19 Ocak 2024 Cuma

Bilinç İnşası - 5 ( Şimdiki Zamanın Genişliği )



 İlkeler : Şimdiki zaman, saniyelerin, dakikaların, saatlerin geçme süresiden daha fazlasını taşır içinde. Bir zihin, şimdiki zamanın genişliğinde ve çokluğunda sadece bir zamanı algılayabilirken, algılayamadığı veya sırayla algılayabileceği sayısız zaman dilimi bulunur. 

Bireysel zihinlerimiz günlük yaşantılarımızda sadece kendi yaşantılarımıza odaklandığında bile bir çok yapılacak işler, yapılmaması gerekenler, geçmişte olanları hatırlama ve geleceğe ait planlar ile doludur. 

Çoğu birey zihni, günlük yapması gerekenlere ve kişisel sorunları ile onların çözüm arayışlarıyla kendisini sınırlamaktadır. Bu zihinler, yapılması gerekenleri yapsalar, sorunlarını çözmüş olsalar bile başka zamanları ve olguları önemsememekte ve hafızalarına almak istememekteler. 

Öğrenme ve değerlendirme yapmamaktadırlar. 

Başka zaman ve olguları sadece kendi zamanlarının iyi geçmesi için bir araç olarak kullanmayı tercih etmektedirler. Ve bu zamanları sevip ilgi duyulan veya sevilmeyen ilgi duyulmayan şekilde basitçe ayırım yaparak, içeriklerini inceleyip kendi zamanı ile değerlendirmesini yaparak neden sevip ilgi duyduğunu veya sevmeyip ilgi duymadığı üzerine zihinsel uğraşa girmemektedirler. 

Öğretim ve eğitim görmüşler ile görmemiş zihinlerin farkı burada ortaya çıkmaktadır. Eğitimli zihinler başka zamanlar ve olgularına karşı zihinlerinde belli kategori ve listeler oluştururlar. Bu zihinsel alışkanlıkları eğitim ve öğretim sırasındaki çalışmalarında edinmişlerdir. 

Zihinlerini kullanma konusunda bir çok nöronların gelişmesini sağlamışlar ve unutulup derin hafızaya atılan bilgilerden boşalan nöronları doldurma potansiyelini kullanarak başka zaman ve olgularına dikkat edip, onları önemsemektedirler.  

16 Ocak 2024 Salı

Gündemi Felsefi olarak Yorumlamak - 4

 Yüzyılımızdaki küresel değişimler ve gelişimler 

İlkeler : İnsanlık tarihi üç temel özellikte tekrar etmektedir. Toplayıcılık (çalışma), avcılık(yönetim) ve tarım(üretme) üzerine kuruludur ve hala öyle sürmektedir. Çağımızda çalışanlar toplayıcıları, şirket veya kurumlar tarımı yani üretimi, ülke yönetimleri ise avcılığı yani yönetimi temsil etmektedirler.  Çağımızda insanlık kültürü için bu üçlüye yeni ve üst bir olgu bulamaz isek tarihin kısır döngüsünden kurtulamayacak onu tekrar etmek zorunda kalacağız. 





Küresel Sıcak Gündem

Bu döngü sözlerin bittiğinde veya geçersiz olduğunda kavganın başlaması hali yani küresel savaş tehlikesidir. 

Bu olay da toplayıcı ve tarımcıların sessizliği, avcıların konuşması anlamına gelmektedir. Bizler toplayıcılar ve tarımcılar avcılara bu yetkiyi bizim verdiğimizi hatırlatmalı ve küresel savaş planları yapmamalarını sağlamalıyız.

Küresel gündemde avcılar seslerini çoğaltmaya başladılar. Ukrayna'da, Gazze'de ve Yemen'de. Biz toplayıcılar ve tarımcılar seyrediyoruz. Seyretmeye devam edersek avcılar yeni kararlar alabilir ve bizleri de harekete geçirebilirler. İşte o zaman toplayıcılar ve tarımcıların birden avcıya dönüşme riski oluşur ki bu da küresel gelişme açısından tarihin kısır döngüsünü tekrar yaşamak yani insanlık büyük dramı olur. 

Geçen yüzyıldaki çekmecelerde ve kasalarda duran yüzyıllık planlar avcılar tarafından birbirine devrediliyordu. Ve onların uygulanma dönemlerini yaşamaktayız. Bir farkla artık o geçen yüzyıldaki planları gizli saklı değil, açık ve biliniyor küresel olarak. 

İnternetin bu kadar yaygın olduğu ve teknolojik haberleşmenin zirvesine çıkıldığı çağımızda hiç bir tarihi gizli planlar tozlanmayı veya uygulanmaya başladıklarında anlaşılamamayı başaramazlar.

İnsanlık tarihindeki savaşlara avcılar tarafından teşvik edilen olgular dincilik, milliyetçilik ve en son geçen yüzyıldaki gibi yönetim şekli idi. Hepsi çağımız için tüketilmiş ve kullanılmasında etkileri az olan olgular olmalıdır. Avcıların en son taktikleri ise savaş için toplayıcılık (paralı askerler) ve tarımcılık (savaş sanayi ve teknolojisi) yapanları da yanlarında tutmayı başarmaktadırlar. Ve bu durumda halka rağmen halk için beklenmedik acil ve düşünmeye, değerlendirilmeye fırsat vermeden kararlar alma peşinde görünmekteler. 

Küresel toplayıcılar ve tarımcılar birleşin ve küresel savaşları engelleme üzerine plan yapınız, avcıya dönüşmeyiniz ve avcı olma hırsında olanlar ise dünya barışı üzerine avcılık yapınız.

Savaşın haklısı ülke sınırlarını koruyan ülkelerdir. Kendi ülkelerini haksızca genişletmek isteyenler veya sınırlarından çok uzakta küresel savaşanlar değildir.

Sonuç :

İnsanlık kültüründe küresel edebi barışı sağlamanın ve tarihi kısır döngülerden kurtulmak için toplumsal üç temel özelliklerimiz olan toplayıcılık, avcılık ve tarımcılık olgularına dördüncü bir yeniyi bulmalı ve uygulamalıyız.

15 Ocak 2024 Pazartesi

Gündemi Felsefi olarak Yorumlamak -3

 Çağımızda küresel savaş nedenleri üzerine düşünmek

İlkeler: Savaşmak canlılığın genetiğinden gelen rekabet etmek, güçlü olmak, varlığını korumak üzerine zorunlu bir eylem olmasına karşı insan ve kültüründe savaş, mekansal, kaynak ve yönetim ana konularında hakim olmak, daha güçlü ve önde olmak ve bu durumunu korumaya çalışmak amaçları ile yapılmaktadır. 

Ukrayna ve Gazze İnsanlık Kriz ve Dramları Üzerine 

Ukrayna krizinin nedeni Rusya'nın geçen yüzyıldaki elde ettiği avantajlarını geri kazanmak adına geçen yüzyılda kendi yönetiminde olan günümüzde bağımsız ülke olan Ukrayna'yı yönetimine katmak, batının ilerlemesini sınırdan durdurmak  gibi amaçları bulunmaktadır. 

İsrail'in Gazze krizi ve insanlık dramını başlatması ise batının orta doğudaki planlarını başlatma düğmesine bastığını ve İsrail'in orta doğuda istikrarsızlaşmayı arttırarak bu bölgedeki ülkelerin birbiri ile savaşarak kendilerini zayıflatma projesine başladıklarını  ve İsrail'in bu konuda kötü bir başlangıç yaptığını modern anlamda devlet olamamış filistin halkına, sivil yerleşim yerlerine tarihte olmadığı kadar orantısız bir şekilde saldırdığını görmekteyiz. 

Batı temsili olan ülkeler Güney Amerika, Afrika, Orta doğu ve Asya mütevazi ülkelerin kendi seviyelerine gelmelerini engellemektedirler. Önce onları müttefik olmaya ikna edip sonra bu ülkelerin gelişimlerini kendi kararlarına göre belirlemelerini istemektedirler. Siyasi ve ekonomi kararlarını kendi denetimleri dışında alınmamasını istemektedirler. Bundaki amaç kontrol ve hakim altında tutularak hızla gelişim hamlelerini kendi gelişmişlik sevilerinin altında tutmaktır. Bu ülkelerin zengin enerji kaynaklarını ve ülkesel avantajlarını kendi kontrolleri altında kullanılmasını sağlamaktır. Dünyaca ünlü kola ve tütün markalarının ülkemizde onlardan daha iyi üretimle piyasaya sürülen iki markadan birini bitirmeleri diğerini de satın alma ile kendilerine rakip olmaktan çıkarmaları gibi örnekler sıkça görülmektedir fakat basına yansımamaktadır. Serbest rekabeti ve özgürlüğü savunan bu ülke firmaları ve ülke yöneticileri kendileriyle rekabet etmeme şartını gizli ve saklı tutmaktadırlar ilkelerinde. 

