci günü olması nedeniyle yürüyüşümü bir gün önceye aldım. 

Yürüyüş planımda yeğenim gibi sevdiğim bir Z kuşağı genci vardı. Fakat saatinde gelmemesi ve haberini geç almamla uyuya kaldığını öğrendiğimde hiç de şaşırmamıştım. Gençliğin durumu hakkında bir felsefe turu yapmayı ümit ediyordum. Başka bir yürüyüşe ertelemiş olduk. Nihilist ve bezgin gençlik günümüzün geçiş döneminden kendilerine demek ki bu şekilde paylarını almakta idiler. 

Havanın çok sıcak olması nedeniyle Güzelyalı Parkından  saat 17:00 civarında yürüyüşe başladım. Yürüyüş öncesi Göz Göz Cafe-Döner'de  oturup çay içtim. Yan masadaki emekliler fasıl gurubunun kısa konserini dinlemek keyifliydi. Emekli kadın-erkekli iki masayı birleştirmişler, usta bir darbukacı eşliğinde klasik olmuş sanat müziği şarkılarını söylüyorlardı. Park ve çevresinden konser sesi duyulmakta idi. Gelip geçenler kısa bir kulak kabartarak konseri destekleyen jestler yaparak eşlik ediyorlardı.



Bedenim yavaş ve rahat yürürken zihnim sürekli düşünceler ile meşgüldü. Bu günkü ana konum yine toplum ve birey üzerine yoğunlaşmak olacaktı. 

Tabi ki insan olmanın erdemleri üzerine düşünceler de ana konumun etrafında dolaşıyordu.

Yürüyüş tarzım hakkında düşünceler oluşuyordu. Yürümekteki temel amaç, bedenin sınırlarını keşfetmek ve onu zorlamak değildi. Asıl amaç formu korumak olmalıydı. Belli bir mesafeyi aynı sürelerde yürümek ve bunu takvime göre tekrarlamak en doğrusu olacaktı bana göre formu korumanın.

Aynı mesafeyi süre kısaltarak yürümek, takvim sıklığını arttırmak sınırları zorlamak anlamına gelmekte idi. Mesafeyi kademeli arttırmak gibi. 

Bir çok kişinin bu ikisine odaklandığını görmekte idim. Ya mesafeyi artırmakta idiler ya da mesafeyi yürümenin süresini kısaltmakta idiler. Bu iki davranış şekli de bedenimizin sınırlarını keşfetmek veya zorlamak anlamına gelmekte idi.



Bir düşünüre göre yürümek, kendisinin hem düşünmesini hem de konuşmasını engellemeyecek olan yürüyüş uygundur. Acelesi varmışçasına telaşlı yürümek, ritim tutturmaya çalışmak, çabalamak, bir an önce yürüyüşü bitirme amacıyla bunu bir görev gibi kanıksamak bir düşünüre göre değildir. 

Bir düşünür düşünerek keşfettiği, farkına vardığı ilkeleri tüm yaşamına paralel yürütmesi gerektiği varsayımından hareketle yürüyüşte de etkinliğine kendi tarzında devam etmeliydi.

Yolu ve çevresini dikkatle görmek, etrafına farkındalık ve bilinçli olarak göz gezdirmek, normal ve sıradan olamayan durumları birbirinden ayırmak, dünya görüşünün yürüyüş aşamasındaki edindiği izlenimleri ile kesiştiği noktaları yakalamaya çalışmak ve bununla ilgili zihninde uçuşan fikirleri elekten geçirmek ve içlerinden mantıklı olanları seçmek gibi çabaları bulunmaktadır düşünürün. Sanki kendisi duruyormuş da çevresi değişiyormuşçasına rahat bir ritimle ilerlemelidir. Yolda diğer yürüyenlerden farklı olduğu hemen göze çarpacaktır. Çünkü aynı eylemi farklı amaçlarla yapmaktadırlar. Düşünürün yürüyüş tarzını başka bir düşünür fark edecektir. 

Yürümekte iken bir zamanlar ünlü aktörlere veryansın ettim. Richard Gere, Alain Delon, Cüneyt Arkın, Marlon Brando, Antony Hopkins gibi bir çok aktörün güzel yürüyüş tarzı bulunmakta idi. Rol model olabilecek bu güzel yürüyüşlerin içini doldurmak bunu örnek alan kişiye kalıyordu. 

İdeal yürüyüş imajlarının dikkat edilmesi gereken yönü kısa ve kamera karşısında olması ve bir çok kişi tarafından izleniyor veya izleneceği ruhsal hali ile yapılmasıdır. Yürüyen aktörün yürürken belli bir dünya görüşü fikri gibi diğer düşünme hallerinin içeriğini gösterme olanağı bulunmamaktadır. Fakat Richard Gere bir bakıma bu konuda bir basamak çıkmış ve orda kalmıştır. O yürürken çevresinde rastladığı diğer insanlara onları ve içinde bulundukları fiziksel ve ruhsal durumlarını biliyormuşçasına gülümsediğini ve bazı mimikler ile onlara katıldığını, adeta empati içinde olduğunu belirten jestler yaptığını hatırlıyorum belli belirsiz. İşte o yürüyüş tarzı ise siyasetçilerin halk arasında dolaşmasından kapılmış bir tarz olduğu göze çarpmaktadır. Aktörlere sitemim bizlere imaj gösterip içerik vermemeleri idi. Şu an yürüyüşlerimde o içeriği kendim sağlar olmuş ve onların yürüyüş tarzının yarım kaldığını fark etmiştim. Dolayısı ile rol model aldığım aktör yürüyüşlerinin içi dolu bir yürüyüş imajının tekrar bende tedavüle girmesi güncellenmesi demek oluyordu. 

Benim yürüyüşümü fark edenlerin eski tabirle " Artist misiniz (aktör, aktrist) " yeni tarifle " Sanatçı mısınız " sorularına elbette hem sanatçıyım hem de düşünürüm cevabını verebilirdim. Çünkü hem ilham almak hem de yeni fikirler keşfetmek için yürüyordum. Artık artist giyim ve davranış tarzlarını sanatçı ve düşünürler teslim almışlardır tabi ki içlerini doldurarak.

Artık günümüzde artist yürüyüşü değil sanatçı yürüyüşü öne çıkmaktadır. Artist kendi ve imajı ile ünlü olan, sanatçı ise eserleri ile ünlü olan demektir. 

Artist ile sanatçı yan yana yürüdüklerinde ikisinde de aynı yürüyüş imajı bulunsa bile artist kendisini sanatçı ise eserlerini temsil etmektedirler.  Eğer artistin sanatçı yönü, sanatçının artist yönü var ise o halde ise birbirinden ayırt edilemez hale gelirler. Bir artist sanatçının imajını verirken, sanatçı artistin imajını da rol model alabilir. 

Günümüzün gençlerindeki en büyük zorluk kendilerine rol model olabilecek örnek kişilikleri seçmekte karar verememeleridir. Z kuşağının yaşadığı bir çok zorluklardan biri de bu olabilir. Küresel bir bakış açısında bir çok kişilik bulunmaktadır ve bunlardan hangilerini seçmesi gerekmektedir. 

