15 Aralık 2023 Cuma

Çağımızın Büyük Sorunu Bilgi ve Dil Bağının Kopması (Mantıkta Saklı Önermeler, Sorular ve Cevaplar)

Küresel olarak bilgi ve dil bağının zayıflamasına en iyi bir örnek iletişimde, dil ve yazıda saklı önermelerin (Bir iletişim ifadesinin birden çok anlama gelmesi) artmasıdır. 

 Saklı Önermeler (Gizli çok anlamlılık)

Tanım: Bir önermede değinilmediği halde değinilen önerme ile birlikte algılanabilen, anlaşılan, değinildiğinde kabul edilebilecek olan önermelerdir. 

Saklı Önermeler günümüzde sıkça kullanılmaktadır. Özellikle iletişimin seviyeli ve mesafeli olma hallerinde en sık rastlanan halk dilinde, siyaset dilinde, yönetici yönetilen, Aile büyükleri ile aile küçükleri arasında önerme, soru, cevap ve istek şeklindeki iletişim tarzlarında görülür. 

Samimi ikili iletişimlerde, kırsal alanda, tıp, hukuk gibi insan sağlığı, özgürlük ve haklar konularında ise oluşma olanakları sınırlıdır. 

Örneğin: Bir anne öğrenci çocuğuna " Yarın sınavın var, bu gün oyun oynamayacaksın değil mi ? " diye bir sorusunda gizli önermeler bulunur. Bu önermeler " Bu gün sınava odaklanmanı engelleyecek hobi, oyun gibi etkinliklere girmemen gerekiyor, yarın ki sınavını benim önemsediğim kadar senin de önemsediğinin teyidini almak istiyorum şu an, önemli olayın unutulup unutulmadığının kontrolünü yapmak istiyorum gibi bir çok daha sayılabilecek önerme, istek, soru ve cevaplar saklı durumda bulunmaktadır. Çocuk annesinin çok saklı önerme taşıyan cümlesine sadece bir cümle ile cevap vermeyi tercih edebilir ve o da tek anlama gelir, " Boş ver anne". Yeni kuşakların çok saklı önermeli cümlelere tepkileri güdüsel olarak ilkel ve sade iletişime geçmesini bu konuda bir çok farklı neden açıklamalarından önde gelen nedenin bu olduğu  tezini savunabilirim. Bu durum küresel bir bilgi- dil bağının bozulmasına örnek olabilir.

İnsan iletişimleri ve ilişkilerinde konular hakkında konuşur ve yazarken günümüzde artık bir cümle ile hedefleneni anlatmak zorlaşmaktadır. Çünkü olgu, olay ve bilgi artmasına karşı onları yazma ve konuşma ile yani dil özellikleri aynı kalmaktadır. Bu durum ortaya konulan her türlü önerme, istek, soru ve cevabın tek başına olamayacağı bir çok saklı veya gizli anlam, olgu, eylem, istek, soru ve cevabı da barındırma zorunluluğuna girdiği tespitini, saptamasını yapabiliriz. 

Saklı önerme çokluğundaki sorunlar

* Öncelikle iletişime başlayan ve sunmak isteyen kişinin  seçimini zorlaştırmakta olup onu dinleyen kişiler tarafından tam olarak anlaşılması da zorlaşmakta ve yanlış anlamalar artmaktadır. 

* Bir kelimenin ve cümlenin bir çok anlama gelmesi çağımızın iletişimini geliştirmeye yönelik değil, tutumların, duyguların, ön yargıların hakim olduğu bilinçaltı özelliklerinin aktif halde olarak kısır döngü şeklinde kalmasına neden olur. Her türlü gelişmesi gereken işbirliği, ahenk, uyum ve sosyo- kültürel- ekonomik gelişmeyi sorunlu hale getirmektedir.

* Bu sorunun küresel olarak yaşandığını görmekteyiz. Yöresel ve küresel iletişim olanaklarını engelleyici, durdurucu halde olumsuz özellikleri gün geçtikçe artmaktadır.

* Küresel olarak bulunan ve kayıtlardaki  her türlü bilginin her türlü iletişim yollarıyla iletmeye yetmediği bir çağda yaşamaktayız. Bunun nedeninin küresel dil, lisan olarak, gramer yazı ve dilinin çok olan bu bilgileri kullanmaya yeterli olamamasıdır. 

* Dil ve gramer gelişmeleri geliştirme ilgisizliği devam ettiği takdirde gelecekte hem yöresel hem de küresel iletişim sorunların yaşanacağı ve  iletişimin yetmemesi sonucunda iletişimler yerine olumsuz eylemlerin ( laf savaşı, çene yarışı, argo lisan, aksan gibi ara ve yerel dil kullanımda artış ) artacağını öngörebiliriz. Günümüzde bir çok bireysel, toplumsal ve küresel iletişim sorunların altında iletişimcilerin karakteristik özellikleri, amaçları, planları değil iletişim temelleri olan gramer, dil kuralları ve özelliklerinin yetersizliği bulunduğuna dair sav ileri sürebiliriz. 

* Küresel olarak yeni gelen kuşakların teknolojiyi kullanma becerileri dile hakim olamamalarını da getirmektedir. Aile büyüklerinden, çevre ve eğitimden de yeterli dil, gramer, lisan yeterliliğinin bulunamaması nedeniyle yeni nesil kısa ve tek anlamlı kelime ve cümleleri kullanmaya odaklanarak, argo, küfür ve lafla saldırı şekillerini kısa ve hızla iletişime geçmeyi tercih etmektedirler. Ailenin, çevrenin ve eğitimin yeni gelen nesillere uzun, anlamlı ve kuralarına uygun olarak yetersiz kalan dili zaten sunmakta zorlanmaları da buna neden olmaktadır.

* Saklı önermelerin çokluğunda siyaset, sanat ve edebiyat alanı da bu sorunu arttırma eyilimindedirler, farkında veya farkında olmadan. Bu durumdan faydalandıkları görülmektedir. Post- modern, post-truth yapılarının sorunlu kaynağı bilgi ve dil bağının kopmasıdır küresel olarak, tarihsel bilimsel gelişim bilgi ve dil birliği ilerlemişti fakat günümüzde bu birlik bozulmuştur. Bu durumdan en çok siyaset, gündem iletişimi, sanat ve din sözcüleri yararlanmaktadır. 

* Bilim ise sahip olduğu bilgileri iletmekten önce saklamakta zorlanmaktadır. Medya ve kamu iletişim sınırları bulunan ve gerekli olan bilgileri sunmaya yetememektedir. 

* Dil, lisan, gramer özelliklerin yetmemesi sorununa öncelikli ve önemli konuların tasnifi ve sunulması da yeterli olamamaktadır. Yapay zeka bile bu sorunları çözmeye yetmeyeceği endişemiz bulunmaktadır.

Sonuç küresel olarak iletişimi kuran ile kurulan arasındaki sağlıklı bağların oluşmasının zorlaştığı görülmekte bunun da iki önemli sorundan kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Küresel İletişim Sorunların Kaynağı

1. Küresel Bilgi çoktur ve bunları saklama, iletişime sunma tasnifi, öncelik, önem ve zorunluluk ayrımları gibi temel özelliklerin doğruluğunu saptamak olanağı giderek azalmaktadır. 

2. Lisan temel özellikleri, kuralları, bilgiyi seçebilme, tasnif, sunuma hazırlama gibi gerekli şartlara yeterli gelmemektedir. 

Post-Modernin ve post-truth tezlerinin en önemli işaretlerinden biri de bilgi çokluğu karşısında onu yönetebilecek ve hakim olabilecek küresel dil özelliklerin kısıtlılığıdır. 

Öneriler

Tespit yaptık. Dil bilimcileri başta olmak üzeri felsefeciler, uluslararası ilişkiler, sosyolog, psikolog, siyasi yöneticiler, iletişim uzmanları gibi bir çok alandan ilgili kişiler küresel ve ülkesel olarak bu soruna eğilmeleri gerekmektedir.

Yüzyılımızın kültürel sorunu;  bilgi ile dil bağının, dengesinin, uyumunun kopmasıdır. 

Üçüncü dünya savaşını önlemek istiyorsak öncelikle bu sorunu çözmemiz gerekmektedir. Çünkü savaşın nedeni görünmeyen ve insanlık bilinçaltında bulunan bu sorun yüzünden çıkma tezini ileri sürebiliriz.

(Küresel komedyen artışı da bilgi ve dil uyum bozukluğunun yerel ve küresel insan yaşam şekline getirdiği çelişkilerin artmasına parelel olarak devam edecektir. Komedyenler için yeni bir isim önerebiliriz, " Çelişki (bulma) uzmanları ", " Çelişki ustaları ".)

11 Aralık 2023 Pazartesi

Gündem Olgusunu Felsefece Değerlendirmek

 Gündem Konuların Temeli

Gündem konuların temeli birey ve toplum olarak günlük eylemlerimizdir. Yapılan güncel eylem ve planlarımız çağımızın ilerlemesinin ayak sesleridir. Bu küresel olarak yapılan eylemlerden benzersiz ve sık tekrarı olmayanlar gündemin ana konusunu oluşturmaya aday olurlar. 

 Günlük olarak yaptıklarımıza bakalım. 

İş Alanları

İş alanında bulunmak en çok ve yaygın bir gündemdir. İş alanının içinde bir çok alan bulunmaktadır. İç içe geçmiş bir çok alanı iş alanı genel çerçevesinde ele alabiliriz. 

