23 Eylül 2022 Cuma

Geçim ile El alem (şiir)

 

Dertlerin önce yolunu çizer, sonra kaderini,

Geçim derdi en önemlisidir, hep oyalar seni,
El alem, Toplum düzen, sürekli yoklar seni,
Ne yapıyor ne ediyorsun, kötü müsün iyimi.

Fakirleşirsen kol kanat gerer, yardım ederler.
Toplumla devam için, öğütle, yol gösterirler,
O yolda ilerler isen sabırla ulaşırsın orta hale,
Geçim derdi devam eder, ya geriler ya ilerler.

Zengin olursun, el alem imrenir, tebrik ederek,
Onların istediği haldesindir, eh bir gün olacak,
Geçim derdindedir, kendine yeter, çoğunluk,
Fakirlik ile zenginlik arasında uzun yolculuk.

Kimi vardır zengin, fakir gibi yaşar, öyle de ölür,
Kimi vardır orta, zengin gibi yaşar, çabuk yorulur
Kimi var fakir, el alemi dinlemez, erken gömülür,
Kimi vardır, zengin, hem zengin hem orta görülür.

Geçim derdi hiç bitmez, el alem takibi de durmaz,
Nerede yaşar, nerede gezersin, ne yer ne içersin,
Kimlerle yaşar, konuşursun, nerelisin, neredensin,
Neyin var, yok, işin, gücün nedir, ne hallerdesin.

Geçim derdi, geçinme derdi, sürer ömürlerce,
Ne var, ne yok, geçiniyor, iş, güç idare, deriz,
Aile kurmak, ev, araba almak, iş, aş derdinde,
Şükür eder, sağlık olsun da her şey olur deriz.

Geçim derdi zorlaşır, sağlık giderse, hastalıkta,
Gelir azalır, çalışılmaz ise, erir neyin var yoksa
Zengin orta, orta fakir olur, fakirler ise fukara,
El aleme muhtaçlık, böyle istenmez bu yolda.

Geçim derdi, çalışmak ile başlar, sağlıklı iken,
Birikim gelir, temel ihtiyaçlar karşılanır iken,
Barınma, çocuk büyütme, yeme içme der iken,
Nasıl birikim olacak, bir sürü masraf var iken.

Şehirde geçim derdi kalabalıklarla zorlaştırılır,
Yerini beğenmeyenler, yarış atı gibi yarıştırılır.
Rekabetle en iyi, en önde olmak için koşturulur,
Başarılı olanlar kutlanır, hilekarlar ise ayıplanır.

Şehirde geçim üçe ayrılır, varoşlardır şehir gerisi,
Orta direktir el alemin özü, tüm şehir ve çevresi,
Zenginler otururlar, geniş bahçeli, havuzlu villası,
Bu üç geçimci görmezler, sevmezler birbirlerini.

Geçim derdi, can, canan derdi, bitmez tükenmez,
Ömür boyu bizi bırakmaz, el aleme karşı gelinmez,
El aleme küsülmez, kızılmaz, ne ele gelir ne avuca
Sevgi bilinmese de saygı, şükran, minnet de bitmez.

Özkan Salman 

18 Eylül 2022 Pazar

Felsefenin Temelleri

Günümüz yaşantısına, önce bilim sonra onun ürünü teknoloji hakim olmuştur. 

Hayırlı olsun.

Hala teknoloji büyüsünü yaşıyoruz gündelik yaşantımızda. 

Teknoloji bizleri çepeçevre sarmış ve büyüsü ile kuşatmış durumda.

Modern don kişot kitabını yazsa idim şu dizeler dökülürdü kitap satırlarıma;

" Ey savul teknoloji seni yeneceğim. Büyünden kurtulacak ve insanlığı kurtaracağım. Bizleri dinlediğin ve izlediğin telefonunu almayacağım ve yasaklayacağım etkimdeki çevremden. Bize boş hayal ve rüya tuzağı kurduğun tv yi seyretmeyecek ve meşgül etmek istediğin, internetini kullanmayacağım tüm azmimle. Ninni söyleyerek uyutmaya çalıştığın radyonu dinlemeyecek ve tüm metalik atlarına ve içtikleri yağlı ve siyah içeceğe savaş açacağım oto yolarda. Mutfakta kullanmayacağım robot askerlerini, kışın ısınmayacağım ve yazın serinlemeyeceğim klima ejderhalarınla. Tüm metal kuşlarına, sandallarına ve hızla giden  ve insanları karnında taşıyan büyük yılanlarına savaş açıyorum. "

Ve bu kitap satırları tarihte gülünç ve acınası kalırdı tüm hafızalarda. Fakat bir tarih değişimi de sunardı unutulmamacasına. 

Teknoloji çağına hoş geldiniz.

Teknoloji bizi kuşatmış ve her şeyimizi belirlemişken geri kalanlarımız nelerdir bu yüzyılda küçülmekte ve zayıflamakta olan nelerdir sorarım sizlere. 

Elbette Sanat din ve felsefe aklıma gelir hemen onun adları diye.  

Tarihin üç devi adeta iç geçirir ve nefes almakta zorlanmaktadırlar. 