İşte z kuşağı bu konuda kararsız, ilgisiz ve nihilist görünmektedir. Z kuşağı büyük bir değişimin ve küreselleşmenin tam ortasında bulunmaktadırlar. İmaj bolluğu, içeriklere ulaşma zorluğu, yaşamda hangisinin kendisine eşlik etmesinin doğru olacağı kararsızlığında, bunalmaktadırlar.

Engelsizler parkında mola verdikten sonra ikinci mola yerine yani Özdilek otelinin kafeteryasında geliş süremin iki saat olduğunu saptadım. 

Kent ormanında doğanın içinde iken incir altına girişte kent içine geçtiğimi sonradan huzurdan sıkıntıya geçiş tecrübesini yaşadığım şeklinde fark ettim. 

Sakinlikten, kalabalığa ve karmaşıklığa geçiş gibiydi.

İnsan olmanın erdemleri üzerine düşünüp yürürken zihnime takılanlar, karşılaşılan bireylerin ekonomik gelirlerin, kültürlerinin, dünya görüşlerinin farklılığı, mekanların kendine has özellikleri, geçmiş ile bugünün farklılıkları, yarına yansımaları gibi bir çok konular ile ilgili yeni fikirler oluştu.

Dönüş yürüyüşümde biraz yorgunluk hissedip engelsizler parkında yine mola verdim. 

Güzel yalıda Kahveci çay bahçesinde limonata içerek yürüyüşü tamamladım. (4 saatte 20.000 adım)

Kaderim olan hareket etme olgusundan hareketsizlik hakkımı veya ödülümü bir müddet dahi olsa almıştım. 

Ta ki kaderimin bir sonraki " Kalk ve hareket et " uyarısına kadar.




6 Temmuz 2022 Çarşamba

Gülmek Bulaşıcıdır (Şiir)

Gözlerinle gül, gülümse çevrene, 

Gülerek, göz gezdir etrafında,

İçindeki hayat ışığı yayılsın, 

Gözlerinden diğer gözlere.


Sana bakanların göreceksin,

Gülümsemeye başladıklarını, 

Hatırlayacaklar güzel anlarını,

Sen de alacaksın o an payını. 


Gözlerinle gülümse, dudakların kapalı,

Etrafına yayılsın sadece ışık ve parıltı,

Ne bir hareket, ne de bir gösteridir,

İçten göze, gözden gözedir bulaşıcı.


Kısa bir gülümseme, anı gelir

En gergin ortamı bile parçalayan,

Bir sevinç, mutluluk yayılır,

Bırak bilinmesin, hangi kaynaktan


Özkan Salman





 

4 Temmuz 2022 Pazartesi

Öldük Dirildik (Şiir)


Yüzlerce, binlerce yıl savaştık,
Milyonlarca öldürdük, öldük,
Zenginlik, hüküm için boğuştuk,
Düşmanlığı savaşarak ördük.

Bereketli topraklar, güzel kadınlar,
Yeni silahlar, liderlerde kötü hırslar,
Üstünlük rekabetine ait kışkırtmalar,
Yalanlı, dolanlı bin bir çeşit oyunlar.

Zenginlik azalıp, insanlar mı çoğalır,
Topraklar kuruyup, açlık mı artar,
Dostluklar azalır, düşmanlık mı azar,
Bir doğal süreç mi tüm yaşananlar.

Zalimlik, vahşet dolu tüm tarihimiz,
Kahramanlıklarla boyalı kalplerimiz,
Onur, şan, zafer kaplı zihinlerimiz,
Öldük, öldürdük, dirildikçe hepimiz.

Özkan Salman 

3. Dünya savaşına hayır !

Toplumların ve Bireylerin İyi Yaşamı ve Refahı Üzerine - 2

Küresel gelişmeler ışığında küresel yaşam ve standartları üzerine tüm ülke toplumları ve bireyleri için önce önemli bir tespit ile başlayalım yazımıza. Mevcut insanlık birikimi, teknolojisi, bilimi, sanatı, edebiyatı gibi bir çok alanlardaki üst kültür, bireyler ve toplumlardan ileri durumda bulunmaktadır. Toplumlar ve bireyler mevcut sistem ve kültüre ulaşmakta zorluk çekmektedir. Ona ulaşmak bir yana geride kalmakta ve yavaş olarak ona ulaşmaya çalışmaktadır. 

Neden ?

Bunun nedeni hakkında bir çok teori ve varsayımlar üretilebilmekle birlikte yazımızda ön tespitlerimizle cevap bulmaya çalışacağız. 

Tez ve teori konuları

* Mevcut kültür ve sistem onu oluşturan, yürütenlerce ve yönetenlerce toplumlara ve bireylere hızla ve yaygın şeklide sunulmuyor, sunulamıyor. Bundaki amaç mevcut sistem ve kültürün toplum ve bireylere yavaş yayılması ile değişim hızının yavaşlatılması, üretim, lojistik ve tüketim zincirinin, geçmişten gelen geleneksel yöntemlerin devamına yönelik ısrarcı tutumların korunması ve sürdürülme alışkanlığının bırakılamaması ve daha bir çok başka nedenler bulunmaktadır. 

* Bu durum kaçınılmaz, çünkü sistem ve kültür toplumu temsil eden kesimlerce önce denenenip test edildikten sonra toplumun geneline yani bireylere sunulmaktadır. Ve bu aşamalar tarihten gelen bir kaçınılmaz durum olarak ortadadır. 

* Bu durum kaçınılmaz, çünkü mevcut sistem ve kültürde tüm toplumlara ve bireylere yetecek kadar hizmet verilme ve sunulma olanağı nüfus fazlalığından dolayı olanaklı değildir.   

* Toplum ve bireyler geçmiş ile mevcut sistem ve kültür arasında " Arada kalma" sıkıntısını yaşamakta ve bu sorunu çözememektedirler. Dolayısı ile sorun sistem üretenler, yürütenler ve yönetenler açısından değil toplum ve bireylerin " Arada Kalma" sıkıntısı ve  kendilerinden kaynaklanmaktadır.

* Mevcut kültür ve sistemin ilerleme amacı zaten bu olguyu ortaya çıkarmaktadır. Yani bu sürecin doğasında bulunmaktadır. Toplum ve bireyler bu gerçeği fark edip ona göre tavır ve tutum almalıdırlar.

* Sistem ve kültür toplum ve bireylerin ulaşmak istediği fakat ulaşılmasının çok zor olduğu bir gelişmeye evrilmiştir. Sistem ve kültür " Enler " ( Her alanda en iyisi olma tutkusu ) sisteminin temsili haline gelmiş olup hızla yol almaya devam etmektedir. Bu hızdaki ve süreklilikte olan sistem ve kültür modern insanı yılmışlık, bezmişlik ve bulduğu ile yetinecek halde bırakmaktadır. Dolayısı ile sistem ve kültürü takip etmeyi ona yetişmeyi ona göre yaşamayı bırakmış, kendini " Saldım çayıra, mevlam kayıra " deyimi ile tanımlar olmuştur.

