7 Mayıs 2020 Perşembe

Dünya'nın Dönme Hızı Azalıyor mu ?

Dünyanın dönme hızı azaldığını iklimlerin gecikmeli gerçekleşmesinden tahmin edilebilir mi ? Dönme hızı artsa idi mevsimsel olaylar erken başlayacak olup yavaşlaması halinde gecikmenin gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Dünya oluşumundan bu yana dönme hızının değişim gösterdiği tahmin edilmektedir.

Mevsimsel zamanın gecikmesinin iki nedeni olabilir. Kutuplardaki değişim ve dünyanın dönme hızının azalması. Eğer kutuplar neden ise yeryüzü dengesini korumak adına son çözüm olabilir. Kutuplardaki buzulların erimesi ile karaların eksilme olasılığı bulunmaktadır. Bu da tufanların, yağmur ve fırtınaların daha güçlü bir şekilde artması anlamına gelmektedir. Kutuplar denge kurmada yeterli olamaz ise yerkürenin dönme hızı azalacak ve her azalmanın kritik aşamalarında büyük felaketler ortaya çıkabilecektir. Bu işaretler geldiğinde artık biz insanların hızı azaltıcı nedenleri ortadan kaldırmak için harekete geçme vaktimiz geldiğini anlayacak ve yeryüzüne olan tüm olumsuz etkilerimizi gözden geçirme zorunluluğunda olacağız.

Petrol ve kömür toplu canlı ölümlerinin kanıtı olabilir mi ?

Bilim şu an içinde yaşadığımız dünyamızın yaşının yaklaşık dört milyar beş yüz kırk milyon yaşında olduğunu tahmin etmektedir. Canlılığın ortaya çıkması da dünyanın oluşumundan yaklaşık beş yüz milyon yıl sonra başladığı tahmin edilmektedir.  Canlıların ilk ortaya çıkışı ile bilinen tarihine kadar olan sürede bilmediğimiz canlı türleri neler yaşamıştır. Dünyanın dönmesinin durması gibi büyük felaketler yaşanıp toplu ölümler yaşanmış mıydı ?  Eğer dünya daha önce durdu ve tekrar hareket ettiyse bunu bilimsel olarak nasıl anlayabiliriz. Durma süresi ne kadar sürdü ? Hareket etmeye başladığında aynı yöne mi yoksa ters yöne mi dönmeye başladı ? Kömür ve petrolün toplu halde ayrı yerlerde bulunması bu bölgelerdeki canlıların toplu halde öldüklerine mi işaret etmektedir ? Bilim kömür ve petrolün oluşumlarının nasıl başladığını ve devam ettiğini bulabilmiş midir ? Şu an bilgiler bitkiler ve bakteriler hakkında olsa da farklı canlılar hatta günümüz canlıların ara formları kömür ve petrol oluşumunda mı bulunmaktadır ? Bilimin ara formları fosil olarak bulamaması kömür, petrol ve doğal gaz haline geldikleri için olabilir mi ? Dünyanın oluşum süresinden günümüze daha çok bilinmeyen ve karanlıkta kalan bilgileri olduğuna hiç de şüphe bulunmamaktadır.

Canlanmayı veya uyanmayı bekleyen hücreler

Bazı kıyaslamalar ile uzun zaman algısını anlaşılır hale getirmek mümkündür.1000 yılı bir saniye olarak alırsak dünyanın yaşı bu hesaplamaya göre 1 ay 22 gün olur.

50 yılı bir insan ömrü ortalaması olarak alırsak 90 milyon 800 yüz bin insan ömrü yapar. 50 yılı bir saniye olarak alırsak dünya yaşı 3 yıl eder. 100 yılı bir saniye olarak ele alırsak dünyanın yaşı 1 yıl 5 ay eder. Böyle kıyaslamalar ile zihnimizde uzun zamanları kısaltma, kavranılabilir hale getirebiliriz. Kavranılmış olan bu zaman algısının içine önemli olayları yerleştirmek ve değerlendirme yapmak daha kolaylaşmaktadır. Bu satırları okuduysanız ve zihninizde canlandırma yaptıysanız eğer yeni nöron hafıza hücreleri oluşturdunuz demektir. Bilgi taşıyan her konuşma ve yazma yani dilimizi her kullandığımızda düşüncede yer bulması halinde beynimizde hafıza hücreleri, nöronları oluşmaktadır.Kullanılan hücreler beslenip korunurken, kullanılmayanlar en az enerji harcayarak yarı canlı yarı cansız bir şekilde durmaktadırlar. Yapay zekada yapılması en zor kısım bu kısım olabilecektir. Canlanmayı veya uyandırılmayı bekleyen hücreler belki de rüyalarımızda aktif olabilmekte olup varlıklarını korumanın bir yolu olarak bu yöntemi bulmuş olabilir bedenimiz, zihnimiz. Aklın bedende, beyinde oluşumunun yapı taşları da bu olgudan çıkmaktadır belki de. İnsan aklı gelişiminin bu hücre davranış şekli ile oluşabileceği ön görüsünde bulunabiliriz.

Psikanalizde yeni açılımlar

İnsan beyninde oluşmuş bilgi hücreleri, bilgi nöronları kullanılmadığı zaman en az enerji ile varlıklarını sürdürme çabasındadırlar. Beyin ve beden de bu hücreleri korumaya yardımcı olmaktadır. Bu hücreler veya nöronlar varlığını nasıl sürdürecektir kullanılmadıkları halde. İnsan zihni günlük yaşantı içinde bazı düşünme ve fikir pratikleri yapmaktadır zorunlu olarak. Basit ve karmaşık bu pratikler hafızaya kaydedilirken nöron iletişim ağlarından geçerken arada uykudaki veya yarı canlı yarı ölü hücrelerin üzerinden de geçmektedir. Uykudaki bu nöronlar bilginin nöronlar arasından geçerken köprü, iletken görevini üstlenmektedirler. Dolayısıyla bu geçişler onları da beslemekte varlıklarını belirli belirsiz korunmasına yardımcı olmaktadır. Dolaşan bilginin üzerinden geçtiği uykudaki nöronla ilgisi bulunmasına rağmen bilinç bunu saptamaz ise uykudaki nöronlar uyarılmış olurlar. Bilincin etkinliği dışında işte bilinçaltı dediğimiz tüm olaylar bu nöronlarda saklıdır. Bilinç dolaşan bilginin uyuyan nöronlar ile ilgisini fark eder ise o aşamada bilinç altından bilince dahil olmaktadır o nöron ve bilgiler. Uykudaki nöron bilince dahil olunca uykudan uyandırılmakta ve aktif çalışmasına devam etmektedir.  Diğer uykudaki nöronlar ise üzerinden kendisi ile ilgili bilgi geçmesine rağmen bilinç bu saptamayı yapamadığı için gece bilinç kapanmış ve dinlenme halindeki uykudaki bu nöronlar aktif hale gelebilmekte ve bilince kendileriyle ilgili bilgilerin beyinde dolaştığı halde bilinç tarafından fark edilmediğinin sinyalini vermeye çalışırken rüyalar oluşmaktadır. Dolayısıyla psikanaliz rüya yorumlarından dikkat edilmesi gereken günlük yaşamda uykuda olan nöron hücrelerin yani bilgilerin yeni bilgiler ile bağlantısının bilinç tarafından kurulması gerekmektedir. Bu olayı bir çok beden ve zihinler başaramamaktadır. Zihnen edinilmiş bilgilerin nöronlar arasında bağlantı ve ilgi kurulabildiği ölçüde sağlıklı bir zihin ve bedenin varlığı mümkündür. Bir örnekle konuyu ilerletelim. Zihin bir hedef belirlemiş ve bu amaç için plan yapmış olsun, dolayısıyla bu amaçlar hafıza nöronları oluşturacak ve gelecekte olduğu için bu nöronlar uyku haline geçerler ta ki vakti gelince uyansınlar. Zihin gelecek hakkında bilgiler alırken aldığı bazı bilgiler uymakta olan mevcut nöronun üzerinden geçmiştir doğal olarak, bu geçiş aşamasında nöron kendisiyle ilgili bilgi geldiğindi anda uyanır, kendi ile ilgili değilse iletimi yapar o arada enerji ile beslenir bir iletken olarak. Burada dolaşan bilginin nöronla ilgili olduğunu varsayalım. Nöron uyanmıştır. Ama bilinç bunu saptamamıştır. Ne olacak şimdi. Nöron bilince bu bilginin kendisi ile ilgili olduğunu nasıl aktarabilir. Nöron kendisi ile ilgili olan bu bilginin oluşması ile kendi varoluş amacının da ortadan kalkması anlamına geliyorsa ne yapacaktır ? Doğası gereği durumu olduğu gibi mi kabullenecek yoksa varlığını korumak için rüyalara nasıl bir yansıması olacaktır. Bilinç dolaşan bilginin uyuyan nöronla bağlantısını fark ederse neler yapacaktır ? Eğer nöronun varlık gereğinin ortadan kalkmasını saptayan bilinç o nöronu başka bilgi için şekillendirebilir mi yoksa ortadan kalkmasını m isteyecektir.

