9 Nisan 2020 Perşembe

Hayaletlerin sırrı

Tarih boyunca insanlık bir arada yaşarken hayaletleri gördüklerini birbirine anlatmaya çalışmışlardır. Fakat kanıtları bulunamamıştır. Gördüklerini anlatanlar o kadar kendilerinden emin olarak anlatmışlardır ki onları dinleyenler dışlarından inanmış gibi davranarak konuşanı yatıştırmak için onlara inandıklarını söylemişler başkalarına anlatırken de kaygılarını belirterek nakletmişlerdir. Nakledilen kişilerden ise ilk söyleyen kişinin söylediklerine gerçekten inananlar olmuştur. Çünkü ya kendileri de görmüştür veya doğru söylediğinden emin oldukları kişilerden duymuşlardır.

Hayalet görme durumu zihnimizin bize oynadığı oyundur aslında. Bu oyun çocukça veya kötü niyeti olmayan bir fiziksel, hücresel bir olaydır.

Ataerkil ailelerde üç kuşağın bir arada yaşadığı dönemlerde hayaletleri görme olayları daha çok olmaktadır. Hayaletlerin gece görülmesi daha sık rastlanan bir olaydır. Işıkların az karanlıkların daha çok olduğu yerlerde hayalet görme süresi daha uzun ve görmenin duygusal olarak etkisinin gerçeğe yakın hissedilmesinin mantıklı ve anlaşılır yanı bulunmaktadır.

Hayaleti görme öncesi uzun süredir beraber yaşanmışlık vardır.

Hayaleti görme nedeni iki türlüdür.

Uzun süre birlikte yaşayanlardan birinin ya ölmesi ya da o ortamdan ayrılmasıdır. Her iki durumda da geride kalanlardan bazı kimseler bu durumu kabullenemezler.

Öleni ölmüş, gideni gitmiş saymazlar. İçlerinde sürekli bir inkar yaşarlar. Bu gerçeğe inanmak istemezler. Kabullenemezler.

Dışlarından kendilerine gerçeği söylemiş olan diğer aile üyelerine kabul etmiş gibi gösterirler. Ama düşünce ve hayallerinde inkar ederler.

Beyinlerindeki ölene veya gidene ait bilgileri taşıyan hücreler gerçeği kabul edenlere göre daha geç ölür bu kişilerin.

Ölen veya giden gerçeğini kabul etmeyen kişilerin zaman ilerledikçe dirençleri düşmeye başlar. Ölen veya giden kişilere ait bilgilerin yer aldığı beyin hücreleri bilgilerini konuşma, dinleme ve eylem ile yenilenme veya bölünme olanağı kalmadığı için ölmeye başlarlar fiziksel olarak.

Enerjisini ekonomik kullanmaya alışık beyin kullanılmayan hücreleri beslemeyi, uyarmayı bırakır. Hücreler dayanmaya yaşamaya çalışırlar. Kişinin duygulanımları da bunu destekler. Beynin muhalefetine rağmen beden kalbi ve omurgası ile bu hücreleri yaşatmaya çalışır. Göz yaşları, anıları hatırlama ile hissedilen sevinçler ve üzüntüler ile.

Bedenin duygulanımları beyni ikna etmeye çalışır " Lütfen onları öldürme besle, sabredelim o ölmedi veya gitmedi geri gelecek buna inanıyorum" der.

Ailenin diğer üyeleri beynin temsilcisi olurlar ve gerçeği hatırlatırlar. Onların ikna çabaları beyin tarafından kabul edilmeye başlar ve anılara ait hücreleri ölmeye bırakır.

İşte o an ölmek üzere olan anı hücreleri çırpınır yan hücrelere sıçrar son kurtulma hareketidir bu. Bu hareket göze karanlıkta görünür olur kişiye. Bu görüntüyü görür ve gerçek sanır. Ama onun için gerçektir aslında. Gözü görmüştür kapının aralığından bir şey hareket etmiştir. Yandan görür, dikkatli bakınca kaybolur.

Çünkü hücreler mercek ortasına değil yanlarına yansımıştır o hareketleriyle, ölme sürecindedirler.

Hayaletleri görme miktarı ve sıklığı ölene ve gidene ait bilgi hücrelerin var olan miktarı ile ilgilidir.

Hayalet gören gözler aslında kayan yıldız gibi ölen anı hücrelerinin yok olurken bir anlık görüntülerini görmektedirler.

Dikkatli baktıklarında değil rahat ve gevşek oldukları bir anda.

Ta ki  anılara ait bilgileri taşıyan son hücrelere kadar, kişi söz konusu olan hücreleri soğukta donmakta olan kibritçi kız gibi tek tek yakıp onunla hayal görür ve ısınır gibi dizi izlemeyi sürdürür.

Eskilerden duyduğumuz " Dün akşam benimkiyle sohbet ettim yine ". Sözleri gerçektir ama hücresel olarak biten bir filmin kareleri gibi gerçektir aslında.

Acı da olsa gerçekleşmiş olayları mantığımıza sunarsak  bize evren yasalarını kabule ikna etmeye çalışır.

Duygularımıza sorarsak kolayca kabullenmezler. Çünkü mantık tekildir, evrenin yasalarını bilir. ve kabul eder. Duygularımız ise kalbimizle dna'mıza bağlantıda olup canlılığın sürekliliğine alışmıştır.

Mantıkla beden kanatları olmadan havada uçar, solungaçları olmadan denizaltında yüzer, depoladığı hava ile ve yer çekimi olmadan uzaya açılır.

Yolu ve gerçeği gösteren mantıktır, ama döngüsel süreklilikte yaşayan duygulardır.

 Bir Önsezi

Tarih boyunca insanda doğumla bilinerek gelen ama unutulup hatırlama ile tekrar elde edileceği düşünülen kadim bilgi, canlının evren yasalarını ve mantığını dna'sında taşıdığı bilgisidir.

İlahi metinlerde hatırlatılmaya çalışan belki de bu bilgidir.

Canlıda, evren yasalarını ve haliyle bu yasalar bilgisinin dünyaya ve yaşamaya yansımasının ardındaki gerçeğin bilgisine de sahip olma veya hatırlama olanağına da ulaşabilme hissi bulunmaktadır.

8 Nisan 2020 Çarşamba

Eytişimsel (Diyalektik) Düşünme Süreci


Klasik anlamda Tez+antitez = Sentez şeklindeki eytişimsel tarzı bilginin ve bilimin geliştiği, modern yaşamın hızla ilerleme halinde olduğu günümüzde bu düşünme şeklinde durgun ve sabit kalması beklenemez.