Geçen yüzyıldan kalma iki kutuplu dünya kıskacında sıkıştırmak ve kontrol altında tutmak amacındadırlar. Fakat günümüzde iki dünya düzeni bitmiştir. Çok kutuplu bir dünya düzeni bulunmaktadır. 

Ukrayna ve Gazze krizleri çağımıza ait değildir ve geçen yüzyılın bitişi olarak son kalıntılarıdır diyebiliriz. 

Ukrayna krizi on yıl öncesi başlamasına rağmen çözüm üretilmemesi ve batı ülkelerin yeterli desteği vermemesi üzerine Rusya'nın ülkenin AB'ye üye amacında iken yalnızlaşmış olduğuna ve kendi vatandaşlarının da ülke içinde arttığına karar verip yeterince çok geniş olan topraklarına katma ve sınırlarını koruma amacıyla saldırma hatasında bulunmuştur. Batı ülkeleri hemen refleks göstermiş ve Ukrayna'nın yalnız olmadığını göstermişlerdir. Rusya bu saldırısında devam ederse küresel en geniş topraklara sahip olma özelliğini kaybetme riskine doğru ilerleyebilir. Dünya haritası çağımızda başta Rusya başta olmak üzere Çin, Hindistan ülkelerin geniş toprakların koruma gücünün zayıflayabileceğini izlenimini vermektedir. Böyle toprak genişliği ile devam etmeleri yanında daha da genişlemeye çalışma hataları onların daralmaya zorlanmaları riskini arttırmalarını getirebilir. 

8 Ocak 2024 Pazartesi

Varlığa Bakış - 15 (Bilim Ötesi, Post-Science)



İlkeler: Bilim ve teknoloji, felsefe, sanat ve edebiyattan  aldığı bayraktarlığının sonuna gelmiştir. Felsefe, sanat ve edebiyat topluma yön verme, küresel gelişmelerin sağlıklı ve sürdürebilir olmasına önderlik ve etki etmesi beklenen bilgi alanlarıdır. 


Bilim Ötesi

Bilim ve Teknoloji insanlık tarihi boyunca ilerleme grafiğinin sonuna gelmiş ve bulunduğumuz çağda yatay ilerleme çizgisine girmiştir.

Çağımızda ilerleme grafiği zirvesine ulaşması ile birlikte düşmeyecek fakat yükselmesini de sürdüremeyecektir. 

Yatay ilerlemesine devam edecektir. 

Günümüzde Ekonomi ve politika alanlarının kontrolünde ve düzenli, rutin yatay ilerleyişine devam edecektir.

Bilim ve teknolojinin ilerlemesinin referansı uzaya açılma yönüdür günümüzde. 

Bu üst sınırını zorlamasına rağmen alışagelmiş önceki hızında ilerleyememesi, önceki çalışmalarına geri dönerek küresel insan ve canlı sorunlarını çözmeye ve onların yaşamını kolaylaştırmaya devam etmesi ile yatay ilerlemesine devam etmektedir.

Bilim şu an laboratuvarlarında ve akademilerinde ekonomi ve yönetim kurumlarının isteği doğrultusunda çalışmaktadır. 

Kendine ait gelecek amaç ve misyonu geçici olarak bitmiştir.  

Bilim ve teknoloji, ekonominin hizmetinde birey ve toplumların daha iyi yaşamasına hizmet etmekte iken yönetim kurumların seçmenlerine olan vaatlerini yerine getirme ve diğer ülke yöneticilerine karşı rekabet edebilme aracı olarak çalışmaktadır. 

Bilim sistemi, ürünleri ve metotları ile insan günlük hayatının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş ve kendisini sürekli güncelleyen ve geliştiren bir dinamik yapı oluşturmuştur. 

Bilimin bu yönleri ile faydalı iken uluslararası rekabet için savaş sanayisini geliştirmesi ve bu rekabet için bilinmeyen, denenmemiş ve fark edilememesi tercih edilen yöntem, taktik ve stratejileri üretmede de başarılı olduğu gibi kendinle çelişen bir yapıda bulunmaktadır. 

Teknolojik ürünler hem fayda hem de zarar özelliğini kendi içinde taşımaktadır. Bir cep telefonu iletişim ve bir çok yönden birey ve topluma faydalı olurken radyasyon ve elektrik akımlarına maruz kalmak gibi olumsuz etkileri henüz görülmeyen tehlikeleri de içermektedir. 

Ulaşımdaki araçların kolaylık ve konforu yanında çevreye yaydıkları tehlikeli gazlar ve gürültüsü insan sağlığına nasıl etkileri olduğu araştırılsa da kamuoyuna sunulmamıştır. 

Bilim ve teknolojinin eser ve ürünlerinin iki yönlü olduğu durumundan tek yönlü olduğu alanları da bulunmaktadır. 

Savunma sanayi adı altında uluslara arası rekabette her türlü silahlanma, taktik ve strateji geliştirme adına tek yönlüdür. 

ABD ve Rusya'nın ikinci dünya savaşında uluslararası rekabette öne çıkmaları iki dünya görüşünü getirmişti. 

ABD burjuvayı, Rusya ise proletaryayı temsil etmekte idi.

ABD serbest piyasayı, Rusya ise merkezi yönetimi temsil etmişlerdi. 

Günümüzde kimin yönetim şekli daha iyi olduğuna dair yüzyıla yaklaşan bir tecrübeye sahibiz. 

Canlının rekabet genetiğine dayanan özgürlükçü ve rekabetçi piyasa belirgin bir şekilde bilimin de katkısı ile günümüzün ana konusu haline gelmiştir. 

Geçen yüzyıldaki olaylara izleyici olarak Çin ise üretimin ve pazarlamanın önemini görmüş, günümüzdeki ekonomi mucizesini ortaya çıkarmıştır. Halkın sabırlı ve mütevazi yaşamlarını devam ettirerek çalışmalarını sürdürmeleri ile günümüz Çin'in gelişmesine tanık olmaktayız. Çin'i de nüfusunu dikkate alarak uluslararası yaşam katmanda orta katman olarak nitelendirebiliriz. 

Geçen yüzyıldaki ikinci dünya savaşı sonrasında bir çok uluslararası gelenek bitmişti. 

Bunların başında milliyetçilik gelmekte idi. Özellikle ön planda olan ABD ve Rusya'da ırka dayalı bir milliyetçilik yapılamazdı. Kozmopolit ülkeler olarak küresel yeni misyonlarını da getirmişlerdi. ABD de yaşayıp da başka ülkeden gelen insanlar olarak genele yayılan bir ırksal milliyetçilik yapılamayacağı gibi Rusya'da ülkelerin birleşerek ortak bir yönetimde bir ülkenin baskın propagandası yapılamaz. 

Diğer ülkelerdeki milliyetçiliğin amacı ikili dünya düzenine karşı kendi ülkelerinin birliğini koruma refleksine dayanıyordu ve hala öyle devam etmektedir. ABD ve Rusya ikili dünya görüşüne dolayısı ile kendilerine müttefik olma üzerine tüm dünya ülkelerini ikna (ikna yöntemleri tarihe kayıt edildi) etmeye çalışıyorlardı. Hala geçen yüzyılın etkilerinin hayaleti dolaşmaktadır tüm yeryüzünde.

Şimdi ne olacak. 

"Yüzüklerin Efendisi" film dizileri doğu ve batının, dinlerin, ırkların orta doğuda kozlarını paylaşmasına yönelik içeriğe sahip görünmektedir. Bu filmle artık ırksal, dinsel ve yönetim şekli savaşlarının bittiğine tanık oluyoruz. Onların tarih olduğuna karar veriyoruz iyi bir tahminle. 

Günümüzde çok kutuplu dünya hallerini yaşamakta iken eski hayaletler hala " Bizler hala buradayız ve devam edeceğiz" demekteler. Bunun örneğini Ukrayna Krizi ile gördük. 

Gazze krizi ise İsrail'in yüzyıllık planlarının etkisi ile oluştuğu görülmektedir. Kendi planlarının zamanı geldiği için haksızca bu harekete girmiş görünmektedir.