Bilim ise kıs kıs gülmekte öne sürdüğü teknoloji ürünleri sayesinde. 

Bilim kendi dönüşünü yaşamakta şu anlarda teknolojinin sahne alması sırasında. 

Bilim artık kimlik değiştirmekte gizlice.

Bilim kaybolmakta yerini teknolojiye bırakırken. Ve o gölgelerde dolaşmakta sessiz ve sakin köşelerinde kilo almakta iken.

Sisler içinde bir şeyler dolaşmakta kendini göstermeden ve sessizce. 

Belli belirsiz görünmekte ama net seçilememekte. 

O felsefe değil mi yanındaki de bilim olsa gerek. 

Bilim ağlamakta felsefenin kollarında. Üzgün ve çaresizce dert yanmakta.

"Felsefeciğim biz bu hale nasıl geldik, kendimi tanıyamıyorum, aynada kendimi göremiyorum. "

Bilimin saçlarını okşarken felsefe dingin ve huşu içinde hafif gülümsemekte. 

" Kaderin bir tecellisi yavrucuğum, bundan kaçış yok. Laboratuvarda deneydin ve kitaplardaki bilgi idin şimdi ise yeryüzünde varlığa dönüştün. Teoriden pratiğe dönüştün. Ve bu senin kaderin kuzum."

Bilimde hemen atılır heyecanla; " Sen düşünce idin, bende senin eylemin oldum değil mi "

Felsefe sakince " Evet haklısın, ama benim düşünme işim devam ediyor sen kendini teknolojiye bırakırken ve yeni düşüncelerimin eylemini teknolojiye sunmayı düşünüyorum maalesef sana değil."

Bilim yalvarmaya başlar. " Lütfen beni bırakma, ben senin en değerli kısmınım, bak din ve sanat kardeşlerimle ilişkini zayıflattın beni de bitirmeye çalışıyorsun uzmanlık yeni gözdelerinle. Bana da gelecekten bir yer ver olur mu. "

Felsefe gizli planlarını keşfetmiş bilime hayretle baktı ve; " Elbette bilimciğim seni hiç unutur muyum, fakat sen artık bir amaç değil araç haline gelmeye başladın, her zaman seni dikkate alacak ve sana değer vereceğiz merak etme."

Felsefenin temelleri konusuna giriş yapmak için yazımda edebi satırlara başvurdum. 

Her yerde olan görülmez. Sadece her yerin parçaları görünür. Sınırlı duyularımız ve algılarımızda.

Felsefe her yerdedir hayatımızda onu görmek veya sezilmesi için büyük gayret gerekmektedir. Genelimizden, tümümüzden bu gayreti istemek haksızlık olurdu. Siz rahatınıza bakın biz gönüllüler bu alanda hem istekli hem de yaptığından mutlu olan bizler yeteriz felsefeyi devam ettirmeye.

Teknoloji her yerde değildir. O hep elimizin ve ayağımızın altında, bizler onun içinde, yanındayızdır. Teknolojiyi görmekteyiz sürekli haliyle onu kullanıyoruz. Ve o günlük yaşantımızın her saatini bize hizmet etmek üzerine çalışmakta yani teknoloji bizim hali ile tüm insanlığın cansız kölesidir.

Tarihteki efendi- köle diyalektiği değişmektedir. Cansızları biz canlılar köle ediniyoruz. Bu köleler hiç itiraz etmiyorlar. Madde ve enerjiyi kendimize köle ediyoruz. Bir düğmeye basarak onları çalıştırıyor ve bir düğme ile durduruyoruz. Bunlar köle olduklarını bile bilmiyorlar. Bilme özellikleri yok çünkü canlı değiller. Canlı olsalardı eninde sonunda tepki verirlerdi iyi veya kötü. 


.............


11 Eylül 2022 Pazar

9 Eylül İzmir'in 100. yıl kutlamaları


                                              
09.09.2022 Cuma 18:00 -23:00

Bu gün İzmir'in kurtuluş günü Gündoğdu meydanında yüz binlerce (2 milyon kişi, bu yüzyılın etkinlik için toplanma ilk rekoru) kişinin katılımı ile kutlandı. Tarkan konseri ile de geceye renk kattı.
Ressam bir arkadaşımla bu büyük etkinliğe katıldık. Kalabalıklarla birlikte Konak'tan Gündoğdu meydanına doğru yürüyüşe geçtik. İnsan seli ile birlikte akıyorduk adeta.
Bu yürüme sıradan bir yürüyüş olmadı. Toplumun temsili bu kalabalığın gizli ve büyük gücünü bedenlerimizde hissederek yürüyorduk. Kulaklarımız bu kadar insan sesine gözlerimiz bu kadar kalabalığın hareketine alışık değildi. Kulaklarımız duymaktan, gözlerimiz görmekten yoruldu.
Bu kalabalıklar mutlu bir gün için bir araya gelmişti ve herkesin yüzü gülüyordu. Çocuklar çok neşeli konuşuyor ve heyecanları ses tonlarından belli oluyordu. Gençler ve yetişkinler ise keyifli ve sakin olarak aile, arkadaş grupları halinde yürüyorlardı. Yüzlerinde üzgün, öfkeli ve çok ciddiyetten kasılmış, asık gibi olumsuz ifadeler görünmüyordu. Her yüzde sakin, keyifli ve neşeli ifadeler hakimdi. Bu hal toplumun pozitif gizli ve büyük gücü idi. Ben ve arkadaşım tüm yorgunluğumuza rağmen bu toplumun gizli ve büyük gücün enerjisini hissediyor ve alıyorduk beden ve zihnimizle.
Toplum temsilinde büyük kitle halinde insanlar belli bir amaç ve hedefle bir araya gelmişler, bu mekanlarda yürümekteydiler. Ben ve arkadaşım da bu kitlenin içinde, yanında ilerliyorduk. Tümümüzde toplum barışı hakimdi. Bedensel ve sözsel sataşma, öfke, üzüntü, korku gibi ara duygulara izin verilmiyordu. Burada tamamlanmış duygular hakimdi. Neşe, keyifli olma ve sakinlik halleri.
Kent varlığının oluşma ve temellerinin herkesçe bilinmesinin verdiği ortak anlayış ile toplum birlikteliğinin mutluluğu herkesi sarmış halde yürüyorduk hep birlikte.