* Pandemi döneminden sonra tarihten gelen sistem, hizmet ve üretimlerin, araç gereç, eşya ve her türlü yaşamı kolaylaştıran ürünlerin ucuzlaması teorisi çökmüş, tüm sayılanların topluma ve bireylere sunulması hem pahalı hem de sayısı bakımında da geri kalınmıştır. Bu durumun devamının ısrarına mı yoksa çözümünü mi çalışılacağı henüz belli değildir. Bu belirsizlik ne kadar devam edecektir. Tarihten gelen üretim ve hizmet araç ve gereçlerin ilerleyen zaman içerisinde topluma ve bireylere yayılımı düzene girecek mi yoksa engellenecek mi ? Bu soru cevaplanmayı ve takibi gerekmektedir, başta felsefeciler, düşünürler olmak üzere bir çok uzmanlık alanı tarafından.

 


.................

3 Temmuz 2022 Pazar

Felsefe Yürüyüşleri - 2

 Felsefe yürüyüş etkinliğimizin 3. haftasında Sevda Arıkten hanımla birlikte gerçekleştirdik. Çok keyifli ve renkli bir yürüyüş yaptık. Söyleyişilerimiz gayet neşeli, espirili ve ilgi çekici bir biçimde gelişti.

Önce Güzelyalı Parkında buluştuk. Yavaş ve sakin yürüyüşümüze başladık. Göztepe köprümüzün onarımının bitip hizmete açıldığını fark edip köprü açılış yürüyüşümüzü yaptık. Sahilde esen rüzğarla ilerler ilen konularımıza giriş yaparak ısınma turlarına başladık. Rüzgarlı İskele'de kısa bir mola verdik.



Daha sonra engelsizler parkına kadar yürüyerek orada mola vererek siparişlerimizle birlikte sohbetimize aralıksız devam ettik.




Şehir ve insan temalı felsefe 3. etkinliğimiz fikirlerin gelişerek güncel hayatı sardığı ve örneklerin havada uçuştuğu ve kavramlara doğru ilerleyen diyalogların sonuçlara doğru ilerlediği uzun bir tura başladık.

Şehirli olmak üzerine bir çok fikirlerimizi paylaştık. Arada olmak kavramının kasaba ile şehir arasında gelgitlerin çok olduğu ülkemizde insanlarımızın hangi bölüme ait olduklarının seçimini yapamaması nedeniyle kendilerini çok üzdüklerini saptadık. Şehirde iken kasaba veya köyü özlemek, kasaba ve köyde iken şehire hasret kalmak ülkemiz insanının kendi içinde ve ilişkilerinde görünmeyen olumsuz değişken idi. Sevda hanımla bu konudaki hayat tecrübelerimizi ve çevremizdeki insanların yaşantılarından örnekler ile biraz da yararlı dedikodu tarzındaki çekiştirmelerimizle hoş ve keyifli bir söyleyişi devam ettirdik.



İnsan olmanın ve insanca yaşamın erdemleri üzerine konuştuk. Modern Türkiye'nin erkek ve kadın kimliklerinin yeni dünya ilerleme sürecindeki yerlerini araştırdık.



İşyerinde, ailede ve toplumda insan ilişkilerinin gelişme sürecine mercek tuttuk.





Modern yaşamdaki bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorlukları ve kendilerinin bilmeden yarattıkları sorunları değerlendirdik.






Özdilek Oteli kafeteryasında dinlenme ve mola olarak sohbetimize içtiklerimizle devam ettik. 







Güzelyalı'ya dönüş yolunda da sohbetlerimize devam ettik. Kendimiz ve toplumla ilişkilerimizdeki bilinmedik olgulara dikkat çektik birbirimize ayna olduk.









 Güzelyalı'da bir çay bahçesinde etkinliğin kapanışında hala yeni fikir ve konularda söyleyişimize hızla devam ediyorduk. Bugünkü felsefe etkinliğimizin ana konusu felsefe terapi olgusu olabilir mi sorusu idi. Çünkü toplumla ilişkilerimizde kendimizin fark etmediğimiz davranış biçimlerinin karşımızın fark etmesi ve bize bildirmesi şeklindeki küçük ama geleceğe uzananınca büyüyecek sorunların şimdiden sorunlarını saptanmasına ve çözüm araştırılmasına yardım eden bir felsefe terapisi olabilirdi.






Sevda Arıkten hanımla iler ki zamanda yine yeni bir felsefe yürüyüş etkinliğine birlikte katılmaya karar verip  etkinliği bitirdik. Çok faydalı ve farklı tecrübeler yaşadığımız bir gün olmuştu. 





 

30 Haziran 2022 Perşembe

Çiçeklerini Saklayan Sarmaşık (Felsefe, şiir)




Uzun ve büyük duvarda büyümüş bir sarmaşık ismini henüz bilmiyorum. Tüm yapraklarını örtü gibi yaymış ve çiçeklerini saklamış gibiydi. Arılar için görüntü de koku da önemli. Bu sarmaşık arılara çiçeklerini görüntü ile değil kokuya ile davet göndermekte. Bir çok bitki çeşidi, hem görüntü hem de kokuyu birlikte kullanırken bazıları sadece görüntü bazıları da koku ile davet etmekteler. Fakat çoğunluk görüntü ve kokuyu birlikte kullanmaktalar. Bu videodaki sarmaşığın adı nedir ?

Bu sarmaşık sanki bir üzüm çeşidine benzemektedir. Asma türü fakat yenmeyen duvara yayılacak bir biçimde süs bitkisi olacak şeklide genetiğine etki edilmiş olabilir. Yapraklarının döküldüğü zamanda görmüştüm kış boyu asmanın dallarının ince şeklinde duvara sıkı sıkıya tutunduğunu fark etmiştim. Bu bilindik şarmaşığın çiçeklerini yaprakların altında saklamasının nedeni ilk göze çarpan güneş ışınlarından koruma amacı gibi görünmekte. Hem çiçeklerini hem de yenmeyen meyvelerini güneş ışınlarından korumak hem de yapraklarını öne çıkararak güneş ışınlarında yararlanmak amacında olduğu görülmektedir.

Sarmaşığın yanından geçerken önce çok güzel bir aroma kokusunu aldım. Kokunun kaynağına sarmaşığa baktım çiçekler görünmüyordu. Dikkatle baktığımda yaprakların arkasında bir arı kolonisinin tüm sarmaşığa yayılmış ve besin ambarında imişlercesine keyifli, meşgul seslerini duydum. Hepsi yaprakların aralarından çıkıyor ve farklı yerlerden yine giriş yapıyorlardı. Bu ilginç olayı videoya çekmeliyim diye düşündüm. Trafik sesleri arıların seslerini bastırıyordu. Fakat arılar buna aldırmayıp çalışıyorlardı. Pandemi ile arı tür sayısının arttığı tahmini yapmak ise ümit verici.

27 Haziran 2022 Pazartesi

İlhamımı Kaybettim (Hükümsüzdür) (Felsefe, şiir)



İlhamımı kaybettim hükümsüzdür, kalbim şu an bir yetim, öksüzdür,
Ah kalbimin dalgalarda sürüklenme, rüzgarlarda savrulma günüdür,
Bir şairin ilhamını kaybetmesi, çok acı verici yaslar içinde ölümüdür,
Küllerinden doğarak, yeşererek ilhamını bulması onun dönüşümüdür.