Sav + Karşı sav = Bireşim eytişimin basit formülü düşünce bütünlüğüne doğru ilerlemede yetersiz kalmaktadır.

Kümesel ve kategorik düşünme yolları ile bir çok bilginin birikimleri arasından hedef konu için uygun olanları seçme ve ayıklama zihin açısından önceleri zor olup odaklanma ve üzerine düşünme hedefinin belirlenmesi ile kolaylaşan bir süreçtir.

Bu düşünme şeklinin başlangıcı ve merkezi düşünen kişinin kendisidir. Kişi eğitim ve öğretiminden birikimler edinirken yaşantılarından da tecrübelerini kazanmaktadır. Mesleki seçimleri, yetenekleri, olanakları bu düşünce şekline başlama yönünde dıştan gelecek fikirler ve bilgilerden değil kendi tercihiyle ulaşabileceği bir düşünme şeklidir eytişim.

Bu düşünme şekline odaklanma süreci bulunmaktadır. Günlük hayatın hızlı temposunda bedenin sürekli hareketiyle iş hayatı ve meşguliyetleri içinde bu düşünce tarzına odaklanmak zordur.

Eytişim düşünce şeklinin amacı tümellere varmak ve bir çok tümelin birbiriyle ilişkilerini, kesişimlerini, bağlantılarını, ayrılıklarını saptama ve düşünce bütünlüğüne doğru ilerleme çabasıdır.

Tikel bilgiler hem kümesel bilgilere hem de kategorilere doğru ilerler. İstatistiksel bilgi bu kümesel ve kategorilerin özetini sunar. Bilgiler süreklik ve durağanlık içinde yer alırlar yaşamın içinde. Süreklik içindeki bilginin aşamalarından farklılıkları saptanabilir. Durağan bilgi ise raftaki yerini bekler kullanıma hazır olarak.

Bilgi değişime uğrar isim, olay ve kavramlar arasında. Bilgilerin bağlantıları çok karmaşık hale gelebilmektedir. Hem kümesel hem de kategori içinde yer alırken, kökleri kadim zamanlara uzanıyor da olabilir, yeni oluşacak olgularla da bağlantısı bulunabilir.

Zihnin amacı bu karmaşıklığı çözmektir.

7 Nisan 2020 Salı

Kanser ve Küresel Salgın

Haberleşmenin ana unsurlarından telefon ve bilgisayar önce kablo ile başladılar teknolojik gelişim yolculuklarına.

Uydu kullanımlarının artması ile şimdi kablo kullanımını çok geride bırakmış durumdalar.

Temiz ve saf olan atmosferimiz şu an kirli ve dolu halde.

Kanser artışlarının nedenini aradık.

Yaşantı şekillerimizi mercek altına aldık. Çevre sorunları, beslenme, gürültü, stres, hareketsiz yaşamı sorguladık.

Çağımızın çözümsüz hastalık kanserin nedeni ne olabilirdi ?

Atmosferimiz bizleri hasta ediyor mu ?

Çünkü atmosferimiz boş ve temiz değil.

Güneş, ışınlarını sabah bizlere ulaştırdığında ve gün boyunca atmosferdeki yoğun elektromanyetik dalgalar ile çarpışıp bedenlerimize, suyu, gıdaya, binalara, yollara, araçlara tüm yeryüzüne adeta yapıştırırcasına iletmektedir.

İstatistikler.

Telefon, cihaz sayısı, baz istasyon sayısı, uydu sayısı, elektromanyetik enerji miktarı, atmosferin sağlıklı kalma oranı.

Bu tehlike gün geçtikçe atmosfere yapılan yeni girişimlerle artmaktadır.

Kirli havayı soluyoruz, güneş ışığı artık temiz olarak bizlere ulaşmıyor.

Atmosferin bu kötü hali her türlü canlıya mutasyon etkisi yaratmakta, yeryüzünü canlı için tehlikeli hale getirmektedir.

Küresel salgın, kanser belirtisinden sonra katlanarak gelen ikinci büyük felaket göstergesi olabilir.

Atmosferimizin bu günkü halinin biz insanlara, canlılara, suya, toprağa ve maddenin özüne ne gibi hasarlar verebileceğini uluslararası bilim kurulları oluşturup araştırma ve inceleme yapılması gerekmektedir.

Atmosferin elektromanyetik enerji ile dolması ve gelen güneş ışınlarının buna etki etmesi yeryüzünü zararlı kozmik ışına maruz bırakma tehlikesi oluşabilir mi ?

Meteoroloji tahminlerindeki sapmalar, yağmurun bilindik tarzda yağmaması, rüzgarın alışık olduğumuz şekilde esmemesi iklim şartların, hava koşullarının anormal şekilde seyretmesi atmosferdeki sorunların yansımaları olarak gözlemlenebilmektedir.

Yağmur çok hızlanıp sanki saatlerce sürecekmiş izlenimini verirken birden kesilip on dakika önce hiç yağmamış izlenimini yaratmaktadır zihnimizde.

Rüzgarlar öyle bir esiyor ki sanki kutuplardaki soğuk ve yıkıcı bir esinti gibi hava adeta esmiyor nemli haliyle yüzüyor sanki ve birden dökülmüş gibi kayboluyor.

Oksijen ve su miktarı atmosferde bağdaşık mı yoksa ayrışık mı bulunmaktadır. Doğal hali ayrışık ve dengeli dağılmış olma halidir. Elektromanyetik artma ile bağdaşık ve dengesiz dağılmış olma oranını artması canlı açısından zararlıdır.

Dünyamız ve atmosferi basit ve küçük olmaması bizlerden kaynaklanan çevresel sorunlar karşısında kısa sürede ve kolayca olumsuz etkilenmesi söz konusu olmasa da zamanla risk planları ve bilimsel ölçümleri yapılmamış her sürekli girişimin adım adım sorunların yaşanmasına etkisi olasıdır.

Atmosferin olumsuz etkileri sonucunda mikro biyolojik canlıların hızla mutasyon geçirmesi onlarla olan savaşımızı zorlaştırabilir.

Önce kanser şimdi küresel salgın, yaşam zincirin  kırılan her temel halkasında hedeflerimizi ve eylemlerimizi tekrar gözden geçirme gereğinin oluşması anlamına gelmektedir.




5 Nisan 2020 Pazar

İnsan Doğa ve Dünya - 1

Dünya; içinde yaşadığımız gezegen, varlığımızı onunla geliştirdiğimiz mekan, evrendeki evimiz.