Gelecekte küresel yönetim şekilleri ve uluslar arası ilişkiler nasıl şekillenecektir. Yeni gelişmeler ışığında ülkeler hangi pozisyonda olacaklar ve hazırlıkların hangi alanda geliştirecekler. Tüm bu soruların cevaplarını bilimde ve felsefede bulabiliriz. Peki hangisi çalışmakta şu an bu konuları sadece bilim çalışmakta. Felsefe ne yapıyor. Ne yapsın sesini duyuramıyor ki dinleyen yok. Bilim ve teknoloji ekonomi ve politika kurumları ile beraber olmuş yeryüzünde en hakim olduğu zamanlarını yaşamaktalar. Peki dinler ne diyor çağımızın küresel sorunları için. Onlarda gizli gizli eylemlerini sürdürüyorlar ve kamuoyuna dram ve vahşet haberleri ile düşüyorlar. Onları da ekonomi ve politika yönetiyor hali ile. Dinin payı ve görevine dramatik olayları veriyorlar. Sanat ve edebiyat ne diyor bu tüm olanlar için. Bu olanları takip etme, eleştirme, çözüm arama, toplumları yönlendirmede hangi noktadalar. Sürekli engellemeler, yasaklar, önlerini kapamalar oldukça onların da sesi cılız ve kısık çıkmaya devam ediyor. Onlarda eserlerinde gizli mesajlar oluşturmaya çalışıyorlar engellemelere takılmamak için ama o gizli mesajları alma dönemine henüz gelemedik ve gelecekte de olabilir mi. O gizli mesajları alanlar birleşecek, birleşmeden sonra genele yayma çalışmaları yapılacak fakat ilerleyemeyecek çünkü gizli mesajlar görünür olunca engellenecekler. Sivil toplum kurumlarının hali ortada. Sessiz ve sakin varlıklarını sadece korumaya çalışmaktalar küresel olarak. 

Küresel gelecek nasıl olacak. nasıl olmalı ve nasıl olmamalı. Bu sorunun cevaplarıyla bilim uğraşamaz çünkü o meşgul ve emirleri uygulamakta, belirlenmiş görevlerini yapmakta. Hangi alan bu sorularla uğraşacak bilim-sonrası gelen felsefe tabi ki. 

Sonuç

Felsefe dinden aldığı misyonunu bilim, teknoloji, sanat ve edebiyata devretmişti. Şimdi bilimin tıkandığı noktada tekrar görevini sanat ve edebiyat ile devir alacaktır. 

7 Ocak 2024 Pazar

Deizm Felsefesi

 İlkeler : Deizm felsefesi çağımızın küresel büyük sorunlarını tespit ve çözümünü içinde barındıran çağdaş bir felsefe alanıdır. İnanış değerlerini insanlığın gelişim çizgisi yönünde tekrar ele alan ve bakışını çağımız gelişen küresel olgularını değerlendirme, tespit, saptama ile bireylerin zihin ve bedenleri için iyi yaşama, özgür, güvenli ve sağlıklı yol ve yöntemlerine ait ön bilgileri olan ve gelişimini, araştırmaktadır. Bilim sınırlarını belirlemiş, ilerleme hızı yavaşlamış ve çalışmalarını bölgesel ve sınırlı insan faydası ile daraltmış veya daraltılmıştır. Bilimin kendisini sınırlaması ile siyaset ve sermaye kurumlarınca yönlendirilmesi sonucunda küresel insan faydası olan amacından bölgesel ve yerel amaçlara yönelmeye sapması ile gerçek ve doğru yönünü kaybetmesiyle oluşan bilim sonrası (post-science) oluşan düşünsel kaos insan aklının ilkel zamanlara dönme olasılıklarını (Astroloji, fallar, mistik ve savaş arayışlarına yönelmek) araştırması riskine ve canlı rekabetin gereği olan fakat türün kendi arasında sınırlı kalması gereken küresel savaş riskine karşı gibi bir çok benzeri yaklaşımlara antitez olarak ortaya çıkmış ve varlığını her hangi merkeze bağlı olmadan (kripto para ve bitcoin üretilme benzeri) birey ve gruplarca geliştirerek küresel yaşamındaki yerini alma yolundadır.

Deizm Felsefesine Giriş

Tanımı 

Günümüze kadar bilimsel bilgilerin insan yaşamına yön vermesi ve türümüzün doğadaki yerini belirgin hale getirmesiyle, modern ve çağdaş insan aklının bu bilgiler ışığında insan yaşamı, canlılık, doğa, evren ve tanrı hakkında yeni ve kendine özgü ön bilgiler geliştirmesi ve bu ön bilgiler ışığı ve temelinde yaşamını düzenlemesi, felsefesini bilinci ve aklı ile yaşamına yön vermesi, kararlar alması, tavır ve tutumlarda bulunması, ilişkilerini düzenlemesi, bireysel ve grupsal felsefeyi geliştirici eylem ve çalışmalarda bulunması, İnsan türüne ait oluşan tüm önemli kültür ve özelliklerine değer vererek gelişmesine katkı sağlama amacında felsefesini kullanması ve geliştirmesidir. 

Deizm nedir, ne değildir ve amacı nedir ? 

Deizm felsefesi bir inanç ve din değildir. Birey ve grupların insan aklı ve bilinci ile olanakların ve olanaksızlıkların, bilinebileceklerin ve bilinemeyeceklerinin sınırlarını belirlemiş olan, mantığa ve doğru bilgilere önem veren, bilimin  gelişmesinin etkisi ile geride kalmış olan felsefenin tekrar öne çıkarak insan yaşamına etki edebileceği tezindedir.   

Deizm Felsefesinin ortaya çıkış nedenleri :

İnsanlık tarihi boyunca inanışlar din olguları ile sürer iken günümüzde gelişen bilimin insan yaşamına etkisi büyük olmuştur. İnsan yaşamında bilim ve etkileri insan aklı ve bilincini de geliştirme etkisi yapmıştır. Aklı ve bilinci ile bilimin ortaya sunduğu bilgiler bireyin ve grupların yetki ve sınırlarını belirlemiştir. Evrim teorisi artık bir teori olmaktan çıkmış, tüm kanıtları ve nesnel sonuçlarıyla bireylerin ve grupların her türlü kültürel yapısı ile insan ve türünün yanı sıra canlılık, doğa ve evren hakkında da bir çok aynı şekilde inkar edilemeyecek kanıt ve nesnel sonuçlarını kabule götürmüş, birey ve grupların yaşamlarını düzenleme ve geliştirme planlarına yeni bir felsefe ihtiyacı doğmuştur. 

Tanrı ve dinler hakkında Deizm Felsefesinin ön bilgileri :

Deizm, insanlık tarihi boyunca oluşmuş ve hala devam etmekte olan tüm inanışlarına veya inanış konularında ilgisizlik içinde olanlarla zıtlık ve rekabet içinde değildir. Teizm ve ateist karşıtlığı olarak ortaya çıkmamıştır. Deizmin ortaya çıkışı bilimlerin gelişmesi ile ilgidir. Bilimler sayesinde günümüzde bir çok bilinmeyen bilgiler ortaya çıkarılmış ve insanın tanrı ve ona bakış fikri tarzında yeni bir felsefenin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Deizm felsefesi bir din değildir. Tanrı ve inanç konularında bilim ve felsefenin etkisi ile insanın geliştirdiği bir tutum ve tavırdır. Deizm felsefesi insanın modern yaşamındaki doğaya, evrene ve tanrıya karşı bilgilerini karmaşıklıktan uzaklaşmak için belirgin ve yaşamına yön verebilecek şekilde düzenleme amacındadır. Deizm felsefesi tamamlanmış ve sınırları olan bir felsefe değildir. Bir çok önemi olgu için ön bilgileri bulunmaktadır. Bu ön bilgilerin temelinde felsefenin gelişmesi günümüz ve gelecek bilgilerine bu bakış yönünden bakar ve değerlendirir.


Deizm Felsefesinin Tanrı ve İnancı hakkında ön bilgileri 

Tanrı vardır.

Onu bilemeyiz, kavrayamayız.

Ancak hissedebiliriz.

Bilmek ve kavramak zekaya ait bir olgudur ve insanda sınırlıdır.

Hissetmek ise genetiktir ve canlılık ortak olgusuyla doğadan gelir.

Tarihteki dinler, din kitapları ve onları sunan kişiler önemli ve değerli kişilerdir. İnsan türünün kendi içinde gelişmesine büyük katkı sunmuşlardır. İnsanlık tarihi için iyi ve önemli işler yapmış diğer atalarımız gibi onlara da değer ve önem verilmektedir. 

Tanrı evreni ve içindeki her şeyi yaratmıştır.

Evrenin işleyişini, gelişmesini, sürecini hazırlamış ve ona etki etmemektedir.

Evren ve doğada her şeyin etkeni ve nedeni kendi içindedir.

İnsan aklının sınırı evren ve doğanın işleyişine ait bilgileri anlama ve kavrama yönünden sadece kendi faydasına ve yararına olabilecek yeterlilikte kalabilir.

Duyu organları ve beynindeki nöronların sınırlılığında bilgisini belli bir sınıra kadar ilerletebilir.

Evrenin büyüklüğü ve nasıl oluştuğuna dair bilgiler insan aklında sınırlı kalacak bilgilere örnektir.

