26 Şubat 2023 Pazar

Küreselleşme Günlüğü - 6

KÜRESEL İKLİM KRİZİ VE ONUN İNSAN YAŞAMINA KÜRESEL OLUMSUZ ETKİLERİ

 Küresel İklim Krizleri olumsuz etkilerini doğal afetler ile durmaksızın ortaya çıkarmakta ve kültürel anlaşmazlıkları da körüklemeye hızla devam etmektedir. 

Geçen yüzyılın bilim ve teknoloji hızla ivme yaşandığı fakat enerjiye duyulan büyük ihtiyaçlar nedeniyle iki küresel savaşların yaşandığı ve ortaya çıkan trajedi ile alternatif enerji kaynaklarına geçiş yapıldığını biliyoruz. 

Trajedi sonrası küresel yönetim tarzlarının aralarındaki sıkı rekabeti egemen olmuştu. Temsilcileri ABD ile Rusya arasındaki rekabete bir çok ülke tarafını seçmiş ve zorla taraf seçme stresleri küresel olarak tüm ülkelerce yaşanmıştı. 

İki kutuplu dünya kültürel olarak farklılaşmıştı. Bu rekabet küresel olarak insanlığa neler kaybettirdi ve neler kazandırdı bu başlı başına bir araştırma konusu durumundadır. Ben bir ucundan giriş yapayım. 

Rekabetin görünen faydaları:

1. Bilim ve uzay teknolojileri rekabeti uzaya açılımı sağladı. Uzay yarışı başladı. Dünya ötesine uzanan bir rekabetin göstergesi idi, küresel yaşanan rekabet. 

2. İnternet, sanal ağların iletişim teknolojisinde gelişim sağladı. Rekabet gereği iletişimin gizliliği önemli olması, interneti sonrasında haberleşme hızının arttırılmasını ve kitlelerce yayılmasını getirdi. Kişisel bilgisayar ve telefonlara doğru gelişimini sağladı.

3. Dinlerin tarihsel toplumlar üzerindeki yönetimini, hakimiyetini sınırladı. Bilim, teknoloji, ekonomi ve yönetim sistem ve yöntemleri hakim olmaya başladı. Felsefe de bu arada nasibini aldı ve ara bilim dalına sıkıştırılarak mevcut iki kutuplu dünya görüşü dışında bir seçenek arayışı durdurulmuş oldu.  

Daha bir çok olumsuz ve olumlu etkileri olduğu ortadadır. Bunu araştırmak bilimsel bir araştırmayı gerekli kılar. Bir tez konusu da olabilir.

Geçen yüzyılda duvarların yıkılması serbest piyasa ekonomisinin yani batının kazandığının bir işaretidir. Devamında kazanan batı doğu ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini başlatmaya doğru ilerledi. Rusya yapısı gereği buna hazır değildi. Fakat Çin hazırdı ve kabul etti. Çin ülke yönetimi halkına yönetim sistemini biraz yeni şartlara göre değişimi başlatmasına rağmen batı ile ilişkilerini tam bir serbest piyasa modeline uygun devam etti. Çin halkı ise bu anlaşmadan kendine düşen payı hızla alamadı. Yine de sabırla ve azimle çalışmalarına devam ettiler. Çin yönetimi geçen yüzyılın sonlarına doğru batı ile yaptığı ekonomik anlaşmalar ve çalışmalar ile sermaye biriktirmeye ve ürünlerini küresel olarak satmaya başladı. Fakat Çin halkı ekonomiden çalıştığı hakkını almamış ve yönetiminin ekonomi yönetimini kabul etmişti. Ya da zorunlu idi. Yönetim şeklinin bir gereği olarak görmekte idi. Çin yönetimi ve çevresi küresel sermaye olarak söz sahibi oldular. Bir çok yatırımlarını küresel olarak başta ABD olmak üzere bir çok ülkeye yaymaya başladılar. 

Rusya ise Çin gibi uyum sağlayamadı. Çünkü Çin yönetimini dinleyen bir halkı vardı. Aynı milletten olması Çin yönetiminin tarihsel olgular ile birlik halinde yönetimini olanaklı kıldı ve hala öyle devam ediyor. Rusya ise aynı milletten değil bir çok devletin yönetim tarzını kabul ettirilmesinden oluştuğunu tahmin edebiliriz. İşte bu balkan krizi Rusya yönetimin son kozu olma özelliği taşımaktadır. Rusya Ukrayna'ya karşı gösterdiği saldırı bitmekte olan geçen yüzyıldaki zoraki güç birliğinin dağılma riskini barındırmaktadır. 1990 yılındaki duvar yıkılması birinci gerilemenin günümüzde ikinci gerilemesine karşı Ukrayna krizi ile cevap verilmiştir. Batının Rusya ile ekonomik işbirliğine ve sonrasında da yönetim şeklinin modernize edilmesi teklifine hayır cevabıdır Ukrayna krizi. Rusya yönetiminin hafızası hala geçen yüzyıl başlarındaki ele geçen  (belki ileri de ideal olabilecek ve öyle değerlendirilebilecek olan) ama başlangıç ve kurucuları tarafından bu fırsatın değerlendirilemeyen hatta kötü bir denemeler ile toplumların idare edildiğinde kalmıştır. Sorunları klasik tarihsel güç yöntemleri ile çözme zorunluluğuna alternatifi bulamama olarak yorumlayabiliriz. Klasik güç yöntemlerinde kalmak bir yönetimin yeni dünya yöntemlerine kapalı olması ve ideal yeni arayışlara da yönelmemesi veya yönelememesi şeklinde yorumlayabiliriz. 

ABD'nin enerji ihtiyaçlarını karşılama amacıyla yönelmesi Orta doğuda ilişki dengeleri değişmeye başladı. Fakat bu klasik tarz küresel boyutta olmayıp bölgesel boyuta taşındı, vekalet savaşları ile. Orta doğu operasyonların altında enerjiye ulaşma ve küresel olarak yönetimde olduğunun baskını hatırlatma vardı. 

Rusya'nın ise enerji arama sorunu yoktu. Kendi topraklarında olan doğal gaz ve bir çok kaynak ona yetiyordu. Vekalet savaşlarına katılması ise seyirci kalmaması açısından önem taşıyordu. ABD'nin orta doğuda ortaya çıkardığı karmaşa ve kaos çalışmalarına tepki olarak Rusya ve Çin seyirci kalmayıp her türlü basına yansımayan ancak sonuçlarıyla ortaya çıkan olayları ile görülebilen bir çok etkilerde bulundular. Rusya ve Çin yönetimleri için gizlilik önem taşımakta idi ve hala öyle görünmektedir. Tüm küresel olumlu ve olumsuz etkilerini gizlemektedirler. Rusya ve Çin'in yönetimlerinin devamlılığının en büyük kozunun gizlilik olduğunu ve geçen yüzyıldan bu zamana kadar bu ana olguya göre yönetimlerini devam ettirme başarısında olduklarını fakat günümüzde ise bu yönetim şekilleri için en zayıf halkasının gizlilik olma haline geldiği ve bu olduğu bilinmektedir.

İletişim teknolojileri artık küresel olarak hiç bir yönetimin geçen yüzyıldaki saklayabildikleri kötü sırlarını saklayamayacaklarını göstermektedir.

Vekalet savaşlarından sonra pandemi geldi bir doğal afet veya kimi iddialara göre biyolojik savaş olarak. Sonuçları bakımından pandemi ister doğal afet olsun isterse de biyolojik savaş olsun her ülkeyi ve tüm halkları etkiledi eşit olarak. Küresel olarak her ülke kendine göre bir pay aldı. O nedenle doğal bir afet olarak ele alabiliriz sonuç olarak. 

Pandemi sonrası ise küresel bir ekonomik krizi oluştu. Üretim ve tüketim dengeleri değişmeye başladı. Üretimdeki sorunlar ve tüketicinin pandemiden kalan tüketim alışkanlıkları bu süreci tetikledi. Tüketim zaten pandemide üretimden çoktu. Stoklar tükendi. Pandemi sonrasında ise tüketici pandemi öncesi alışkanlığına dönme rekleksi gösteremedi ve hala pandemi devam edecek veya tekrar olacak tutumunda kalmaya devam etti ve hala öyle devam etmektedir. Üretim ise stokları tükenince üretimi arttırmaya çalışırken devam eden tüketimi görünce fiyat arttırmaya başladı. Öyle ya tüketim artarsa fiyatlar artar. Serbest piyasanın ilkesinde var. Üretilen mala talep artarsa açık arttırmaya dönmeye başlar ürünler. Fazla veren alır yaklaşımı ile. Burada üreticilere, aracılara, kiralayanlar ve satanlar biraz vicdanlı olmaya davet ediyoruz. Piyasa kuralları klasik ve teorik anlamda yerinde dursalar da yaşamanın içinde gerçekle buluşunca insani değerler karşısında bir dengeye gelmek zorundadır. Her sisteme uyan kural yaşam tarafından kabul görmeyebilir ters teper. Yaşam tüm teoriden her zaman farklı ve geniştir. Varlığın bilgiden fazla olma kuralına uyalım ve toplumsal ilişkilerimizde ve alışverişlerimizde kılavuzumuzun vicdanımız olduğunu hatırlatalım. Varlık, yani yaşam her zaman bilgiden fazladır. Yaşamın teorisi olmaz sadece onun yani varlığın bilgisini alırız olabildiği kadar, alabildiğimiz kadar.