İnsan yeryüzündeki bir çok canlının arasından öne çıkmış onu en iyi temsil eden, canlılık zirvesi, en uç noktası. Canlılığın yeryüzündeki evriminin son halkası.

Günümüzde insanla dünya karşılıklı önemli bir ilişki içinde bulunmaktadır. İnsan eşya, alet kullanımlarından enerji kullanımına sıçramış, kömür, petrol ve doğal gaz ile tüm doğal enerji kaynaklarını hızla kullanma sürecine girmiştir.

Doğal kaynakların kullanılması dünya açısından kendine yapılan bir zarar mıdır  yoksa aksine kaynakların kullanılması dünya açısından faydalı ve gerekli midir ?

Bu ikilemin hangisinin doğru olduğunu nasıl anlayabileceğiz ?

Birinci varsayım : Dünyaya zarar veriyoruz.

Dünyanın güneşten gelen enerjiyi uzaydan gelen meteorlar olarak maddeyi depolamak istediğini ve doğanın da bu amacına hizmet etmekte olduğunu düşünelim.

Güneşten gelen ışınlar ve uzaydan gelen meteorlar atmosfer filtresinden geçmektedir.

Canlıların kalıntılarının katı ve sıvı fosiller halinde yeryüzünün alt katmanlarından dünyanın çekirdeğine doğru ilerlemekte olduğunu biliyoruz.

Atmosferin kendisine çarpan her meteor ve güneş ışığın yeryüzünde madde ve enerjinin tutulması ile zararlarından korunması gibi iki şekilde işlevleri olduğu görülmektedir.

Tüm yanıcı maden ve fosil yakıtların ulaşacağı yer dünyanın merkezi olduğunu tahmin etmek zor değil.

Depremlerinde bu enerjiyi çekirdeğe doğru itmenin bir yolu olduğunu düşünebiliriz.

Volkanların ise enerjisi bitmiş ve işlenmiş madenlerin doğaya faydalı olmak ve verimli kılmak üzere yeryüzüne çıkarılması faaliyeti olarak varsayabiliriz.

Biz insanların, çekirdeğe gitmek üzere yola çıkmış yanıcı maddeler ve fosil enerjileri alarak bu sürece zarar vermekte olduğumuz sonucuna ulaşabiliriz.

Dünyanın enerjiyi merkezine alarak kullanma amacına aykırı hareket ettiğimiz ortaya çıkmaktadır bu varsayımda.

Eğer bu varsayım doğru ise doğa ve dünya bizleri gecikmeden cezalandıracaktır. Onlardan gelecek mesajları iyi değerlendirmeliyiz.

Zaten doğaya zarar vermemiz yaşama olanaklarımızı sınırlamak anlamına gelmektedir.


İkinci varsayım : Dünyaya faydalı davranıyoruz.

Dünya çekirdeği açısından enerji sorunu yaşamamaktadır.

Volkanlar ile zaten enerji fazlalığını yeryüzüne aktarmaktadır.

Depremlerin ise çekirdeğe gitmek üzere olan enerjiyi alt katmanlardan yeryüzüne çıkarma amacında oluştuğu izlenimine kapılabiliriz.

Yeryüzünü dış uzaydan gelebilecek tehlikelere karşı korumak amacıyla doğayı kullanmaktadır.

Canlılığın ve eğiminin etkisi ile güneşin ve meteorların zararlı etkilerinden korunmaktadır.

Zamanla canlılığın kalıntıları fosilleşerek yeryüzü alt katmanlarına doğru ilerler. Bu enerji çekirdeğe ulaşırsa çekirdek için çok tehlikeli olma olasılığı bulunmaktadır. Bu zamanlarda olmasa bile ilerideki zamanlarda birikerek çekirdeğe büyük patlamalarla dünyaya zarar verme riski bulunmaktadır.

Doğa yolu ile bu sorunu çözmesi için insana alet ve enerjiyi kullanma zekası verilmiştir.  İnsan bu zekasını kullanarak kendine faydalı olma amacında iken dünyanın amacına hizmet etmeye başlayacaktır.

Bu varsayımda dünyaya faydalı olmakta olduğumuzu söyleyebiliriz. Biriken büyük miktardaki enerjinin çekirdeğe ulaşıp tehlike yaratmasını engellememiz açısından dünyaya yardım ettiğimiz sonucuna ulaşabiliriz. O halde ödülümüz ne olacaktır. Evrene doğru yayılma özgürlüğü verilebilir mi ?

Doğaya ve dünyaya zararlı maddeleri, uzaya,  gezegenlere taşımamız görevini de bu varsayımdan çıkarabiliriz.

Çevre sorunlarını, zararlı maddeleri toprağa, suya ve atmosfere bırakarak değil depolayıp uydu ve gezegenlere götürerek de çözebileceğimiz görülmektedir.

Her iki varsayımda geçerli ve doğru olmayabilir.

Dünyanın en büyük gelir-gider bilançosunun fayda- zarar hesabını dikkate almalıyız.

İnsanlık olarak doğa ve dünya evimiz, yuvamız olması bakımından fayda ve zarar hesabını ciddiye almalıyız.



21 Mart 2020 Cumartesi

Kovid-19, Coronavirüs ve Etkileri

(Yazının seslendirilmesi https://www.youtube.com/watch?v=R2rzyAWHLrQ )

Gündelik akan zaman durdu.

Bireysel ve toplumsal devam eden işleyişe ara verildi.

Modern yaşamın tüm aktif etkinlikleri geçici olarak donduruldu.

Amaçlara, planlara, hedeflere, rekabetlere mola verildi.

Yaşayış hızı azaltıldı. Bedensel hareketler durgunlaştı.

Zihinsel etkileşimlerin artma olanağı oluştu. Elektrikler kesilince  geçici aydınlanma gereçleriyle aile bireylerin konuşmaya başlaması gibi. Ateşin etrafında  oturan, medeniyetten uzakta veya gerisinde olan klanlar, boylar gibi konuşma, dinleme etkinliklerinin etkisiyle hayal etme yetimizin harekete geçme aşmasına dönmüş gibiyiz.

Gözlerimiz ve kulaklarımız küresel gelişmeler üzerine yoğunlaştı.

İstatistikleri takip eder olduk.

Küresel gerçek bir diziyi izler gibiyiz.

Bilimi, bilim insanlarını ve onları anlatanları dinliyoruz, izliyoruz.

Bu konudaki alınmış ve alınmakta olan adım adım ülkesel kararları ve tavsiyeleri dikkate alıp uygulamaya çalışıyoruz.

