2 Nisan 2024 Salı

Canlılığın Sürekliliğindeki Temel İlkeler (İnsan Ömrü Uzayabilir mi ?)

 Canlılık var olmak için temel ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaktadır. 

Hava ve beslenmek başta olmak üzere diğer temel ihtiyaçları karşılar iken canını yani yaşamının sürdürmektedir. 

Canlı yaşamını sürdürür iken hücre yenilenmesi doku ve organ yenilenme aşamalarını da sürdürür. Belli bir zaman sonra bu döngü bozulur. Bu bozulmanın nedeni canlının içsel işleyişi ve dış faktörlerin olumsuz etkilerinin uyumsuzluğa doğru ilerleyişidir.

Dış faktörlerin olumsuz etkisi giderildiğinde canlının iç işleyişi sürekli kılınabilir mi ?

Bu durum canlının varlığını sürdürme süresini uzattığını gösterse de sürekliliğini devam ettiremediği bilinmektedir. Başta insan olmak üzere diğer canlıların kozmolojinin olumsuz etkilerinden korunduğu durumlarda yaşama süresinin uzadığını bilmekteyiz.

Canlı genetiğinin oluşumu kozmolojinin olumsuz etkilerine karşı en sağlıklı ve uzun bir şekilde varlığını sürdürme amacındadır. Hedefini bu amaca göre şekillendirmiş görünmektedir. 

Eğer insan olarak genetiğimize kozmolojinin olumsuz etkilerini en aza indirildiği ve bu nedenle de oluşumundaki bu olumsuzluğun getirdiği önlem dizilişlerindeki savunmaya harcadığı dizilimini uzun yaşamaya odaklanma şekline dönüştürmesine yöneltebilirsek insan ömrü beş yüz ile bin yıl arası veya daha fazla sürebilecektir bu tezimize göre.

Canlılığın üreme davranışı, içsel işleyişi ve dışsal kozmoloji olumsuz etkilere karşı kendini sınırlaması çözüm olarak ortaya çıkardığı bir önlemdir. 

Mikrobiyolojik canlılarda bölünmede sınırlı kalması bir bakıma canlı- kaynak ilişkilerinde kaynak azlığından ve büyümeye yönelme olanaklarının yoksunluğundan ortaya çıktığının tahmin etmekteyim.

Çünkü mikrobiyolojik canlılar beslenme kaynaklarının artması halinde bir arada bölünüp çoğalarak bir canlılık sistemi gelişmesine neden olmakta ve bu oran arttıkça birbirlerinden de beslenmeye dönen ve büyüyen ve daha fazla beslenme olanaklarıyla bedenlerinin büyümesi sonucunda bir değişim ve dönüşümü devam ettirmektedirler. 

Dinozorların oluşumunu bu tezimiz ile anlamaktayız.

Böcekler ile beslenen amfibilerden bir kol kuşa bir kol ise dinozora yöneldi.  Kuşlar ağaçlara doğru ilerler iken dinozorlar yerde kalmaya zorlandılar. Yerde kalan dinozorlar ot yemeye odaklandılar. Yeryüzündeki bitki çokluğu onlar için büyük bir kaynak oldu. Ve dinozorlar bu kaynak çokluğunda büyüdüler ve çoğaldılar. Bu uzun süre içinde anti-tezi oluştu. Amfibi, kertenkele ve sürüngenleri yiyen etçi dinozorlar da büyüyerek otçul dinozorlara yetiştiler ve onlara da saldırmaya başladılar veya leşlerinden beslendiler.

Canlı genetiği bedenin büyüklüğüne ve yaşama süresine göre kendisini düzenledi. Bedenin büyüklüğü kaynakla süresi ile süresi ise kozmolojik etkilere göre şekillendiğini tahmin edebiliriz. 

Bir canlı kaynak bolluğunda ve çeşitliliğinde bedenini büyütmekte, değiştirmekte, yaşam uzunluğunu da kozmolojinin olumsuz etkilerine göre sınırlamaktadır diyebiliriz. 

Bu teze göre insan kaynak bolluğu ve çeşitliliği ile bedenini büyütme ve değiştirme potansiyeline erişebilir. Fakat beslenmesi denge unsurunda devam ettiği ve onu zorlamadığı için bunu yapmaz. Bunu yapanlara sağlıksız beslenme ve yaşama demekteyiz. Aslında bu zorlamalar canlılığın özünden gelen değişime zorlama ilkesinden gelmektedir. Bu konuda kilo almayı arttıran bedenler insan türünün kaynak bolluğunun bedene etkisini test edenlerdir. 

İnsan olarak sağlıklı kalmak için dengeli beslenme ve sürdürme amacındayız. Ve kaynaklarımızı kendi aramızda dengeli dağıtma çabasındayız. Kaynaklara fazla sahip olan kesimler bu kaynaklarını beslenme yolu ile kendi bedenlerinde değişime zorlama eğiliminde olmamaktadırlar genellikle. Sağlıklı bir yaşam devam ettirmeye çalışmaları en az besinden en çok enerji sağlama yönüyle yararlanmaya çalışmaktadırlar. 

Genetiğimizdeki kodlar bedenin belli bir miktarda büyümesi ve sürdürmesi yönünden iken üreme davranışının varlığı ise bu sürecin belli bir zaman ve büyüme ile sınırlı olması yönünden ortaya çıkmaktadır.

Genetiğimizin besin kaynaklarının bolluğu ve kozmolojinin olumsuz etkilerin en aza indiğini öğrenmesi ile birlikte üreme davranışını azaltarak içinde bulunduğu bedenin daha uzun süre yaşamasını sağlayabilir miyiz.

Genetiğimiz kendisini bedenin belli bir büyümesi ve bedenin belli bir süre yaşamasına kayıtlını oluşturmuştur. Bu kayıtlara göre de canlılığın sürekliliği ilkesi ile üreme davranışını ek olarak eklemiştir. 

Genetiğimize bedenimizin belli bir büyüklüğe ulaşsa bile kozmolojinin olumsuz etkilerinin azaldığı bilgisi ile üremeye gerek olmadığı bilgisi verilse idi. İnsanın yaşama süresi uzar mı sorusu aklımıza gelmektedir.