Tacını kaybetmiş bir kral, seçimi kaybetmiş bir lider gibi mahmur,
Servetini kaybetmiş bir insan, ömürlük eşini gömmüş gibi vakur,
Ufuklara dalıp, geçmiş günleri özlem içinde anmakta olan mağdur,
Gibiyken şair, kıştan sonra baharla gelecek ilhamı için umutludur.

Özkan Salman

26 Haziran 2022 Pazar

Felsefe Yürüyüşleri (İnciraltı Yürüyüşleri)

 Bugün Azizim Recep beyle Güzelyalı sahilinden inciraltına doğru yürüyüşlerimizin ikincisini gerçekleştirdik. Gidiş geliş ile on beş kilometrelik sakin yürüyüş ve dinlenme, yeme içme molaları ile akşam saat 16:00 da başlayan turumuz saat 23:00 sıralarında tamamlandı. Bu süre içerisinde sürekli felsefe ve hayat ile ilgili görüşlerimizi paylaştık.






Güzelyalı parkından başlayan yürüyüş turumuz engelliler parkında ilk molada dinlendik. Sonraki uzun parkurdaki yolumuz Özdilek Hotelin kafesinde tamamlandı. 


Yürüyüş boyunca insan, hayat, yaşam, doğa, dünya, ilişkiler, toplum, küresel, ekonomi, politika ve akla gelebilecek her konuyu felsefemizin ilkeleri merceğinden değerlendirdik.


Günün sonunda bazı felsefe görüşlerimizin ışığında değerli tümel fikirlere ulaştık.

" Her canlının bir görevi vardır ." Önermesi bir insanın kültürümüzden ve kaynağımız doğaya doğru geri bildiriminden çıkan önemli bir tümel fikir olduğunu keşfettik, farkına vardık.


İnsan olmanın erdemleri üzerine fikirlerimizde bazı önemli sonuçlara ulaştık.

1. Zihin ve beden sağlığını önemsemek ve dikkat etmek.

2. Usul, adap, görgü ve edep bilmek ve dikkate almak.

3. İşini, yeteneğini, olabilirliğini belirlemek ve uygulamak.

4. Kimlik, kişilik ve kendiliğini (Dücane Cündioğlu fikridir) oluşturmaya çalışmak, oluşturmak.

5. Kaza, bela, hastalık ve tüm olumsuz olgu, olay, kaynak, nedenlere karşı olabildiğince tedbirli olmak.

6. Bir insan için en üst erdem özelliklerini şehirli aydın modelinde her mekan ve yerde yaşayabilmek, düşünebilmek ve öyle davranmaya çabalamak.


Günün sonunda geçmişi bir anı ve tecrübe olarak görmeli ve günümüze yansıyabilecek, etkisi olabilecek yaşantıları dikkate almayı saptadık.

İnsanları değerlendirirken en objektif yaklaşımın 

1. Tutunma

2. Tutum geliştirme  gibi doğal temel özellikleri yanında,

1. Saldırgan. 2.Savunmacı. 3. Dengeli. şeklinde kültürel ilişkilerdeki özelliklerini ele aldık. 



Bedenimizin sağlığını yürüyüşle, zihnimizin ise felsefe ile  koruyacağı görüşündeyiz. 


 

21 Haziran 2022 Salı

Zerdüşt'ün Dönüşü - Bölüm -2 "Şehre İniş" (Roman)

 Zerdüşt bürosunda bilgisayarındaki işleri bitirmişti. Koltuğunda arkasına yaslandı ve derin bir nefes çekti. O arada aynı odadaki çalıştığı farklı iki birimden görevli arkadaşlarına göz gezdirdi. İş yerinin sağlıklı ve temiz olduğunu düşündü. Çalışma arkadaşlarının görevlerinin farklı olmasına rağmen işlerinin bağlantısı nedeniyle birlikte çalışıyorlardı. Taşındıkları yeni binada yer sıkıntısı bulunması nedeniyle bir kaç farklı birim bir arada çalışmak durumundaydılar. Yeni işyerlerinin inşaatının bitmesinin bekliyorlardı yaklaşık bir yıldır.

Raporlama biriminde çalışan Ayşe hanıma baktı. Ayşe hanım bürodan ruhsal olarak kopmuş, kendi işlerini yaparken sanki başka bir yerde imiş gibi hareket ediyordu. Hiç evlenmemiş ve içinde çocuk sahibi olamamanın gizli eksikliğini hissediyordu. Kimse ile bir yere gitmez, öğlen aralarında yemek sonrası kısa yürüyüşlerini hep yalnız yapardı. Kendi alanına yaklaşan herkesten korkar, genç kızlığından gelen anne ve babasının dikkat etmesini istediği kimseye güvenme mottosuna sıkı sıkıya tutunmuştu. Gençliğe geçmeye başlayıp topluma karışırken iffetini ve saygınlığını sıkı bir şekilde korumaya çalışan bir ergen tavırlarının hala izleri görülmekte idi. Melek denilecek bir titizlikte konuşmalarına ve hareketlerine dikkat ederdi. Kendi zihninde ben ve toplum inşasında kalın duvarlı olan bir köşk bulunmakta idi. Bu köşke girmenin zor olduğunu gören zavallı şövalyeler umutsuz bir biçimde boyunları bükük geri gitmişlerdi. Babasının güvenlik uzmanı kimliğinin ilkelerinin gölgelerini Ayşe hanım tutumlarında hissetmek hiç de zor değildi. 

Yan tarafındaki Sezin hanıma baktı zerdüşt. O bir tam bir şehirli hanımefendi idi. Zarif ve nezaket dolu idi. Yüksek sosyeteden düşmüş ama yeni durumunu kabullenmiş mütevazi kişiliğe gömülmüş bir saray soylusu gibiydi. Konuşurken yavaş ve sessizdi. Hareketlerindeki akıcılık ve yumuşaklık su perilerini andırıyordu. Yürürken adım atmıyor adeta su üstünde süzülüyorcasına ilerliyordu. Her gün farklı giyinmeye özen gösteriyordu. Gardorubundaki elbise sayısının beş yüzü aştığı söyleniyordu meraklılarca. Ayakkabı çift sayısının da yüzü aştığı hiç de şaşılası bir durum değildi. Her zaman şık ve kendine yakışanı giyiyordu. 

Diğer taraftaki siyah saçlı ve zeytin gözlü Ramize hanım. Melankoli içinde idi. Eşinden yeni ayrılmış ve kendisini çocuklarının eğitimine adamış, kalabalık ailesinin yapılacak işlerine geri dönmüş bir halde zihni dolu ve karışıktı. Kendisine ayıracak vakti kalmamıştı. Dedesi, anne, babası ve kardeşi tüm aile birlikte Ramize hanıma moral verme adına "biz yanındayız" mesajlarıyla evlilik öncesi bir çok yaptığı işleri ve yeni işleri ona yüklemeye başlamışlardı.  Yoğun büro çalışma temposunda iken ya bir telefonu çalıyor ya da aklına yapması gerekip de yapmadığı çocukları ve ailesiyle ilgili özel işleri geliyordu. Kendisini işine odaklanmasında ve iş arkadaşlarıyla iletişimde zorluk çekiyordu. Bir mesai bitiminde bürodan çıkma amacıyla kalmış, ama büronun ortasında  kala kalmış duruyordu. Hafızasını yoklamaya çalışmış,  "iyi akşamlar" demesi beklenirken dalgın ve düşünceli gözlerle yavaşça " Arabamı nereye park etmiştim " diye mırıldanmış ve düşünmeye başlamıştı. Ailesinin Ramize hanıma düzenlediği moral verme tarzı belli idi meşgul ol ki ayrılık travmasını atlatabilesin, bizim işleri yap ki bağımız tekrar güçlensin. Bu moral verme tarzı günümüzün bir çok ailesinde yaşanan bir gerçekti. Terazinin dengesini ayarlamak zordu, moral verme ayarlarında. Moral verilen kişiye fark etmeden taşıyamayacağı kadar meşguliyet ve sorumluluk verilebilirdi. Ramize hanımın beden zihin dengesinin sapması odaklanma zorluğunda görülmekte idi.