Zararlı virüs ve bakteriler, biz insanların antitezi canlılardır.

Doğada bir ilke gibi görülen, çoğalmış türlerin hep tehlikeli antitezleri oluşmaktadır.

Bitkiler sanki bu durumdan ayrı olarak görülmekte ise de otçullar onların  en önemli antitezleri olarak durmaktadır. Biz insanlar da hem otçul hem ağaç kıyımını gerçekleştirdiğimiz hem de atmosfere, suya ve toprağa zarar verdiğimiz için onların antiteziyiz. Bununla beraber ağaç ve bitki yetiştirmemiz bitkileri korumayı istememizle de onların doğayı koruma ve sürdürme tezini paylaşıyoruz.

Ademin adak sunan iki oğlundan et sunanın kabul edilmesi, sebze, meyve sunan ki kabul edilmemesi insanın bitkiden çok hayvanların antitezi olmasından ve hayvan kurbanın başlangıcı olmasından olabilir. Hayvanlardan beslenmenin bitkilerden öncülü olması durumu. Bizler hareketli canlılar olarak otçulların antitezleri yeterli olmaması nedeniyle bu görevin bizlere verilmesi otçulları yoruluncaya kadar kovalamak, peşlerinden gitmek. Diğer etçiller gibi avlandığı ile yetinmeyip depolamak içinde onların doğadan eksilme hızını arttırmak. Günümüzde ise otçulların bitkilere tehdidi azalmış olup bizlerin ki artmıştır.Bitkiler insandan üstün görünmeseler de melekler gibi atmosfere ve yerküreye bizden daha çok hizmetleri bulunmaktadır.

Kovid-19 gibi virüsler hücresel olarak hücrelerimizi hedef alırlar, sağlık durumumuzu organ yetmezliğine varan en kötü sonuca götürürler. Organlarımız birbirine bağlı ve önemli işbirliği içindedirler. Bedenimizde bazı organların çift olması bedenin dengesini koruyarak organların büyüklük sınırlarının olması ve bir tanesinin zarar görmesi halinde diğeri ile yaşamını olabildiğince sürdürebilmesi(en azından üremeyi yapabilmesi) nedeni ile olabilir. İki ayak, iki el, beyinin ikiye bölünmesi, iki böbrek, iki ciğer, iki göz, iki kulak , iki testis gibi organlar tek büyük organ yerine iki yana dağıtılmış dengeli belli bir büyüklükte en az yer kaplayacak şekilde oluştuğu görülüyor.

Kovid-19 hakkında konunun uzmanlarından duyduğumuza göre virüs başka bir hücreyi çoğalmak için kullanma zorunluluğunda olduğu biliniyor.

Bu durum virüsün hücresini kendi çabasıyla çoğaltıp yan yana birleştirme ve organlaşma döneminin çok gerisinde olduğunu göstermektedir.İlkel fakat doğanın temelinden gelen bir canlı. Bizimle beden bedene çarpışacak vahşi ve yırtıcı(Soyları tükenmek üzere) değil, hücrelerimizi hedef alan mikro biyolojik canlı. Virüsün amacı sadece çoğalmak ve sonraki adım olan organlaşma olanağının mutasyonuna ulaşmak. Henüz bilmediği ikinci amacına ulaşmak için sürekli birinci ve temel amacının gerektirdiğini yapma eğilimindedir. Biz insanlarında doğada yeryüzünde tek amacımız çoğalmak mıdır bedenlenmiş amacımızı tamamlamış olarak. Virüsün ilk amacı çoğaltmak ikinci amacını bilmeden. İkinci amacı hücresel dna oluşturma olanağına ulaşmak, sonraki organlaşma ve sonunda bedensel tamamlanma sürecini tamamlamak. Biz insanlar bu aşamaları geçtiğimize göre yeni hedefimiz canlı olarak ne olmalıdır. Zihnimiz, kavramsal bilgilerin insanlık için fiziksel gerçeklere dönüşmesini işaret etmektedir.

Virüs sıcak ve nemli bedenlere geçmeye ve oralarda çoğalmaya çalışıyor. Başka amacı yok. Onun sadece kendini çoğaltma hedefi var. Varlığının bütün amacı bu. Biz bedenlenme sürecini tamamlamış canlıların temellerine baktığımızda mevcut virüsün geçtiği aşamalardan geçmediğimizi kanıtlayabilir miyiz ? Bu virüsün gelişim aşamalarını hesaplayıp nasıl bir bedenlenme sonucuna ulaşacağını gösterebilecek bir yapay zeka üretilebilir mi ?

Sağlığımıza zararlı virüsler ister gizli ve kötü niyetli bir laboratuvardan çıksın isterse nüfusun ve hareketliliğin artmasından gelsin, her iki türlü de antitezimiz olarak doğanın bize gönderdiği uyarıdır. Bu uyarı doğanın temelinden gelmektedir. Günümüzde ne memeliler ne de yumurta ile çoğalan canlılar tarafından bir tehdit görmüyoruz. İnsanın insana antitezi dışında virüs ve bakteriler antitezi ile karşı karşıyayız. Doğaya ve kendimize zarar verdiğimizin uyarısıdır bu. Yeryüzünde en basit ama en önemli olana dikkat etmeliyiz. İlişkiler. İnsanın insanla, insanın doğayla olan ilişkileri, bağlantısı, etkileşimleri, iletişimleri. İnsan insanın ne kurdu ne de virüsü, antitezi olmak zorundadır. İnsan insanın ve doğanın sentezi olması her türlü bilgisi(bilim,ilahi, sanat, felsefik) varlığı ve hayatı yönünden sürdürülebilir bir geleceği planlayabilme, geçmişi değerlendirebilme ve bulunduğu zamanı en iyi şartlarda yaşayabilme olanağına ulaşabilir. Bizler dünyaya ve doğaya karşı zararlı virüs gibi adeta onun antitezi gibi yaşayamayız. Sentezi olmalıyız. 