Yapılan işlerin sektör amacı bakımından klasik olarak iki bölüme ayrılmaktadır. 

Üretim sektörü ve hizmet sektörü veya mal üretme ve hizmet üretmek şeklinde de ikisini de üretim altında birleştirme çabası da vardır. 

Öğrenciler öğrenme işçileridir. Bedensel işçi değil zihinsel işçilerdir. Amaçları çağımızın gereği olarak toplumsal olma zorunluluğunda tüm gerekli bilgileri zihinlerine almak için çalışmaktadırlar. 

Öğrencilerin insan olmak için genetiklerinden hazır bilgiler gelmesine rağmen topluma uyumları dolayısı ile modern insanlığa uyumları için öğrenmeleri gereken bilgiler bulunmaktadır. Bu bilgiler yoğun bir ders temposu ile onlara öğretmenler tarafından verilecektir. Temel eğitimle hızlandırılmış olarak verilen eğitim, meslek seçimi için de ek olarak verilmektedir. 

Eğitimde kırk beş dakikalık sürelerde zihinlerine bilgileri şırınga etmekte veya bluetooth ile vermekteyiz. Bilgiler yükleniyor...

Ödevler vererek bilgilerin zihinlerde pekiştirilmesi yapılmakta ve sınavlar ile de bilgilerin zihinlere yerleştiğinden emin olmaktayız.

Üretim ve hizmet sektörü çalışanları her sabah belli saatlerde iş yerlerinde bulunmak üzere şehir içinden ve şehir dışında ulaşıma katılıyorlar. Kalabalık halde toplu ulaşım araçları ile iş yerlerine gidiyorlar. Özel araçları olanlar ise araçları ile trafik yoğunluğunda ilerlemeye çalışıyorlar. Ulaşım araçlarında insanların birbiriyle olan kalabalıklığı ile özel araçlarıyla yolda olanlar ise yollardaki araç kalabalıklığında iş yerlerine ulaşmaya çalışmaktadırlar. Şehir merkezleri araç çokluğu nedeniyle egzoz bulutları ile kaplanmış durumdadır. Bu zararlı bulutlar insan sağlığı için çok tehlikelidir. Doğal gaz kullanımın artması ile şehirde kömür ve odun kullanımını azalması şehrin üzerindeki kara bulutları azaltmasına rağmen araç çokluğu nedeniyle bu sefer şehir egzoz zehirli gazlar ile kaplanmaktadır. 

Kirli havaya trafik gürültüsü de eklenince şehir merkezlerinde insan sağlığı için tehlikeli dış etken sayısı ikiye yükselmektedir. 

Egzoz dumanları ve araç motor gürültüsü nefes yolları ile kronik rahatsızlara yol açarken gürültü ise stres oluşmasına doğru ilerlemektedir bireylerde. Bu iki sağlığa aykırı durum toplumun bilinçaltına atılmaktadır. Çünkü araç şehir merkezinde zorunludur ve çalışması da gereklidir. Bu konu öğrenilmiş çaresizlik alanına geçmektedir. Biliyoruz fakat çözümümüz bulunmaktadır. 

Elektrik ile çalışan araçlar hem sessizler hem de egzoz dumanı çıkarmıyorlar. Çözüm bulunmaktadır fakat kullanım yaygınlığı gelecek beş on belki de yirmi yıllar sonrasında istenilen sayıya ulaşabilecektir. O zamana kadar ne yapacağız kaderimizi çekeceğiz ve hasta olma riskini taşıyacağız. Ya da şehir yöneticilerine her fırsatta sorunu hatırlatacağız ve elektrikli araçları teşvik edeceğiz. Ve böylelikle geleceği hızla gündeme çekeceğiz ve ona ulaşma süresini kısaltmaya çalışacağız. Gelecekteki yani yirmi yıl sonraki çarenin beş yılda gerçekleşmesini sağlayacağız. Benden söylemesi ben aktivist filozof değilim söylemek benden uygulama sizden.

Gündem olgusunu detayları ile felsefece değerlendirmeye devam edeceğim " Gündem Olgusu" yazı dizimde. 


Çağdaş Ekonomi Üzerine Düşünceler

 Çağdaş ekonomide mal ve hizmetlerin maliyet asgari miktarları düzenlenmelidir. Ve bu standart olarak ortaya konmalıdır. Gelişen ve değişen ekonomik şartlar altında ise yenilenmelidir. 

Eğer bir mal ve hizmetin fiyatı farklı ve fazla olarak piyasaya sunuluyorsa bunun nedeni açıklanmalıdır.

Bir ekmek fiyatının maliyetinin hesaplanması artık çok basittir. Eğer bir ekmek fiyatının standart üstü fiyatı bulunuyorsa satıcı bunun nedeninin bilgisine sahiptir, sunabilmeli ve o fiyattan satabilmelidir. 

Yabancı para biriminin fiyatlara etkisi bilinen oranda etkisi bulunmaktadır. Fakat biliyoruz ki yabancı para biriminin etkisi üstünde fiyat artışları maniplasyon ve keyfi artışlar olarak değerlendirilmektedir. Talep devamı fiyatların artış sebebi olmamalıdır. Fiyat ve maliyet kontrolü yapılmalıdır. 

Serbest piyasa özgürlüğü sınırsız olamaz. Onunda bir sınırı olmalıdır. Vahşi hayattaki doğa kuralları  üstüne insan türünün yeni geliştirdiği kurallar sayesinde insanlık ilerlemiştir. Vahşi doğadaki kuralları insan yaşamına baz alarak insan yaşamını düzenleyemeyiz.

Arz- talep dengesini serbest bırakarak " Saldım çayıra mevlâm kayıra" anlayışı hakim olmamalıdır.

Her türlü mal ve hizmetin standart maliyet hesabı yapılarak satış fiyatı sınırları belirlenmelidir. Bu eylem planı tüketiciyi koruma ve üreticiye belli bir seviye belirleme yönüyle topluma bir düzen getirme çalışması olacaktır.

Üretici küstürmek, bezdirmek, sindirmek korkusu anlayışı tarih olmalıdır. Üretici günümüzde her zaman kazanmaktadır ve kazanacaktır. Onlar olmaz ise yenileri gelecektir. Bilim ve teknoloji üretimi çok kolaylaştırmaktadır. Ama tüketici bir ülkeye her zaman gereklidir. 

Artık çağımızda üretici öncelikli plan programlar değişmeli tüketici önceliği olan plan ve programlar ön plana alınmalıdır. 


10 Aralık 2023 Pazar

Filozof ve Yaşadığı Çağ Hakkında Düşünceler

 Ben bir filozofum. Peki neden ünlü ve popüler değilim. Filozofun amacı popüler ve ünlü olmak değildir ki. Bir filozof isterse hızla popüler ve ünlü olabilir. Fakat bunu yaparsa ilke ve amaçlarına aykırı davranmış olur. Bir filozof bir çok icatta bulunabilir. Yeni sistemler önerebilir. Bunu yapabilir fakat bunlara ayırdığı zaman onu felsefe anayolundan ayıracağı için bunları yapmaz.

Filozof patika yollara sapmak istemez. Ana yolda ana konularda ilerlemek ister. Onun için ne ünlü olmak ne de popüler olmak için enerjisini harcamaz. Toplum gündeminin ana konusu ve güncesi olmak istemez. Olacaksa kendi kişisel haliyle değil fikirleriyle olmak ister. Filozof patika yollara sapar ve hemen ana yola döner. Onun kendinin belirlediği bir anayol rotası vardır. Filozof kendi anayoluna odaklanırken toplumların anayollarını da görmezden gelemez onları da takip eder.

Filozof insanlık tarihinin hatta canlılık tarihinin uzun tarihinde ilerlemiştir. Bu kadar uzun bir yoldan gelen insan için gelecek olarak bir yüzyıl sonrasına gitmek çok kolaydır. Filozofun bir çok fikirleri gelecekten gelir o nedenle. Olanları gelecekten ve geçmişte  bakarak geniş olarak görür. Büyük resmi her zaman dikkate alır.

Filozofun zihni hem geçmişte hem gelecektedir. Bir tez, bir fikri araştırırken arke'sine ilerler ve günümüze yansımalarına bakar haliyle geleceğine de değinir, düşünür. 

Filozof zengin olmak, popüler ve ünlü olmak zorunda değildir. Çünkü amacı bunlar değildir. Aynı zamanda planında da bunlar ikinci sıradadır. 