Üremelerdeki genetik birleşimlerinde yerleşik insan nüfusunun benzer genetik kodları taşıması genetiğin birleşmesini zorlaştırmaktadır. Akraba evliliklerindeki genetik sorunlar benzerliği nedeniyle birleşme zorluğunda, birleşse bile eksikler oluşturması nedeniyle sorunludur. Yani iki birleşen birbirine yakın genetik bilgiler benzeşim nedeniyle birbirini eksik algılamakta hatta kendisi gibi algılamaktadır ve sağlıklı birleşmeyi başarmakta zorlanmaktadırlar.

Bitkilerin en çok savunma davranışı geliştirmeleri önceden düşündüğüm böceklere değil, mikrobiyolojik canlılara karşıdır. Onlara karşı bağışıklık geliştirmeye ve savunma oluşturmaya odaklanmışlardır. Böcekler bitkiler için yeni olduğu için zayıf görünmektedirler. 

Bitkilerin beslenme biçimlerinde mikrobiyolojik canlılar olduğu tezindeyim. Hem elementler, tuzlar, hem de mikrobiyolojik canlılardan beslendiklerini önsezi olarak ele alıyorum. Bunun doğru veya yanlış olduğunu bilim ancak kanıtlayabilir. 

Böylelikle doğada canlılık zincirini tamamlamış oluyoruz. Temelde hücre sonra mikrobiyolojik canlılar sonra bitkiler ve sonra biz hareketli bedenlenmiş canlılar olarak üç önemli öz bulunduğunu söyleyebiliriz. 

Canlı doğada hem canlı hem de kozmolojiden beslenmektedir. 

Yaşam sürelerini beslenme ile sürdür iken, değişimlerini ise besin kaynağının değişmesi ile gerçekleştirmektedirler. 

Bitkilerin oluşumu daha çok mikrobiyolojik canlılar temelinden kozmoloji ile olan etkileşimleriyle ilgilidir. Bedenlenmiş hareketli canlılar ise kendi aralarında ve bitkiler ile beslenme kaynakları yönünden gelişim ve değişim sağlamışlardır. 

Böylelikle doğada canlılar arasında bir bütünlük sağlıyoruz ve kozmoloji ile ilişkilerine de giriş yapmış oluyoruz. 

Bu konuda araştırmalarımız devam edecektir. 


27 Mart 2024 Çarşamba

Çağımızda Bilgileri Yeniden Sınıflama Tezi

Değişim içine giren çağımızda bilgileri yeniden sınıflama gerekliliği oluştuğu görülmektedir.

Bilgiler hiyerarşiktir, katmanlı ve sıralıdır. O nedenle insan zekası ve yaşamı için bilgileri önem ve oluşma sırasına göre çağımızda yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu felsefe tezinde bilgilerin bu amaçla yeni bir sıralaması yapılmaya çalışılmıştır.

Bilgi Türleri, Sıralaması ve Sınıflanması 

1. Günlük Yaşam Bilgileri

2.Din ve İnanç Bilgileri

3.Felsefe Bilgileri

4. Matematik Bilgileri

5. Mantık Bilimleri

6.Doğa Bilimleri

6.1.İnsan bilimleri

Toplum Bilimi

Aile Bilimi

Tarih Bilimi

Hukuk bilimleri

Kurumlar ve sistemleri bilimi

Etik ve Ahlak bilimi

Gelenek Görenek ve Muhafazakarlık bilimi

Ekonomi bilimi

Yönetim bilimi

Güvenlik bilimi

Sağlık Bilimi

Birey bilimi

Grup Bilimi

Topluluk Bilimi

İnsan İlişkileri ve iletişimi bilimi

Kent Yaşamı Bilimi

Kent yaşam mimarlığı

Ulaşım ve Ulaştırma bilimi

Meslek ve yetenek bilimi

Kadın bilimi

Erkek bilimi

Çocuk Bilimi

Cinsiyet Bilimi

Edebiyat bilimi

Sanat bilimi

Rekabet Bilimi

Özgürlük Bilimi

İyi Yaşam Bilimi

6.2.Canlı Bilimleri

Canlılık Temel Yaşam Bilgileri

Canlılık yapısı bilimi

Canlı tür Bilimi

Canlı gelişim Bilimi

Canlı dönüşüm Bilimi

Canlı ilişkiler Bilimi

Canlı ve Kozmoloji ilişkileri Bilimi

6.3.Kozmoloji Bilimleri

Kozmoloji Fizik

Gezegen ve Yer Bilimleri

Atom bilimi

Isı ve Enerji bilimi

Bilgisayar teknoloji bilimi

Termodinamik bilimi

Mühendislik ve mimarlık bilimi

Astronomi (Uzay bilimleri)

Kozmoloji kimyası

Bu tez, bu konu ile ilgili uzmanlara sunulur. Bilgiler katmanlıdır. Tekrar katman veya önem sırasına göre oluşturulabilir.

26 Mart 2024 Salı

Sezgi (İçgörü): Bilinçaltı ve hafızadaki Bilgileri Bilince bağlayan, bilinçten üstbilince taşıyan ara dönemlerdeki bilgiler toplamı ve durumudur.