Zerdüşt bürosunda çalışma arkadaşlarından memnundu. Yıllarca beraber çalışmanın tanınmışlığı vardı. Zaman gelmiş tartışmış zaman gelmiş işleri bitirmek için el ele vermişlerdi. Zerdüşt bu büroda kendini adeta " Charlie ve melekleri" adlı dizinin bir değişik versiyonu olarak yaşadığı hissine kapılıyordu. Dizi de Charlie meleklerine telefonla görev verip yerine getirmelerini istiyordu. Ne melekleri Charlie'yi görmekte idiler ne de Charlie onlara görünmekte idi. 

Zerdüşt de bu büroda düşünür ve felsefeci olarak çevresine iki gözle bakmakta idi. Birinci bakışı işlerle ve işyeri olarak diğer bakış ise insana ve eylemlerine derin bakıştı. Aslında Zerdüşt sadece büroda değil tüm yaşadığı çevresindeki insan, olay ve olgulara sanat ve felsefe bakışı ile bakmakta kendi dünya görüşü ile yaşamı arasında bir köprü oluşturmaya çalışmakta idi. Bunu bir bakıma başarmış ve devam ettirmekte idi.

Zerdüşt etrafına bakar ve düşünürken birden büronun kapısı açıldı. Kırk beş yaşlarında orta boylu orta uzatılmış sakallı, saçlarını biraz uzatıp toplamış tanımadığı bir bay içeri hışımla girdi. Zerdüşt'e yöneldi. Biraz hızlı hareket ederek geldiği belli oluyordu. " Zerdüşt bey siz olmalısınız sanırım, Ben doktor Hasan kargo çalışma şekillerimiz değişmekte olduğunu haber vermek için geldim. Şefiniz Şermin hanımla ile de görüşeceğim bilginiz olsun diye size de uğradım. " dedi. 

Zerdüşt şaşırmış Hasan beye bakıyordu. Böyle aniden çalışma planındaki değişikliğe anlam verememiş fakat Hasan bey neden değişimin olduğuna dair yeni bilgiler verince anlamıştı. Firmanın şubesine ait kargo tahmin limiti aşılmış olup şubenin farklı bölümlerinde ayrı olarak kargo gönderilmekte idi. Bu durum şube kargo gönderme tahminlerini yanlış şekilde yapılmasına neden olmuştu. Hasan bey odadan çıktığında Zerdüşt zihninde yeni çalışma planı hakkında düşünmeye başlamıştı bile. Eski düzende her şey düzenli ve kolaydı. Yeni düzenleme biraz daha karmaşık ve yorucu olacaktı. Zerdüşt'ün bedenine biraz ağırlık çöktü içinden bir off çekti. Canı sıkılmıştı. Zihni ve bedeni eski çalışma düzenine alışmış rahat bir tempo tutturmuştu. Şimdi tanımadığı bir başka birimin şefi gelmiş çalışma planın değişeceğinden bahsedip nedenini de açıklamış ve birim şefi ile konuşmaya yeni planın uygulanması gerektiğini ikna etmeye gidiyordu. Zerdüşt yeni çalışma planın daha zor ve sıkıcı olacağını biliyordu. Fakat gerçek olan yeni çalışma planının gerekli olduğu idi ve buna kendisini alıştırması gerektiğini hatırlattı kendine Zerdüşt. 

Biraz zaman geçtikten sonra telefonda Şermin hanım " Zerdüşt bey, kargo yeni çalışma planına geçiyoruz. Gerekli çalışmaları yapınız lütfen " diye sesi duyuldu. " Peki Şermin hanım " diye cevap verdi Zerdüşt. 

Yıllardır bir düzenden yeni düzen geçmek Zerdüşt'e ağır gelmişti ama bu ağırlığı üstünden atması gerektiğini de biliyordu. Zihninde çalışma düzenin planlarını yapmaya başladı bile. Eski düzende kargo firması ile birebir ilgileniyordu. Teslim alan ve veren kargo personelini tanıyordu yıllardır. Uzun yıllar çalıştıkları kargo firmasının şubesi ile iyi bir iletişimi ve çalışması bulunmakta idi. Şimdi ise onlar ile yolları ayrılıyordu. Kargo çalışanı, kargo alıp getirmekle görevli Veysi bey iyi bir aile babası idi. Zerdüşt onun ailece fotoğraflarını telefon numarasının telefonunda kayıtlı olması nedeniyle Whatsapp grubundan görmüştü. Veysi bey sevimli kızı ile babacan bir tavırla fotoğrafını yayınlamıştı ve temsili resim olarak karar kılmıştı. Veysi bey kargo işlerinin yorucu ve sıkıcı temposuna gayet iyi ayak uyduran sabırlı güler yüzlü ve çevik bir adamdı. Daha önceki yıllarda aynı kargo şubesinden bir çok çalışan gelmiş fakat kısa zaman aralarında işin yoğunluğuna ve zorluğuna dayanamamış birer birer işten ayrılmışlardı. Veysi bey sabırla ve işin hakkını vererek uzun yıllardır aynı işi sürdürmekte idi. Zerdüşt onun gibi kişilerini az bulunduğunu biliyor ve ona ilgili ve alakalı davranıyordu. Veysi beyin özverili çalışmalarını takdir ediyor her geldiğinde ufak hediyeler ve bahşişler ile desteklemeye çalışıyordu. Veysi beyde mütevazi kişiliği tavırları ile işin zorluğunu çam sakızı çoban armağanlar ile daha hafiflediğini hissettiriyordu.

 Artık kargo hizmetlerini merkez şube ile birlikte başka bir kargo firması ile yürüteceklerdi. Ama nasıl olacaktı bu. Bu konu hakkında bilgiyi merkezde bu konuda çalışan görevli ile konuşup bilgi almaya karar verdi Zerdüşt.

Ertesi gün Zerdüşt merkez şubede kargo işleriyle uğraşan görevli Eyüp bey'le telefonla görüştü. Eyüp bey kargolama işlemlerinin usullerini anlatmıştı. Zerdüşt bahsi geçen usullerin kendi şubelerinde daha önce uygulanmadığını ve uygulanması halinde çok emek ve zaman harcanması gerektiğini söyledi. Eyüp bey kurallarının böyle olduğunu ve kendisinin herhangi bir şekilde bir kolaylaştırmayı yapamayacağını söyledi. Zerdüşt bu konuyu şefine sunacağını ve Eyüp beyin şefi ile iletişime geçebileceğini bunun da şikayet amaçlı olmayacağını belirtti. Eyüp beyle bu konuda hem fikir oldular. 

