14 Mayıs 2021 Cuma

Madde Bağımlılığı Hakkında Düşünceler

 Kanunen yasak olan bağımlılık yapıcı ve fazla, yanlış kullanımında ölüme yol açabilen madde kullanımı belli düzenlemeler ile kullanılması ve satılması ticaret kanunu kapsamına alınması bu alandaki büyük sorunların küçülmesini sağlar mı ?

Üretilmesi, işlemlerden geçmesi ve belli standartlarının oluşması ile ticaretin bir yasal bölümü haline gelmesi söz konusu maddelerin gizli ve sorunlu dolaşımlarına ait zararının azalacağı bir alternatif olabilir mi ?

Bu soruları cevaplayacak olan tıp, biyoloji, kimya bilimleri, psikoloji, sosyoloji, ekonomi, siyaset ve insan bilimleridir.

Kanun dışı ticaretlerin olmasına rağmen yokmuş gibi davranılması ve toplumların görmezden gelmesi psikoloji ve sosyoloji açısından bir sorunları olduğuna işaret değil midir.

Madde bağımlılığı ve bireysel, toplumsal, küresel sorunları da yazılmalı, konuşulmalı, tartışılmalı ve çok eski geçmişi olan bu sorunun günümüz çerçevesinde çözümleri aranmalıdır.

Kanun dışı madde kullanımı tarihsel bir olgu olarak önümüzde durmaktadır. Tarih boyunca bu maddeler ticaretin görünmeyen gölgesi olarak bireyler ve gruplar hatta ülkeler tarafından belli amaçlar için kullanıldığı bilinmektedir. 

Kendisine ait bir tarihi olan bağımlılık yapıcı ve sağlığa zararlı maddelerin insan yaşamındaki rolü, etkisi bitmemesi, sonlandırılamaması onu halı altına süpürülmesini daha ne kadar gerektirecektir.

Bu maddelerin üretilmesinden,  gizli ticaretinden ve kullanımlarından doğan bireysel ve grupsal krizlerin bilinir olmasına karşın görünür olması,  gündemlere büyük sorunlar olarak ortaya çıkmasıyla oluşması bu konuların basit ve hasıraltı edilemeyecek halde olduğunu göstermektedir. 

Sağlığa ve bireysel ilişkilere zararlı olduğu bilinen bağımlılık maddelerinin kullanımı, üretilmesi ve ticareti belli bir bilimsel alanlarda incelenmesi ve masaya yatırılması gerekmektedir. 

Bilimsel sonuçların ortaya koyacağı bilgiler, bu maddelerin insan ve toplum yaşamı için yeni ve gerekli düzenlemeler getireceği ortadadır. 

.............

10 Mayıs 2021 Pazartesi

Romantik Bilim, Bilimin Romantikliği "Evrendeki Yalnızlık "

Kozmolojideki canlıların evrende bulunma olasılığı ve istatiksel tahminleri romantik bir yaklaşımdır.

Evrende canlı ve dünya olarak yalnız olduğumuz bilgisinin doğru olduğuna nasıl karar verebiliriz. 

Tabi ki beklenti içinde olmayarak. 

Geçen yüzyılda bilim uzayda daha zeki canlılar olabileceği üzerine tahmin ve istatistiklerde bulunuyorlardı.

Günümüzde ise artık zeki canlılardan ümit kesilmiş sadece basit ve ilkel canlıların olma olasılığı üzerine durulmaktadır.

Bence bu yaklaşım tarzı duygusal ve romantik bakış açısından bakmaktır.

Bu yaklaşım tarzına " Bilimin Romantikliği " veya " Romantik Bilim " isimlerini verebiliriz.

Canlı olarak evrende yalnızız.

Bu gün bu gerçeklikle yüzleşmeliyiz. 

Evrende yalnız olduğumuz, dünyadan başka yerde canlı bulunmadığı gerçeği ile.

Gerçeği bilmek bizleri özgür kılmaz aksine o gerçek bizi kendisine bağlar. 

Bizim bir parçamız olur. Ta ki yeni bir gerçeğin eskisini yetersiz kılmasına dek.

Evrende yalnız olduğumuz gerçeği bize ne gibi etkileri olur.

* Uzaylılar, bilinmeyen nesne ve yaratık savların birer mit olduğunu gösterir. 

* Dünyamızda baş başa olduğumuz ve bu konuda neler yapmamız gerektiğine odaklanmamızı sağlar.

* Uzaydan gelecek fayda ve zararın sadece bilimsel araştırmalar ile ortaya konacağı fikri oluşur. Destan ve eski öğretilerin uzaydan gelecek varlıkların insan yaşamını değiştireceğine dair beklentilerin yerine insanlığın evren ve uzay hakkında yeni bilgiler ile yaşamını iyileştirebileceğine olan çalışmalar artar.

* Evrende canlılığın sadece dünyada olması yaşamın burada başlamış olduğunu ve buradan evrene yayılacağı görüşü öne çıkar. Doğanın insan için oluştuğuna dair eski tez ve savların yanına insanın doğa ve yaşamın gelişmesinde bir etkeni ve faktörü olduğu karşı savı da eklenebilir.

* Doğa, insan için midir ? İnsan, doğa (yaşam, canlılık) için midir ?  

Ya da her ikisi de birbiri için midir ?

Soruları ve cevapları felsefe de aramaktadır ve aranmaya devam edecektir. 

Yeni sorular ise canlılık veya doğa, kozmoloji için midir ? 

Kozmoloji, doğa için midir ? Ya da her ikisi de birbiri için midir ? 

Doğa ve insan ilişkisi hakkında bir çok bilgimiz bulunmaktadır. Hala da araştırılmaktadır. 

Doğa ve kozmoloji ise ilişkisi ise geleceğin bilgisidir ve henüz edindiğimiz bilgiler bu konu hakkında sav ve tez ileri sürmemize yeterli gözükmemektedir. Düşüncelerimizde bir çok tahmin, önsezi, olasılıklar bulunmasına karşın bunu söze ve yazıya dökmek mantık süzgecine takılamayıp onu geçmesindendir.

Mantık süzgeci tuttuğuna doğru der. Süzgeçte kalan yani mantığımıza uyanlar süzgeçte kalanlardır. Süzgeçten süzülüp gidenler değil. Genellikle süzgecin kullanım amacı bize kalmasını istediğimiz faydalı, iyi ve doğru şeylerin süzgeç te bulunmasını isteriz. Diğer unsurların süzgeçten çıkmasını, ayrılmasını isteriz, amacımız odur. Bir bilginin mantığa uyup uymadığını tarttığımızda zihindeki bilgi ve ölçülere uyup uymadığını hali ile ağırlığının, öneminin yaşadıklarımızla yani yaşamla uygunluğunu ölçeriz.

Zihinsel etkinlikler, düşünce hallerinde mantık süzgeci, mantığa uyup uymaması tartılması, ölçüp biçmek hep mantık işlemlerini anlatır. Matematiksel bilgi, oran ve ölçüyle düşünce tarzımızı oluşturmaya çalışırız. Bu çaba kozmolojik nesnel olma tarzıdır. Canlılık bu nesnelliğe, karşı kendi öznelliğini oluşturmaya çalışır. İnsanda ise bu bencillik olarak ortaya çıkar. Toplum için bu bencilliğin belli ölçüde ve şekilde olması etik olgusu ile belirlenmeye, sınırlarının oluşturulmasına çalışılmaktadır. 

Doğa ve insanlığa ait tüm bilgilerin dünyamızda olduğu, burada onu aramamız gerektiği, kozmolojinin de onu kuşattığı gerçeği önümüzde durmaktadır. 

................ 



5 Mayıs 2021 Çarşamba

"Evrim Teorisi", " Big Bang " ve " Vedalar"

 Evrim teorisinin kökeni "vedalar " da bulunmakta mıdır ?

Hint kutsal metinleri olan " Vedalar" da bulunan reenkarnasyon inancın kökeni evrim teorisinin kaynağı mıdır ?