 Tanımı

İnsandaki tanımı

Sezgi ve sezgilere insandaki bilinç olgusu ile ulaşmaktayız. Bilincin tanımında ise insanın, bildiği bilgileri ve bilmediği bilgileri de keşfetme veya öğrenme yolu ile taşıdığı hafızasından zekası ve aklı ile düşünerek, konuşma, yazma ve beden dili, hareketleriyle iletişime sunmasıdır. Bilinç, insanın zihinsel yetisini kullanarak bilgisini eyleme dönüştürme ve bu etkinliğinin farkında olarak sahiplenmesi ve devam ettirmesidir. İnsanın zihinde bilgiyi işleme için iki zihinsel etkinliği bulunmaktadır. Bilginin eyleme geçirmesi ve onu kontrol etmesi şeklindedir. Birinci olan ve öncelikli olan eyleme geçiş anıdır. Kontrol işlemi ardından ve geç olarak gelmektedir. Zihinsel etkinliğinde bu iki yeti kullanırken eyleme tek olarak geçer. O nedenle bilgileri sıraya ve mantıklı olarak sunmak zorundadır. Bilginin plan haline ve eylem haline dönüşmeleri sırayla olmaktadır. Planlama hızlı, eylem yavaştır. Zihninde bilgileri düzenleme hızlıdır zihinden dışarı sunma veya eylem hali yavaştır. Düzenleme hızlı olduğu için sıraya koyma olanağı oluşur ve eğitimle bu düzenlilik artar. Eğitim eksikliklerinde zorluklar yaşanır. İnsan zihni bilgiyi hafızada tutma, gerektiğinde düzenleme ve zihin dışına sunma (konuşma, yazma ve diğer iletişim yolları ile) veya eyleme geçirme özelliğine, yetisine sahiptir. Bilinç, bilgileri hafızaya alırken hem de dışarı sunarken eylemlerinde tek olarak çalışır. Cümleler sıralı kelimeler şeklinde eylemlerde sıralı şeklinde olur. Cambazların ve jimnastikçilerin usta bedensel hareketleri bilinçle değil bedensel öğrenme ve hareketi ile açılanabilir. 

Bilinç ve sezgiler

Bilgiler bilinç aşamasına gelmeden hafızada bilinçaltı bilgisi olarak bulunurlar. Bu haldeki bilgiler bütüncül, karmaşık, karışık, iç içe, bulutsu, sisli ve tümleşik olarak hafızada bulunurlar. Bu bilgiler bilincin çalışma esnasında hatırlanmaya çalışıldığı anda belirgin hale, netleşmeye başlarlar. Hayal etme yetisi ve hatırlama çalışması hafızadaki tümleşik ve bulutsu halde bulunan bilgileri öne çıkarır yani hatırlanmaya başlar, hatırlanan bilgiler bu aşamada sezgi aşamasına gelmişlerdir. Sezgi, bilgilerin bilinç öncesi ve bilince hazırlanma aşaması olarak da söylenebilir. Hafızadaki kayıtlı bilgilerin tümü bilinçaltı olarak söyleyebiliriz. Sezgi, bilinçaltı ile bilinç arası bağlantı işlevi görür.

Sezginin oluşma şekilleri

1. Bilincin bilgileri zihin dışına yani fiziksel ortama sunarken sırasını bekleyen bilgiler. (Zihinden çıkış aşaması) 

2. İnsanın çevreyi algılama ve öğrenme sırasında bilgileri tek tek ve mantıksal sırasıyla alma zorunluluğu nedeniyle alına bilgiler sırasında odaklanmama veya dikkat dağınıklığı nedeniyle bilgileri sırasız ve mantıklı algılama dışı alım yapması bu bilgileri sezgi haline getirir. Yani bilginin bilinçli alımından kaçan her türlü bilgiler. (Zihne giriş aşaması)

3. Doğumundan önceki taşınan ve doğumundan sonra pozitifleri ile karşılaşıp bilinç dışında hafızaya kaydedilip tamamlanan negatif genetik kayıtların hazır bilgi olarak bulunması. (Çocukluk yaşantı kayıt bilgileri ve doğum öncesine ait genetik negatif kayıtlarının yaşam sırasında bilincin farkında olmadan hafızada bilgi olarak oluşmaları)

İnsan günlük yaşamda bilincin tekrarları ve bu eylemin güvenilir olması ile sezgisel olarak yaşar. Bilinci kullanması özel ve önemli anlara bırakır. Yaşam temposu sürekli aynı ve düzenli olması nedeniyle bilincin enerji harcanması en aza indirilmesi yönünden bu gereklidir. Rutin günlük işler ve yaşayış sezgisel olarak otomatik pilot gibi işler. Eğer sezgiyi bedene yükler ve sürekli tekrar edersek bedensel öğrenme şekline geçer, şoförlük, sporcu gibi meslek ve yetenekler sezgilerin bedensel öğrenilmiş halleri olabilir. Birbirini takip eden bilgilerin eylemlerde de birbirini tekrar etmesi fakat bunun bilinçli değil de refleks halinde sürmesidir. İnsandaki tiklerin ve farkında olmadan hareket alışkanlıklarında sezgisel hareket veya onun aşamaları olarak nitelendirebiliriz. Kekemelik, biliyoruz ki kişinin zihinde bilgileri düzenler iken yani sezgisel halindeki bilgileri rahat şekilde sunamama, sıralayamama sonucunda geliştirilen bir alışkanlık ve tekrarlardır. Kekeme kişinin bir çok sezgisel bilgiyi tek bir bilinç işlemesine iletememe sorunudur. Bunu yaparken rahat ve sakin olmalı veya sinirlenmelidir. Bu iki halde kekemelik önlenmektedir. Sinirlemek sezgisel bilgileri bilince gelmeye zorlar ve hızla dışa sunma gerçekleşir. Öfkeli olan kişilerin hızlı ve yüksek sesle dışa vurumları sezgisel bilgilerin doğal akışından hızlandırılarak bilince sunulmaları fakat zihnin kontrol mekanizmasını da devreden çıkarmaları gözlenebilir. Öfkeli halde sunumlar hatalı olma olasılıkları yüksektir. Doğru olanlar ise zihindeki sezgilerin,  yani sezgisel bilgilerin bekletilip, tutulması ve fırsat bulunca kontrol edilmesine gerek duyulmadan hızla bilinç yolu ile dışa vurulması veya eyleme geçilmesidir.

Sezgilerimiz hem bilinçaltı ile bilinç arasında hem de bilinç ile bilinç üstü aşamalarda ara bilgilerdir. Bilgilerin arada bulunma halleridir.

Bilinçaltı- Sezgi-Bilinç- Sezgi- Bilinçüstü 

Sezgisel düşünme, sezgiler bilgiler, sezgisel yaşama.