Bu duygulara merak eşlik ediyordu. Başka insanları görme merakı. Paylaşılan, kentimizde yaşayan diğer insanların nasıl olduğuna duyulan meraktı bu. Kadınlı erkekli giyim şekilleri, bedenleri, sosyo - ekonomik ve kültürel çeşitlilikleri merak konularıydı.
O kalabalıkta her kesimden insan bulunmaktaydı. Hepsi de pırıl pırıldılar. Temiz ve düzenli giyinmişlerdi. Yürürken bir uyum ve düzen içinde ilerliyorlardı. Gür, berrak ve serin akan bir nehir (insan nehri) gibiydiler.
Cumhuriyet meydanında bir kafenin ikinci katında locaya oturduk. Pasta ve çay eşliğinde kalabalığı ve gösteri uçaklarını izledik. Telefon kamerası ile kayıt altına aldık ve fotoğraflar çektik.

Bir saat oturduktan sonra hava kararması ile Gündoğdu Meydanı'na doğru yürümeye devam ettik kalabalıkla beraber. Biz kalabalık halinde giderken, geri dönen kalabalıklarla da karşılaştık. Bu yürüyüş çok yoğun ve yorucu idi. Fakat o an heyecandan farkına varamıyorduk. Kalabalıktan kişilerle çarpışmamak ve önce yan yana sonra önlü arkalı sıralı yürüdüğümüz arkadaşımla birbirimizden ayrılmamak için çok gayret sarf ederek yürüyorduk.

Göz ve kulağımız çok çalışıyor, iskelet ve kaslarımız yürüme sırasında dengede kalmak için çok çaba sarf ediyordu. Nefes alma zorluğu çektik. Bu kalabalık ortamda oksijen tüketilmiş ve karbondioksit hakim olmaya başlamıştı. Böylelikle yürürken yorgunluk hissetmeye ve baş ağrısı duymaya başladık. Kalabalığın beden sıcaklığı ortamı kaplamış ısıyı arttırmıştı. Kalabalıkla giderken bazı kişilerle kısa ve hafif çarpışmalar da yaşıyor ve bu hal yorgunluğumuzu arttırıyordu dengede durmamızı zorlaştırır hale getiriyordu.
Yorulmuş, fakat bir çok mutluluğu bir arada yaşamış olarak kentimizin 100. yıl gününü kutlama büyük etkinliğine katılmış ve bir çok ilham alma olanağımız olmuştu.






 

4 Eylül 2022 Pazar

Bu Şehir Uyku Kokuyor (Şiir)


Bu şehir uyku kokuyor, gecenin ikisinde,
Sahilden nemli ve serin esen yellerinde,
Bu şehir uyku kokuyor, gecenin içinde,
Ağır, yorgun, sokakların sessizliğinde.

Bu şehir uyku kokuyor, derin oh çekişlerde,
Sevişmelerden yorulmuş, terli nefeslerde,
Evinde yalnızlığı seçmiş, mutlu emeklilerde,
Günün yorgunluğu çökmüş, tüm bedenlerde.

Bu şehir uyku kokuyor, son içilen kadehlerde,
Sokağa taşmış, telefona patlayan öfkelerde,
Bu şehir uyku kokuyor, sessiz gezen kedilerde,
Parklarda oturmuş, sohbet eden sevgililerde.

Kahkaha seslerinde, karıştırılan çöplerinde,
Terkedilmiş, boşaltılmış, loş mekanlarında,
Rüyaya dalmışların, hülya ve hayallerinde,
Bu şehir uyku kokuyor, Güzelyalı'larında.

Güzelyalı Şairi

Bu şiirimi Güzelyalı, Göztepe sahilinde felsefe ve ilham yürüyüşlerimden bir örnekle sunuyorum.

14 Ağustos 2022 Pazar

Felsefe Atölyeleri için örnek konu seçimi ve düşünme şekilleri -2

 Felsefe atölyeleri için örnek konu olarak çift sivrisinek gerçek öyküsünü ele alacağız ve bu öyküden yani yüzey ve görünen bilgiden derin felsefe düşünce sürecine doğru ilerleyeceğiz.