Doğal yaşam hızı

Doğada belli bir yaşam hızı bulunmaktadır. Biz insanlar bu olağan yaşam hızının üstünde yaşıyoruz. Doğal süreçte canlının oluşma, çoğalma ve yayılma hızı doğal yavaş bir ilerleme halinde olmasına karşın bu ilerleme sırasında mekansal, bölgesel, iklimsel ve başka canlılar tarafından bir çok engellemelerle karşılaşır. İnsan ise zihni sayesinde geliştirdiği araçlar ve sistemler ile bu engellemeleri hızla aşmış, yaşam hızını olağanüstü bir halde arttırmıştır. İki orman arasındaki çölü aşmış, iki kara arasındaki denizden geçmiştir. Son olarak yerküreyi baştan başa uçarak ve uyduları ile sararak hızını son sürat olarak arttırmış ve radyo dalgaları, elektrik ağları, elektromanyetik ışınlar ile iletişim alanları ile atmosferi kuşatmıştır. Adeta yeryüzünü duyuları ve iletişimi için kuşatma, yerküreyi delik deşik etme bahasına enerjiye ulaşma ve kendi içinde üretim ve yönetim araçlarına egemen olma yarışında hızla yaşamına devam etmektedir. Dünyayı dört koldan kuşatmamıza ve onun üzerinde hızlı yaşamamıza rağmen hala çok küçük ve az durumda olmamız ilginç bir durumdur. Az ve küçüğüz ama dünyaya karşı hızlı yaşama ve etkilerimiz nedeniyle zararlı bir konumda kendimizi hissetmemiz ilginç bir durum. Tıpkı öldürücü bir virüsün küresel salgın tehlikesi gibi.

Toplumların hızı

Toplumların yaşayış ve ilerleme hızı doğa gibi yavaş ve kararlıdır. Ancak toplumlara onların zaaflarına yönelik teşvikler yapılırsa veya tarihe geçecek kadar acılar yaşarlarsa birden potansiyel insanlık enerjisi harekete geçer. Toplumlar sakinken birden koşmaya başladıklarında zor dururlar.  Toplu uçup akrobasi hareketleri yapan ne kuşlara ne de hava akrobasi pilotları gibi davranabilirler.

Tarihi Fransız ihtilalinin başarısının gölgede kalıp uzun bir süre sonra başarısının fark edilmesi İhtilalden sonra sağlıklı işleyecek sistem, kurum ve işleyişleri planların yapılmaması veya varsa bile ona uyulmaması idi. Bir de lider olarak ortaya çıkan veya çıkarılanların güç, servet ve kişisel hazlara, zaaflara yenik düşerek düzenli bir yönetimi sürekli hale getirme zorluğundandır. İhtilali yapanların yönetim başarısızlığı zamanları olsa hızla düzelebilme olanağı bulunmasına rağmen eski düzenin tekrar başa geçme çabaları bu olanakları geciktirmiştir. Ülke dışı bir çok etkilerde olduğu tahmin edilebilir. Bu gecikme sırasında geç gelen adalete hazırlanır gibi kültürel altyapının temellerini atılarak zihinsel yapı tamamlanmasıyla fiziksel uygulamalara geçilmiştir.

Arap baharının yarım kalması da bu nedenledir. Toplumlar hızla harekete geçmiş ama zihinsel ve kültürel yapı olmadığı için boşluk oluşmuş, bu boşluğu dış etkiler kaparak hareketin devam sürecini geciktirmiştir. Orta doğuda zihinsel ve kültürel yapı oluşturulma süreci yaşanmaktadır. Bu tamamlandığında hareketleri tamamlanacaktır.

Ekim devrimi ise hareketin tamamlanmasıyla lider tek kalmış veya bırakılmış(dıştan etki ile) olup ya tek kalmak ya da yerini bırakma tercihi yeni sosyal yönetim tarzlarının denenmesini engellemiştir. İkinci lider de aynı yöntemi devam ettirmiştir küresel gelişimi kaygıyla izlerken koltuğunu ne pahasına olursa olsun bırakmamacasına tüm baskı ve tarihe kötü olarak geçmiş uygulamaları ile.

Toplumsal hareketler başlamadan planlar yapılmalıdır. Bir yerlerde rafta beklemelidir. Planlar ve programlar hazır olmadan yapılan bir kıvılcımla büyüyen hareketlerin sakinleşmesi günümüz küresel ölçekte ne kadar süreceğini tahmini zordur.

Tarihte bir çok yerde salgın hastalık olmasına karşın günümüzde eskilerinden farklı kılan tarafı küreselleşmesidir.

Günümüzde kalabalıkların her yöne ve hızla seyahat ettiğini göstermektedir küresel salgın.

Küresel salgın, küreselleşmenin en açık ve net olarak kendini göstermiştir.

İnsanlık olarak dünyada hala çok küçük ve az durumdayız. Yapacak çok işlerimiz var. Yeni bilgiler, icatlar, düzenlemeler, sistemler, araçlar, keşifler konusunda yeni yolların başındayız.

Kovid-19 kendimize küresel olarak bakmamıza neden oldu.

İnsanın insanla, organın organla, sistemin sistemle, zihnin zihinle mücadelesi sürerken virüsün hücreye saldırısını ve organların bu virüse karşı savunmasına tanık oluyoruz doğanın ilkeleriyle.

İnsan zihni birden doğa dışı bir hareket ederek ilaç, aşı ve cihaz geliştiriyor bedenin hizmetinde olarak. Bunu yaparken sadece kendi bedeni için değil küreselleşen diğer bedenler içinde yapıyor.



11 Mart 2020 Çarşamba

GÖZLER VE ANDIRDIKLARI






Felsefik Serbest Düşünce Esinti ve Çağrışımları -9

En basit olan en önemlidir yeryüzünde.

Hızlananın çarptığı, duranın çürüdüğü bir yerde.

Canlı rekabetinin en üst seviyesinde.

Geride, aynı yollardan tekrar geçtiğimiz görülmekte.

Aynı mekanlarda, bizler farklı halde.

Öyle ise mekan aynı değişim olmakta bizde.

Bizi değiştiren el, koşmamız, konuşmamız, otların üstünden bakmak mıydı, yeryüzünde.

Yoksa hepsi miydi, yeryüzüne giriş yapmamız, bilgilerimize sahipken, af edildiğimizde.

Sıyrıldık, ayrıldık yaralarımızla, o büyük doğa test mücadelesinden.

Her çoğalan türün, peşine takılan tehlikeli antitezlerden.

 Şimdi baş başa kaldık kendimizle, başlangıç tezlerimiz ve sentezlerimizle.

Yalnız kaldık doğanın zirvesinde, hücre halinde yaşarken, hücrelere dönüşümüzde.

Şimdi ki mücadelemiz kendi kendimizle.

Kendi kendimizle mücadele ediyoruz şimdi yeryüzüne, doğaya, dünyaya, evrene bakarken.

 Bize elli bin yıl, elli saniye belki de.

Organımız kalp, atar bedenlerimizde, her hücreye ulaştırır ilahi ve temel mesajları, sonra omurga gelişir ve değiştirir duruşumuzu, elimizi, ayağımızı, son olarak beynimiz gelişir kendimizle baş başa kalma zorluğunu aşmamızda.