Küresel tüketime pandemide internet iletişimi yolu ile önceden mütevazi olan bir çok nüfus özellikle Çin, Hindistan, Rusya, Afrika ve Güney Amerika halkları modern yaşantının gereği olarak her türlü tüketim alışkanlıklarını arttırdılar. Küresel tüketim oranları pandemide arttı. Pandemi sonrası da devam etmektedir. Günümüzde küresel olarak tüm fertlerinin ve ailelerin modern yaşantıyı istediğini ve ona ulaşma çabası içinde olduğunu görebiliyoruz Facebook, İnstagram ve Youtube ile. 

Günümüz halkların küresel yaşamı modern kent ve toplum yaşantısıdır. Post-modern olgusu henüz küresel olarak sadece yönetim ve ekonomik kesiminin etkilerinde görülmektedir. Sanata ve edebiyata yansımış olsa da küresel olarak henüz tanışılmamıştır. 

Önümüzde gerçek, büyük ve önemli bir sorun durmaktadır. Artık onu görmezden gelemeyecek ve yok sayamayacak kadar günlük hayatımızın içine girmeye başlamıştır. Küresel iklim krizi. 

Pandemi, depremler, tusinamiler, büyük fırtınalar, seller, heyelanlar gibi doğal afetler hızlanarak artmaktadırlar. 

Sıradaki doğal felaketleri saymak hiç de distopik kehanetler olarak ele alınmayacaktır. 

Örneğin deniz suların yükselmesi felaketinin yaklaştığını söylemek hiç de kehanet okuyuculuğu sayılmamalıdır. Bilim insanlarında tespit edilmiş ve kamuouyuna sunulmuştur. Buzulların erimesi hızlanmaktadır. Ve bu sürecin sonu sahil kentleri ve yerleşim yerlerini belli oranda sular altında kalacağı tehlikesi önümüzde durmaktadır. Sahil kent yönetimlerinin deniz suyu yükselme riskini de hesaplamaları gerekmektedir. Önümüzdeki yaza olabilecek endişesini taşıyarak bu konuyu afete hazırlık planlarına almaları gerekmektedir. Bir çok deniz seviyesi altında kurulan ve denize yakın olan kentler aklımıza ve hayalimize gelmeyecek büyük felaketlere açık halde bulunuyor olabilirler. 

Volkanların aktif olmasına kötü olarak şahit olabilme olasılığı bulunmaktadır. 

Orman yangınlarındaki artış bazı planlar gereği yapıldığını düşündürse de bir çoğunun artarak plan dışında da afet olarak devam edeceğini tahmin edebiliriz. 

Gözlemlerim küresel orta kuşakta bulunan iklim şeklinin kuzeye doğru ilerlemesi üzerine olduğudur. Dünyanın eğiminde değişimler olduğuna işarettir bu durum. En son ulaştığım bir haber olan İngiltere'de yaz sıcaklığın bu zamana kadar olmayan en yüksek haline yani kırk dereceye çıkması buna örnek olabilir. Küresel iklim kuşağının değişmeye başladığının bir işareti olabilir bu haber, belki de olmaz fakat bilim insanlarınca araştırılmasına değer bir konudur. En son Güney Doğu Anadolu Depremi felaketinin altında yatan nedenler fayların durumu olsa bile etkinin kıtasal büyük hareketlere bağlanabileceği yanılma payımızın olması ile aklımıza gelmektedir. Ve bu kıtasal hareketlerin nerelerde olacağı da bilim insanlarınca araştırılmalıdır. Dünyanın kendi etrafındaki dönüşünde ve güneş etrafında dönüşünde fiziksel değişimler olabilir bu konuda bilim insanların açıklamalarını beklemekteyiz, şu ana kadar ben görmedim belki önümüzdeki zamanlarda varsa ulaşabiliriz bu bilgilere. Yeraltı sularını, gazlarını, kömür, petrol ve diğer tüm madenlerini çıkarmamızın etkilerini henüz açıklayan bir bilimsel çalışmalara rastlayamıyoruz. Bilim insanlarından bekleriz tabi ki araştırmalarını ve sonuçlarını. Küresel iklim kuşaklarının ve kıtalarının yer değiştirmesi veya hareket etmesi hiç de basite alınabilecek bir konu değildir. Dünyanın eğiminin değişmesi de küresel iklim ve kıtaların hareket krizini tetikleyebilir. Dünyanın eğiminin değişim olasılıkları ve etkileri bilim insanlarınca araştırılıp tahminlerin geleceğe yansımaları ile neler olabileceğine dair öngörüler oluşturulabilir ve çözümler araştırılabilir. Bir de dünya etrafında dönmekte olan yerküreden yollanan tüm uydu araç ve gereçlerin miktarı ve toplamı nedir. Biriken bu uydu araç ve gereçlerin miktarının dünyamızın hareketine olumsuz etki edip etmediğinin araştırmaları yapılmalıdır yetkililerce. Dünya çevresinin uzay çöplüğüne döndüğüne dair bilgiler paylaşılmaktadır doğruluğu bilinmeyen, bu konuda da doğru ve tehlikeli olup olmadığına dair bilgileri beklemekteyiz yetkililerden ve bilim insanlarından. Bu konuda bilgiyi hangi merkez verecek onu da belirlemeliyiz. Çünkü dünya çevresindekiler hakkında gerçek bilgiyi paylaşma konusunda kim yetkili kılınabilir onu belirlememiz gerekmektedir. Dünya çevresindeki cisim oranı ve miktarının dünya dönüşümüne olumsuz etkisini küresel olarak yaşamamız olasılığının olup olmadığının yanıtını bilmeliyiz. Tüm küresel yaşayanlar olarak bu bizim bilme hakkımızdır.

Tüm doğal afetlerin küresel yaşayış üzerinde olumsuz etkileri önce can ve mal sonra ise küresel kültürel olumsuz etkilere yol açacağını görmekteyiz. Her türlü oluşabilecek doğal afete karşı bilgi, önlem, tedbir alma görevi ilgili yönetim ve kurumlarca dikkate alınmalı ve halkı da bilgilendirmeli sonra da hazırlamak da gerekmektedir.

Distopya üzerine sanat ve edebiyat eserlerinin artışını iklimsel krizin insan yaşamı ve kültürüne olabilecek olumsuz etkilerinin olasılıkları olarak değerlendirmek gerekmektedir. 

Ütopya, olarak sanatçı ve edebiyatçılara Mars'ta yaşamın nasıl gelişeceğine ve büyüyeceğine dair hayallerimizi geliştirmemize yardımcı olmalarını ve bu konularda eserler vermelerini tavsiye ederiz. Yüzyılımızdaki küresel iklim krizlerinin yaratacağı distopya sanat ve edebi eserlerinin antitezi Mars'a ve Ay'a İnsanlığın nasıl doğayı, canlılığı ve yaşamı nasıl taşıdığı, sonrasında yaşamın Mars'ta ve Ay'da başlangıçta zorluklar, ilginç gelişen olasılıklar ile onların küçüldüğü ve çözülebilir sorunlara dönüştüğünü sonrasında nasıl büyük ve güzel gelişmeler olduğunun fantezi ve güzel hayallere dönüşebileceğinin öngörülerini kapsayan sanat ve edebi eserlerdir.

Düşünür olarak, önsezim, yaşamın Mars ve Ay'da başlangıcında aklımıza ve hayalimize gelmeyecek büyük canlılık ve doğa mucizelerine tanık  olacağına dairdir. Bu konuda giriş sayılabilecek bir ipucu aklıma önce robotların toprak altında bakteri, mantar ve bitkiler ile hazırlık yapması gerektiğini getirmektedir. Sonrası ise bir dünya ile Mars ve Ay'a altyapıyı taşıma ve oradan gerekli maddeleri getirme tarihi, aşamaları ve öyküleridir. Geçtiğimiz yüzyılda " Uzay Yolu" ve " Uzay 1999 " bu hayallerimizin öncüleri idi. Sonra " Star Wars " geldi hayallerimizi un ufak etti evrene hakim olma savaşlarını konu almaları ile durun biraz önce Mars ve Ay'a yerleşelim değil mi. Ne aceleniz var evreni keşfetmeye bu konu bu kadar basit değil. Önce güneş sistemimizde yayılalım ve var olalım, canlıyı ve doğayı oraya taşıyalım. İnsan yaşam taşıyıcıdır, aklıyla ve işbirliği ile.  