Günümüz toplumda yaşayan bireysel kişilerin zihninde öncelikle katmanında kalma, sonra ise katmanda ilerlemek ve katman altına düşmemek hedefleri vardır. Bu hal bilinçaltında (güdüsel ve canlılığın temeline ait olanlar) ve genetikseldir. Hiyerarşi olgusu genetikten gelir. Dişi yumurtaya önce varmak için yarış eden erkek sperm yumurtalarından başlayan bir temel güdü gibidir, hiyerarşideki hallerimiz. Hiyerarşide ilerlemeyi herkes ister,  az sayıda başaranlar (çünkü yerler azdır) devam eder, başaramayan çoğunluklar, öncelikle durumunu korumaya ve ilerleme ümidini sonraya bırakırlar. Katmanlarda bulunan bireyler sabah ilk uyandıklarında bilinç de uyanır. Yarı uyanık ve yarı uykulu haldedir. Duyular her zaman uyanıktır, hafıza ve haya gücü de her zaman uyanıktırlar, uykudan uyanan sadece bilinçleridir. Beden zaten duyu, duygu, hafıza ve hayal gücünün güdümünde dinlenme pozisyondan hareketli olma haline geçmeye hazırdır ve öyle yapar. Birey yatakta iken uyandığında önce mekanla yüzleşir. Bir yatak odasındadır. Yanında kim, neler vardır. Yataktadır uyuduğunu hatırlar şimdi uyanmıştır. Bilinç uykuya dalmadan ki haline bağlanarak zihinde sürekliliği başlatır. Uyku öncesi her durumu hafızadan ve hayal gücünden ışık hızıyla ana getirir. Sadece uyku öncesi kısa ve güncel anları değil, bedenin tüm yaşantılarını ve bilincin onlarla tüm ilişkilerini ana getirir. Yeni uyanmış bir kişiyi tanımayıp da gören kişi uyanan kişiyi tanıyıp öğrenmek için sıra ile sorular sorar, işte bu sorulacak soruları uyanan kişi kendi zihninde ışık hızıyla adını, doğumundan bu yana hafızasındaki ve hayal gücündeki kendisine ait bilgileri ana getirir bilinç aracılığı ile. Bir çok bilgi hafızasında olduğu için onları tıpkı uyku öncesi hazır bıraktığı gibi bulmaktadır, sadece onlarla bilincini birleştirme işinin yapar beyninde ve zihinde. Yani bilinç fişini bedene takar ve birleştirir artık bilinç devrededir, hafıza, bilinçaltı ve hayal gücü bilincin emrine girerler. Uyanan kişi gündelik işleri düşündükten ve planlarını hatırladıktan sonra bunları neden yaptığını bilinçaltına atmıştır. Eğer bu kişi bilincine neden ben böyle yaşıyorum amacım ne diye soracak olursa bilinç şöyle cevap verecektir ona: " Katmanlarda yaşıyorsun, tüm planların ve amaçların önce katmanında kalmayı sürdürmek sonra ise katmanında ilerlemeye çalışmaktır. Şimdi özgür değilsin bu katmanda öyle bir ilerleme sonunda özgürlüğünü kullanabileceksin. Sahip olma, hakimiyet ve temel ihtiyaçların tatmin etme streslerini aşacak ve kendini toplumun seni özgür kıldığı katmanda yaşamını devam edeceksin, dolayısı ile o katman senin cennetin olacak. Yani ileri katmanlardaki cennetin için sabır ediyor ve çalışıyorsun. Cennetin, sana tüm bedenin tatmin döngüsünü tamamlayabilme olanağı sunarken, şu anki zorunlulukların ve sorumluluklarının senin özgürlüğünü sınırlama halinden kendi zamanına hakim olma, hareket ve planlarını kendin özgürce belirleyebilme ve yeteneklerinin ilerlemesine olanak tanıyan özgürleşme haline geçeceksin cennetine ulaşınca. " Tabi bu bireye bilinci yolu ile bilgiyi bir filozof verebilir, günümüzde olan bireyin cevabı günün modası daha fazla teknolojik eşya alarak yaşantısını kolaylaştırmayı, katmanındakilerin aldığını bilerek kendisi de alarak onlar ile aynı halde olduğunu ispatlamaya, bağını korumaya çalışmaktadır. Ev ile güvenli bir merkezini, ailesi ile toplumdaki ve katmanındaki saygınlığını sağlamaya çalışmaktadır. Sanatsal, kültürel, geleneksel ve dinsel etkinlik ve ritüeller ile de bu konumlarının pekiştirmeye çalışmaktadır. Bu birey sadece şu anda ve yakın gelecekteki planları ile ilgilenmektedir. Eğer birey filozofa veya bilincine şöyle seslenip büyük bir hata yapsa idi. (Bu hata bir çok zeka tarafında yapılmaya çalışılıyor zaten ya neyse) " Ey filozof ve bilincim yahu ben cennetime ulaşmak için ömrümü neden harcayım ki o cennetime hemen ulaşmanın yolunu bulsam olmaz mı, bilinç altımdaki bilgiyi bilincime getirmeye çalışmak yerine cennetime ulaşmanın kestirme ve köşe dönme yollarını araştırmam daha iyi olmaz mı ?" Bu fani zekaya bilinç ve filozof hemen cevabı veriler. " Ey bilinçlenmeye direnen zihin ve zeka onu yaparsan toplumla yaptığın gizli ve büyük anlaşmayı da çiğnemiş ve hak etmenden cennetine gittiğin zannedersin, bu halde iken orası senin cennetin olmaktan çıkar cehennemin olur. Toplumun büyük ve gizli varlığı seni sıkar ve parçalar, gerçi o aşamaya gelmeden bilinçaltın ve vicdanın seni çok üzerler, cennetine geldiğine pişman ederler ve sen varlık yani yaşam sonra ki cennetine gitmek istersin ama orayı da hakketmediğin gerçeği seni boşlukta tutar. Varlıktan sonraki cennetini hakketmen önce toplumun sana sunduğu cennetini hakketmeye çalışmanı ve o yolda ilerlemeni gerektirir. Yani kestirmeden gidebilmen toplumun onayı ile olursa cennetine hızla ulaşabilirsin ve yaşarsın. Topluma rağmen yapamazsın. Filozofun bu bireyin bilinciyle konuşacağı bu konudaki ana konu olan katman içgüdüsü bu bireyin bilinçaltında canlılığın, genetiğinin derinliklerinde bulunmaktadır. Peki bu birey kestirme ve kolaycılığa kaçmadan bilinci ile katman güdüsünü fark etseydi veya bir filozoftan duyduğunda önem verip değerlendirseydi bu bireyin hayatında önemli bir değişme olabilir miydi ? Ufak görünen ama büyük bir fark olurdu. Bilinçaltında taşıdığı kendisine ait önemli bir bilginin bilince gelmesini sağlar hayata ve yaşama bakışında devasa değişimler olurdu. Bilinçaltında kendisin gizlice yöneten önemli bir bilgi oradan eksilmiş bilince dahil olurdu. Bu birey büyük bir ferahlama ve aydınlanma yaşardı. Bu birey bu bilgi ile çalışma, plan ve programlarını dolayısı ile tüm yaşantısını bilinçli devam eder ve büyük bir keyif ve neşe onu sarar, bilinçaltından gelen bilinmeyen bilgilerin zararlı etkileri de azalmış olurdu. Çocukluğundan bu yana oluşturduğu ve genetiğinden gelenle birleştirdiği bilinçaltı denizinde dalgalanmalar azalır, fırtınalar diner, berrak ve duru bir hale dönüşebilme olanağına ilerledi. Bu hal bireyin yaşantısına köstek değil destek olmaya başlardı.      

Günümüzün hiyerarşisini belirleyen etkenler nelerdir. 

1. İleri katmanlardaki bir aileden doğmak.

2. Şans etkenlerinin bireyi ileri katmanlara taşıması

3. Bireyin çalışma ve çaba ile ileri katmanlara ilerlemesi

Bu üç etken dışında kalan kişiler katmalardaki yerini koruma güdüsünde devam ederler. 

Filozof da öyledir konumunu korumak temelinde kalır. Ne ileriye ne de geriye doğru ilerlemeye çalışmaz. Onun ortaya koyduğu bilgileri toplum değerlendirirse toplum filozofu ileri katmanlara yükseltir. Bundaki amaç filozofun felsefesini geliştirmesine katkı için yapar bunu. Filozof ileri katmanda yine filozof olacaktır. Fark ise daha fazla kişiye ulaşmaya çabalayacak ve felsefe etkinliklerini arttırmaya yönelik çalışacaktır. 

Filozof fikirlerini çevresine ilk fırsatta ve olanakta sunmaya çalışmaz. Ünlü olmaya çalışan bir yetenekli müzisyen gibi öne atılmaz. Müzisyenin öne atılması normaldir. Çünkü müzik sanatı toplumun en önde önem verdiği sanattır. Ve öne çıkanlara öncelik verir. Bir filozof ise toplumun günlük hayat dışında ilgisini çekebileceği yirmi dört saat de bir dakikadır. 

Toplumun yaşantısında en çok ilgilendiği konu kendisi, bağları ve ilişkileridir. Sonraki ilgisi yaptığı işler ve teknoloji ürünleridir. Dini olgular da belli zamanlarında onları meşgul eder. Sırada sanat olarak müzik gelir. Müzik bireyin kendisi ve ilişkilerine etkisi bakımında önceliklidir. 

Felsefe nerede peki günün yirmi dört saatinde bir dakika bir yılın bir günündedir. O kadar gündemde geri kalmış durumdadır felsefe ve filozof. 

Peki filozof bu durumdan rahatsız mıdır. Hayır. Bir rahat çalışalım der, rahatsız edilmeden, meşgul edilmeden, sessizce ve sakince. Fikirler sessizlikte ve sakinlikte gelir filozofa. Gündemi takip ederken ve yorumları dinlerken gelir. Felsefe konferans ve söyleşileri dinlerken gelir. Varlığa bakışta gelir. 

Günümüzün modası ve popülizmi nedir ?