Bilinçli düşünme, bilinçli bilgiler, bilinçli yaşama.

Bilinçaltı ve bilinç üstü ise insanda sık kullanmayacağı bilgilerdir. Hem beden olarak hem de zihin olarak yüksek enerji harcanması ve yöntem ve sistem geliştirilmesi gerekmektedir.

Sezgi için " İçgörü" düşünme, içgörü bilgi veya bilgileri, içgörü yaşantısı, yaşama şeklinde bilinçte belirgin olarak adlandırabilir ve bilinçli olarak değerlendirebiliriz.      

    


Yeni Bir Çağa Geçiş : Küreselleşme Çağı

 İnsanlık tarihi boyunca insanlar aile, grupsal ve topluluk halinde uzun süre birbirlerinden ayrı olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Birbirlerini biliyorlar fakat mesafelerini koruyorlardı. İnsan zihinsel özellikleri ile yaşamlarını kolaylaştırmaları ve öğrendikleri her yeni bilgi ile diğer grupları hakimiyet altına alarak daha büyük grupların oluşturmasına doğru ilerlemişlerdir. İnsanların birlikte olmaları arttıkça doğa içinde güçlerinin arttığı tecrübesine sahip oldular. Toplu halde avlanıyorlar ve toplayıcılık yapıyorlardı. Böylelikle hem tehlikeli hayvanlara ve diğer düşman insanlara karşı güvenliklerin sağlıyorlardı. Zaman bu topluluk halindeki insanların çoğalması ve yayılma zorunlulukları nedeniyle diğer topluluk halindeki insanlarla karşılaşmaya zorlamaktaydı. Ve bu karşılaşmalar anlaşmalar ile bitmesi zordu. Savaş ile kazanan kaybedeni kendi topluluğuna katıyordu. Yenilenlerden itiraz eden ve saldırgan olanlar kovuluyor yada öldürülüyordu. Buradaki amaç birleşmeydi. Köle, efendi temeli değildi. Temel olan birleşme zorunluluğu idi. Bu birleşmenin en sert hali hakimin edilgeni öldürmesi ya da kovması idi. Topluluktan kovulmuş insan ölüme terkedilmiş gibiydi. Başka topluluklara katılma çabasına karşı gelecek tavır ve tutum, kovulduğu toplumun kendisine yaklaşımından farklı sayılmazdı. En tehlikesiz yaklaşım ise topluluğun varlığına görevle katılması idi. Hizmet, av, ritüel ve özel yetenekler arasından bir tanesi olacaktı.

İnsanlık tarihi insan toplulukların nasıl günümüzdeki ulusal devlet olgusuna doğru ilerlediğini göstermektedir. 

Günümüzde ise tüm insanlar yeryüzünde her yere gidebilmekte ve her gelişen olayı bilmekteler. Halklar yaşamak ve deneyimlemek istemektedirler. İyi yaşamak ve deneyimlemek için refahlarını arttırmak istemektedirler. 

İlk insanlar hücre halinde tekilken aile olgusu ile dokuya dönüştüler. Sonra ulusal ülke aşamasına gelerek organları oluşturdular. 

Şimdi küreselleşerek bedenlenmeye doğru ilerlemektedirler. 

Zihin ve bedeni birleşim bir insan modeline ilerleme halinde olan bir insanlık tarihi ile karşıya olduğumuz fark ediyoruz. 

Bu aşama doğadaki yerimizi belirlemektedir.

İnsan doğada üç ana unsurdan biri olarak göze çarpmaktadır. Öncelikler hücre temelinden mikrobiyolojik canlılar, sonra bitkiler ve insan. 

Bu aşamada yani küreselleşmede neler olacaktır. Bunu zamanla göreceğiz. 

Felsefe de biz hazırız bu yeni çağa. 

Doğa aynası teorim bu aşama içindir. 

Daha fazla bilgi almak isteyen felsefe sever dostlar bu blogdaki tüm yazılarımı okuyabilirler. Youtube sitemde de canlı yayınlar yapmaktayım.    

19 Mart 2024 Salı

Rekabetin özgürlüğe baskınlığı : Savaş Olgusu

 

İnsanlıktaki savaş ne anlamlara gelmektedir.

Rekabetin özgürlüğe baskın gelmesi ve onu baskı altına alması vardır. Özgürlüğe ara verme onu baskılamaya ve akışını durdurmaya yönelik bir eylem halidir.

Savaş yapay seleksiyondur.

İnsanlık gelişim tarihinde sıfırlama, kültür sıfırlaması, durgunlaştırılması, boşluk oluşturulması olarak göze çarpmaktadır.

Toplumların birbiri ile savaşması demek olan bu durum hakimiyet ve sahip olma ile uygulanmakta olan düzenlerin değiştirilmesi amacıyla veya önceden gelen konumların kaybedilmesi endişesini taşıyarak saldırıya geçilme halidir.

İnsanlık tarihinde savaşlar her zaman özgürlüklerin kısıtlanmasına ve onun hızla ilerlememesine ya da hızla ilerleyen özgürlüklerin tehlikeli hale gelme risklerinde ortaya çıkmaktadır.

Tarihin gelişiminde hızla ilerlenirken birden hendeklerin, çukur alanların gelmesine benzer bir yeryüzü şekillerinin varlığı gibi insanlık kültürünün ilerlemesinde tümsekler ve çukurlar ile karşılaşılmaktadır.

İnsanın nüfusunu dengeleyecek kendisinden başka canlı ortaya çıkmaması insanın kendi kendisini dengelemeye zorlama halini ortaya çıkarmaktadır. 

Hastalıklar, kazalar, afetler, belalar ile insanlık kendi içinde doğal akışında seleksiyona uğrar iken bu oranların nüfus artışı karşısında az olması çevre insanların merkeze hücumu ve pay istemeye başlaması halinde merkezden çevreye karşı savaşla cevap verilmesi de söz konusudur savaş olgusunda.

Merkezin çevre kaynaklarını kullanmaya devam etmek amacı ve bu sürecin kesintiye uğramama telaşı da savaşı beraberinde taşımaktadır. 