Tanrı, insanın evren bilgisine ulaşmasını sınırlamıştır. İnsan evrende belli uzaklık ve bilgisine kadar ulaşabilir. 

Deizm felsefesini takip eden ve önemseyen birey ve gruplar, içinde bulundukları ülke ve inançlarına doğuştan kültürel olarak katılmakla birlikte psikoloji, sosyoloji, biyoloji gibi insan, canlı ve doğa bilimlerinin bilgileri ile yaşamlarının düzenlemektedirler. Küresel büyük sorunlarına bakışları ve yaklaşımları inanç esasında (farklı dinlerin rekabeti ve anlaşma zorluğu) değil, bilimsel ve felsefi yaklaşımları yönünden ele almayı tercih etmektedirler. Günümüzün küresel sorunları ve çözümleri yüzyıllar önceki gerekli olmuş ve uygulanmış evrensel aday ilke ve kurallar ile çözülmesi zordur. Yerel, bölgesel ahlak, inanış, gelenek ve ritüeller ile küresel sorunları saptama ve çözümlerini araştırma olanağı zor olması nedeniyle günümüz evrensel bilimsel ve felsefi ilkeler oluşturulması gerekli görülmektedir Deizm felsefesini öne çıkaran birey, grup ve topluluklarca.   


Deizm Felsefesinin en önemli soruları ve araştırmaları 

Doğanın oluşması evrende ne anlama gelmektedir?

İnsanın var olması doğada ne anlama gelmektedir?

İnsan türü için yakın gelecekte oluşacak büyük krizleri günümüzden keşfedebilir miyiz?

Günümüzde bilinen veya bilinmeyen küresel sorunlar nelerdir? 

Bu sorunların çözümleri neler olabilir? 

Bu sorunların nasıl oluştuğu ve geleceğe nasıl yansıyacağının araştırmaları.

..................Bu yazı dizisi devam edecektir.

4 Ocak 2024 Perşembe

Zerdüşt'ün Dönüşü - 3. Bölüm (Bitkiler ile iletişime geçen Filozof)

 Zerdüşt heyecanla klavyede bir çok yazı, işaret ve ses gönderiyor ve monitörden belli belirsiz gelen sinyallerin anlaşılır hale gelmesini bekliyordu. Uzun süredir üzerinde çalıştığı bitkiler ile iletişim programını tamamlamış, son bir hafta bitkilerden karmaşık anlaşılamayan çizgi, ritim, renkler, gaz şekilleri, titretişimler halinde gelen cevap niteliğindeki işaretleri çözmeyi henüz başaramamıştı. 



Artık bitkiler ile iletişime geçemeye çok yaklaştığını hissediyor, heyecan ve merakla her türlü mesaj şeklini deniyordu ve gelen mesajları çözmek için tüm heyecanının bastırmaya çalışıp öyle devam ediyordu.

 Olanların gerçek olup olmadığını da bilincinde tekrar tekrar sorguluyordu. Evet gerçekti ve bu sürece girmişti. Bitkiler mesaj gönderiyorlar fakat bir türlü çözemiyor anlam veremiyordu. Sürekli gelen fakat henüz anlamını çözemediği mesaj şekillerinin etkisiyle zihninde ve bedeninde olumlu enerji dalgalanmaları  olduğunu hissediyor ve mesajların olumlu, barışçıl olabileceğini tahmin ediyordu. 

Heyecanını bastırmaktan yorulmaya başlamıştı. İşaretler gittikçe belirginleşmeye ve anlaşılır hale gelmeye başlıyordu. Boşalan bardağına heyecanla gözünü monitörden ayırmadan su doldurdu ve içerken bile gözleri ekranda idi. Ekranda bir yazı belirdi birden, gözleri şaşkınlıktan suyu içip bitirdiğini fark etmeden hala boş bardaktan su içmeye çalışıyordu. Ağızına dayalı boş bardak, gözleri ekrana kilitli bir halde hareketsiz kaldı. Donmuş bir halde bir kaç saniye öyle kaldı. Birden elinden bardağı bıraktı, boş bardak yere düşerken bile gözleri ekrandaki yazıyı görüp iletişimin başlaması karşısında tüm hayretini yaşıyordu. Ekranda titreşim, dalga, parazitlenme, gaz bulutu gibi karışık halde iken bile şu yazı görünüyordu. 

" Su "

Saniyeler geçtikçe Zerdüşt kendine gelmeye başladı. Koltuğa geriye yaslandı. Kasılmış bedeni rahatlamış, olayın heyecanının geçmesini bekliyordu. Nefesini tuttuğunu fark etti, hızlıca nefes alıp verdi. Yere düşen bardağa baktı kırılmamıştı. Ekrandaki yazı hala duruyordu. Tekrar tekrar görünüp kayboluyor, yine aynı yazı zor da olsa anlaşılıyordu. 

" Su "

Zerdüşt kendine gelmiş olarak yerinden kalktı ve bitki sulama kabıyla incir ağaçların olduğu saksıya doğru ilerledi. Artık bu bitki sulaması sıradan ve rutin olmaktan çıkmıştı. İlk defa bir insan bitkinin isteği üzerine ona su vermeye doğru ilerliyordu. Acele etmiyor, sakin olmaya çalışıyordu. Salonda yalnız olduğunu hissettiği zamanları geride kalmıştı. Bilinci olup olmadığı bilinmeyen bitkileri sulama davranışı rutin olmaktan şu an sona ermekte idi. " Bu adım insanlık için büyük, canlılık için küçük bir adımdır" şeklinde tarihe geçecek eyleminin mesajını aklından geçirdi.

İlerleyen dakikalarda iletişim belirginleşmeye ve hızlanmaya başlamıştı. Zerdüşt yazıyor ve cevaplar geliyordu. Zerdüşt cevaplarda şaşkınlıktan ayağa kalkıyor bir iki adım ileri geri yürüyor aldığı mesajları mantığına uydurmakta zorlanıyordu. 

İncir " Biz bitkiler havayla mesajlaşıyoruz, sizin bildiğiniz gibi köklerden değil." 

Zerdüşt " Nee ?! nasıl ??... " diyerek şaşkınlık ve hayrete boğuluyordu. " Peki, size soracağım insanları, mekanları, olayları, nesneleri ve diğer canlılar hakkında bana bilgi verebilir misiniz ? "

İncir " Tabi ki verebiliriz, biz bitkiler tüm yeryüzünde istediğimiz bilgilere sizin internetinizden, medyanızdan daha fazla ve hızla ulaşabiliyoruz. Yapay zekanızdan daha fazla bilgiyi değerlendirebiliyoruz ve bu bilgileri saklayabiliyoruz. "

Zerdüşt yerinden fırladı, ayağa kalkıp kısa ve seri şekilde salonda ileri geri gitmeye başlamıştı. Bilincine delirip delirmediğini sormaktaydı. Aldığı yeni bilgiler beyinde sinapslarını yakmış, nöronlarını kısa devre yaptırmıştı, mantığını da altüst etmiş düşünemez olmuştu. Kendine gelmesi için zamana ihtiyacı vardı. İlk olarak iletişimi kısa tutup belli zamanlarda sınırlamak gerektiğine karar verip İncir'e bu kararını hemen iletti. Bu halde ilerleyemez idi. Delirmenin sınırlarına geldiğini hissetti. İncir ise gayet sakin ve rahattı.

" Hoş geldin Zerdüşt canlılık arenasına. Dinlen ve sakinleş. Daha seni mikroorganizma ve böcekler ile tanıştıracağım. Onlarla da iletişime hazırlan. "

Zerdüşt titriyor ve nefes almakta zorlanıyordu. Terlemiş ve kaskatı kesilmişti.  Halsiz haliyle İncir ile vedalaştı ve hemen sessizce yatak odasına ilerledi. Öğrendikleri onda şok etkisi yaratmıştı. Susmalı, eylemsizleşmeli ve uyumalıydı. 

Zerdüşt kendini derin bir uykuya bıraktı.

................  


2 Ocak 2024 Salı

Varlığa Bakış -14 Canlıdaki Rekabet İçgüdüsü hakkında Düşünceler

 İlkeler : Rekabet canlılığın temelinde olan bir içgüdü ve temel dürtülerdendir. 

Bir sonuç değil bir süreçtir canlı yaşamında. 

Rekabetin Temelleri

Rekabet, insanda hakim ve sahip olma sonucuna ulaştırsa da kalıcı olamaz. Döngüye tabidir. 

Rekabet canlının doğumundan önceye kadar uzanır. 

Canlı yumurtaları genetiği içlerinden taşırken eylemde bulunmaları halinde rekabet dürtüsü ile hareket ederler.  

Canlılığın en son gelişmesi örneği olan memeli türlerdeki üreme şekli gelişiminde çok sayıdaki eril yumurtaları dişil yumurtaya ulaşmak için birbirleri ile yarışa başlarlar. 

