28 Mayıs 2013 Salı

Doyum (şiir)

Yavaş yavaş yemeğimi yedim,
Ağır ağır türk kahvemi içtim,
Rahat bir koltuğa gömüldüm,
Derin derin bir uykuya daldım.

Şeytanlarla, iblislerle savaştım,
Cinleri, perileri, kinleri kovdum,
Hayaletleri, hortlakları savurdum
Meleklerle birlikte arşa uzandım,

Cahilliği, kötülüğü, zulmü bitirdim,
Bilgelik, iyilik, dayanışma getirdim,
Adaleti, ahlakı, hakkı savundum,
Aşka, sevgiye, saygıya doydum.

Boşlukta uçtum, suda yüzdüm,
Dağları geçtim, çölleri aştım,
Ormana daldım, uzaya baktım,
Aşkımı buldum, doydum, doydum.

Yavaş yürüdüm, rüzgarı dinledim,
Ağır ağır çıktım, evreni seyrettim,
Torunumu sevdim, hep şükrettim,
Doydum, hayata gözlerimi yumdum.

Özkan Salman

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Doğa ve İnsan (Bilgi'nin İzinde)

Bir Deyim

"Dağ fare doğurdu." Deyiminde anlatılmak istenen büyük bir beklentiden ufak bir sonuç çıkmasıdır. Bu deyim yaşantı içerisinde şaşkınlığı anlatmak adına güzel bir yorumdur. Dağ büyük fare küçüktür. Dağın bir fare doğurması değil, bir fil veya balina doğurması beklenirdi değil mi ? Bu deyime farklı açıdan bakalım, Büyük bir cansız kütle küçük bir canlı kütlesi doğurdu dersek anlam tamamiyle değişir. Büyük dağ küçülür, küçük fare büyür. Dağ fare olur, fare dağ olur.

Yasaların Uyumluluğu

Doğa yasaları, insanlık yasaları, bir ülke anayasası, bir grup,birlik, insan kuralları, prensipleri olarak tümünü ortak noktada buluşturulabilir miyiz ? Evrendeki tüm yasaları bir formülle açıklayabilir miyiz. (bakınız " Her şeyin teorisi, sicim teorisi, higgs bozonunun formülde tam gerçekte ise kanıtlanmaya çalışılan teorisi).

Suçun Kaynağı

İnsanlar tarıma başladıktan sonra binlerce yıl köleliği kabullendiler veya öyle olmaya zorlandılar. Yeter artık demeleri neden bu kadar uzun sürdü. Yüz elli yıl önce kölelik ülkeler yasalarında kaldırılması ancak kesinlik kazandı. Neden bu kadar geç oldu. Adalet neden geç geliyor. Özgürlüğün yapımızda olması doğadan geliyor. Bir canlının var olması için mekan genişliği ve nüfus yoğunluğu çok önemlidir. En az yeri en çok nüfusla  boyutlarına göre bakteri gibi küçük canlılar kaplamakta. Onlar da belli bir kalabalığa ulaşıp alanlarını genişletemezlerse ölürler. Neden, tüketecekleri kalmaz, atıkları mezarları olur.

Suçlarımız, kötülüklerimiz tarihte doğa açısından ne ifade eder. Sadece toprağı eşeleyen fare kadar değerimiz var mıydı ona göre. Hep ondan işaret bekledik. Varlığımızın kaynağını ondan aldığımızı öğrenmiştik Nefesi ondan alıyorduk, besini, suyu ondan alıyorduk. Avlarımızı o veriyordu. Bize kızarsa deprem, sel, kıtlık gibi işaretler veriyordu. Bizi severse bolluk, bereket yılı sunuyordu. Zamanla şunu gördük. Kızgınlığı sevgisinden fazla idi. Çünkü hepimizi ölümle cezalandırıyordu. Bu en büyük ceza idi bizim için. Sevdiğimiz insanların ölümüne tanık oluyorduk. Her birimizin sonunun öyle olacağını öğrenmiştik. Suç ve kötülük avcılık genlerimizde saklı hala. Avcılık doğamızda olan ve hala onu kendimize, birbirimize zarar vermeyecek hale getirmekle meşguluz.

Suçu ve kötülüğü Önlemenin Yolu

Tarihte çiftcilerin savaş ilan ettiği veya saldırganlığına dair bilgiler var mı, pek yok, mevcut olanlar savunmaya yöneliktir. Saldırılara veya kötü yönetimlere karşıdır. Eski mısır yüzlerce yıl tarımını yaparken firavununa itaat etti. Tarihteki kölelik neden uzun döneme yayıldı. Tarım ve hizmet eden bu kitle avcılık dürtüsünün bastırılmasının sonucu mekana ve ilişkilerin sınırlılığını kabullenmekle özgürlüğünün sınırlarını çizmiş olmakla itaatkar olmuşlardır. Değişkenin ve zorlukların olduğu bu yaşantıdaki seçimini tarım ve hizmete adayanlar, sakin ve uyumlu bir yaşamı seçerken yönetilmeyi de kabullenmiş olmaktadırlar. İster bir sahip, ister bir kral isterse bir sistem(devlet). Tarih bize insanoğlunun avcılıktan tarımcılığa geçişindeki birbirine yaptığı kötülükleri anlatıyor. Her konudaki yeni gelişime giren toplumların avcı kimliğine girerek eskileri değişimlere zorlamalarının gerçek öykülerini sunuyor. Yanlış uygulamaların kötü denemelerini gösteriyor. Suçlu ve kötü olayların günümüze gelmesi vahşet ve dehşet şeklinde yaşanması büyük bir işaret fişeği olarak tarihe yansıyor.