 Kalbimiz doğaya, omurgamız doğa ile yalnızlığımız arasında, beynimizle yalnızız yeryüzünde.

Ve birden o büyük sözler gelir, sarsar bizi.

Artık anlayacak düzeye geldin der.
Yeni hedefi işaret eder, yalnızlığınla barışmaktır doğanı izlerken ilk hedefin.

Bir nehir gibi düzenli akmayı unutma, bir rüzgar gibi esmeyi, bahar gibi yeniden doğmayı, yağmur gibi bereket olarak yağmayı.

Gece gibi sessiz ol, gündüz gibi  devam et hareketine.

Doğanı araştır, öğren onunla dengeni koru, kendinle barışık kal ve beynini kullan sonraki hedefin büyük yaşam sıçrayışlarıyla taşı doğanı evrene.






25 Şubat 2020 Salı

Dördüncü boyutu araştırma denemesi

Boyutlar madde veya nesnenin görünümüne katkıda bulunan ölçülerdir. En, boy ve derinlik gibi üç boyut olduğunu biliyoruz.

Isı, sıcaklığın ve ışığın kaynağıdır. Nesnelerin belli derecede ısıları vardır. Sıcaklık ve soğukluk dereceleri bulunmaktadır. Işık nesneleri görebilmemizin ana koşuludur. Kara deliği önünden geçen ışıklarla fark edebiliyoruz. Tüm ışığı hızla çektiği halde neden aydınlıkta kalmadığının anlamı ışığı bir yerlere transfer etmesi, ışık vakumu olması. Ya da bilinen uzayın bilinen soğukluğundan da daha soğuk olması böylelikle içine aldığı ışığı soğutarak maddeye dönüştürmesi ve böyle kendi içinde dönerek büyümesi.

Işık olmadan maddeyi elimizle dokunma duyumuzla boyutlarını ölçe bilirdik. Bunu yaparken madde veya nesnenin ısısına da tabi olacaktık haliyle. Madde ikinci boyuttan enerjiyi hapsedip yükselerek üçüncü boyuta çıkmaktadır. Ya da enerjinin maddeyi esir alması da olabilir. Isı boyutların oluşum başlangıcında olduğundan boyutlandırma sırasında önce olması gerekirken boyutlandırmaya klasik tarzda önce keşfedilenlerden başlaması nedeniyle geç fark edilmesi olağandır.

Maddenin, nesnenin ısısı onun boyutunun temel unsurlarından biri olması nedeniyle dördüncü boyutu olarak ele alabilir miyiz ? Maddeyi ısının görünür ve elle tutulur hali şeklindeki bir önermeden yola çıkarak boyutlara şeklini veren ana unsur olduğunu söyleyebilir miyiz ?

Maddenin katılık oranı ısı ile bağlantılıdır.

Özgül ağırlığı ve kapladığı yer ise boyuta temel unsurunu verebilir mi ?  Bu ikisini de ısının bir tezahürü sayabilir miyiz ?

20 Şubat 2020 Perşembe

Dünya Günü

Dünyanın küresel olduğu ve güneş etrafında döndüğünün kesin bilgisine ulaşalı yaklaşık beş yüz yıl oldu. Uzaydan ilk fotoğrafının çekilişinin sadece ellinci yılına yaklaşıyoruz.

Dünyaya ait bilgilerimiz evrene oranla çok fazladır.

Evrendeki doğum yerimiz, yaşadığımız, yaşamayı sürdürdüğümüz, varlığımızı ona borçlu olduğumuz, kalbimiz ve aklımızla bütün duyu, duygu ve düşüncelerimizin evrendeki ilk oluştuğu yer, evrendeki olacaksa yolculuğumuzun ilk ve başlangıç durağı, merkezi, canlılığın kaynağı, ortaya çıkması, bilimlerin en büyük laboratuvarı, inançlarımızın en geniş şekillendiği, en büyük sınavının devam ettiği, sanatının en üst noktası, tarihimiz, hafızamızın en derin olduğu, felsefemizin en genişlediği, şekillendiği, insanlık olarak duyu, duygu ve düşüncelerde son ve tek olarak birleştiğimiz eşşiz, harika, evrende henüz bir örneğini daha göremediğimiz büyük bir varlık, doğa, yeryüzü, gezegen gibi bir çok adı ile anabileceğimiz, nihayetinde en genel anlamıyla "Dünya " diyoruz.

22 Nisan Dünya günü gelmeden yazma gereği duymamın nedeni çevre sorunları başta olmak üzere barış, işbirliği, uyum, birey, toplum ve ülkelerin her ne konuda gelecek planları, hayalleri var ise bunların yanına  "Dünya" gibi büyük bir olguyu, kavramı, son nokta olarak, bir gölge gibi,  kalp ve zihinlerinde canlı tutmalarını diliyorum.

Dünyaya baktığımızda orada her şeyi görüyoruz. Refahı, mutluluğu, acı, yoksulluğu, hüsranı, terörü, hastalığı, sağlığı, ümidi, hayal kırıklığını, barışı, savaşı, rekabeti, hızlı, sakin, eğlenceyi, şatafatı, lüksü, mütevazi yaşayanları. Ona baktığımız ve kötü olayları gördüğümüzde yeryüzünde umutsuz bir durum olduğunu düşünürken, kara bulutların dağılmasıyla her yerin aydınlanmasını sağlayan güneşin doğuşu gibi iyi olayların olduğunu da görüp tümden kötü, tümden iyi bir yer olmadığını fark ediyoruz. Tümden iyi, tümden kötü insan olmayacağı gibi bir izlenim. Dünyanın sürekli bir hareket içinde olarak bizlere görünümlerini değiştirmesiyle duyu, duygu ve zihinlerimizde de aynı değişimi oluşturması rastlantısal bir iz düşüm olmadığının göstergesidir.

İnsanlık olarak dünyada hala çok küçük ve az durumdayız. Yapacak çok işlerimiz var. Yeni bilgiler, icatlar, düzenlemeler, sistemler, araçlar, keşifler konusunda yeni yolların başındayız.

Dünyada, doğada olan canlılığa ait tüm devinimler ve gelişimler insanlık yaşantı ve ilişkileri içinde kendini sürdürmektedir. En basit ama en önemli olanı, insanın insanla, insanın doğayla devam eden ilişkileridir. Yıkıcı, bozucu, yok edici ilişkiler, yapıcı, yenilenen, sürdürebilir ilişkiler arasında geçmişin hafızası, yaşanan gün ve gelecek planları içine serpilmiş olarak devam eden devinimler ve gelişimler bulunmaktadır.