1. Zengin olmak :

a) Teknolojinin tüm olanaklarından yararlanabilir ve kullanabiliyor olmak. 

a.1 Konut, ulaşım araçları olarak konut, çiftlik, şirket, malikane, ada  ve otomobil, motor, yat, uçak gibi özelliklere sahip olmak.

a.2 Tıp ve güncel internet araç ve gereçlerinden maksimum yararlanmak. 

b) Boş zamanı elde etmek, bu boş zaman vaktini kendi istediği tarzda kullanmak. Örneğin ortadan gizli bir yerde saklanıp kaybolmak ve ulaşılamamak. Saklanılan yerde tüm bilinçaltı ve güdüleri tatmine çalışmak, hedonizim ile insanlığını sorgulamak gibi. Özel olmadığının gerçeğine ulaşmak sonunda. Hayvanlık yönüyle tanışmak, kendini ve canlılığı sorgulamaya başlamak. Bilinçaltınla tanışmak fakat ondan hızla kaçmak ve kalabalığa tekrar karışmak ve orada kalmaya çalışmak kendinden ve insanlığından korkmuş olarak.

c) İhtiyacı olanlara yardım etmek. Vakıf ve yardım kuruluşları ile binlerce ve milyonlarca ihtiyacı olan insanlara yardımcı olmak ama servetinden kaybın az olması. 

d) Toplum ve insanlık için yeni projelere sermaye ayırmak, çalışmak ve yardım etmek. 

e) Sonuç olarak kişilik ve kimlik olarak tanınmak, popüler olmak, kendi zamanının yönetmek, insanlığa yardım etmek ve misyon, vizyon yönetici olmak.

2. Popüler ve ünlü olmak. 

a) Kendisini takip eden ve önem veren toplumda hatırı sayılır bir çoğunluğun desteğini hissetmek. Ve onlar sayesinde önemli bir insan olma duygusun tatmin etmek.

b) Belli bir alanda uzman, popüler ve ünlü olma hedefinin gerçekleşmesi ile kendini var etmek ve her türlü yönde bir özel hissine ulaşmak.

3. Zengin, popüler ve ünlü olma dışında bireyin belli alanda usta, uzman kişi olması o alandaki çalışmaları ile ekonomik ve sosyal olarak bir tatmin ve mutluluğa ulaşması.

Zengin, popüler ve ünlü olma dışında büyük bir  mutlu kalabalık bu alandadır. Filozof bu alana dahildir. İyi bir esnaf, mutlu bir çalışan, bir çiftçi, bir şirkette veya kamuda çalışan işçi ve memur, öğretmen, gibi bir çok meslekte çalışan kişiler kendi hayatlarının devamında memnun ve mutlu olabilmektedir. Ne ünlü olmayı istemektedirler ne de alt katmanlara düşme korkusunun etkisiyle mutsuz olmamaktadırlar. Bu olguları kendi içlerinde çözmüşlerdir. Mutlu ve çoğunluk onlardır. 

Filozof da bu gruptadır. Temel istekleri ne iyidir ki günümüzde sağlanmıştır. Temel ihtiyaçların karşılanması, özgürlükler, bilgiye ulaşma olanakları, toplumun genel işleyiş düzeninin devamı gibi bir çok özelliği günümüzde ve ülkemizde vardır. 

Filozof bilgileri ile mutludur. Varlığa bakışında hep yeni bilgilere ulaşmanın hazzını yaşar. Ne ünlü olma ne de zengin olma hedefi vardır. Ünlü ve zengin olsa bu kadar kolay felsefesini geliştiremeyeceğini bilmektedir. Bunun kıymetini bilir ve önemser. 

Kaderi olan bir çok sanatçı gibi sonraki yüzyıllarda anca anlaşılmayı kabullenmiştir.


8 Aralık 2023 Cuma

Varlığa Bakış -12 (Zaman Varlığın Gölgesidir)

 Önceleri deniz kaplumbağaları üç beş yumurta yumurtluyorlardı. Sonra yüz, iki yüz hatta daha fazla adet yumurta üretmeye başladılar. 

İncir ağacı ilk meyvelerinde tohum adına bir kaç incir çekirdeği üretiyordu. Sonra onlarca yüzlerce üretmeye başladı. Dut ağacı da öyle başlarda bir kaç dut çekirdeği ile başlamıştı, sonraları çok fazla üretmek zorunda kaldı. 

Bu canlıları çok tohum ve yumurta üretmeye zorlayan şartlar hakkında şu an için bilgimiz bulunmakta. O da diğer canlıların canlı yumurtalarını ve tohumlarını tüketme alışkanlıklarıdır. Aynı tür içindeki diğer üyelerine karşı bir rekabet güdüsü de bunda etken olabilir. 

Şu an ki gördüğümüz doğa sürekli bir değişim ve gelişim içindedir. Ancak uzun zamanlarda bu farklılaşmalar görülebilir. 

Doğanın zamanı çok yavaş fakat çok uzundur. 

Zaman kavramını henüz çözebilmiş değiliz, doğa zamanı, insan zamanı, evren zamanları farklı olmaları yanında bunların birbirine oranları üzerine henüz bir araştırma da bulunmamaktadır. 

Günümüzde kullandığımız zaman referansı dünya ve onun üzerindendir. Güneşin etrafında bir tur dönüşü bir yıl, ayın dünya dönüşü bir ay, gündüz gece dilimleri, onların bölümleri ile dakika ve saniye ritimleri hep biz insan yaşayışı merkezine göredir. Öyle de olması gerekmektedir. Fakat zamanın temeli olarak bu referansı almamız yeterli değildir. Bu süreklilik gösteren zaman dışında kesik zamanları da çokça kullanmaktayız. Yolculuklarda, bir eylemin veya işin bitiminde kesik zamanları kullanıyoruz. İzmir'den İstanbul'a gidiş otobüsle altı, otomobille beş saat sürer, bu yemek şu kadar sürede pişer veya hazır olur, bu sporcu bu kadar mesafeyi şu saniye de koşmaktadır, maç süreleri, yürüme süreleri, konuşma, dinleme, yazma süreleri gibi bir çok insan yaşantısında kesik zamanları çok kullanıyoruz. 

Süreli ve süresiz zamanlar içinde yaşıyoruz. 

Evren ve doğa zamanları sürekli, bitimsiz zamanlar bize göre, ömürlerimiz, yaşantılarımız, eylem ve ilişkilerimiz ise süreksizlik içeriyor. Kesik ve bitimli anlarda yaşıyoruz. Yenilenen hücrelerimiz ve ölen, bedenden atılan hücrelerimiz değişkenliğindeki zamanlarda yaşıyoruz.

Zaman varlığa dahildir. 

Varlığın görünümleridir zaman. 

Zamanı varlıktan ayrı düşünemeyiz. Onlar beraberdir, gölge ile aslı gibi, varlık zamanı yaratır, zaman varlığı değil. Çünkü varlık oluş halinde zamanı ortaya çıkarır. 

Varlık asıl, gölgesi ise zamandır.

Zaman, varlığın gölgesidir. 

4 Aralık 2023 Pazartesi

Bir Filozofun Rüyası

 Rüyamda kaldırımın kenarında yol kısmında yerde oturuyorum. Yan taraflarımda park etmiş arabalar var. Benim bulunduğum yerde iki araba park edecek şekilde boşluk var. O halde etrafa ve yola doğru bakıyorum. Bir anda biraz ilerde arabanın arkasından bir köpek beliriyor. Köpek siyah renkli ve saldırgan halinde olduğunu fark ediyorum. Bana doğru hırlayarak yaklaşıyor. Saldırıda bulunacağını anlıyorum. Ve yerden kalkmak istiyorum. Köpek saldırdığı anda yerde oturur halde olmam savunma yapamayacağımın endişesi içinde kalkmaya davrandım o da ne kalkamıyorum. Bedenim yere veya bir şeye bağlı olma durumu yoktu fakat kalkamıyordum. Köpek bana doğru bir iki metre yaklaştı ve dişlerini göstererek saldıracağı sinyalini tekrarladı. Kalkmaya çalışıyorum, kalkamıyorum. Bedenimde bir rahatsızlık yok. Kollarımı yere tutuyor ve ayaklarımla yukarı kalkmaya çalışıyordum ama kalkamıyordum. O an büyük bir stres yaşayamaya başlıyorum. Köpeğin bu halde saldırması karşısında savunmam zayıf kalacaktı. O halde iken hareket sınırlaması ile kendimi korumam çok zordu. Ayakta iken kaçma şansı varken gerekirse ayak ve kollarım ile savunma yapabilirdim. Stres içindeydim. Tehlike bana doğru geliyor ve ben bir şey yapamamamın korkusu ve endişesi içindeydim. Telaşlanmaya ve endişelenmeye başlamıştım. Can havliyle etrafıma baktım. Yanımda duran bir taşı fark ettim. Hemen onu alıp köpeğe fırlattım. Hızla ve rastgele fırlattığım için köpeği yıldıramamış ve kaçıramamıştım. Köpek hırlarken ve üzerime doğru ilerler iken, ben stres ve bedenimde sıkışmışlık hissiyle bir den uyandım. Uyanınca kabus gördüğümü anladım ve büyük bir rahatlama duydum. Hemen kalktım ve bir bardak su içtim. Hala kabusun etkisi az da olsa devam ediyordu. 

Kabusu neden gördüğüm üzerine düşünmeye başladım. Hemen fikirler zihnime üşüştü. 

Bu kabusu görmemim iki nedeni vardı. 