Rüyaların yorumunda yeni bir bakış açısı

Bilginin oluşumu uyuyan nöronun varlığının korumaya ve gelişimine yönelikse ve bunu nöron fark edip bilinç fark etmez ise nöron bunu bilince rüyada nasıl haber verecektir. " Bak bu bilgi benimle ilgili idi, fakat sen bunu fark edemedin" derken hangi rüya şekillerini yansıtacaktır zihne. Uykudan uyanan zihin rüyasındaki olayların hangi nöronu tarafından uyarıldığını ve dikkat çekmesini istediğini nasıl anlayacaktır. Zihin günlük yaşantı da biriyle konuşurken telefonda. ikinci bir kanaldan (tv, internet, radyo)  bir haberi izliyor veya bilgiler alıyor olsun, İkinci kanaldan gelen bilgiler uykudaki bir çok nöronu aktif ettiği halde zihin konuşmasına daldığı için bunu fark etmesin.  Bu örnekler günlük yaşantı hakkında olmasına rağmen uzun yaşantı üzerine nöron bilinç ilişkileri üzerine de araştırmalar yapılabilir. Bazı uzun süreli zihinsel faaliyetleri, kalıcı travma ve şokları, aile ve akrabalar, işle ve sistemle ilgili yaşantılar gibi kısa ve uzun vadeli zorunlu, keyfi, ihmal edilmiş nöron oluşumlarının bilince yansıması olarak rüyaları yeniden değerlendirme sürecine girmemiz gerektiği görülmektedir. Özellikle tekrarlanan rüyalar kronik bir soruna işaret ediyor olabilir. Rüyaları amaçlar, anormal yaşantı deneyimleri, sabitlenmiş hayaller, farkında olmadan beslenen hayallerin nöronlarda canlılığının devam etmesi sorunları gibi bir çok psikolojik sorunların çözümünde bilinç sahiplerinin karmaşıklaşmış bilinç nöron ilişkisini belirlenmesiyle olabilir. Fikir ve kavram bilgilerinin duygularla karışarak karmaşık bir yapı oluşturma olasılığı psikanalizi daha da zihinleri bilgilendirici adeta eğitim ve öğretim süzgecinden geçirmesiyle bireydeki zihinsel aydınlanma sürecine büyük etki etmesi gibi zor bir çalışma beklemektedir. Rüya tabirlerinin nöron bilinç ve bilgi ilişkisinde çözümlenmesi mümkün görünmektedir. Rüyada görülen nesne ve olayların görülme ve kanı istatistiğine göre değil, her zihnin bilincine göre yorumlamak daha gerçekçi olacaktır. Bu tarzda yapılacak rüya çözümlemelerinin tecrübesiyle çözümleme metotları geliştirme imkanı olacağı da öngürülebilir.

Milyar ve milyon gibi süreler karşısında bilimsel yöntemler ne kadar güvenilir bilgiye ulaşabilir. Zaman testlerimiz güvenilir midir ? Araştırmaların ne kadarı bilimsel olarak yayınlanmaktadır ? Gizlenen saklanan bilgiler bulunmakta mıdır ? Eğer gizleniyorsa onlara nasıl ulaşacağız ? O bilgiler bize nasıl ulaşacak ?! Bilgi insan ilişkisinde bilginin bir doğası olan bilgiyi aramayan ve bulamayan insana bilgi kendini zorla gösterme eğiliminde olduğudur. Bunun en belirgin göstergesi zaten canlı dna'sından başlayan bilgi ile olan sıkı bir ilişkisi olması ve akıl ile bu ilişkinin daha belirgin hale gelmesidir. Dolayısıyla gördüğümüz her yere, yıldıza ulaşır, düşündüğümüz her fikrin, teorinin bilgisine ulaşırız. Ya biz ona, ya o bize ulaşır. Doğa kanunlarının sürekliliği gibidir bu ilişki. Ufukta ne görür isek ona ulaşırız bizlerin yaşamı yetmese bile bizden sonraki nesiller ulaşır, ne duyduysak ona bir anlam veririz er ya da geç beynimiz öyle çalışıyor, ilk alınan duyu bilgisi kayıt edilir zihnimize ve artık hedefimiz olur. Keşfedilene kadar, ulaşana kadar hep o bilgi bize hatırlatır kendisini zihnimizde. Gelen yeni bilgiler ile zihnimizdeki ilk kayıtlar birleşirler, bütün haline doğru şekillenirler ve anlam oluşma süreci tamamlanana kadar devam ederler.




Dünya hızın azalmasının nedenleri başta çevresel sorunlar, uydu sayısının artması ve biz insanların yeryüzündeki (kara, deniz ve hava) araçlarla yaptığımız hızlı ve yoğun hareketimizin artması, mega şehirler ve yüksek binalar gibi bir çok etken sayılabilir.

Dünyanın dönme hızını azaltılması hiç de kolay olacak gibi görünmese de geometrik artan tüm etkenler, kelebek etkisi deyimini doğrulayabilir.

Dünya Duracak mı ?

Dünyanın hızının azalmasının sürmesiyle dünyanın duracağı endişesini taşımamız boş bir kaygı sayılmamaktadır.

Dünya durursa canlı için tehlikesi nedir ?

Bu konuyla ilgili bir çok fikir ve teori bulunmaktadır. Durmuş dünya halinde canlılara nasıl etkilerde bulunacağına ait tüm teori ve fikirlerin ortak noktası tüm canlılara özellikle biz insanlara son derece zararlı olacağıdır. https://www.youtube.com/watch?v=72ojoR6pCU4  Yer çekimi ve kara kıtaları azalacak, okyanus, sera ve yer altı kentleri çözümleri yine insanlığın birlik içinde olmasını gerektirecek. Doğa üstü ve önlemez bir oluşum ise ne yapılabilir. (Dünyanın durma tehlikesi kıyameti hatırlatmaktadır. Belki de dünyanın duracağına ait ilk bilimsel kanıtı sunan kişi birinci sur'a  üflediğinin habercisi (israfil) olabilir. )


1 Mayıs 2020 Cuma

İnsan Duygu ve Yaşantı Haritası

İnsan Duygu Haritası (Tablosu)

Duyguların haritasını oluşturma teorimin altında yatan düşünce duyguların birbiriyle bağlantılı olduğudur. İnsanlığın gelişimiyle duyguların da bu süreçte değişimle artan bir duygu çeşitliliğine yol açtığı izlenimi bulunmaktadır. İnsanlığın evriminde fiziksel evrim yanında duygusal evrimini de incelemek gerekmektedir. Duygu haritasını başlatmak canlılığa ait içgüdüsel hareketlerin duyguya dönüşümünden başlatmak duyguların zamansal oluşum ve gelişimi açısından bir gereklilik gibi görünmektedir.

İnsanın duygu haritasını, tablosunu çıkarma çalışmalarımda fark ettiğim ilginç bir durum duyguların diğer duygulara bağlanmasının eylemler aracılığı ile olduğudur. Özellikle duyguların başlangıcı ve temeli eylemden çıkıyor olması.

Duygular oluşum temeline göre :
1 İlk (İlkel) duygular
a) Kalıtımla gelen
b) Etki-tepki ile oluşan

2. Kültürel Duygular
a) Kalıtımla gelene eklenen
b) Etki-Tepki oluşumuna eklenen

Kültürel yaşanmasına göre :
a) Bireysel
b) Toplumsal

Duygularımızın başlangıcını etki- tepki fiziksel hareketin açılımları olarak başlaması onların hiç de anlaşılması güç olmadığını ortaya koymaktadır. Duyguların zihnimizde ve ilişkilerde karışık halde durması ona ait bir tablonun veya haritanın olmamasından olabilir. Bunu başarabilirsek duyguların karmaşıklığı ortadan kalkacaktır. Bu tezimin bilimsel yanı bulunduğuna inanıyorum. İşin zor kısmı bütün duyguları tablodaki yerine koymak hem çok zor hem de uzun zaman alacak bir iş olması. Çünkü bu çalışma başlı başına bir grup psikologun ve psikiyatri bilim insanların yapması gereken büyük bir tez çalışması olabilir.
 Yukarıdaki tablo örneğindekinden daha düzenli ve detaylı bir bir duygu haritası çıkarılacağından eminim. Bilim insanların bu konuyla ilgilenmesi ve tez hazırlamaları kendi alanlarında büyük bir adım olabilecektir.
                                                                ETKİ     -       TEPKİ
                                                                    I                     I
                         ---------------------------ÖFKE    -       KORKU------------------------------------
                         I                      I                    I                      I                                 I                     I
                         I                 Hareket              I                      I                         Durgunluk              I
                         I                 -------- ----  Saldırı--           Savunma---------------- Kaçma            I
                         I                 I                I              I                  I----------------------                      I
                         I                 I                I              I                  I                   I               I                I     
                         I             Fiziksel    Zihinsel  Araçsal     Fiziksel    Zihinsel   Araçsal                I
                         I                 I                I                                  I                 I                                  I
                         I            Bedenle        Dil                           Beden         Dil                     -------- I
        Devamı------- --Durması                                    Belirsizlik   -----   Devamı----I-Durması                    I    I     I                I                                                  I                                I                       I
         I    I     I              Sakinlik                                    Kaygı                        Acı            Rahatlama
      Haz  I   Hayal
              I   Kırıklığı                     
      ---- Zarar--
       I               I                                 
Kendine  Başkasına







                                                SEVİNÇ ---------------------------------   ÜZÜNTÜ
                                       I ---------I------------I                               ------------I---------------
                                       I             I                  I                               I         Haz-Acı                I
                                       I          Haz-Acı   İstenmeyenin              İsteğin   Dengesizliği          I
                                    İsteğin    Dengesi   Gerçekleşmemesi  Gerç.memesi             İsten.yenin
                               Gerçekleşmesi                                                                               Gerç.mesi

                                     
                                   

                                  
Gurur, birey ve toplumda kendi içinde doğal halde bulunurken, başka birey ve topluma karşı görünümünde övünç olarak değişime uğramaktadır. Bireylerin ve toplumların birliğinde ise gurur olarak kendisini doğaya ve hayata karşı bir doğal duygu ve his olarak yaşanmaktadır.