Belki de " evet ".

Reenkarnasyon canlı ruhunun türler arasında yolculuğunu anlatmaktadır. Ruhun olgunlaşması, gelişmesi ve dönüşümlerinin öğretilerini anlatır uzun metinler ile. 

Ruh her türlü canlı türünden sonra insana geldiğinde birden kast sistemine takılır. 

Artık ruhun yolculuğu ülke yönetim politikasının dar yolunda güncel hale gelmiştir. 

Artık her insan taşıdığı sorumlulukları, sosyo-ekonomik durumu ve sahip olduklarına razı olması ruhlarının mutluluğu için gerekli olmuştur. 

Bundan sonraki ölümden sonraki hayatında kast sisteminin daha iyi konumuna gelmeyi ümit etmekten başka çaresi kalmamıştır.

Reenkarnasyon konusu canlılar üzerinde çok iyi bir gözlem bilgisinin, güncel kader çizgisine taşınmasıyla kötü bir son bulmakta, dolayısı ile bilginin geleceği, ilerlemesi de engellenmiş olmaktadır. 

Belki de reenkarnasyon bilgisini ilk ortaya koyan ve geliştirmek isteyen kişiden bu bilgileri alan ülke yönetimi veya dini liderler alıp uygulamaya yani öğretinin halkça benimsenmesini sağladılar. 

Ve doğuda her bilimsel araştırmaların sonu ülke yönetimine sunularak biçim değiştirmesiyle sonuçlanmış olabilir. Bu olgu doğru da olabilir. Çünkü o dönemlerde bilginin eyleme geçilmesi ve toplumun düzenini sağlanması hizmetine sunulması önemli idi. 

O dönemin bilim insanları yönetimlere ve çevresine hizmet etmekte idi. Doğadan alınan bilgiler hızla eyleme geçilmesi gerekiyordu. Hizmete giremeyen bilgiler " Vedalar" ı yazan kişilerce metinler arasına konulma olanağı oluşmuş olabilir. 

Ülke yönetimi ve dini liderlere, dolayısı ile halka hazırlanmış ve sunulmuş gibi görünen bu kadim metinlerin aralarında günümüzün bilgisi ile anlaşabilir mesajlar, bilgiler içeriyor olabilir.

Reenkarnasyon öğretisi canlı türlerinin araştırılması üzerine ilerler iken birden ülke ve dini yönetim araştırmaları devir alıp hızla toplum için yaşam öğretilerine dönüşürmüş olabilir. 

Bir çok batı felsefecinin transendental öğretilerden etkilenmesi ve kendi bilgilerinin oluşmasında ilham almaları bir tesadüf olmasa gerek.  

Evrim teorisinin ve big - bang teorilerinin kaynağında acaba kadim hint öğretilerinin etkileri bulunmakta mıdır ? 

Soruyu genişletelim. Yunan felsefesinin oluşumunda Mısır uygarlığının etkilerini bilmekteyiz. Acaba Perslerin, Türklerin, Çinlilerin, Japonların ve Hintlilerin öğretilerinden Yunan kültüründen başlayan, Helenistik, Roma ve Ortaçağ Avrupası'na geçme olanağı olmuş mudur ?

Bu soruların cevapları edebi, mit, destan, öğretiler gibi metinler, politikalar, yaşam biçimleri ve sanat eserleri  arası bağlantıların  saptanıp kıyas ve karşılaştırmaların yapılmasıyla akademik çalışmalar ile ortaya çıkabilir. 

Ya da özverili çalışmalar ile araştırmacı ve yazarlar tarafından da ortaya çıkarılabilir. Başlı başına ve önemli bir grup çalışmasının gerçekleşeceği bir büyük tez konusu da olabilir.

Akademide tez olabilecek o kadar önemli ve değerli konular bulunmaktadır ki. Bu tezleri beş-on kişilik çalışma grupları ile ortaya konulabilmeli ve her emeği bulunan bu akademisyenlere grup çalışması dahi olsa bireysel ünvanları verilebilmelidir. 

Akademide tez konusu sıkıntısı bulunmamaktadır. Ya da aynı konuların tekrarı zorunlu olmamalıdır.

Akademisyenlere grupsal çalışma olanağı sunulmalı, araştırmacıların tek başlarına uzun yıllar harcayabileceği çalışmaları ekip olarak çalışarak hem yeni ve değerli tezlerin ortaya çıkması sağlanmalı hem de basit, kolay ve tekrara dayanan tezlerin önüne geçilmelidir.

Her yeni ve önemli tez ülke ve küresel yaşam olanaklarının gelişmesine, yeni gündemlerin ve geleceğe yansımaların oluşmasına yol açabilme olanağı sunmaktadır. 

Tüm kadim kültürlere bir çırpıda sünger çekmiş  son beş yüz yıllık batı kültürü yeni gelişmeleri ve planlamaları ile bu açığı kapatmış gibi görünürken aslında binlerce yıllık insanlık tarihi kitabının sadece parlak ve güzel bir kapağı konumunda bulunduğu gerçeği ile dostça  yüzleşmektedir küresel süreçte.

Araştırma ve metotları ile insanlık tarihine olan görevlerini tamamlarken geri kalmış kültürleri de derin uykusundan uyandırma sırasındaki haksızlıklarını da affedilir kılmışlardır belki de son beş yüzyıl içinde.

Önce kendi içlerinde bitmek bilmeyen bir hesaplaşma ve kavga dönemini küresel keşifler ile yeryüzüne yaymışlar bu cesaret ve merak adımları onları ödüllendirmiştir. Cehennem halinde bulunan Avrupa kendi içinde yaşadığı tüm acılar ve ıstırapların idmanı sonucunda o hızla yeryüzüne dağılmış ve tarihi, doğal tüm bilgileri toplamışlar ve içinde bulundukları cehennemi cennete dönüştürme aydınlığına kavuşmuşlardır. 

Şimdi İnsanlık tarihi büyük kitabının kapağında batı medeniyetinin ışıltılı, parlak ve mutlu yeryüzü görüntüsü bulunmakta, sayfalarını açtığımızda ise insanlık tarihinin tüm birikimlerinin eserleri sayfalarını doldurduğunu fark etmekteyiz. 

" Tanrıların arabaları" adlı eser kadim tarihleri sahiplerine değil de uzaylılara havale etme projesiydi. Bu eserdeki yaklaşım tarzı gibi bir çok fikir ve eserde geçmişi buğulu ve puslu gösterip tarihin Avrupa ile başladığına dair görüşü ön plana çıkarma isteği bulunmakta idi. Bu yaklaşım tarzların ne kadar olduğu ve günümüzde ne kadar etkili olduğunu araştırma ve gözlem ile saptama olanağımız bulunmakta. 

Yiğit üç yüz Sparta kahramanının batıyı perslerden koruma destanı aslında kadim geçmişle yüzleşmeyi engellemesi şeklinde de algılanabilir. Binlerce yıllık insanlık tarihinin zorlu ve karanlık rüyasını bir karabasan olarak algılamasını ve ona karşı bir direnmesinin öyküsüdür o savaşlar. 

Yeryüzünde kadim tarihin ruhları dolaşmakta, doğudan batıya doğru ve kaybettiği evladını bağrına basmaya hazırlanmakta medeniyetlerin birleşmesinde büyük okyanus dalgalarının ve fırtınaların, rüzgarların bir denge arayışıyla hareketlenmesi gibi küresel birleşme yolunda. 

Buna ne planlanan bir küresel salgın engel olabilir ne de nükleer silahların körelmiş tehditleri. Ne erimiş siyasi rejimler engel olabilir ne de siyasileşmiş inançlar. Camla üretilmiş imajlar, kumdan yapılmış sınır duvarları büyük küresel birleşmenin devasa hareketine dayanamazlar. Karalama defterleri yanarken, dev aynasının yıkılması da söz konusudur. 