Küresel mali hesaplarda gezen, göçebe paranın, sermayenin, yerleşik merkezlerden tarafından kontrol edilme ve dağılma tehlikesinden uzak olma çabası vardır. Sermayenin vatanı yoktur, ülke yöneticilerin ise vardır. Sermaye yöneticileri küresel olarak kontrol altına alınmamak ve özgürce davranmak, görünmemek, hesap verebilir olmamak peşindedirler. Ülke yönetimlerin haksız baskısı ve yaptırımlarına takılmak istememektedirler. Kar miktarlarından büyük miktarda vergi oranlarını vermek istememektedirler.  

Küresel mali krizlerin savaşları tetiklediği ve ateşlediği alanlara geldik. Mali krizlerin savaşlar ile aşılacağı fikri bir çok ülke yöneticisinin zihninde artmaya başlamaktadır. 

Ülke yöneticileri sermaye yöneticileri ile gizli bir savaş yürütmektedir. 

Ülke yöneticileri kendi merkezlerinden küresel dolaşıma geçmekte ve bunu yaparken görülmektedirler. 

Sermaye yöneticileri birer hayalet gibi dolaşmakta ülke yöneticilerini takip ederek ve onların hareketini daraltacak, yavaşlatacak engelleyecek planlar yapmaktadırlar. 

Ülke yöneticileri ile sermaye yöneticileri arasındaki savaş öyle bir hale gelir ki artık ikisi arasındaki savaş toplumların savaşı olma riskine dönüşebilir. Görünmeyen savaştan ya da vekalet savaşından görünen toplumların savaşına doğru ilerleme riski vardır. 

Vekalet savaşlarında paralı orduları sermaye yöneticileri yönetmekte ve ülke yöneticilerin silahlarını kendilerine çevrilmesine çalışmaktadırlar. 

Ülke yöneticileri ise gizli kurum ve güçlerini belli ve belirsiz olarak sermaye yöneticilerine yönlendirmekte ve onları kontrol altına almaya çalışmaktadır. 

2001 dünya ticaret merkezinin yıkılması dünya ticaret merkezine itirazı taşıyordu. Bu mesajı alan ülke yöneticileri tüm dünyada sermaye yöneticilerinin araştırılmasına başladılar.

Hala bu süreç devam etmektedir. Günümüzdeki Balkan ve Gazze savaşları ülke yöneticileri ile sermaye yöneticilerin uzun süre önce başlamış olan vekalet ve gizli savaşların halktan saklanamaz hale gelmesi halidir. 

Hepimizin endişesi ise bu ülke ve sermaye savaşlarının halkların yararına olacak şekilde sonlandırılmasıdır. Bu da yeni ekonomi ve ülke yönetim tarzları ile olabilecektir. Bu yeni ekonomi ve ülke yönetim tarz şekilleri önceki tarih örneklerden olmamalıdır. 

Yepyeni ülke ve ekonomi yönetim tarzları oluşturmak zorundayız. 

Ekonominin döngüsel, ülke ve özel ekonomi yönetimlerinin de yetki ve görev sınırlarını belirleyen ve sadece o yönetim işlerine odaklanmalarını sağlayan yeni yönetim modelleri oluşturmalıyız. Çünkü kurumların istikrarını olumsuz yöne çeken ve amacından saptıran unsur kişisel yargı ve kararlardır. Bir çok kurum amacı ve süreci bitmesine rağmen kişiler tarafından hala değişmesi gereken kurumların devam etmesinde zaaf içinde bulundukları saptanmaktadır.   

Bu yeni yöntemler üçüncü dünya savaşından sonra mı yoksa onun çıkmasını engellemeye yönelik olarak mı ortaya çıkacaktır bunu bilmek, tahmin etmek zordur. Savaştan önce olması toplumların tarihteki olduğu gibi büyük acılar çekmemesini sağlayabilir.

 

16 Mart 2024 Cumartesi

Bilincin İnsandaki Tanımı

 Kaostaki bilginin kozmoza getirilme çalışması bilinci oluşturmaktadır.

Youtube deki kanalımda bilinç dahil bir çok konuya değinmekteyim. 

On sekiz yaş üstü tüm okuyucularım davetlidir. 



https://www.youtube.com/live/o3dFixvS-NY?si=dMbx3AKbq_7a4VNH

4 Mart 2024 Pazartesi

Doğa Aynası Teorisi - 4

 Doğa Aynası Teorinin etkileri ile ulaştığım yeni bilgiler birbirine eklenmeleriyle bilgi demetleri şekline dönüşmeye başladı. 

Kuşların Evriminden Balıkların Karaya Çıkış Tezine

Kuşlarının evrimin araştırır iken canlıların sulardan karaya geçiş tezine rastladım. Yanlış tezleri birbirine bağlamak hem zordur hem de mantığa uymaları zordur. Fakat doğru bilgiler birbirine bağlandığında ilerlemeyi ve yeni bilgilerin ortaya çıkışına tanık olabiliriz. 

Kuşların ilk ve önemli besinlerini böceklerin oluşturduğu tezinden ilerleyelim. 

Canlılığın sırasıyla hücre, mikrobiyolojik canlılar ve bitkiler sıralamasında ortama bitkilere bağımlı olarak böceklerin geldiğini görüyoruz. Yeryüzünün büyük miktarda bitki ile dolması mikrobiyolojik canlılardan belli kesimin böcek olarak bu ortama dönüştüklerini söyleyebiliriz. Böceklerin ortama gelişleriyle çoğalmaları ve büyük bir oranda yeryüzünü kaplamaları söz konusu olmuştur. Bu döneme " Böcek patlaması " denilecek bu dönemde böcek ölümlerinin çok olduğu yeryüzünde bir katman oluşturduğu tezimizi bilimsel araştırmalar doğrulayabilecek veya yanlışlayabilecektir.