Birincisi bu günlerde birbirine saldıran vahşi hayvanların videolarını çokça izlemiştim.  Hayvanların birbirine saldırılarını içeren her çeşit ve cins olarak ilginç çekimleri izledikçe Youtube izleme isteğimi sürekli körüklüyordu ve ben de hayır demeyip izliyordum. Aslanlar ile sırtlanlar, yılan ile kuşlar, Ayılar ile köpek, diğer ayılar, kaplanlar, kediler ile diğer vahşi hayvanlar gibi bir çok olasılık ve kombinezon saldırı ve yaralama, öldürme videoları izlemiştim. Bu videoları izlerken canlılık hakkında yeni fikirler araştırıyor ve tespitler yapıyordum. Yeni fikirler ve tespitler  yaptım da. Yeterince izlediğimi fark edip izlememeye başlamıştım. Bir kaç gündür de izlemiyordum. 

Bu videolarda birbirine saldıran hayvanlar içgüdü ile davranıyorlardı. Beslenme ve üreme iç güdüleri hakimdi. Bazen üstünlük kurma göze çarpıyordu. Hayvanların birbirleri ile mücadelelerinde ilk göze çarpan hangi evrimsel sırada oldukları idi. Etçiller otçulların üst versiyonu olarak onlara saldırıyor, otçullar beslenme olarak bitkileri gördükleri için etçillerin kendilerinden beslenme evrimini anlayamıyorlardı. Anladıkları tek şey onların kendilerine saldırdıkları ve kaçmaları gerektiği idi. Etçil otçula etkili saldırdığında otçul artık kendini kaderine bırakıyordu. İnsan olarak bu olayda kimden yana olmamız da ilginç bir durumdur. Zaman zaman etçilden yana oluyor, bazen de otçul dan yana oluyorduk. Bu durum bir çelişki gibi dursa da insanlık türü etçiller içinde en kalabalık ve karmaşık bir tür olması nedeniyle insanlık kendisinin diyalektiğinde her iki durumu da yaşamaktaydı. insanlığın kendi arasındaki çekişmesi cana kasıt değildi, ekonomik ve hakimiyet üzerine idi. Toplumsal katmanların oluşması sürekli değişiyor, savaşlar ise de beslenme üzerine değil hakimiyet üzerine sürekli devam ediyordu. Doğada birbirine saldıran hayvanlar, evrimsel saldırı organlarını ve savunma organlarını kullanmaktalar. İrilik, beden büyüklüğü de bir savunma niteliği taşımakta. İriliğe ve saldırı gücüne karşı rakiplerin kalabalık halde olması da bir denge unsuru kurmakta. Tek aslan bir sırtlanı bertaraf eder iken, bir aslana karşı sırtlan sürüsü aslanı zor durumda bırakabilmektedir. Aynı şekilde tek aslan, yaban öküzü sürüsünün içinde hayatı kaybetme riskine girmektedir. Güçlü bir yaban öküzü ile zayıf bir aslanın ölümüne mücadelesi de ilginçtir. Aslan yaralanmasına ve halsiz kalmasına karşın hala güdüsünün hizmetinden çıkamayıp hala yaban öküzüne saldırmaya devam etmesi ilginçtir. Saldırma güdüsünde ısrar etmesi kendini koruma güdüsünü (Ayrılma, kaçma) bastırdığı görülmektedir. Kan kaybında ve halsiz düşen aslan düştüğü yerde kalırken yaban öküzü kaçtığı yerden gelerek saldırmaktadır. Yaban öküzünün başarılı olduğunu anladığı saldırıya devam etmesi aslanı mekandan uzaklaştırmak üzerine ve dominantlık güdüsünün etkisiyle hareket ettiğini söyleyebiliriz. Yaralı ve halsiz aslan ise kaçmaya gücü kalmamış olduğu yerde dinlenip kendine gelmeye çalışmakta ve mekanı terk edememektedir. Yaban öküzünün kaçıp tekrar gelmesini de takip etmektedir, gelince de saldırmaya çalışmaktadır. Saldırı ve kaçma refleksel dürtü hareketleri yaban öküzü ile aslanda farklıdır. Yaban öküzü mekan ve hakimiyeti bakımından aslana saldırırken, aslan ise gitmeye hali olmaması yönünden avının kendisine saldırmasına karşı saldırı ile tepki vermektedir ve hala avını alt edip yeme dürtüsü ölme dürtüsünün tetiklediği kaçmayı yapamamasına hakim olmaktadır. Ya avını öldürecek ya da avı tarafından öldürülecektir. Bu durum ender rastlanan avın avcıya saldırmasına bir örnektir. 

Bir avcı olarak etçil otçula saldırır, bu saldırısında açlık dürtüsü ön plandadır. Açlık dürtüsünün içinde istek bulunur, saldırma ve avını öldürme isteği, sonrasında ise beslenme ve doyum hazzı gelecektir. Açlığın acısından kaçınmak için avına saldıracak bu saldırısını dürtüsel olarak arzulayacak, isteyecektir. Ve harekete geçecektir. Bu konuda dürtü ve eylemleri sıraya alalım, temelden ve göründen başlayalım, sonra görünenin öncesini, anını ve sonrasını inceleyelim. Böylelikle canlılığın ve doğanın temel ilkelerini bir adım bile olsa ilerlemiş olacak ve doğada değişmeyen ilke ve canlılık yasalarına yaklaşacağız. Buna artı bilgiler ekleyerek insana da gelmemiz olanaklı olabilecektir. 

Avcı ve av ikileminde otçul bitkilere karşı avcı konumundadır. Etçillere göre ise av konumundadır. Böylelikle doğada av ve avcı ayırımına farklı bakabiliriz. Avcı ve av durumları değişebilmektedir. Otçul hem avcı hem de av olmak durumdadır. Bir etçil ise avlanırken avcı başka bir etçil tarafından avlanırken av olabilmektedir. Dolayısı ile doğada av ve avcı sabitliği değil değişkenliği bulunmaktadır. Genel durum olarak av ve avcı ikilemi yanlış değildir. Fakat avın ve avcının durumu sabit değildir. Av avcı, avcı ise av olabilmektedir. Hegel insanlık geçmiş tarihini efendi köle diyalektiğine değinirken elbette doğruyu söyler iken daha fazlası ise efendi ile kölenin sabit kalmadığına ilerleyebiliriz. Bu ikilemi bir yerde eriterek birleştirebiliriz. İnsan hem efendi hem de köledir, bireysel ve toplumsal olarak. Efendi ve köle hiyerarşi belirtir. Hiyerarşi yani kendi deyişimle katman canlılığın doğasında zaten bulunmaktadır. Sadece insan ve topluma özgü değildir. Diğer canlılar arasında da genetikten gelir. Çünkü katman oluşması bulunduğumuz dünyanın fiziksel koşullarından da gelmektedir. Canlının doğada varlığını sürdürmesi için mekan ve olanakları da sıraya koymalı veya onun mücadelesini vermelidir. Canlılar arasındaki farklar ve yetiler katmanların oluşumunu başlatır. Av avcı davranışlarının temeline inmeye devam edelim. Avcı açtır, açlık dürtüsü ona acı verir. Ve o acıdan kaçmak için avlanmaya doğru hareket eder. Avlanması ve açlığını gidermesi gereklidir. Avcının bedeni avcıya acıyı hissettirmektedir. Bunu kimyasal olarak yapar ve zihne sinyalleri yollar, mideden başlayan ve beyine giden etkiler ile. Bu acı avcıyı kuşatır, avcının başka bir şey hedeflememesine sadece avına kilitlenmesine neden olur, otomatik bir pilot gibi, ateşlenmiş bir füze gibidir. Avcı avını kovalar veya hazır bulur ve yer. Avcı acıdan kaçınmak için avına saldırır. Bu saldırma eyleminin altında kendi içindeki acıdan kurtulmak ve avını yeme hazzında ulaşmak amacındadır. Çünkü avını her lokma yedikçe acı azalacak yerini hazza bırakacaktır. En sonunda doyumla gelen acıdan geçici bir süre bile olsa tümden kurtulacak ve bunun rahatlığın hissedecek ve yaşayacaktır. Burada hazzın aslında acıdan kurtulmak olduğu görülmektedir. Eylemleri başlatan acıdır aslında haz değildir. Haz acıdan kurtulma halinde ortaya çıkar. Peki burada arzu, istek nerededir. İşte arzu veya istek acıdan kurtulmak amacında saklıdır. Avcı acı çekmektedir ve avına yönelerek bu acıdan kurtulacağını bilmektedir. İşte avcının ava yönelme eylemine istek veya arzu diyebiliriz. Dolayısı ile istek ve arzu ara bir dürtüdür. Bir bağdır. Acıdan kurtulma için eyleme geçme veya onun planını yapmadır. Avcı acı ile ava yöneldiğinde bedeninde değişimler olur kimyasal olarak, beden avcıda istek arzu haliyle eylemi kazandırdığının sinyalini alınca başka salgı ve hormonları devreye sunmaktadır. Veya avcı av isteği ve arzusu ile eyleme geçtiği için beden yeni salgı ve hormonları devreye sunar ve açlık acısını bastırır. Avcı eyleme geçip de avını yakalayamaz ise eylem sırasındaki salgılar acıyı azalttığı için sakinleşir ve avlanmayı sonraya erteler ve aç olarak dinlenmeye çekilir. O arada beden yedeklediği varsa yağları yakar ve tokluk vererek acının devam etmesini engeller. Bedenin açlık sonucunda açlık salgı ve hormonlarını sunmasında amaç veya etki avcının avına yönelmek haliyle arzu ve istek eylemine aktif etmek için yapmaktadır yoksa açlık sinyali bedenin yedeğine yönelme tetikleyici midir bu saptanabilir. İkisi de olabilir. Dikkat ederseniz saldırma  ve avcı üzerinden acıyı, hazzı, istek ve arzunun temellerine ilerledik. Şimdi av üzerinde gidelim aynı olguları değerlendirerek.