Post-modern, post-truth senaryoları kadim insanlık tarihiyle yüzleşmenin engellenemez çabaları iken sanatta distopya olarak zombiler, uzaylıların istilası, yüzüklerin efendisi gibi eserlerle kendisini göstermektedir. 

Kitaplar sadece kapaktan okunsaydı, düşünen zihinler körelirdi.

Kitabın kapağı, kadim kitabın içeriğini ve kaynağını reddediyor. 

Bu çok büyük bir çelişki. 

Süt kaynadığı kapta kalırken kaymağı fazla kaynama karşısında ancak kıvrılır ve küçülür değerli olmasına karşın. Kaynayan kabı dolduran süttür kaymağı değil.

Batı kültürünün bu kitabın hazırlanmasındaki emeğine ve kapağına konu olmasına hak vermemek mümkün değil tabi ki.

Yıkılmaya yüz tutmuş tarihi ahşap evde, çatırtı sesleri artmaktadır, çatlamış duvarlar, parçalanmış tavan.  evin geniş salonda, çalışma masasında, bilgisayarda işlerini bitirme telaşındadır oturan genç adam. İşine ara verir ve artan çatırtı seslerine kulak verir, gözlerini tavanda gezdirir. Endişeli ve telaşlıdır. Elini tavana doğru kaldırır ve " Lütfen biraz daha zaman ver, çalışmamı tamamlamak üzereyim " der. Sesinde endişe ve korku bulunmaktadır. Doğa tüm rüzgarı ve esintisi ile eve baskı yapmaktadır. Dayanmaya çalışan ev ise kadim tarihtir. Genç adam yutkunur " Son projem fırtınayı bir melteme, evi ise sağlam bir yapıya dönüştürmeyi amaçlıyor " der sakince. 

Sonra ne mi oldu. Devamı haberlerde izleyeceğiz hep birlikte küresel olarak önümüzdeki yirmi yılda. 

4 Mayıs 2021 Salı

" Yaşam Basıncı ve Yaşam Döngüsü" üzerine Düşünceler

 Basınç kelimesi basmak, bastırmak, sıkıştırmak, baskılamak, gevşek ve dağınık nesneleri sıkı ve birleşik hale getirmek, madde ve enerji miktarlarını geniş alandan dar bir alana doğru ittirmek ve kapladıkları alanı azaltmak, hacim miktarını küçültmek şeklinde oluşan bir olgu.

Evrensel ilkelerin işleyişi sırasında hava basıncı, ısı basıncı, su basıncı, çekme ve itme kuvvet basınçları şeklinde bir çok basınç şekli oluşmaktadır. Isı değişimlerin, karışma, çarpışma ve ayrışmaların madde ve enerji üzerinde bir çok etkileri oluşmaktadır. Bu etkileşimlerin bilimsel açıklamaları ve araştırmaları bulunmaktadır. 

Basınç kavramının canlı üzerindeki olgusu üzerine durmak istiyorum. Bu alana güneşin kendi içindeki basınç ve çekim olgusu örneğinden giriş yapacağım.

Güneş yüksek sıcaklıkta olup içinde madde ve enerji sürekli hareketli halde bulunmaktadır. Büyük bir dairesel alanda madde ve enerji bir fırın gibi kendi yakıtını yakmakta ve tüketmektedir. Tüketmesi ancak kendisinden kaçanlar yani ısı ve ışınlar nedeniyle olmaktadır. Diğer kalanlar ise kendi içindeki yanma ve soğuma şeklindeki hareketlerine devam etmektedirler.

Canlı, üreme sisteminde kendi bedensel tamamlanmış özelliklerini basınç halinde tohum ve yumurta şekline getirerek kendi içinde üretmektedir. Hazır hale gelen tohum ve yumurta adeta kullanılmış ve değişmiş havanın nefesle dışa verilmesi refleksinde, bedendeki fazla veya zararlı maddelerin sıvı, katı ve gaz halinde bedenden atılma baskısındaki halinde bedenden atılma konumuna yani hareketli olma halinde doğru ilerlemektedir. Tohum ve yumurta üretim merkezinden hareketlenerek merkezden dışa doğru hareket haline geçmektedir. 

Tohum ve yumurta, canlının kendi temsilini basınçla minimal hale getirme etkinliğidir.

Bu teorimiz tohumdan ve yumurtadan tamamlanmış bedene geçişin kaynağına ışık tutmaktadır.

Basınçlanmış beden temsili tohum ve yumurta aldığı besin, hava ve su ile açılmaya ve hücrelerinin bölünmesini arttırarak, birleşimini devam ettirerek büyümeye ve kendi içinde çoğalmaya başlamaktadır.

Vakumla havası alınmış bir kapalı alan veya düzeneğin, kapalı kalmaya devam etmesi halinde, dış havanın ona baskısını sürekli uygulaması hali kapalı alanın veya düzeneğin basınç altında kalması demek olurken, küçük bir açılımla içeri giren hava miktarının içerde artmasına doğru basıncın azalması şeklinde devam etmesi durumu vardır. Kapalı alan veya düzeneğin dışa açılımı büyük ve birden olursa içeri giren hava basıncı da hızlı ve büyük olacaktır. Dışa açılım az olursa hava basıncı azar azar ve sürekli devam bir şekilde olacaktır. En sonunda kapalı alan ve düzeneğin dış ile bağlantı noktası olarak hava değişimi miktarı dengesi oluştuğunda basınç normal hale gelecektir. Burada " Doğa boşlukları sevmez " deyimi havanın basıncı ile ilgili olup hava bağlantısının kesildiği her boşluğa ve doluya, madde ve enerjiye baskı kurmaktadır.

Canlı, tohumu ve yumurtası için nasıl bir basınç oluşturmaktadır. Bu basınç uygulamayı nasıl başlatmış ve devam ettirmektedir. Canlıya ait bu basınç oluşturma örneğinin evrensel ilkeler basınç olgusu ile nasıl bir bağlantısı bulunmaktadır. Canlı, evren basınç bilgisini kendi içinde mi uygulamaktadır. Yoksa o olgunun farklı bir halini mi kendi oluşturmuştur.

Tohum ve yumurta oluşumunda, canlı önce genetik temel özelliklerinin mikro ölçekte kopyasını oluşturmakta ve bu da yeterli olmayıp, oluşan bu mikro ölçeğe büyüme, genişleme, yayılma ve tam bedenlenmeye kadar varacak basıncı barındırma özelliğini yüklemektedir. Adeta havası alınmış bir su botunun kapağını açar açmaz hava basıncının onu şişirmesi gibi tohum ve yumurta da ısı, su, besin ve hareketle her canlının bedenlenmeyi tamamlayacağı süreye göre ve kadar bu basınç altında büyümesini sağlamayı başarmıştır. 

Bu teorimize göre tohum ve yumurtanın oluşumuna uygun basınç miktar ve bilgilerini yüklersek o tohum ve yumurtanın tam bedenlenme sürecini uzatabileceğimiz gibi anlam çıkmaktadır. 

Bu bilgiler ışığında, canlının ömrünü kat kat arttırabileceği anlamına gelmektedir. 

İnsan yumurtasına uygulanacak bir basınç bilgisi, şekli ve miktarı onun çocukluğunu otuz yıl, ergenliğini yetmiş yıl, olgunluğunu iki yüz elli yıl ve yaşlılığını ise yüz yıl arttırabileceği gibi hayal gücümüzü aşan oranlara ulaşmak olanaklıdır.  Bir insanın toplam ömrü dört yüz elli yıla kadar veya daha fazlası için olanaklıdır. Zaten doğa evriminde bunu geliştirmeye çalışmaktadır. 