Şimdi anlatacağım öykü gerçektir ve kendimin şahit olduğu ve yaşadığı anlardan alınmıştır.

Giriş

Kendini feda eden erkek sivrisinekler 

Erkek sivrisineklerin kan emmediklerini biliyoruz şu an ki bilgimiz ile. Erkek sivrisinek dişisi ve yavruları için kendi hayatını feda eder mi ? Ben üç defa bu olayı yaşadım ve bu tecrübeden emin oldum. 

Evimde üç ayrı akşam erkek sivrisineğin beni oyalamasına bu arada ise dişi sivrisineğin bacağımdan kan alışına yakın ara şahit oldum. Uyumak üzereydim. Birden yüzümde gezinen sivrisineğin o rahatsız eden sesini duydum ve uykum kaçtı. Evim çevresinde sivrisinek az ve aralıklı bulunduğu için onlarla mücadele etme çabalarım olmamıştı. Fakat uykumu kaçırmış ve endişe yaratmıştı bende o an. O sesi duyduktan yaklaşık bir dakika içinde ayağımda bir acı hissettim. Erkek sivrisinek yüzümde dolaşırken beni oyalamış ve dişi sivrisineğin kan emmesi için zaman kazandırmıştı. Odamın kapısını kapattım ve ışığı açtım. Dikkatle etrafı gözlemliyordum. Ve erkek sivrisinek yine etrafımda dolaşmaya başladı ki onun erkek olduğunu onu yakaladığımda anlamıştım. Çünkü bir gram kan çıkmamıştı üzerinden. Ve dişi sivrisineği aradım, bulamadım. Sineklikten küçük bir delikten gittiğine karar verdim. Kapıyı açtım ve havanın cereyan yapmasını sağladım. Dişi sivrisinek amacına ulaşmış, ihtiyacı olan kanı benden almış ve süratle gitmişti. Erkek sivrisinek ise beni kendisini ortaya sürerek oyalamıştı. Bu birinci tecrübe oldu. Diğer bir gün akşam vakti salonumda aydınlıkta internet ile ilgilenirken masanın altında olan dişi sivrisinek bacağımdan kan aldığını geç anladım. Ve hemen dikkatimi ona vermeye çalıştım. O an masamın üzerine bir sivrisinek kondu ve sabit kaldı. " Tamam dedim. Kanı aldın şimdi kendin için tehlikeli bir yere benim gözüm önüne geldin, hem de ışığın yoğun olduğu ve benim rahat görebileceğim bir yere, şu an hiç şansın yok" dedim. Ve onun peçetede canlı resmini oluşturdum. Bir de ne göreyim bir gram kan yok. Şaşkınlıkla baktım. Bu yine bir erkek sivrisinekti. Kendini feda etmiş dişisinin hem kan almasına hem de kaçmasına yardım etmişti. " Olamaz böyle bir şey, inanılmaz " diye aklımdan geçirdim. Çok şaşırmıştım.. Üçüncü olayda da odamda duvarda yakalamıştım erkek sivrisineği ve dişisi kan almış ve gitmişti. Üç olayda da dişi sivrisinek veya sivrisinekler kan almış ve sağ salim yanımdan uzaklaşmışlardı. Üç erkek sivrisinek önce dişisi ile çiftleşmiş ve daha sonra dişisinin kan alması, kaçması ve yumurtalarını bırakabilmesi için kendisini feda etmişlerdi. 

Gelişme

Bu gerçek öykülerden canlılık için üreme ve birlikteliğin gelecek nesiller amacı ile olduğu ortaya çıkmaktadır. Türün bir üyesi canlı türünün artması için kendisini feda edebilmektedir. Bir çok olayda cinsin dişisinin kendini feda ettiğini biliyoruz. Fakat bu örnekte eril cinslerinde bu önemli amaç için kendi yaşamını feda edebileceğini görüyoruz. 

Türümüzün, geçmiştekilerin devamı gelecektekilerin öncesindeyiz. Yani bizler ara formuz. Zincirin bir halkasıyız. Geçmişten devir aldık, canlılığı geleceğe aktarıyoruz, aktaracağız. Canımız emanet türümüz için. Çocuk sahibi olanlar bu görevi yerine getirmiş demektirler. Fakat çocuklarının çocukluktan çıkışından sonra onları artık yetişkin olarak kabul etmeliler. Ömür boyu onlara çocuk davranışı sergilemek türümüze, doğamıza aykırıdır. Bu tavır maalesef tarihin tozlu ve kötü anılarından gelmekte bize. Kimsenin uzun yaşayamadığı ve her an tehlikeler ile karşılaştığı barışın olmadığı, sürekli savaşın, didişmenin ve kuralsızlığın hakim olduğu tarihlerden geliyor. Türün değerinin verilmediği, grup, aile ve kabilelerin önemsendiği devirlerden miras bizlere.

Çocukları olmayanların ise tüm çocuklar çocukları sayılır. Onlara yardım ve hizmet etmek, yani eğitim, destek gibi bir çok konuda yardımcı olmak da çocuk sahibi olma hissi verir. 