İnsanın Yaşantı Haritası (Tablosu)

İnsan yaşam haritasını çıkarmaya karar verdiğimde tablonun merkezini " Günlük Yaşantı " olarak oluşturulmasıyla başlanmasının en uygun karar olabileceğini düşündüm.
Günlük yaşantı merkez baz alındığına değişen yaşam zamanlarına karşın değişmeyen olguların onun etrafında genişlediğini fark ettim.

Ancak olay, olgu, eylem, ilişkiler, insan, zihinsel, bedensel, mekansal, zamansal gibi bir çok sabitin bu günlük yaşam değişkenin etrafına yerleştirmenin hiç de kolay ve çabucak olmayacağını fark ettim.
Bir çok eylemlerin ve ilişkilerin birbiriyle iç içe veya sonuçların birleşmesi gibi ilginç ve zor düğümler halinde olması merkez " Günlük Yaşamın" etrafında hangi yönlere yerleştirilmesi de başlı başına bir uzun ve sıkı bir çalışma gerektirdiği sonucuna vardım.
İnsan yaşam haritası (Tablosu) yapılması halinde bireysel ve toplumsal karışıklıkların çözüleceğini, eğitim, öğretim, meslek, kültür gibi bir çok konuda sorunların çözüleceği iyimser bir tahmin olmaz.



İnsan yaşam tablosu, sosyoloji, psikoloji, felsefeci, insan bilimleri, kamu yönetimi, ekonomi gibi bir çok alanlarda toplanacak bilim kurulunun çalışmasıyla ortaya çıkabilecek büyük bir birey ve toplum projesi gibi durmaktadır.

Bu çalışmaya başlarken fark ettiğim önemli sayılabilecek bir konu olan dilimizdeki tüm eylem ve düşünce, olay ve olguların bu tabloya eklenebileceği idi. Dolayısıyla bahsedilen herhangi bir olgunun nerede durduğunu tabloda görmemiz olasılığı felsefik olarak metafiziğin ilerlemesinde de bir aşama oluşturacağı görülmektedir. Karışık ilişkiler ağının eylemler sınırından, düşünsel aşamaların birbiri ile bağlantılı kavramların, tümleşik sonuçların, kesişimlerin, birleşenlerin anlaşılır olması bireysel ve toplumsal yaşantı için yeryüzünün açık ve net haritasını çıkarmak gibi olacaktır.

İnsan Duygu ve Yaşantı haritası büyük bir yap-boz (puzzle) gibi karşımızda durmaktadır. Fakat tamamlanabilir olması da önümüzde insanlığa ait yeni ufuklar açma olanağını da sunmaktadır.

28 Nisan 2020 Salı

Kadim Bakış (Şiir)

Yaşam fışkırıyor, sudan, topraktan, havadan,
Güneşe doğru yenilenen bir kadim bakıştan,
Canlılık akıyor, aydınlığa doğru, karanlıktan,
Susuz, kurumuş, donmuş, canların arasından.

Kadim bakış öncesi başlar, kandaki kıpırtılar,
Boynuz, pençe, diş, tüye, kızgınlığa vururlar,
Koku davete, ses uyarıya, göz göze, diş dişe,
Kadim bakışa, dirilişe, yönelişe, tanık olurlar.

27 Nisan 2020 Pazartesi

Küresel Salgın Günlüğü

Bedenlerimizin doğası gereği olan harekete ara verdiği bu günlerde yürümek, gezmek, seyahat etmek, etkinliklere katılmak, işlerimize gidip çalışmak, bir yerlere gitmek, aklımızdaki yerleri görmek. insanlarla tanışmak birlikte etkinlikler yapmak, tanıdıklarımızı, akrabalarımızı ziyaret etmek veya ağırlamak gibi bir çok hareket halini yapamıyoruz. Hareket özgürlüğümüzü sağlımız açısından kısıtlama gereği duyduk.

Aklımız, zihnimiz ne yapmak istiyor. Çünkü o kısıtlanmamış durumda. Aklımız yoksa bedenimizle mi hareket ediyor. " Ben oraya gitmek istiyorum " dediğimizde bunu bedenimiz mi yoksa aklımız mı istiyor. Yoksa her ikisi de mi ? " Oraya gitmek zorundayım ama istemiyorum" diye düşündüğümüzde veya hissettiğimizde aklımız mı etkin yoksa bedenimizi mi ? Yoksa her ikisi de mi?

Aklımız düşünür, bedenimiz hisseder. Bir çok hareket ediyoruz. Tümü olmasa da önemli hareketlerimizin kaynağının bedenimiz mi yoksa aklımız mı diye sorabilsek. Neler değişirdi günlük hayatımızda. Çok şey değişirdi. Bununla birlikte hem akıl hemde bedenin birlikte olduğu bir çok harekette bulunmaktadır. İş, eğitim gibi.

Beden ve zihinsel oluşumun yaşam sürekliliğine etkisi

Kesik Zaman Algısı ve Yaşam sürekliliği Algısı

Doğumdan itibaren bedensel ve zihinsel gelişim süreçleriyle yaşam sürekliliğine katılırız. Bu yaşam sürekliliğinin belli hızı ve şekli bulunmaktadır her birimize göre. Ortak noktamız ise bu yaşam sürekliliğinin bazı bölümlerinde kazalar, hastalıklar gibi bazı bu yaşam sürekliliğini bilinen hızı ve şeklinden çıkarır.

Bir birey çalışmakta ve özel hayatını bilinen şekilleriyle yaşamakta iken bir den hasta olduğunda bu sürekli durumdan çıkar. Yaşamındaki aksamalar oluşur. Burada çıkma, aksama olayları zamanın kişideki ilerleme şekline bakılarak ele alınmaktadır. Günlük saatlerin belli bir hızda algılanarak yaşanmasından birden yeni zaman algısına geçiş aşamasıdır. Zihinsel ve bedensel zaman algısı yaşamsal sürekliliğinde belli bir hıza  ve eylem şekillerine göredir. Rutin günlük işleyiş yaşam sürekliliğinin en basit örneğini oluşturur. Hastalanan bir birey bu rutin zamanın dışında çıkmış demektir. Günlük yaşamsal sürekliliğinde o birey artık yoktur. Tedavi süresindeki zaman ilerlemesi farklılaşmıştır. Bu bireyin yıllık gibi zaman algısı kaybolur. Günlük yaşam sürekliliğinde yıllık plan yapar iken hasta halde iken dakikalık, saatlik, günlük ve haftalık zaman algılarına dönüşür. Hasta olan bir bireye gelecek seneden söz edemezsiniz. Bir an önce (saat, gün, hafta, ay) iyi olacağı ümidini taşır ve söylersiniz. " Geçmiş olsun" mesajı kesik zaman sürekliliğinden kurtulma dileğidir.

Kesik zaman algısından yaşam sürekliliği algısına geçme arzusu. Can sıkılmalarının en basit göstergesi kesik zaman algısının ortaya çıkmasıdır.  Can sıkılmaları yaşamın sürekliliği algısından çıkmak anlamına gelir.

Yaşadığımız bu günlerde bilinen önceki yaşam sürekliliği halinden çıkmış bulunmaktayız. Evlerimizde kalarak hastalığın bilim ve yönetim tarafından  kontrol altına alınmasını bekliyoruz . Şimdi evlerde yaşam sürekliliğini yaşamaktayız. Bu yeni yaşam sürekliliğinde alışma dönemi oldukça sıkıcı olabilmektedir. Eski yaşam sürekliliğinden kesik zaman algısına geçtiğimiz için. Bu yeni şartlara alışınca yeni yaşam sürekliliği oluşmaktadır zorunlu olarak. Saatler, günler, ve haftalar ilerledikçe evde yaşam sürekliliği olabildiğinde oluşmaya başlar. Bu süreç bireylerin yeni yaşam sürekliliğini alışmaması halinde can sıkıntısı olarak ortaya çıkar. Çünkü kesik zaman algısından çıkılamamıştır.