Böcek popülasyonu o kadar büyümüş, artmış ve genişlemiştir ki göllere, denizlere ve akarsulara kadar ulaşmış, yüzeylerini kaplayamaya başlamışlardır. Bu yoğun böcek ortamında balıklar böcek yemeye başlamışlar ve bu besin zincirine katılan balık türü sayısı da artmış ve çeşitlenmiştir. Önce suların üzerindeki beslenmeleri kıyıya doğru gelişme göstermiş sonra hem kara hem de su arasında bir amfibi türü ortaya çıkmış böceklere bağlı beslenme bu yeni türü karaya taşımıştır. Karada böceklerle beslenen türler farklı cinslere evrilmek zorunda kalmıştır. Sürüngenler, yürüyen dört ayaklıllar (kertenkele) kurbağalar ve kuşlar şekline dönüşmüşlerdir. 

Kuşlara dönüşecek yeni türler önce  yere yakın uçan, sıçrayan ve kaçan böceklere sonra bitki ve ağaçların üstlerine doğru ilerleyerek yüksekteki böceklere beslenmeye doğru evrilmişler ve sonunda uçma özelliklerini kazanmışlardır. Sonraki yaşamlarından böcek azalması karşısında meyve, bakliyat gibi bitki özelliklerinden beslenerek varlıklarını korumayı sürdürmüşlerdir. Ete yönelen son versiyonlar olan etçil kuşlar son şekillenme aşamasında bulunmaktadırlar.

Görüldüğü gibi hem kuşların evriminde hem de diğer türlerin sulardan karaya çıkışlarında böceklerin etkisini görmekte ve evrimin kayıp parçasını tamamlamaktayız. Artık bu tezlere bilimin yaklaşımını beklemekten daha öteye gidemeyiz. 

Felsefe yola devam etmelidir. Doğa Aynası Teorisi bizlere daha bir çok yeni bilgi için tez ve varsayımlar vereceği öngörüsündeyim.

1 Mart 2024 Cuma

Doğa Aynası Teorisi - 3

 Doğa aynasından insana bakmaya devam ediyoruz. 

İnsanın ilk zamanlarında iki türlü yaşantısı bulunmakta idi. Ağaçlar üstünde ve yerde şeklinde yaşamını sürdürmekte idi. Ağaçlarda meyvelerin olgunlaşma dönemlerinde dolaşıyor ve meyveleri elleri ile koparmak ile besini ile ağzı arasında elini kullanarak önceki canlıların ağız besin birleşikliğinden uzaklaşmaya başlamıştır. Etçiller de avlarını yakalamak ve parçalamak için pençelerini kullanmaları ile insanın meyveyi elle alıp yemesi aynı şey değildi. Etçillerin pençeleri ağızlarının bir uzantısı özeliği taşımakta ve kendine özgü tırnak şekli ile bedenin ve ağzın bir uzantısı durumundaydı. İnsan ise meyveyi el ve kol gücü ile koparması elin değişimin sadece kuvvetli bir avuçlama ve çekme üzerine sağlamıştı. Bu özellik elinin etçilin hareket etmesine yardım amacında olan ön ayaklarının ikinci bir özellik taşımasına doğru ilerlemesiyle aynı durum değildi. Pençe hem yürümek hem de avlanmak için iki yöne ayrılmış ve etçile avını kovalar iken avını durdurma olanağı ile sınırlı kalmıştı. İnsan ise avucunu tutma ve çekme yönünde geliştirmiş ve dallarda oturma alışkanlığı onun dik durma davranışının ilk adımları olmuştur.

İnsan ağaç üstlerindeki yaşamı ve yerdeki yaşamı şeklinde iki yaşam biçimin geliştirmiştir. Kendisini avlamakta olan etçillere karşı ağaçlar korunaklı halde olurken etçillerin ağaçlara hızla çıkıp kolay inememeleri onlarında ağaçlara tek yönlü bir hızla çıkıp inmekte zorlanmalarının ağaçtaki insan veya başka avlarını avlandıklarına işaret etmektedir.

İnsan hem hem ağaçta hem de yerdeki yaşantısı sırasında farklı özellikler kazanmıştır. Ağaçta iken görme ve ses özelliklerini geliştirirken ağaçtan inince koku özelliğini geliştirmiştir. Yerdeki yırtıcılar koku merkezli  yaşarken görme özelliği sonraki önemli özellik olarak oluşmaktadır. İnsan ise ağaçta iken hem görme ve duyma özelliği ile ağaçtan aşağı inince koku özelliğini de geliştirmiş olup bir çok duyu yetilerini geliştirmesiyle çevresindeki yırtıcı ve başka hayvanlara karşı bir üstünlüğü oluşmaya başlamıştı.

23 Şubat 2024 Cuma

Doğa Aynası Teorisi - 2

 Doğa aynası teorimiz üç ana özden ve canlı türünden oluşmaktadır. 

1. Bitki

2. Mikrobiyolojik canlı

3. İnsan

Canlı türlerin kendine özgü özelliklerine ait tanımları

Bitki : Bedenlenmiş hareketsiz canlı

Mikrobiyolojik canlı : Bedenlenmemiş hareketli canlı

İnsan : Bedenlenmiş hareketli canlı

Bitki ve mikrobiyolojik canlı dışındaki insanın evrim sürecinde  zorunlu ilişkili, etkileşimli ve bağlantı olduğu diğer bedenlenmiş hareketli canlıları insan öncesi olarak veya insanı onların temsilcisi, bu tür canlıların son aşaması olarak ele alıyoruz doğa aynası teorimize göre. 

Mikrobiyolojik canlının büyüme, gelişme ve dönüşme potansiyelini taşıdığı savında bedenlenme aşamasına gelebilme yetisi taşıdığı ileri sürülmektedir bu teoride.

Bitki ve mikro-canlıdan oluşan ilk canlı yaşam sisteminde atmosferden karbondioksit alınıp oksijen verilmekte idi. Güneş ışınların başlattığı gündüz sürecinde bu devam ediyordu. Güneşin yokluğu olan gece ve karanlık aralıklarda ise bu canlı sisteminde oksijen alıp karbondioksit verilmekte idi. Böylelikle güneş varlığı ile yokluğu arasında canlı sisteminin evrimsel süreci işlemiştir. 