Sonuç

Türümüz için ana görevimizi yerine getirdikten sonra yapacağımız ise sağlığımız, insanca iyi yaşam isteğimiz ve türümüzle (Canlar) ile (Diğer türler ile de yani tüm canlılar ile) olan ilişkilerin iyi olması temelinde yaşamaktır. Ve tüm hayal, istek ve arzularımızı bu temeller üstüne inşa ederek hayat sürmektir. 

İnsanın mutluluğu böyle sağlayabilir tezine ulaştık.

Atölye konumuzun ilerleyişi hakkında

Önce bir konu ile giriş yaptık. Günlük hayatta, gündelik yaşamdaki bir örnekle başladık. 

Sonra onun tikel halinden, yani bir olaydaki etkenlerin az olduğu bir örnekten, tür yani tümel haline ilerledik. Önce bir cins canlı davranışının özelliğini yaşamla tecrübe ettik. Ve bundan canlı bir tür için sonuç çıkardık. Bu çıkardığımız sonucun diğer türlere de uygulanabilir olduğuna ilerledik. Bir türden tüm canlı türlerine doğru ilerledik. Yumurtlayan ve doğuran canlıların yavruları için yaşamlarını feda etme fikri bizi canlılığın genel ilkelerine doğru taşıdı. Canlılığın temel ilkelerinden biri de canlının türün devamı amacında olduğu fikrine ulaştık. 

Bu sonucu kendi türümüze uyarladık. Ve benzer olduğunun farkına vardık. 

Sonuç bölümünde ise bizlerin bu olay ve gelişen düşünce şeklimizden hangi dersleri çıkarabileceğimize ve ilke olarak alabileceğimize ulaştık. Başlangıç olayı ortak gelişme bölümü ortak fakat sonuç ve ders çıkarmalar farklı olabilir bir çok kişi tarafından felsefe atölyesine katılmış kişi sayısına göre.

Günlük ve gündelik bir olaydan mantık ilerlemeleri ile yaşantımızı şekillendirecek yeni, doğa ve canlılık ile uyumlu, doğru ilkelerin oluşmasına doğru ilerleyebilme olanağımız bulunmaktadır.

Ve mutlu olmanın ilkeleri ile nasıl mutlu olunur sorusuna kendimizce tatmin edici (Belki şimdilik ve tam olmasa da) bir cevap bulduk.


6 Ağustos 2022 Cumartesi

Türkiye'de Sanat ve Kültürün Gelişimi Üzerine (TRT, Unkapanı ve Yeşilçam)

 Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan yeni ve modern bir ülke inşasında, yenilenmesinde sanat ve kültür kaderi gereği sonradan gelmiştir. Değişmekte ve gelişmekte olan AB ve ABD yaşantılarına uyum için çok yol kat etmek gerekiyordu.

Ülkemizde temel değişim planları içinde kültür ve sanat yavaş ve az olarak bulunması o yıllar için kabul edilebilirdi. 

Sonraki yıllarda ülkemiz sanat ve kültürü belli başlı özel ve resmi kurumlar tarafından halka sunulur olmaya başladı. 

TRT televizyonu bu konuda merkez konumda idi. Tek kanal olarak bir çok sanat ve kültür olayını kitlelere sunmaya çalışıyordu. 

Sonraki küreselleşme yıllarında köyden kente göç olgusu kendi sanat ve kültürünü de belirlemişti. Arabesk kültürü kırsaldan gelen vatandaşlarımızın sığındığı ve kabul ettiği bir sanat şekli olmuştu. 

Kırsaldan gelen kişiler sanki kendi ülkesinde dolaşmıyor yabancı ülkeler gitmiş ve oranın adet, geleneğine uyum sağlayamıyor gibiydiler. Dolayısı ile Almanya'ya giden yurttaşımız ile kırsaldan kente göçmüş vatandaşımız aynı duygu ve yaşantıların aynı sanat tarzı yani arabesk kültürünü benimsiyordu.

(Dünyanın neresine giderseniz gidiniz, insan ve özelliği aynıdır. Sadece gittiğiniz yerin adap, usul ve geleneğini öğrenin bu size yeter, böylelikle her yer size tanıdık ve kendi mekanınınız hissini verecektir. Eğer böyle hissetmiyorsanız eksiklik sizdedir, onu tamamlayınız.) 

Unkapanı plak firmaları yetenek avını başlatmışlar ve bir çok denemelerden sonra halkın gönlünde zirveye çıkmış sanatçılarla uzun yıllar çalışmışlardır. 

Yetenek avcıları tüm yurtta dolaşıyor ve ya Unkapanı ya da TRT için yetenek arıyorlardı. Böyle olması gerekli idi. 

Çünkü modern sanatlar ile Anadolu kültürü arasında büyük bir fark bulunmakta idi ve bu ara hızla kapatılamazdı. En hızlı yöntem tekel merkezler tarafında yetenekler bulunmalı ve halkın destekleyecekleri sanat ve kültür alanında geliştirilmeli idi. 

Unkapanı ile TRT yarışır oldular. TRT arabeske yer vermemeye özen gösterip Türk halk, sanat ve pop müziğe öncelik vermeye özen gösterdi. TRT cumhuriyet kurucular planında iken Unkapanı halkın isteklerini ön planda tutmakta idi.