Canlının evren sıçrayışlarında daha yükseğe, göz kırpması ve yutkunmasını (hareket temsilinde) daha fazla yapmasını sağlamanın yollarını aramaktadır. Doğa, canlılığın çeşitlenerek her olasılığı denemesi ve evrensel ilkelerini de kullanarak onun ötesine doğru ilerleme amacındadır. Doğa, yaşamın artması, uzun sürmesi ve evrende yayılması üzerine çalışmaktadır. Doğanın rakibi veya antitezi insan gibi diğer canlılar da değildir, onun antitezi evrensel normatif ilkelerin canlı üzerindeki olumsuz ve yok edici etkileridir. Doğa için canlının canlıya en kötü olumsuz etkisi nüfus sınırlaması (insanın bozgunculuğu içinde geçerli olan) üzerindedir. Canlının canlıdan beslenme özelliği doğanın kendi devinimini arttırması, evrene işleyişi ve ilkelerine karşı kendi özerk alanını genişleme, yayılma ve sıçrama öncesi, yoğunlaşma ve basıncını arttırma (Amazon ormanları) üzerinedir.  

Bu bilgiler ışığında her türlü bitki, bakteri, mantar, hayvan cinsleri ve türlerinin ömürlerin on katı veya daha fazla artarak evrensel ilkelerin, olguların sınırlama özelliğine karşı yeni bir oluşuma doğru ilerleme olanağı bulunmaktadır.

Canlının dış olumsuz etkenler olasılıkları dışında kendi iç yaşamsal ömrünü uzatmasının bir çok yolu bulunmaktadır. Uzun yaşama olanaklarının başında ilk basınç oluşumunun tamamlanma aşamasında ikinci bir basınç başlangıcı gerekmektedir. İkinci basıncı oluşturmak için birinci basıncın geri çekilmesini sağlamak ve organizmanın o süre içinde ikinci bir basıncı oluşturması gerekmektedir. 

Yaşam Basıncı Denemesi (insanda)

Yaşam Basıncı nedir ?

Canlı organizmanın bedensel oluşumu, gelişimi, büyümesi ve tamamlanması süreçlerini sağlayan içsel yapısında bulunan genetik olarak oluşturulmuş dna ve hücre bazında kalıtımla aktarılan ömür süresini sağlayan itkiler bütünüdür.

Ömür aşamaları        Yaş      Yaşamsal Basınç oranları

Bebeklik                   0-2               10

Erken çocukluk        3-5                20

Orta çocukluk          6-10              30

çocukluk                  11-15            40

erken gençlik           16-18            50

orta gençlik             18-23            60

Gençlik                    24-28           70

Erken yetişkinlik     28-32            80

orta yetişkinlik        33-38            90

Yetişkinlik               39-45           100

erken olgunluk        46-50             80

orta olgunluk           51-55            60

Olgunluk                 56-70             50

İleri olgunluk          71-80             40

Erken yaşlılık          81-85            30

Orta yaşlılık            86-90            20

Yaşlılık                    90-100         10


Ömür basınç oranlarında ikinci bir basıncın oluşması için neler gerekmektedir. İkinci basıncı hangi aşamalarda düzenlemek en iyi sonucu verir. İkinci basınç uygulandığında ömür süresi ne olacaktır. Üçüncü basınç ayarına geçebilmek için önceki basınç ayarları nasıl olmalıdır.

Bedenimizin yaşamasına katkıyı en çok kalbimiz sağlamaktadır. Ömrümüzün sınırı onun atışlarıyla sınırlı olduğu bilinmektedir. Eğer biz onun atış miktarını sorunsuz arttırabilirsek ikinci ve sonraki basınç oranlarını da düzenleyebiliriz. Bedenin en önemli basınç ölçer ve belirleyici organı kalp uzun ve sağlıklı yaşamamızın anahtarı gibi durmaktadır. 

Belli bir yaştan sonra ikinci küçük bir kalbin bedene takılması ikinci aşamaya geçişi sağlayabilir. Bu ikinci kalp yapay veya  küçük ve doğal olabilir. İkinci kalp atımı kanın bedeni beslemesi, temizlemesi, onarması, yenilenmesi gibi bir önemli özelliği karşılayabilecektir. Belirli zamanda veya gerektiği anda ikinci kalp değiştirilerek ömür çizgisi uzaması sağlanabilinir. Bu kalp beden dışından da destek olarak atar damara bağlanabilir. Önemli olan bedenin ikinci kalbi kabullenmesi ve onunla uyumlu olabilmesidir. Bu başarılabilirse genetikle iki kalpli olma veya belli yaşta ikinci kalbin oluşması sağlanabilir.

Yaşam süresini kısaltan ikinci etken de yer çekiminin baskısıdır. Bu baskıyı ve basıncı azaltmak adına bir çok yol aranabilir. İçinde neon veya daha fazla uçuçu özelliği olan gazların bulunduğu özel elbiseler üretilebilir.

Tüm bu sorular biyo-fiziğin ve tıp bilimin konusudur. 

Uzun ve sağlık yaşama için yeni olarak dikkat edilmesi gerekenler

Canlılık evrenin sıcaklık ve soğukluk etkisine karşı büyük bir direnç geliştirmeye çalışmaktadır. Bir yandan bu evrensel işleyişe karşı savunmalar geliştirirken bir yandan onu üremenin oluşumu için kullanmaktadır. Sıcaklık değişimlerine karşı canlı bedensel değişimlerini gerçekleştirmektedir.  İklimlere göre canlı hareket tarzlarını ve bedenindeki değişimlerini geliştirmektedir. Deri ve kıllar, kanın bacaklarda dolaşmaması ve sadece ana gövdede bulunması, iklime göre uykuya yatmalar ve uyanmalar. 

Doğa sürekli bulunduğu ortama belli bir sıcaklık dengesi oluşturmaya çalışması bu evrensel işleyişin canlı üzerinde ne kadar büyük bir etkisinin göstergesidir. Yaklaşık bir haftalık ömürleri olan böceklerin uygun sıcaklık, nem ve besin olan ortamda bulundurulmaları onların ömürlerini daha da uzayacağı anlamına gelmektedir. Böceklerden av olunmaya savunma geliştirmeyenler bu kısa yaşamaya karşı üremeleri ile yumurtalarının çok sayıda olmasını sağlamaktadırlar.

Sıcaklık değişimlerin canlı üzerinde büyük etkileri olduğu ortadadır. 

Biz insanlarda da beden ısısı dengesinin korunması ve sürdürülmesi bir çok rahatsızlığın hastalığın önlemede önemlidir. Çok sıcak veya çok soğuk su ve havanın bedenimiz üzerimizde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Beden bu aşırı sıcaklık değişimlerinin etkileri ile ölüm alarmı vermektedir. Yanma ve donma risklerine karşı beden hızla bir etki-tepki oluşturmaktadır kendi içinde. 

Yumurta ve tohumun oluşmasında mevsimsel sıcaklık farklarının etkileri olduğu bilinmektedir. Canlılar bu sıcaklık değişimlerini özellikle kullanmaktadırlar bedenlerinde. Sıcaklık ve basınç oranlarını başlangıcında yeni üreyecek canlıların beslenebilme olanaklarının bilgisi ile birleştirmekte ve içgüdüsel olarak çoğalmalarını gerçekleştirmektedirler.

İnsan dış iklimsel koşullarını belli bir oranda dengede tutabildiği için mevsimsel üreme etki ve şekillerini azaltmıştır. Hem dış iklimsel etkileri hem de beslenme olanakları onun mevsimsel bağımlılıktan koparmıştır. İtkiler ve güdüler etkilerini duyguların referansına bırakmıştır. İlişkilerdeki kızgınlık, öfke ve üzüntü, korku gibi uç duygular yumurta üretimi için belirleyici hale gelmiştir. Gençlerdeki hızlı öfkelenme ve üzülme gibi bir çok hızlı duygu değişimlerinin kaynağında yumurta üretme sisteminin çalışma referansını mevsimsel ve beslenme odağından duygulara kaydırması bulunmaktadır.