Yaşama akıl ve bedenin etkisi

Bedenin istekleri yaşamda daha fazladır. Çünkü bedenimizin doğası hareketlerdir. Zihin kendi içinde hareket eder. Beden hareketliyken zihin sadece şoförlük yapar bize. Aklımız, zihnimiz biz durgunken  daha çok çalışır. Hareket içindeysek beden, sabit isek akıl, zihin çalışır.

Gençler hep bedeni dinlerler çünkü hareket etmek isterler. Hareketin daha çok olduğu tecrübeleri yaşamak isterler. Aşk, arkadaşlık, mekanlarda bulunmak, spor yapmak. Bedenlerini keşfetmek isterler, kendilerinde başkasında, rüzgarda, yağmurda, denizde. Öncelik bedene odaklanma vardır. Onlara tüm bedensel etkinlikler anlatılsa, filmleri de izleseler kendi bedenleri ile birebir tecrübe etmek isterler her iyi yaşantıyı. Bu yolda acıları da hissederler. Haliyle acı ile haz, iyi ile kötü iç içedir doğası gereği. Doğada her şey iç içe geçmiş haldedir. Onları ayıklama sürecinde akıl,zihin hafızasıyla devreye girer, kaçınma veya isteme halinde tecrübe olarak kalır. Bu ayrımı yapamayan veya yapma fırsatını yakalamayan gençler zorlu bir gelecek bekler. Gençlikten yetişkinliğe bu ayrımla girilir. Bu ayrımda beden hisseder, zihin kaydeder. Gençlerde kesik zaman algısı bulunmaktadır. Yaşam sürekliliği algısına geçme çabaları da bulunmaktadır. Eğitim ve öğretimde kesik zaman algısını dikkate almalıyız.

Orta yaşlar biraz yaşamışlardır. Ama hala yeterli değildir. Çünkü amaçları artmıştır. Zihinleri dolu, hareketleri ise ortadır. Hem zihin hem beden harekete karar verirler.

Olgun yaştaki insanlar daha çok zihne önem verirler. Çünkü onların tecrübeleri çoktur. Artık zihnin merkezinde beden çevresinde hareket etmektedir. Önce zihin karar verir sonra beden uygular.

Korona günlerinde zihnin çalışmasına önem verebilen gençler geleceğin edebiyatçısı, sanatçısı, üreticisi, icatçısı, filozofu gibi bir çok zihinle yapabilen becerilere sahip olabilirler. Bedenlerine odaklanmakta ısrar edip zihinsel faaliyetleri çok sıkıcı bulanlar da aynı becerilerini ertelemiş olabilirler.

Kararsızlığın en önemli çözümü beden zihin ilişkisini netleştirmektedir.

İnternet Ekonomisi

Tüketiciler ihtiyacını duydukları ürün ve hizmetleri internetten aradıklarında bir çok seçenekle karşılaşmaktadırlar.

Milyonlarca tüketici istiyor, onlara cevap veren üreticilerin üretimlerini bir merkezden satan şirketler bu istekleri yerine getiriyorlar.

Bölgesel satış yapan ticari işletmeler belli bir seviyeye kadar büyüme olanağına sahipken küresel satış yapan şirketler devasa büyüklüğe ulaşmaktadırlar.

Küresel satış şirketlerin teslimat hızını arttırma planları müşteri isteğinden gelmektedir. Tüketiciler hemen istiyorlar. Günlük hatta saatlik istekler bu şirketlerin hızlı teslimat rekabetini arttırmaktadır. Hızlı teslimat rekabeti küresel pazarına hizmet amacını taşıyor. Hizmetin ana noktası üretime dayalıdır. Üretim arka planda çalışırken, öne aracı küresel satıcılar çıkmaktadır. Üreticiler daha iyi ürünü daha ekonomik olarak küresel satıcılara teslim rekabetindeler. Küresel satış firmalarının vitrin sitelerinde her şey bulunmaktadır. Satış sitelerini devasa yapan tüketicilerdir. Bizleri sizler var ettiniz dercesine her istediğinizi hızla ve sağlam olarak iletme çabasındalar. Doğuda uygun fiyat ve yavaş temsilcisi Aliexpress, batıda imaj(marka) ve hız temsilcisi Amazon rekabet halinde iki küresel şirketler görünür durumdadır. Uygun fiyat mı yoksa imaj mı ? Ürünün hızla gelmesini mi istersiniz yoksa olabilir zamanda mı ? Her iki tarzında müşterisi ve tüketicisi bulunmaktadır şüphesiz.

Bölgesel paranın küresel çıkışına tanık oluyoruz. Ticaret küresel olarak zirvesini belirlemeye çalışmakta. İnternet ekonomisi gelişimini küresel kovid-19 sonrası hızını arttıracağa benziyor.

İşçilerin haklarını almaları gerçekleşti. Ama şimdi de robot ve enerji teknolojisi işçi çalışmasını engellemektedir.

Şimdi sıra tüketici haklarında gelen mal bozuksa geldiği hızda gidebilecek mi ? Kusurlu malın iadesi ve yeniden kusursuzu gönderme süresi ne olacak ?  Tüketicinin var ettiği ve yükselmesini sağladığı devasa şirketlerin artı değeri topluma haliyle bireye (tüketici) dönecek mi ?

Tüm bu haklar ve var ettiğiniz şirketleri doğru, iyi ve güzel için denetleyerek teşvik veya ceza verme adına dünyanın tüm tüketicileri birleşin. Çevre ve canlıya zarar vererek üretilen her ürüne onu satın almayarak tepki verin ta ki kötü üretim şeklinden vazgeçinceye kadar.Zenginliği oluşturan onu denetleyebilmelidir de. Çevreye, toplumlara, bireylere etkileri neler olacaktır. Küresel üretim ve satış rekabetlerinin yansımalarının sınırları ne olacaktır. Sınırsız üretim ve tüketimin, ne tanımı ne de mantıksal yanı bulunmamaktadır.

Nesnelerin interneti projesinde bir takım sorunlar bulunmaktadır. Kişiye özel ekonomik modeli teşvik etmesi genel ekonomi modelinin askıya alınmasına neden olabilmektedir. Üretici adeta tüketicisini özelleştirip belli sayıda tüketiciyi hedef kitlesi sayarak sadece onların hizmetinde bulunmayı talep ettiği gibi izlenim uyandırmaktadır. Her alanda seçkincilik üretimine geçme hedefi toplumun kendi içindeki sağlıklı ilişkilerine olumsuz etki etmesini nasıl önleyebilir.

Alış veriş sitelerine bakıldığında sanki her sayfa karun hazinelerine doğru açılan bir kapı gibidir.

Rengarenk, ışıl ışıl, pırıl pırıl ürünler ve hizmetler tüm sayfaları kaplamış olup, tüketici sanki firavunun hazinelerine bakarcasına sayfalar arasında gezinmektedir.

Önce AVM lerde şık raflarda ürünler sıralanmış halde iken şimdi internet sitelerindeki sayfalarda tüketicileri büyüleyip, çağırır gibi " al beni " dercesine tüketim arzumuza sesleniyorlar.

" O buraya gelecek " sloganı adeta alladdinin sihirli lambasından çıkan cine birinci dileği emretmek, sihirli değnekli bir periden gelmesi gereken ürüne doğru bir tık hareketi yapması istenmektedir.

Yüzyıl önce yaşamakta olan bir tüketiciye " Parmağımla sihirli bir tuşa basınca, hemen istediğim ürün ayağıma gelecek" dense gözleri açılır, " Bu büyü, sihir nasıl olacak" diye sorardı.

İnsanlık olarak önce hayal ediyoruz, sonra bu hayaller gelecek nesillerde gerçekleşiyor. İnsanlık tarihinin ilerleme sürecinde olduğunu görüyoruz.

Ne konusunda ilerliyoruz.

Hayallerimiz (idealarımız, ideallerimiz) konusunda.

Neden hayallerimiz gerçekleşiyor ?

 Biz insanların asıl amaç veya amaçlarımıza ilerler iken, hayallerimizin gerçekleşmesi sanki ikramiye gibi değerlendirmek gerekmektedir belki de.

Tüm hayallerimizin gerçekletiğini görüyoruz, bu zamana gelen nesiller boyunca. Kurulan hayallerin şekilleri değişirken, ana konusu değişmiyor.

Masallardaki siğirli değnek, internet oluyor. Alladdinin sihirli lambasından gelenle belirlenen üç büyük dileğimiz için ömür harcarken, o arada bir çok küçük dileklerimizi gerçekleştiriyoruz.

İnternette görüp de hoşlandığımız her ürün hafızamızın yapılacaklar bölümüne alınacaklar olarak haksızca işgal edip biz farkında olmadan kayıt edilip, ilerideki zamanda " ben ne yapacaktım" sorusu " ne alacaktım" sorusunu sormanıza neden olacak kadar zihninizi meşgul edebilmektedir.

Beynimiz "ne alacaktım" değil " ne yapacaktım " sorusunu hafızasında oluşturmuştur tarih boyunca. " Ne alacaktım" sorusu yavaşça ve sessizce " ne yapacaktım" sorusunu taşıyan hafıza hücrelerini ele geçirmeye başlayabilir. Bu durum bizleri mutsuz edebilir. Çünkü " Ne yapacaktım" sorusu günlük ve yapılabilir özellikte olup " ne alacaktım " sorusu ise biriken, günlük olmayan ve  kolay alınamayan ürünlerin cevaplarının sorusudur.

