12 Ağustos 2013 Pazartesi

Beden Dili ve Mantık Dili

Günlük hayatımızda hem beden dilini hemde mantık dilini kullanıyoruz. İkisini bir arada veya farklı zaman, yerlerde sürekli kullanıyoruz.

Beden dili hiç konuşmadığımız, bedenimizin hareket, duruş, mimik ve fiziksel işaretler yaparak davranışta bulunduğumuz durumlarıdır.

Birde giyim tarzımız, saç, sakal, bıyık stilimiz, beslenme tarzımız(kilo) ve tüm genetik yapımızın karşımızdakine konuşmadan bizim hakkımızda anlattığı her bilgi beden dili tarzı şeklinde oluşmaktadır.

Mantık dili ise bilgi, tecrübe, tutum, tepki, onaylama, eleştirme, fikir, düşünce, soru gibi tüm amaç ve araçları konuşma ve yazı diliyle ifade etmektir.

Tek başımıza bir sokak veya caddeye çıktığımızda diğer insanları gördüğümüzde onlara ait fiziksel bilgileri hem bedensel dillerini hemde tarz ve şekilden mantıksal dillerini anlayabilir veya tahmin edebiliriz. Onlarla konuşmaya başladığımızda ise gerçek mantıksal dillerini tahmin ettiğimiz bilgi ile karşılaştırır tahminlerimizin doğruluğunu veya yanlışlığını algılarız.

Dünya görüşü, hayata bakışı mantık dilidir. Günlük yaşantı hal ve tutumları, fiziksel davranış şekilleri bedensel dildir.

Bir insanı tanımak için o insana ait hem beden dilini  hem de mantık dilini bilmeliyiz.

Beden dili hızlıdır. Kısa sürede görülür ve anlaşılır. Dost, düşman, cinsellik bilgileri içerir. İlgisiz ve belirsiz de olabilir.

Mantık dili ise yavaştır. Uzun sürede anlaşılır. Dinleme ve yazıları var ise okuma yolu ile anlaşılır. Beden dili bilgilerinin geniş açılımını ve detaylarını kapsarken dünya görüşü, hayata bakışı gibi bir çok zihinsel, düşünsel, fikirsel, akıl ve mantık bilgisini içerir.

Beden dili doğumdan itibaren bedenin temel ihtiyaçlarını karşılama olanaklarıyla şekillenirken, mantık dili ise öğrendikleri ve onları kişinin kendince değerlendirmesiyle oluşur.

Beden ve dili gelişimi sınırlı ve tekrar şeklinde bireyin fiziksel yapısında bulunur.

Mantık ve dili gelişimi sınırsız ve yenilenen bir döngü şeklinde bireyin beyninde bulunur.




10 Ağustos 2013 Cumartesi

Türkiye Aile, Kişilik ve Yaşantıları Modellemesi

Cumhuriyetimiz iyi bir devlet modeli çıkarmasına karşın aile, birey ve yaşantılar üzerine sanat ve edebiyat yoluyla henüz iyi bir örnek alınacak model oluşturamamıştır.

En başta sinema alanındaki çalışmalar, şekilcilik son derece dışlanmış olup filimler, olaylar ve kişilerin kendine has veya mevcut halleri üzerinden yapılmaya çalışılmıştır.

Türkiye modeli bir aile, birey ve yaşantıları üzerine yapılan son yıllardaki diziler ise kişilik bunalımları veya günlük hayatın anlık zevk ve ekonomik olanaklara sahip olma yarışı ile ilişkilerdeki bozulmaları sunmaktadırlar.

Yüz ailede meydana gelebilecek kötü olayları bir ailede, bir çok davranış bozukluğu ile dolu ve bir araya gelemeyecek, kişilerinin kötü sırları sayılabilecek olay ve olguların bir dizinin karakterlerine yüklenmesiyle izlenebilirlik sayısını arttırma telaşıyla yapılan dizi rekabetleri bir Türkiye aile birey ve yaşantılarının iyi bir model çabasını oluşturma gayret ve amaçlarından uzaktırlar.

Türkiye modeli aile, birey ve yaşantılarına örnekler aramaya çalıştığımızda çok ilginç sonuçlarla karşılaşırız. Örnekler hep uç kesimlerde dolaşmaktadır. Ya hayatı hafife alıp dalga geçercesine bir tutum içinde olan sosyal komedi türü ya da çok ciddi sorunları yaşayan veya maruz kalan örnekler tercih edilmiştir.

Laik, demokrat, hukuku önemseyen, rahat, modern bir orta sınıf aile örneği her zaman ihtiyacımız olmuştur. "Bizimkiler" dizisi apartman yaşayış kültürü için gerekli olduğu için yıllarca izlenir olmuştur. "Çocuklar duymasın" dizisi de öyle, ülkemiz orta sınıf bir ailenin nasıl olması gerektiği konusunda komedi unsurların çelişkilerle ön plana çıkmasıyla devam etmiştir. Sinemalarda henüz Türkiye aile, birey ve yaşantılarının iyi bir örneğini göremiyoruz. Hep sorunlar ve çelişkiler ön plana sürülerek mutlu ve affedilebilir hata ve çelişkileriyle örnek bir aile, birey modeli arka plana atılmıştır.

Türkiye sanat, edebiyat, bilim, felsefe, ekonomi gibi bir çok alanlarda aile, birey ve yaşantı modeli oluşturmalıdır. Eğer bunu biz oluşturmazsak dış kaynaklı burjuva yaşantılara özenme veya köylü, gelenekçi, muhafazakar mevcut modellerin örnek olma yarışı veya sınavına tabi oluruz.