Gündüz süresi gece süresine göre uzun olması nedeniyle atmosferde oksijen artması ve karbondioksit azalmasının süreci başlamış bunun etkileri ile canlı sisteminde karbondioksit yetersizliğine bağlı olarak belli oranlarda bitki ve mikro canlıda ölümler gerçekleşmiştir. Ölen bitki ve mikro-canlı kuru ve katı halde iken atmosferde oluşan fazla oksijen fazlalığı nedeniyle kozmolojik etkilerle yanarak orman ve canlı yangınları ile atmosfere yapılarında bulunan karbon bazlı atomların karbondioksit olarak salınımını gerçekleştirmişler ve atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesinin sürmesine etki etmişlerdir. Fakat bu süreç dengenin sürekli olmasına yetmemiş ve ölme olasılığındaki mikro-canlı içindeki bir grup sürekli oksijen alıp karbondioksit verme alışkanlığını geliştirerek hayatta kalma süresin uzatmıştır. Bu süre içinde bu grup çoğalmış ve yayılmıştır. Bedenlenme oranında da gelişme yaşamış ve kendi canlı sistemine doğru dönüşmüştür. Böylelikle oksijen alıp karbondioksit veren canlı ile karbondioksit alan oksijen veren canlı grupları arasında bir denge oluşabilmiştir. 

Çağımızda atmosferdeki bu denge insan kültürü tarafından değişime zorlanmaktadır. Oksijen ve karbondioksit dengesindeki atmosfere diğer gazlarda eklenerek atmosfer kimyasını farklılaştırmaktadır. Sonuçlarının neler olacağını günümüzde bilim araştırmaktadır. 



21 Şubat 2024 Çarşamba

Doğa Aynası Teorisi

 Doğa aynası teorim yeni çıktı. Onun üzerine felsefi çalışmalar yapmaktayım. İnsan kavramını tanımlama sürecinde oluşan doğa aynası teorisi en azından giriş açısından bana yeni bilgi ve fikirler vermesi bakımından kendisini kanıtlamış oldu. Ben de bu teoride ilerlemeyi planlıyorum.

Yeni bilgi ve fikirleri bu Blog sayfamda ve Youtube deki kanalımda yayınlayacağım. Hayırlı uğurlu olsun.

Adım adım, yavaş olarak ilerleyeceğim bu doğa aynası teorisi çalışmamda. 

Bu teorimde ilerler iken dikkat etmem gereken önemli unsurları araştırmaktayım. Bu teorinin felsefe tarihi ve insanlık tarihi içindeki bir örneğini araştırmak ve hemen bulmak kolaylığına kaçmamaya, özellikle önceki eserlerdeki tanınmış ve kabul edilmiş sav ve sunumlara başvurma kolaylığına girmeyeceğime karar verdim. Zekamızın çalışma prensibi olarak fikirlerin tamamlanmasını hızlandırma baskısının veya tümden vazgeçme bezginlik etkilerine kapılmamaya karar verdim. 

Freud'un bilinçaltını açıklar iken bir mitolojik örneğe başvurma kolaylığı teoride ilerler iken zekanın kişiye konuyu sonuçlandırma baskısının bir örneği olarak önümüzde durmaktadır. 

Serbest piyasa ekonomisi ve liberalizmin bir misyonu olan bireyi öne çıkarma planlarındaki insanlık tarihini kral, imparator, manevi elçiler şeklinde belirleyerek onların merkezindeki bir insanlık tarihi merkezinde eğitime yansıtma sınırlığını da bir teori oluşturma ve geliştirme sırasında düşünürün veya felsefecinin yakalanabileceği düşünce tuzaklarına dikkat etmesinin gerekli olduğu fikrine ulaşmaktayız. 

Doğa aynasından yansıyan insanın bilinçaltı ise hareketli bedenlenmiş canlı olarak bir insanın bilinçaltını açıklamamız kendisinden önceki ve şu andaki tüm hareketli ve bedenlenmiş canlıların temsilinde onların tüm özelliklerin hem genetik olarak negatiflerini hem de bedenen duyumsama yetisi olarak hem de canlı hafızası olarak taşımasını göstermektedir. Bu savımızı bir insan teknolojisi ile şu anda ve geçmişte yaşamış tüm hareketli ve bedenlenmiş canlıların temsilidir ve onların tüm olağanüstü özelliklerini de teknolojisi ile yapabilme becerisinde olduğu savından gelmektedir. Bu ilke çerçevesinde insanın bilinçaltına dair yeni bir sav ortaya konabilmektedir. 

İnsandaki bilinç ise yaşanan çağ ve zamanı ile ilgilidir. Bireyde zeka ve aklın üstündeki yaşayan ve işleyen bilinç, toplunda ise şimdiki ve geniş zamandaki devinen büyük bir bilinç aşamasıdır. Bilinç bireyde kendi ve çevresiyle sınırlı iken toplumlar ve insanlar olarak tüm yeryüzündeki yaşayan ve var olan bilinç haline dönüşmektedir. 

Bilinç üstü ise bir insanın ve toplumun genetiğinde taşıdığı önceki tüm hareketli bedenlenmiş canlıların mirasının genetiğinde negatiflerini taşıması ve o sahip olduğu ve temsil ettiği önceki hareketli bedenlenmiş canlıların, türlerin tüm potansiyelini şu an ve gelecekte ortaya çıkarma ve gerçekleştirme potansiyeli olarak görülebilir. Toplumların şimdiki ve geleceğe yansıtma olasılıklarında barındırdığı gerçekleştirme olanağını taşıyan bir gelecek olgusudur bilinç üstü.

Bir düşünür veya felsefecini bir teorisini geliştirme aşamalarında düşünce tuzaklarına yakalanmaması için nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda fikirlerimiz gelişmektedir. Bu yönde düşünce şeklini ilerletmek düşünce tarihinde örneklerin az olduğu göz önüne alınırsa bendeniz düşünme şeklinin önemli bir tarz ve şekilde sürdüğü fikrine varabiliriz. Düşünür olarak ortaya çıkardığım fikirlerin nasıl olduğunu ve o fikirler üzerinde nasıl ilerlememin gerektiğini diyalektik düşünce biçiminden, yani eytişimsel düşünme biçiminden almakta olup bilimsel metotların izinden sürmekteyim ve o ilerleyişten ayrılmama ısrarında olmaktayım. Ancak bu güvenilir ilkeler yolu ile doğru ve gerçek bilgilerin ilerlemesi olanaklı görünmektedir.