Tıpkı dişillerle birleşme için erillerin kendi aralarında fiziksel rekabet etmeleri gibi. 

Rekabette üstün gelen eril memelinin çok sayıdaki yumurtaları kendi aralarında da rekabete başlayarak dişil yumurtaya ulaşmaya çalışırlar. 

İnsan Kültüründe Rekabet

Ailedeki çocuklar anne ve babaları tarafından en sevilen olmak için rekabet ederler. 

Kimi çocuk sevimliliğini fark ederek o halini sürdürme ile rekabet eder, kimi çocuk zekası ve becerileri ile sevildiğini keşfettiğinde onda ısrar eder. 

Okulda öğrenciler yüksek not almak ve sınıfın en iyileri olmak için rekabet ederler. Oyunlarda kazanmak ve bu hallerini korumak için rekabet ederler. 

Okullara girme sınavları, işe girme başvuruları, iş yerinde önemli ve değerli olma, terfi  ve maaş yükseltme rekabetleri gibi bir çok hafif ve zor rekabetler toplum yaşantımızın bir çok alanında bulunmaktadır. 

Üreticilerin kendi alanlarındaki rekabeti mal ve hizmet fiyatını ucuzlatır, tüketici rekabeti fiyatları yükseltir. 

Serbest piyasa ekonomisinin bu kadar hızla gelişmesinin ve kalıcı olmasının altında yatan neden canlılığın temellerine ait önemli bir özelliğini kullanmasıdır. 

Karl Marks sosyalizmin kapitalizm sonrası geleceğini söylemesi rekabet dürtüsünün toplum yaşantısındaki yeni versiyona ulaşması zorunluluğuna dayanmasındandır. 

Fakat rekabetin toplum yaşantısında yeni versiyonun tahmin etmek o kadar kolay değildir, tek yol da sosyalizme ulaşması olmayabilir. Tahmin edemeyeceğimiz yeni versiyonları çıkabilir. 

Çünkü doğa canlılık rekabetinde tek türün hakim ve sahip olmasını kendi tarihinle kıyaslanarak izin vermez. 

İnsan türüne bu izni dünya dışı yayılım aşaması için verdiğini felsefemize göre keşfetmiş bulunuyoruz. 

Eğer başarısız olursak türümüzün hangi halde olacağını ne ben düşünmek isterim, ne de başka bir düşünürün keşfetmesini isterim.

Fakat durum iyi görünmekte ve başaracağımızın sinyalleri ve işaretleri yeterince görülmekte, rahat olabiliriz. 

Rekabet zenginlikte, varlıkta ve yönetimde en çok kendisini hissettirmektedir. 

Çünkü bu alanlar az ve rekabet edenlerin çokluğu nedeniyle zordur. 

Sporda rekabet en belirgin bir şekilde kendisini göstermektedir. Çokça yapılan maçlar, karşılaşmalar sürekli en iyi olanların belirlenmesini sağlamaktadır. 

Uluslararası rekabetler silah sanayi ve ekonomi üzerinden şekillendikleri görülmektedir. En çok ilgi duyulan ve alanında en iyi olanların gitmek istediği ülkeler olarak rekabetlerini önde olarak sürdürmektedirler. 

Kitlelerde katman değiştirme rekabeti bulunmaktadır. Yavaş ve sessiz bir biçimdedir bu rekabet. Bireysel ve grupsal olarak bu rekabetin içinde olunsa da planlar içte kalır dışa verilmez. Dışa vermek hem erken olur hem de toplum tarafından kabul görmez. Toplum eylemlere ve sonuçlarına bakar sözlere değil. 

Meslekler ve yetenekler (Mirası şansa, şans faktörünü ise yeteneğe dahil edelim) katman atlamada en uygun yoldur bireyler ve gruplar için. Aksi yollar birey ve grupları toplum kusar, kendisinden atar. Birey ve grup vasfını yitirirler. Kimlik ve kişilik olarak varlıklarını sürdüremezler. Toplumun bilinçaltına (Gerçekleşmiş istenmeyen yaşanmışlıkların bilinçli veya duygu ile unutma ve hatırlamama çabası, bastırma) ve ilkel yaşantısı haline düşerler. 

Yönetimlerin ve üst katmanlardaki birey ve grupların altlardaki belirledikleri birey ve gruplara destek vererek onları da üst katmanlara çıkarması bulunmaktadır. Fakat bu üst katmana çıkanlar mesleği ve yeteneklerini iyi kullanmaz iseler hazır destek onları orada tutamaz düşerler. Onlara destek vermiş yönetim ve üst katman üyeleri de bundan biraz da olsun kayıp paylarını alırlar.

Sonuç :

Rekabet canlılarda bulunan bir içgüdüdür. Bir sonuç değil süreçtir. 

Canlı yaşamı boyunca devam eden bir süreçtir. 

İnsan öncesi canlılarda rekabet önce üreme hakkını almak, mekana hakim olmak, besini önce almak gibi temel ihtiyaçların uzantısı olarak oluşur. 

Rekabetin amacı canlının var olması ve varlığını sürdürmesi gibi iki temele dayanır. Bu iki temele hizmet eder. 

İnsanda ise rekabet hakim ve sahip olma olguları amacıyladır. Temel ve kültürel ihtiyaçların karşılandığı bir insan yaşamını referans alarak bu önermeyi sunmaktayım. 

Temel ve kültürel ihtiyaçların karşılanma rekabeti insanın ilk ve en alt rekabetidir. İnsanlık tarihi temel ve kültürel ihtiyaçları karışılama aşamasından hakim olma ve sahip olma rekabetine ilerlemiştir günümüzde. 

Dünyanın belli kesimlerinde ilk rekabetler sürmekte iken genelinde ikinci tür rekabet devam etmektedir. 

Not: Yazılarıma hali ile felsefeye ilgi Türkiye 69 ile birinci sıraya geçti.

 ABD  63 ile ikinci sıraya geriledi. Finlandiya  59 ile üçüncü sırada. 

İsveç 58 ise yakın takiple dördüncü sırada.  

Almanya  26 beklenenden az olmakla birlikte beşinci sırada bulunmakta. 

Kanada ise 16 ile gittikçe felsefeye olan ilgisi azalıp altıncı sıraya gerilemiş durumda. 

Güney Kore 12 Birleşik Krallık  9 Rusya  

Diğer ülkelerden ilgi sayısı ise toplamı  78 ile küresel ilginin ülkelere değil genele yayılacağını göstermektedir. 

Bu durum da felsefe adına sevindiricidir.


27 Aralık 2023 Çarşamba

Varlığa Bakış - 13 ve Bilinç İnşası - 5

 İki önemli ve ayrı gibi görünen yazı dizisi konunun bir yerde kesişmesi tümel ile tikelin bağlantısına işarettir. Bu yazımın konusu her iki önemli olgunun birlikte görünmesini, varlık tümel, bilinç ise tikel olarak ele alabiliriz. Varlık ve Bilinç. Varlığa bakmak, insanda bilinç oluşumunu geliştirir. Varlığın oluşumu ve sürmesi ise insanın bilinç üstü ve tümüyle kavranamaz bir olgu olduğu için bilinç olmasa da varlık olmaya ve süreklilikte kalmaya devam eder.  

TOPLUMLA YÜZLEŞMEK

İlkeler : 

* Bilinç oluşması ve gelişmesi bireyin kendi içindeki genetik ile kültür dengesini kurmasıyla orantılıdır. 

* Toplum, varlıkta önemli bir olgudur.

Toplumdan habersiz olmak

Doğduğumuzda bilincimiz en az konumdadır. Genetiğimizden gelen hazır bizde olan az yetilerimizle başlarız hayata. Doğumda yetilerimizde azdır. Çünkü tüm yetilerimiz bizleri dünyaya getiren anne-baba ve diğer akrabalarımızda bizim için tutulmaktadır. Onlar emanetçimizdir bizim. Genetiğimiz onlara güvenmeyi kendimizi onların yönetimine bırakmayı yapısında barındırmaktadır. 

Anne-baba, akrabalar, eş dost çevresi ile başlayan yaşamımız, okul ve çevresiyle tanışır ve alışır. Eğitime başlarız. Bu arada bilincimiz azar azar bize kendisini hissettirmeye başlamıştır. Bizler onu fark etsek de tam kullanma isteğinde olamayız. Çünkü hayat ve yaşama tecrübelerimizi hem yaşamak hem de hafızamıza unutulmamacasına yerleştirme ve bitmeyecek gibi görünen öğrenme sürecinin içindeyizdir.