Gençlik; Demokrasi, özgürlük, adil, orta sınıf, laik, rahat ve huzurlu bir yaşantı halindeki, neşesi ve ciddiyeti dengeli, eğitime, bilime önem veren, inanca ve sahiplerine saygılı, sosyal haklarına sahip, devletle arasındaki sorunları çözmüş, etik serbest piyasa prensipleri olan ülkesine, ailesine ve topluma uyumlu bir aile, birey ve yaşantıları modeli istiyor.

Özkan Salman  

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Doğa ve İnsan 8 (Bilgi'nin İzinde)

Vicdan

İnsan olarak çocukluğumuzun bitimi gençliğimizin başladığı dönemlerde zihnimizde ailemiz, okul ve çevreden aldığımız ahlak, inanç, kanun ile ilgili haklı ve haksız durumları öğrendiğimiz ve ömür boyu devam edecek olan suçluluk ve suçsuzluk dengeleri oluşturmaya başlarız.

Ahlak yönünden ahlaklı ve ahlaksız,
İnançlarımız yönünden günahkar ve günahsız,
Kanun yönünden suçlu ve suçsuz gibi ikilemlerle birlikte yaşayan birey belli yaştan sonra her davranışının sorumluluğun üstlenmektedir. Hatalar ve hatasızlıklar, kaybetmek ve kazanmak, aldatmak ve aldanmak, dolandırmak ve dolandırılmak gibi ikilemleri yine aile, okul ve çevresinde yaşaması, öğrenmesiyle belli bir tecrübelere sahip olmaktadır.

Kişiler ahlaksızlık içinde olur da bunun yanlış olduğunu bildiği halde davranışına devam etmekte olup bunu alışkanlık haline getirip vazgeçemiyorsa(süregelen aynı pişmanlıklar).

İnançlı bir kişi günah işlerse ve dini iyi davranışlarla günahının affedilmesini umuyorken, büyük bir günah işler de affedilmeyeceği düşüncesine kapılır ve bu büyük gizli günahının ağırlığı ile yaşıyorsa(büyük günahın sır taşıyıcılığı).

Bir kişi küçük kanunsuz işler yaparken, büyük bir kanuna aykırı suçu işler, yakalanmadan, suçunun cezasını çekmeden her an yakalanma korkusuyla yaşıyorsa( Kanun kaçağı, kanunsuz olma sırrı).

Bu üç örnek yaşantıya sahip bireylerin çoğunluğunu oluşturan toplumlar var ise onlar mutsuzdur. Çünkü vicdanları rahat değildir. Ahlaksızlık, günah işleme, kanunsuzluk yapanlar yaptıklarını bildikleri halde çözümü geliştirdikleri sahte bahanelerle kendilerinin yapmadıklarına inandırmaya çalışırlar.

Çelişki içinde olduklarının farkında veya değildirler. Unutmak isterler, hatırlamak istemezler, olayların sonucunun kendilerine ulaşacağı korkusu sürekli onlara mutsuz olma ağırlığını yaşatır.

Böylelikle fiziksel ve düşünsel stres içinde olmaları artar, bedenin çalışmasını yöneten beyin hücreleri uyumlu çalışmadığı için vücut otomasyonu olumsuz etkilenir refleksler, organ çalışmaları sağlıklı işlevlerini yerine getiremezler.

Beyindeki, zihindeki ağır çelişkiler kendi haline bırakılınca bedene ve işleyişine engel olunamayacak şekilde olumsuz etki etmeye devam eder. Çözüm ise zihindeki bu ağır çelişkiyi hafifletecek, azaltacak düşünsel ve davranışsal hedefler belirlemek için gerçek durumu kabullenmektir. Yapılanları imkanları ölçüsünde telafi etme davranış ve düşünsel etkinliği amaç edinilmelidir. Niyet, istek ve umut bile sorunun çözümü için başlangıç olabilmektedir.

Zihin kendi haline bırakılırsa bu ağır çelişkiyi dna'ya havale eder, dna ise kendisine yabancı olan bu bilgiyi çözümlemeyecek olup yapısını bozmaya başlayacaktır. Bilinçsiz bir intihar süreci, zincir bozulması, yaşam ritmi düzensizliği ve uyumsuzluğu; Çağımızın hastalığı kanser( kanserin psikolojik nedeni, boyutu).

Bilgisayarın normalden yavaşlaması veya donması gibi bedensel işlevler yavaşlar veya istem dışı çalışır. Zihinde, beyindeki bilgi hücrelerinin birbiriyle ahenk, uyum ve birlik içinde olmadığı, çalışmadığı için bu kontrolden çıkış kalbe, iskelet ve sinir sistemi gibi bir çok organın düzensiz çalışmasına neden olur.

Vicdan : Bireyin veya toplumun geliştirdiği, ortaya koyduğu veya kabul ettiği ahlak, inanç, kural, anlaşma ve kanun ilkelerinin insanın önce zihninde sonra bedende uyumlu ve sağlıklı veya uyumsuz ve sağlıksız etkileridir. Ruhsal iç denge. Düşünce ve davranışlarının birey ve toplumca gözden geçirerek, iyiyi kötüyü, doğru yanlışı, sahte gerçeği ayırma bilinci ve sorumluluğu.

Vicdanın Sesi : Ahlak, inanç ve kanun uyumsuzluğu karşısında ruhsal, zihinsel rahatsız ve huzursuzluk hissetme hali. Büyük ve ağır çelişkilere karşı tepki gösterme ve itiraz etme isteği.