19 Şubat 2023 Pazar

Küreselleşme Günlüğü - 5

 6 Şubat 2023 Güney Doğu Anadolu Depremi

 6 şubat pazartesi sabahı saat 04:17 de başlayan ve belli aralıklar ile yüksek seviyede devam eden Güney Anadolu Depremleri bir çok insanın ölümüne, yaralanmasına ve kurtulanların ise kaybettiklerinin büyük acısı ile şok ve travma yaşamasına neden olmuştur. 

      Bu yaşanılan büyük felaketin oluşmasını ve devam etmesini teknoloji iletişim araçları sayesinde ve habercilerin çabaları ile tüm Türkiye ve dünya anında haberdar olmuş ve takibe başlamıştır. 

     Ülkemiz ve dünya büyük felakete karşı günlük yaşantısını durdurmuş ve tüm dikkatini bu olaya vermesi ile insanlığa ait özellik olan empati, türü, ülke vatandaşı ve canlı ile özdeşim kurma bilincini aktif hale getirmiştir. 

     Ülkesel ve küresel olarak ilk şoktan sonra harekete geçilmiş ve depremzedeleri kurtarmaya, yaraları iyileştirmeye, kurtulmuş ve şokta olan insanlara yardım etmeye başlamışlardır. Ve devam edecektir. 

     Yakınlarını kaybedenlere başsağlığı, yaralılara acil şifa, tüm yöre halkına sabır ve metanet diliyoruz. 

Güney Doğu Anadolu Depremine ilişkin Felsefi Düşünceler

Bu felaket toplumsal bir olaydır. Toplumun belirgin oranına etki etmiştir. Bu felaketi toplumsal etki ettiğini söyleyebiliriz. Bölgede geniş bir yer ve nüfusu etkilemiştir. 

    Ülkemiz, cumhuriyet öncesi bir kaç yüzyıl öncesi başlayan küresel değişimin toplumsal büyük sancılarını sürekli çekmiş ve en son cumhuriyetle birlikte yapılanma ve gelişme zorluklarını yaşamıştır. Tarihin ve dünyanın merkezi Anadolu cumhuriyetler çağından bu yana kendi cumhuriyetini kurana kadar acılarından sabır ve metanet içinde yaşamıştır. Cumhuriyet ile birlikte bu sistemin yerleşmesi için yokluk ve zorluklar ile yaşam mücadelesini devam ettirmiştir.

     Yüzyılını doldurur iken küresel olumsuz etkilerden en az etkilenme çabasında olmuştur. İkinci dünya savaşında tarafsızlığını korumuş, sonrasında soğuk savaşta doğu ve batı dengelerini korumak adına çok çaba ve sabır göstermiştir. Soğuk savaş sonrası ise küreselleşme yönünden ilerleme yoluna girmiş, ülke içinde cumhuriyetin zorunlu devrettiği ekonomik ve kültürel fark ve dengesizliğin giderilmesi büyük stresini yaşamış ve hala yaşamaktadır. 

      Muhafazakarlık yanı ile geçen yüzyılların acılarını unutmamaya çalışmak ile modern yanı gelişen küreselleşme olgusunun önemli bir üyesi olma çabaları devam etmektedir. Muhafazakar ve modern yanı ile gelişen bir ülke durumundayız. İki olgu da bir gerçek ve bunu kabul etmeli, sorunlara yaklaşımımızda orta bir yol bulmalıyız.

     Muhafazakar geçmişimiz, modern yanımız ise küreselleşme yanımızdır. İki ayrı yönümüz ile dengeli gelişimimizi sürdürmeliyiz. Toplumların tek bir tutum ve ideal tarzda gelişmesi hele dünyanın merkezinde ve tarihin temsilinde olan ülkelerde zordur. 

     Bir çok medeniyetin buluştuğu ve merkezi konumundaki ülkemiz acılarından, felaketlerinden yüzyılların sabrı ve metaneti ile kurtulacaktır. 

    Geçmişin deneyimleriyle, küreselleşmenin gelişmesinde her kültürel ve ekonomik özelliği ile ilerlemesine devam etmektedir.      

     İnsanın iki sınavından ilki olan kozmolojinin sıcak, soğuk, deprem, sel, heyelan, çığ gibi bir çok etkilerinden olan depremlerin büyük oranlarında olması felaketi gerçekleşmiş ve bir çok can kaybına ve aile parçalanmasına neden olmuştur. Kozmolojik olaylar her zaman olacaktır. Evrenin işleyiş temellerinde bulunmaktadır. 

    Sıcaklık, soğukluk, çarpma, kopma, parçalanma, dağılma, birleşme, sıkışma, genişleme gibi bir çok eylem ve olgu kozmolojinin temellerinde bulunmaktadır. 

     Kozmolojinin bu olumsuz etkilerine karşı insan birlik ve dayanışması, yardımlaşması, teknik, teknolojiyi kullanması ile en aza indirmiştir tarihi boyunca. 

     Doğadaki kozmolojik etkilere karşı önce aile ve gruplar halinde birlikler oluşturarak ve ömür boyu birlikte yaşayarak kozmolojinin ve diğer canlıların ortaya çıkardığı tehlikelere karşı korunma yolları aramış ve bulmuşlardır. 

     İnsan önce birlik ve dayanışma içinde olup kozmolojik ve doğanın vahşi ilkelerine karşı korunma sağladıktan sonra diğer insan gruplarıyla kaynak ve yönetim için sürekli savaşmıştır. 

     İnsan grupları, kavimleri arasında sürekli kaynaklara daha fazla sahip olma ve diğerlerine hakimiyet kurma mücadelesi tarihte her zaman kozmolojik tüm olumsuz etkilerden daha fazla olmuştur. 

     Çünkü insanın ortaya çıkışında ve birlik olmasında artık doğadan gelecek tehlikeler sınırlı olmaya başlamıştır. İnsan diğer canlıların antitezi olma tehlikesini de atlatmış kendisinden beslenecek her hangi bir tür canlının oluşumuna izin de vermemiştir. Bu olguda ölen üyelerinin gömülmesinde büyük bir pay bulunmaktadır. Bu gün biliyoruz ki bir canlının antitezi o canlıların ölümlerinden sonra ve doğaya bıraktığı atıklarında ortaya çıkmaktadır. Doğa ilkelerde canlının canlıdan beslenme olgusunun temelinde çoğalan canlının ölümlerinin ve atıklarının artması ile ortaya çıkmakta olduğunu ve bu sürecin de çok uzun sürede oluştuğunu anlamış bulunuyoruz günümüzde. Bu durum ise doğa ilkelerinin acımasız ve canlılığın oluşumuna engel bir tarzda olmadığı gerçeğini, tür nüfus kontrolü ve doğaya, canlılığa zararının devam etmemesi üzerine geliştiğini göstermektedir. Bizler türümüzün yeryüzünde ve doğada türümüzün devamını ölümlerimizi ve her türlü doğaya bıraktığımız atıkların doğal bir geri dönüşünü doğal sürece olumsuz etki etmemesi sayesinde günümüze geldik ve bundan sonra da bu büyük olguya dikkat etmemiz gerektiği ortadadır.  

     Doğa da insan ölümlerini gömmekle ondan beslenecek canlıların küçük ve toprak altında yaşamasından daha fazla ileriye gitmemesini de sağlamış atıklarını da kendi ve çevresinden uzaklaştırmış ve günümüzde artık atıklarını daha uzağa götüremez olmuş, atıklarını artması ile küresel doğal yaşamın, iklimsel sürecin sorunlu olmasına neden olduğunu fark etmiş ve geri dönüşüm sürecini kendi çabası ile başlatmıştır.

     İnsanlık tarihi boyunca bir çok afet, büyük felaket olmuştur. Bu felaketler toplumsal olduklarında tarihi olarak önemli hale gelmektedirler. 

     Güney Doğu Anadolu Depremi de  toplumsal olması yönünden diğer toplumsal felaketler gibi tarihi bir felaket olmuştur.

     Bilim insanların araştırmaları depremler ve diğer felaketlerin oluşum ve gelişimlerine açıklık getirmektedirler.                                                          

    Küresel olarak bir çok coğrafyada büyük afetler olmuştur ve devam edecektir. Bu kozmolojik felaketlere karşı tedbir almak, teknolojiyi kullanmak ve felaket gerçekleşmelerinde hızla müdahale edebilme, can ve diğer kayıpları önlemek adına ve acil müdahale adına görevler ve yardımlar için belirlenmiş sistem ve yöntemler oluşturmak ve uygulamak gerekmektedir.

     Pandemi bir biyolojik afetti. Ardından gelen ekonomik kriz ona bağlı olarak oluşmuştu. Balkan savaşının altında ise pandeminin etkileri bulunmaktadır. 

    Balkan krizi ve pandemi ile küresel olarak tüketime katılan yeni nüfus ile ekonomik kriz oluştu. 

    Arap baharı ile başlayan ve hala çözülemeyen Suriye iç savaşının getirdiği göç krizine balkan savaşı ile oluşan yeni göç krizleri eklenmiştir. 

    Küresel olarak günümüzde görülen Balkan savaşı, vekalet savaşları, göç krizleri, tüketime katılan yeni nüfus eklenmesi, pandemi geçti gibi görünse de hala süren olumsuz etkileri ve toplumsal sorunlara yol açan büyük afetlerdir. 

   Olması gerekenler balkan savaşının bitirilmesi, göç krizlerinin çözülmesi, büyük felaketlere karşı önlem alınması, olması halinde ise hızla kurtarma, destek ve yaraların sarılmaya çalışılması, yeni tüketime katılan nüfuslar için ise üretimlerin sağlıklı ve kaliteli olarak arttırılmasıdır. 

    Küresel iklimi koruma çalışmaların devam etmesi, enerji üretme ve kullanma yolunun güneş, rüzgar, su gibi bir çok doğal kaynaklardan sağlanması ve buna göre kullanılacak araç ve gereçlerin üretilmesi gerekmektedir. Geri dönüşümün arttırılması, Teknolojinin iletişim ve enerji üretim ve kullanımı konusunda geliştirilmesi, uzay çalışmalarının hızlanması, Küresel ekonomik paylaşımın dengeli olmasına yönelik, görev paylaşımlarının, yönetim biçimlerinin, uluslararası ilişkilerin anlaşma ve işbirliği içinde ilerlemesini ümit etmekteyiz.                                                                                                                                                                      

14 Şubat 2023 Salı

İnsanlık Kültürü ve Doğa İlişkileri - 12

                                 İnsanın (tür) ortak bilinç geliştirme aşamaları 

Ülkemizin yaşadığı benzeri olmayan bu büyük doğa afeti ve felaketi karşısında birlik ve dayanışma içine girmesi ile cumhuriyetin ikinci yüzyılına " Büyük afete karşı 2. Kurtuluş savaşı niteliği sayılabilecek bir hal " ile girmektedir. Bu savaş ve bu mücadele, insanlık içindir.

Ülkemiz, küresel ve tarihsel bir örnek olabilecek birlik ve dayanışma içinde yaşar ve çabalar iken, tüm dünya ise olanları izlemekte ve takip etmektedir. Doğal afetin büyüklüğü küresel ikinci kültürel sıfırlama etkisi yaratabilecektir, pandemi sonrası olarak. 

Dünyanın en trajik, dramatik, distopya, gibi bir çok olgunun gerçek ve büyük bir filminin içindeyiz, ülke ve küresel olarak. Doğal büyük afet ve insan ikileminin tarihi mücadelesindeyiz. Ülkemizin çabası örnek bir küresel olguya doğru gelişmektedir.

29 Ocak 2023 Pazar

İnsanlık Kültürü ve Doğa İlişkileri - 11

 


Doğadaki ve çevremizdeki tüm böcek, kuş, sürüngen, balık ve memeli hayvanlara baktığımızda biz insanlar için geçmişe bakmış gibi olmaktayız. 

En yakın geçmişimizde köpek, kedi gibi diğer evcil hayvanlar bulunurken, bizden uzakta ve bizimle yollarının kesişmemesi gereken eski rakip ve vahşi hayvanlar uzak geçmişimizi hatırlatmaktadırlar. 

Evrimsel aşamalarda iki önemli olgu öne çıkmaktadır. Birincisi tür ve cinslerin negatif genetik kayıtlarının pozitifleri ile birleşmesi için çevre ve iklim şartlarına uyumlu olabilmek ve çevre ile iklimdeki değişimleri yeni nesillere negatif kayıtlarını aktarabilmektir. Üremeler bu değişen ve gelişen çevre ve iklim şartlarının birer haber iletme, bilgi aktarma ağları, frekansları, kanalları olabilmektedir. İkincisi ise diğer canlıların varlığının oluşma amacının kendilerinin yok olmasına bağlı olması olasılıklarına karşı korunma yöntemleri veya kendi varlığının başka canlı cins veya türünün yok olmasına bağımlılığının sürdürülmesini sağlamaya çalışmak olacaktır. 

Biz insanlar bu iki önemli yani çevre ve iklim şartlarına uyum için enerjiyi kullanırken ve teknoloji ile korunurken, bizim yok olmamıza bağlı varlığını devam ettirebilecek canlı türün oluşumuna da fırsat vermedik. Varlığımızın devamı için yok olacak canlı çeşidini de çok sayıda arttırmış durumdayız. Dolayısı ile evrim ilkelerinin tüm olasılıklarını denemiş ve başarılı olmuş durumdayız şu ana kadar. 

Bakteri, mantar ve bitki dışında her türlü canlı bizim geçmişimizdir. Onlara bakarken tarihimize bakmaktayız. Hayal gücümüz şu an bitki, mantar ve bakteri olmanın nasıl bir şey olduğuna dair bir ipucu bulmakta zorlanmakta olmasına karşı diğer tüm canlıların nasıl olduklarına, yaşadıklarına çevre ve iklime, kendi türleri, var olmalarının bağlı olduğu türlere ve kendi yok oluşlarına neden olan türlere karşı nasıl davrandıklarını, nasıl korunma ve saldırı  tarz ve eylemlerine girdiklerini anlayabiliyoruz. 

Henüz bitkiler, mantarlar ve bakteriler ile birebir, etkileşimli bilinçli iletişime giremiyoruz. Girmek için de gayret sarf etmiyoruz. Çünkü onları öylece kabul ediyoruz. Yeni öğrendiğimiz diğer tüm türleri sınıflamak ve onları tanımaya çok zaman ayırdık. Bitki, mantar ve bakterileri ise sadece tek taraflı kullanmak amacıyla yönetmek istiyor ve öyle onlara karşı tavır ve ilgi içinde kalıyoruz. 

Bitkilerden daha kolay ve hızlı nasıl besin almanın yolları için onları yetiştirme yöntem ve geliştirme olanaklarını araştırıyoruz. Mantarlar ve bakterilerden nasıl yararlanmamız gerektiğini daha yeni yeni keşfeder olduk. Bu üç tür veya felsefemize göre öz ile ilişki ve bağlantılarımızın karşılıklı faydaya nasıl olacağına dair fikir ve bilgileri henüz tam anlamıyla ortaya çıkarmış değiliz. 

Bu konuya ait sezgisel düşüncelerimiz işimizin bu konuda çok zor olduğunu göstermektedir. Fakat imkansız da gözükmemektedir. Şöyle ki.

Bitkiler bize onları anlamamız daha yakın gözükmektedirler. Onlarla bizim aramıza öncelikle zaman farklılığımız girmektedir. Zamanı algılamamız farklıdır. Evrim tarihinde bitkilerin çok uzun yaşayabildiklerine dair fikirler bulunmaktadır. Günümüzde bile bin- iki bin yaşayabilme olanaklarının olduğunu biliyoruz. Onların uzun yaşaması da bizlerin dikkat etmesine bağlı görünmektedir şu an.

Önceki zamanlarda insan öncesinde bitkilerin uzun yaşamasına engel olabilecek bitki ile beslenen dinozorların ortaya çıkmasından da önce sadece iklimsel koşullar vardı. Bitkilerin tek rakibi iklim şartları idi. Bitkiler tür ve cins olarak yeryüzüne yayılarak ve çoğalarak iklimin kendilerine zararlı değil faydalı olmasına çalışmış ve başarmışlardır. 

Bitki zamanları iklimlerin uzun döngüsü ile bağlantılı olduğu görülmektedir. Diğer canlıların kendilerinin yok olmasına bağlı gelişmeleri hep yarım kalmıştır. Bunda bitkilerin yeryüzüne dağılımı ve iklimlere etkilerinin de payı olabilir. Bitkilerle beslenen tüm türler uzun süre sonra bile olsa her zaman kendilerinden beslenen türlerin, cinslerin oluşmasını engelleyememişlerdir. 

Bitkiler ile beslenen otçullar sonrası oluşan etçillerin ortaya çıkmasına ait tezim bulunmakta. 

Otçullar o kadar çoğalır ki, ölümleri doğumlarından fazla olmaya başlar, türün ölmüş çok sayıda üyesi ortamı kaplar, koku yayarlar. Uzun zaman sonra bu kokulara maruz kalan kendi türündeki veya başka türdeki ot bulamayan ve aç olan hayvanlara bu kokulara genetiksel negatif kayıt tutarlar ve gelen nesillerden aç olma durumunda leş yeme zorunluluğu başlar. Zorluk çeken ilk kayıt oluşturucu genetiklerden sonra her aşamada otçul türünden uzaklaşmaya tür değişimine doğru ilerler. Leşlerden beslenenler artmış ve leş azalmıştır. Bu türler artık artarken tür ölümlerinin hemen sonrasında beslenmelere başlarlar. Leşler için rekabet artar. Ve artık ölümler için leş denemeyecek hızda ve sıklıkta tüketilir. Otla beslenmeye dönemeyecek tür oluşmuştur artık. Bu türler yani etçiller artık ölümü beklemez olurlar ölmemek için öldürmeye başlarlar. Ve etçil dönemi başlamıştır. Ot, Otçul ve etçil dengesi kurulur. İnsan bu üçlüden çıkar. Ve olanlara bakarken geçmişine baktığını fark keder.

Bakteri, mantar ve bitki dışında tüm canlılara bakarken geçmişimize bakar gibiyiz. Geçmiş hep hüzün içerir. Çünkü orada önce ürettiğimiz sonra yok ettiğimiz bilmediğimiz bir çok genetik kodlar bulunmaktadır.  Hüznümüz hepsinedir. Bunu anlayamadığımız için zaten hüzün oluşur. Hüzünde bilememek, anlayamamak hatta kabullenememek olgusu saklıdır. İstesek de istemesek de bizim yetilerimizin ve kontrollerimizin dışında olduğuna üzülmektir hüzün. Hüzün gerçeği kabulleniştir. Onunla savaşmamaktır. Dolayısı ile hüzünde ve geçmişte fazla kalamayız. Akıl sağlığının korunmasında geçmiş ve hüzün olgularının dengesinin kurulmasının önemli payı bulunmaktadır. Delirmenin etkenlerinden biri de belki de geçmişin bittiğini kabullenmemek hali ile hüzün yerine öfke duygusunu bu konuda canlı tutmaya çalışmak, böylelikle sağlıklı geçmiş, şimdi ve gelecek algısının akılda bozulmasına yol açmak olabilir.

Günümüz ve gelecek insanlığın daha önde ve belirgin özelliklerindendir. Geçmişi bu güne faydası ve geleceğe de katkısı için önemseriz. Geçmişi sadece bugün ve gelecek için gerektiği ölçüde biliriz. 

27 Ocak 2023 Cuma

Küreselleşme Günlüğü - 4

Hızlı ve Yoğun Küresel Hareketlilik Çağı

Küreselleşme hızla artar iken, uluslararası ve şehirler arası göç, gezi, iş, geçici bulunma hallerini kapsayan büyük ve kalabalık hareketlilik de artmaktadır. 

Ülke ve şehir merkezlerine yeni gelen insanların o ülke ve şehre uyumu ve sağlıklı, modern yaşamasını sağlamak için onlara şehir belediye yönetimlerin başta olmak üzere her ülkenin küresel politikalarına ait dıştan gelen ve dışa gidecek bireyler ve gruplar için eğitim, öğretim ve rehber olma görevleri oluşturmaları gerekmektedir. Çünkü dıştan gelenler ile o ülke ve şehirde mevcut toplumların tanışma ve ilişkilerin iyi olması için bu çalışmalar önemlidir. Dışarı gideceklerin ise gidecekleri yer ile ilgili bilgi ve destek almaları da yerel yönetimlerin gelenler ve gidenler hakkında gerçek ve doğru bilgi kaynağına ulaşıp yönetim politikalarının değişen küreselleşme aşamaları için geliştirme olanakları artabilecektir.

Ülke ve şehir gelen ve giden bireylerin eğitim ve öğretiminin görünmeyen ama ileri zamanlar için büyük açılımlar bulunmaktadır. Tanımadığı topluma katılan bireyler endişe ve korku içinde yaşamakta iken yerleşik toplum bireyleri ise yeni gelenlere karşı önyargılı ve bir çok nedenle dışlama eylemi tavrı içine girme olasılığı bulunmaktadır. Bu sürecin yönetimler ve kurumlarca yönetimi ilerleyen zamanlardaki oluşacak bir çok sorunu öncesinde çözümünü sağlayacaktır.

Bireylerin toplumlar ile bağlantıları kurumlar ile olabilmektedir. Yerel ve ülkesel yönetimler birey ile toplum iletişimini ve ilişkilerini kurumlar üzerinden gerçekleştirebilmektedir. 

Birey ve toplumun iletişim ve ilişkilerinin kurumlar aracı ile gerçekleşirken oluşturulacak kurumların öncelikle günlük yaşam olanaklarının geliştirilmesi üzerine olması gerekmektedir. 

Bireyler ile toplumun iletişim ve ilişkilerinin geliştirilmesi ve arttırılması ülke ve yerel yönetimlerin gelenler ve gidenler üzerinden başlatacağı etkinlik, eğitim ve öğretim destek programları ilerleyen ve gelişen çalışmalar ile mevcut mekan olarak şehir ve ülkede yaşayan bireylere kent, kasaba ve kırsal yaşam alanları içinde bireyler ve toplum ilişkilerinin gelişmesi ve düzenlenmesi şekillerine doğru ilerleyebilecektir. 

Küreselleşmenin hızla arttığı ve devam edeceği önümüzdeki yıllarda yerel ve ülkesel yönetimler küresel olarak birey ve toplum ilişkilerin düzenlenmesi, geliştirilmesi ve destek programları ile hem sabit birey ve toplumların hem de hareketli toplum ve bireylerin yeni oluşabilecek yaşamlarına rehber ve destek oluşturmalıdırlar.  

Her türlü bireysel yaşam olasılıklarının toplumların gelenek ve görenek hafızasına uygunluğunun sağlanması ve sürdürülmesi küreselleşme aşamalarında önemli bir konu olarak gündeme geleceği tahmin edilmektedir. Kozmopolit merkezlerdeki birey ve toplum uyumu sorunları daha da büyümeden çözümleri olarak yeni destek program ve çalışmaları üretilmelidir. 

Eğitim kurumları ders planlarında küreselleşme konusu hem yerel hem de küresel günlük yaşam rehberi ve ilişkiler adı altında öğrencilere sunulmalı ve bilgilendirmeye erken dönemlerde başlanmalıdır.

Bireyler küresel olarak kendi ile toplum ilişkilerini belirleme ve sürdürmede özgür ve mutlu bir bilinç geliştirme amacında olmalıdırlar. Düşünme ve eylemlerinde yeteneklerinin belirlenmesinin sonucunda toplum iş bölümüne ve yaşama biçimlerine katılmalıdırlar.

Yeni gelen nesillere hem yerel, yöresel ve ülkesel değerleri hem de küresel yaşamın getireceği yeni yaşam olasılıkları bilgileri birlikte verilmelidir.

Eğitimde yeni bir tezimiz olan çocuk ve gençlerin zihinlerini günlük yaşam bilgilerinden (benlik, aile, yakın çevre, kent, ilişkiler, kurallar vb.) başlayan bir zihinsel genişletme ve olgunlaştırma programlarının belli bir aşama sonrası kavramsal ve soyut bilgilerin (uzmanlık alan bilgileri) sunulması gerekmektedir. Bu aşamalar, eğitim uzmanlarınca belirlenme olanağı bulunmaktadır.

25 Ocak 2023 Çarşamba

Küreselleşme Günlüğü -3

 Küreselleşme hızla devam ederken, pandemi olumsuz etkileri yavaş yavaş kaybolmaya devam etmektedir. Uluslararası mal, hizmet ve meslek transferlerin arttığını, üretim, tüketim ve fiyat miktarlarının bir denge arayışının da devam ettiğini görmekteyiz. 

Pandeminin ortaya çıkardığı üretim eksilmesi ve tüketim artışı küresel olarak enflasyona yol açmış, üretim, tüketim ve fiyat istikrarını bozmuş olması küresel piyasalarda güven bulanımı ve telaşını ortaya çıkarmıştır.

Bu hareketliliğe bir de balkan krizi eklenince gelecek istikrar planlarına ait bir belirsizlik endişesi ortaya çıkmıştır. Dolayısı ile tarihsel ekonomik kriz dalgasının geleceği ve küresel olarak yayılacağı piyasalara hakim olmuştur. 

Bir ekonomist gözünden değil bir felsefeci gözünden olayların gelişmesini şöyle değerlendirebiliriz.

Pandemi ile birey ve toplum yaşamları küresel olarak eşitlenmiştir. Modern yaşamın standart olarak küresel yayılma süreci başlamış olması ekonomiden alınan pay oranlarını yeni bir aşamaya geçirmiştir. Bu hareketlilik ekonominin birey ve toplum yaşamında amaçlar ve gelecek hedefler açısından birinci sıraya alındığının göstergesi olabilir. 

Pandeminin verdiği uzun süre evde bulunma zorunluluğu, birey ve toplumların küresel olarak aynı kozmolojik zamanlarda bulunurken, beden ve zihin olarak da zamanların  yakınlaşmasını sağlamış bunda en büyük payı iletişim teknolojileri sağlamıştır. 

Pandeminin geçen yüzyıllarda olması birey ve toplum gelişimlerinin durdurulması ve hatta negatif denemelere ilerlemesine doğru evrilirken çağımızdaki teknolojik gelişmeler pandemi olumsuz etkilerini adeta küresel gelişimin hızlanmasına bir dinamo, hızlandırıcı etkisi olmuştur. 

Yaşadığımız balkan krizi geçen yüzyılda yaşanmış olsa idi, krize ait haberleşmelerin gizlilik, manipüle, provatif ve kışkırtma, savaşa çekme ve küresel yayılma planları olarak uygulanması  yönünden küresel bir üçüncü dünya savaşının önüne geçilemezdi.

İletişim teknolojileri sayesinde doğru, gerçek, kaynağından görüntülü ve sesli haberleri anında küresel olarak alınarak, sürecin nasıl ilerlediği takip edilmektedir. Krizin bitmesini, barışın sağlanmasını küresel olarak her kesimin isteği olduğu göz önüne alındığında bu sürecin devam etmeyeceğini, biteceğini beklemekteyiz.

Yaratılmaya çalışan suni gündem ve olayların amacına ulaşamayacağı bir döneme girmek üzereyiz.

Birey ve toplumlar geçen yüzyıldan bu yana ülke yönetimlerin ve ticaret üyelerinin kendi planları için oluşturdukları yüzlerce suni gündem ve olaylarına bağışıklık sağlamış görünmektedirler. 

Terörden başlayan kıyamet senaryolarıyla devam eden post-modern-truth, tarihin sonu, medeniyetler çatışması senaryolarının küreselleşmeyi geciktirme tüm çaba ve çalışmaları etkisiz kalmıştır.  

Bu süreç engellenemez ve durdurulamaz bir özellikte kimsenin yönetemediği bir şekilde ilerlemektedir.

Tür bilincinin gelişmesi küresel olarak hızla ilerlerken bunu göremeyenler, hızla giden bir trene atlayıp treni yavaşlatma gibi olanaksız bir hayal kurma halindedirler. Böyle hayalleri olanlar ne bu yazıyı okuyacaklar ne de amaçlarından vazgeçeceklerdir. Hiç olmaz ise bu kişilere trenin dışında değil, trenin içinde olmalarını tavsiyemiz ulaşır belki bir kuş haberi ile.  

Artık tarihsel ve klasik yöntemlerin işlemeyeceği dönemlere doğru ilerliyoruz. Felsefeden çıktık edebiyata doğru ilerledik. Burada duralım bari. Bu hızla bir meydan bulup retorik yapmaya başlamadan ara verelim. Küreselleşme günlüne bugünlük.



18 Ocak 2023 Çarşamba

Yaşam Döngüsü - 25

 Yaşam Döngüsü yazı serimize devam ediyoruz. Altı ay boyunca süren kitap hazırlama çalışmalarım nedeniyle bu yazı serisine ara vermiştim. 

Bu yazı dizimin son bölümlerindeki çok ilginç ve örneğine ender rastlanan, sezgilere dayanan felsefe görüşlerimin öyle olmasını istediğim için mi, yoksa gerçekten de öyle olduğu için mi, ortaya çıkardığımdan şu an emin olamamaktayım. 

Bu sezgisel oluşturulmuş felsefi tez ve teoriler zihnimde hep tamamlamayı bekleyen ve sağlamasının olabileceği fırsatları arayan halde bulunmakta ve korunmaktadırlar. 

Örneğin ikinci yaşam döngüsü tezim ilginçtir ki deneyi ve denemesi yapılması şu an olanaklı görünmemektedir. Fakat imkansız olduğu da söylenemez. 

Şöyle ki tezimi kısaca hatırlayalım. 

Bilinçli bir bireyin, sağlığına dikkat ederek, yüz yaşına ilerlediğini hayal edelim veya düşünsel bir deney yapalım. Düşünsel deney deyince bir felsefe terimi de keşfetmiş olduk. Düşünsel deneyi felsefe terimlerine armağan edebiliriz bu arada. Hayırlı olsun. Düşünsel deney her türlü bilgi çeşidinde kullanıyoruz fakat felsefe dışında tüm bilgilerde düşünce deneyi yapıldıktan sonra belli bir aşama ve sürede sonuca ulaşılmakta olmasına rağmen felsefe de bu ulaşımlar birer ara durak niteliği taşımaktadır. Felsefe dışındaki bilgi çeşitleri ve alanları amaçlarına ulaşıp düşünce deneyini bitirdikleri halde felsefe de bu olmaz. Çünkü varlıktaki sınırsızlık bilgide de sınırsızlığa yol açtığı için felsefeci, düşünür, bilge ve filozof sürekli varlık ve bilginin izinden giden sonsuz yolcu niteliğindedir. Onların ne bir biten yolu ne de oyalanıp kalacakları bir durak vardır. Eğer bir felsefeci bir durakta durmayı tercih ediyorsa, onu orada kalmakla suçlamayız. Her durakta bir temsilcinin de kalması gereklidir değil mi? 

Düşünerek yazdığımız bu yazı dizimizde "düşünce deneyi" olgusunu keşfettikten sonra yolumuza devam edelim. Yüz yaşına kadar gelmiş bilinçli bir bireyin ruhsal ve bedensel sağlıklı olduğunu hayal edelim. Bu yaşlardan sonra beden küçülme yoluna gidecektir. Organlar küçülecek ve hücreler azalmaya başlayacaktır. Bu aşamada en önemli organ başta omurga ve kalp gelecektir. Sonra bilinç için zihin yani beyin sonra da en minimal hale gelmiş sindirim sistemi gelecektir. 

Küçülmeye başlayan bireyin hareketleri durgunlaşacak ve cenin hareketsizliğine ulaşmaya doğru ilerleyecektir. İşte o aşamada bu bireye hazır olan göbek bağından besin verilmeye başlanacaktır. Bu yaşlı birey artık bir cenin aşamasında olacaktır. Güvenli bir ortamda ve gözetim altında her şeyi hesaplanarak bir ceninin tüm özelliklerinin onda olması için çalışmalar yapılacaktır. Bu birey belli aşamadan sonra cenin halinden tekrar büyüme potansiyeline geçmesini ön görebiliriz. Yavaş yavaş büyümeye doğru ilerleyecek ve cenin halinden bebek durumuna ve sonra dış dünya ile tekrar karşılaşma anına doğru büyümeye haline geçecektir. 

Bu aşamada neler olması beklenebilir?

Bilincinin zihin çalışma ve şekli ne halde olacaktır. Önceki yaşadığı bilgiler kalacak mı yoksa zihni ilk cenin halindeki haline mi dönüşecektir? 

Önceki yazılarımdan biliyoruz ki canlı dünyaya gelirken genetiğinden gelen negatif kayıtları ile gelişmekte idi. Her büyüdüğünde bu negatif kayıtları karşılıkları bulunulan dış dünyadan pozitifleri alınarak tamamlanma ve büyüme aşamalarına geçilmektedir. 

Deneyimizdeki ikinci cenin halindeki birey, bu aşamada önceki bir çok bilgiyi ya silecek ya da sıkıştırarak saklayacaktır. Çünkü küçülen beyin hücre kaybına uğrayacaktır. Şu noktayı da gözden kaçırmamalıyız. Ceninin bedeni küçüldüğü halde sadece beyninde küçülme oranı daha az olabilecektir. Bu durum cenini önceki yaşamdaki bilgilerin çoğunu, koruma veya sıkıştırma ile taşıyabileceği anlamına gelmektedir. 

Buraya kadar sıkılmadan okuyan okuyucularım kaldı ise, ne mutlu, devam ediyoruz, yüzyılın düşünce deneyimize. 

Şunu da hatırlamam lazım, bu bilgiler biz istediğimiz için mi, yoksa olasılığı bulunduğu için mi, ortaya tez olarak atıyoruz bunun cevabını şu an veremeyiz. İkisi de olabilir veya biri de olabilir. Bunun ipuçlarını düşünce deneyimizin açılımlarından alabileceğiz. 

Şu satırlarda beni okuyanlara bakıyormuşum ve kimsenin kalmadığını görüyormuşum. Ve gülüyor, ben delirme aşmasına mı geldim diyormuşum. 

Beni bu düşünce deneyinin ilerlemesinde takip etmeyen olursa da tek başıma ilerleyeceğim. Delirme ile dahilik arasındaki ince çizgi referansım bulunmakta merak etmeyiniz. Yeni çıkardığım " Bir Filozofun El Kitabı" adlı e- kitabımda bundan bahsettim, ama hangi sayfa ve hangi satır bilgisini vermeyeceğim. Biraz gayret edin, çabalayın değil mi? Her şeyi rahat alırsanız zihniniz onu kolay sindirir ve kolay unutur. Önce nöronlarınızda verdiğim ipucuna ait negatif hücre oluşturun yani merak edin, sonra ona ulaşıp unutulmaz bilgi olarak hafızanıza yerleşsin, önemli olabilecek bilgilerin hafızanızda kaydını şimdi öne sürdüğüm tarzda yapabilirsiniz. Size delirmeme referansı veriyorum, bu önemli bir bilgi değil mi? Ve nasıl unutmamanızı sağlamak için yol gösteriyorum. Bu yöntemi sadece önemli bilgiler için kullanmanızı tavsiye ederim. Çünkü zihinde fiziksel etkiler yapmayı göze almaktasınızdır. Basit ve unutulmasında sorun olmayacak bilgiler için lütfen zihinsel sağlınız için kullanmayınız.

Evet devam edelim, çağın düşünce deneyinde. Şu an hem düşünüp hem de yazdığımı belirtmek isterim. Fikirler yolda gelir çoğunlukla. 

Evet cenin o anına gidiyoruz. Cenin bebeklik haline ilerleyişindeyiz. Deneydeki birey cenin ne zaman cenin döneminin bitip hangi aşamada bebekliğe geçtiğini anlayacağız? Bu konudaki bilgilerimizi önce mevcut cenin ile bebeklik oluşumlarından almalıyız. Sonra ikinci hal için nelerin aynı olacağını ve nelerin aynı olamayacağını düşünmeliyiz. 

Bu aşamada duralım ve ara verelim. Sezgilerim delirmekle dahilik arasında ince çizgeye ulaştığımızı uyarmakta. Şimdiye kadar ki düşünce deney bilgilerini dosyaya kaldırıyoruz şu an ve beklemeye bırakıyoruz. Sonra bu satırlardan devam edeceğiz. Bu satırlara gelebilen okuyucularım geri bildirim bulunmakta çekinmesinler. Bulunulmasa da ben ilerlemeye devam edeceğim. Buraya kadar gelmeyen olsa da. 



14 Ocak 2023 Cumartesi

Küreselleşme Günlüğü -2

                 Turizmde her ülkeden gelen misafirler ile müzik ve dans çeşitliliği küresel kültürün geliştiğini göstermektedir.

 Küresel Pandemi ve Kültürel Etkileri

Küresel pandemi, dünya nüfusunun büyük bir kesimini teknoloji ile bağlantısını arttırmış ve bu sayede kültür alışverişini hızlandırmıştır. İnternet ve iletişim teknolojileri, pandemi döneminde, öncesinde olmadığı kadar hızlı ve çoklu kullanım dönemine girmiştir. 

Küresel olarak tüm ülkelerde bireyler kendilerinden uzaktaki aile, akraba ve tanıdıkları ile haberleşme olanağını kullanmış, eğitim ve öğretimde aksama olmaması adına internet ve iletişim teknolojileri yoğun olarak kullanılmıştır. 

Haberleşme ve eğitim devam ederken, ülkeler arası bilgi alışverişi, bireylerin zihinsel gelişmesine ve dönüşümüne etki etmiştir.  

Teknoloji, modern yaşamı, küresel standart yaşam olarak kesinliğini sağlamıştır. Artık pandemi dönemi sonrasındaki küresel kültürel yaşam olasılıkları bu referans standardına göre şekilleneceği öngörülmektedir. 

Bir çok ülkedeki şu ana kadar olan ve sonra da olacak olan halk hareketlerini, bu yaşam standart olgusunun bireylerdeki zihinsel değişim ve dönüşüm çabalarının işaretleri olarak alabiliriz. 

Bu gelişmeler, küresel olarak bireylerin yaşam standart amaçları ile ülkeler arası hareketlerinin artacağını tahmin edebiliriz. 

Beyin göçü olgusu, her türlü meslek çalışan transferi, siyasi, ekonomik ve kültürel kaynaklı bir çok göçün ve hareketliliğin oluşması önümüzdeki dönemlerde aşırı sağ ve aşırı sol idealizmlerin bittiğini, geçen yüzyılda yanmaya başlayan alevlerinin söndüğünü göstereceğe benzemektedir. 

Geçen yüzyıldaki küresel ikiye bölünen doğu ve batı bloku olgusu önce duvar ile fiziksel, şimdi ise küresel nüfus hareketlilik ile zihinsel olarak bittiğine işaret etmektedir.

Önümüzdeki dönemde, küreselleşme adına kültür ve ekonomik hareketlenmelerin artacağı tahmin edilmekte olup bu süreci takip edeceğim ve küreselleşme günlüğünde sunmaya devam edeceğim. 

Küreselleşme Günlüğü

 Küresel Pandemi ve Ekonomik Etkileri

Pandemi olgusu, küresel olarak büyük olumsuz etkisini yitirirken, küresel gelişim ile ilgili yeni bir döneme girildiğini yeni gelişmeler ile anlayabiliyoruz. 

Küresel üretim stokların bitmesine neden olan pandemi, üretim miktarı ve hızı ile tüketim miktarı ile hızını yakınlaştırdı.  

Geçtiğimiz yıllarda gelişen küreselleşmenin etkileri ile küresel üretim ve tüketim olgusunda değişimler başlamıştı. Üretim ve tüketim dengeli artar iken, pandemi bu dengeyi bozulmuş görünmektedir. 

Pandemi zamanı ve sonrasında tüketim oranı üretim oranına yaklaşmış ve hızla artmaya devam etmiştir. Küresel olarak tüketim nüfus sayısındaki artışlar, talebi arttırmış ve üretimin hem miktar hem de hızını yakalamıştır. Pandemi ile durmuş ve yavaşlamış üretim, hızla devam eden ve yeni katılımlar ile artan tüketimin talebini karşılamada eksik ve yavaş kalmıştır. 

Pandemi olgusunun küresel olarak tüketim kesimine psikolojik bir korunma duygusu, pandeminin bitse bile tekrar başlama endişesi ile stoklama alışkanlığı etkisi vermiştir.   

Tüketicilerin pandemi sonrası bu endişeleri, stokları azaltmış, üretici kesimlerin stoklarını eritme aşamasına yaklaşmıştır. Mevcut tüketicilerin bu psikolojik algı eylemine, pandemi döneminde modern yaşamla tanışan ve yeni tüketici olarak küresel tüketime katılan kesimler de eklenince toplam tüketim miktarı hem artmış hem de hızlanmıştır.

Halen bu süreci yaşamaktayız. 

Stokların tükendiğini gören üreticiler, üretimi hızlandırır iken talep karşısında tavırları fiyatların arttırması yönünde gelişmiştir. Tüketim bu eylem karşısında tüketimi durdurmak yerine pandeminin devam eden psikolojik olumsuz etkisi ve fiyatların artmaya devam edeceği tahmini ile stoklama davranışını arttırmıştır. Böylelikle talep artar ve hızlanırken, arz bu hıza ve miktara yetişememiştir. Bu süreç fiyat istikrarını bozmuş, piyasaların işleyiş sürecini olumsuz etkilemiştir. 

Balkan krizinin oluşması da bu sürece olumsuz bir etki olarak yansımıştır. 

Tüketim kesimin tüketim miktarını üretimin fiyat arttırmasına rağmen devam ettirmesinin arkasında ülkelerin para basarak bankalar aracılığı ile tüketiciye sunması hizmeti bulunmaktadır. Tüketici, Pandemi olumsuz etkisi olan üretim arzının yetmeyeceği korkusu ile bankalara borçlanmaktan çekinmemiş alımlarına devam ettirmiştir. 

Üretimin kazancı bankalar aracılığı ile tüketime borç olarak sunulmuş, fakat bunun yetmediği görülmektedir ki ülke yönetimlerinin para basma davranışına da girdiği görülmektedir. Fiyat artışları ile ücretler yetmeme ve piyasaların işleyişinin bozulma riskine karşı ülkelerin para basarak ücret- talep- arz dengesini kurmaya çalışması anlaşılabilir bir olgudur. Burada üretimin veya arzın tutumu belirleyici olacaktır. Tüketici tavrının, pandemi olumsuz etkisinden kurtulması ile piyasadaki arz fiyat dengesini kurması beklenmesine rağmen tüketime katılan küresel yeni nüfus miktarı ile arzın daha da artması gerektiği tahmin fiyatların bir denge arayışının devam edeceği tahmini yapılabilir.  

Tüketici stoklamasını en az 3 ay ile bir yıl arasında yaptığı tahmin edilebilir. 

Önümüzdeki dönemde üretimin eski miktarına geleceği tahmin edilmekte iken artan fiyatların nasıl düzenleneceği önemli bir sorun olarak piyasalarda nasıl etkiler yapacağı merak edilmektedir. 


9 Ocak 2023 Pazartesi

Bir Resmin Düşündürdükleri - 2

 


       Geçtiğimiz ağustos ayının sonlarında bir gezi sırasında çay molası verdiğimiz o yerde gezi grubumuzun objektife poz verdiğimiz bir anın resmi.

Bu resmi ilginç ve dikkate değer yapan özelliklerin başında yaz ve kış ayırımı, yani mevsimsel değişim açısındaki bakışımızdadır.

Şu an yeni yılın başında ve kış mevsiminin ortasındayız. Bu resim ise yaz ortasında. Şu andaki hava koşulları sisli, bulutlu ve soğuk iken, resimde hava tümden açık, bulutsuz ve sıcak. 

Şu an kentin sokak, cadde ve semt kesiminin bir çok binanın yan yana geldiği ortamda yaşamaktayız. Ufuk genişliğimiz daralmakta, içimize kapanmaktayız. 

Resimde ise geniş bir alanda, dağların ve ormanın gölü çevrelediği bir ortamdayız. Genişlik ve renklilik dikkati çekmekte. Havanın temiz olduğu görülmekte, hava basıncının da düşük olduğu bizlerin ferah görünümüne yansımakta. 

Şu anda kentte yaşarken kent güncel zamanındayız. 

Resimde ise görüldüğü gibi doğa zamanı bulunmakta. 

Kent zamanı ile doğa zamanı arasında neler farklıdır?

Doğa zamanı yavaş ve sessizdir. Kent zamanı hızlı ve seslidir. 

Doğa zamanı temel, kent zamanı onun üzerindedir. 

Şu an resmin bulunduğu alan sisli, bulutlu ve soğuktur. Mevsimsel farklılık mekanda güzellik olgusunun ortaya çıkışı ve yok oluşuna etki etmektedir. Biz insanlar, her mevsimin farklı etkileri olduğunun bilgisindeyiz. Baharlar ve yaz bizlerin yaşama olanaklarını kolaylaştırırken, kış zorlaştırmaktadır. Bedenlerimizin mevsimsel değişime karşı kendini koruma refleksi, tarih boyunca duygularımıza da etki etmiştir. Duyularımızın iklim değişimlerine tepki olarak kışın soğuğunda içe kapanma, yazın sıcağında ise açılma halleri nesiller boyu yaşanmış bir tecrübe olarak genetiğimizde yer etmiş, beden şekillerimizde etkileri görünür olmuştur. Bu tecrübelerimiz nesiller boyu devam ederken, duygularımızın gelişmesine, belirgin hale gelmesine doğru ilerlemiştir. Duygularımızda iklim değişimlerinin olumlu veya olumsuz etkilerini görmekteyiz. Kışın hava koşulları duygularımıza karamsar, üzgün, endişeli, korkulu, öfkeli, keyifsizlik, hoşnutsuzluk, bıkkınlık ve benzeri etkileri adeta yüklenmektedir. Bahar ve yaz mevsimleri ise sevinçli, ümitli, hareket isteği, neşeli, keyifli, çoşkulu gibi birçok olumlu duyguyu bedenlerimizde oluşmasına etki etmektedir. 

  Şimdi sizleri hayal gücünüzü çalıştırmaya davet ediyorum. 

Kışın, baharın ve yaz mevsimlerinin bedenlerimize etkisini yok sayamayız. Mevsimsel etkilere karşı sağlıklı kalmaya çalışmak için her türlü eylem ve tedbir yapılmalıdır. 

Ben burada mevsimsel etkilerin bedenlerimize değil, zihinsel halimize etkilerini sabitlemeyi sağlamak için hayal gücünüzü çalıştırmanıza davet ediyorum sizleri. 

Zihninizdeki mevsimsel zamanı bu resimdeki mevsim zamanı ile sabitlemeyi öneriyorum. Zihninizdeki mevsimi sabitliyoruz. Özellikle sonbahar ve kış mevsimlerinde zihniniz için mevsim resimdeki gibi yaz mevsimi olmalıdır. Bunu hayal gücümüzle başarırsak duygularımız serbest kalacaktır. Bilinçaltımıza yerleşmiş olan mevsimlerin olumsuz duygularını üzerimizden atmış ve hafiflemiş olabileceğimizi, özellikle sonbaharın ve kış mevsimlerin duygularımız üzerindeki olumsuz etkilerinden kurtulmuş olacağız. Mevsimlerin bilinmedik etkilerinden yaşadığımız fakat farkına varamadığımız bir iç sıkıntı, daralma ve üzüntü  gibi olumsuz duyguların üzerimizdeki yükünü atabiliriz.  

Bendelerimiz mevsimsel değişikleri algılar ve önlem alınmasını gerektirirken, zihnimiz mevsimsel etkilerden muaf olmalıdır. 

Zihnimizin çalışma ilkeleri duyguların sakinliğinde, keyifli, neşeli hallerinde gelişmektedir, şekillenmektedir. Duygularımızın gelişimini ilişkiler üzerinden, zihinlerimizin gelişimini hayal gücümüzün çalışma şeklinden düzenlemeliyiz. 

 Duygularımızı şartlara ve geleceğe dair hayallerimiz üzerinden düzenlemek, birinci amacımız olmamalıdır. Birinci amacımız diğer insanlar ile ilişkilerimizi düzenlemeliyiz. Mesafe, saygı, sınırlar, değerler, önem, tavırlar, önyargılar, seviye, haklar, anlama, kabul veya ret etme, nedenler, amaçlar, zorunluluklar, hassaslıklar gibi konularda ilişkilerimizi düzenlemeliyiz. Bu aşamadan sonra şartlar ve geleceğe dair hayallerimiz, planlarımız, amaçlarımız için duygularımızın gelişmesine, dalgalanmasına düzenlediğimiz ilişkilere zarar vermeden, onu dikkate alarak izin vermeliyiz.   

"Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun" klasik deyim. Bedenimiz için değil zihnimiz için geçerlidir. Zihnimizde hangi mevsimsel anı taşımak istiyorsak onu sabitleyelim ve yaşamın gelişmesi adına o anın doğa zamanına odaklanalım. Hayal yetimiz bize bu olanağı sunmaktadır. 

Beden ile zihin birbiri ile beraber olan, fakat aşamaları farklı olan hallerdir. 

Önce beden sonra zihin gelmektedir. Beden varlık, zihin ise onun bilgisidir. 

İnsanlığın zihinsel gelişiminin zirvesindeyiz çağımızda. 

Bilim ve teknolojiyi insan türü gelişimi açısından, volkanın püskürmesinin en yükseğe çıktığı an olarak tasvir edebiliriz. 

Böyle bir anda zihinlerimizin sağlıklı duygular üzerinde gelişmesi için biraz gayret etmeliyiz. 

Her yeni gelen nesillere yaşama katılmalarına hızla ve güvenle nasıl yardım edebileceğimizi araştırmaktayız sürekli. Her yeni gelen nesillere tekrar tekrar bilgiler ve tecrübeler verilmekte, sunulmakta iken bu çalışmaların en hızlı ve güvenli  şeklini araştırıp duruyoruz. 

Yeryüzünü bir ada kabul edersek, denizden sürekli gelen yeni nesillere "Hoş geldin, yeryüzüne" diyoruz ve "Şimdi sana yeryüzünün nasıl bir yer olduğunu anlatacağız ve öğreteceğiz" diyoruz. 

Fakat onların belli yaşa gelince "İşin ve görevin hazır buyur başlayabilirsin" demiyoruz. "Kendin çabala, çalış ve nasıl başarırsan, başar diyoruz" Hayır bu olmamalı. "Her yolu dene" demek hiç de çağımıza, seviyemize yakışmayan bir yöntemdir. İşte günümüzdeki  tüm önemli sistem sorunları buradan kaynaklanmaktadır. Tüm gençlere her istediği işi ve çalışmayı deneme ve birinde karar kılma olanağı sunmalıyız. İş hayatını bitirenler, çalışanlar, iş için bekleyenler olarak trafiğin düzenlenmesi çağdaş bir ülkenin ilk amaçlarından biri olmalıdır. 

Gençler ve yetişkinler olarak görev paylaşımını başaramıyoruz. Herkesi her şeyi yapmak, her şeyi denemek adına zorluyoruz. Bu halde iken ilişkilerin sağlıklı olmasını istiyoruz. Görev paylaşımına katılamayan her genç toplumdaki yerini belirleyememekte ve ilişkilerini sağlıklı olarak düzenleyememektedir. Yaşı gelmiş ve kendi yetenek, ilgisine, isteğine göre her genç işe girmeli ve toplumsal yaşantıya katılmalıdır. Ülkeler kendi içlerinde bu olguya çözüm bulamadıklarında bu büyük sorun küresel olarak çözüm yolları aramakta, küresel bir büyük hareket olarak gelişmeye başlamaktadır. Böyle devam ederse önümüzdeki yıllarda büyük küresel olarak zihin ve beden göçlerinin olabileceğini söyleyebiliriz. Bu gelişme ise aidiyet, millilik, ülke, vatan, dil, kök, tarih gibi bir çok olgunun değişimine yol  açabilir. Küresel birey olgusuna doğru ilerleyebilir.

İlişkilerin düzenlenmesinin yolu toplumdaki görev paylaşımın yani iş olanakların yetenek ve isteğe göre dağıtımının yapılması başarıldığında düzenlenebileceğini öngörebiliriz. 

Mevcut iş ve çalışma kapasitesinin en uygun ve verimli bir şekilde dağıtılması en önemli bir olgu olarak önümüzde durmaktadır. 

Bir resmin düşündürdükleri mevsim, zaman, kent, gezi, doğa, duygu, zihin, bilim ve teknoloji, ilişkiler, gençler, iş ve çalışma konularında ilerletti. 

 Felsefe atölyeleri için basit ve kısa bir örnek olabilir. 


BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...