Bilinçli tüketiciler olarak internet ekonomisinin bize sunduğu cennette olduğumuz hissine karşı bir çok pratik ilkeler geliştirmek zorundayız.

Bir kaç örnek:

1.Neye ihtiyacın olduğunu belirleyerek büyüleyici sitelere bakmak gerekmektedir. Bakarken de ihtiyaç listenizi unutmamak.
2. Bir tüketicinin aynı üründen çok sayıda alma keyfini üç adetle sınırlamalı. Ayakkabı örneğin.
 a) Kendi istediği için.
  b) Sevdiği kişi veya kişiler istediği için. c) Ortam ve zamana göre kullanmak için.
3. Aynı veya ikame ürünler tercihinde yerel, bölgesel ve ülkesel alışverişlere öncelik vermek. "Yerli malı herkes onu kullanmalı."

Daha bir çok ilkeler geliştirmeye başlasak iyi olur, yoksa evimiz niye aldığımızı bilmediğimiz ürünlerle dolup taşabilir, borçlarımızın da neden arttığını anlamadan.

Bilinçli tüketici eğitim olarak verilmeli.

    

26 Nisan 2020 Pazar

Zerdüşt'ün Dönüşü - Bölüm 1 Zerdüşt Uyanıyor (Roman)

Metnin seslendirilmesi https://www.youtube.com/watch?v=_yV6ZABFiXk

Duyuyorum yüzyılların içinden gelen acı feryatları, haykırışları. Havaya fırlatılan ve görülmesi uzun yıllar alan imdat yardım fişeklerinin nihayetinde yasalara, kanunlara dönüşümüne tanık oluyorum.

Denizden buharlaşan suların gökyüzüne yükselmesi gibi. Yapılan haksızlıkların, zulümlerin iç seslerini işitiyorum. Sabahları yeryüzünden havaya buharlaşan sisleri gibi. Edebi, sanat eserlerine yansıyan izdüşümlerinin yansımalarıyla bilinmesine şahit oluyorum.

Doğanın ritmine ters hareketlerin birbirine karışıp yönünü ve amacını yitirmiş, durmak bilmeyen ve benzeri olmayan, tozu dumana katan, toprağı eşen, havada uçan, uzaya gidenleri seyrediyorum şimdi.

Geçmiş ve bugün karışıyorlar zihnimde insanlığa ait gittikçe karmaşıklaşan ilişkiler ağının düğümünün çözülmesi umudu içinde.

Hem iyi hem kötü bir arada, doğru da var yanlış da, her yerde çirkinlik artmakta iken güzellikler neden azalmakta yeryüzünde. Birbirimize yabancılaştığımızın eseri değil midir, benzerlerimizin taklidini yapmak metalden ve diğer maddelerden, ister iş için olsun, ister genel, ister özel. Ne zaman öğrendik mütevazi, rahat ve huzurlu yaşantı varken krallar, kraliçeler gibi yaşama arzusunun ömürlük hedefimiz olduğunu. Daha iyi yaşam hayallerine ilerlerken kısa süreli ilkelerin faydasını uzun süreli ilkelerin sürdürebilinirliğinden vazgeçme tercihine ne zaman karar verdik.

Tüketiyoruz, çılgınca tüketiyoruz her şeyi. açlığımız bitmek bilmez bir tutku ile sarıyor yeryüzünü. Soframızda ne eksik diye bakıyoruz. Onda var bizde de olsun doymak bilmez iştahında. Tüketmeyi sınırlamıyoruz yediklerimizle. Araçları, gereçleri, mekanları, havayı, suyu, toprağı her şeyi tüketmek istiyoruz doymaz açlığımızla. Tüketim canavarıyız adeta. Korku yayıyoruz yerkürede diğer canlılara. Bitkiler konuşuyorlar aralarında " Bak seni insanoğlu yiyecek, kökünden kazıyacak" diye korkutuyorlar aralarında. Arılar " Hep insanlara çalışır olduk, ne olacak bizim halimiz" diye vır vırlıyorlar. Kediler " Hem memeli hemde etçil rakibimiz insan soyumuzu hem tüketip hemde ufaltarak boyunduruğu altına aldı, numuneliğiz adeta " diyorlar. Köpekler " Ne oldu bilmiyorum, bir den insana kendimi köle olarak buldum." dercesine yaşıyorlar. Maddeler konuşuyorlar aralarında altın " insanların değer verdiğim, tapıyor bana çoğu, onların tanrısı olmama az kaldı " Demir " Ne çekiyorum şu insanoğlundan beni şekilden şekile sokuyor. Eskitip öldürüyor sonra yeniden eritip canlandırıyor. Öldüm öldüm dirildim. Nasıl bir azaptayım böyle". Tüketiyoruz. Her şeyi tüketiyoruz yeryüzünde. Birbirimizi de tüketiyoruz. Önce çok değer verip sonra sıkılıyoruz birbirimizden. Kullanılmış bir eşya gibi birbirimizi savuruyoruz etrafa. Kaçıyoruz tüketim artığı gibi birbirimizden. Nefes almakta zorlanıyoruz kalabalıklarda. Duyu organlarımız körelme tehlikesinde iç içe, üst üste yaşadığımız mekanlarda. Kulağımız duymak istemiyor, gözümüz görmek istemiyor içinde bulunduğumuz tüketim trajedisini. Tüketimimiz kaosa doğru sürüklüyor bizleri. Dağınık sandığımız doğanın ve yeryüzünün bir ahenk ve düzen içinde olduğunu anladığımızda bu düzeni bozanın, yeryüzünde kaos yaratanın bizler olduğunu anlıyoruz.

Sürekli zihinlerde yaşatılan, yazımın, anlatımın, sunumun  ana konusu olan, eğitimle, öğretimle verilen yüksek, ulu kavram ve tanımların yüzyıllarca tekrarlanıp da insan yaşamının temellerinde fiziksel koşullarında görülememesi, zihinlerde varlığını sürdürse bile günlük yaşama geçememesi geciktirmek değil midir  varılmak istenen doğaüstü bir gücün bizi yönlendirdiği yeryüzündeki amacımızın sonucuna ilerlememize.

Zerdüşt Uyanıyor




Uyandım yüzyıllar boyu süren uykumdan. Sanki dün gece yatmış ve bu sabah kalmış gibiyim uykumdan.

Değişmiş yeryüzüne bakıyorum dehşet içinde. Neler oluyor bu gökyüzünün altında. Nasıl bir dünya var karşımda. Bu bir şeytanın oyunu olmalı, büyücülerin işgali altında yeryüzü tüm masumiyetiyle çırpınmakta adeta.

Derin uykumda iken bir ara gördüm adımı anan bir bedbaht adamı sonunda delirdi kafası karışmış ve bulanıklaşmış halde iken hastalığının pençesinde. Sona erdi dil biliminden hikmete ulaşma çabaları ardında güzel sözler ve aforizmalar bırakırken. Doğru da söyledi yanlış da.

Haber mi bekliyorsunuz, kulaklarınızı tutup, gözleriniz açıp her tarafa bakıyor ve dinliyorsunuz. O halde zihinlerinizi yoklayınız, akıl dediğiniz algılayıcıdan gelecek istediğiniz haberler. Bilgiler birikince taşacak zihninizden, çıldırmamak için sevgi dolu sıcak bedenlerde arayacaksınız düşünememenin şifasını.

Bilgiler akıllara gelecek dört bir yandan, beklediğiniz mi yoksa yeni keşfedilen midir diye cevaplar aranırken. Bilgi sinyali takılacak, dolmuş zihne bir ışık gibi aydınlatacak karmaşıklaşmış anlamların çözülmesini.

Zerdüşt sustu ve meydandaki kalabalığa baktı. Herkes kendi halinde meydanda dolaşıyor, oturuyor, konuşuyorlardı. Kimsenin kendisini dinlemediğini fark etti Zerdüşt. Herkesin elinde bir şeyle meşgul olduğunu gördü.

Bir çocuk yanaştı Zerdüşt'ün önünde durdu " Amca siz filim mi yapıyorsunuz ?" diye sordu merakla.
Zerdüşt gülümsedi çocuğa " Gerçek masallar anlatıyorum, duyan kulaklara. Gözlerin istediği ne ilk görünen olabilirim ne de nefislerin aradığı açlık. " dedi. Çocuğun annesi geldi. Çocuğunu tutarak kollarından hayretle Zerdüşt' e bakarken korkmuş halde geri gitmeye çabalıyordu. " Gel yavrum, amcanı rahatsız etme " dedi.

Zerdüşt meydandaki saat kulesinin yakınına doğru ilerledi meşgul kalabalıklardan geçerek.

" Ey insanlar size sesleniyorum " diye bağırdı iki kolunu da havaya açarak.Yakınlarındaki kümelenmiş olanlar ona doğru baktılar. "Kim bu bağıran garip ihtiyar adam" diye söylenerek Zerdüşt'e yaklaştılar yavaşça.