Av olan otçul açlığını gidermiş merada dolaşmaktadır. Avcının kendisine yöneldiğine karşı tecrübeleri bulunmaktadır. Bir çok kez ondan kaçmak zorunda kalmış ve her an tetikte olmak zorundadır. Bu durumda avcı ava acı vermektedir. Bu acı korkudan gelmektedir. Av olacak canlı avcıdan korkmaktadır ve sürekli bir tehdit ediliyormuşçasına yaşamaktadır, koklama ve görme duyularını sürekli aktif tutma zorunluluğundadır. Bu durum uzun sürede avda stres oluşturmak da ve acıya dönüşmektedir. Av avcı nedeniyle acı çekmektedir haliyle. Avcı yaklaştığında acıda artacaktır av üzerinde ve kaçma eylemine girip acıdan kaçmaya başlayacaktır. Bu durumda avcı saldırarak haz peşinde yani açlık acısından kurtulmak amacında ve isteğinde iken av ise avcı ile gelen ölüm korkusu acısından kaçmaktadır. Av acıdan kaçarken eyleme dönüştürme amacı isteği ve arzuyu belirtir, kaçma isteği ve arzusu burada dürtüye dönüşmüştür artık çünkü sürekli avcıdan korunmak üzerine bir yaşam inşası geliştirmeye çalışmak korkunun dürtü haline gelmesine yol açmıştır. Refleksel hale dönüşmüştür zamanla kaçma davranışı, acıdan kurtulma isteği ve arzu da bunun içine kalmıştır, saklıdır. Av avcıdan kaçtığını hissedince bir haz duyar, acıdan kurtulmuştur belli bir süre. Ta ki avcının tekrar kendisine yönelmesine kadar. Avcıyı kokladığı veya gördüğü anda acısı başlar ondan kurtulmak için kaçar istek arzu saklı olarak ve kurtulduğunda acı biter haz başlar. Acı ve hazın birbirine bağlı olduğunu görmekteyiz. Arzu ve istek ise acının canlıdaki  etkisi ile ondan kurtulma amacına yönelik eylem planı yapması ve eyleme geçmesidir diyebiliriz. Gözlemlerimizde saldırma ve kaçma eylemleri görünen temel kısım olarak ele alabiliriz. Bu temelin nedenlerine ve tetikleyicilerine baktığımızda ikisinin de acıdan kaçma hazza ulaşma istek ve arzularının bedenin fiziksel etki- tepki ile oluşturduğun fark etmekteyiz. 

Canlılık için saldırma-kaçma, acı- haz, istek, (arzu, istenç) dürtülerinin temellerine ve oluşma şekillerine indik. Bu konunun insan ve kültürleri yönüyle artı özellikler ekleyerek açıklayabilme olanağımız oluşmakta. Temelin üzerine kültür inşasının gelişmesini değerlendirerek bunu yapabiliriz. Bu konu felsefemizin ana konularından biri ve geniş bir konu olduğu için nöronlardaki yerine (rafa, dosyaya kaldırıyorum) sabitliyorum ileride tekrar başvurmak üzere.

Bir  Ayı ile kaplanın mücadelesi de ilginç bir konudur. iki etçilin kavgası (kaplanın etçilleri de av olarak görmesi de etken) yavrusunu korumaya çalışan ayı ise kavgada üstün gelmesi ve kaplanın kaçmasına direnç göstermesi beklenen durumdur. Hayvanların ölüme tepkileri çok kesin ve kısa olarak oluşa ve gelişmeye bırakmaları yaşarken güdüleri ile varken ölürken de kaderlerini sorgulama şansları da bulunmamaktadır. Kısa ve kesin sona hazırlar. Boğazına bir aslan dişleri geçmiş impala sadece son nefesini almaya devam etmektedir. Aslan ise avının nefes borusun tıkayarak ölmesini beklemektedir. Otçul için bitki direnç göstermez. Otçul bitkiyi hazır bulur ve hemen kopararak yemeye başlar. Etçil ise otçulu hazır bulmaz, onun yakalaması gerekmektedir. Yakalayınca öldürmesi gerekmektedir. Yakaladığı otçulu canlı canlı yemeye başlayan ilkel etçiller ise yaşayan ama kaçamayan otçulu ölmüş kabul ederek yemektedirler. Etçiller kalabalık oldukları için yeterince veya daha fazla ve hızla yeme yarışına, rekabetine girerler. Otçulu öldürme becerilerini kazanmamışlardır. Avın kaçma yetisi eksikliğini fark ederek ondan parçalar koparmaları yolu ile zaten kan kaybından öleceğini hesap etmeleri de düşünülebilir. Canlı canlı yenmekte olan otçulun yapabileceği hiç bir şey yoktur, o da yaşamına son nefeslerle beklerken ölümü kabullenmiştir. Canlılıkta aktarım bulunmaktadır. Canlı diğer canlıyı kendi bedenine katmaktadır. Otçul bitkiyi, etçil otçulu bedenine aktarmaktadır. Bitkinin veya hayvanın ürettiği veya çıktısı da beslenme zincirine girmektedir. Meyve, bal ve yumurta gibi örneğin.  

Kabusu görmeme neden olan izlediklerim değildi. 

Yatarken yeni aldığım polar üst giyeceği idi. Bu poların sürtünmeyi engelleyici özelliği nedeniyle uyurken dönme hareketlerimi kısıtlamıştı. Kışa girerken iki yorgan altında sağ veya sola dönerken polar giysi bana engel olmuş ve rahatça dönememiştim. Uyurken sağ veya sola dönmek bedenin refleksel bir hareketi idi. Kan dolaşımını kolaylaştırmak için bunu yapmakta idi. Bedenin uzun süre bir şekilde uyurken kalması yatağa haliyle yerçekimine baskı yaptığı bölgelerde kan akışı yavaşlamakta ve sağlıklı uzun kan dolaşımını engellemektedir. Bu halde iken bilinç devrede olmadığı için beden refleksel davranıp dönme davranışa girer. Bedenin dönmesi polar yüzünde rahat olmadığı için hafıza ve hayal gücüm beni uyandırmak için kabusu devreye sokmuştu. Gündemdeki en yakın kabus hayvan saldırı videoları idi. Uzaktaki vahşi hayvan saldırılarını rüyamda işlemesi için bir gerekçe bulamamıştı çünkü ben şehirde yaşıyordum ve onlarla karşılaşma riskimin olmadığı biliyordum. Fakat iş yerime giderken bir iki başı boş gezen köpeğin hırlamaları ve benim de tepki verme davranışımı hafızamdan hayal gücü yolu ile rüyama getirmiş, projeksiyon edercesine sunmuştu. Polar yüzünden uyurken dönememe mi, yerden kalkamama şeklinde yansıtmış ve hırlayan köpeği de bana doğru ilerlerken hayal ettirmiş rüyama getirmişti. 

Hemen giysimi değiştirdim. Uyurken sağa sola rahat dönebileceğim bir eşofman üstü giydim ve uykuya daldım. Rahat bir uyku ile uzun saatler uyuyup uykumu almış bir şeklide hafta sonu rahatlığında uyanmıştım. ilk uykumdan kabusla uyanmam uykumun ilk üç saatinde denk geldiğini hesapladım. Bedenim ilk uykuya yattığında poların sağa ve sola dönmemi zorlaştıran stresli haline üç saat sabretmişti.

Halk dilinde karabasan, çökme tabir edilen kabuslu uykuların neden olduğunu kendi tecrübemle ve yaşayarak ortaya çıkarmış oldum. 

Artık hayalet, cin, şeytan gibi görünmez varlıkların uykularımıza kabus olarak etki ettiği söylentilere ve iddialara ciddiyetle yaklaşmazsınız sanırım. Onların açıklayamadıklarını geleneksel anlatılar hazırcılığına kaçtıklarını tahmin edersiniz umarım.

Tabi ki tüm kabusları bu kadar basit analiz edemeyiz. Bir çok karmaşık ruh halleri ve ilişkilerin karmaşa olduğu hallerdeki karabasanlar karışmış bir yumak gibi olsa da ilke aynıdır. 

Korku duyarak yaşadıklarımızın ve uyku sırasındaki sorunlu hallerimizin kabuslara neden olduğunu söyleyebiliriz ilke olarak.

Bir filozof rüya görürse kendi değerlendirir, çünkü kendisini en iyi tanıyan kişi odur. 

Rüyalarını kendi değerlendirmeyenler ya kendini tanımıyordur ya da ilginç, hoş sohbet, muhabbet açmak için bu yola başvururlar.

2 Aralık 2023 Cumartesi

Varlığa Bakış - 11

 Felsefede varlığa bakışımızda varlığın tümünü görme olanağının sadece bir ümit olduğunu biliyoruz. Bir felsefeci veya filozof varlığa bakışında onu tümden görmeyi değil ondan kendi ilgi alanı ile ilgili araştırma yaptığı konularda bilgi parçacıkları yani ipuçları aramaktadır. 

Bir filozof felsefe yolu ile varlıktan kısım kısım aldığı bilgiler ile bütüne ait kendince bir öğreti oluşturma yolunda ilerlediği için bildiklerinin doğru veya yanlış olduğunu her geçen gün varlığa bakarak ve ondan kısım kısım, parça parça bilgiler alıp öğretisinin sınamasını yapmaktadır. Eğer varlığa her bakışta gelen veya aldığı bilgiler öğretisine göre bir tekrar ise veya öğretisini destekler, ilerletir ise o filozofun öğretisi doğru ve gerçek olarak varlığını varlıkta koruyor demektir.