Zerdüşt, Şermin hanım işyeri dışında görevde olması nedeniyle kalite birimine gidip kalite gereği yeni kargo çalışmalarının laboratuvar kalite çalışmaları ile uyumlu olup olmadığını görüşmek üzere Kalite Uzmanı Pelin hanıma gitmeyi düşündü. 

Zerdüşt firmanın kalite birim odasının kapısını çaldı ve içeri girdi. Odanın pencere kenarında Pelin hanım oturuyordu. Yan tarafta ise Gizem hanımın masası bulunmakta idi. Zerdüşt selam verdikten sonra Pelin hanıma doğru ilerledi. Konu hakkında Pelin hanımla uzun süre görüştüler. Kargo çalışma eski ve yeni çalışma ayrımı konusuna yarın Şermin hanımla birlikte konuşma kararı aldılar. Pelin hanım kırk yaşlarında çekici bir kadındı. Sakin bakışları ve akıcı konuşma şeklinden etkilenmemek mümkün değildi. Ses tonu sanki bir romantik bir şarkı söylüyor tonundaydı. Dinleyeni yormayan ve ilgi ile dinlemesini sağlayan büyülü ve gizemli bir havası vardı. Zerdüşt ile  Pelin hanım konu hakkında konuşmaya başladıklarında konuya ve birbirine öyle odaklanmışlardı ki, odadaki Gizem hanımın odadan çıkışını fark etmeyip onun odadan çıkarken masada son seste bırakılmış, bir filmin en göz alıcı sahnesine ait müziğin zirve halinde çalmaya başlayan telefon çağrı sesiyle birden rüyadan uyanmış gibi oldular. Sesin, rahatsızlık verici haline son vermek adına Pelin hanım telefonun sesini kapattı, yüzünü ekşiterek. Daha sonra konuşmalarına devam ettiler, iki iyi konuşan kişi bir araya gelmiş ve konular üzerinde akıcı ve çözümcü yaklaşımlarıyla hızla ilerliyorlardı. Kaç dakika veya kaç saat geçtiği bilinmiyordu. Mesai bitimini ilk fark eden Pelin hanımdı. Sözlerini bitirerek ayağa kalktı. Zerdüşt rüyadan uyanmışçasına kendine geldi. Kapıya doğru ilerleyen Pelin hanımın konuşmanın bittiğine dair hareket mesajını geç fark etmiş, zaman nasıl da geçti diye hayretle içinden geçirmişti. 

Şehirlerin Üstünde

Dağ zirvelerinden geldim, bulutların üstünden, büyük ormanların içinden, okyanusların derininden geldim. Yüzyıllar süren yolcuğumu tamamladım şehirden ayrılışla başlayan ve şehre dönüşle biten. 

Aranızdayım artık. Sizleri özgürleştirmeye geldim. Gizli zincirlerinden kurtarmaya, bilinmezliğe olan korkunuzu gidermeye, belirsizliğe olan kaygılarınızı hafifletmeye geldim. Birbirinize olan kötü tutsaklığınızı sonlandırmaya, bağımlılıklarınızı ve tutkularınızı güzelleştirmeye geldim. Görevlerinizi hatırlatmaya ve hedeflerinizden emin olmanızı sağlamaya geldim. 

Bulutların Üstünde

Bir sabahın erken zamanları, uyandığınızda bir bakın etrafınıza ve dinleyin uyanışını doğanın ve temsilcilerinin seslerini. Karanlıktan aydınlığa geçerken hissedin o büyük değişimi beden ve zihninizde bir anda. Uyanın yeni güne rahat ve özgür olduğunuzu hatırlayın. Kimsenin size kötülük amacında olmadığını hatırlayın ve tekrarlayın kendinize. Peşinizde hiç bir canlının canınıza kasıtla dolaşmadığının rahatlığını yaşayın artık. Bırakın artık size sürekli yapıldığını sandığınız gerçek olmayan yargılamaları. Günlük kazaların ve belaların etrafınızda döndüğü büyük endişesini, her an gerçekleşecekmiş duygusunun verdiği telaşları atın üstünüzden. Çıkın bireysel zihin hapishanesinden ve katılın toplumun ve canlılığın bir parçası olma bilincine. Yanlışları kabul edin ve onları yok etmeye çalışmayın. Yanlışlarla savaşmayın bırakın onları kendi hallerine. Siz doğrularla ilgilenin ve onları önemseyin. Doğrularınız ve yanlışlarınızla birlikte yaşamayı öğrenin ve bundan dolayı kendinizi suçlu bulmayın ve hissetmeyin. Yanlışı seçenler yanlışta kalır, doğruyu seçenler ise doğruda. Yanlışı seçenlerin başına ne mi gelir, sürekli yanlışlar onları takip eder ve onlardan ayrılmazlar. Doğruyu seçenler ise oyalanmazlar kısır döngülerde ve karmaşıklıklarda. Zihinleri ve bedenleri rahattır ve huzurludur. Yanlış yapanlar yanlışı bulur, doğruyu yapanlar ise doğruları. Ne yaparsanız karşılığı muhakkak size döner. Kötülükler yapanı bırakmazlar, sizler onların hayatını, yaşamının tümünü takip edebilirseniz görebilirsiniz ancak. Yoksa göremedikleriniz de yerine gelmektedir sessizce ve derinden. Tüm iyilikler ve kötülükler sahiplerine döner, ödül ve cezaları iç içedir yapılan her eylem ve planlarda. 

Tanrı sonsuzluktur, onu her canlı gibi bizde hissederiz, fakat ne zekamız ne de aklımız ne de bilgimiz onu anlamaya ve kavramaya yetebilir. Dahilik ile delilik arasında sınır tanrıyı anlamaya ve kavramaya çalışma sırasında ortaya çıkar, dahi haddini ve sınırını bilir, deliliğin ise sınırı yoktur. Dahi tanrıyı kavrayamayacağı sınıra geldiğinde geri döner, buldukları zaten ona ve tüm topluma yeteceğini bilir. Bulduğu da evrenin, doğanın ve kültürün (insan) birlikte düzenli çalışma planı üzerinedir. Bu bilgi ana bilgidir. O tümel bilgiden bir çok doğru, gerçek, iyi ve faydalı tikel bilgileri keşfeder, önce çevresine sonra tüm topluma sunar. Felsefe  dışında tüm uzmanlık alanları yetenek ve çalışmaları ile işlerinde dahi olabildikleri halde, Filozofların dahilikleri bu tümel bilginin bilincine varmasından, farkındalığına ulaşmasından ve keşif etmesinden meydana gelmektedir. Tüm uzmanlık alanlarının hedefi o tümel bilgiye doğru ilerlemek olduğu halde felsefe dışındaki dahiler ego tatmini durgunluğu ve sıkıcılığı, temel ihtiyaçlarını karşılama kaygısızlığı, haz çukurunda kalma, hedefe ulaşılmışlık yanılgısı, Tutku tükenmişliği gibi bir çok engeli aşamamaktadırlar. 