Yeşilçam hem TRT'den hem de Unkapanı'nda rol çalıyordu o yıllarda. Ve en gözde sanat kültür merkezi haline gelmişti. Hem halkın isteklerini hem de cumhuriyet alt yapısının inşasına çalışıyordu. Görsel sanatları, müziği de kapsaması bakımından en öne çıktı. Artık halkımız gözlerini ve kulağını uzun yıllar ondan ayıramayacaktı. Tercihi yoktu. Önüne sunulanı alıyordu. Ve kültür sanata olan tüm ihtiyacını tek yerden almaya başlamıştı. Yeşilçam Türk sinemasından. Yeşilçam yetenek avcıları ve onların bulduklarıyla doldu taştı. Bu da gerekliydi. Televizyonda bir çok kanalların çıkmasıyla bu süreç gerilemeye başladı ve bitti. Yeşilçam, TRT ve Unkapanı tekel olmaktan çıkmış ve misyonlarını başarı ile tamamlamışlardı. Cumhuriyet yıllarının sanat ve kültür alanındaki tarih sayfasındaki yerlerini almışlardı. TRT ise renk değiştirerek, dönüşerek ve gelişerek çağa ayak uydurmasına devam etmektedir tekel vasfını yitirmiş olarak.

Göç olgusu müziği arabesk rüzgarına, kent yerleşimine ayak uydurmuş ve kendi geleneğini oluşturmuş olan kesimin beğendiği ve destek verdiği taverna rüzgarı hızla girdi. Orta gelir kente uyum sağlamış yerleşik kesimin müziği olarak ön plana doğru ilerledi. 

İlerleyen yıllarda televizyon kanalların artması sanat ve kültürde çok sesli olmayı hızlandıramadı. Fakat yetenek avcıları artmış her alanda sanat önderlerini destekler ve halka sevdirmeye başlamışlardı. 

Cumhuriyet yıllarından bu günümüze kültür sanat gelişimi halkın tercih hakkı olmadan kendisine sunulan kültür sanatın tekel olduğun anlamadan alternatifini bilmediğinden kabul etmesiyle sürmüştür. 

Günümüze kadar olan kültür ve sanat faaliyetlerin çoğunluğu alanında ilkleri oluşturması bir çok seçimleri arasında tercih edilememesini içinde barındırmaktadır. 

Günümüzde artık yetenek avcıları olsa da sesleri eskisi gibi çıkmamaktadır. Çünkü kültür ve sanat tekelleri bitmiş ve sosyal medya merkezleri çok sayıda kültür sanat içeri sunmaktadır.

Günümüzde sanat ve kültür ile ilgilenen kişiler, alanında en iyileri olduklarını göstermek veya halkın kendilerine değer vermesini, desteklemesini sağlamak için çok çalışmaları gerekmektedir. 

Artık halkımız her ünlü olmak isteyene, sanat ve kültür sunan herkese temkinli yaklaşmaktadır. Çünkü bunu hakkedene ve sürdürecek olana vermek istemektedirler. 

Artık tepeden inme ve sunulma yolu halk için uygun değildir. Cumhuriyet yıllarında tercihi olmayan halkımız kendisine verilen kültür sanat temsilcilerini kabul etmek zorunda kalmış olmasına rağmen günümüzde tüm halkın beğenisi değil sosyal medya ile belli halk kesimine kültür ve sanat sunulur haline gelmiştir. Bu sunumlardan ülkesel olarak öne çıkanlar olabilecektir. Fakat bu süreç bir sanat ve kültürle uğraşan kişilerin bir ömür adaması şeklinde olmaktadır. 

Bir sanatçı için bu değer mi ? Evet değer, çünkü sanatçı bu haline zorla gelmez, severek ve gelişen yeteneği ile gelir ve devam eder. Sanatçı önce sanat için yapar sonra halk için yapar sanatını genellikle.

Kültür uzmanları da bu alanla uğraşmaktan bıkmazlar, yaşam biçimi olarak benimserler. 

Sonuç olarak cumhuriyet yıllarından başlayan sanat kültür tekeli yıkılmış ve halkın özgürce sanat ve kültür alanında seçimi ve ilgisi değişmeye başlamıştır.

Yazılarımı takip eden siz sanat ve felsefe dostlarına geçmiş anılarınızı sanat ve kültür üzerinden hatırlamayı bırakmanızı öneriyorum. Yeni çağdaş ve modern sanat ve kültür bakışınızı oluşturmanız, geçmişte bizlere sunulan kültür sanatı da hoş ve gerekli gibi görmek fakat bizdeki eğer yarattı ise olumsuz duygulardan arınmanızı tavsiye ediyorum. 

Eskiden olduğu gibi hala ülkemizde gençlerinin yakın çevrelerinde bulamadıkları rol modelleri kültür ve sanatta aralamaları ve benimsemeye çalışmaları devam etmektedir.  

4 Ağustos 2022 Perşembe

Üç Dost

 

Resme göre sağ tarafımda menecerim Recep Kale, sol yanımda ise Azizim Devrim Karagöl ile La Siesta'da oturduk.