Aksakallı, kafasında sarığı ile üzerinde tarihi elbiseler olan Zerdüşt elindeki asayı yere vurdu. Etrafındaki ona doğru yönelen şaşkın bakışlar artıyordu.

Zeminden biraz yüksekçe yerde kalabalığa seslendi.

" Evet sizlere sesleniyorum, derin uykusunda olan ve rüya gördüğüne inanan siz insanlara. Sizleri bu derin uykunuzdan uyandırmaya, sarhoşluk içinde olan keyfinizi kaçırmaya, tembelleşmiş zihinlerini kaldırmaya, kaybettiğiniz gerçekler ile yalanları ayırma yetinizi hatırlatmaya, nesillerinizin yeryüzünde çoğalması ve yayılması olan vaadin gerçekleşmesine rağmen vefanızı sınamaya, aklınızın ve biliminizin amacından saptığını bildirmeye geldim. "

Kalabalık birden önceki meşguliyetlerine döndüler. Kimileri telefonlarına bakmaya, kimileri " Adam delirmiş" diyerek uzaklaşmaya, kimileri yanlarındakine " Nerede kalmıştık, ha ne diyordum, sen ne diyordun" diye sormaya başladılar. Gençlerden biri arkadaşlarına " Moruk amma saçmaladı ya." dedi gülerek.

Zerdüşt kendisine dikkatlice bakan bir adamı gördü kalabalıklar içinde. Konuşması sırasında bu adamın yerinde adeta donmuş gibi dikkatlice kendisini dinlediğini fark etmişti. Sanki söylediklerini anlamış ve hak da vermiş gibi meraklı ama sakin ve düşünceli olarak bakıyordu Zerdüşt'e.

Zerdüşt kendisine bakan adama doğru ilerledi. Çevresini saran ufak bir kalabalığı geçmeye çalışıyordu. Kalabalıktan orta yaşlı bir adam " Çok güzel konuştunuz tebrikler" dedi. Bir genç " Hangi etkinliği yapıyorsunuz, bizde katılabilir miyiz ?" diye sordu. Zerdüşt " Beni takip edin lütfen " dedi yürümesini sürdürerek.

Zerdüşt arkasındaki bir takım kalabalıkla kendisini bekleyen adamın yanına yaklaştı. " Yunus sana, derneğimize yeni üyeler, boş hayallerinin yerini gerçek amaç ve fikirler ile değiştirmek isteyen bilinçleri getirdim. " dedi gülümseyerek Zerdüşt.

Yunus " Tebrik ederim, güzel ve etkileyici bir konuşmaydı, ben bile yerimde dondum kaldım. " dedi ve sonra kalabalığa seslendi. " Arkadaşlar Göztepe Yunus Emre Felsefe Derneğinin bir etkinliğini dinlediniz ve izlediniz. Derneğimize katılmak isterseniz lütfen buyrun kayıtları alıyoruz." dedi.

Ufak kalabalık birbirlerine telkinle standa doğru ilerlediler ve kayıt sırasına girdiler.

                                                                      ***

Felsefe derneğinin yönetim odasında Zerdüşt ve Yunus konuşuyorlardı.

Bir masada karşılıklı oturmuşlardı.

Yunus " Hala seni derneğimizin etkinliğini yaptığını zannediyor üyelerimiz." dedi.
Zerdüşt " Önemli olanın ben değil, fikirlerin olduğunu öğrenmelerinin bir yolu bu olacaksa öyle bilsinler "

Etkinliklerin planları hakkında konuşmalarına devam ettiler, gündemi tarayıp, yazılanlar ve kitaplar üzerinde göz gezdirdiler, internette felsefe konusunda konuşmaları dinlediler, gün boyunca.

Gördükleri ve duydukları tüm bilgileri zihin süzgecinden geçirerek ait oldukları yerlere yerleştirerek, sınıflama, kümeleme ve diyalektik süreçlerinden geçirdiler. Düşündüler ve konuştular saatlerce.

Bir Bilincin İnşası

" Bir bilinç inşa etmek.." diye başladı sözlerine Yunus.

Dernek oturum katılımcıları bekleme rahat halinden dikkat kesilerek gelen sese yöneldiler. Yunus yüz kadar dinleyiciler üzerinde göz gezdirdi hafifçe salonun sahnesinde yürürken. Arkasında konuşma masası ve yanda bir kalem yazı tahtası bulunuyordu. Sahnenin üstünde ise slayt ekranı dikkati çekmekteydi.

Salona hafif bir müzik yayılıyordu kaynağı görülmeyen. Yunus tüm dikkatlerin kendisine yönelip sessizliğin oluşmasını bekledi biraz daha.

Salonda kendinden emin kararlı, yavaş ve ağır adımlarla bir ileri bir geri, gidip gelirken ortamdaki zihin hareketliliğini hissedebiliyordu.

Önlerdeki bir iki dinleyici ile göz göze geldiğinde kelimesiz sözleri duyabiliyordu zihninde.

Yunus gülümseyerek " Bilincin temeli tüm canlılarda bulunmaktadır " dedi ve ekledi. " Biz insanlarda bilincimiz hazır halde doğarız. "

" Bilinç nedir ? " diye sordu cevabı beklemeyip, kendi verecekmiş gibi.

" Doğada ortaya çıkan her canlıda kalıtımla hazır gelen ve doğumundan sonraki yaşantısını devam ettirecek, türüne özgü doğal yeteneklerini içinde barındırma olanağıdır bilinç."

" Bizlerde, tüm insanlarda bilinç boş ama doldurulmaya hazır halde bulunmaktadır. "

" İşte bir bilinç inşası demek, çocukluğumuzdan yetişkinliğe olan süreçte toplum bireyin bilincini aileden başlayan  ve kurumlarla devam eden, sonunda meslekler ile sonuçlanıp sürdürülen aşamalardır."

" Derneğimize üye olup oturumumuza katılan sizler düşünceye önem veren ve bilinçlerini gözden geçirmeye gelen kişilersiniz. Çok sorularınız bulunmakta. Zihinleriniz ve bilgilerinizi tartmak, karşılaştırmak, şüphelerinizi giderecek cevaplar bulmak, diyaloglarınızı geliştirmek, yeni insanlar ile tanışmak, yeni arkadaşlıklar edinmek, çağımızın sorunu olan ve çözülmeyi bekleyen  bireyler arası en iyi mesafeyi edep ile oluşturmak ve sürdürmenin yolunu ararken, insan hakları gibi değerlerin gözden geçirilmesi, cinsiyetin yeni tanımlarının yapılması ve terimlerinin oluşturulması, yepyeni insan ve yepyeni dünya oluşumunda kendi yerinizi bulmak, keyifli ve anlaşılır felsefe okumalarına katılmak, din ısıtır bilim aydınlatır ile din, bilim, sanat ve felsefe ilişkilerini anlamak, sınıflar, meslekler arası hak ve gelirlerin adil paylaşımı ve ilişkilerin barışıklığı olasılıklarını bir daha gözden geçirmek, haksızlık, kötülük ve anlaşılmaz olayların çözümlenmesi, medeniyet kuran ve yaşatan değerleri değerlendirmek, insan insana görüşmek, konuşmak ve dinleme gibi bir çok konuda  etkinlik için burada bulunmaktasınız. "  Biraz soluklanarak " Şimdi konuşmasını yapmak üzere Zerdüşt'ü huzurlarınıza davet ediyorum ." dedi Yunus.

Zerdüşt salonun sahnesine geldiğinde, kalabalık alkışlamaya başladı. Zerdüşt Konak Saat Kulesi'nde yaptığı konuşmasındaki kıyafetleriyle tarihten çıkıp gelmiş gibi duruyordu sahnede.

Yunus sahneden ayrıldı.

Zerdüşt dinleyicilere baktı ve transa girmiş gibi konuşmaya başladı.

Birbirimize uzaktan baktık. Kendimizi aynada izler gibi sanalda izledik. Birdik önceden beraberdik şimdi ayrıldık bin parçaya tekrar birleşmek üzere. Yeryüzünün her noktasına serpilmiş canlı ajanlarıyız bizler doğanın. Görevler edinmek üzere tekrar ve tekrar topraktan biten her bahardaki bitkiler gibiyiz. Bizler bütünün parçası, sonsuzun bir anı'yız şu an yaşayan. Bedenlerimiz duyularımızın yeni keşiflerini ararken, zihinlerimiz beklemekte olan sonsuzluğun parçalarını alır aklımızla gıdım, gıdım.

Akıl gözlerinizi gezdirin yeryüzünün kapalı odalarında, salonlarında, laboratuvarlarında, dinleyin oralarda fısıldaşan kötülük seslerini, iyilik planlarıyla tarihe geçmek isteyen canla başla çalışan zihinleri izleyin adım adım. Kulak kabartın laboratuvar ve sağlık kurumlarındaki can kurtaramaya çalışan sağlıkçıları ve araştırmacıları. Hem kötü hem iyi antitezleri bulunmakta her yerde. Yok etmek ve yok olma için değil, eksi artı eşitliğinde. Olasılıkların peşindeler hep kaosa karşı sonsuzluğun içinde çırpınan enerji kuantum parçacıkları gibi.