Hem iyi hem kötü bir arada, doğru da var yanlış da, her yerde çirkinlik artmakta, güzellikler saklanmakta iken yeryüzünde. 

Birlikte yaşamamız doğamızın gereği, nasıl yaşadığımız bilimden, inancımızdan, sanatımızdan, felsefemizden gelen irademizle şekillenmektedir.

Hala anlaşamıyorsak nedeni doğamıza aykırı davranıyoruz veya irademize uygun düşünmüyoruz demektir. Büyük sorunların kaynağını bu iki olguyla teste tabi tutarsak çözümlerini araştırmak için doğru saptamalara gidebiliriz.

15 Şubat 2020 Cumartesi

Batı Aydınlanması ve Ülkemiz Aydınlanması

Batı aydınlanma, kiliseye ve onun tüm alanları kuşatmışlığına karşı gelişmiş aklın bilimi geliştirmesi şeklinde devam etmiş ve günümüzde teknoloji ile zirveye çıkmış bir süreçtir. Batı aydınlanmasını, bireylerin çalışmalarının toplumsal etkilere yol açması nedeniyle toplumsal aydınlanma olarak söyleyebiliriz. Batı aydınlanması toplumsal aydınlanmadır. Kralların kilise karşısında gücünü korumak adına bu aydınlanmayı destekledikleri bilinmektedir. Aydınlanmanın sonucu bilimin gelişmesi ve teknolojinin ortaya çıkmasıdır. Birey ve toplumun iyi yaşamasının araçlarını ve sistemini oluşturmuştur aydınlanma.

Aydınlanma sürecinin son filozofu Nietzsche " Tanrı öldü" derken," kilisenin hakimiyeti bitti" demek istemiştir. Üst insan kavramıyla teknolojik yaşam döneminin insanını işaret etmek istemiştir.

Ülkemizde aydınlanma cumhuriyetle başlamış, Atatürk'ün sepeti boşaltması ve sepete gelecek için gerekli olan batı aydınlama araçlarını koymasıyla Dekart' çı yaklaşımla başlamış. Batı'daki aydınlanma süreçlerini devrimler adı altında topluma merkezden uygulama yoluna gitmiştir. Diyanet işleri başkanlığını kurarak devrimlerini dine karşı olmadığını, bireysel islam temsilciliklerine karşı kurumlaştırma olduğunu göstermiştir.

Günümüzde ülkemiz teknoloji en iyi kullanma potansiyeli açısından aydınlanma zihni içinde olduğunu söyleyebiliriz. Sanayi kısmen, teknolojiyi az üretmemize rağmen buna potansiyelimiz olması cumhuriyet aydınlanmasının başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Cumhuriyet kurumlaşması ve sistemlerinin kanıksandığını, küresel gelişmede rol alabilme becerisini edindiğini görmekteyiz.


14 Şubat 2020 Cuma

Doğanın Diyalektiği

Doğanın temelleri onların olmaması durumunda doğanın özelliğinin ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla doğaya baktığımızda onların olmamasını düşünemeyeceğimiz neler bulunmaktadır.

Öncelikle toprak, yer yüzeyi(yer küre), su, ısı, ışık sonra bitki ve mantar, mikro biyolojik canlılar temeli oluştururlar. Doğanın varlığını korumasında sayılanlar birer temel görev almaktadırlar.

Varlıklarının korunması doğanın varlığının devam etmesi anlamına gelmektedir.

Yumurta ile üreyen canlılar ikinci grubu oluşturmaktadır.

Memeli canlılar doğada üçüncü ve son grubu oluşturmaktadır.

Doğa içinde birinci grup, doğanın varlığının temelleridir.

İkinci grup doğanın varlığını geliştirme, büyütme üzerinedir.

Üçüncü grup ise genişletme ve yayma üzerinedir.

Biz insanlar doğayı yayma grubunun son ve en ideal temsilcisiyiz.

Varlığımızı doğanın içinde olmamız nedeniyle temeli korumak, geliştirme ve büyümeye koruma amacının gerekli etkeni olması nedeniyle önemsemek, Özümüzde olan son amaç ise genişletme ve yayma hareketidir.

İnsanoğlu olarak ilahi, ahlaki, bireysel ve toplumsal  amaçlarımız yanında bu amacı da göz önünde bulundurmalıyız.

Doğanın varlık oluşumu birinci grup, gelişmesi ve büyümesi ikinci grup, yayılması ve genişlemesi üçüncü grup olup canlılığın varlıklar arası yayılması, genişlemesi ve sıçrayışı(insan ve aklı) üç, üç buçuk veya dört grup şeklindedir.

 Zemin (toprak, su, ısı,ışık) birinci kat bitki, mantar, mikro biyolojik canlı, ikinci kat yumurta ile üreyenler, üçüncü kat memeliler, üçüncü gruba kısmen dahil dördüncü kat insan.

Canlılığının varlık nedenin felsefik cevabı ; amacı olan, varlığını korumak ve yayılmak sonucunda bulunacağıdır.

Yaşamın hızı

Doğada belli bir yaşam hızı bulunmaktadır. Biz insanlar bu olağan yaşam hızının üstünde yaşıyoruz. Doğal süreçte canlının oluşma, çoğalma ve yayılma hızı doğal yavaş bir ilerleme halinde olmasına karşın bu ilerleme sırasında mekansal, bölgesel, iklimsel ve başka canlılar tarafından bir çok engellemelerle karşılaşır. İnsan ise zihni sayesinde geliştirdiği araçlar ve sistemler ile bu engellemeleri hızla aşmış, yaşam hızını olağanüstü bir halde arttırmıştır. İki orman arasındaki çölü aşmış, iki kara arasındaki denizden geçmiştir. Son olarak yerküreyi baştan başa uçarak ve uyduları ile sararak hızını son sürat olarak arttırma ve radyo dalgaları, elektrik ağları, elektromanyetik ışınlar ile iletişim alanları ile atmosferi kuşatmıştır. Adeta yeryüzünü duyuları ve iletişimi için kuşatma, yerküreyi delik deşik etme bahasına enerjiye ulaşma ve kendi içinde üretim ve yönetim araçlarına egemen olma yarışında hızla yaşamına devam etmektedir. Dünyayı dört koldan kuşatmamıza ve onun üzerinde hızlı yaşamamıza rağmen hala çok küçük ve az durumda olmamız ilginç bir durumdur. Az ve küçüğüz ama dünyaya karşı hızlı yaşama ve etkilerimiz nedeniyle zararlı bir konumda kendimizi hissetmemiz ilginç bir durum. Tıpkı öldürücü bir virüsün küresel salgın tehlikesi gibi.