Bedensel yetilerimizin de gelişimini tamamlanması gerekmektedir. Okulda yükseköğretim, meslekte ustalığa veya uzmanlığa doğru ilerleme aşamasında askerlik ve evlilik gibi toplum ve ülkenin gelenekleriyle bedensel yeterlilik aşamalarına gelmeye başlarız. Toplumu hala bütünsel olarak algılamamız oluşmamıştır. Sokak, mahalle, köy, semt gibi kısmi aşamalarındayızdır toplumun, toplum hakkında bilgiler gelmektedir yine de okulda, işte, çevremizde, iletişim alanlarında.

Toplumu algılamak

Orta yaşlara geldiğimizde artık hem bedenen hem zihnen toplumla yüzleşmek ve onu algılama zamanı gelmiştir. 

Bu aşamada artık birey tüm yetilerini kendinde toplaması gerekmektedir. Doğumundan itibaren ailesinde olan emanet yetileri devralması gerekmektedir. Bu yetileri kendinde fark edenler bireysel olarak toplumdaki konumlarını da bilmeye başlarlar. Bir parçası oldukları bütünü önceki gibi sokak, mahalle, köy, kasaba, şehir parça alanlardan ülkesel ve küresel olarak algılamaya başlarlar. Bireyin "Ben ve toplum" algısında bilinci gelişmeye başlar. Bireyin bilinci toplumu algılama aşaması kadar gelişir. Birey toplumu algılar fakat kendi yaşamı ile toplum varlığı arasındaki denge kurmak da zorlanır. 

Bu noktada bireyin beden ve zihninde genetik ile kültür çakışır. Bu durum bireyin zihnini karıştırır. Anlaması çok zordur. Bedeni insanlığın başından beri gelişerek gelen genetiğini taşımaktadır. Zihni ise yaşadığı toplum çağının kültürü ile dolmuştur. Duyguları, dürtü ve güdüleri genetiğine, toplum içinde yaşamasına ait tüm düşünsel ve eylemsel ilişkileri kültüre aittir. 

İnsanın doğadan kopuşundan ve bilincini kazanışından itibaren bunalımları ve çelişkilerinin etki ettiği mutsuzluk halinin oluşmasının en büyük kaynağını genetik ve kültür ikileminin gerginliği oluşturmuştur. Bu durum insanın yapısında bulunmaktadır ve yaşanması zorunluluğundadır. 

Toplumla Yüzleşmek

Bireyin yaşamında toplumla yüzleşmesi ve onu önemsemesiyle birlikte kendi içindeki çelişik gibi görünen iki önemli eylemi dengede tutması zorunlu olacaktır sağlıklı yaşamı için. 

Genetiğin ben merkeziyetçi tavrı olarak bedenin kendisini koruma ve geliştirme ilkesi ile toplumun tür yaşantısının gelişimi için ortaya koyduğu etik, ahlak, yasa, kural, gelenek, ritüel, protokol, sınır, ilişki ve iletişim belirli şekilleri gibi her türlü kültür özellikleri ilkeleri arasında bir denge kurması gerekmektedir. 

Gençlikten yetişkinliğe geçişte bu iki ilkenin çatışması gençlere yansımaktadır. Çocukluktan beri genetiğin baskınlığı ön planda iken kültürel öğrenme gelişimi yavaş fakat sürekli halde devam etmiştir. 

Sonuç: 

Tolumda bireylerin yasaya, ahlaka, etiğe uymamaları genetik baskınlığın kültürü önemsizleştirmesinden kaynaklanmaktadır. 

Çağımızdaki durum, genelin bu dengeyi kurduğunu veya kurmaya çalıştığını göstermektedir. 

İnsanlık tarihi bu dengenin kurulması üzerine gelişim göstermiştir. 

Genetik yapımız yavaş ilerler iken kültürel yapımız hızla gelişmiştir. Yazılı tarihimize gelene kadar ki süreçte ki bu süreç modern insan sürecinden çok daha uzundur, kültürü geliştirme üzerine geçmiştir ve hala devam ediyoruz.

Öneri :

İnsan ve canlı bilimleri, evren bilimlerinin (Doğa bilimleri demiyorum, Çünkü biz insanlar doğa olgusunun içindeyiz bir canlı olarak, evren bilim derken canlı etkeni dışını kastediyorum dünyamız büyük bir oranda canlı etkisi ile şekillenmiştir) ortaya koyduğu evrensel ilkelerin üstüne eklenecek ilkeleri araştırmalı ve ortaya koymalıdır. Çünkü canlı evrene artı bir olarak gelmiştir. Temelde evren üstüne canlı gelmiştir. Tıpkı doğada insan doğal ve sıradan yaşar iken artı (zeka gelişmesi) bir eklenerek doğa ilkelerini geliştirme potansiyeline girmesi gibi. 

Evren bilimleri : Fizik, Kimya, Astronomi, Kozmoloji, jeoloji vb. 

Doğa Bilimleri : Biyoloji, Antropoloji, Sosyoloji, Psikoloji, Tarih vb.

İnsan, canlı ve doğa  yetilerini geliştirme bilimleri : Zanaat, Teknoloji, Sanat ve Edebiyat. 

İnsan ile varlık (Doğa, Evren ve Tanrı) hakkında ve bu ikisi arasında bağı araştıran düşünce ve eylem alanları: Felsefe ve Din

28.12.2023 notu : Felsefe yazıların görüntülenme oranında bir yükseliş oldu istatistiklere göre felsefeye ilgiyi ABD Kanada'dan almış görünüyor birinci sıraya geçti. Finlandiya ikinciliği korumakta. Felsefeye ilgi İsveç sürpriz yaparak üçüncü sırada. Dördüncü sırada Türkiye ilgisine devam ediyor. Beşinci sırada yine Almanya yerini koruyor. Kanada geçen birinci sırasından altıncı sıraya yerleşerek gerileme sinyali verdi. Güney Kore ilgisini aynı sırada devam ettiriyor. Rusya sıraya gerilerden girerek ilgisini gösterdi. İngiltere ve  Fransa'nın felsefe tarihine olan büyük katkıları olan filozoflarını üzecek derecede ilgileri azalmış görünüyor. Russo ve Hume bu günleri görselerdi sanırım çok üzülürlerdi. Çekya ve Avustralya'nın bir uğradık ilgileri de bitmiş görünüyor.

23 Aralık 2023 Cumartesi

Küresel Felsefeci ve Düşünürler Hakkında Düşünceler

İlkeler: Eleştirilemeyecek insan yoktur. Eleştiremediklerimiz ise kendilerini eleştirilecek kadar değerli olmadığına karar veren veya eleştirildiklerinde sanılan kadar değerli olma halini kaybetme korkusunda olan insanlardır.   

Küresel olarak felsefeciler ne durumdadır. Neler yapıyorlar, amaçları ve çalışmaları ne yöndedir. Gündemi izliyorlar, dinliyorlar, okuyor ve düşünüp, notlar alıyorlar. Geçmişte olanları okuyor ve gelecek tahminlerine bakıyorlar. Bu felsefecilerin varlığa bakışta ve onun bilgisinde ne halde olduklarını, hangi aşamada olduklarını anca kendileri ve onları takip edip eleştirme cesaretinde olan kişiler bilebilir.

Ben bir düşünür olarak tüm küresel felsefecileri inceleyebilir ve eleştirebilirim. Doğru fikirlerini onaylar ve onlardan ilham alabilirim. Yanlış fikirlerini objektif olarak eleştirir, nedenlerini de kendi felsefe sistemime göre ortaya sunabilirim. Bunda ki amacım hangimizin iyi olduğunu tartmak, ölçmek değil, karşılıklı fikirlerin karşılaşmasına ve varlığa ait gerçek ve doğru fikirlerini çoğalmasına katkı yapmak, yanlışların ise yanlışlar tarihine gönderme isteğinden olabilir.



Fakat bunu yapmam, yapamam. Çünkü Felsefe eleştirmenliği ve incelemesi uzun süren bir çaba ve çalışma gerektirir. Toplum bunu isterse, bu alanda bir eksiklik olduğunu ve gerekli olduğunu karar verirse yaparım. Bu çalışmalar bir felsefecinin zamanını ve emeğini harcamasını gerektirmektedir. Bunu yapan bir felsefeci başka felsefecinin önce ortaya koyduğu eserlerini okumalıdır. Sonra konferans, tartışma ve söyleyişlerini dinlemelidir. Bu araştırmalar ışığında araştırılan düşünür veya felsefecinin ana fikri, düşüncesi ve felsefesi hakkında karara varılır. O felsefecinin çekirdek, ana, öz dünya görüşü, ilkeleri ve varlığa bakış tarzı ile onu inceleyen düşünürün kendi felsefesi arasında karşılaştırmalar yapılır. Benzeyen fikirler, ilgisiz fikirler ayrılır. Benzeyen fikirlerin ince farkları saptanır. İlgisiz fikirlerin amaçları saptanmaya çalışılır. Felsefesinde bir bütünlük olup olmadığı incelenir. Bir çok güncel fikre bakışında çelişik olup olmadığına dikkat edilir. Daha bir çok inceleme şekli olabilir. Bu konuda yöntem de geliştirilebilir ama bu yazımızın amacı bu olmadığı için bunu sonraya bırakalım. 