Mevsimlerdeki değişimler biz insanlara görünüş ve etki olarak duygularımıza etki etmektedir. Bedenimiz için bu mevsimsel algı duygularımızı harekete geçirmekte ve sonrası itki ve dürtülerimizle birleşmektedir. Duygularımız itki, dürtü ve güdülerimizle geri bildirimli çalışmaktadır. Doğal işleyiş sürecinden ayrılmış insan itki, dürtü ve güdü gelişimlerini duyguda biriktirme yoluna gitmekte ve sonrasında eylem ve düşünce (bilgi) olarak etkilere yol açmaktadır.

Yaşam Döngüsü

İnsan yaşamı aşamaları olan doğum, bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik, olgunluk, yaşlılık sonrasında ikinci bebeklik, ikinci çocukluk, ikinci gençlik, ikinci yetişkinlik, ikinci olgunluk ve yaşlılık sonrası üçüncü döngü başarılabilir mi ?

Zor ama imkansız değil. 

Zor olan bu konularda daha yeniyiz ve çok daha fazla bilgiye ihtiyacımız var. İmkansız konusu ise önce "öğrenillmiş çaresizlikten" kurtulmakla imkansız olmadığı yolunda yeni adımlar atabiliriz.

--------------  

29 Nisan 2021 Perşembe

Doğa ile Evrenin İzinde -4

 (Doğanın insanı uzaya fırlatışı)


Doğanın ideal varlık ilkeleri ve evrensel (kozmoloji) işleyişle olan etkileşimleri 

Doğanın ideal varlık biçimi, canlılık türlerinin çeşitliliği ve farklılığına dayanmaktadır.

Bu ideal varlık biçiminin amacı evrensel (kozmolojik) boyutta ve orandaki evrensel (kozmolojik) işleyiş ilkelerinin kendisini sınırlaması ve yok etmesi tehlikesine karşı her türlü savunma sistemini ve ilkelerini kendi özünde tutmak zorunluluğundandır.

Evrensel zamanın ve ilkelerinin işleyiş düzeni bulunmaktadır.

Doğa ideal varlık biçimini evrensel zaman ve ilkelerin işleyiş düzenine göre daha hızlı ve değişken tarzda sürdürmesi şeklinde oluşturması onun temel özelliği ve ilkelerindendir.

Doğa içindeki türler hızla artmalı ve çeşitlenmelidir. 

Türler arası ilişkiler doğanın bütünsel yapısına zarar vermemesi için birbirlerini sınırlandıracak bir biçimde ilerlemelidir.

Türlerin çeşitliliği ve birbirlerine bağlı bir döngü içindeki sınırlılıkları oluşu doğanın bir denge oluşturma ve varlığını genişletip yayma açısından çok önemli görünmektedir.

Doğa içindeki türlerin sınırlandırması

* Çoğalan türün kendi içinde kendini sınırlandırılması. Bu türün kendi içinde ayrı mekanlara ayrılması ve beslenme yetilerinin değişimiyle kendi türlerine yönelik sınırlama potansiyellerinin oluşumu örnek verilebilir.

* Çoğalan türün doğaya bıraktığı atıkların ve yaşamı biten üyelerin doğaya dönüşümü aşamasında ortaya çıkan yeni türler tarafından sınırlandırılmaya doğru ilerlediği görülmektedir.

* Mekanın bir çok canlı tarafından doldurulması, karşılaşmalar ve sıkışıklık ile farklı türlerin birbirine zararlı olma olasılığının artması. Amazon ve diğer büyük ormanlar örnek olabilir. 

* Çoğalan türlerin etkileri sonucunda iklimsel değişimlerin meydana gelmesi ve söz konusu türün çoğalması da durma yoluna veya türün farklı mekanlarda ve şartlarda değişime uğrayarak aynı türün çoğalmasını önleme şekline dönüşür. 

İnsanlığa özgü özellikler son iki bölüme aittir. Türümüzün çoğalması ile mekanda çok yer kaplayarak bize zararlı olabilecek virüslerle temas zorunluğu oluşması. Farklı mekanlardaki türümüzün kendi içindeki hakimiyet ve yönetim çabası uluslar arası tür farklılığı iddiası ile ortaya çıkmaktadır. İnsan türü kendi türü içinde farklı tür ve özellikleri iddiasından dolayı rekabet ve hakimiyet olgusunu tarihi içinde zihinsel yapı olarak oluşturmuş ve taşımıştır. Türün çoğalmasının getirdiği yönetim, kaynak ve görev paylaşımı konularında sınırlı sayıdaki kesimin olanakları için mücadele vardır. İnsanlık tarihi bu olaylarla doludur. İnsanlığın bir tür olduğu kabul edildiği halde kalabalık olması nedeniyle yönetim, kaynak ve görev paylaşımının tüm türe özgü uygulanabilir özelliğinin keşfedilememesi veya keşfedilmek istenmemesi, engellemesi nedenleriyle insanlık kendisini doğa ilkelerinin gizli baskısı yolu ile savaşarak sınırlandırmaya yönelmektedir. Yani kolay yolu seçmekte zor olan kalabalık türün nasıl barış içinde olabileceğine odaklanamamaktadır. Doğa bu konuda kolaylaştırıcı değil kendi ilkesi açısından zorlaştırıcıdır.   

Görüldüğü gibi evrim olgusu doğa ideal varlık ilkelerinin bir parçası konumunda olup doğanın gelişimi, çeşitlenmesi, farklılaşması, türlerin miktarının sınırlandırılması, yayılması, ilerlemesi gibi kendine has özelliklerinin bir kısmını içinde barındırmaktadır. Dolayısı ile evrim olgusu doğanın evren ilkel işleyiş ilkelerine karşı kendi üzerinde geliştirdiği bir araç, yöntemdir.

Türler arasındaki birbirini sınırlama amacı doğanın ideal varlık ilkesinde evrenin temel ilkeleri işleyiş sınırlaması ve yok edici özelliğine karşılık gelmektedir. Bir olay çok anlam. Tikel anlamda av-avcı olgusu türün kendini var etme mücadelesi iken üst anlamda tür sınırlandırma hareketidir. Doğa ideal varlık biçimi için bu olgu kendi içinde bir denge ve evrensel işleyiş ilkelerine karşı savunma arayışlarıdır.

Doğa'nın korunma ve savunma geliştirmek zorunda olduğu evrensel işleyiş ilkeleri

* Canlının, sıcaklık ve soğukluk miktarlarına karşı korunması, değişimi, uyumu ve onu kendine göre dengeleyip etkilemesi (kendine uyumlu hale getirip sabitlemeye çalışması )

*  Canlının, madde, enerjinin birbirlerine ve canlıya uyguladığı çarpışma, birleşme, parçalanma gibi hareket şekil ve oluşumlardan koruması

Aslında sıcaklık ve soğukluk değişimlerinin madde ve enerjinin birbirine uyguladığı tüm etkileşimlerin kaynağı ve temelinde yer aldığını düşünebiliriz.

Doğa'nın evrende madde ve enerji ile olan zorunlulukları

* Canlı, evren içinde yönlülük, madde ve enerjiye bağlılık, tutunma zorunluluğundadır (Havada belli bir alanda çok yönlü hareket edebilen sinekler, üreme için kur yapma hareketi olarak zorunlu hale gelen bu uçuş şekillerini yönetebilmek için göz miktarlarını çok sayıda çoğaltma yoluna gitmişlerdir, tabi ki arılarda her yöne uçuş olanağı için aynı yöntemi geliştirmişlerdir, pilotların da bir çok kameralı başlık taşımaları uçak veya uzay gemisini her yönde rahatça kullanmalarını sağlayabilir).

* Canlı, madde ve enerjiyi kullanma, beslenme, birliktelikte bulunma zorunluluğundadır. Bu olgu canlının madde ve enerjiyi kendinde taşıması, dolayısı ile varlık oluşma temelinin onlara dayandığı bilgisi ortaya çıkmaktadır.

Zaman, mekan ve hareket şekillerinin canlı ve evrensel işleyiş ilkelerinde görünümleri

* Enerji ve madde zaman ve mekan olarak canlı öncesi oluşmuş bir aşama olarak görünmektedir.