Doğa Aynası Teorimin açılımı

Doğada üç tür göze çarpmaktadır varlıkları ile insan, bitki ve mikrobiyolojik canlılar. İnsan bu doğa aynasında kendisine iki türü ve doğa ilkelerini dikkate alarak bakabilir. Bu iki tür ve kendisinin varlık ve varlığını sürdürme temelinde farkları ve benzer yanlarını araştırarak kendisini tanımlama sürecini ilerletebilir. Kendisinden önceki türler ancak insan tanımının doğru tanımlamasına destek olabilmektedirler ve bu durum bir sağlama niteliği taşıyabilir. 

16 Şubat 2024 Cuma

Dut Fidanı ile Ot'un Gerçek Hikayesi

 "Bu gerçek hikaye bitkilerin zekası olduğuna dair ipucu vermektedir ve yapılacak yeni bir çok bilimsel deney ile kanıtlanması olasıdır." 

Bahçede gezerken bir dut fidanı gözüme ilişti, bonsai sanatına ilgi duymam nedeniyle bu küçük dut fidanını almış ve saksıya yeni yuvasına yerleştirmiştim. Dut fidanın üç yaprak vardı ve bu yapraklar gün geçtikçe sararmaya başladığında üzülmüştüm. Dut fidanın pes ettiğini düşünürken bir kaç gün sonra yeni bir yaprak filizlenmesi onun yeni ortamına alıştığını ve büyümeye devam edeceği mesajını verdiğini anladım veya ben öyle yorumladım. Ama gerçek onun yaşamaya devam edeceği idi. Yapraklarını feda etmesi ve yeni yaprak çıkarması biz insan düşüncesinde bir çok anlamlara da gelebilmekte idi. Bir sanatçı ve edebiyatçı bu anlamları çoğaltabilirdi. 

İki hafta sonra dut fidanın yanında bir ot yeşerdi. Dut fidanına bir arkadaş geldi dedim içimden. Her geçen gün hızla büyüyor ve dut fidanın boyuna yetişmeye başladı. Aralarında rekabet edecekleri gerçeği karşısında dikkatle izliyordum. Neler olacaktı. Bir maç, bir dizi izler gibiydim. Merakla, az sonra, arkası yarın, sonraki bölüm gibi takip ediyordum. 

Sonraki haftalarda birden beklediğim rekabet şekilleri görülmeye başlamıştı. Bizim ot büyümüş dut fidanın tek yaprağını kapatmıştı beş yaprağının birisi ile. Çok net ve bariz bir biçimde bu görülüyordu. Dut fidanı bu anın geleceğini bildiği için ufak bir yaprak daha filizlemişti, fakat o da çok ufaktı ve ot onun kapatma planları yapıyor görünüyordu. 

Ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Bu rekabetin kötü devamını seyredemezdim fakat dut fidanın yanında çıkmış tek otu da sökmek istemiyordum. Otun pencereye yönelmiş ve dut yaprağını kaplamış olan yaprağı dahil diğer dört yaprağını ters tarafa yönettim. İki bitki arasındaki kavgayı ayırmış gibi davranmıştım. Ota böyle yapmamasını, dut fidanının yapraklarını rahat bırakmasını yaptığım yeni eylemle göstermiştim. Sonunun nasıl olacağını tahmin etmemiştim. Sadece dutu korumak amacıyla böyle bir eyleme girmiştim. Otun nasıl tepki vereceğini düşündüğümden değil. Başka bir insanın bu durumda otu koparacağını ve çöpe atacağını da biliyordum. Otlar artık evrimsel olarak tarlada iken çok büyümeden koparıldıklarını bilebiliyor olabilirler miydi ? Bunu da düşünmemiştim. Fakat sonraki olaylar benim bu soruyu düşünmeme ve ortaya atmama neden olmuştu. 

Otu dut yaprağından ayırarak güneşin geldiği pencereden tam ters yönde yerleştirmemin ardından bir hafta içinde ne göreyim. Ot bana olağan üstü bir mesaj gönderdi yaptığı eylem ile. Bu hareketi onun zekaya sahip olduğunun işareti idi. Şöyle oldu.

Ot güneşe ve pencereye yönelirken her yöne bakmakta olan yapraklarından üç tanesini tekrar güneşin geliş ve pencere yönüne çevirdi. Bir yaprağını geride bırakmıştı. Ufak bir de yaprağı yukarı doğru bakıyordu. Güneşin geldiği ve pencere yönüne ilerleyen üç yaprağının hiç birisi duta ve yaprağına değmiyordu. 

Ot zekası ile ona uyguladığım, onun hareketini engellememin amacı ve nedeni anlamış benim ve dut fidanın kabul edebileceği bir tarzda eyleme geçmiş, göstermişti. Bu hareketi ile benim olaylara bakışımı eylemim sonucunda anlamış ve hemen bu doğrultuda eyleme geçmişti. Çok şaşırdım. Bu olayı görünce hayretler içinde kaldım. Bir ot beni algılıyor ve benim tutumuma değer veriyor. Onu uyarmamı dikkate alması gerektiğini yoksa tarlalardaki yabani otların temizlenmesi gibi kendisine de aynı eylemin yapılmasından korkarak benim ve dutun kabul edebileceği en uygun eylemi seçiyordu. 

Dut fidanı ve Ot


Otun bu hareketine çok sevinmiş ve etkilenmiştim. Ona bu hareketine karşılık bir cevap vermem gerekiyordu. Ve onun bu hareketine karşılık başka bir küçük saksıda ona yer ayırdım. Yeni yerini sevip sevmeyeceğini ve neler yapacağını merakla izlemeye başladım. 


 


   

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...