Küresel ve tanınmış felsefeciler felsefenin en iyileri midir ? Tanınmış olmalarını nelere borçlular ?

Küresel olağanüstü anlarda toplum göz ve kulaklarını onlara çeviriyorlar mı yoksa bu felsefeciler normal zaman ve iyi zamanların filozofları mıdır ?

Bu günkü bu yazımın ilham ve esin kaynağı yani fikrimin esin kaynağı kısaca FEK önceki yazımda felsefe için yazdıklarım ve içerikleri yerine, yazımın sonunda yer verdiğim felsefecilere odaklanan bir çok sayıda felsefe severin olağanüstü ilgisi ile karşılaşmamdır. Çok şaşırdım. Önce yazdıklarımdan dolayı ilgi duyduklarını sandım ve sevindim. Fakat yazdıklarıma değil de Zizek başta olmak üzere ülkemizden bazı felsefecileri yazamama odaklanan dünyanın bir çok bölgesinden felsefe sever olduklarının tahmin ettiğim çok sayıda okuyucu fark ettim. İstatistiklere göre Kanada en fazla felsefeye ilgi duyduğu görülmekte. Sonraki sırada Finlandiya gelmekte, sonra ABD, Türkiye, Almanya, Çekya, Güney Kore, İngiltere ve Avustralya. 

Zizek takipçileri her ülkeden yazıma gelmişlerdi. Şimdi anlıyorum ki Zizek hakkında ne yazıldığına ve onun yeni fikirlerinin olup olmadığına baktılar.

Ben bir düşünür olarak toplumun beğenisini kazanmak, ünlü olmak ve gündeme gelmek ve kalmak gibi bir insan için önemli ve ideal özellikleri tabi ki ben de isterim. Fakat bu hale gelmek ve bu özelliklere sahip olmak için en uygun zaman ve şartlar benim fikirlerim ile toplumun isteği ile gereksinimlerinin buluşma noktasında oluşabilir. Dolayısı ile felsefeci sadece ve tümüyle toplumun istediği konular üzerine odaklanamaz ve tümden ayrı ve ilgisiz de olamaz. 

Düşünürler kendi fikirlerini geliştirirken toplumun gündemini, amaçları, yaşayışlarını, gelişen süreçleri de takip eder onlar hakkında da ön fikirler geliştirmeye, tespit, saptamalar yapmaya çalışır. 

Toplum ve olgusu varlıkta bulunan büyük bir olgudur. Onu tamamen anlamaya bir düşürün düşünmeye ne zamanı yeter ne de tüm çabası. Ancak görebildiği kadar düşünebilir, yazabilir ve konuşabilir.

Küresel bir felsefeci topluma sistemini sunarken çekirdek, öz, ana fikrini pek vermez. Topluma toplumun istediği kadar ve biçimde sunmaya çalışır. Bay Zizek'in de yaptığı felsefe budur. Toplumun istediği tozda ve miktarda felsefesini sunmaktadır. Tabi ki bu fikirlerim Zizek'i dinlediğim kısımlarıyla kısıtlı bir değerlendirmedir şu an. Emin  değilim. 

Küresel felsefeciler ve düşünürler tamamlanmış, kapalı, bütünlüğü olan kendi felsefe sistemlerini oluşturmalıdırlar. Felsefe severler de bu felsefecilerin sunumlarıyla yetinmemeli düşünürün çekirdek, ana, öz fikirlerini öğrenmelidirler bu konular hakkında sorular sorabilmelidirler. Sadece dinlemek ve onaylamak felsefi eylem ve metodu değildir. 

Öneriler:

Küresel olağanüstü anlarda kendilerine danışılan felsefecilerin yorumlarından sonra veya önce tespit, saptama ve sundukları fikirlerin kaynağı sorulmalıdır. Örneğin " Siz günümüzde yaşanan olağanüstü şu olaylar için fikirlerinizi sundunuz. Peki bu saptamalarınızın kaynağında bulunan ana fikirlerinizi de sunar mısınız. Merkez, çekirdek fikirlerinizi de duymak, dinlemek ve anlamak isteriz." şeklinde bir diyalog olmalıdır. Böylelikle felsefecilerin kendi geliştirdikleri ana ilkeleri varsa onu da sunmaları toplum ve özellikle felsefe severler açısından daha aydınlatıcı ve geliştirici olacaktır.

Sonuç

Günümüzde ise felsefe o kadar hak ettiği yerden uzaktır ki adeta felsefecilerin fikirleri uzaktan belli belirsiz olarak ulaşıyor gibidir topluma ve felsefe severlere. 

Gerekli olan ise yakın, net ve eleştirebilir, tartışabilir olmalı her kesimce her zaman ve her yerde.

 

21 Aralık 2023 Perşembe

Gündem Olgusu -2

 Gündem Olgusunun Temelleri

İlkeler : Gündem olgusun oluşma temelleri toplum ve bireylerin günlük eylemleriyle oluşur. 

Toplumların ve bireylerin gündemleri temelde aynı veya benzerdir. 

Sık olmayan ve tekrarına rastlanmayan bireysel, grupsal ve toplumsal eylemler kamu gündeminin zirvesine doğru ilerler. Gündem zirvesi konuları artık yatay ve dar konumlarından kamu gündem merkezlerinden geniş kitlelere doğru sunulmaya başlar. Her türlü Medya alanları ve iletişim araçları kamu gündem merkezilerinde iken günümüzde sosyal medya merkezleri de klasik belli kamu gündem merkezleri ile yarışır olmuşlardır. 

Youtube, Facebook vb. sosyal medya alanları bireylere ve toplumlara gündem önerisi sunarlar. Birey ve toplum bu önerilen bir çok seçeneği takip eder ve ilerleyen süreçte en çok izlenen ve takip edilenler gündemin üst sıralarına doğru ilerlemeye başlarlar. Bilgi ve örnek alma, eğlenme, eğitim görme vb. boş zaman sıkıntısını giderme için sosyal medyadaki önerileri takip ederler. 

Bireyler birbiri ile yazılı, sözlü ve görüntülü iletişime geçerler. İletişim konularının için de sosyal medya gündemi de vardır. Birbirine tavsiye ederler, her türlü gündem öneri sunumlarının ilerlemesini veya ilerlememesini etkilemeye başlarlar bu etkinlikleri ile.

Ülke yöneticilerin halkı ilgilendiren ve onlar tarafından beklenen veya yeni olan kararları canlı ve sürekli olan yayınları olan kamu medya merkezlerinden sunarlar. Ülkesel alınan kararlar toplum yaşam şeklini yeni gelişimleri ile etkilerler. Yeni alınan kararların çoğunluğu toplum yaşayış düzenini geliştirici yönünde alınmaktadır günümüzde. Toplum yaşayış düzenin yavaşlatıcı veya durdurucu kararlar zaman için halk tarafında tecrübe edilerek bu kararların yenilenmesini ve düzenlenmesini gerekli kılınması sağlanır.

Bilimde ve teknolojideki yeni ve önemli bilgiler de gündemin zirvesine sıkça çıkmaktadır. Çağımız bilim ve teknolojinin ortaya çıkardığı yeni ve önemli bilgilerin birinci sırada olduğu zamanlardır. Geçen yüzyılda başlayan süreç hala devam etmektedir. Gündem zirvesine gelmeyi hak eden bilim ve teknoloji eylem ve bilgileri tarihi diğer gündem ilgi ve alanları hep ikinci sırada bırakmıştır. Sanat, felsefe ve dini gibi diğer önemli alanlar tarihsel olarak toplumun bilinçaltına itilmiş, gündeminin birinci sırasından düşürülmüştür.

Günümüzde uzun süreli gündemin zirvesinde üç alan bulunmaktadır. Bu üç alanın gündemdeki yeri süreklidir.

1. Ülke yönetimleri tarafından yürütülen ülke ve küresel politikaları.

2. Bilim ve teknoloji alanlarındaki gelişme ve yenilikler.

3. Ekonomideki her türlü gelişme ve değişimler. 

Bu üç gündem ana konuları dışındakiler kısa ve ani olarak gündemin zirvesine gelip tekrar sıradan gündem haline dönüşürler. Yok olmazlar alt gündemlerdeki yerlerine yerleşirler ve zamanla onların toplum ve bireyler tarafından yaşam akışında bitip bitmeyeceği veya tekrar gündem zirvesine geleceği belirlenir.