* Evrende madde ve enerji hareketi oluş ilkeleri belli hız ve zamanlarda oluşmaktadır. Enerji ve madde miktarı aynı kaldığı tahmini veya çok yavaş değişime uğrayarak artış gösterdiği düşüne bilinir. Canlıda ise uygun şartların oluşması ile çoğalma ve büyüme hızı madde ve enerji işleyiş ilkelerine göre çok hızlı ve büyük oranlara çıkabilme potansiyeli bulunmaktadır. Canlı için adeta madde ve enerji üretim ve depolama varlığı da denilebilir bir izlenim olarak.


..............

   

26 Nisan 2021 Pazartesi

Doğa ile Evrenin İzinde - 3

 

(Düşünen insan)



Bilinmeyen bir yerde olağan üstü diyaloglar geçmektedir. 

Oraya doğru kulak kabartıyoruz.

Doğa : Ey İnsan neler yapıyorsun.....

İnsan: Neler yaptığımı biliyorsun, ama yine de sorman kendi kendime  hatırlatmam için sanırım...

Enerji : Onu dinleme İnsan yoluna devam et oyalanacak vaktin yok........

Madde : Çalışmalarına ve eylemelerine devam et insan yanındayız. Sen artık bizden yanasın doğanın değil.

Doğa : İnsan bana rağmen onları dinleyecek misin....

İnsan : Kaynağım doğadan ama yönüm madde ve enerji yolunda ilerliyor....Karar vermekte zorlanıyorum...

Enerji : Yolun önemli insan şu an ilerlediğin yol...

Madde: Kaynağını unut, o geride kalmadı mı....bak ben de önce enerji idim...

Doğa: Kaynağını unutmak...doğru mu sence insan...

İnsan: Neden ayrıldım senden... ben niye düzeninden çıktım....

Doğa : Bu konu uzun... önce sen enerji ve maddenin sözleri için ne düşünüyorsun onu belirlemelisin...

İnsan : Onların kuralları belli, evrende gelişimleri de.... ürettiğim zekayı bende almak istiyorlar şu an...Tıpkı benim arıların balını almam gibi... burada düşündüğüm konu bu olay benim kaderim mi, yani ben ne yapsam da onlar bu ürünü benden her yol ile alacaklar mı... yoksa ben kendini bilmez tavrımla mı bu yola giriyorum.

Doğa : Düşün ey İnsan.... vaktin var... sana ait olan yetini kullan...

Enerji : Düşünmene gerek yok insan......Sadece yoluna devam etmek için düşün o yeter sana...

Madde : İnsan düşünmek için zamanın yok, artık... geri dönülemez bir yola girdin...Yetin olan zekan artık senin boyunu aştı....bu yetini bir hedefe yöneltmen çok zor artık... 

İnsan : Arada kaldım... Düşünmem gerekiyor...Zekam dağılıyor.. aklım parçalara ayrılıyor...canlılığın tür hedefinden çok uzaklaştım...o kadar çoğaldım ki...kendi içimde türler oluşturmaya çalışıyorum fark etmeden...doğanın karşı konulamaz ilkelerinin büyük etkisini içimde hissediyorum...madde ve enerjiyi kullanarak bu büyük ilkelerin baskısından, ağırlığından kaçmaya çalışıyorum...bunu yaparken zekamı madde ve enerjiye teslim etmeye ve doğaya karşı savunmaya çalışıyorum...sonsuzluğa tanık aklım kalıcılıktan pay aldı onu bırakmak istemiyor...bedenim doğanın tüm ilkeleri ile titriyor...şunu biliyorum ki hala bir hücreyim ben tüm yaşamım ve varlığım bir hücre içine sığacak kadar küçük bu evrende...O halde görevim şu an... aslen bir hücrede bulunurken doğanın ve doğaüstü gücün etkisi ile tamamlanmış bir beden görüntüsünde yaşamakta ve bilmekteyim.... Sonsuzluktan pay alan zihnim bu payında ısrar etme hatasında...benim tamamlanmış bedenimde yaşamam hücreden bağımsız ve onun üstünde olduğum anlamına gelmemekte...hücrelerin bir kule oluşturup bir amaca doğru ilerlemesi içinde var oluyorum...

Enerji : Ben sana yardım etmeye hazırım, sende varım zaten, beni kullanıyorsun....

Madde :  Bende hazırım, beni kullanmana, bende sende varım....

Doğa : Olayı anlıyor musun insan....Ben ve sen hala bir hücreyiz evren için....henüz sadece bir hücre olarak sistemimizde görünür olduk...

 (canlı, hücredir)


İnsan : Canlıda tamamlanmış bir bedenin öncesi, bir hücrede bulunduğuna ve ondan gelişmesine tek bir hücrenin tek olarak büyümesi yerine bir çok hücrenin çoğalarak bedeni oluşturması ve bu yapının tüm canlılarda aynı olması canlının tikel, canlılığın ise tümel olması fikrine götürür. O halde doğa canlıları barındıran bir tümeldir. Canlılık dışı madde ve enerji doğa varlığının temelinde yer almakta olmasına rağmen onları doğadan ayrı tutmalıyız. Canlıyı doğa tümeline, madde ve enerjiyi evrenin temel yapısına ayırmalıyız. Evren tümelinde hem doğa hem de madde ve enerji birleşmekte olup, evrendeki doğa dışındaki oluşumlara evrenin temel işlevi olarak ayırmalıyız. Evren tümelinde doğa ve evrensel işleyiş  olarak iki alt tümel bulunduğunu söyleyebiliriz. Bilimleri de evrensel işleyiş bilimleri klasik fizik, kimya ve biyoloji, doğa bilimlerini doğafizik, doğakimya ve doğabiyoloji temelinde insanbilimleri ilerleyişi ile olacağını dikkate alabiliriz. Doğa ile evren arasındaki etkileşimleri bu bilimlerin ortaya koyduğu yeni bilgiler ışığında ortaya çıkarabilir. Türümüzün gelecek plan ve hedeflerini daha doğru, güvenilir ve sürdürebilir bir hale getirebiliriz.  Yeni tarzda yapılacak bilim verilerine göre şu konular aydınlanacaktır.

* Canlılığın kendi içindeki ilişkilerin temelleri.

* Canlılığın, evren işleyişine karşı "ortak" savunması, korunması, tedbirler oluşturması, faydalanması ve kendini geliştirme çabaları.

* Dünyadaki olayların oluşma temellerinde doğanın ve evrensel işleyişin etki oranlarını bulma. Yağmur, rüzgar, deprem vb. gibi ortak oluşan olayların temellerine inilmesi ve çözümlenmesi bu olayların geleceğe yansımalarının ortaya çıkarılması, mevsimlerin kaynağının yerkürenin döngü yapısı dışında canlılığın etkilerinin neler olduğunun keşfedilmesi.

* Canlılığın evrensel işleyişi ile olan etkileşimlerinin saptanması canlılığın oluşumu ve evren içindeki yönü, eğilimi ve hedefi konularında birçok bilgi vermesi sonucunda türümüzün kendi hedefinin yönünü canlılığın ortak hedefine yönelterek varlığının temellerini belirleme ve sürdürebilir bir geleceğe yönelmesine olanak sağlar.

İnsandaki akıl ve beden etkileşiminden insan ve doğa birlikteliğine ulaşmamız olasıdır. 

Türümüzün varlık olgusunu sadece türümüze ait değil doğa ile birliktelik, onunla bağlantılı, etkileşimli, bağımlılık gibi bir çok algı ile tümleşik, birleşik olarak ele almanın gereği ve zorunluluğu yaşanılan küresel salgın ile bir kez daha ve önemli olarak ortaya çıkmaktadır.  



............

22 Nisan 2021 Perşembe

Küresel Salgın Günlüğü -5



Kültürel gündem sisi, örtüsü: Küresel Salgın

Günümüz günlük yaşantıda gündemi belirleyen en önemli etken küresel salgın olmuştur.