Üç arkadaş kahvelerimizi Kahve'ci de yudumlarken neşemiz devam ediyordu.

Üç dost buluştuk, Güzelyalı sahil kafelerinde,

Doyasıya konuştuk, neşeli çocuklar keyfinde,

Müzikle, rüzgar eşlik etti, kaygısız gecemize,

Şen, renkli, güzel, hoşça kalabalıklar eşliğinde.


Romantik bir atmosfer, loş mekanın içinde,

İnsanca pek insanca yaşamak arzusu içinde,

Dert, tasa, endişe, kaygı bugün bizde tatilde,

İnsanlığımıza içelim, sağlığımıza hep birlikte.


Güzel ve iyi günlerin ümidindeyiz geleceğine,

Biraz dedikodu, komikliklerden müstehcenliğe,

Biraz felsefe, biraz toplum, biraz da ekonomiye,

Dolaşır sözler, güler diller, göz gezinir, çevrede.


Dünyanın başkenti, İzmir, Güzelyalı sahilinde,

Üç dost buluştuk, harika bir dünya hayaliyle,

Ütopyamız var bizim, insanca ve iyi yaşamak,

İnsanca pek insanca olmak, tüm erdemleri ile.


Özkan Salman (Güzelyalı Şairi)

Dün gece iki arkadaşımla Azizim Recep Kale ve Devrim Karagöl ile  İzmir Güzelyalı sahilinde kafelerde oturup keyifli sohbetler yaptık. Güzel bir gece idi. Sıcak yaz gecesinde serin bir rüzgar esti ve üçümüzü birden ferahlattı. Arkadaşlarıma dedim ki, bu ferahlık veren rüzgar benim ilhamımdır. Ve ilk sözler ağzımdan döküldü. Üç dost buluştuk.... şeklinde. Ve şiiri biraz önce tamamladım. Bir gün önce ilham rüzgarı ile başlayan şiir bir gün sonra tamamlandı.



2 Ağustos 2022 Salı

Sabır Gönül

 

                                                Şiirin ilham yeri Kahve'ci çay bahçesi

Sabır gönül, gürültücü komşulara.
Yan masada, bağırarak konuşanlara,
Kurala uymayıp, sırayı atlayanlara,
Sabır gönül, topluma saygısızlara.

Eksoz patlatıp geçenlere, gaza basanlara,
Trafikte kuralları bilmeyen, tanımayanlara,
Sabır gönül, son ses yollarda dolaşanlara,
Görgüsüz, sevgisiz, toplumda yaşayanlara.

Sabır gönül, dinlemeden konuşanlara,
Herkesi küçümseyen, herkesi bir tutanlara,
Niyetini gizli tutanlara, kötü plan yapanlara,
Sabır gönül, topluma küsmüş, zavallılara.

Özkan Salman (Güzelyalı Şairi)

Şehir yaşamının kalabalık olması nedeniyle maalesef herkes adabına uygun, görgülü ve toplumla uyumu yakalayamamakta. Günlük hayatta biriken aksilikler, bizlerde fark etmeden stres haline birikmekte. Bunların farkına varmamız, sabır etmemiz gerektiği sonucunu çıkarmaktadır. 

Bu şiirimde toplumumuzun canını sıkan olaylara değinmek istedim. Bu topluma aykırı davranan kişilere sabırlı olalım, değerli şiir ve felsefe sever dostlarım. Onlara kızmak, onların seviyesine inmeyi göze almaktır. Dolayısı ile onları kendi seviyemize gelmelerine yardımcı olmaya çalışalım elimizden geldiğince tabi ki.

27 Temmuz 2022 Çarşamba

Bu Şehir Uyku Kokuyor

    Güzelyalı Kahve'ci Çay Bahçesi'nden eve dönüş yolunda ilhamla gelen şiir " Bu şehir uyku kokuyor "


Bu şehir uyku kokuyor, gecenin ikisinde,

Sahilden nemli ve serin esen yellerinde,

Bu şehir uyku kokuyor, gecenin içinde,

Ağır, yorgun, sokakların sessizliğinde.


Bu şehir uyku kokuyor, derin oh çekişlerde,

Sevişmelerden yorulmuş, terli nefeslerde,

Evinde yalnızlığı seçmiş, mutlu emeklilerde,

Günün yorgunluğu çökmüş, tüm bedenlerde.


Bu şehir uyku kokuyor, son içilen kadehlerde,

Sokağa taşmış, telefona patlayan öfkelerde,

Bu şehir uyku kokuyor, sessiz gezen kedilerde,

Parklarda oturmuş, sohbet eden sevgililerde.


Kahkaha seslerinde, karıştırılan çöplerinde

Terkedilmiş, boşaltılmış, loş  mekanlarında,

Rüyaya dalmışların, hülya ve hayallerinde,

Bu şehir uyku kokuyor, Güzelyalı'larında.


Özkan Salman (Güzelyalı Şairi)

19 Temmuz 2022 Salı

Güzelyalı Şairi ve kafe'leri (Şiir)

                                                             Gurabiyem Fırın-kafe
                                      Gurabiyem'de sabah vakti, börek ve çay bekleme anları


Böreğin iyisi, çayın her dem tazesi,

Gurabiyem'dedir, doğalı, lezzetlisi,

Refah, konfor, sakin, serinlik köşesi,

Cafe del Mattino' dur onun adresi.