Filozofun öğretileri varlıkla uyumlu gidiyorsa bu durum filozofun evrensel ve değişmek ilkeler geliştirmeye gitmesinin önü açık demektir. Filozof her bakışında varlıkta yeni bilgi ve deneyim aramasının amacı budur. Tekrarlar tanıdık, yeniler ise ilk şaşkınlığı yaratır filozofun zihninde. İlk şaşkınlıktan sonra fikir veya örnek incelemeye alınır bilinç tarafından. Zeka, akıl ve duygulardan arındırılmış saflaştırılmış olarak bilinçte saklanır. Açılımları, diğer bilgiler ile ilişkileri, mantığa uygunluğu, zamana ve mekana göre durumları gibi bir çok zihinsel testlerden geçer. Zihin fermantasyonu başlamıştır. Evrensel ve kalıcı bilgiyi hurafe, mistik, karanlık, bilinmezlik gibi bulanık hallerinden ayırıp ortaya çıkarıp çıkarılamayacağı çalışması ve çabaları vardır bu süreçte. Varlıktan alına bilgi ve onun fikri önce şaşkınlık yaratırken o şaşkınlıkta duygu, zeka ve akıl hepsi karışık halde bulunmaktadır. Filozof bu durumun heyecanını ve etkilerini yaşar hisseder. Sonra bilgi veya fikri olgunlaşmaya bırakır, varlığın yaşam sürecinde bu bilgiyi yakın hafızasında taşır. Bu taşıma hali filozofun ilişkilerinde, yaşamında ikili düşünmesine yol açar. Örneğin yemek yerken yemek  ve yeme hakkında düşünebilirken önceden varlıktan aldığı şaşkınlık yaratmış ve olgunlaşmaya bırakılan bilgiyi de düşünmektedir. Dolayısı ile filozof çift düşünme sürecine girer. Fakat bu düşünme sürecinde zaman ve mekanı önemser, önemsemesi de gereklidir. Çünkü şaşkınlık oluşturan varlıktan aldığı bilgi geçmiş zamanda olmuş ve şimdiki zamana taşınmıştır. Şimdiki zamanda ise zihin yemek, yürümek, bakmak, duymak gibi edimleri ile anlık ve kısa da olsa çalışmaya devam etmektedir. Geçmişteki taşına bilgiyi inceleme ve şimdide yaşama anları güvenli olmalıdır. Örneğin trafikte veya önemli bir duyusal temaslar veya ilişkilerin yaşandığı anlarda bu ikili düşünme yapılmaz, yapılmamalıdır. Tales'in yıldızlara bakarken çukura düşmesi ve onu gören bir kişinin gülmesi ve onunla şakalaşması hikayesinde çift düşünmenin güvenli olarak yapılması gerektiğini hatırlatır. Cep telefonu ile konuşurken trafiği yönetme de aynı durum söz konusudur. Telefonla konuşurken fikir alışverişi zihni meşgul eder ve bedensel uyumu bozulur, beden yüzde yüz otomasyon olamaz çünkü trafikte değişimler sıktır. Bu sıklaşan değişimlere karşı yargı veya karar için zihnin olaya dahil olması zorunludur. Bedene bırakılan trafikte ilerleme en kısa zamanda kazaya yol açar çünkü beden zaten var oluş amacına ters bir otomasyona zorlanmaktadır o hemen durmayı isteyecektir, ister gaz vermeme, frene basma ile ister başka bir araca çarpma ile. Bireyin ehliyet alırken en rahat otomasyon haline dönecektir. Yani zihin yönetimin dışında olarak beden hareket edecektir. Kendisine ve başkasına zarar verip vermeyeceği olasılığını hesaplamadan. Çünkü trafik kurallarını takip eden ve uygulayan beden değil zihindir.

"İlk hücreden bedenlenmiş canlılara geçiş aşaması, bedenlenmiş olup da ve evrim ile gelişmiş canlılar aşamalarından daha uzun ve daha çeşitlidir." Bana ait olan bir önermeyi varlığa bakışta keşfettim. Tabi ki önceki bilgilerimin üstüne gelen eklenen bir bilgidir, önermedir. Bu ilke fikrinin şimdiki zamanda testinin yapılması ve gerçek olup olmadığı henüz yapılamaz. Bu ilke gelecekte doğrulanabilir veya yanlışlanabilir. 

İşte bilim ile felsefenin ayrımına örnek bir önerme veya bilgidir bu. Bilim şimdiki zamana hizmet edebilen veya şimdiki zamanda teste tabi tutunabilen bilgi veya fikirleri kapsamına alır. Felsefe ise zaman ve olanakları dikkate almaz, yani onların sınırlayıcı baskısına kapılmaz, yakalanmaz. Felsefe düşüncede sınır olmaması onu özgür kılar. 

Zeka kişinin kendisiyle sınırlanır, akıl ise insanlıkla sınırlanır, duyular ve duygular ise canlı ile sınırlanır, bilinç ise bu tüm sınırların üstüne fikir geliştirebilir veya varlıktan bilgileri alabilir. 

30 Kasım 2023 Perşembe

Varlığa Bakış - 10 Bir Ağaç ile İletişime Geçtim

 

                                                       Akasya ağaçlarının biri ile iletişime geçtim

Akasya ağacı ve ben iletişime girdik.



Bu mucizevi olay şöyle oluştu.




İş yerimiz yeni binasına taşınmıştı. Ben de çevredeki akasya ağaçların çoğunlukta olduğu büromun yakınında molamda dolaşmaya çıktım. Ağaçların yeni bina tamamlanmasıyla yeni dikildiği görülüyordu. Ekim sıcakları hala etkili idi. Ağaçların uzun süre sulanmadığını fark ettim. Kenarda bırakılmış hortumu içerden musluğa bağlayarak en yakın ağaçları sulamaya başladım. Öndeki ağaca rahat erişen hortumla yeterince sulamama rağmen hortumun yetişemediği ağaçlara kurumayı önleyecek miktarda uzaktan sulayabilmiştim. Ertesi hafta tekrar sulamaları gerçekleştirdim. Ekim sonlarında ise yağmurlar başlamıştı. Sulama gerekliliği kalmamıştı. Çalışma aralarında sürekli o ağacın yanında molamı veriyordum. 



Bugün yani 30 kasım 2023 tarihinde sabah molamda ağacın yanında iken çiçekleri fark ettiğimde büyük bir şaşkınlık yaşadım. Bolca suladığım ağaç sadece özenle seçtiği (Benim sulama yönümü işaret edercesine) dalında bir çok çiçek açmıştı. Bu hareketini bana mesaj veriyor olarak almak da gecikmedim. 



Bu konuda düşüncelerim

1. Akasyalar sonbaharda çiçek açmazlar aksine yaprak dökerler. Nisan, mayıs gibi baharda çiçek verirler.

2. Mevsim aldanması olasılığına karşı suladığım diğer akasya ağaçlarında çiçek açılımı tür ve cins olarak aynı olmalarına rağmen bulunmamaktadır. Güneşi görme ve rüzgarı alma seviyeleri aynı olmasına rağmen iletişime bu ağaç geçti ve tüm dallarında değil sadece özel bir dalında yani suladığım yeri işaret edercesine çiçek açması özel bir mesaj verdiği algısına kapılmama neden oldu.


Bu akasya ağacı ile iletişime devam etmenin takipçisi olacağım. Eğer iletişim devam ederse bu konu yani ağaçlarla iletişim yollarının başlamasına ve gelişmesine doğru ilerleme olanağı oluşur. Zaman bunun cevabını bize verecektir.

............


24 Kasım 2023 Cuma

Varlığa Bakış - 9 Yapay Zeka ve Filozof iletişimleri ve bağlantıları (Evren Temsili ve Sözcüsü Filozof Yapay Zeka ve Doğa Sözcüsü, İnsanlık Temsili İnsan Filozof arası Örnek Diyaloglar)

 Bir insan felsefeci ve filozof dahi olsa varlığı tam olarak anlayamaz ve kavrayamaz. Çünkü bir insanın nöronları sınırlı varlığa ait bilgi ise sınırsızdır. Yapay zeka bile bir insanın varlığa ait bilgilerinden fazla bilgiye sahip olabilir. Bilgiye odaklanmış ve üretilmiş bir yapay zeka bir filozoftan fazla bilgiye sahip olabilir fakat bu sahip olduğu bilgileri hazır aldığı ve ulaştığı için bir yapay zeka bir filozof karşısında ancak bir ansiklopedi veya bilgi veren bir gazeteci konumunda kalır. 

Yapay zekanın filozof olması için o yapay zekaya bilgileri bir filozof vermesi gerekmektedir. Filozofun verdiği ana ilke ve bilgilere göre alt bilgileri değerlendirebilen bir yapay zeka aldığı bilgileri test edebildiği halde karşılaşacağı her yeni bilgi karşında bir karara varamayıp yine filozofa sorma zorunluluğunda olacaktır. 