Bir örtü gibi diğer gündemlerin üstünü kaplamıştır. 

Yeryüzüne bir sis perdesi gibi inmiş, etrafta neler olup bittiğini adeta gizlemektedir. 

Küresel gelişmeleri anlık takipten banttan izler hale gelmemize neden olmuştur. 

Önemli gündem başlıkları olay başlamış halde gelişme aşamasının bilinmezliğinde bize yansımaktadır.

Teknolojik gelişmelerin gündeme yansıyan kısmından çok ileride olma hali gibi, bir çok alanda oluşan gelişmelerin geçmiş zamanları gündeme yansımaya başlamıştır.

Şu an piyasa da bulunan ulaşım, iletişim, iş ve yaşam alanı araçları teknolojileri ar-ge merkezlerindeki son bilgilerin çok gerisinde olduğu tahmin edilmektedir.

Ar-ge gizli teknolojik araştırma merkezleri haline gelmiş olma olasılığı bulunmaktadır. Neden.

* Rakiplere bilgi vermemek, sızdırılmasını önlemek.

* Alt üretim şekil ve miktarlarının piyasada tüketim miktarın doymasını ve deflasyonu önlemek, enflasyonun gelişimini izlemek.

* Üretim araçları ve teknolojinin hızı tüketim hızını çok ötesine geçmesi nedeniyle ileri teknolojiyi raflarında bekletme zorunluluğu.

* Üretilen teknolojiyi küresel olarak yaymaktan ise ondan yararlanabilecek en üst tüketici grubuna hizmet etmek ve fiyat düşürülmesini ancak model eskimesi aşamalarına bırakmak.

Küresel salgının uzaması dikkatli zihinlerde şüphelere neden olmaktadır. 

Küresel ilk büyük salgın ne kadar sürecek sorusu önemli bir sorudur. 

Küresel salgının sürmesinde hangi piyasa sektörlerinin büyümesine olanak vermektedir. 

Küresel salgının uzaması nedeniyle gerileyen sektörler bu konuya nasıl değineceklerdir. 

Küresel olayların gündeme yansımasında ve teknolojilerin gelişim aşamalarındaki kopuşun artması küresel bir zaman ve olay algı kırılmasına neden olmaktadır. 

Olaylar ve teknolojik gelişmelerin başlangıç, gelişme ve son hali gibi aşamaların zihin algısındaki anlama ve anlamlandırma olanağını zorlamaktadır. 

Bu gelişme planlı ve sistemli mi yapılmaktadır, yoksa küreselleşme gelişmesinin bilinmez ve öngörülemez bir doğal süreç aşamasından mı kaynaklanmaktadır. Bu Konuyu hem bilimsel hem de felsefik olarak mercek altına almak gerekmektedir. 

Bu durumlar karşısında " Küresel gelişim ana bilim dalı " kurulmalı. 

Felsefe bölümleri baykuşlarını gece yarısı değil, akşam üstü uçurmaya çalışmalılar.  



20 Nisan 2021 Salı

Doğa ile Evrenin İzinde - 2



Fareli köyün kavalcısı (Teknoloji Üretenler) 

Evreni anlama yolunda ilerlemek için doğa ile evren arasındaki etkileşimleri, ilişkileri, gelişimleri tespit etmeye ve saptamalar yapmaya çalışmak önemlidir.

İnsanlığın, geleceğinde, varlığını sürdürebilmesi, sürdürülebilir olması için doğa ve evren etkileşimlerini, bağlantılarını araştırıp ortaya çıkarması gereklidir. 

Bilgimizi (bilimsel çalışmalar) türümüzün salt yararına olacak şekilde sınırlamamız bizleri ne kadar daha taşıyabilir. 

Uzaya açılma çabalarımızı sürdürmeye çalışmamızın altında yatan yeni buluşları arttırıyor gibi görünmesindendir.

Burada görülmeyen olgu her uzaya açılmamızda doğa ile evren bağlantısının sınırlarında dolaşıyor olmamızdandır. 

Uzaya açıldığımız için yeni icatlar yapıyor olmamız bilimin algısı, doğa ile evren bağlantısının sınırlarında dolaştığımız için yeni icatlar yapılmaktadır önermesi ise felsefenin algısıdır. 

İnsanlığın daha iyi bir gelecek için uzaya açılması gerekir algısı bilimin, İnsanlığın daha iyi bir gelecek için doğa ile evren bağlantısının bilgisine ulaşmaya çalışmalıdır önermesi de felsefenin algısıdır.

Felsefenin önermesi bilimin uzaya bakışını kapsamaktadır. Sadece uzay değil, uzaya açılma dışında da yeni bilgi ve icatlara ulaşılmasını hızlandırır ve insanlığın geleceğinin yeni rotasının oluşmasını sağlar.    

Günümüzde ufuk ve gelecek tacirlerin müşterisi olan tüm insanlığı ne yöne doğru götürdüğü bilinmemektedir. Bu ufuk tacirlerinin (küresel hakimiyet politikaları) her atılımı kötü ve iyiyi içinde barındırmakta iken gelecek planlarının sürekli darlaşıp, krizlere doğru ilerlemesi gelecek vizyonlarının hitap ettikleri kitlelerin kapasitesine göre olmadığı, sadece azınlık bir kesime göre sığ ve sınırlı olduğu ortadadır.

Fareli köyün kavalcısı gibi teknolojiyi üretenler arkasından gelen bizleri nereye götürdükleri belli değildir. 

Kavalcının yol haritası bulunmamaktadır.  Kavalcılar (teknolojiyi üretenler) bizlerin yeryüzündeki yaşama konforumuzu sağladılar, doğanın ve evrensel işleyişin kötü ve tehlikeli etkilerinden kurtardılar fakat bunu yeterli görmeyip ezgilerini bitirmiyorlar, görevini bitirecek gibi de görünmüyorlar, acaba hak ettikleri ikramiyeyi alamadılar mı. Yoksa kavalın sihirli gücünü kötüye mi kullanma tercihinde bulunmaktalar. Ütopyaya hizmet yerine distopya tercihini mi seçtiler. Gizli ve önemli yeni bilgileri refah tacirlerinin (kar kurumları) hizmetine sunmakta ısrar mı ediyorlar. 

Felsefenin ilerleme rotası bilimin teknolojinin etkisine girerek ihmal ettiği doğa ve evren ilişkisi üzerine olmalıdır. 

Yeni tümel sorumuz " Doğa ile Evren arasında nasıl bir bağ vardır, etkileşimleri nelerdir, birbirleri için ne anlama gelmektedir " . Benzeri bir çok soru sorabilir ve cevap arayabiliriz. 

Günümüz insan bilgisinin zirvesi olan teknoloji kavalcıların yönetiminde kendi planlarına göre ilerlemektedir. 

Bilim hedefini teknoloji rotasında sürdürme zorunluluğunda (finanse edenler) olarak belirlemiş gibi görünmektedir. 



...............  

19 Nisan 2021 Pazartesi

Doğa ile Evrenin İzinde




Canlılık yaşamı ile dünyayı çepeçevre kuşatmış ve doğa tüm varlığı ile görünür olmuştur.

Evrende bu nadide oluşum kabına (dünya) sığamaz durumdadır. 

Dünyadaki büyümesi ilerledikçe evrene doğru patlaması kaçınılmaz olacaktır. 

Dünyada büyüyen doğa evrene doğru patlamasında canlılık köpüğü sayabileceğimiz insanı uzaya fırlatmaya hazırlanmaktadır. 

İnsanlığın yeryüzündeki iç devinimi kendisi için büyük amaçları içinmiş gibi görünürken, farkında olmadan doğanın büyük amaçlarının küçük bir ileri hamlesi olduğunu gözden kaçırması olasıdır.

Doğanın dünyadan evrene patlama yapmasının belirtilerini insanlığın iç deviniminden saptayabiliriz.

Dolayısı ile bu konuyu düşünmeli ve incelemeliyiz. 