            Cafe Del Mattino'da Arif Yılmaz bey(solumda) Niyazi Türker beyle (sağımda) kısa ama öz sohbet anları.


Merkezdedir yeri, dört yolun köşesi,

Uzun yıllar hizmet etme tecrübesi,

Kaçkar çerezi ile kaçkar pastanesi,

Bu semtlinin hep uğradığı mola yeri.

                                                          Kaçkar Pastanesinde çay keyfi


Eskilerden Dolunay, devretmiştir yerini,

Güzel mekanı ile kaliteli hizmetlerini,

Hale olarak bilinir, oraya uğramış birisi,

Tekrar görmek ister, modern tarzı, şekli.

                  Hale Pastanesi'nde Üstadım Veli Çarpıcı ile sanat ve felsefe sohbetleri anları


Esen rüzgar ve ağaçlar hatırlatır geçmişi,

Göze tanıdık gelir, Kahve'ci çay bahçesi,

Gençlerin, kalabalık sevenlerin uğrak yeri,

Sahil kafelerin ortasında, Köşşe Kafe'si.

                                              Kahveci'de Üstadım Veli Çarpıcı ile keyifli anlar


Göztepe köprüsü yanında uzanır Mercan Kafe'si,

Onu takip eder Artı biri, sonrasında La Siesta'sı,

Vision ile devam eder tamamlanır, adamın dibi,

Çanlı, Ottoman, Cafemania, Bi'mekan isimleri.

      La Siesta' da büyük Organizatör Arif Çelik(solda) ve Menecerim Recep Kale ( karşımda). Yanımda çelik gibi karşımda kale gibi sağlam değerli arkadaşlarla (çeyrek asırlık) sohbet anları. 
                                                                Sahil Kafe'leri


Çanlı, Chila, Egelim'de görürüz gece eğlenenleri,

Ottomanda sakinlik, atılır günün yükü, stresleri,

Cafemania ayrı bir hava, gizem taşır, geceleri,

Bi'mekan sessiz sakin, egzotik, mistik, keyifli.

                                                               Cafemania

   

                                                             Göz Göz Kafe-Döner
                                                 

Güzelyalı parkı kıyısında uzanır Göz Göz Kafe'si,

Mütevazi, basit andırır bir kır kahvesi, bahçesini,

Engelsizler parkında, Engelsiz Kafe'nin var denizi,

Dalgıçlar sakin, Acarlar hareketli, Küncü kalitesi.


                                                                  Engelsizler Kafe


Güzelyalı şairi Özkan Salman ilham için gezer kafe'leri,

Mekanı inceler, atmosferini, dikkate alır hizmetleri,

Aura'larını fark eder, derin düşüncelerle gelir fikirleri,

Mekanın ruhunu ne eşya verir, ne yeri, ne hizmetleri,

Oralara ruhunu veren, insanlardır, o tüm misafirleri.

Özkan Salman (Güzelyalı Şairi)

12 Temmuz 2022 Salı

Canlılık (şiir)


Bilemezdim kelebek iken çiçeğe hizmet ettiğimi,
Arı iken sessiz sedasız sevgiye aracılık ettiğimi,
Bilemezdim, kısa ömrümün baharlarda bittiğini,
Kuş iken nesilleri oradan oraya sevk ettiğimi.

Geniş ovalara yayılırdık, sevgi için yarışırdık,
Çoğaldık sürülerce, böyle sürecek sanırdık,
Yırtıcılar sardı çevremizi, öylece sınırlandık,
Bilemezdik, kıtlığa sebep cezalandırıldık.

Yırtıcıyım ben otçulu yakalar, parçalarım,
Bitkiler dostum, aralarında saklanırım,
Sevgi için ölümüne kadar savaşırım,
Bir canlı geldi ki neslim bitecek sanırım.

Ben insan; geldim, gördüm ve düşünüyorum,
Görmediklerimi, bilmediklerimi düşlüyorum,
Atam ile geçmişte olanları çözümlüyorum,
Şimdi kendimle barışıp, geleceğe dair,
Her şeyi merak edip, evreni gözlüyorum.

Özkan Salman

Değerli sanat ve felsefe sever dostlarım, bu şiirimde büyük canlılık hikayemizin bir kısmına değiniyorum. Hayat felsefemiz, canlılığı korumak ve sürdürmek üzerine olmalıdır. Yaşam, hayat, canlılık ve sürdürebilirlik tüm hedeflerimizin temel ilkelerinde bulunmalıdır.

Şiirlerimi ve felsefe fikirlerimi çok beğenip bana ait olduğuna inanamayan, sanat ve felsefe sever dostlarıma üzülmek ve gücenmektense bu tavırlarını birer iltifat olarak alıyorum. Çünkü ilhamın bende ortaya çıkışına değil, nereden geldiğine, kaynağına odaklanıyorlar. İlham kaynaklarım, tüm insanlık kültürü ve doğadır. Dolayısı ile hiçbir eserim İntihal, alıntı değildir.

BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı 10:45 Simit , yarım, ısıtıl...