Dünyanın tüm dahileri silkelenin, kendinize gelin. Tembelliği, durgunluğu, inzivayı bırakın. Evrenin büyük resmini görmeye, o ana bilgiyi bulmaya çalışın. İnsanlık türünün gerçek hedefini, görevini ve kuracağı yeni kurum ve sistemleri ortaya koymaya çalışın, çabalayın. Bu bir görev çağrısı değil, hedeflerinin bittiğini düşünenlere daha bitmediğini hatta yeni başladığının duyurusudur. 



    Zerdüşt hafta sonu öğleden sonra Yunus'la haberleşip uzun bir yürüyüş için Güzelyalı parkında buluştular. Birlikte rahatça konuşabilme ve dinlemeye olanak verecek yavaşlıkta yürümeye başladılar. Yolda ilerler iken bir çok konu hakkında konuşurlarken çevre dikkatlerinden kaçmakta idi. Mithat paşa Cadde boyunca kaldırımda adeta bedenleri yürüyor zihinleri kavramlar arası uçuşup duruyordu. Kaldırımda çarpışmamak ve yeşil ışıkta sahile ulaşmak adına konuşmalarını durduruyorlar ve sonra hızla devam ediyorlardı. Konuştukları tüm konular güncele aitti, haberler, işyeri ve arkadaşlar hakkında başlayan ve insan, doğa, yaşam, usul, adap, şehir, ilişkiler gibi bir çok kavrama doğru fark etmeden hızla uçuşa geçiyorlardı. Onlar artık sahil yolunda yürüyen birer bedendiler. Zihinleri kavram ve evrensel olabilecek ilkeler üzerine çalışmakla meşguldü. Yunus'un sağ omuzunda, Zerdüşt'ün ise boynunda meslek hastalıkları vardı. Yunus sağ omuzunu sık sık kaldırmak, Zerdüşt ise boynunu dik tutmak zorunda idi yürürken. Birbirlerine sık sık hatırlatıyorlardı yapmaları gereken yürüyüş tarzını. Adeta ayna olmuşlar, kendilerinin görmediğini karşısında görmekte idiler. Konuşmalar noktalandığında Zerdüşt " Karın içeri omuzlar yukarı " Yunus ise " Boyun dik ve ileri bakmalı " diye birbirlerine hatırlatıyorlardı. Kent Parkın girişinde engeliler parkına geldiler. Kafeterya kasasına ilk önce Zerdüşt ilerledi. Kasiyere Yunus'la sözleştiği gibi iki porsiyon köfte, bir ayran ve bir kola siparişi verdi. Köfte fiyatı iki porsiyon yetmiş iki lira idi. Ayran sekiz, kola ise on üç lira idi. Zerdüşt kart geçmediğini biliyordu. Önceki hafta Yunus'la aynı güzergahtan yürüyüş yapmışlar ve aynı yerde ikinci kez bulunuyorlardı.

Zerdüşt ücreti ödedi ve bahşiş vermek istedi. Kasiyer bayan bahşiş almanın yasak olduğun söyledi. İlginç karşılamıştı Zerdüşt. Fakat üzerinde durmadı. Yunus siparişleri almak için bekleyeceğini söyledi. Zerdüşt bir masa aradı. Biraz sonra Yunus ve Zerdüşt yemeklerini yerken bile konuşmaya devam ettiler yavaşça. Belli bir süre sonra inciraltına gitmek üzere yola koyulmuşlardı. Sahilden yürüdüler bir çok aile, arkadaş grupları ile piknik yapmakta idiler. Kalabalık halde olmaları sahil boyuna panayır havası vermişti. Onların aralarında geçerek Kent Park da yola devam ettiler konuşarak. Yolda rastladıkları çeşmelerden serinlediler, etrafa bakarak ilerlediler. Kent parkın içinde dinlenme için bir müddet durdular. O anda bile konuşmaya ve dinlemeye devam ettiler. Fikir fikiri çağırıyordu. Olaylar ve olgular kavramlara ilerliyordu. Fikir farklılıkları da oluyordu. Bunu kabul ediyor saygı gösteriyorlardı birbirlerinin farklı olmasına. Sesleri sakin ve yürümeyle uyum içindeydi. Etraftaki ağaçlara, çiçeklere ve denize bakıyorlardı konuşularken. İnciraltına yaklaştıklarında hiç yorgunluk hissetmediler. Yine de kısa bir mola verdiler. Burada da kayık kafeler hizmet vermekte idiler. Deniz kenarında küçük masalarda oturanlar bir şeyler yiyip içiyorlardı. Kentin kalabalığından çıkarak akşam üzeri sakin ve sessiz bu ortama gelmişlerdi. Yine de kalabalık olmuşlar bir panayır havası yaratıyorlardı. 

Zerdüşt ve Yunus Özdilek Otelinin kafeteryasına oturdular. Çay ve pasta sipariş verdiler. Hem dinlendiler hem de aralıksız sohbet havasındaki diyaloglarına devam ettiler. Zerdüşt daha sonra blog sayfasında " Felsefe Yürüyüşleri " adı altında yazısına çektikleri resimler ve konuştukları konular hakkında eklemeler yapacaktı. Özdilek kafeden çıkarken Yunus kasaya yaklaştı ve hizmet ücretini ödedi. Kasiyere bahşiş vermek istediğini sorduğu halde kasiyer bahşiş almalarının yasak olduğunu söyledi. Bugün iki iş yerinde bahşiş almasının yasaklandığına şahit oluyorlardı. Bu bir tesadüf müydü ? Neden almıyorlardı. Bahşişi paylaşmada sorun çıktığı için mi yasaklamışlardı. Zerdüşt bu durumun hizmet sektöründe pek rastlanmayacağını, işletme yönetiminin bahşiş dağıtma konusunda uygun bir çözüm bulamayıp sorunu hiç bahşiş almamakta bulmalarının çalışanlar adına bir hak ihlali anlamına geldiği tespitini Yunus'a söyledi. Yunus da Zerdüşt'e hak verdi. Bu iki olay hizmet sektöründeki gizli krizin göstergeleri olabilir miydi. İki hizmet sektöründe bahşiş almak neden yasaklanıyordu. İki farklı işyeri ama aynı uygulama iki işyerinin bir yerden mi yönetiliyor sorusunu çağırıyordu. İlk akla gelen bahşişin toplanması ve hakkıyla dağıtılması sağlanamıyordu. Neden ? Çünkü bahşiş kutusunu kontrol eden ve ondan sorumlu görevli diğer çalışanların haklarına el koyuyor ve hakkıyla dağıtımını yapmaktan kaçınıyordu. Bunu fark eden diğer çalışanlar bu davranışa tepki gösteriyor ve tartışma hatta kavga ediliyordu. Ve bu sorun yönetime bildirilince yönetim bahşiş almama kuralı getiriyor ve çalışanların haklarına engel koymuş oluyordu, sorun çıkmaması adına. Bu durum hizmet sektöründe gelecek krizlerin habercisi olabilir miydi. Zerdüşt böyle bir soruyu Yunus'a yöneltti. Yunus'un gözleri parladı ve bir an bakışları dondu. Sanki gelecekten haber almışçasına şaşkın ve endişeli bir biçimde Zerdüşt'e bakıyordu. İkisi de aynı şeyi düşünüyorlardı. Şu an ufak bir sorun geleceğin dev sorunun bir kıvılcımı olabilir miydi. Hizmet çalışanların hakları olan bahşişi hakkıyla paylaşılması istekleri yönetimce kavga çıktığı gerekçe ile yasaklanıyordu. Hizmet çalışanları bahşiş haklarını önemsiyorlardı fakat kendilerine yapılan bu haksızlığa sessiz kalıyorlardı. Çünkü iş bulma ve hizmet sektörünün daralması onları işlerine bağımlı kılmakta idi. Dolayısı ile ilerleyen zaman işsizliğin ve kazançların daha da azalması anlamına gelme olasılığını çağırmakta idi.