18 Aralık 2023 Pazartesi

Bir Felsefe Konusunun Anlatım ve Yazımı Özelliği Üzerine Felsefe Standart ve kalitesi oluşturma Çabası

 Bir felsefe anlatısının veya yazısının kendine has özelliği olması zorunluluğu oluşmuştur günümüzde. Çünkü bilim, teknoloji, hukuk, tıp, sanat ve din alanları gündem dışında kalmış felsefeden parçalar ile kendi ana konularında anlatı ve yazılarının netleştirmiş durumdadırlar. 

Felsefe bu gelişmenin gerisinde kalmıştır. O nedenle felsefe anlatı ve yazımlarına bir kalite ve standart geliştirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu yapıldığında felsefe hak ettiği kendi özel alanının güçlendirecek geliştirecek ve gündemdeki önemli bir alan olarak yerini alacaktır.

Bu yazımda örnek bir felsefe yazı ve anlatı standart ve kalitesi denemesi yapmak istiyorum. Kendi tarzımda oluşturacağım bu tarz diğer felsefeci ve düşünürler tarafından değerlendirilip doğru kabul edilirse telifsiz uygulayabileceklerini buradan belirtmek isterim. Amacımız felsefenin hak ettiği önemli bir alan olarak yerini almasıdır. Bunun için her felsefe ile ilgilenen zihinlere, tutum ve yönelmelere ihtiyacımız bulunmaktadır.

Günümüzde Felsefe standart yazımı akademi tez sunum bilgilerine benzemektedir. Fakat öyle bir tarzda yenilemeliyiz ki bilimsel bir makaleden felsefe makalesini ayırabilmemiz ve felsefe makalesini kendine has ve özeliğine ulaştırabilmeliyiz. 

Bunu akademi yapacak konumda ve özgünlüğünde değildir. Bunu biz akademi dışı felsefeciler yaparak başlatacağız. Toplum tarafından bu çalışmalar takdir gördüğünde ve kabul edildiğinde akademi de bu duruma kayıtsız kalamayacak bu özelliği alacaktır. 

Uyuyan felsefe akademisini biz özel felsefeciler uyandırmak zorundayız. Amacımız kurumlarla uğraşmak değildir. Felsefeyi geliştirecek çalışmalara odaklanırken  başarılı olursak sonuçlarını da hayal edebilmekteyiz.

Şimdi bir felsefe makalesine örnek sunalım. 

                              Bir Felsefe Makalesi Örneği

Konu : Çağdaş felsefenin toplum ve gündemindeki yeri nerededir ? 

İlkeler : Çağımızda bilgilerin alanlar tarafından kullanılmasında felsefe bilginin yeri ne durumdadır ? Toplum gündeminde alanların önem sırasında felsefe nerede bulunmaktadır ? Felsefe özerk bir alan olarak durumu ve konumu ne haldedir ? 

Konu her makalede bulunması gereken bir unsur olmasına karşı ilke felsefe makalelerinde özellikle belirtilmesi o yazının özelliğinin felsefeye özgü olduğuna işaret unsuru olabilecektir. Soru şeklindeki ilkeler bu yazıda bu soruların cevaplarının araştırılacağına dair bir ipucu vermekte ve konu alanını sınırlama yönünden ise belirginleşecektir. 

İlkeler soru şeklinde olmayabilir. Önerme şekillerinde de olabilir. Bu konuların özelliklerine göre değişik giriş özellikleri taşıyabilir. En önemlisi ilke ortaya koyabilmesidir. Felsefe anlatı veya yazıların ilkeler üzerinden olması ve oluşması onu felsefeye özgü hale getirebilecektir.

Yazıyı devam ettirirsek;

Ana konu : Çağdaş felsefe toplumda ve toplum gündeminde çok zayıf bir haldedir. Bilim, teknoloji, hukuk, tıp, sanat ve din alanları toplum gündemini en çok meşgul eden alanlardır. Felsefe ise bu alanlar tarafından parçalar halinde kendi bilgilerini ilgilendiren kısımları ile topluma sunulmaktadır. Bilim çalışma yöntemlerini düşünürken felsefeyi kullanmakta, teknoloji ürünlerin pazarlar iken felsefeye (reklamlar) başvurmakta, Hukuk çıkmaza girince felsefeye başvurmakta, sanat felsefeyi eğip bükerek kişisel gelişim kıvamında, hayal gücü, hafıza destekli, ders, anlatı, öykü, masal halinde sunmakta, din ise kendi planlarıyla felsefeyi kullanmaktadırlar. 

Sonuç: Çağdaş felsefe toplumda ve gündeminde hak ettiği yerde bulunmamaktadır. Gündem sırasında sanattan da geri planda bulunmaktadır. Felsefe özerk alanını çok sınırlı ve özel halde korumakta ve sürdürmektedir.

Öneriler : Felsefe kendi alanının diğer alanlar seviyesine getirmelidir. Bunun için etkinliklerini arttırmalı, çağdaş fikir ve düşüncelerini hızla ve uygun şekilde topluma, bireye ve gündemlerine sunmalıdır. Çağdaş sorunlar, tespitler, saptamalar, çağın güzellikleri, harikalarını, insan hayatının iyi yanlarını, mutluluklarını, ortaya çıkarmalı hep kusur bulucu, hata kollayıcı dar alanından çıkmalıdır. Çağımızda insan olmanın mutluluklarını, yaşamın insan gözünden harika değer ve unsurlarını topluma ve gündemine sunmalıdır. Felsefe tarihine değinmeleri hızla kısaltmalı ve özetlemelidir. Felsefe tarihinin derin sularında yüzmeyi bırakmalı günümüze daha fazla odaklanmalıdır. (Felsefe tarihine girenlerin geri döndüğü pek görülmemiştir hep oralarda kalmaktadırlar.) Yakın gelecek hakkında fikirleri ortaya koymalı, bu günden çözümlerini araştırmaları ve bunları diğer alanların dikkatine sunmaları gerekmektedir. Çağdaş felsefe alanı kahinlik, geçmişte değinilmeyen, saklanan tarihi, kayıtlardan silinmiş tarihi alanlarına da el atmalıdır. Bilimsel Kahinlik medyumlara, astrologlara, evren, beden ve ruhsal enerji uzmanlarına değil felsefecilere bırakılmalıdır. Gelecek bilim ile uğraşanlar felsefe yapmaktadırlar. Felsefenin hak ettiği toplum ve onun gündeminde yerini alacak bir çok fikir bulunmaktadır. Etkinler, toplantı, konferans, söyleşiler, tartışmalar, eğitimler arttırılmalıdır. 

Örnek felsefe anlatı ve makalesinde 

Konu: 

İlkeler :

Ana konu:

Sonuç :

Öneriler :

Şeklinde bir standart oluşturabiliriz. Tabi ki yazılarda konu, ilkeler ve öneriler direkt yazılmaya bilir fakat hayali olarak planlanabilir ve yazı, anlatı o yönde bir plan izleyebilir. 

İlkeler, sonuç ve öneriler birer taslak olarak sunan tarafından ve sunulan tarafından algılanabilir. Bu üç özellik felsefe anlatı ve yazılarına standart ve kalite olarak yansıtılabilir. Ben yapmaya çalışacağım. Yapanların da artmasını dilerim.

Felsefenin toplum gündeminde kendi önemli yerine almasında çaba sarf eden kişileri burada anmak ve onları tebrik etmek istiyorum. 

Zizek: Bu filozof felsefenin gündemdeki yerini alması için kendisini parçalamakta ve yerden yere vurmaktadır. Adeta çekiçle felsefe yapmaktadır. Elindeki felsefe çekici ile dolaşmaktadır. Felsefenin Can Yücel'idir.

Dücane Cündioğlu : Hayatını felsefeye adamış ve felsefe tarihi ile günümüzü birlikte değerlendirme zorluğuna girmiş ve bunu da başarılı bir şekilde sürdürmektedir.

Metin Bal: Bu akademisyenimiz akademi içindeki bir kaç uzmandan biri olarak kendi tarzında felsefeyi sunma ve geliştirme çalışmaları yapmaktadır. 

Ahmet Arslan : Değerli felsefecimiz medyada sürekli olarak tarihi özet ve arada günümüze de doğru değinmeleri ile kendisini hatırlatmaktadır.

Ahmet İnam : Felsefeye gönül vermiş birisi olarak sürekli olarak felsefe okumaları gerçekleştirmekte benimde üyesi olduğum sayın Yıldız Işıl " Düşün yolcuları" adlı etkinliği gerçekleştirmektedirler. 

İoanna Kuçuradi : İlerlemiş yaşına rağmen felsefenin yaş ile ilgisi olmadığına bir kanıt teşkil etmekte ve öncesi felsefe için yaptığı küresel çalışmalar takdire değerdir. 

Daha bir çok anılmaya değer takip ettiğim felsefeciler bulunmakta olup çalışmalarına devam etmektedirler. Zaman zaman onlara da değineceğim. 

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...