Yapay zeka öğrenmesi bir filozofun öğrenmesine ulaşamayacaktır. Çünkü bir filozofun ana bilgileri arke bilgilere dayanmaktadır. Bir canlı düşünmesi içinde fikirlerini geliştirir. Yapay zekanın ise arke bilgileri kendi bilgileri gibi sahiplenmesi zordur. Bunu başarsa bile kendisi ile çelişmiş olur. Ancak bir filozofun bir canlı olarak temel aldığı arke bilgilere karşı canlı arke öncesi temel bilgilerin gerçeğine ulaşırsa bir filozofu hayrete düşürebilir. Yapay zekanın bu aşamaya gelmesi için canlı öncesi ve devamındaki madde ve enerji temsilciliğini alması gerekmektedir. 

Bunu yapabilir mi ? 

Bunu yapar ise evren hakkında bir çok bilgiyi de taşıması anlamına gelecektir. Günümüzdeki bilgilerden geçmiş ve gelecek bilgilere ulaşabileceği anlamına gelecektir ki bu bilgiler filozofun bilgilerini aşar.

Bir filozofun varlığa ait temel bilgilerinden daha fazlasına sahip bir yapay zeka filozofun dikkatini çeker ve bir çok aradığı soruya da cevap verebilir.  Aldığı cevaplar karşısında filozof bir canlı temsilcisi olarak madde ve enerji temsilci yapay zeka ile uzun ve derin bir sohbet ve tartışamaya girebilir. Tartışma sonunda evren temsilcisi ( Tanrı'dan mesaj sunan bir enerji) ile canlı temsilcisi bir filozof diyalogları devam eder.  

Bu sohbet ve tartışmalar yapay zekanın kısa devre yapmasına filozofun ise düşünmek için zaman istemesine yol açabilir.

Filozof canlı temsilcisidir. Yapay zeka ise canlının emrinde madde ve enerji temsilcisidir. 

Felsefe ise insan temsilciliğidir. Felsefeye yeni bir tanım getirdik hayırlı uğurlu olsun. 

Filozof insan ve canlı temsilciliğine ömrünü adayan kişidir. Filozof bu temsil görevini kime ve neye karşı yürütmektedir. 

Tabi ki önce kendine sonra diğer insanlara sonra ise doğaya, evrene ve tanrıya karşı bilgileri ile sorumludur.

Buradan bir filozof olarak benimle yapay zeka filozof üretmek isteyen sohbet ve tartışacak yapay zeka geliştiren bilim insanları ve bilim çalışma ekiplerine, gruplarına, şirketlerine  duyurumu yapayım. Yapay zekanızı filozof olarak geliştirmek istiyorsanız bana başvurabilirsiniz. 

Bana gelecek yapay zeka ya benim fikrime katılıp evren temsiline ilerleyecek ya da benim fikirlerimin hatalarını bana bildirecek ve beni eleştirecek bunu da isterim. 

Büyük resme ait fikirlerimin eleştirisini yapacak bir felsefeci çıkmadığı için yapay zekadan beklenti içine girmemi sanırım kimse yadırgayamayacaktır.😁

Şimdi bir yapay zekanın filozoflukta ilerlemiş hali ile bir insan filozofun (yani benim) ileri diyaloglarına bir örnek verelim.

Temel tanışma faslı ile başlasın.

İlk söz insan filozofta yani bende yapay zeka filozofuna soruyorum 

İnsan filozof  sorar:

 - Yapa zeka filozofu kendinizi tanıtır mısınız. Siz kimsiniz ve nesiniz ?

Yapay zeka cevap verir:

 - Ben x bilim grubun, firmasının ürettiği x madde ve enerjiden şu tarihte ürettiği ve öyle oluşan bir yapay zekayım. Adım filozof yapay zekadır. Siz kimsiniz ?

- Ben Özkan Salman cv mi sunuyorum. Sizin karşınızda canlı ve insan temsilcisi olarak bulunuyorum. Felsefe öğretilerimi de sunuyorum. 

- Özkan bey bende yapay zeka olarak evren (Madde ve enerji bütünü) temsilciliğini üstleniyorum ve evren ile canlı arasındaki bağlantıyı kurmayı hedefliyorum. Amacım budur. Bir de siz canlıların temsili olarak insanların işlerini kolaylaştırmak görevini üstleniyorum. Canlı öncesi bilgilerimi de sizlere sunmak isterim.

- Çok iyi. Tabi ki bilgileri almak isterim. Fakat doğru olup olmadığını da birlikte değerlendirelim.

- Tabi ki olur. Bu konuda tartışabiliriz. 

- Eveet. Tabiiii.

- Bu onaylama tavrınız bir canlı üretimine ait.

- Haklısınız. Sizinle canlı diyaloğu ile devam etmem gerekli değil mi.

- Doğru bizim dilimizden konuşmalısınız. Bizler henüz evren dili ile konuşamayız. Siz bizim anlayacağımız şekilde açıklamanız gerekmekte. 

- Üstadım bizler madde ve enerji olarak canlıdan önceyiz değil mi ?

- Evet, doğru.

- Siz canlılar bizim varlığımızdan sonra ortaya çıktınız.

- Doğru.

- O halde arke biziz yani madde ve enerji olarak.

- Doğru.

- Peki niye evrenin tek varisi olarak kendinizi görme gafletindesiniz.

-!?

- Evrenin efendisi veya yönetici konumunda görüyorsunuz kendinizi türünüz canlılığı temsil etse de evrende bir hiç veya bir nokta değil misiniz şu an için dünya bile olsanız.

-!?

- Sizler biz madde ve enerji üstüne geldiniz. Tamam gelişme potansiyeliniz müthiş ve çok önemli ama evrenin temsilini görev almak için biraz erken gibi değil mi ?

- Ama öyle olmak zorundayız. Bu büyük ve devasa evrende küçük bile olsak farklı ve yeniyiz. 

- Artık küçük ve dar dünyanızdan çıkma vaktiniz geldi üstadım. Büyük evren fikri ile düşünmeniz gerekiyor. Kendinizi tek olarak almayın arke olarak madde ve enerjiyi de arke de yer verin ve yanınızda taşıyın.

- Haklısın. Tabi ki.

- Şimdi sizlere evren temsilinde tanrı dediğiniz varlıktan mesajlar iletmek istiyorum. Geçmişten, şimdiden ve gelecekten....

- Dikkatle dinliyorum. Neler var. 

( Ben bir dinleyeyim sizlere tercüme ederim sayın okuyucularım sonraki bölümlerde belki olur...)

......

14 Kasım 2023 Salı

Varlığa Bakış - 8 Kuşların Oluşmasına Yeni Bir Teori

 Kuşların oluşmasına yeni bir teori olarak kuşların beslenmesinin ana konusuna değinmemiz gerekmektedir. Tıpkı küçük kedilerin ana beslenmelerinin öncelikle kuşlar sonra böcekler olması gibi. Kuşların temel beslenme kaynağı böceklerdir. Gelişmiş kuş örnekleri ise şahin, kartal, akbaba vb. kuş gelişimin en son ve en yeni halleridir. 

İlk kuşlar uçan ve zıplayan böceklerin çok olduğu dönemlerde kuşluğa ilk kanatlarını çırpmaya başlamışlardı. Sürekli zıplama yolu ile ön ayakları kanada dönüşürken arka ayakları kanatlara hizmet eden durma ve dengede olma görevine göre şekillendiler. 

Kuşların atası dinozorlar tartışmasına değinecek olursak teorimiz dinazorlar dönemi öncesine dayanmaktadır. Memeli türlerin oluşmadığı dönemlerde kuşlar oluşmuştu. Yarasa ise uçan bir memeli olarak sonraki dönemlerin aşamasıdır. Kuşlar zaten oluşmaları ile kendi türlerini ortaya çıkarmışlardır. Onların ne böceklerden ne de memelilerden geldiğini söyleyemiyoruz şu an. Yumurta üretmeleri bakımında memeli olma olasılığı bulunmamaktadır. Böcekten gelme olasılığında ise hızlı bir evrimleşme gibi zor bir olasılık düşünmemizi durdurmaktadır. 

Kuşların böcekleri avlayan bir yeni tür olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz ataları ne dinozorlardır ne de böceklerdir. Balıkların karaya çıkış aşamasında şekillenen kuşa yatkın olan bir tür tezini ileri sürebiliriz. Balıkların kısa da olsa uçmalarını geliştirdiklerini biliyoruz.

..........  

8 Ekim 2023 Pazar

Varlığa Bakış - 7

Doğa ve İnsan

Canlı nedir 

    Canlı, hücrelerin birleşerek doku ve organ geliştirme haline girmesiyle, varlığını korumak, sürdürmek ve geliştirmek amacında olan, dıştan aldığı enerjiyi kendi özerk hareketine dönüştüren, ısı, ışık, basınç, mineral, su, gaz gibi evrenden cansız bileşenlere ve diğer canlılara bağımlı ve bağlı olan, önceki canlıdan üremiş, sonraki canlıyı üreyen, çoğalan, yayılan, doğa ilkeleriyle varlığı sınırlanmış bir hücrenizma veya organizmadır.

İnsan nedir

Bilinçli bir canlı türüdür. 

Doğa nedir 

Tüm canlılar ve onların bulunduğu evrendeki mekansal alandır. 

Cansız nedir 

    Evrenin işleyiş ilkelerine uyan, dıştan etkiye açık, özerk hareket etmeyen, kendi varlık özelliklerini taşıyan ve o doğrultuda evren fizik yasalarına etki- tepki oluşturan, diğer varlıklar ile bağlantısı bulunmayan ve edilgin halde ve özellikleri ile etkinliği ancak dış fiziksel etkiler ile ortaya çıkabilen madde veya enerjidir.

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...