Zerdüşt ve Yunus bu konuda üzgün olduklarını söylediler birbirlerine. Geleceğe dair iyi günlerin gelmesi temennisi ile yürüyüşlerine ve diyaloglarına devam ettiler. Güzelyalı sahilinde barlar sokağında La siesta barda bir şeyler içtiler dinlenme ve günü kapatma adına. 

Güzelyalı parkından İncir altına gidiş geliş on sekiz kilometre mesafeyi beş saatle molalarla birlikte yürümüşler fakat kendilerini hiç de yorgun hissetmemişlerdi. 

Kısa süre sohbetten sonra ayrıldılar ve haftaya yine aynı etkinliği tekrarlamak üzerine sözleştiler.       

Devam edecek.....


20 Haziran 2022 Pazartesi

Düşünür ve Şair Özkan Salman Kendini takdim yürüyüşü (Felsefe, şiir)


15 yıllık şair ve düşünür olarak bir çok çalışmalarım bulunmaktadır. 

Şu ana kadar kendimi geri planda tutarak eserlerimin ön planda olmasını tercih ettim.

Şimdiye kadar sizlerle aramdaki köprü eserlerimdi.

Artık tanışma vakti geldi.

Selam canlar. 

16 Haziran 2022 Perşembe

Ülkemizde Birey ve El alem (Toplum) üzerine Düşünceler




Ülkemizde, tarihimizden gelen bireylerin, ailelerin, " El alem " (Toplum) e karşı tutumlarında değişimleri yapmalıyız. Bireyleri ve aileleri toplum hakkında önyargılarını, yanlış fikirlerini, kişisel olumsuz tecrübelerini tekrar gözden geçirmeye ikna etmeliyiz. 

El alem ne der ?

El aleme muhtaç olmamak.

El alem gibisin, benim için.

Şimdi bize, bana el alem oldun. 

El alem gider mersine, sen, biz gideriz tersine. 

El alemin her şeyi var, senin, benim, bizim bir şeyimiz yok.

El alem yaşıyor, sen, ben, biz sürünüyoruz.

El alem izin verir mi ?

El alem görsün, el mi yaman, bey mi yaman. 

Bireyler ve aileler tarih boyunca iyi yaşama konusunda birbirleriyle rekabet içinde olduklarından birbirlerine üstün gelmek adına haksızlıklar da yapmışlardır. Rekabete dayalı bir toplum içinde bireylerin aralarında yarışır olduğu göz önüne alındığında günlerin, zamanın ilerlemesinde birbirinden daha iyi olanaklara sahip olmak için toplumun erdem saydığı değerlere sadık kalmaktan kaçınmışlardır. Gizli ve hesap sorulamaz tarzlarda birbirlerine zarar verebilmişlerdir. Bu olayların sık olması ve kötü tecrübelerin yaşanması birey ve ailelerin el aleme karşı olumsuz önyargılar oluşturmasını ve çocuk yetiştirmede el aleme karşı çok dikkatli olunması yönünde aşırı bir tavır içinde kalın duvarlar örülmektedir. Bireyin ben ve el alem (toplum) algısına zarar verilmiş olup, ömür boyu savunma, önlem, tedbir kıskacının getirdiği içe kapanıklıktan çıkılmama, yeteneklerini geliştirememe ve insan bilincine ulaşılmaması yaşantısına sınırlandırılmaktadır. Çocuklukta kalmış, büyümemekte ısrar eden zihinlerin " Ben ve el alem " algısındaki sabitlenme bir çok kişinin zihinsel gelişimin engellemektedir. Beden geliştiği halde zihin sabit ve durgun kalmaktadır. 

Eğitim, öğretimde Türkiye toplumunun birliğini, dayanışmasını, kendi içinde barış içinde olduğunu, edep, adap ve usullerin gerekli olduğunu, nezaket, hoşgörülü, empati gibi yaklaşımların önemli olduğunu bir çok iyi özellikler yanında bireylerin kendilerini hangi durumlarda korumaları gerektiği bilgisini ve tecrübeleri çocuklara ve gençlere vermeliyiz.

Geçmişten gelen zor yaşama şartları günümüzde değişmeye başladığı halde bireyler önceki büyüklerinden aldıkları önyargılarını sürdürmektedirler. Kuşak çatışmalarındaki en belirgin olgu el aleme (topluma) bakış tarzında oluşmaktadır. 

Birey ile el alem arasındaki güveni oluşturmak gerekmektedir.

Türk toplumu bireyine olan sağduyu özelliklerini bilmekte ve uygulamaktadır. 

Asıl sorun bireyin topluma karşı ideal tutum bilgisinin ve güveninin olamadığı ortadadır.

Toplum bireyi sevmekte ve değer vermekte iken, birey topluma küskün ve onu yanlış bilmenin önyargıları içinde tutumla yaşamaktadır. 

Bu soruna çözüm, bireyde toplum algısının güncellenmesi, yenilenmesi ile olabilir. 

Bunu başarmak için aile, okul eğitim ve öğretimleri, sanatta, edebiyatta, psikoloji, sosyoloji gibi bir çok bilim dalında araştırmalar yapılmalı ve yeni tespitlere ulaşılmalı, bireylere sunulmalıdır.

Ülkemizde eksik olanı yani bireyin topluma küskünlüğünü barıştırmaya yöneltmeliyiz.

Birey olarak tüm büyük hayal ve isteklerinizi evrenden değil, toplumdan isteyiniz. Evren doğa ile bağlantılı bizde doğa ile bağlantı içindeyiz. Doğa boşluk bırakmadığı gibi evrende de boşluk yoktur bunu henüz bilemesek de. Evreni yaratanın amacını bulamayız ama doğanın ve toplumun nereye doğru gittiğini biliyoruz. Doğa uzaya gitmek istiyor, toplum ise varlığını korumak, düzenini oluşturmak, sürdürebilir olmak, bireylerinin, birimlerinin, gruplarının iyi yaşam ve mutluluklarının kendi amacı ile uyumlu olmasını istiyor. 

Bu konuları düşünen olarak doğanın istediğini toplum amacının gerçekleşmesi üzerinden yani iyi yaşam ve mutluluk devamında iken yerine getirilmesi ideal gelecek olur. Doğa amacının yerine getirilmesini toplumun amaçlarıyla uyuşmasının birinci öncelik olarak tanımaktadır. Fakat toplumlar bunu başaramaz ise uzaya kötü rekabet, savaş ve kaçış gibi zorunluklar ile de doğa amacını gerçekleştirecektir. Bu bilince ulaşmak bizleri geleceğimiz için en uygun seçenekleri tercih etmemizi yardım edecektir.


 

BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı 10:45 Simit , yarım, ısıtıl...