Geçmiş, küçülür gelecek yaklaştıkça, en geniş olan şu andır bizler için. O kadar geniştir ki neresinde kaldığımıza, olduğumuza karar veremeyiz kapalı ve büyük olan geleceğin yaklaşmasında. Galaksi dışındaki gözümüze küçülmüş gelen bir yıldızın şu anda yokluğu, geçmişte varlığı gibi zaman farklı evrende.

Doğadan bedenimizi ayırmaya çalıştıkça zihnimiz sınırları keşfeder oldu ve gelişti. Doğadan zihnimiz kadar uzaktayız şimdi. Zihnimiz dünya dışında dolaşıyor şu an. Burada kalan bedenlerimiz. Birbirimizin zinciriyiz şu an dünyadan, doğadan uzaya giden bir halatın dna'sında.

İki türlü bilgi vardır. Bilinmesi zihni besleyen ile bedeni besleyen bilgi. Zihnin aydınlanma süreci ne zaman bedenin beslenmesine evrildi günümüze gelirken. Kimlerdir bilgiyi yolundan saptırma suçuna ortak olanlar. Onlar ki varılacak yol olan uzay öncesi karışıklığa hizmet edip canlar yakanlardır. Varılmak istenen ilk bilgi türünün birikmesi yerine karmaşa ve kaos üretmeye yönelenirken bilginin ilerleme amacını geciktiren ve yolundan saptıran bencil zihin ve bedenlerdir onlar. Toprak altında, perde arkasında, kilitli odalarda, mahzenlerde daha ne kadar saklanabilirler ki köstebekler gibi ya da görünmez olduklarına olan inançlarının bitmesi daha ne kadar bir zaman sürer. Oksijensizlikten yoksun zihinleri daha ne kadar dayanabilir güneşli ve berrak günlerin geleceğine.

Siz değerli oturum konukları; Sizler ömrün kısalığını fark edip, zihinsel birliktelikte sonsuzluğa tanıklık etmek ve bunu kalbinde hissetmek isteyen kişilersiniz. Temel olan bu amaç dışında elbet başka istek ve arzularınız bulunmakta. Her konuda sohbet etmek, yeni insanlarla tanışmak, dinlemek ve konuşmak, tanıdıklarınızla etkinliğe katılmak, can sıkıntısından, kronik rahatsızlıklardan bir an uzaklaşmak veya kurtulmak,  tavsiye edilmesi üzerine, cevap aradığınız sorular, sevdiğiniz ve değer verdiğiniz kişilerle görüşme isteği, merak, ilgi gibi bir çok amaçlar bulunmakta.

Evet, şimdi sizleri kavramların diyarına doğru bir felsefik yolculuğa davet ediyorum.

Kısa bir sessizlik oldu. Salonda çıt çıkmıyordu. Ne bir öksürük, ne bir fısıldaşma ne de salona girip çıkma hareketleri. Zerdüşt özellikle susmuş oturumcuları yoğunlaşmaya yönelmek istemişti.

Bilinci Zamanın Esaretinden Kurtarmak

Sözlerine yeni bir başlangıç yaparcasına Zerdüşt konuşmaya başladı:

Bırakınız geleceğe ait tüm boş hayallerinizi, ister kısa isterse uzun vadeli olsun. Zihnimizi dolduran ve hamallığını yaptığınız o ağır hayallerinizi bir kenara atın.  Bu ağır zihin yapısı ile amacımız olan yolculuğa çıkamayız. Zihinlerinizi hafifletin, sizleri esir eden gerçekleşmeyecek olan, sizler farkında olmadan, sizlere yüklenen boş ve imkansız hayallerden. Bırakın o  "En"lerle başlayan ulaşılamayacak hedefleri, planları, talihleri, şansları. Geleceğe ait korkularınızı bırakın endişeler eşliğinde. Gelecek sizin için sisli,  baktığınızda belli belirsiz olmalı. Geleceğe iyi bakmak bugüne ve geçmişe dikkatli bakmak sayesine olur. Geleceğin oluşumu bugünün bırakacağı izlerin devamıdır.

Geçmişi ikiye ayırınız kendi geçmişiniz ve kadim geçmiş şeklinde. Kadim geçmişin devamı olduğunuz fikrinde kendi geçmişinizin tüm kötü yaşadığınız olayları birer cümle ile tecrübenize sayın hafızanızda, hatırlamamaksızın şu an. İyi, güzel ve doğrularını bırakın kalsın. Kurtulun sizlere zincirle bağlı eski hesaplarınızdan, gerekeni affedin, gerekeni serbest bırakın. Tüm olumsuz hesaplarınızı kapatın zihninizde onları birer tecrübe olarak anın. Zihninizdeki boş gelecekten ve sizi esir alan kendi geçmişinizden kurtulup hafifleyin. Zihniniz ve bedeninizle, bu günü hissedin ve algılayın.

Şimdi sizleri üç gruba ayıracağız. Birinci grup, dediğim gibi gelecek ve geçmiş kötü hesaplarını bırakanlar, ikinci grup bırakamayanlar, üçüncü grup bu konuda karar vermeyenler. Birinci grup salonun bu tarafına, ikinci grup diğer tarafa, üçüncü grup o tarafa oturunuz. Bundaki amacım kavram diyarına gidiş yollarını belirlemektir.

Salonda bir hareketlenme oldu. Katılımcılar yeni yerlerine yerleşmeye başladılar. Beş dakikaya kadar herkes yeni kendi yerine oturmuştu.

Bir ay sonra

" Olmuyor, olmuyor üyelerimizde aydınlanma, bilinç artışı olmuyor. Sıkı sıkıya sarılıyorlar metafizik bilinçlerine bırakmıyorlar zihinlerini nesnel ve tarafsız algıya. " dedi Zerdüşt.

" Geleceğe dair hayallerinden, geçmişin iyi kötü anılarından vazgeçmiyorlar, tasarruf etmeye, stoklamaya öyle alışmışlar ki korkuyorlar yeni bir algı şekline ve yöntemine " diye cevap verdi Yunus.

Kavramsal ve eytişimsel düşünmeye hızla geçişin hiç de kolay olmayacağını anlamışlardı. Metafizik düşünme yönteminin duygu ile akıl arasında bir geçiş olduğunu biliyorlardı. Ve kitlelerde bu geçişi hızlandırmanın olanağı da görünmüyordu. 

Doğanın büyük sabırla planında devam etmesi insanın görevine odaklanmasına kadar ve sonrası için de hiç aceleci olmadığının göstergesi idi. Beş yüz bin bekleyen bu büyük canlı organizma bir beş yüz bin yıl daha bekleyebilirdi. 

Eğer insan görevini keşfedemez ve saparsa dinazorlar ve diğer bir çok canlıda denenmiş başarısız olan denemelerin sonlanmasını kendini imha ederek devam son halkası olabilirdi. Ortaya çıkardığı teknolojiyi kullanma yönünde iki yolu vardı. Görevi için veya intiharı için. Görevini yapamaz ise ikinci seçeneği kullanmaya zorunlu kılınacaktı. İnsanın gerçek sınavı bu idi. Canlılığın son halkası olarak ona hizmet için vardı. Doğa kendisine zarar veren insan için yeterince sabırlıydı. Derinlerde sakladığı milyonlarca yıldır tohumları tekrar dirilmek için sıralarını beklemekteydiler. Her canlı türü sıranın kendisine gelmesi için sabırla bekliyorlardı dnalarındaki bilgiyle. 

Doğa canlılığın yeryüzünden dışarı çıkabilmesi için her yolu denemiş, bir çok başarısız denemeden sonra canlının madde ve enerjiyi kullanması sonucunda bunu başarma denemeleri için insana sıra vermiş bu yetiyi sahip olmanın doğaya da zarar verebileceği seçeneğini de kabul etmiştir. İçinden geldiği ortama, geriye bakma ve geleceği tahmin etme yetisi olan akılın iki keskin yönünü olan ilerleme ile kendine zarar vermeyi hesaplamıştır. Akıl ya ilerleyecek ya da kendini imha edecektir. Bu iki seçimden birincisi uygulanmaz ise ikincisi devreye girecek. İlerleme uzay ile imha ise savaşlar yolu ile olacaktır. 

Doğa bireylere değil tümel olarak insanı kabul eder. Ancak kendisini anlamak isteyen zihinlere kendini açar. Onu anlayan bilge bireylerin zaten kendisine zarar değil faydalı olacağını bilir. Bu bilge bireyler doğaya baktıklarında kendilerini görürler. Tıpkı tepelere seslenildiğinde eko olarak seslerin kendilerine ulaşması gibi. Bu bilgelere mucize gerekmez, varlıklarının bir mucize olduğunun bilincindedirler. 

Doğadan gelip yine oraya döneceklerini hissederler. Akıllarının doğaüstü gücü anlamaya yetmeyeceğini ancak tahminlerde bulunabileceklerini bilirler. Akıl ancak doğayı yani kendisinin geldiği yerle sınırlı olduğunu keşfedip yeryüzü dışına çıkmanın gerekli olacağını devasa evrenden korksa da yapması gerektiğini kendine hatırlatır olacaktır. Soğuk sulara girmek gibi, sıcak yatağından kış soğuğunda çıkması gibi, okyanusları öleceği korkusuyla aşması gibi, yeryüzünün her yerini merakla keşfetmesi gibi.