Tarımcılık hala devam ederken avcılık tarzını değiştirerek devam ediyor.Azalan avcılık yanımız nasıl hortluyor peki günümüzde. Suç işleyerek. birbirimizi aldatarak kanunlara uymayarak, ülkesel ve ülkelerarası kanunları hiçe sayarak avcılık dürtümüzün baskınlığın etkisinde kalıyoruz. Sakin ve basit yaşarken para, mevki, çevre güçlerine sahip olduğumuz kararına varınca, buyrun size gaddar, zalim, hırslarının esirindeki bir avcı ruh,dna. Dünya bana zalim ben sana zihniyeti. Bu duyguları yaşayıp zarar görmeden, zararlı olmadan kenara çekilenlere, çekilebilenlere ne mutlu.

Kaynağı avcılık dürtüsüne dayanan tüm suçları önlemenin yolu onu tarım veya tarım zihniyetinin olgunluğuyla uyumlulaştırmaktır. Mahkumları planlı programlı bir şekilde tarım ve zihniyeti ile rehabilite (insanı ölçülerle) etmek gerekir.

Eğitimimiz, bilgi ve meslek vermenin yanında, zararlı avcılık zihniyetini bilip tarım zihniyetinin erdemliliğini düşünce ve davranışlarda yansımasını sağlamak şeklinde olmalıdır.

Adaletin Hızı

Biz insanlar doğanın yasaları ile toplum yasalarını uyumlu hale getirme konusunda hala emekliyoruz.

Tarihin belli dönemlerindeki bireysel ve kitlesel yaşanılan korkunç ve dehşet olaylar bir sinyal olarak zaman ve mekanda asılı kalıyor. Sonraki dönemdeki yaşayanlar için işaret fişeği haline geliyor, ateş düştüğü yeri yakarken tarihe girmesi için ateş kıvılcımlarının fişek haline dönüşmesi zaman alıyor. Bu eski tarihlerde daha uzun ( binlerce yıl) yakın tarihlerimizden itibaren orta (yüzyıllar) bugünlerde ise yıllar haline geliyor. Gelecekte aylık, günlük ve nihayet saatlik hale gelecek. (Adalet hızlı olacak)

Avcılığın genlerimizde keşfetme, öğrenme, merak ve mücadele etme şeklinde devamının yollarını arıyoruz. Doğanın içindeyiz ama onun kurallarına göre yaşamamızı şekillendirmekten uzaklaşmak istiyoruz. Sonucu(ölümü) değiştirmek üzerine bilgimizi kullanmaya çalışırken bilgi bizi uzaya doğru itmekte.

Doğanın verdiğini biz yapmaya çalışıyoruz ona bağımlılığımızı azaltma planlarımızın parçası haline geliyor. Nüfusumuzun artması tüketim konusunda bizleri kafası karışık, kararsız ve çekimser hale getiriyor. Şimdilik atıklarımız  bize değil doğaya zarar veriyorken doğa bize yansıtmanın birikimini yapıyor.

Bilgi Çağı

"Dağ fare doğurdu" " Bu mucize nasıl oldu"

Eğer yeni olguları açıklayacak yeni kelime ve deyim bulamıyor, ekleyemiyorsak o zaman mevcut kelimeleri farklı açılardan yeniden yorumlamaya mecburuz demektir, bu da bizi yeni kelimeleri oluşturmaya yöneltecektir. Olay, yorum ve sonuç döngüsünde, bilginin gelişiminde...

Özkan Salman





14 Mayıs 2013 Salı

Serbest Piyasa Ekonomisi Kritiği

Birinci dünya savaşına kadar serbest piyasa ekonomisi tüm dünyaya yayılma ve yerleşme dönemlerini ana hatlarıyla tamamlamıştı. Yeryüzü nimetleri keşfedilmiş ve kullanılmıştı. Sıra yeraltı enerji ve madenleri çıkarmaya ve serbest piyasaya sürme zamanı gelmişti.

Hala bu süreç devam etmekte. Yeraltı zenginliklerine sahip ülkelerin yönetim sistemi eski olup yeni dünyanın serbest piyasa ekonomisine girmekte zorlanıyorsa. Onu ikna etmek nasıl olacaktır. Doğu ve batı girişimciler onu nasıl dünya piyasasına sürecektir.  Önce kapalı kapılar arkasında, basına kapalı, gizli anlaşmalar yapılmaya çalışılacak. İhaleler, anlaşmalar, ilişkiler o kadar karışık hala gelecek ki artık dünya gündeminden saklanamaz olacaktır.

Orta doğu ülkeleri liderlerinin bu saklı anlaşmaları uzun süredir kötüye kullandıkları anlaşılıyor. Karasızlık, sözden dönme, ikili, üçlü oynama, anlaşmalara uymama keyfiyeti sonunda istikrarsız bir enerji pazarlama politikaları oluşurup serbest piyasa aktörlerini canını bezdirir. Onlarda merkezi hükümetlerine şikayet ederler. Yönetimlerde devreye girer. Olaylar gizli halinden uluslararası açık bir siyasi ve ticari çekişmelerin yaşandığı bir arenaya dönüşür.

Ortadoğunun son elli yıldaki sorunu budur. Hem halkını hem de enerji kaynaklarını yönetme başarızlığı. Yönetim sistemlerini yenileyememeleri yani demokrasiye geçememeleri ve serbest piyasa ekonomisine uyarlayamamalarıdır.

Serbest piyasa ekonomisi tüm dünya ekonomik sistemlerini altüst ediyor. Değişime zorluyor. Gücü yetmediğine ise siyasi aktörlerini devreye sokuyor şikayet ediyor. Oyuncağına ulaşmayıp babasına, annesine şikayet edip ağlayan bir çocuk gibi davranıyor. Sonrası malüm siyaset şartların olgunlaşmasını beklemeden filin züccaciye dükkanına girişi gibi olayı çözmeye çalışıyor ve günah keçisi haline geliyor.

Serbest piyasa ekonomisi tabiatında insanın temel ihtiyaçlarını nüfüsa göre hızla üretme ve pazarlama rekabetini taşır.

Üretimi yaparken önce insan ağırlıktayken şimdi otomasyona yönelmiştir. Elektirk, elektronik araçları kullanmaktadır.

Misyonu ortadadır. İnsanlığın tüketimini, yaşamasını kolaylaştırmak. Bunu yaparken rakipleriyle yarışmak ve durumunu sürekli kılmak.

Peki serbest piyasa ekonomisi neden kötü görünüyor ya da öyle algılanıyor.

Geçmişe ait tüm sistem, kültür ve değerleri hiçe sayıp silip süpürdüğü düşünülüyor.

Kendini tüm dünyaya kabul ettirmeye çalışırken her türlü siyasi ve askeri gücü kullanarak insanlığa yakışmayacak hatta lanetlenecek derecede zalimce davranması tarihe yansımış durumda.

Serbest piyasa kendini iyi kullanan kesimleri refaha kavuşturup, iyi kullanamayanlara karşı haksızca davranıyormuş gibi algılanıyor, yani adalet terazi olmadığı söyleniyor.

Serbest piyasa ekonomisinin temeli üretim ve pazarlama sistemleri gibi basit ve yararlı olmasına karşın kötü bir imajını hala üstünden atamamıştır. O da Amerikanın ilk keşfinden başlayıp tüm dünyaya yayılma sürecindeki serbest piyasa ekonomisinin insanlığa yaptığı olumsuz etkilerinin hala zihinlerde yaşıyor olması ve bu tutumunu devam ettiriyor havasındadır.

Serbest piyasa ekonomisi diyor ki, dünyadaki üretim şekli ve araçları bunların pazarlanma sistemleri artık değişecektir. Siz eski pazarlama ve yönetim sistemlerini kullanan ülkeler ya gönüllü değişeceksiniz ya da zorla değiştirileceksiniz.

Serbest piyasa ekonomisinin aşamaları,

1. Kuruluş ve gelişme (Doğası iyi olmasına rağmen çalışanlarına iyi olmaması tartışma yaratmıştı. Bakınız. Karl Marks)
2. Dünyaya yayılma. ( Amerikanın keşfiyle başlayan insanlığa zararlı etkileri.)

3. Dünyaca kabullenmesi ve uygulanması (Bugün bu süreci yaşıyoruz.)

Yarın.

4. Amacına uygun şekilde kullanılması ( Tüm Siyasi, sosyal ve kültürel yöntem ve sistemlerden ayıklanması sadeleştirilmesi.Amaç değil araç olması)

5.Standart ve prensiplerinin sabitlenmesi. (Devlet hizmeti altında kullanılması sağlık, eğitim gibi temel yapı içine girmesi)


Sonuç : Serbest piyasa ekonomisi, bir sistem, bir araçtır. Ona hakim olan ve kullananlarca iyi veya kötü olması belirlenir.

Özkan Salman





12 Mayıs 2013 Pazar

Bireyler ve Devletler

Canlı organizma küçük ölçekte iken bölünerek çoğalırken, büyümüş hale geçince bu davranışı bırakıp eşeyli üreme yoluna gittiği görülmektedir. Boyutu büyüdüğünde bölünerek çoğalma ve üreme zorluğu ortadadır. Çok miktarda hücreler birleşerek dokulara, dokular organlara, organlarda vücudu meydana getirmektedir. Böyle oluşmuş bir canlının kendini bölerek çoğalmaya çalışması alıştığı ve bildiği tek ve küçük halindeki kadar başarılı, sürekli olamayacağını belirlediğinden olabilir. Tabi ki bu davranış şeklinin dünyamızın şartlarıyla ilgisi olabilir. Klonlama çabaları yine de küçük boyutta bölünmeyle başladığını düşünürsek büyük bölünmeye bir örnek davranış şekli olmadığı ortadadır.

Bireyler aileleri, aileler, mahalleyi, köyü, mahalleler, köyler ilçeyi, ilçeler şehirleri, şehirler seçim bölgelerini seçim bölgeleri de seçimle yasama ve yürütmeyi oluştururlar. Yani devletin en önemli bölümünü, bir insan vücudunda beyin ne ise yasama ve yürütme o dur.

Devletlerin devletlerle nasıl davranış içine girdiğini, bireylerinkiyle kıyaslamak ve karşılaştırmak.

Bireyler sağlıklı olmak ister, mutlu olmak, zengin olmak isterler. Aile kurup ailesinin varlıklı, sağlıklı ve mutlu devam etmesini isterler.Kendileri için istediklerini çocukları ve onların çocukları içinde isterler. İşleriyle zenginleşen ve büyüyen bireyler ülke dışına açılırlar bir çok ülkede iş yapmaya çalışırlar. Küresel bazda diğer kültür ve iş merkezi bireyleriyle ilişkileri olur. Buyrun size dünya insanı. Küresel birey, insan, aile.

Devletler ise doğuştan küreseldir.Tabiatlarında bu vardır. Diğer dünya devletleriyle, kültürel, iş, sosyal vb. bir çok alanda bağlantı kurma potansiyelini taşır. Yeni çağda bireyler karıncanın esnekliği devletlerin ise ağaçların sabitliği gibi yaşaması yeryüzünde barışı sağlayabileceği bir model olabilir. Sistemler kullanılabildiği sürece sabittirler. Devletler de insana göre sabit kalırlar.

Devlet halkının adil ve güven içinde sağlıklı, işinde eğitiminde olmasını sağlamaya çalışır. Devlet ile halk birbirinden bağımsız olamaz. Devlet bir sistem onu yöneten yine halkın seçtiği temsilcilerdir.

Devletlerin sistem temeli hala denenmektedir. Tarihte bir çok şekillerini ortaya çıkmış ve tecrübe edinilmiştir. Hala bu süreç devam etmektedir.

İktidarı on yıllarca aynı kalan bir devlet sistemi ile iktidarı perde arkasından on yıllarca yöneten bir devlet sisteminin birbirinden farkı azdır. Bu şartlarda kominizm, sosyal kapitalizm ve liberal kapitalizm sistemleriyle yönetilen devletlerin birbirinden fazlaca farkları yoktur.

Devletlerin devletlere, bireylerin bireylerle davranış şeklindeki gibi yaklaşmasının hata olduğunu tarih bize anlatmaktadır.Dünya devlet liderleri insanlık adına karar verirler, günü kurtaran, kıskanç, bencil  bireyler gibi değil. Üretimde ve tüketimde birbiriyle yarışan karınca kararınca olan bir birey gibi davranmamaya dikkat etmeliler. Devlet İhale peşinde koşan, silahlarını, ilaçlarını, enerjilerini pazarlamaya çalışan holding yöneticilerinden farklı olmalıdır. Zenginliğine zenginlik, gücüne güç katmaya çalışan bireyler gibi davranmaktan  kaçınmalıdır. Devlet toplumunun işleyişini adil, güven içinde sağlamak ve sürdürmek birinci görevidir. Elbette uluslararası düzenin ve işleyişinin en iyi şartlarda olmasına çalışacaktır. Bir devletin en iyi olmak bir yana dünyayı yönetmeye çalışmak ve bunu sağlamak adına bir bireyin her türlü bencilce davranışlarını sergilemesi  o devletin sistemini ya da yönetenlerini kendi içinde ve dünya genelinde sorgulanmasını getirir. Bu davranış şekliyle ne yaparsa yapsın hep hatalara düşecek ve bu hatalar da gerileme sürecini başlatacaktır.

Marjinal yönetime ulaşmış bir devlet bu sürecini aynı noktada tutmaya çalışmalıdır. Marjinal noktasını saptayamayıp hala grafiğini yükseltmeye çalışması boşlukta kalmasına yol açacaktır. Sonrası hem insan hem de doğa kanunlarına göre düşüştür.

Sonuç: Devletin davranışı bir birey gibi olamaz. Devlet insanlık için, insan kendisi ve ailesi için yaşar.

Özkan Salman 

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Kıyamet (şiir)



Kötülük, şiddet uçuyor gökyüzüne doğru,
Yerden ayakları, bedeninden kesik ruhu,
Elektrikle kaplanmış, metal yorgunluğu,
Patlamayla bitecek, yerde alınca soluğu.

Dilinden düşürmez, iyiliği, doğruyu, barışı,
Eyleminden esirgemez kötü, yanlış savaşı,
Yalanlı vaatler, dolanlı sözlerle bulur aracı,
Zalimlik, vahşet, tehditlerle doludur kitabı.

Adalet yolunu şaşırır, doğrudan giderse güçlüye,
Barış aranır olur, vicdanlar bürünürse sessizliğe,
Karanlık kötülük bulutları dolaşır dört mevsimde,
Kıyametler kopmaya hazırlanır tüm yeryüzünde.

Özkan Salman

5 Mayıs 2013 Pazar

Bilgi (İzdüşüm)


Bilgi; Evrenin beynimize, bedenimize, hafızamıza izdüşümü, yansıması.

Evrenin beynimize yedeklenmesi, özetlenmesi, tanımlanması.

Canlının varlığını korumak ve sürdürmek amacıyla taşıdığı, kullandığı ve aktardığı bir olgu.

Bilgi, özne ile nesne arasındaki bağlantının akıl ile kurulması ile oluşan soyut bir iz ve sonuç.

Bilgi, canlının var olma halinde evrenin antitezinden senteze ulaşma amacının ana unsur kavramı.

Biz insanlar (bilindik tüm canlılarda ise bizden az olmakla beraber bulunan)  evrenin bir maddeki (canlı, organik) izdüşümünü oluşturmaktayız. 

Bizden önceki canlı türleri bu aşamayı geçemediler. Biz insanlar evrenin bedenimizdeki izdüşümünü büyük bir oranda (özellikle beynimizde) araçlar kullanarak ileri bir boyuta doğru taşıdık ve taşıyoruz.

Önümüzdeki zaman sürecinde insanın amacı; varlığını korumaya ve sürdürmeye çalışırken evrene ait (dünya süreci büyük bir oranda tamamlandı şimdi dünya dışındaki evren) izdüşümü nasıl devam ettireceğidir.

Doğa, canlıya tamamiyle yardım etmez. 

Günümüze kadar canlının gelişimi canlıdan olmuşken insan bu durumu değiştirmiş madde ve enerji daha çok kullanır olmuştur. 

Dünyamızdaki canlılığın sürmesinin temeli bitkiye dayanır. 

Atmosferin oluşması ve beslenme kaynağı olarak başta olmak üzere. 

Etçiller sonradan türemiştir. 

İnsanın hem etçil hem otçul olması varlığını tüm zamanlarda korumanın bir yöntemini geliştirmiştir. Hem otçul hem etçil olan hayvan sayısı oldukça azdır hem de kullanma oranları insan kadar fazla değildir.

Canlının amacı varlığını korumak ve sürdürmek iken insanda belirginleşen bilgi kendini ön plana taşımaktadır.

Yeryüzü bir köy evren bir dünya ise biz insanlar köyümüzde kalmakta ısrar edersek, iki tehdide maruz kalırız. 

Birincisi birbirimizle olan iç kavgaya, ikincisi ise dışarıdan gelecek bir tehlikeye.

Her iki tehdit de bizi köyden uzaklaşmaya dışarıları keşfetmeye itecektir.

Birinci tehdit en kolay çözümlenebilecek bir süreçtir. İkinci tehditi çözmek ise kolay olmayabilir. Dış tehdit geldiğinde kurtulursak bu bizim köyden çıkmaya zorlandığımız anlama gelebilir.

Kurtulamazsak bu gelişmemizin yetersiz olduğu, gerektiği gibi işe yaramadığımızın göstergesi olduğunu, bizden başka bir türün(uzaylı) öne geçtiği anlamı gelir ki dış tehdide ölümcül olarak maruz kalmamız halinde bizler de bunu görecek durumda olamayız.

Bilgi, bizleri evreni keşfetmeye çağıyor, var olma amacımızı da içinde taşırken.






4 Mayıs 2013 Cumartesi

Evrensel Sözlerim

* Bir insanın istediği üç temel unsur;  Sağlık, aile ve zenginliktir. Bir ülkenin istediği üç temel unsur; Barış, düzen ve adalettir. Bir ülkenin sağlığı barış, mutluluğu düzen, zenginliği ise adaletidir.

* Kadın kahkahasının olduğu yerde gelişmiş bir medeniyet vardır.

* Doğal kendini yeniler, kendini yenileyebilen yapay doğallaşır.

* Gerçek ile yanılsama arasındaki en önemli fark, gerçeğin olması yanılsamanın olma olasılığıdır.

* Her yeni bir bilgi evrene bakışımızı geliştiren bir mercek gibidir.

* Beden tekrarı, zihin ise yeniyi ister.

* Bir şey biliyorum, o da her şeyi bilmediğimdir.

* Bütünden bir parça ben varım, tüm parça ben bütünde varım.

* Herkes bana farklı yanlarımı hatırlatırken, ben herkesin benzer yanlarını unutmuyorum.

* Duygularımız kaynağını doğadan almıştır, onu yansıtır.
   Dört ana duygumuz, sevinç, üzüntü, korku ve öfke,
   Dört belirgin renk yeşil, sarı, mavi ve kırmızı,
   Dört belirgin mevsim, ilkbahar, sonbahar, kış ve yaz,
   Dört duygu, renk ve mevsim hepsi iç içedir sanki.

* Düşmanım yoktur, bildiğim varsa,
   Dostum vardır, bilmediğim yoksa.

* Kadın korkularına, erkek ise kızgınlıklarına hakim olursa kendini tanıyıp, geliştirebilir.
   Kadını korku, erkeği ise kızgınlık yönetir çoğunlukla.

* Sabah yaşlıların, öğlen olgunların, akşam ise gençlerin sevdiği zamanlardır. Yaşlı taze başlangıçların   bitmemesini, olgun başlangıç ve sona uzak olmayı, genç ise sonları merak ve tecrübe etmek ister.

* Sakin olmak, beyaz renk gibidir, beyaz rengin tüm renkleri içinde barındırdığı gibi, sakin olmak da tüm duyguların uyumunu içinde taşır.

* Para ile kazanılmış sevgi, saygı uçucu bir gaz gibidir, ilk fırsatını bulduğu yerden uçar, gider.

* Her insan için hayal kurmak bir ihtiyaçtır. İyi, doğru ve güzel hayal dahiyi,  gerçekleşmeyen hayal şizofreniyi kötü, zararlı ve çirkin hayaller ise caniyi yaratır.

* Çağımız insanı kendini yalnız hissediyorsa ya istemediği bir yalnızlık türünü ya da fark etmediği bir lüksü yaşamaktadır. Çünkü istesek de kolayca yalnız kalamayacağımız bir zamanda yaşıyoruz.

* Karanlıkta bütün bilinmeyen ve görülmeyenler aynı mesafededir.

* Aşkta reddedilmek yaralanmak, yok sayılmak ise ölüm kadar acı vericidir, tedavisi ise yine yeni bir aşktır.

* Kin ve nefret ruhu zehirler, tedavisi ise kötü inadın bir erdem olmadığını hatırlayıp bağışlamak ve bağışlanmayı ummaktır.

* İnsanlara övülecekler ve yerilecekler, olaylara ya hep ya hiç, kavramlara siyah ve beyaz diye bakmak kendini sınırlamaktır.

* Düşüncenin besini bilgidir.



27 Nisan 2013 Cumartesi

Kuantum Üzerine Düşünceler

Düşünce ve kuantum

Düşünce eylemi fiziksel olarak beynimizde kuantum olarak mı işliyor?

Kuantum fiziği atom altı madde ve enerjilerinin yapısını, hareketini incelemektedir.

Beynimizdeki düşünce eyleminin fiziksel gerçekleşmesinde kuantum ilkeleri etkili olabileceğini tahmin ediyorum. Kısa ve değişken yapısı, elektriksel akımı, resim, kelime ve müzik gibi bilgilerin kullanılarak düşünce haline gelmesi kuantum ilkelerle bağlantılı olabileceğini düşünüyorum.

Atom altı parçacıkları mercek ve ışıkla görmeye çalışıyoruz.. Işık tayfı inceldikçe ve mercek odağı keskinliğinde ulaşılan son noktadan sonra bilgiler artık iz ve sesler haline gelmeye başlıyor.

Madde enerjinin lokalleşmiş halidir. Genel anlamda madde enerjiyi hapsetmiş ve kısa boyut, süreli olarak kullanmaktadır.

Madde soğumuş enerjidir.

Cern'de enerjiye kütleyi kazandıran higgs bozonu bulunduğu yönünde haberler yayıldı. Türünün saptanmaya çalışıldığı haberini aldık.

Evrendeki mikro ve makro madde ve enerjilerin oluşumunu bir formülle açıklamak mümkün olabilir mi?

Olmasına olabilir ama bu formül şu an kullandığımız matematik ilkelerine sığmıyorsa veya hesaplamalarımız yetersiz kalırsa ne olacak.

Tabi ki yeni matematik teknikleri oluşturmamız gerecek. Bunun için çalışan birimler, bölümler, akademisyenler  var mı acaba?

Yeni mantık sistemi ve teknikleri gerekecektir.

Öncelikle makro ve mikronun boyutlarını yeniden ölçeklendirmekle başlayabiliriz bence.  Hala rakam üstü rakamları sıralamakta neden ısrar ediyoruz. Ortancayı 0, merkezi metre olarak neden almakta ısrar ediyoruz.

Artık hem bilimin hem de ekonominin teknik dilinde yeni düzenleme ve sadeleştirme ihtiyacı önümüzde durmaktadır. Bir atomun boyutu ile bir galaksinin boyutunu karşılaştırmasını düşündüğümüzde öyle teknik bulmalıyız ki ikisini gözümüzün önünde hayal edebilmeliyiz. İkisini birbirine bağlayanın uzun bir rakamlar zinciri olduğu tekniğine takılmamalıyız.

Bunları gerçekleştirmek için insan beyin yapısını mı zekaya uyarlayacak, yoksa kullandığı teknik araçlarını mı geliştirecek şu an buna cevap, teknik gelişimi üzerine görünüyor. Elektrik, elektronik ve bilgisayar teknikleriyle şu an cevabı vermeye çalışıyor.

Evrenin bir yumurta örneğinde olduğunu düşürsek bizler onun sıvı haliyle uğraşıyor olabiliriz  şu aşamada, dış kabuğuna ulaşmak zaman alacaktır. Kuantum ilkeleri de sıvı bölümü için geçerli olabilir. Kabukta başka bilgiler duruyor olabilir ve bizler o bilgilere klasik yöntemlerle ulaşamayacağız ortadadır.

Karanlık enerjiyi ve maddeyi şu anki tekniklerle bulabilir miyiz. Gözlemlemeye çalıştığımız uzaktaki karadeliklere ulaşmamız henüz mümkün görünmese de, karanlık madde ve enerji her yerde olabilir ona ulaşılamaz diyemeyiz. Ancak tekniğimiz ve mantığımız yetmiyor diyebiliriz şu an.

Bir de bilgimiz dahilindeki evrenin fizik kuralları sadece bulunduğumuz galaksiye ait olup olmadığından şu an emin miyiz? Doğa kanunlarının galaksiler arası farlılık göstermediği fikrine kesin ulaşabildik mi şu an. Hatta bazı kuralların aynı bazılarını ise farklı ve yeni bilgi olabileceği öngörüsünün gerçek olmadığı sonucuna varabildik mi henüz?

Bir felsefeci ile akademisyen arasındaki farklar nedir?

* Felsefeci beynindeki zeka hücresini arttırırken akademisyen teknik ve yöntemlerini arttırmaya çalışır.
* Felsefeci bilinmeyene düşüncesi ve mantığıyla hızla ulaşmaya çalışırken, akademisyen adım adım deneyleyerek ve kanıtlayarak ulaşmaya çalışır.
* Felsefeci tümden gelimi sık sık kullanır akademisyen tüme varımdadır, çoğunlukla.
* Felsefeci genel bilgiye akademisyen mesleki ve bölümsel bilgiye ulaşmaya çalışır.
Daha birçok unsurlar sayılabilir.

Hepimizin birbirimizin fikrine, mantığına, bilgisine ihtiyaç vardır.

 

31 Aralık 2012 Pazartesi

Bir Resmin Düşündürdükleri


  

İlham verici bir resim, nehir suyu öyle berrak ki sanki su yokmuşçasına tortu ve bitkiler net görülebiliyor. İlk bakışta kayık, üzerindeki çocuklarla sanki havalanmış izlenimini veriyor.

Yer çekim baskısı ve ağırlığın kalktığı fiziksel hafiflik hissi ruha kısa bir anda olsa rahatlık veriyor.

Ta ki gözün detaylara dikkat edip zihin yerle kayık arasındaki suyu fark edişine kadar.

Bu resim vücudumuzun yerçekimine ve dünya dönmesine karşı büyük bir güç harcadığını ortaya çıkarıyor. Biz insanları çok mutlu veya mutsuz eden olaylarda refleksel dengede durma davranışımızın bozulması sonucunda baygınlık geçirmemizi veya bir yere oturma, dayanma gereksinimimizin oluşmasını anlatıyor.

Çocuk ve gençken yerçekimi öyle hafif geliyor ki bize yerimizde duramazken yaş ilerledikçe onunla mücadele eder hale geliyoruz hiç fark etmeden. Önce yokuş iner gibi hafifiz, sonra yokuş yukarı çıkarcasına ağırız. Çocuk ve gençken vücudumuzun hücre üretimi çok fazla iken enerjiyi depolama kapasitesi az olduğu için dengede sabit durma refleksi zayıftır. Depolanamayan enerji harcanmalıdır.

Çocukların ve gençlerin neden sakin olamadıkları sürekli enerji harcama davranışlarına girmelerini anlamalıyız. Önemli olan bu depolanmayan enerjinin spor gibi planlı ve iyi faaliyetler ile harcanmasına yönlendirilmesidir.

Beden çok hareketliyken ve bazı beyinsel hücreler tam oluşmamışken çocuk ve gençlerden süper zihinsel faaliyetler beklememiz bizi hayal kırıklığına uğratır.

Onların aptal olduklarına dair yanlış fikirler oluşturur. Onlar için önce fiziksel gelişim, deneyim gelir. Sonra zihinsel aktiviteler önem kazanır.

Bedensel gelişim sırasında depolanamayan enerji ve çoğalan hücre sayısı dış tehdit algısı ve ölüm korkusunu bastırır. Yerçekimi ve döngüye karşı çok fazla enerjiye sahiptir. Sürekli elektrik üreten bir dinamo gibidir. Bu çağda bile elektriği akü ve pil dışında depolayacak teknolojiye ulaşamamışken gençlerden enerjilerini depolamalarını nasıl isteyebiliriz. 

 

  

29 Aralık 2012 Cumartesi

Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -5

Canlı yaşamı boyunca yaşadığı her türlü olayı hafızasına kaydeder. Tekrarlananlar belirginleşir, beyinde ve vücudun diğer hücrelerindeki bilgisi güncel kalır. Etki ve tepkiye hazırdır. Tekrarlanmayan olay ve bilgi belirsizleşir unutulur.

O halde bir canlının hafızasına ulaşılacak bir cihaz icat olursa, onun geçmişteki tüm yaşamının belirgin izleri görülebilecektir.

Şu an beyin ile bilgisayar arasındaki bağlantı ile eylem yapılabiliyorsa, yakın bir zamanda beyin ve vücuttaki canlı hafıza bilgilerine ulaşılabileceğini hayal etmek güç olmasa gerek.

Böyle bir gelişme, ölmüş ve yaşayan tüm canlıların dna yapısından yaşanmışlıkları ortaya çıkabileceği tahminini yapabiliriz.

Bir canlı düşmanını nasıl belirler ve ona karşı nasıl bir önlem alır. Yılan, akrep, örümcek, kertenkele gibi canlılar nasıl zehir üreterek düşmanına hazırlarlar.

Zehirli bir kertenkele veya akrep önce zehirsizdi ve düşmanları oluştuktan sonra kolayca yem olmaya başladı. Nasıl zehir oluşturmaya başladı. Düşmanlarının saldırısından kurtuldukça bu kurtulan kesimler bu tehlikeyi dna aktardılar. Dna üzerine toplanan ve gelecek genlere aktarılarak gelişen bilgiler düşmanı caydırmak için zehiri üretme üzerine yoğunlaştı. Her kuşak sonrakine bilgisini aktarak zehirin son hale gelmesini sağlamış olabileceği mantığa aykırı görünmüyor.

Bitkiler neden toprağa bağlanmış, topraktaki su ve kimyasal maddelerle, havadaki nem ve gazları toplarken, güneş ışığını enerjiye çevirerek varlıklarını fazlaca değiştirmeden günümüze kadar böyle devam ettirmişlerdir ?

Canlının canlıdan beslenmeyen üye olma ünvanlarını hala korumaktadırlar.

Dünyanın ilk zamanlarında canlılının canlıdan beslenme olanağı azdı.

Toprağa bağlanması dünyanın dönüş hızıyla, küçük bir alan kaplamakla yetinmesi kara parçasının azlığı suların fazlalığı ilgili olabilir.

14 Aralık 2012 Cuma

Maliyet Ekonomisine Giriş

Aşağıda sunacağım bilgi ve prensipler birer tavsiye niteliği taşımakta olup ekonomiyi geliştirme ve istikrar arayışlarımı ortaya koyma amacı taşımaktadır.

* İstatistik kurumu, Ticaret ve maliye bakanlığı mevcut tüm ürünlerin standart maliyet fiyatını ortaya çıkarmalı ve yayınlamalıdır.

* Tüketici bir ürün ve hizmeti alırken maliyet bilgisini de öğrenebilmeli, üretim tarihi, son kullanım tarihi gibi bilgilere maliyet birim fiyatı da eklenmelidir.

* Maliye Bakanlığı her türlü ürün ve hizmetin olabilecek kar oranlarını saptamalı ve tavsiye etmelidir.

* Her türlü firma ve şirket kurulumundaki şartlara maliyet hesaplama ve düzenlemesi eklenmelidir.

* Maliyet değişimlerinin oluşmasında rapor ve bilgi düzenlenip ilgili kurumlara verilmesi.

* Maliyet araştırma, geliştirme ve takip kurumunun oluşturulması.

Maliyet ekonomisinin amacı :

Başta bilim ve teknoloji olmak üzere hızla gelişen dünya ekonomisinin gelişmeye paralel insan faydasına olmaması çelişkisini ortadan kaldırmaktır.

Üretim, aracı ve hizmet tüm sektörlerin varolma amaçlarının tüketime bağlı olması yolunda daha sağlıklı ve düzenli, uygun bir biçimde düzenlenip geliştirilmesidir.

Serbest piyasa ekonomisinin istikrar ve gelişmesini katı kurallar gerektirmeden yeni bir temel düzenleme ile çağımızda ve geleceğe sürdürülebilir olmasını sağlamaktır.

Devam edeceğim...





BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...