Canlılık köpüğü, püskürtüsü, fışkırtısı (Tazyikli bir suyun en öndeki damla veya buharları, patlayan bir volkanın etrafa fırlattığı eriyik madde parçaları, güneşten uzaya fırlamış olan ışık demetleri) olma bilincine ulaşmak veya ulaşamamak bizlerin gelecek yaşantısında ne gibi etkileri olabilir.

Bu hal akan bir nehirde yüzmeye benzer, bilinçli olan insan olayları tahmin etmektedir, içinde kargaşa, kaos, bilinmezlik, belirsizlik bulunmaz, kaderini görmüş ve ona hazırlanmaktadır. En uygun ne şekilde eylemde ve düşüncede olması gerektiğini bilmektedir. 

Bu bilinçte olamayan ise bu nehirde karmaşık zihinle, bilinmezliklerle dolu, korku ve endişe içinde suda çırpınıp durur. 

Bu sıra dışı fikirlerimde yanılıyor olabilirim, yanılmıyor da olabilirim. 

Bunu anlamanın en doğru yolu diğer bulunan tüm bilgilerin bu fikirlere destekleyici mi yoksa yanlışlayıcı mı olduğunu saptamak.

Diğer yol ise bu fikirlerimi mercek bilgi (tümel bilgiler mercek bilgi özelliği taşımaktadır) olarak kabul edip diğer tüm bilgilere bu mercekle bakmalı ve bilgileri anlamlandırmaya, sorunları çözmeye ve yeni tespit, saptamalara ulaşmaya olanak verip vermediğinin testini yapmalıyım.

Denemeye değer. 

" Doğa ile Evrenin İzinde " başlıklı yazı dizimde bunu araştıracağım. 






..............


13 Nisan 2021 Salı

İnsan Doğa ve Dünya -14

 İnançların İnsan Hayatındaki Önemi

İnsan olarak inançlarımızın temelinde tüm insanlığın yaşam, hayat, bilgi ve varlık gibi bir çok önemli konularda ortak düşünce ve eylem birliğine ulaşmak bulunmaktadır. 

Bu istek canlılığın haliyle insanın temel yapısında bulunmaktadır.

Gözlerimizi doğaya çevirdiğimizde bir çok canlı türünün birlikte hareket ettiğini ve aynı amaçlar doğrultusunda yaşadığını görürüz. 

Karıncalar belli bir düzende çoğalmakta ve yaşamlarını sürdürmektedirler. 

Göçmen kuşlar hep beraber uçarak göçü gerçekleştirmektedirler. 

Otçullar çok sayıda otlaklarda ve mevsimsel yerlerini değiştirmektedirler. 

İnsan türü olarak diğer canlılardan ayrıldığımız zihinsel yapımız doğamızdan gelen bu birlik olma amacımızı tarihsel ve mekansal gelişimimiz nedeni ile biraz zorlaştırdığı ortadadır. 

İnançlarımız davranış ve tutumlarımızı eşitler, bu eşitleme birlik bilinci içinde tüm sağlıklı düşünen zihinlerimizi de eşit kılar. 

Tüm insanlığın ortak hedeflerde ve gelecekte buluşma amacıyla araştırabileceği bir çok yol bulunmaktadır. 

İnançlarımız ise bu konuda en eski ve en derin bir yapıda bulunmaktadır.

Üzücü olan ise bu inançlarımızın farklı olmasına rağmen hizmet ettiği en son noktada birleştirici özelliğine ihanet edilerek birbirlerine rakip ve düşman kılınma yolu ile kişisel ihtiraslar uğruna hakimiyet kurma ve bunu sürdürme hatasına düşüldüğünü insanlık tarihinde görmemiz ve hala bu halin uygulanmaya çalışılıyor olmasıdır.

Köy yerleşim biriminden başlayan birlik kurma çabaları, bölgeye, oradan da ülkeye evrilmiş ve sınırlar çizilmiştir birer hücre temsilinde.

Bir çok hücrenin dokulara, organlara ve bedene ulaşması gibi insanlıkta birlik arayışını zihinsel ve bedensel olarak sürekli çabalamıştır tarihi boyunca.

İnançlarımız bu süre içinde her şeyi kuşatıcı ve kapsayıcı olmuştur. Tüm davranış ve düşüncemizin üstünde ve evrenimizin büyüklüğü, genişliği gibi bilinemez olmuştur.  

İçinde bulunduğumuz bu büyük evren karşısında sınırlarımızı bilmekteyiz. 

Hem bedenen hem de zihnen sınırlarımız bulunduğunu. Hem mekan hem de zaman yönünden. 

Doğa içinde sınırlarımız, kendi içimizdeki ilişkilerimizdeki sınırlarımız. Dünya'daki sınırlarımızı. 

Canlılık içindeki sınırlarımız. 

Küresel salgının bizlere verdiği en büyük etki bu sınırlılıklar üzerine olduğu görülmektedir. 

İnançlarımız tüm sınırlarımızı birleştirmektedir. 

İnançlarımız biz insanları tür olarak eşitlemektedir.

12 Nisan 2021 Pazartesi

Eytişimsel Düşünmede Bilim ve Teknoloji kritiği

 

Bilim, geçen yüzyıldan bu yana kaybetmiş olduğu temel ilkesi olan tarafsız olma kimliğinden yoksun olarak gelişimini sürdürmektedir.

Bilim geçen yüzyılın başından bu yana hala teknolojinin hizmetinde yer almaktadır. 

Teknolojiyi de iki ana unsurun yönlendirdiğini ve yönettiğini biliyoruz. 

Bu iki unsur kar ve küresel hakimiyet isteğidir.

Kar, kendini küresel olarak tekel olmaya, küresel hakimiyet ise varlığını bu şekilde devamı hedefindedir.

Kar, küresel iyi yaşamayı vaat ederken, tüm üretimleri ve hizmetleri bir kurumda toplama gayreti içinde iken hakimiyetçiler ise yaptırımlarıyla kendi kurallarının sürmesi ve geçen yüzyılda edindikleri avantajlarıyla yönetimlerinin devamı isteğindedir.

Küresel kar ile küresel hakimiyet arasında küresel yaklaşımlarında bir çelişki bulunmaktadır. 

Küresel kar insanlığa daha mutlu, rahat ve konforlu bir yaşam sunma amacını belirtirken, küresel hakimiyet ise küresel gelişmenin sadece kendi ve ortaklarınca yapılabileceğini, eğer kendisi ile işbirliğinde bulunulmaz ise gelişme olanaklarının olamayacağı veya oldurulumayacağı kararında ve politikasında bulunmaktadır. 

Her iki unsur da küresel çalışmalarını bir kaynağa  dayanarak yapmaktadır.

Bu kaynak teknolojidir.

Kar kurumu ile yönetim kurumları aynı kaynağı farklı şekilde kullanmaktadırlar.

Teknolojinin iki yüzü olan yapıcı ve yıkıcı tarafını kullanmaktadırlar.

Kar kurumları teknolojiyi karlarını arttırma ve küresel tekel konumuna gelme amacıyla kullanmaktadırlar. 

Yönetim kurumları ise küresel hakimiyeti ve bu hakimiyetin sürmesi üzerine teknolojiyi kullanmaktadırlar.

Bu kurumların küresel işleyişte insanlık için önemli olan konulara nasıl bir tavır içinde olduğu onların geleceği hakkında bize bilgi verebilir. 

* Küresel barış.

* İnsan özgürlüğü ve iyi yaşam olanakların küresel paylaşımı.

* Küresel iklim, çevre sorunları, doğa ve insan birlikteliğinin geleceğe yansıması.

Kar kurumları diğer kar kurumlarının üstünde ve onları kontrol altına alma peşinde iken, yönetim kurumu diğer yönetim kurumlarını yönetimi altına alma ve yönetme peşinde teknolojiyi kullanmaktadırlar.

 

.................




BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı 10:45 Simit , yarım, ısıtıl...