Özkan Salman






  

2 Ağustos 2013 Cuma

Doğa ve İnsan 7 (Bilgi'nin İzinde)

Doğanın (evren) ve İnsanın değişimi

Doğanın değişim ve döngü hızı, insan bilgisinin değişim ve gelişim hızından yavaştır. Doğa tekrarlanan bilginin belli bir hızda değişim ve dönüşümünü sağlarken insan bilgi edinme ve kullanma hızı ile doğayı keşfetme ve doğanın yavaş hareketine belli oranda da olsa etki etmektedir.

İnsanın bu hızdaki bilgi edinme ve işleyiş sürecinin, evrenin genişleme sürecine yetişebilme imkanı olduğu fikrine ulaşabiliriz.

İnsan dünyayı keşfetti, hala bu süreç devam ediyor uzayı izlerken.

İnançlarımız, biz insanlara, birlikte yaşamının erdem ve mutluluğunu anlatmaktalar. Toprağı işlemeyi, hayvanları evcilleştirmeyi(Hz.Adem), birbirimizi köle olarak kullanmamayı(Hz. Musa), ilahi adalet vicdanın rahat olması için neler yapmamız gerektiği (Hz. İsa) birey ve toplumun iyi ahlak ve davranışlar içinde, adaletli olması gerektiğini(Hz. Muhammed) kutsal kitaplardan biliyoruz.


Bilimler ise yaşantılarımızı kolaylaştırırken, insan, dünya ve evrene ait bilgilerimizi arttırmaktadırlar.

Din ve bilim gereklidir. Tartışma ise birini birinden üstün tutma ve ötekini basitleştirmeye çalışan kişiler nedeniyle çıkmaktadır. Liderlik etme amacında olanların önceliği hangisine vereceği sorunuyla başlayıp, baskınlık, gündemsel öncelik, kitlelerden onay ve destek alma, bütünlük kurma ve devam ettirme çabası ile tartışmaların devam etmesidir.

Doğa değişim ve dönüşümü insan bilgisi ve kullanımına göre yavaş olsa da insanın onun bilgisini taşıma kapasitesi şu an azdır. Bilgisayar ve benzeri araçlar bu bilgiyi biriktirme, koruma ve geleceğe taşıma açısından insanın insana aktarması gereken bilgi taşıma zorluğunu hafifletmektedir. Bilgi önce insandan insana geçiyordu sözlü öğretilerek, bu aşama dna aktarım aşamasının bilgi sıçrama, zıplama aşamasıydı. Sonraları artan bilgi ve taşıma zorluğu yazıya döküldü. bitkiye, taşa yazılan ve çizilenler. Bilgi arttıkça onu karmaşıklıktan basit ve düzenli olmaya, doğa olayları ile kaybolup unutulmaması için dayanıklı ve saklanabilir olması aşamalarına geçildi. Tablet ve bitki yapraklarından sonra uzun yolculuğuna kağıt ile devam etti.Şimdi bilgisayar ve donanım teknolojileriyle gelişmekte varlığı.

İnsanın bilgiyi taşıma görevi üstlendiği ortaya çıkmaktadır. Taşımak, kullanmak ve aktarmak üzerine bir büyük bir görev ve amaç.

Şu an insandan bilgiyi çıkarın ne kalır geriye ? Doğada varlığını yaşamasını sürdürmeye çalışan, şu anki gibi önemli özellikleri olmayan bir canlı kalır.

Doğaya bedenimiz bağımlı iken zihin ve düşüncemiz bilginin bize sağladığı evrensel özgürlüğü yaşatmaktadır.

Özkan Salman
  

28 Temmuz 2013 Pazar

Doğa ve İnsan 6 (Bilgi'nin İzinde)

Doğada canlılar arasındaki ihtiyaçlarını karşılama ve ona sahip olma rekabeti, yarışı bedensel ve grupsal becerileri, olanakları ile olmaktadır.

İnsanlık tarihine bir göz attığımızda da aynı sürecin doğaya uygun bir şekilde bireysel, grupsal ve kitlesel savaşlarla hükmetme, el koyma, yok etme ve kovma biçiminde gerçekleştiğini görebiliyoruz.

Madagaskar adasında doğada canlıların birbiriyle rekabeti konusunda 32 türe ayrılmış lemur varlığı çok açık ve anlaşılır bir örnek olarak hala durmaktadır.

Adanın en verimli ağaç, bitki örtüsü ve su kaynaklarına sahip bir tür merkezi kapmış çoğalan nüfuslarını dışa doğru itmiş, kovmuşlardır. Adanın en verimli bölgelerinden daha az verimli, zor yaşanabilir bölgelerine doğru göçe zorlanan lemur türleri zamanla o koşullara adapte olarak kendilerinde değişimleri gerçekleştirmişlerdir. Hatta mekansal olmakla yetinmeyip zamansal(gece) bakımdan da farklılıklara uyum sağlamışlardır.

İnsan doğadaki dna genlerinden gelen bilgilerle yetinseydi ihtiyaçlarını karşılamak için rekabet ediyor, zaman ve mekanı kullanırken merkezden dışarı doğru itilir ve değişimlere uğrardı. Tarih bize mekan ve iklimlerin insanların dna değişimlerinde sadece renk gibi fiziksel özelliklerinde değişikler yaptığını gösteriyor. Tüm insanlar dna dan gelen genetik bilgilerin yeterliliğinde iken zihne şırınga edilircesine eğitim yolu ile istenilen insan modeline dönüşebilme becerisinde olduğunu göstermektedir. Bir çocuktan bir suçlu da yetiştirirsiniz bir hakimde tercihinize bağlı olarak ama ikisi bir arada olmaz. birbirine zıt kimlikleri yükleyemezsiniz. Bir suçlu zamanla kendini bilgilendirerek hakim olabilir veya bir hakim bencilce davranıp suç işleyebilir.

İnsanlığın şu an geldiği aşama, doğaya ihtiyaçlarıyla bağımlı iken doğayı koruma ve küresel olarak paylaşma plan ve prensipleri lemur türleriyle aynı olabilir mi ? Bunu hangi akıl ve vicdan kabul edebilir. Zaten tüm savaş ve uluslararası devletsel, bireysel ve kurumların plan ve stratejileri şu basit Lemur rakebetiyle kolayca açıklanabilir.

Lemur zihniyeti

İnsanlık tarihine baktığımızda Lemur zihniyetleriyle dolu insanlar, liderler görüyoruz. Hayvansal bencillik, kavgacı, hükmetme, yok etme veya kovma davranışları Lemur zihniyetini anlatmaktadır. İnsan insanın kurdudur, büyük balık küçük balığı yutar gibi tüm sözler doğa kanun ve kurallarını kabul edici Lemur zihniyetini canlı kılmak isteyen insanlara aittir. Artık insan doğada yaşarken kural ve kanunlarıyla yetinmeyecek ve kendisini bu kurallara bırakamayacak bilgi ve tecrübe konumuna gelmiştir.

İnsan yöntem ve yaşama prensipleriyle doğanın içinde olup onun kurallarına bağlı değildir artık. Doğa ile ancak temel ihtiyaçlarımızla bağımlıyız, tabi ki onu korumak birinci vazifemiz olmasına rağmen kuralları üstü bir olanağa erişmiş durumdayız. Bu süreç insanın diğer canlılar gibi sadece dna'dan gelen bilgileri aşıp ve onunla yetinmeyip zihne direkt verilen ve eklenen aile ve toplum eğitim ve bilgileriyle yeni bir oluşuma geçmesiyle başlamıştır.

Platonun devlet anlayışındaki çocukları bir merkezde yetiştirip ve eğitim verilmesi ile ileri bir demokratik, zeki, adil ve zengin toplum oluşturma hayali belkide farkında olmadan İnsanın dna bilgileriyle eğitim bilgilerini ayırmak üzerine kuruluydu. Platon tabi ki çağımızın da kabul ettiği gibi iyi bir toplumun eğitimle olacağını savunuyordu. Sadece anne ve babanın yanlış eğitiminden bireyi profesyonel eğitime tabi tutmak amacında olduğu o zamanlar için uygulanması imkansızdı. Ya diktatör yönetimi de aynı uygulamayı yapar çocuklara yönetimini öğretirse insanlığı büyük bir felaket bekleyebilirdi.

Doğaya bağımlı ama onun yönetiminde olmayan insan çağımızda ekonomik ve siyasal kaynak ve görevleri paylaşma sistemleri arıyor ve insanlık tarihinde yeterince uygun örnekler bulamıyorsa yeni yöntemleri araştırmalı ve yeni sistemler ortaya koymaya çalışmalıdır.

Devlet, toplum ve birey değerleriyle uyumlu yeni ve denenmemiş sistem arayışları devam etmektedir. Eski sistemleri iyileştirici ve modernize edici olunması yani toplum mühendisliği çalışmaları da olmalı fakat etkileri ve sonuçlarının nasıl olacağını iyi hesaplanması ve halka açıkça anlatılması, eğitimi de gerekmektedir. Haliyle geri kalmış ülkeler bir sistem laboratuvarı olmaktan kurtarılmalıdır.

Ülke yönetim sistemleri statik değil dinamik olmalıdır. Çünkü bireyler ve toplumlar dinamiktirler. Değişim ve dönüşüm süreci her geçen zaman daha da hızlanmaktadır.

Sistemleri kendi haline bırakmak veya dondurmaya çalışmak doğa kurallarına teslim etmek anlamına gelir ki doğa kendi kuralı olan bedensel ve grupsal niteliklerin ön plana çıkmasını ilke şartlara dönüşünü sağlar. Lemur zihniyetinin hakimiyetine götürür.

Doğayı korur ve onda yaşarken kurallarının üstünde insanlık olarak ihtiyaçlarımızı, olanaklarımızı en iyi ve halklarca adilce paylaşacak, yönetecek ülke ve küresel sistemler üretmemiz mümkündür.

Özkan Salman


25 Temmuz 2013 Perşembe

Maliyet Ekonomisi (Yeni Ekonomik Sistem)

Bu yazımdaki fikirler ekonomi bilimi ve sistemleri için bir tavsiye ve öneri niteliği taşımakta olup kendimin düşünüp ortaya koymuş olduğum yeni ve daha iyi bir ekonomik model tasarımı içermektedir.

"Maliyet Ekonomisi" genel adı altında ekonomik detay içeriğini taşıyan yeni fikirlerimi sunmaktayım.

Vergi sistemi bir ülkenin yönetimi ile halkı arasında ekonomik işleyiş ve hizmetlerin yürümesi için anayasa ile yapılmış bir antlaşmadır.

Vergi sistemi, halkı ekonomik olarak sıkmadan ve hizmetlerin de aksamadan yürümesi amacı taşımalıdır.

Bu amaç doğrultusunda ekonomik vergi sistemi tüketici yararına olmalı ve üreticiyi de bunaltmamalıdır.

Gıda ürünlerindeki vergi oranları çok düşük olmalı hatta imkan dahilinde takip için sembolik olmalı. Temel kullanım araç, gereç ve hizmetlerde belli oranda kalmalıdır.

Bir mal veya hizmetin katma değerini satıcı devlete ödemeli katma değer tüketiciye yansıtılmamalıdır.

Bir ürün ve hizmetin maliyet fiyat standartları devletçe üretici ve hizmet sağlayıcılarla veya yeni kurulan, ülkeye giriş yapan her kuruluşla birlikte çalışılarak oluşturulmalı ve üretici tarafından ürünler üzerinde son kullanma tarihi, malın içeriği gibi maliyet miktarı da belirtilmelidir. Ülke ekonomisine yeni katılan veya yeni kurulan belirlenmiş olan sermayeli limitli kuruluşlardan ürün maliyet hesaplamasını devlete ve piyasa tanıtımıyla ortaya konması ve sunması beklenmelidir.

Tüketici maliyet ve satış arasındaki farkların nasıl oluştuğu konusunda bilgi sahibi olabilmelidir. Klasik üretici destekli ekonomik yapı, tüketici avantajına dönüşmelidir. Bu uygulamalar yapılırken üretici ve hizmet sahibinin kazanç standartlarını korumaya özen gösterirken çok büyük ve haksız kazançların kontrolünü yapmak amacını taşımalıdır.

Tüm çalışanların kazançlarını asgari gibi bir ücret belirlenirken şirket ve sahiplerinin üst kâr oranları ve yüksek ücret alan yöneticilerin meslek grup ve şartlarına göre bir üst maaş limiti belirlenmesi ekonomik standartları düzenleme adına büyük bir ilerleme olacağı beklenir.

Aynı kişi ve kuruluşlara sektörler arası iş yapma olanağı sınırlandırılmalıdır. Böylece yeni girişimcilerin önü açılmalıdır. Aile veya şirket gruplarının hem iş alanları hem kazanç yönünden bir limit belirlenmelidir. Bir ülkede bir şirket veya bireyin geliri devlet bütçesinin belli miktarda altında bulunmalıdır.

Ülke yönetiminin üst görevlerindeki memurların ticaretle uğraşmaması ve bağlantılarının olmaması kanunlarla sağlanmalıdır.

Çalışma saatleri 6 saate düşürülmeli tam vardiya çalışan yerlerde 6 saatlik 4 vardiya haline geçilmelidir.

Ev, yazlık, otomobil gibi bina ve taşıtlara özel, kamu ve şirket kuruluş amaç ve şartlarına göre belli bir sınırda, limitle belirlenmelidir.

Burjuvazi yapısı oluşturmak yerine orta sınıfı çoğaltmak amaç olmalıdır. Burjuvazi oluşturma çabalarının artık yeterli olmadığı orta sınıfın geliştirilmesi ve devamının gerekliliğini tarih bize sunmuş bulunmaktadır. Ekonomik sınıflar arası farklar azalmalı ve kazançlar daha çok kişi arasında paylaşma fırsatı oluşturmalıdır.

Ekonominin tanımı " Ekonomi birey ve toplumların dünya ürün ve hizmetlerini üretmesi ve paylaşması bilimidir" şeklinde değişmelidir. " Kıt kaynakların az kesim tarafından yönetilmesi ve sahip olunması yanında diğer çoğunluk halkların seyretmesi bilimidir " anlamına gelen öğrenilmiş çaresizlik şeklindeki(kabul ettirilmeye çalışılan) eski tanımı bırakılmalıdır.

Teknolojide uzaya çıktık, inançların evrenselleştiği ve rekabetleştiği bir zamanda yaşıyorken hala insan bilimleri yeni teknik ve sistemler ortaya koyamıyorsa bunun nedeni bu alanlarda çalışan, ilgililerin, bilim insanların suçu değil felsefeyi geliştiremeyen filozof, düşünür ve felsefecilerin sessiz kalması veya yeniye ait ilgisiz tutumlarıdır.

Felsefe hala Marks ve Satre öğretilerinin sınırında tıkınıp kalmış durumdadır.

Özkan Salman




20 Temmuz 2013 Cumartesi

Doğa ve İnsan 5 (Bilgi'nin İzinde)

Bir birey olarak insanın sorunları ve mutluluklarını bedensel ve zihinsel olarak ikiye ayırabiliriz. Bu ayrımlar birbirinden kesin bir çizgi ile ayrılmayıp birbirini etkilemektedir.

Bedensel sorunların başında rahatsızlık ve hastalıklar gelmektedir. Temel ihtiyaçların karşılanma düzeyi de çözüm bekleyen bir sorundur. Bedensel rahatsızlık ve hastalıklar bir insanın kendi ve çevresiyle olan ilişkilerini her yönüyle etkilemektedir.İnsan ilişkilerinde sorunların temelinde bireyi meşgul eden bu rahatsızlıklar gizli olup bunu birey bile hangi davranışına etki ettiğini saptayamamaktadır.

Bedensel sorunlar ve mutluluklar
1. Bedensel geçici ve kalıcı, rahatsızlık ve hastalıklar.
a) Zamana bağlı.
b) Dna'ya bağlı
c) Kişisel ve çevresel etki-tepkilerle oluşan.

2. Bedensel temel ihtiyaçların karşılanma düzeyi ve kalitesi.
Bedensel ihtiyaçlar zamanlı ve limitli olarak ömür boyu devam etmektedir.
1. Temiz ve sağlıklı bir solunum.
2. Doğal su ve gıda ile beslenme.
3. Yeterli uyku ve cinsellik.
4. Hijyenik boşaltım ve temizlenme şart ve koşulları.
(Çağdaş yaşayış açısından)
5. Barınma, giyim, ulaşım, alışveriş, iletişim, etkileşim, güvenlik, mekansal ve zamansal doğal hakların olması gibi toplum yaşayışının gerekliliğini taşıyan temel ihtiyaçların adil, hakça, insanca, akla mantığa uygun şekilde düzenlenmesi ve kullanılması.

Temel ihtiyaçların karşılanması bedensel rahatsızlık ve hastalıkları da olumlu veya olumsuz etkilemektedir. İhtiyaçların giderilme şekli ve oranı, rahatsızlık ve hastalık olup olmamasına etki etmektedir.

Bedensel mutluluk, temel ihtiyaçların karşılanması, geçici, kalıcı rahatsızlık ve hastalıkların oranı ile ilgilidir.

Zihinsel sorunlar ve mutluluklar

1. Fiziksel özgürlükler.
a) Bireysel ve toplumsal mekanların kullanılma ve davranış özgürlüğü.
Birey ve toplulukların kanunlar ve kurallar çerçevesinde mekanlarda hareket ve tutumda bulunma ve geliştirme özgürlüğü( Eğer kanun ve kurallar yeterli, uygun ve günümüz şartlarına yetmiyorsa değiştirilme, düzenlenme, yenilemeye ihtiyaç varsa bunun saptanması ve uygulanmasını istemek de bir özgürlüktür.).
2. Zihinsel Özgürlükler
b) Düşünme, konuşma ve yazma.
Her türlü bilgi hakkında bireysel ve toplumsal hakları içerir.

Bedensel ihtiyaç ve özgürlüklerin sınırı dünyamız yaşama şartlar ve olanaklarıyla sınırlı iken düşünme, konuşma ve yazma özgürlüğü evren sınırlarına ve ötesine gitmektedir.

Bu özgürlük birey, topluluk ve toplumları insanlık boyutunda düşünmeye çıkarır.

Bu özgürlük öyle bir özgürlüktür ki insan ve insanlığa ait tüm sorunlarımızın çözülebileceği ve yaşamanın sürekli bir mutluluğa hakim kılınabileceği gerçeğini görmeyi başlatır.

Bu aşamaya gelmiş birey, topluluk ve toplumlar, yanlış plan, programlar, kanunlar ve kurallar, kötü niyet ve projelerin bir anda tarihin kötü sayfalarında tekrarlanmaması üzerine sadece bir kayıt olarak kalmasını sağlarlar.

Özkan Salman



 



  

18 Temmuz 2013 Perşembe

Doğa ve İnsan 4 (Bilgi'nin İzinde)

İnsan ve medeniyet olarak doğadan uzakta değiliz aslında, uzaktaymışız gibi hissetsek ve yaşasak da. Hatırlayalım, doğada yalın halde bulunurken, bilgimiz sadece varlık mücadelesi idi.Temel ihtiyaçların karşılanması sırasında kaçınma, savunma, saldırı ve cinsellik gibi temel davranışlarda bulunuyorduk. Duygu, konuşma, yazma ve toplum kuralları yoktu. Yoktu gelecek planları, yapılacaklar edilecekler listesi. Ceza, ödül yoktu. Sadece karşılaşılan canlı ve cansız faydalı, zararlı ve her ikisi olmayanlar vardı. Bitmez tükenmez bedensel davranış döngüsü içindeydik. Zaman en çok besin bulma ve uyku ile geçiyordu. Bu ikisinin dışındaki her şey kısa süreli ve kesik kesikti.

Üşüyorduk, sarıldık kapalı mekanlara sığındık. Sıcaktan yanıyorduk gölgelere sığınıyor, kapalı alanlar yapıyorduk.

Bilgi Sıçrayışı

Doğa şartlarından korunmak için doğa malzemelerini kullanmaya başladık. Araç kullanmak bizi doğadaki konumumuzu değiştirdi. Artık anlık tehlike ve eksikliklerimizden kurtulmaya başlamıştık. İşte o an beynimiz anlık refleks ve dürtü ile çalışmaktan uzun süreli ve sakin çalışma sürecine girdi. Hafıza daha da işlevsel hale geldi ve yeni araçları kullanma zeka birikimini getirdi.Buna bilgi sıçrayışı (zıplaması, atlayışı) denilebilir.

Bilgilerimiz artmaya başlamıştı. Ve doğadaki yerimizi güvenli hale getirmemiz sayımızı ve birlikteliğimizi yani sosyal yaşamımızı ortaya çıkmasına neden oldu. Uzun yaşamaya ve bildiklerimizi yeni gelen nesillere aktarmaya başladık.

Evet insan canlılığın bir üst aşamasına geçmişti artık. İnsana kadar tüm canlılar gelecek nesillere fiziksel bilgilerini dna yolu ve ancak hayatta kalabilecek kadar öğretme yolu ile bilgi aktarırken, insan dna dan artı olarak tüm bilgilerini yeni nesile öğreterek, doğada günümüze kadar gelecek olan en iyi canlı türü haline getirmeyi başardı. Kuşlar yavrularını uçana kadar, memeliler ise avcı veya sütten kesilene kadar rehberlik edip bildiklerini öğretirlerken insan ömür boyu kalınabilecek bilgileri vermekle çoğalma ve doğaya hükmeder konuma geldi.

İnsan önce doğada diğer canlılar gibi dna dan gelen varlık mücadele bilgisi sonra güvenli hal bilgiyi öğretme yolu ile aktarırken yeni gelen nesiller de yeni bilgiler ekleyerek günümüze gelinmiştir.

Şu an bir insan olarak bize öğretilmiş tüm bilgileri beynimizden sildiğimizi, unuttuğumuzu düşünürsek bizden geriye dna aktarımı bilgiler yani reflekslerimiz ve varolma dürtülerimiz kalır.

Duygularımız ise var olma dürtülerimizin (kaçınma, savunma, saldırı ve cinsellik) sosyal tanımlanması ve tonlamalarıdır.

Korku: Bir tehdit ve tehlike karşısındaki önce vücudun sonra zihinsel yapının oluşturduğu bir çok tutum ve davranış halidir.

Öfke : Avlanma, savunma ve cinsellik dürtülerin önce bedensel sonra sosyal yaşantının getirdiği örneğin hakaret ve küçümsenme davranışlarına gelişen bir tepki.

Korku ve öfke duygularının temeli dna ya dayanmaktadır. Yani doğuştan gelmektedir. Sonraki öğrenilmiş halleriyle sosyal yaşantı içinde bize kendisini çeşitlendirmiş halde yaşatmaktadır.

Sevinç ve üzüntü ise dna dan gelmeyip başlangıcı sosyal yaşantı içinde ortaya çıkmıştır. Toplum ve çevre şartlarının bizde uyandırdığı etkiler sonucunda şekillenmişlerdir.

Diğer canlılarda öfke ve korku hali her zaman doğal halde bulunurken üzüntü ve sevinç diye tanımlayabileceğimiz davranış şekilleri çok kısa ve belirsizdir.

İnsandaki bilinçlenme basamaklarında dna dan gelen bilgiler ile öğrenilmiş bilgileri ayırt edebiliyor olması çok önemli bir aşamadır. Bu öyle bir aşama ki birey için bir aydınlanma iken toplumların bu bilgiyi özümsemesi insanlık tarihinin yeni bir boyuta geçebileceği düşüncesi hiç de bir ütopik ve imkansız görünmemektedir.

Bilgi insanı önce doğada hakim kıldı, şimdi birbiriyle barışını ve uyumunu sağlamaya çalışıyor, yarın için uzaya, evrene açılma teşvikini şimdiden başlattığını görüyoruz.

Bilgi insanoğlunun şu an dünyada kalmak ile uzaya açılmak isteyenler arasındaki mücadeleye tanık olduğumuz aşamayı bize işaret ediyor. Tüm zıt fikirlerin ulaşacağı son nokta bu ayrımdır.

Size bir soru sorulsa şu an "Uzaya gitmeli miyiz ?" diye. Bu soruya "Evet" dışındaki tüm cevaplar (bilmiyorum, bana ne, ne uzayı, o da ne vb.) " Hayır" dır.


Özkan Salman




16 Temmuz 2013 Salı

Halk ve Devlet

"Yargı tarafsızlığını yitirip, adilce çalışmaz ise halkın vicdanı uykusuz kalır." Konfiçyus.

Adalet devletin bir yaptırımcı unsurudur. Adalet doğru işlemez ve yanlış kararlar alırsa halkın vicdanıyla çelişir ve tepki doğurur.

Yanlış olduğuna inanan halk karara itiraz eder ve toplu eylem yapınca yargı ne yapacaktır. (Ülkemiz ve ABD de olan yargı kararları.)

Adalet terazisi bu tepkiyi önemsemeyip kayıtsız mı kalacaktır. Endişeli şekilde bitmesini mi bekleyecektir. En önemlisi alınmış kararı tekrar gözden mi geçirecektir.

Adalet "Karar aldım bitti, konu kapanmıştır " deme hakkını kendinde görmesi ne anlama gelmektedir ? Kararını tekrar gözden geçirmek için temyizde işlemezse halkın itirazları hangi boyutta olması gerekir ki adaletin otoritesi ve gücü aldığı kararları tekrar gözden geçirme gereğinde bulunsun.

Kaç milyon insanın, halkın itiraz etmesini bekleyecek. Bir milyon mu  ?
On milyon itiraz eden halk ikna eder mi ?
Hala mı yetmez, (Söyleyin! bu da mı gol değil )
Hadi meydanda elli milyon, internet de yüz milyon itiraz olduğu gerçekleşirse "Eh, halkımızın kararımız hakkında hassasiyetinden emin olduk, artık bizde kararımızı tekrar gözden geçirelim bari " mi denecek.

Adalet, devletin güç (polis) ve otoritesini(yürütme, yasama ve kanunları) kullanırken aldığı kararlara halkın tepkisi oluşuyorsa bu tepkilere kayıtsız kalmamalı ve kendi içinde kanunların yenilenmesi, değiştirilmesi teklifini daha iyi bir adalet oluşması için madde madde kanun yapıcılara hatırlatması gerekir.

Devlet vergileri arttırırsa halk vergi, faiz ve ekonomik ceza uygulamalarına itiraz ederse devlet yönetimi ne yapmalı ? (Brezilya)

Çağımızda devlet sistemleri halkın bilgisi, mantığı ve vicdanının gerisinde kalmaktadır.

Halklar akıl ve vicdanlarıyla devlet güç ve otoritesinin yanlış uygulamalarına itiraz etmektedirler.

Yanlış vergi, faiz ve ekonomik ceza uygulamaları halkları fena halde bunaltmıştır.

Devletin durgun kanunları, düzenlemeleri, uygulamaları, dinamik halkın ihtiyaç ve haklarına yetişememektedir.

Serbest piyasa ortamında kurum ve işletmelerin halkı maddi olarak aldatması artmış olduğu halde bunu önleyici kanunlar geç gelmekte ve yeterli olamamaktadır.

Devlet ise vergilerini gün be gün arttırma yoluna gitmektedir.

Halk kendisini vergi, faiz ve ekonomik ceza kıskacına alınmış halde bulunca en doğru davranış olan itiraz kültürü oluşmaktadır.

Halkın mesajları, yönetimler tarafından doğru olarak algılanmalıdır. Görmezden gelme, önemsememe ve hatta sindirme çabaları gibi yanlış yöntemleri seçmemeleri gerekmektedir.

Çağımız, akıl ve vicdanın(halk) güç ve Otorite(devlet) ile yeni ilişkilerini belirlemeye çalıştığını gösteriyor.

Devlet halk için var olan bir sistem olduğunu hatırlamalı ve kendisini halkın çağdaş amaç, ihtiyaç ve hakları için hızla ve doğru yenilemelidir.

Doğada en önemli unsur güç değildir, Güç ve enerji sabit değil değişkendir. Yaşamanın amacı değil sadece unsurlarından biridir.

Devlet otoritesi, güç unsuruna güvenmeyi bırakıp ağır ve hantal yapısından kendini dinamik bir hizmet sistemine halk için çevirmelidir.

Özkan Salman   

10 Temmuz 2013 Çarşamba

DEMOKRASİ

Halk unutmaz,doğruları yanlışları,
Sabırlıdır, bitirmez ümit, umutları,
Oy vermiş sineye çeker hataları,
Vermemişler, sayarlar yapılanları.

Yönetimler, temsiller belli süreler,
Programla, planlar hep yönetirler,
Yollarını halkla, halk için çizerler,
Halk takipte,ne yapar ne ederler.

Demokrasi övgü de olur yergi de,
Eleştiri doğrusu da olur yanlışı da,
İktidar bir haksa muhalif olmakda,
Halk söyler, son sözü sandıkda.

Her yerde duyulur, iktidar sesleri,
Bir yanılgı, sindirmek muhalifleri,
Her adımını doğru saymak gafleti,
Halk not eder, iyi kötü hareketleri.

Kalıcıdır izlenen iyi yol, yöntemler,
Geçicidir, yöneten işleten liderler,
İyiler anılır, yaşatılır, hiçtir kötüler,
Halklar kalıcıdır, yaşarlar, görürler.

Özkan Salman

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Sigmund Freud Yanılıyor muydu ?

Bir insan ömrü boyunca kendisine sunulan bilgi akışına ilgi gösterir ve düşünme sürecine girerse sonuç aydınlanmaya doğru gidecektir. Fakat bir insan kendisine sunulan bilgiyi almaz, kendini gelişen ve değişen bilgiye kapatırsa düşünme süreci çok az ilerleyecek hatta duracaktır. Bu bireyin dünyanın fikirsel alandaki gelişimlerini anlama kapasitesi düşecek, hatta her şeyin anlamsız ve saçma olduğu fikrine kapılacağı tahmini zor değildir. Kendini, zihnini yeni bilgilere kapatmış eski kuşak insanların örneği capcanlı durmaktadır.

Değişmeyen fikir, gelişmeyen bilginin ürünüdür.

İnsanların yönlendirilir olması mümkündür, ancak süresinin uzun olması mümkün değildir. Faydalı ve yararlı yönlendirmeler sürekli, kurgu ve belli amaçlar için yapılan yapay, uzun vadede zararlı olanlar ise ortaya çıkar, anlaşılır ve süresi biter.

Günümüzde internet klasik haber alma ve kitleleri yönlendirme aracı olan tv tekelini, belli otoriter merkezli bilgi verme yöntemlerini bitirmiştir. Diploma, ünvan ve ödül merkezlerinin belirleyiciliğini kaldırmıştır. Reklam sektörü kitlelere ulaşma hedefinden bireysel, bölgesel ve ilgisel alanlara yönelmektedir. Tüketici kullandığı mal ve hizmeti unutmaz, rakiplerini de bilir. Alternatiflerini de kıyaslar, kayıtsız değildir.

Reklamlar insanların biyolojik ihtiyacının belirlenmiş sınırlarından psikolojik belirlenmemiş sınırsızlığında hala dolaşmaya devam etmektedir. Ta ki psikolojik sınırların belirlenmesine kadar gidebilirler. İşte şu an yapılan Freud'un alaca karanlıkta gördüğü günümüzde apaydınlanacak olan psikolojik sınırlarımızın belirlenecek olmasıdır.

İsimlerin tartışılmasının bittiği, olay ve kavramların genel anlamlarını yitirip isim gibi netleştiği dönemlere giriyoruz. Özgürlük, demokrasi, barış, ruh gibi önceki geniş kavramların içinin doldurulması, lokal isimlere dönüşmesi, belirli konulara hitap etmesi gibi.(Düşünme, konuşma ve yazma özğürlüğü, Taksim ruhu vb.)

İnsanın "Altbenlik" denen karanlığın, su altındaki büyük buz dağı benzetmesinin açılması: Öncelikle doğal, genetik, biyolojik yanımızı anlatır. Doğadaki canlıların davranışı nasılsa insandaki bilinçaltı odur. Yani canlının doğadaki duruşudur. Varolma, genetik, dna'sal gelişmesi, aktarmasıdır.

Benlik: Bireyin doğumdan itibaren ve ömrümüz boyunca öğrenme ve davranma şekli.

Üstbenlik : Bireyin toplumla olan etkileşim içindeki oluşan ve gelişen davranışları.

Şartlı(hal) benlik : Bir bireyin toplumdaki diğer insanlar tarafından belli şartların etkisini belirleyici kılması. Mevki, ünvan, ödül ve ceza yolları ile. Toplumun kendi diktatörlerini, demokratik liderlerini, kahramanlarını vb. oluşturması gibi. Oluşturulan ortamdaki insanın psikolojik yapısı. İnsanlık hali değil, halin, ortamın insanı. Bu durumdaki insanın daha önce belirlenmiş olan davranış ve düşünce kalıplarına göre davranma eğilimi.

Sigmun Freud genel anlamda yanılmamıştı. Ama olayları alacakaranlıkta görebildi.

Şimdi psikolojide aydınlama ve bir insanı, bireyi tümden psikolojik aydınlatma zamanı. Teknolojide uzaya çıkan insan, sosyal bilimlerde hala emekliyor, bocalıyor. Büyük bir çelişki. Bunu aşmalıyız.

Rüyalarımız uykudaki düşüncelerimizdir. Geleceğin kehanetleri değildir.

Özkan Salman

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...