İnsanlık olarak üç seçenek arasında hareket etmekteyiz.

1. Geriye dönüş : Riskli bir davranış, doğaya hakim olma ve onu yönetmeye çalışmak. Mevcut doğanın özüne uymayacak yeni bir doğa oluşturmaya çalışmak. Doğa ve insanlığın yok oluşuna veya zarar görmesine neden olacak amaçlarda, davranışlarda bulunmak geriye dönüş olarak anlaşılabilir. Her geriye dönüş hareketi sorun içerir. Geriye dönüş doğayı ters yüz etme davranışı gibidir. Doğanın temelini (madde ve enerji) canlılığın son halkası olan insanla ters yüz etme davranışı (robot teknolojisinin insan yaşamını kuşatması). Madde ve enerji insanın varoluşuna doğa karşısında katkı yapma temeli halinde iken, Teknoloji ile madde ve enerjinin otonom olma olasılığını araştırırken insanın otomata dönüşme riski teorisi.

2. Yerinde sayma : Mevcut düzeni sürdürmeye çalışma, ilerlemeyi durdurmaya çalışmak.

Bir yönü iyi, bir yönü kötü bir durum. Mevcut düzeni koruma halinde bilgi birikimi, canlı, doğa ve evren hakkında kalıcı bilgilere ulaşmaya, uyumu, dengeyi oluşturmaya çalışma süreci.

Kötü yanı ise kısır döngü içinde olma. Bilgi, sistem ve düzenin kendi içine çökme riskini taşıması ve zarar vermesi.

3. İlerleme : Evrende yayılma, sıçrama. Yapılan her yeni icat, sistem, düzenlemenin doğa, canlı ve insan birlikteliğinin korunması ve geliştirilmesi yönünden olumlu.

Doğa, canlı ve insan üzerine hakimiyet kurma ve ona zarar verici olma yönünden olumsuz ilerleme durumu.

Olumsuz seçenek zaten iki ve birinci hareket tarzına da yansımaktadır. İlerlemenin oluşması, yerinde sayma davranışının belli bir seviyeye ulaşması sonucu ortaya çıkmasıdır. Örneğin teknolojinin ve modern yaşamın tüm yeryüzüne ulaşmasının belli bir dönüm noktası ilerleme davranışını tetiklemektedir diyebiliriz.

Belli kesimin teknoloji ve bilgiyi gizleyip aşamalı ve ticari olarak yeryüzünde yayılmasını sağlayıp birden ve anlık yayılmasını engellemeye çalışması veya yeni teknolojilerinin eleştirisine fırsat vermemeye çalışmaları haliyle kendilerinin yeryüzü hakimiyetini hem ticari hem de teknolojik tekel olarak sürdürme amacına yönelmesi geriye dönüş ve yerinde sayma olumsuzluğunu barındıran zararlı bir ilerleme şeklidir ve uzun süre devam edemez.

Teknolojik alanda yapılan her icat ve yeni bilgi yerinde sayma ve ilerleme gibi iki özelliği içinde taşımaktadır. Yerinde saymaya gerektiği ölçüde, ilerlemeye ise daha fazla odaklanılmalı. Robot,yapay zeka ve nano, sentetik teknoloji insan, doğa ve dünya faydasına kullanmak yerinde sayma iken uzaya açılmak ilerleme yönünü kapsamaktadır canlı hareketinin. 

Unutulmamalıdır ki en büyük bilimsel, teknolojik icatlar uzaya açılma planlarından çıkmaktadır. Bu bir tesadüf değildir. Her uzaya açılma çabamızda insan yaşayışını kolaylaştırıcı yeni icatlar buluyoruz. İnsan ve yaşantısına uzaydan baktığımız için oluyor. Kendimize, dünyaya dışımızdan bakma bir çok yeni fikri geliştiriyor, aklın diyalektiği ile.  Bu icatları bulanlar uzaya ilerlemek zorluğu karşısında ilerlemek yerine daha kolay olanı, icatları küresel olarak ticaret unsuru haline getirme cazibesine kapılıyorlar. Asıl amaç uzaya açılmak iken hala yeryüzü bahçesindeki elma da kalıyor gözleri, kulaklarına ve zihinlerine sinsice fısıldayan aldatıcı bir sesle. Belki de iyi bir ses de geliyordur "ilerlemek için geridekilere hizmet ederek kendine yaklaştır ve kazandığınla yine ilerle" diye.  Ya da " Acele etme bu yeni bilgi ile küresel planlarımızı koruyabiliriz." diyor bazı sesler. Sonuçta  "Güç İstenci" ilerleme planlarını geciktiriyor. İlerleme ve kendi bilgisine yaklaştırma çabaları karmaşıklaşıyor. Belli merkezlerin hedefi ve bilgileri çekme, bükme, tutma, kullanma ve saklama çabaları (post-truth) kaos yaratıyor. Uzay teknolojisini geliştirmek isteyenler ile güç istenci arasındaki çıkan gerilimler, girişimcileri eleştirisine fırsat verilmeyen teorik planların uygulanmasına zorluyor. Rekabet araçların, eleştirilemez ve kritiği yapılamaz hızındaki hareketleri, canlı yaşantısını, riskleri barındıran testlere tabi tutuyor.  Teknolojinin bu şekilde hızla uygulamaya geçilmesi, içinden çıktığı bilimin çalışma prensiplerine aykırı hareket ettiğine ticaretin kural tanımaz tavrının neden olduğu düşüncelerden(gözlerden) kaçmamalıdır. 

 Günümüzde uzayı merak edip gitmek isteyenlerin yanında, orada değerli maden ve enerji kaynakları bulma umudu içinde olanlar ve dünyadan kaçmak isteyenler var. Her ne amaç(görünen) içinde olursak olalım bu istek(görünmeyen amacın) bize verildiği içindir.
"Rızkınız ve size vaad edilenler göktedir." Zariyat Süresi 22. ayet (Kur-an-i Kerim).


Önemli amaçlarımızdan biri de doğayı genişletme ve yaymak ise insanoğlu olarak aramızda yaşadığımız kısır döngüden çıkma ve  tüm olanaklarımızı birleştirip yeni bir yola doğru ilahi, ahlaki, bireysel, toplumsal yeni sistem, kültür, değer ve yeni bakış, yaşayışla ilerlememiz mümkündür.

BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı