28 Nisan 2023 Cuma

Varlık Felsefesine Giriş

 On beş yıllık felsefe öğrenme ve araştırmalarım beni son hali ile bütünsel bilgilerimin ulaştığı ve bir merkezde toplanma sürecine ilerlediği " Varlık Felsefesi" ni ortaya çıkarmaktadır. 

Varlık Felsefesi

Tanımı; İnsanın varlığa bakış tarzıdır. Varlık içindeki insanın kendi ve varlık arasında özne ve nesne ilişkisi olarak düşünsel, fikirsel, zihinsel, yaşama amacında ve varlıkla ilişkilerini anlama, düzenleme ve geliştirme çabasına ait tutum ve amaçlarıdır.

İnsanın kendi açısından ve nesnel açılardan varlığa bakış şekli ve tarzıdır.


Varlık üç ana unsurdan oluşmaktadır.

1. Doğa
2. Evren
3. Tanrı

Doğanın dört ana unsuru

1. İnsan

2. Bitki

3. Bakteri

4. İnsan-Bitki-Bakteri arasındaki bağlar, bağlantılar (Mantar, böcekler, balıklar, memeliler, kuşlar vb. gibi ara formlar)

İnsanın varlıktaki durumu

İnsan doğanın kapsamı ve etkisi alanındadır. Doğa, evrenin kapsamında ve etkisinde olduğu için insan evrenin de kapsamı ve etkisi altındadır.  

İnsanın beş bağlantı ve  ilişkiler durumu

1. Bireyler arası bağlantı ve ilişkiler

2. Gruplar arasındaki bağlantı ve ilişkiler

3. Topluluklar arasındaki bağlantı ve ilişkiler

4. Toplumların kendi içinde ve diğer toplumlar ile olan bağlantı ve ilişkileri.

5. İnsanlık veya insan olarak tüm toplumların hem kendileri ile hem de doğa, evren ile bağlantı ve ilişkileri.

Devam edecek...

27 Nisan 2023 Perşembe

Varlığa Bakış

 Varlık çok geniş, büyük ve karmaşıktır. Ona bakarken sadece görüş alanımızla sınırlı kesimlerini görebiliyoruz. Tıpkı sıkça örneği verilen dev filin neresinden tutarsanız veya görürseniz o bölümü hakkında kendimizce kısıtlı ve dar bir anlam verebiliyoruz.

O dev fil, varlıktır, yani yaşamdır. Varlığı tümüyle, bütünüyle, tümel olarak bir insanın zekası, aklı, duyuları, duyguları ile algılaması olanaklı görünmemektedir. Bir insanın duyuları algıda tek tek veya sıralı olarak tikel sınırlarda bulunmaktadır. Karmaşıklık, kaos, olasılıklar gibi çoklu yapılar özet, kısım, biriktirme ve aktarma şeklinde insan türünün kuşaktan kuşağa devrettiği konulardır. 

Günümüzde bilimsel bilginin diğer bilgilere göre önde olması ve onlara fark atmasının varlıkla fiziksel temasını arttırmış olmasından dolayıdır. Bu temas birebir ilerlemektedir. Ateşin kontrolü enerjinin kontrolü ve kullanılmasına dönüşmüş, şimdide duyular ile algılayamadığımız fakat maruz kaldığımız gizli denilebilecek bütün ışınları kullanmaya başlamıştır. Adeta bir büyücü ve sihirbaz gibidir bilim ve bilim insanları. Varlığın bir parçası olan gündelik yaşamda olan bireyler, kendileri için üretilmiş tüm teknolojik araç ve gereçleri kullanmakta olmalarına karşı, bu araç ve gereçlerin nasıl üretildiği ve çalışma prensiplerinden bir haberdirler. Haberdar olmamaları da normaldir. Çünkü bu bilgiler onlara kabaca ve işin püf noktalarına değinilmeyerek verilmektedir. Hem zorla vermeye kalksalar bile birey bilgisini almaktansa yaşamayı haliyle sadece kullanmayı tercih edecektir. Çünkü onun işi vardır. Yaşamaya çalışmak. Önceden belirlenmiş modern yaşamın iyi yaşama hayallerine ait zihindeki Yoksulluk-zenginlik, başarı-başarısızlık, hakim olma- hakimiyete girme, kazanma- kaybetme, önde olma- arkada kalma, kar etme- zarar etme, akıllı ve zeki olma- aptal ve zeki olmama, satın alma-satın alamama, tüketme-tüketememe, saygı görme- görmeme, değer verilme-verilmeme, aranılan ve sevilen olma- olmama, bir gruba, topluluğa üye olma- olmama gibi çevresi ile olan ilişki modellemelerine odaklanma planları vardır. Günlük yaşamda birey fiziksel olarak tam, zihinsel olarak bedenin hizmetinde yaşamaktadır. Tüm aklı ve zekası bedenin modern yaşamın vaat ettiği mutluluk değerlerine göre iyi ve sağlıklı yaşamak üzerine kullanmaktadır. Bu varlığın insana dayattığı temel ihtiyaçları giderme zorunluluğundan gelmektedir. Modern sistem bu yaşamı kolaylaştırdığı için bilimsel bilgiler de varlıktan gerçek parçaları ile birleşerek modern sistemi desteklemekte ve güçlendirmektedir. Dolayısı ile bireyleri suçlayamayız sıkı sıkıya yaşamda kalmak ve zihinlerini bu yolda kullandıkları için. İnsanlığın gelişiminde önce yönetici azınlıklar ve topluluklar günümüze doğru geniş halkların iyi ve sağlıklı yaşam hakları çoğalmıştır. 

Bilimsel bilginin teorisyenleri (tüm dünya) temelleri atmış, dağınık tüm bilgileri toplayan bilgi toptancıları Mısır, Çin, Roma, AB, ABD, Rusya ve Modern Çin, Kore teknolojiyi günümüzde üretmektedirler.

Bilim ve teknoloji bilgisi açık ara diğer bilgileri geçmiştir. 

Dini bilgi en yaygın ve derinden insan yaşamında bulunmasına rağmen, günlük yaşamda modern yaşama ulaşamayan büyük bir kitle tarafından aktif yaşatılmaktadır. Modern yaşamda ise kitleler dini bilgileri birer tarihi ritüel olarak kullanmaktadırlar. Tarihi ve kadim bilgi olarak zihinlerdekini yerini korumaktadır küresel olarak. Çocukluk merakının getirdiği tüm soruların sonunda dini bilgiler tamamlama görevi görmekte ve bireyin soru bankasını bitirmektedir veya soru sormayı bıraktırmaktadır yeni soruların gereksiz kaldığı gerekçesi ile.

Sanatsal ve edebi bilgiler ise iyi ve sağlıklı yaşam hedeflerine ulaştığı varsayılan bir kitle tarafından ilgi duyulmakta ve bu alanda bulunanların birbirleri ile olan rekabetlerinden ortaya çıkan bilgiler ancak küresel olarak yayılmaları ve yaşamda olanların da bir an bakıp ilgilendikleri hale gelmektedir. Günlük yaşamlarındaki bir günün bir kaç saati kadar.

Felsefe bilgisi ise sanatsal ve edebi bilgilerin içinde anılmaktadır, günlük yaşamdaki bireyler için. Bu alana ilgi duyanlar ve bu alanla uğraşanlar da birbiri ile ilişkiler içinde olmaya çalışmalarına rağmen sanat ve edebi bilgiler listesinden çıkamamaktadırlar.

Gündelik yaşam bilgisi aile, mahalle, şehir, ülke ve küresel olarak basamaklıdır bireylerin zihninde. Bireylerin hem bedenlerini hem de zihinlerini en çok meşgul eden bilgidir, gündelik yaşama bilgileri. Onu hemen kuşatmış din ve teknoloji kullanım bilgileri gelmektedir.

Varlığa bakışımızla başlayan yazımız, varlığın parçalarında birden yolunu değiştirdi fark ederseniz. Varlık kendine bakmaya çalışana, bu bakışını unutturmayı her zaman başarmakta. Bunu özellikle yapmamakta yapısının büyüklüğünü kavrayamamak, tutamamaktan kaynaklanan bir ucundan köşesinden tutulabilir kadar vermektedir. 

Bu günkü varlığa bakışta, varlık beni bilgi çeşitlerine ve günümüzdeki son hallerini düşündürmeye ve bu konuyla ilgilenmeye yöneltti. 

Varlığa Bakış olarak bu yazı dizisine devam edeceğim. Varlığa baktıkça ondan aldığım parça, kısım yeni bilgileri, fikirleri (ilhamları) yeni kitabım için biriktiriyor olacağım. 

Varlığa bakış, tam görünür haldeki güneşe çıplak gözle bakmak gibidir. Gözlerimiz, zihnimiz kamaşır, gerçeği değil, gerçeğin bizim algımızda, zihnimizde oluşturduğu etkilerini düşünebilir, yazabilir ve konuşabiliriz ancak.

Fek: Varlığa Bakış, yeni kitap notlarım. 


  


18 Nisan 2023 Salı

Gündemi Felsefi Yorumlamak -2



Seçime Doğru

Siyasetçi ve Halk 

Temsil ve Varlık

Siyasetçi için halk varlıktır. Başkan adayının amacı bu varlığın temsili olmaktır. Varlık bütün, onu temsil eden ise örneklemdir. Örneklem veya temsil, varlıktan yönetimi emanet alır belli süre ile.

Varlık, çok çeşitli, sayıca fazla özelliklere sahiptir. Temsilci, varlığı temelde iki ana unsura indirger. 

1. Bedensel

2. Zihinsel

Temsil görevini ve planını bu iki unsur üzerinden oluşturur. 

Fek: Mevzular Açık Mikrofon 10. Bölüm, Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, BaBala TV, Youtube.


Siyasetçi, ilk tecrübelerinde varlık karşısında benlik bölünmesine uğrar. Siyasetteki edindiği bilgiler ve tecrübeler ile birlikte toparlanma sürecine girmeye çalışır. Varlık hakkında bilgi edindikçe sağlıklı, tutarlı bir zihin ve beden ile devam edebileceğinden şüphe etmeye başlar. Varlık karşısında normal bir birey olarak devam edemeyecektir. Siyasetçi değişmek zorundadır. Varlık siyasetçiyi değişime zorlar. Değişim için varlıktaki ana konulara ve gündemin gereklerine odaklanması gerekecektir. Siyaset temelinde ekip çalışmasını gerektirir. Ekipler (Parti) arası rekabetler sürekli yönetime gelmek veya yönetime ortak olma çabaları içindedirler. Bir ekip içinde süregelen iç rekabetler, dayanışmalar, zıtlıklarda bulunmaktadır. Ekipler tarihsel süregelen olgular üzerinden gitmeyi tanınmak ve oy almak amacıyla varlıkta etkisi olduğu üzere üstlenirler. Varlıktaki hali hazırdaki dünya görüşleri üzerinden temsil üstlenirler. Siyasetçinin tecrübesi ilerledikçe, ekip içinde ve varlıktan gerekli desteği alınca rolü değişir. Benlik bölünmesi bitmiş, benlik bütünlüğüne doğru ilerlemeye başlar aldığı tüm destekler ile birlikte. 

Varlık eğer siyasetçileri her hatasında elemeye kalksa idi. Siyasetçiler sıraya girer ve hata yapana kadar öndeki ve temsildeki görevinde ancak kısa zamanda kalır ve sırasını sonrakine devrederdi. Böyle olunca varlık tam bir hata ayıklama makinesine döner kusursuz bir siyasetçi de ortaya çıkamazdı. O nedenle varlık, siyasetçide affedilir gaflar, hatalar ve affedilmez ve büyük hatalar diye iki gruba ayırır. Önemli ve büyük hata yapmayan siyasetçiler bu açılan yoldan ilerlerler. Siyasetçi, varlık karşısında ve onunla ilişkisinde tüm adımlarını yapılması ve yapılmaması gerekenler olarak ikiye ayırır. Varlıkla direkt ilişkisi konuşma şeklinde başlar. Siyasetçi retorik ustası yani ikna edici ve gelişmelerde doğru ve hızlı karar alabilme ve eyleme geçebilme yeteneği gelişmiş kişilerdir. Empati, konuların farklılıkları, niyetleri tahmin etme, mantık çelişkilerine karşı dikkatli, vaatler, ekibinin yönetimi ve varlığın beklentilerine göre davranma ve planlarını yapma gibi bir çok özellikleri bulunmaktadır. 

Siyasetçi varlık karşısında hareket alanını genişletmek için varlıktan gizli planlar yapıp uygulayabilmektedir. Ancak şurası kesin ki siyasetçinin hiç bir gizli eylem ve gerçekleşmiş planları varlığı ilgilendiren kısmı ile gizli kalmaz ve unutulmaz varlık tarafından. Varlığın büyük gözü, kulağı ve hafızasından siyasetçinin eğer yaparsa gizli eylem ve planları kaçamaz. Varlık hemen olmasa da sonraki zamanda kendi içindeki bu eylem ve planları içinde sindiremez ve kusar. Bir nedenle ortaya çıkarır. O nedenle siyasetçi gizli eylem ve planlarını yaparken, varlığın onları ortaya çıkardığında kabul edebileceği ve affedilebilir hata olarak yorumlayabileceğini hesaplayarak yapar. Eğer böyle davranmaz ise varlığın bir yönü ile kötü ve yanıltıcı büyük baskısı altında hareket etmiş ve kendi temel ilke ve planları dışına çıkmış olur ve varlığın büyük değişimi, dönüşümünün verdiği olumsuz etkilerine elinden olmadan maruz kalmış demektir. Böyle bir durumda artık siyasetçi temel bütünlüğünden yeni parçalanma dönemine girmiş ve varlığın görünmeyen ve gizli olumsuz akışına kapılmış ve sürükleniyor demektir. Varlıktaki değişim ve dönüşümler siyasetçinin isteksiz temsil görevini sürdürmesine yol açar. Artık siyasetçi kontrolü kaybetmiş varlığın büyük dalgalarında kendini koruyamaz durumda kaderini göremez, varlığa karşı iyi çalışmaların güvencesine sığınır. 

Varlık, siyasetçiye hak ettiğini verecektir. Tarihe iyi ve kötü yanları ile kaydedecektir. Varlığın büyük ilerleyişindeki ufak veya büyük bir not olarak yerini alacaktır.

Siyasetçiler, ülke yöneticileri (önceki kral ve şahlar gibi) varlığın tarihsel büyük akışında kalıcı, temsili meslekler arasındadırlar. 

Bu makam ve görevlerin yüce ve kutsal deyimlerini alması varlığın bir örneklemi ve temsilini oluşturmaları nedeniyledir. 

"Değerli meclis" derken, varlığı temsil etme bilinci ortaya konmakta ve varlığın büyüklüğü ve önemi dikkate alınmaktadır.      

 

11 Nisan 2023 Salı

İyi, Kötü ve Normal


 

Ülkemizde kadim bir söz vardır. " İyi eden iyiliği, kötü eden kötülüğü bulur" . Bu söz doğrudur. Ben burada bunun doğruluğunu felsefi açıdan bir tez ile incelemeye çalışacağım.

İnsan olarak her birimiz çocukluktan itibaren neyin iyi neyin kötü olduğuna dair önce ailemizden başlayan ve yakın çevremizden devam eden süreçte eğitim, öğretimle devam eden ve her türlü yaşantımızda kendimizce değerlendirme sürecine girdiğimiz hayatımız boyunca bu değerlendirme devam etmektedir. Kendi yaşantımızda ve toplum içinde iyi yaşama ya da kötü halde olma olasılıklarını başka örnek birey ve grupların yaşantılarıyla kıyaslayarak, karşılaştırarak sürekli bir değerlendirme yaparız. 

Yaşantılarımız sırasında düşündüğümüz ve eylemde bulunduğumuz olay, olguları, anıları hafızamızda tutarız. İşte bu önemli anları hafızamıza kaydederken amacımız aynı olayları ve benzerleri ile gelecek yaşantımızda karşılaştığımızda kendimiz ve çevremiz için en iyi ve en doğru nasıl hareket ve tutum için de olmamız gerektiğini saptamak ve öyle hareket etmek üzerinedir. Bu olguya tecrübe diyoruz. Aynı veya benzer eylemlerin günlük yaşantımızda tekrarlanması ve bizim bu olanlara karşı hazır ön yargılarımızı oluşturmamız tecrübelerimiz sayesinde olmaktadır. Tecrübe bir yerde hafızada kayıtlı bilgi de denilebilir. Bizler bu tecrübelerimizin akan yaşam ve günlük hayatımızda nasıl kullanmayı ve hareket etmeyi tercih etmemizde, bizim kişisel etki ve tepkilerimizi oluşturmamızla gelişmekte ve ilerlemektedir. 

Şimdi olaylar ve olgular karşısında bir bireyin iyi veya kötü eylem yapması veya yapıldığını görmesi onun o olguları hafızasına da kaydetmesi anlamına gelmektedir. Normal ve sıradan, gerektiği gibi, herkesçe kabul edilebilecek, her zaman olmakta olan olay ve olgular bütünü ise günlük yaşamımızın temelini oluşturmaktadırlar. Günlük yaşam sırasında iyi veya kötü olguları ise bu normalin üstünde inşa edilmekte ve kurulmaktadır. Hafızamız normal gelişimler için yorulmamakta ve günlük uzun akışa uyum sağlar iken iyi ve kötü denilecek olay ve olgular bu akışı değiştirmektedirler. " Bugün normal bir gündü" " İdare ediyoruz" deyimleri iyi ve kötü herhangi olağan dışı bir olayın olmadığını belirtmektedir. Fakat " Bugün nasıl bir gündü öyle, bir çok şeyi bir arada yaşadım hayret" sözleri o günün içinde yaşanan olay ve olguların normalin üstünde iyi veya kötü denilebilecek bir çok yaşantının gerçekleştiğini göstermektedir. İşte çoğu kişi bu normalin üstünde gelişen iyi ve kötü denilebilecek bir çok olay, olguya karşı tutumlarında onu aşmak, onu atlatmak, onları geride bırakmak, olanları unutmak şeklinde bir yol izlemektedirler. Çünkü kendi içlerinde ve hafızalarında kendi oluşturdukları süreli planlar bulunmakta ve bu planlar dışında gelişen ve oluşan olay ve olguları olamaması gerekenler olarak değerlendirmektedirler. Bir örnekle konuyu açalım. Bir birey on yıllık taksitle bir ev alır. Artık bu birey on yıl bir planı vardır. Amacı on yıl normal yaşayıp evine tam olarak sahip olmak ve ev sahibi olduğunu hissedip mekanda varlığını sabitleme, ekonomik gider olarak kira ve diğer ödemleri azaltma ve sorun etmeme, miras unsurunda bir adım atma, mülkle birlikte değer kazanma gibi bir çok konuda kendini mutlu etme bulunmaktadır. Bu bireyin on yıl günlük hayata bakışının temel bakışı ve değerlendirmesi bellidir artık. Bu birey günlük yaşantıda ne yaşarsa yaşasın bu planının normali üzerine bakacaktır diğer gelişme, oluşma ve olasılıklara. Bu birey için en önemli olgu bu amacı olduğu için diğer olay ve olguları bu bakışla değerlendirecek ve tutum almasını sağlayacaktır. 

Aynı tutum ve bakışlar tüm uzun vade planları yapan bireylerde benzerdir. Bu uzun planların bireyde olumlu ve olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu planları iyi veya kötü olarak değerlendirmek şu an için konumuz değildir. 

Felsefeci veya düşünür ise varlıktaki gerçek ve gerekli bilgilere ulaşma hedefinde uzun planlar yaptığı için günlük hayatta karşılaştığı tüm olgu, olay ve bilgilere kendi uzun hedefi çerçevesinde değerlendirir. Bilinçli olarak hafızasına iyi, kötü ve normal kategorilerini doldurmak üzerine yaşayacaktır. İyi, kötü ve normal olay ve olgularda sevinecek, üzülecek ve sakin (yaşayacak, hissedecek, duygulanacak) ve kayıt edecektir. Sonrasında ise bu yaşadıklarını kavramsal olarak sınıflayacak hali ile sıradan bir bireyin hatıra dediği yaşantıları, felsefeci veya düşünür kavrama ulaşacak veriler ve bilgiler olarak bakacaktır. 

Bireyin normali yaşantısında iyi ve kötü olaylar olarak tecrübe ve anı olarak hafızasında hep yeni ve ilk karşılaştığı olay ve olguları kapsamına almalar devam etmektedir. Önceki yaşantılarından bildiği ve hafızasında olan bilgiler ile uyuşan iyi ve kötü olay ve olgular normali olmuştur artık. Onların yeniden değerlendirmesi yapılmamaktadır. Yaşanırken biriken iyi ve kötülerin normal üzerine sınıflandırılması, sıkıştırılması ve yapıştırılması hep ilk başlangıçta oluşturulan uzun dönem planların önceliğinde belirlenmekte ve gelişmekte olduğunu söyleyebiliriz. Uzun dönem planları olan bireyler yaşantılarındaki iyi ve kötü olayları bu planlarına uyması veya uymaması yönünden değerlendirebilmektedirler. İyi ve kötüye bakış mercekleri insanlık genel değerleri üzerine iken şahsi görüşü sorulduğunda kendi yorumları söze gelmeyen bu uzun planlarının etkisiyledir. Bu durumu birey farkında olmadan bilinçaltındaki tutum ve yargının etkisi ile oraya koyabilmektedir. 

Birey günlük yaşantılarındaki iyi ettiklerini ve kötü ettiklerini veya kendisine edilen iyilik ve kötülükleri hafızasına belleğine kaydetmektedir. Sonraki yaşantısında tekrarlanma durumlarında kendi ve çevresinde gördüğü önceden bildiği iyi ve kötüye göre mutlu ve mutsuzluğu pekişmektedir. Kötü bir eylem yapan bir birey sonra bu anısının aynı kötülüğü yapan bir başkasında gördüğünde kendisi yapmış gibi duyguları yaşamakta ve mutlu veya mutsuzluğuna etki etmektedir. İyi davranışlar yaptığında geçmişteki iyiyi hatırlamakta, iyi yapanları gördüğünde de kendi de yapmış gibi mutlu olmaktadır. 

Sonuç olarak iyi ve kötü bizimle beraber varlığını belleğimiz aracılığı ile sürdürmeye devam etmektedir. Ondan kurtulamaya, unutmaya çalışmak boşa kürek çekmek gibidir. İyi ettiklerimiz kötü ettiklerimiz geçmişte kalmamaktadır. Her an bizimle ve belleğimizde bulunmakta ve yeni eylem ve amaçlarımızda bize ve kararlarımıza etki etmektedirler. Birey çevresinde oluşan ve kendinde benzeşim oluşturan iyi olay ve olguları bilinçaltında, bilincinde ve normalinde artık otomatik ve hızla sahiplenirken mutlu olur. Aynı şekilde çevresindeki olan ve oluşan her türlü kötü olay ve olgudaki kendi belleğindeki kendisine olan benzeşimleri sahiplenir, benzeşim olmayanları dışlar. "Ben bu kadar kötü değilim, bu kadar da olmaz" diyerek dışlar. " Bu kötü bir olay derken dış sesi, iç sesi aynı ben" diyebilmektedir. " Bu kişi ve olay çok iyi derken dış sesi, iç sesi aynı ben", " Bu kadar da iyi olamaz, bu benden de iyi" diyen bir içses bulunmaktadır. 

İç sesimiz dış ilişkilerden sakladığımız ve belleğimizden gelen tecrübelerimizdir.   

"İyi eden iyi, kötü eden kötü bulur". İyi veya kötü ettiklerimiz veya bize edilenler sürekli belleğimizde var olmaya devam edilirler ve bu varlıklarının yeni oluşan olay ve olgular ile bizim ilerleyen günlük yaşantıda mutlu veya mutsuz olmamıza etki etmektedirler.



10 Nisan 2023 Pazartesi

İnsan Kültürü ve Doğa ilkeleri İlişkileri -15

İnsanın Kültür içindeki ilişki olasılıkları  

Bu yazı dizimizde toplumsal olarak bireylerin, grupların, toplulukların, birliklerin, ülkelerin birbiriyle olan geniş ilişkiler ağına felsefi açıdan her yönleriyle inceleyecek ve tespit, saptamalar yapacağız. Önce tikel örneklere değinip sonra tümele doğru uzun bir yolculuğa çıkacağız. Bazen de tümelden tikel örneklere doğru ilerleyeceğiz.

İnsanları Değiştirebilir miyiz?

Halk dili ile yapılan bu soru başlığının cevabı da hazırdır. Bu soru genellikle evlilik öncesi eşlerden birinin evleneceği kişinin onaylanmayan alışkanlıklarını değiştirebileceği üzerine ümit taşıdığı fakat gerçekleşme olasılığının az olduğu gerçeğine ait cevap hazırdır.  O da " Değiştiremeyiz" dir. 

Felsefenin soru ise şöyledir, " İnsanların kültürel gelişimini hızlandırabilir miyiz?". Bu sorunun cevabını modern yaşantıda işler halde görmekteyiz. Eğitim ve öğretimle insanın kültürel gelişimini hızlandırama çalışmaları yapılmaktadır hali hazırda. 

Bireyler arası ilişkilerde bir arada bulunma zorunluluğu  ve olasılığı karşısında taraflar karşı tarafın alışkanlık ve amaçlarında hatalar, yanlışlıklar görüp, çözüm yollarını da biliyorsa, söz ve eylemler ile bunları düzeltmesine yardımcı olmayı düşünür mü? Düşünse bile yardım eder mi? Yardım etse bile başarabilir mi? 

Bireyler bir çok mekan ve şartlarda bir arada olma zorunluluğunda ve olasılığında birlikte zaman geçirme durumunda bulunmaktadırlar. ABD sinemasında bu haller bireylerin agresifleştiği ve birbirlerine üstün gelme ve hakimiyet rekabeti içine girme olasılığına sıkça yer vermektedir. Böyle bir durumda bireyler birbirlerinin hatalarını, eksikliklerini düzeltmesine değil, karşıdaki eksikleri kendilerine avantaj olarak alma ve baskın olmaya çalışma kozu olarak kullanma olasılıklarına doğru ilerlemesine tanık oluruz. Modern yaşamda böyle birliktelikteki ilişkilerde bireyle iki davranış şablonu taşırlar. Birincisi bulunulan mekan ve şartların kurallarına göre ilişkilerini düzenlemek ve davranmak. İkincisi ise mekan ve ortamda sergilenmesi gerekmeyen tavır ve tutumlarını saklamak şeklindedir. Buna örnek bir işyerinde tecrübeli çalışanlar o işyerinin belli kurallar ve düzeni gereği ilişkilerini düzenler iken ortama gelmiş yeni tecrübesiz çalışan işyerinde evindeki veya ailesindeki ilişkilerini sergilemeye çalışabilmektedir. Özellikle stajer çalışanlarda bu tedirginlik görülür. Hangi davranış kalıbını kullanacağını henüz bilememektedir ve öğrenmeye çalışmaktadır. Normalde sade ve renk vermeyen davranış kalıbını sergileyen stajer en doğrusunu yapmaktadır. Çünkü ortamın şart ve usullerini öğrenene kadar böyle davranması gerecektir. Bu şartlarda çalışanın davranış kalıplarının darlığı ve genişliği ortama uyum açısından ilk zamanlarda bir strese tabi olma veya onunla başa çıkabilme olasılığını ortaya çıkarır. Stajer bulunduğu mekan ve ortama uygun davranış kalıpları taşıyorsa o işle ilgili yeti ve yeteneklerinin olma olasılığı artar. Taşımıyorsa stresle birlikte uyum sorunu ortaya çıkabilecektir. Bu stajerin başka iş yeri ortamlarda şansını denemesi gerekecektir veya bulunduğu ortamı kendi tarzına göre yeniden dizayn edebilme olasılığına da yönelebilecektir. Burada stajerin mesleğine olan tutumu belirleyici olacaktır. Mesleğini sevip sevmediği, yetilerini destekleyip desteklemediği burada ortaya çıkacaktır. Bu şartlarda uyumsuzluk ortaya çıkarsa stajer ortam ve meslek arasında sorunun hangisinde olduğunu saptaması gerekecektir. Sorun ortamsa mesleğine başka ortamda devam etmesi gerekecek, sorun meslek ise mesleğini değiştirme planları içine girmesi gerekecektir. 

Tikel bir örnekten yola çıktık. Şimdi tümelden tikele doğru yol alalım. Bir polisin meslek değiştirip, masa başı maliye memuru olması, bir köylü ve kasabalının şehre yerleşmesi, bir biyoloğun aktif laboratuvardan masa başına sabitlenmesi, yolculuğa ve mekan değiştirmeye alışmış bir şoförün ambar memurluğuna sabitlenmesi gibi bir çok tümel örneklerde ortam ve meslek çelişkilerini bireylerde görebiliyoruz. Tabi ki bu durum çoğunlukta bulunmaz. Çoğunluk hem ortam hem de meslek uyumundadır. 

Bir çok bireyin diğer bireyler ile ilişkilerinde öncüllediği bir çok gizli tuttuğu ve sakladığı amaç ve tutumları bulunmaktadır. Öncelikle zayıf ve eksikliğini hissettiği bir çok konuda tatmin arayışına girmektedirler. En öndeki sıralarda bulunanlar ekonomik ve cinselliktir. Ekonomik, sistemin işleyiş tarzı  ve toplumsal katmanın baskısıdır. Çocukluktan gelen ekonomiye olan sabitlenmiş alışkanlık ve bakış tarzlarının bunda önemli etkisi olmaktadır. Diğer unsur olan cinsellik ise doğal bir yapıdır. Diğer canlılarda mevsim, etken olurken insan kültüründe şart, sınırları ve zamanı toplum tarafından belirlenmiş kurallara bireylerin gizlice ve bedensel kontrolsüzlüğün etkisinde uymaması bulunmaktadır. Cinsellik toplum tarafından gizli olması kuralını bireyler adeta bu açıktan yararlanmak için gizli olan gizli kalır cinliği ile kuralı kırmak için fırsat kollamakta gibi görünmektedirler. Her an ve her yerde ama gizli olarak olma olasılıkları zihinlerini adeta esir almış gibidir. Önce Brezilya dizileri şimdi ise dünya rekoru kıran ülkemiz Türkiye dizileri hızlı ve zeki senaristlerince izleyicilerine katarsiz yani ruhsal rahatlama olanağı sunmaktadırlar adeta. Sloganları da şudur. " Siz hayal edin, biz diziyi çevirelim veya durun ve izleyin  sizin zihinlerini doldurduğunuz ekonomik ve cinsellik hayal ve fantezilerinizi size sunalım ve sanki gerçeğe ulaşmış gibi sizde zihninizdeki ağırlıkları atın ve rahatlayın bu sayede".

Ülkemiz dizilerimizin rekor izlenme ve dünya dizi sanatı sektöründe birinci sıraya gelişini bu usta senarist, yönetmen ve oyunculara borçluyuz. Onlar bir anlamda birey ve toplum psikoloğu gibi çalışmaktalar. Eh ne diyelim başarılarının devamını dileriz.


21 Mart 2023 Salı

Felsefenin Seyir Defteri






 

Bu yazı dizimizde felsefe ve felsefecinin günümüz gelişim aşamalarındaki durumuna göz atacak ve onu değerlendireceğiz. 

Felsefeci ve Eylem (Aktivistlik)

Felsefeci temel de teorisyendir. Eylem insanı değildir. Fakat günümüzde olay ve olgu çokluğu ve genişliği felsefeciyi eyleme çağıran bir gelişme içindedir. Felsefeciyi eyleme yönelten en önemli etken günlük yaşama dalmış halkın ve entellektüel çevrelerin yaşanan bir çok gerçek olay ve olguya karşı gerekli çağdaş tepkileri verme reflekslerinin zayıflaması ve olanları kaderleri gibi kabul etmeleri ve sadece iletişimde sızlanma ve şikayet şeklinde davranış içine girmeleridir. Felsefecinin en küçük eylemi, kamu ve sosyal alanlarda, sosyal medyada yaptığı eleştirilerdir. Çünkü düşünsel alandaki nesnel tavrını günlük yaşam için dönüştürüp belli konu, olay ve olgu için kritik haline yöneltmesi, düşünürü teoriye ara verip pratiğe yani eyleme yöneldiğini gösterir bu durum. En fiziksel ve aktif hali ise toplumun belli bir kesimi ile yasal, siyasal ve toplumsal hareket etme, tavır alma, tanıtım, etkinlik ve sunumlar zincirine katılması ve rol almasıdır, planlar süresince.

Bir felsefeci teorisyenlikten eyleme geçtiğinde felsefe çalışmaları durur. Çünkü düşünce ile eylem birlikte ilerlemez doğası gereği. Bir çok felsefeci aktif olarak eylemlere giriştiğinde teori geliştirme ve oluşturma yetisi zayıflamaktadır. Eylemde bulunduğu olay ve olgunun sınırlarına takılır. Felsefeci artık bir düşünce insanı değil, siyasetçi, sanatçı, lider, entellektüel eylemci, organizatör, planlayıcı, düzenleyici, inanç veya dini temsilcisi gibi bir çok görevde bulunan kişi haline gelir. 

O nedenle felsefeci teoride kalmalı, teorisini uygulayanlar ise onun teorisini benimsemiş ve kabul etmiş olan eylemci düşünürler ile işbirliği içine girmelidir. Felsefe tarihi boyunca da öyle olmuştur. Marx'ın teori var eylem yok önermesi ancak teori oluşması ile eylemin arkasından gelmesinin olmaması yönünden doğru sayılabilir. Yoksa felsefe tarihinde tüm insan yaşamı ve doğasına uyan felsefe teorileri oluştukları zamanda olmasa bile sonradan insan, toplum yaşamında yerlerini almış ve eyleme geçirilmiş, uygulanmaktadırlar.

Felsefeci hem teoride hem de eylemde bulunmak istediğinde, eylem aşamalarında düşünme süreci duracak, düşünme sürecinde eylemleri duracak veya yavaşlayacaktır. Eylemleri ve düşünmeleri belli bir sıraya ve düzene göre oluşturmak isterse bu aşamada ise bazı zorlukları aşması gerekmektedir. Öncelikle teorilerinin genişliği ve doğruluğu ile yaşamın büyük ve geniş varlığında süpriz ve olağandışı kesişmelere hazırlıklı olmalıdır. Eylem sırasında yaşamın getirebileceği her olasılığı teorilerin eksik bir parçasını tamamlamaya doğru mu yoksa yaşamın ilerlemesi teorilerini eksiltip yanlışlamak üzerine mi doğru mu ilerlemektedir, bunun ayrımını takip etmelidir farkında olmalıdır. Bu ince çizgiyi takip için eylem ile düşünme arasında zamanı iyi yönetebilmelidir. Eylem zamanları, felsefeciyi elinde olmadan meşgul edip, zincirleme engellenemez eylemde kalma zorunluluğu içerebilmektedir. Nehrin güçlü bir şekilde akışına kapılıp ona direnilememesi gibi felsefecinin teorinin durgun ve sakin sularından, eylemin ve yaşamın hızla akan ve durdurulamaz temposuna kapılıp teorisinden farklı, ilgisiz, dışında ve etkisizliğinde yaşama zorunluluğuna ilerleyebilir. (FEK: Günümüz felsefenin ve felsefecilerin son durumu)

Günümüzde felsefe büyük bir dağın içindeki göl, şelale görünmez büyük bir kaynak gibidir. Bu kaynak, aktığı dağın yamacındaki pınardan bir çok bilgi, meslek ve sistemi beslemektedir. Dağın yamacındaki pınardan alınan bilgiler her yere dağıtılırken, kaynağın varlığı, dağın merkezindeki konumu, şekli, önemi ve büyüklüğü gizli kalmakta, bu bilgilerin ulaştığı kişilerce görülmemekte ve varlığı hissedilmemektedir. Felsefe bir bütün olarak hayale gelememektedir. Pınardan akan ufak damla ve litre halleri ile kendisine ulaşan ve onu ulaştıran zihinlere yeterli görülmektedir. Olması gereken ise bu büyük kaynağın görünür olması ve kabul edilmesi olmalıdır. Bu başarılır ise felsefe merkezi, kaynağı, varlığı zihinlerde gerçek yerine yerleşecek ve felsefenin yok sayılmasının verdiği, yani kaynağı açıklanmayan tüm iyi, doğru, güzel ve gerçek bilgilerin zihinlerdeki dağınıklığı giderilecektir. Son durumda felsefe dağın merkezinde gizli kalmışlığını kabullenirken dağın bir çok yamacındaki pınarlarından zihinleri besleyecek damla, litre memba suları ile beslenilmesi yararına kendisinin varlığının bilinmemesini dolayısı ile parçalanmış gibi görünmesini kabul etmiş gibi görünmektedir. 

Biz düşünürler ise bu duruma bakışımız, insanın tarihsel doğal gelişimin bir parçası avuntusundayızdır. Bu olay ve olguda ne bir suçlu aramalı ne de süreçten şikayet etmelidir. İnsan kültürü gelişimindeki akış belki de bu durumu zorunlu kılmaktadır. Çünkü yaşam düşünceye sığmayacak kadar büyük ve geniştir. Felsefe ise yaşamı zaten kapsayamayacağı bilincindedir. Kendini parçalara ayırarak yaşamın bir çok yönünde değişime uğramış olarak kendisini göstermeyi kabul etme zorunluluğuna girmiştir. 

Yaşam, felsefeyi kıyma gibi parçalara ayırmayı ve un gibi  dört bir tarafa toz zerreciği gibi fırlatmayı, o yerde, o dağın yamacındaki bir çok pınardan fışkırmasını sağlamaktadır. 

Varlık yani yaşam felsefeye direnmez. Fakat büyüklüğü ve genişliğini felsefe kavrayamadığı ve kapsayamadığı için felsefe kendini parçalara ve zerreciklere ayırır. Bilimin bu günkü başarısının altında yatan sistem aynıdır. Yaşam karşısında sayısız parçalara ayrılma ve zerrecikler ile etrafa dağılma sürecine girmiştir bilim. 

Fakat önümüzde duran ise dağılma ve parçalanmadan sonra bütünleşme, birleşme olmak zorunda olduğudur insan zihninde ve kültüründe. Balık ağını geniş ve yayılmış alana atan bir balıkçı gibi sonuç için o ağ toplanmalı ve birleştirilmelidir. Bunu interaktif bilimsel çalışmalara yönelmede görmekteyiz. Bunu bilim başlatmış ve devam edeceği de görülmektedir. Peki felsefe bunu nasıl yapacaktır. Önümüzde önemli bir soru olarak biz düşünürlere ve felsefecilere ait durmaktadır. Felsefede ki bu zamandaki ve mekandaki insan zihnine yayılan bilgi parçacıkları nasıl birleşerek bir bütünleşme ve görünür olma haline gelebilecektir. Bilimin yolu teknolojiden sonra yapay zekada ve ardılları olan madde ve enerji akıllı araç ve gereçleriyle tamamlanacağı görülmektedir şu an. İşte tezimize göre o an ve o yerde bilim kaynağı olan felsefeye dönüş yapma zorunluluğuna dönecek ve felsefenin bir bütün olarak, gizli kaynağının keşfine, görülür olmasına, parçalarının toplanmasına eşlik edecektir. Tabi ki bu varsayımımız felsefenin bir bütün olarak görünür olmasına, varlıkta yani günlük yaşamda hakkettiği önemli yerini almasına doğru ilerleyişteki olasılıklardan bir örnek olarak verebiliriz. Varlığın nasıl gelişeceğine ve dönüşeceğine dair olası tahminlerimiz hep eksiktir. A tahmini yapılır B tahmini etken olur. Bunu bilemeyiz. Bunu zaman gösterebilir.     


16 Mart 2023 Perşembe

Varlık ve Bilgi

 Varlık bilgiden her zaman fazla ve büyüktür. Varlık yaşamdır. Bilgi ise onun bilgisidir. Yaşamı, tüm canlılar temsil eder. Bilgi ise bizim tüm canlılar ve onların yaşamı hakkında bilgimizi temsil eder. Yaşam unsurlarına dair aklımız ile her tespit, saptama ve isim verme işlevimiz bilgimizi geliştirdiğimize dair bir göstergedir.

Bir incir ağacını ele aldığımızda incir ağacının kendisi varlıktan bir parçadır. Biz insanlar ona incir ağacı ismini vererek ona ait bir bilgi ortaya koymuş olmaktayız. İncir ağacının kendisi varlıktan bir parçadır. Bizim ona verdiğimiz isim ve onu tanımlayan her tespit, saptama ve gözlem ise birer tüm bilgilerden birer parçadır. 

Dolayısı ile varlık önce gelmektedir. Bizler varlığa bakarak onu anlamaya, tanımlamaya, saptamaya çalışmaktayız. Felsefede varlıktan parçadan varlığın tümeline doğru ilerleriz. Örneğimizdeki incir ağacı, ağaç türlerinin bir örneğidir. İncir ağaçlarının tümü ise ağaç kavramının içinde yer alır. Ağaç kavramını ise bitkiler üst kavramına bağlamaktayız. Bu tamamlamalar bilimde de bulunmaktadır. Hali ile felsefe ilerleme başlangıcı bilimsel verilerle sağlam bir biçimde ilerler. Bilimsel bilgi burada biterken felsefe yoluna devam eder ve bitkilerin canlılık içindeki etkinliklerini araştırır. Diğer canlıları incelemeye ve bitkiler ile ilişkilerini karşılaştırır. Diğer canlıları adı altında böcekler, memeliler, kuşlar, sürüngenler, balıklar, bakteriler, mantarlar, insan olarak bir çok kategoriyi ele alır. Bilimde bu konularla uğraşmaktadır. İşte sonunda felsefe tümel canlılık üzerine düşünmeye başlar bilim o aşamada kalır. Her bilim dalı ilgilendiği alanda sınırlarında kalırken felsefe tüm canlılığın yani yaşamın temel ilkelerine doğru ilerler. 

Varlığın yani yaşamın temel ilkelerinin neler olduğunu araştırır. Bu araştırmalarını ilk canlının ortaya çıkışı, çoğalması ve çeşitlenmesi her konuda her açıdan genişletir. Bilimin canlılığa, doğaya ve yaşama ait tüm bilgilerini veri olarak alır ve bilimin üstünde sezi, teori, olgu olasılıklarını tarar. Önceki bilgilerden eksik kalmış bilgileri, yanlış olduğu halde doğru kabul edilen bilgileri, ele alınmamış bilgi ve olasılıkları, geçmişten gelen ve günümüze yansıyan bilgilerden fark edilmeyen fakat dikkat edildiğinde fark edilecek bilgileri felsefe araştırır. ( Yazı fikirlerine doğrudan etkisi değil de sadece yazma isteği oluşturma esin kaynağı (: Ahmet İnam kitap okumaları, düşün yolcuları, Immanuel Kant - Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi (16))

Varlık hakkında ön fikirler oluşturduğumuz için artık yeni ve önemli soruları sorabiliriz.

Varlığı şu anki bilgimiz ve yetilerimizle tanımlamak ve tüm açılardan algılamak bireysel açıdan olanaklı değildir. Tür olarak insanlık ve yapay zeka yardımı ile kabaca ve bize yetebilecek kadar bilgisine ulaşabiliriz. En önemlisi ise biz insanların var olabilme ve sürdürme şartlarına yardımcı olabilecek varlığın tüm bilgilerine ulaşabilme olanağımızın olmasıdır. Zihnimizin oluşma ve işleme biçimi bu olasılık ve olanaklara göre evrimsel gelişimini sürdürmüştür.

Felsefede birey olarak varlıkla ilgilenmek ve onu düşünmek giriş niteliğinde önemli bir zihinsel eylemdir. Bu eylemi bir bilgisayar açılışı, cep telefonu açılışı gibi görebiliriz.

Felsefenin sihirli giriş sözleri " Varlık", " Yaşam ", "Hayat", "Canlılık" "Doğa", "İnsan", " Tanrı", " Evren"," Toplum", " İlişkiler". Bu sözleri ister sözlerimizde ister zihninizde canlandırdığımızda tüm bedenimizle ve zihnimizle bir an saygı duruşuna, bir huşu haline, tüm basit ve tikel unsurların küçülmesine ve üzerimizden silkelenmesine şahit oluruz bilinçli zihin ve bedenlerce. 

Yukarıdaki önemli felsefe konularını duyan fani kişiler her sözü kendi küçük yaşamlarınca yorumlama hazırcılığına kaçarlar. Varlık deyince kendi zenginlik hayallerine, yaşam deyince, basit olduğu halde kendince önemini arttırdığı, tikel olduğu halde tümel yaptığı yaşantısına, hayat denince kendi ve çevresinin, tecrübe ile öğrenebildiği hayat hakkında bilgilerine, canlılık deyince " Bende bir canlıyım ve isteklerim arzularım var" algısına giden, Doğa deyince " Okulundaki veya çevresindeki doğa isminde bir kızı veya işyerinde Doğa isminde bir arkadaşını hatırlamaya giden, insan deyince " İnsan benim işte" diyebilen, Tanrı deyince, çocuğun anne ve babasından her şeyi istediği gibi tanrıdan istemeye başlayan, evren deyince " Boş ver evreni biz kendimize bakalım" diyen, toplum deyince, onu kötüleyen, yabancılayan, hasım gibi gören, ona küsmüş olan, ilişkiler deyince erkek- kadın, güçlü-zayıf, başarılı- başarısız, katmansal farklar olarak gören ve bunları kabullenmiş bir çok zihin bulunmaktadır doğal olarak. Neden böyleler onları suçlayamayız, onlar yaşamaya çalışmaktadırlar. Yaşamaya çalışırken onun düşüncesini değil eylemini yaparız. Hem yaşarken hem de düşünceyi geliştirmek ise biraz çaba ve eğitim gereklidir. Genetiğimiz henüz bu zihinsel fikirleri kalıtım yolu ile aktarma özelliğini kazanmamıştır. Kazanmayabilir de çünkü genetiğimiz olasılıklar üzerine değil olanlar üzerine gelişimini değişimini sürdürmektedir. Zihinsel çalışmalar ise olasılıkları taramaktadır. Genetiği zihnin enerjisi sayarsak zihnin çalışmasını da aldığı bu enerji ile çevresini karanlığı aydınlatmasını, bilinmeyenleri keşfetmesini, yeni olanakları araştırmasını, bulmasına örnek verebiliriz. 


14 Mart 2023 Salı

İnsan Kültürü ve Doğa ilkeleri ilişkileri -14

 İnançların ve Dinlerin İnsan Gelişimine Olumlu Etkileri

İnsanlığın ilk gelişimleri sırasında aileler kendi merkezleri ile doğa merkezlerini birbirinden ayırmışlardır. Aile eril, dişil, çocuk ve kardeş birliği ilk hücrenin kendini doğadan bir zar veya sınır ile ayırması gibi topluluk olarak biz ve doğa şeklinde iki ayrıma başlamışlardır. Aile kendi sınırlarında güvende olmuş, zamanın akışı onlar için değişmişti. Kendi alanlarını kontrol altına almaları doğadan gelecek varlıklarını tehlikeye sokacak kötü süprizlere karşı birbirlerinden güç alma, birlik olma ve aynı duygulara sahip olmaları sayesinde dayanıklılıkları artmakta ve yaşamak her geçen gün kolaylaşmakta idi. Zaman artık onlar için kötü süprizlerin çok değil azaldığı döneme doğru ilerliyordu. Kendi zamanlarını doğa zamanının içinde özerkleştirmeye ve büyütmeye, genişletmeye başlamışlardı.

Aile ve doğa ikilemine bir unsur daha gerekiyordu. O da bu ikiliden daha büyük bir güç ve zamandı. Bir hakem gerekiyordu. Aile ile doğa arasındaki ilişkilere şahit olacak ve gidişatı kontrol altına alacak bir tarafsız hakem gerekliydi. Çünkü Aile yaşaması sırasında hem başarılı oluyor hem de kötü anlar yaşayarak ölümle tanışıyordu. Aile fertlerinden ölümler olduğunda bu kötü bir kayıp ve başarısızlık olmakta doğanın hanesine artı bir aileye ise eksi bir yazılıyordu. Aile besin için avı başardığında ve kolayca, sorunsuz sebze ve meyve topladığında hanesine artı yazılıyordu. Ve zaman böyle ilerliyordu ailenin ortak hafızasında. Kendi özerk zamanları artmaya ve birlikteliklerini yaşamaya daha fazla zaman ayırdılar. Aile ile doğa arasındaki maçın üzerine her türlü ses, hareket ve nesne kullanarak iletişim zorunluluğuna ilerlediler. Maçın geçmişi, şu an ki durumu ve geleceği hakkında iletişim kurmaları gerekiyordu. Bu uzun zaman içerisinde iletişim duygu genişlemesine ve ardından sakinliğine ulaştı. Sakinlik maçı kabullenmek anlamına geliyordu. Varlık ile yokluk maçı idi bu. Ya var olacak ve devam edecekler ya da yok olacaklardı. En büyük korkuları doğanın ve diğer düşman ailelerin kendilerine eksi yazdırmanın hızlı ve çok sayıda olma olasılığı idi. Çünkü belli aralarda eksi yani üye kaybını kabullenmişler ve yaslarını da tutabilmişlerdi. 

Belli bir zaman sonra hakemin olması gerektiği yoksa ailelerin doğa ve birbirleriyle amansız maçı, savaşı, varlık ve yokluk mücadelesinin hiç bir anlamı olamazdı. 

Ve ister kavramsal olarak bir ihtiyaçtan olsun, isterse de gerçekten var olsun bir büyük hakem oluştu zihinlerde ve yaşantılarda anılmaya, ritüeller ile yaşatılmaya başlandı. 

Ve Tanrı varlığını hissettirdi. 

İnsanlık tarihi boyunca ulaşılması zor bir makamın bir yaratıcı düşüncesi ve hissinin insanlara yön verdiği bir gerçektir. İnsanlarda izlendiğini, ödül ve ceza ile yargılanacağını bilmek ve öyle hissetmek artık tarafsız hakemin doğaya karşı insan tarafında olduğu izlenimini verdi. 

İnsan doğa ile rekabetinde hakemin tarafsız davranmadığını, kendisine özel bir yardım ettiğini kabullendi. Bu bilgilerin vahiyle geldiğine aracılık edenleri önemsedi. Ve onlara yönetim ve ayrıcalık hakkı tanındı. Artık inançlar ve dinler toplum yaşantıların temeline yerleşmiş oldu. Avcılık ve toplayıcılıkta tarafsız olan tanrı tarımcılıkta insandan yana olmuştu. İnsandan yana olan tanrı artık insana her zaman yardım edecek bu iletişimi ve yönetimi tanrı kral temsilinde Mısır uygarlığı ile zirveye çıkacak en uzun dönemlerini yaşayacaktı.

Tanrı kavramı ve olgusu, inancı ve dinler insanlığın beynindeki nöron sayısının artmasında olumlu etki oluşturmuştur. Anlayamadığı ve kavrayamadığı bir büyük gücün, doğa ve evrenin düzenini nasıl oluşturduğu, nasıl devam ettirdiği ve amaçlarının neler olduğu düşüncesi her zaman insanı düşündürmüş ve bu sayede sonuca ulaşamamış ve nöronların uçlarını büyüyecek ve gelişecek şekilde eyimli ve açık bırakmıştır. Önce dünya için düşünmüş günümüzde keşfedilen dünyadan sonra evrene doğru sıçramıştır bu ilgi. İnsanlığın gelişiminde tanrı inancı ve kavramı hep ulaşılamayan, geniş ve bilinemeyen fakat insana yardımcı olan bir olgu olarak dinlerde kendisini göstermiştir. Dolayısı ile toplum düzenini oluşturma, geliştirme ve sürdürme açısından büyük bir rol oynamıştır. 

Tanrı inancı ve dinleri insanlığın var olduğu sürece devam edecek bir olgudur. Çünkü bu olgu insanın ilerlemesinde sürekli alan genişletme ve keşfedilecek uzay ve zamanı uzatmaktadır. 

Artık bilmek ve inanmak insanın temelinde bulunan en önemli zihinsel olgu olarak önümüzde durmaktadır. Bilmek, varlığını onaylama adına emin olmak için, inanmak ise ilerlemek, yayılma, büyüme(Tanrının verdiği hak ve onu arama amacını da barındıran) ve varlığının ölümden sonra da devam edeceği istenci için gerekli iki büyük unsurdurlar.

İnsan doğuştan doğadaki diğer canlılara göre fiziksel zayıf doğmasına karşın, ona sürekli bakıldığı ve korunduğu için inanma ve güvenme sürecini başlatmaktadır. Bir bebek annesine güvenip ve bu güvenine de inanarak devam etmektedir. Bebeklik ve çocukluktan çıkışta ise onu, bilmek beklemektedir.

 Artık bilmenin içinde kendisine gerekli olan her duygu ve fikir bulunmaktadır. (Yazıya ait fikir esinlenme ve sentez oluşturma kaynakları: Ahmet Arslan, Dücane Cündioğlu, Hasan Aydın, Celal Şengör konuşmaları ve yazmaları)

 


10 Mart 2023 Cuma

İnsan ve Doğa İlişkileri - 13

İnsanın Akıllanması Süreci

İnsanlık tarihi boyunca toplumların yönetiminde yönetici aile sürekliliği doğal gelişime zıt ve ters bir eylemler zinciri olmuştur.

 İnsanın doğal gelişime karşı zıt ve ters eylemlerde olması onun kendi tarihini oluşturmasında zorunlu bir hal gibi görünmektedir. 

Zaman ilerleyip de insanlığın gelişimi ile bu zıtlık ve ters hareketin sürekli ve kalıcılığı açısından doğal akışına yönelmesi de ayrı bir zorunluluğu beraberinde taşımaktadır. Dolayısı ile insanın doğal süreçteki kendi olgusunu yaratması için doğal süreçten çıkması ve doğaya rağmen var olması gerekmekte idi. Bu nedenle insanlığın ilk aşamaları günümüzden bakışla çok bencilce ve kendi gerçekliğinde çok zalimce bir tutum içinde olduğunu görebiliriz. 

Çevresindeki her türlü canlı ve cansıza karşı eylem olasılıklarını denemiş ve bu hareketinde doğal sürece hiç uymayan eylemleri uygulamış ve diğer insan ve canlılar açısından da uygulanmaya tabi olmuştur. Doğada bu durum tam bir delilik olarak görülebilecek eylemler olarak tanımlanabilir. Ya da çıldırmışlık hali de denilebilir. Çünkü doğada bir canlının var olma temeli içindeki hazır olan ve doğuştan getirdiği canlılık eylemde bulunma ve onları geliştirme yetileridir. İnsanda ise bu yeni ve çılgın sayılabilecek yetileri nesilden nesile aktama hali genetikten değil bizzat yaşarken göstererek, örnek yaşantılar ile aktarması doğada olmayan bir özellikti. Bu doğaya kattığı yeni özellik genetik üstü öğretme ve iletme özelliği elbette onun zihinsel aktivitelerinin çalışmaya başlamasıyla olanaklı olmuştu. 

İşte günümüze kadar ki insanlığın tarihsel çılgınlığı ve delirmişliğini sakin ve düzenli zamanlar olan bu zamanlarda anlayabiliyoruz. 

Bunu anlayabiliyorsak şu an eski ve zorunlu zıtlık ve ters eylemlere karşı da önlemler alabileceğimizi ve doğadaki gerçek görevimiz ve varlık nedenimizi de bulmaya yaklaşıyoruz demektir. 

Tür olarak artık doğal sürece dönüş son halimizle de sürekliliğimizi devam ettirme yoluna girebileceğimizi görmekteyiz. Tarihsel insan zihni yetersizlikleri ve çılgınlıklarının da sonuna doğru geldiğimizin bilincine ulaşabilmeliyiz. 

Tarihsel aile yöneticiliğinin dar alanından geniş toplum içinden çıkacak yeni yönetime katılma olasılıkları doğal ilkelerine doğru ilerlediğimizin göstergesidir. 

(Yazıya ait fikirlerin oluşma kaynağı : Roman Empire dizisi Netflix)

3 Mart 2023 Cuma

Gündemi Felsefi Yorumlamak -1

Şubat 2023 

Gündem konularına aylık olarak felsefece bakış yapacağız bu yazı dizimizde. Felsefenin tarafsız ve nesnel yorumlarına yer vereceğiz. Haber niteliğinden felsefe yorumlamasına doğru bir değerlendirme olacak. Amaç habercilik yapmak değil aylık önemli olaylara felsefi yorumlar yapmaktır. 

Bu bir deneme yazısı olacak. Geliştirilmeye ihtiyacı olabilir. Felsefenin üsten ve geniş açılarından gündemi değerlendirmenin zorluğuna şahit olacağız. Hatalarım olabilir, yeni keşiflerde yapılabilir bunu zaman gösterecektir. 

İlk ay olarak şubat ayı önemli olaylarını felsefece değerlendirelim. 

Güney Doğu Anadolu da büyük felaket sonuçları ile devam etmekte. Ülke yönetimi (Hükümet ve muhalefet), sivil toplum kurumları, dünya ülkeleri, yardım kuruluşları ve halk bölgeye yoğun ilgi ve yardım için elinden geleni yapmaktadır. 

Bölgeye yardım konusunda her kesim tarafından bir yardım rekabeti başlaması ve devam etmesi sevindiricidir. Bölgeye yardım rekabeti seçimlerin yaklaşmakta olması nedeniyle siyasi bir yarışında başlamasına neden olmuştur. 

Geçen ayın iki önemli olgusuna değindik. Bölgesel büyük felaket ve onun üzerinden büyüyen seçim nedeniyle ilerleyen siyasi ve yönetim rekabeti. 

Doğal afetin bir bölgeye verdiği büyük yıkım ve trajedi. Bu olay gibi bir çok ülkemiz sorunlarını çözme ve toplum yaşamını geliştirme gibi bir çok yönetme, idare görevini üstlenmek için politik, siyasi partilerin yönetime gelme, mevcut hükümetin görevine devam etme amacı ile seçime doğru rekabetlerinin başlaması.

Ülkemizin ve dünyanın pür dikkat kesildiği, gündemin odaklandığı büyük felaket, yerini seçimler nedeniyle siyasi olaylara çevrilerek yeni gündemini belirleme yoluna girmiştir. Politikadaki sıcak gelişmeler gündem konularını hızla değişime uğratmış ve seçim startına hazırlanmaktadır.

Şubat ayının gündemine ait iki önemli konu büyük felaket ve siyaset hakkında felsefe olarak daha fazla yorum yapma olanağımız bulunmaktadır fakat yeni yazı dizimizde konuları değerlendirme için yorumların artmasını zamana bırakacağım. Gelişen yazı dizisi ile yorumlar da artarak devam edecektir.

Bu yazı dizisinin başlangıcı olarak kısa ve öz olarak şimdilik bu kadar ele almış olalım. 

Sonraki gündem konularına dair gelişerek derin felsefe analizlerine yer vereceğim. 

26 Şubat 2023 Pazar

Küreselleşme Günlüğü - 6

KÜRESEL İKLİM KRİZİ VE ONUN İNSAN YAŞAMINA KÜRESEL OLUMSUZ ETKİLERİ

 Küresel İklim Krizleri olumsuz etkilerini doğal afetler ile durmaksızın ortaya çıkarmakta ve kültürel anlaşmazlıkları da körüklemeye hızla devam etmektedir. 

Geçen yüzyılın bilim ve teknoloji hızla ivme yaşandığı fakat enerjiye duyulan büyük ihtiyaçlar nedeniyle iki küresel savaşların yaşandığı ve ortaya çıkan trajedi ile alternatif enerji kaynaklarına geçiş yapıldığını biliyoruz. 

Trajedi sonrası küresel yönetim tarzlarının aralarındaki sıkı rekabeti egemen olmuştu. Temsilcileri ABD ile Rusya arasındaki rekabete bir çok ülke tarafını seçmiş ve zorla taraf seçme stresleri küresel olarak tüm ülkelerce yaşanmıştı. 

İki kutuplu dünya kültürel olarak farklılaşmıştı. Bu rekabet küresel olarak insanlığa neler kaybettirdi ve neler kazandırdı bu başlı başına bir araştırma konusu durumundadır. Ben bir ucundan giriş yapayım. 

Rekabetin görünen faydaları:

1. Bilim ve uzay teknolojileri rekabeti uzaya açılımı sağladı. Uzay yarışı başladı. Dünya ötesine uzanan bir rekabetin göstergesi idi, küresel yaşanan rekabet. 

2. İnternet, sanal ağların iletişim teknolojisinde gelişim sağladı. Rekabet gereği iletişimin gizliliği önemli olması, interneti sonrasında haberleşme hızının arttırılmasını ve kitlelerce yayılmasını getirdi. Kişisel bilgisayar ve telefonlara doğru gelişimini sağladı.

3. Dinlerin tarihsel toplumlar üzerindeki yönetimini, hakimiyetini sınırladı. Bilim, teknoloji, ekonomi ve yönetim sistem ve yöntemleri hakim olmaya başladı. Felsefe de bu arada nasibini aldı ve ara bilim dalına sıkıştırılarak mevcut iki kutuplu dünya görüşü dışında bir seçenek arayışı durdurulmuş oldu.  

Daha bir çok olumsuz ve olumlu etkileri olduğu ortadadır. Bunu araştırmak bilimsel bir araştırmayı gerekli kılar. Bir tez konusu da olabilir.

Geçen yüzyılda duvarların yıkılması serbest piyasa ekonomisinin yani batının kazandığının bir işaretidir. Devamında kazanan batı doğu ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini başlatmaya doğru ilerledi. Rusya yapısı gereği buna hazır değildi. Fakat Çin hazırdı ve kabul etti. Çin ülke yönetimi halkına yönetim sistemini biraz yeni şartlara göre değişimi başlatmasına rağmen batı ile ilişkilerini tam bir serbest piyasa modeline uygun devam etti. Çin halkı ise bu anlaşmadan kendine düşen payı hızla alamadı. Yine de sabırla ve azimle çalışmalarına devam ettiler. Çin yönetimi geçen yüzyılın sonlarına doğru batı ile yaptığı ekonomik anlaşmalar ve çalışmalar ile sermaye biriktirmeye ve ürünlerini küresel olarak satmaya başladı. Fakat Çin halkı ekonomiden çalıştığı hakkını almamış ve yönetiminin ekonomi yönetimini kabul etmişti. Ya da zorunlu idi. Yönetim şeklinin bir gereği olarak görmekte idi. Çin yönetimi ve çevresi küresel sermaye olarak söz sahibi oldular. Bir çok yatırımlarını küresel olarak başta ABD olmak üzere bir çok ülkeye yaymaya başladılar. 

Rusya ise Çin gibi uyum sağlayamadı. Çünkü Çin yönetimini dinleyen bir halkı vardı. Aynı milletten olması Çin yönetiminin tarihsel olgular ile birlik halinde yönetimini olanaklı kıldı ve hala öyle devam ediyor. Rusya ise aynı milletten değil bir çok devletin yönetim tarzını kabul ettirilmesinden oluştuğunu tahmin edebiliriz. İşte bu balkan krizi Rusya yönetimin son kozu olma özelliği taşımaktadır. Rusya Ukrayna'ya karşı gösterdiği saldırı bitmekte olan geçen yüzyıldaki zoraki güç birliğinin dağılma riskini barındırmaktadır. 1990 yılındaki duvar yıkılması birinci gerilemenin günümüzde ikinci gerilemesine karşı Ukrayna krizi ile cevap verilmiştir. Batının Rusya ile ekonomik işbirliğine ve sonrasında da yönetim şeklinin modernize edilmesi teklifine hayır cevabıdır Ukrayna krizi. Rusya yönetiminin hafızası hala geçen yüzyıl başlarındaki ele geçen  (belki ileri de ideal olabilecek ve öyle değerlendirilebilecek olan) ama başlangıç ve kurucuları tarafından bu fırsatın değerlendirilemeyen hatta kötü bir denemeler ile toplumların idare edildiğinde kalmıştır. Sorunları klasik tarihsel güç yöntemleri ile çözme zorunluluğuna alternatifi bulamama olarak yorumlayabiliriz. Klasik güç yöntemlerinde kalmak bir yönetimin yeni dünya yöntemlerine kapalı olması ve ideal yeni arayışlara da yönelmemesi veya yönelememesi şeklinde yorumlayabiliriz. 

ABD'nin enerji ihtiyaçlarını karşılama amacıyla yönelmesi Orta doğuda ilişki dengeleri değişmeye başladı. Fakat bu klasik tarz küresel boyutta olmayıp bölgesel boyuta taşındı, vekalet savaşları ile. Orta doğu operasyonların altında enerjiye ulaşma ve küresel olarak yönetimde olduğunun baskını hatırlatma vardı. 

Rusya'nın ise enerji arama sorunu yoktu. Kendi topraklarında olan doğal gaz ve bir çok kaynak ona yetiyordu. Vekalet savaşlarına katılması ise seyirci kalmaması açısından önem taşıyordu. ABD'nin orta doğuda ortaya çıkardığı karmaşa ve kaos çalışmalarına tepki olarak Rusya ve Çin seyirci kalmayıp her türlü basına yansımayan ancak sonuçlarıyla ortaya çıkan olayları ile görülebilen bir çok etkilerde bulundular. Rusya ve Çin yönetimleri için gizlilik önem taşımakta idi ve hala öyle görünmektedir. Tüm küresel olumlu ve olumsuz etkilerini gizlemektedirler. Rusya ve Çin'in yönetimlerinin devamlılığının en büyük kozunun gizlilik olduğunu ve geçen yüzyıldan bu zamana kadar bu ana olguya göre yönetimlerini devam ettirme başarısında olduklarını fakat günümüzde ise bu yönetim şekilleri için en zayıf halkasının gizlilik olma haline geldiği ve bu olduğu bilinmektedir.

İletişim teknolojileri artık küresel olarak hiç bir yönetimin geçen yüzyıldaki saklayabildikleri kötü sırlarını saklayamayacaklarını göstermektedir.

Vekalet savaşlarından sonra pandemi geldi bir doğal afet veya kimi iddialara göre biyolojik savaş olarak. Sonuçları bakımından pandemi ister doğal afet olsun isterse de biyolojik savaş olsun her ülkeyi ve tüm halkları etkiledi eşit olarak. Küresel olarak her ülke kendine göre bir pay aldı. O nedenle doğal bir afet olarak ele alabiliriz sonuç olarak. 

Pandemi sonrası ise küresel bir ekonomik krizi oluştu. Üretim ve tüketim dengeleri değişmeye başladı. Üretimdeki sorunlar ve tüketicinin pandemiden kalan tüketim alışkanlıkları bu süreci tetikledi. Tüketim zaten pandemide üretimden çoktu. Stoklar tükendi. Pandemi sonrasında ise tüketici pandemi öncesi alışkanlığına dönme rekleksi gösteremedi ve hala pandemi devam edecek veya tekrar olacak tutumunda kalmaya devam etti ve hala öyle devam etmektedir. Üretim ise stokları tükenince üretimi arttırmaya çalışırken devam eden tüketimi görünce fiyat arttırmaya başladı. Öyle ya tüketim artarsa fiyatlar artar. Serbest piyasanın ilkesinde var. Üretilen mala talep artarsa açık arttırmaya dönmeye başlar ürünler. Fazla veren alır yaklaşımı ile. Burada üreticilere, aracılara, kiralayanlar ve satanlar biraz vicdanlı olmaya davet ediyoruz. Piyasa kuralları klasik ve teorik anlamda yerinde dursalar da yaşamanın içinde gerçekle buluşunca insani değerler karşısında bir dengeye gelmek zorundadır. Her sisteme uyan kural yaşam tarafından kabul görmeyebilir ters teper. Yaşam tüm teoriden her zaman farklı ve geniştir. Varlığın bilgiden fazla olma kuralına uyalım ve toplumsal ilişkilerimizde ve alışverişlerimizde kılavuzumuzun vicdanımız olduğunu hatırlatalım. Varlık, yani yaşam her zaman bilgiden fazladır. Yaşamın teorisi olmaz sadece onun yani varlığın bilgisini alırız olabildiği kadar, alabildiğimiz kadar.

Küresel tüketime pandemide internet iletişimi yolu ile önceden mütevazi olan bir çok nüfus özellikle Çin, Hindistan, Rusya, Afrika ve Güney Amerika halkları modern yaşantının gereği olarak her türlü tüketim alışkanlıklarını arttırdılar. Küresel tüketim oranları pandemide arttı. Pandemi sonrası da devam etmektedir. Günümüzde küresel olarak tüm fertlerinin ve ailelerin modern yaşantıyı istediğini ve ona ulaşma çabası içinde olduğunu görebiliyoruz Facebook, İnstagram ve Youtube ile. 

Günümüz halkların küresel yaşamı modern kent ve toplum yaşantısıdır. Post-modern olgusu henüz küresel olarak sadece yönetim ve ekonomik kesiminin etkilerinde görülmektedir. Sanata ve edebiyata yansımış olsa da küresel olarak henüz tanışılmamıştır. 

Önümüzde gerçek, büyük ve önemli bir sorun durmaktadır. Artık onu görmezden gelemeyecek ve yok sayamayacak kadar günlük hayatımızın içine girmeye başlamıştır. Küresel iklim krizi. 

Pandemi, depremler, tusinamiler, büyük fırtınalar, seller, heyelanlar gibi doğal afetler hızlanarak artmaktadırlar. 

Sıradaki doğal felaketleri saymak hiç de distopik kehanetler olarak ele alınmayacaktır. 

Örneğin deniz suların yükselmesi felaketinin yaklaştığını söylemek hiç de kehanet okuyuculuğu sayılmamalıdır. Bilim insanlarında tespit edilmiş ve kamuouyuna sunulmuştur. Buzulların erimesi hızlanmaktadır. Ve bu sürecin sonu sahil kentleri ve yerleşim yerlerini belli oranda sular altında kalacağı tehlikesi önümüzde durmaktadır. Sahil kent yönetimlerinin deniz suyu yükselme riskini de hesaplamaları gerekmektedir. Önümüzdeki yaza olabilecek endişesini taşıyarak bu konuyu afete hazırlık planlarına almaları gerekmektedir. Bir çok deniz seviyesi altında kurulan ve denize yakın olan kentler aklımıza ve hayalimize gelmeyecek büyük felaketlere açık halde bulunuyor olabilirler. 

Volkanların aktif olmasına kötü olarak şahit olabilme olasılığı bulunmaktadır. 

Orman yangınlarındaki artış bazı planlar gereği yapıldığını düşündürse de bir çoğunun artarak plan dışında da afet olarak devam edeceğini tahmin edebiliriz. 

Gözlemlerim küresel orta kuşakta bulunan iklim şeklinin kuzeye doğru ilerlemesi üzerine olduğudur. Dünyanın eğiminde değişimler olduğuna işarettir bu durum. En son ulaştığım bir haber olan İngiltere'de yaz sıcaklığın bu zamana kadar olmayan en yüksek haline yani kırk dereceye çıkması buna örnek olabilir. Küresel iklim kuşağının değişmeye başladığının bir işareti olabilir bu haber, belki de olmaz fakat bilim insanlarınca araştırılmasına değer bir konudur. En son Güney Doğu Anadolu Depremi felaketinin altında yatan nedenler fayların durumu olsa bile etkinin kıtasal büyük hareketlere bağlanabileceği yanılma payımızın olması ile aklımıza gelmektedir. Ve bu kıtasal hareketlerin nerelerde olacağı da bilim insanlarınca araştırılmalıdır. Dünyanın kendi etrafındaki dönüşünde ve güneş etrafında dönüşünde fiziksel değişimler olabilir bu konuda bilim insanların açıklamalarını beklemekteyiz, şu ana kadar ben görmedim belki önümüzdeki zamanlarda varsa ulaşabiliriz bu bilgilere. Yeraltı sularını, gazlarını, kömür, petrol ve diğer tüm madenlerini çıkarmamızın etkilerini henüz açıklayan bir bilimsel çalışmalara rastlayamıyoruz. Bilim insanlarından bekleriz tabi ki araştırmalarını ve sonuçlarını. Küresel iklim kuşaklarının ve kıtalarının yer değiştirmesi veya hareket etmesi hiç de basite alınabilecek bir konu değildir. Dünyanın eğiminin değişmesi de küresel iklim ve kıtaların hareket krizini tetikleyebilir. Dünyanın eğiminin değişim olasılıkları ve etkileri bilim insanlarınca araştırılıp tahminlerin geleceğe yansımaları ile neler olabileceğine dair öngörüler oluşturulabilir ve çözümler araştırılabilir. Bir de dünya etrafında dönmekte olan yerküreden yollanan tüm uydu araç ve gereçlerin miktarı ve toplamı nedir. Biriken bu uydu araç ve gereçlerin miktarının dünyamızın hareketine olumsuz etki edip etmediğinin araştırmaları yapılmalıdır yetkililerce. Dünya çevresinin uzay çöplüğüne döndüğüne dair bilgiler paylaşılmaktadır doğruluğu bilinmeyen, bu konuda da doğru ve tehlikeli olup olmadığına dair bilgileri beklemekteyiz yetkililerden ve bilim insanlarından. Bu konuda bilgiyi hangi merkez verecek onu da belirlemeliyiz. Çünkü dünya çevresindekiler hakkında gerçek bilgiyi paylaşma konusunda kim yetkili kılınabilir onu belirlememiz gerekmektedir. Dünya çevresindeki cisim oranı ve miktarının dünya dönüşümüne olumsuz etkisini küresel olarak yaşamamız olasılığının olup olmadığının yanıtını bilmeliyiz. Tüm küresel yaşayanlar olarak bu bizim bilme hakkımızdır.

Tüm doğal afetlerin küresel yaşayış üzerinde olumsuz etkileri önce can ve mal sonra ise küresel kültürel olumsuz etkilere yol açacağını görmekteyiz. Her türlü oluşabilecek doğal afete karşı bilgi, önlem, tedbir alma görevi ilgili yönetim ve kurumlarca dikkate alınmalı ve halkı da bilgilendirmeli sonra da hazırlamak da gerekmektedir.

Distopya üzerine sanat ve edebiyat eserlerinin artışını iklimsel krizin insan yaşamı ve kültürüne olabilecek olumsuz etkilerinin olasılıkları olarak değerlendirmek gerekmektedir. 

Ütopya, olarak sanatçı ve edebiyatçılara Mars'ta yaşamın nasıl gelişeceğine ve büyüyeceğine dair hayallerimizi geliştirmemize yardımcı olmalarını ve bu konularda eserler vermelerini tavsiye ederiz. Yüzyılımızdaki küresel iklim krizlerinin yaratacağı distopya sanat ve edebi eserlerinin antitezi Mars'a ve Ay'a İnsanlığın nasıl doğayı, canlılığı ve yaşamı nasıl taşıdığı, sonrasında yaşamın Mars'ta ve Ay'da başlangıçta zorluklar, ilginç gelişen olasılıklar ile onların küçüldüğü ve çözülebilir sorunlara dönüştüğünü sonrasında nasıl büyük ve güzel gelişmeler olduğunun fantezi ve güzel hayallere dönüşebileceğinin öngörülerini kapsayan sanat ve edebi eserlerdir.

Düşünür olarak, önsezim, yaşamın Mars ve Ay'da başlangıcında aklımıza ve hayalimize gelmeyecek büyük canlılık ve doğa mucizelerine tanık  olacağına dairdir. Bu konuda giriş sayılabilecek bir ipucu aklıma önce robotların toprak altında bakteri, mantar ve bitkiler ile hazırlık yapması gerektiğini getirmektedir. Sonrası ise bir dünya ile Mars ve Ay'a altyapıyı taşıma ve oradan gerekli maddeleri getirme tarihi, aşamaları ve öyküleridir. Geçtiğimiz yüzyılda " Uzay Yolu" ve " Uzay 1999 " bu hayallerimizin öncüleri idi. Sonra " Star Wars " geldi hayallerimizi un ufak etti evrene hakim olma savaşlarını konu almaları ile durun biraz önce Mars ve Ay'a yerleşelim değil mi. Ne aceleniz var evreni keşfetmeye bu konu bu kadar basit değil. Önce güneş sistemimizde yayılalım ve var olalım, canlıyı ve doğayı oraya taşıyalım. İnsan yaşam taşıyıcıdır, aklıyla ve işbirliği ile.  

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...