 Akıl kendini inanç ve felsefe ile keşfetmiş bilimle emin olmuştur. Akıldan emin olanlar aklın amacını bilmeden kendi faydalarına kullanmak adına diğer toplumlara zulüm ettiler. Hala bu zulüm farklı yönlerden devam etmektedir. Aklın eserleri insanın insana zararı olurken faydası da bulunmaktadır. İlerleyen akıl kendine zarar vermez. İlerleme amacı ve hızı kendisine zararlı veya faydalı olmasını belirler.

İnsan hafızasındaki tarihsel kinleri intikam duygularını tekrar ortaya çıkarmış ve birbirine bu yolla zarar vermiştir.

İnsanın çoğalmasıyla ortaya çıkan sorunlarını çözecek olan kurumlaşmadır. Kurum öyle olmalıdır ki bireylerin veya grupların amacına değil toplumun hizmetinde olmalıdır. Elbette ki kurum yönetimleri ilkel koşullara ait yönetim şekilleri gibi ömürlük ve ailesel olmayacağını da kabul etmelidirler. Kurumlar devlete, devletler küreselliğe ilerler iken gelişim ilkelerini doğayı yadsımayan ve onunla çelişmeyen hatta onun amaçları izinde  akıl ve bilim üzerine kurarlar ise uzmanlık, inanç, sanat ve felsefe yönelmeleri de o yönde ilerlemeye destek olurken toplumların hareketi devasa bir canlı organizmanın zihinsel birlik halinde olması gibi büyük bir mucizenin gerçekleştiğine tanık olunabilinir. 

İnsan önce doğanın içindeyken kendini fark etmiş, sonra doğanın kendisine zorluklarını tikel ve tümel olarak algılamıştır. Onunla amansız bir mücadele içine girmiştir. Bu aşamalar insanın doğaya olan bağından bağlantıya geçme aşamalarıdır. Aşamalarda dürtü ve güdülerden duygular aşamasına geçtiğinde artık ona karşı bir üstünlük sağladığının hisseder. Akıl etmez ama hisseder. Bu aşamada doğaya karşı savaşını kazandığını ve doğanın köle kendisinin ise onun efendisi olduğu duygusuna kapılır. Aklın bilgiyi ölçme metodu olarak bilim bu hissi güçlendirir ve doğayı sömürülecek bir nesne olarak görmesi günümüze kadar gelir. Bu duyguya göre doğa bizim kölemiz ve bize hizmet için vardır. Bilginin artması ile insan aklı insanın doğaya koparılamaz bir bağ ile bağlı olduğu fikrine ulaşır. Doğanın bizim için ve hizmetimiz için var olduğu duygusal yaklaşımı aklın bilgi birikiminde doğaüstü varlığın insana akıl yetisinin sınırını doğa ile belirlemiş ve ona karşı sorumluluğunu yüklemiştir. İnsan aklı doğa tarafından oluşturulmuş ve ancak doğa ile sınırlandırılmıştır.  Doğa insan dengesi oluşmuştur artık. İnsan doğanın bahçıvanı olmuş,  onu genişleten yayan bir görevi üstlenmiştir. Sırada ise aklın kullanımı ile canlının küresel büyük sıçrayışı aşaması gelmektedir. 

İnsan aklının sınırı doğanın sınırında bulunmaktadır. Evreni tümel olarak anlayamaz ancak tahminlerde bulunabilir. Ancak bu tahminleri doğada gördükleriyle sınırlı olduğu için doğanın sınırlarından sınırsız gibi duran evrenin gerçek bilgisinin kanıtını da ulaşamayacaktır.

Bütün tahminleri aklın sınırlarını belirlemek üzerine olacaktır.  







25 Nisan 2020 Cumartesi

Zihinde bedenlenme süreci

Kovid-19 virüsü hücre içine girerek kendisini çoğaltması, onun kendi kendine bölünerek çoğaltma yeteneğinin olmadığını göstermektedir. Haliyle kendi kendine bölünme yeterliliğinde olmaması doku ve organlaşma aşamalarına göre ilkel bir aşamada olduğu görülmektedir.

Öncelikle sürekli girdiği hücre içinde çoğalmak ve bu çoğalma sonucunda yeni oluşumlarıyla yana yana gelerek sıkışık ve kalabalık halde bulunurken mutasyona ulaşarak evrimsel sürecinde ilkel halinden bir üst aşamaya geçmek amacını taşımaktadır. Ölümüne yol açtığı canlının bedeninde bu süreçleri olabildiğince uzatmak ve varlık nedenini uygulamaya çalışmak eğilimindedir. Eğer bu virüsle yaşamını sonlandırmış bir beden virüsün varlığını devam ettirebilecek seviyede kalması halinde uzayan zaman ve uygun ortam açısından virüsün mutasyon şansı artacağından yapısındaki değişikliklerin yeteneklerinin artacağı yönünde olacağı tahmin edilebilir. Bunun ne kadar süre ve şekilde olacağını doğa zamanı ve şartları belirler.

Virüsün önce başka hücrede çoğalmak sonra kendi kendine çoğalabilmek, doku ve organ aşamalarına geçmek en son olarak bedenlenme sürecini tamamlamak şeklinde doğadaki yerini ve şartlarını oluşturmak amacında olduğu görülmektedir. Doğa içinde en son aşama bedenlenme ve sistemdeki yerini belirleme olduğunu görüyoruz. Bazı canlı türleri bedenlenme sürecini tamamladıktan sonra doğaya bir takım etkilerde bulunmaktadır. Bitkiler ve su mikroskobik canlıların oksijen ürettiğini biliyoruz. Oksijen hidrojenle tepkimeye girerek suyu oluşturmaktadır. Bu canlıların havaya ve suya etkileri olduğu dolayısıyla doğa ve canlıların ihtiyacı olan hava ve su temeline katkıda bulundukları ortadadır.

Biz insanlar da bedenlenme sürecini tamamlamış ve zihin unsuru bedenlenme üstüne gelen özelliğimiz olmuştur. Bizim doğa içinde beden üstüne zihnimiz bir üst aşamayı göstermektedir.

Şimdi zihin yapımızın bedenlenme amacında olduğu varsayımına ulaşabiliriz. İnsanlığa ait zihinsel kavramların fiziksel sonuçlarını görme, türün kendi arasında bir beden gibi hareket edebilme yeteneğini oluşturması yani insanlığın zihinlerde bedenlenme sürecini tamamlaması teorisi.

İnsanlığın doğa tarihindeki süreci varlığını koruma ve sürdürme üzerine iken zihin özelliğinin gelişip kendini ortaya koyması onun artık sadece varlığını koruma ve sürdürme amacından başka doğaya bir çok etkilerde bulunma aşamasına geldiğini söyleyebiliriz. Doğada insanın büyük bir rol almasıyla hangi canlı türlerin yok olacağı, hangilerinin çoğalacağı gibi yol ayrımlarının oluştuğunu görmekteyiz. Tarih sahnesinde şu ana kadar yaptığımız varlığımızı koruma ve sürdürmek iken günümüz sonuçlarında artık doğaya nasıl etkilerde bulunduğumuzun ve zihinsel aşamaların bedenlenme sürecini nasıl tamamlayacağımız konularında kritik yapma vakti gelmektedir.

Homeros mitoloji eserlerinde hem güçlü olmaya çalışan hem de sıkı rakipler karşısında tanrılara yalvarmaktan geri durmayan insanların mutlaka kazanmaya olan tutkularını anlatmaktadır. Tanrılarla iletişime geçenler sadece kralların ve yardımcı bilge insanların olması hiç de şaşırtıcı değildir. Halklar krallar ile tanrıların kararlarını yaşamaktadırlar. Krallar ile tanrılar arasındaki ilişkiler hep güç üzerine odaklanmaktadır. Gücü eline geçiren kral veya tanrı diğerlerine zulüm ve baskı oluşturmaktadır. Haksızlığa uğradığında ise yalvarmalarına rakiplerinin zarar görmesi ve cezalandırılması üzerinedir. Adalet kavramının yerle bir edildiğine şahit oluruz bu eserlerde. Acıları, gizli oyunları, ihanetleri, güce sahip olma ve hakimiyet isteklerini anlatır.

Mitolojiler insanın ilkel doğasından çıkış sancılarını yansıtırlar. Mitolojilerden sonra antitezi olarak iyonya ve Atina ekollerinin ortaya çıkması düşünebilir. Sonraları gelen Roma imparatorları ulaştıkları olağanüstü güç ile tanrı-kral imajında  Atina öncesi mitolojilere sıkı sıkıya sarılmışlardı. Son büyük ve küçük tarım toplumlarını avcılık ve toplayıcılık geleneğine sahip olarak hakimiyeti altına alarak ilkel çağların toplulukların yaşam şeklini güncellemişlerdir. Avcılıkları işgali, toplayıcılıkları da vergi toplamaları ve yaptırımlar uygulamaları temsil etmektedir. Bu insanlığın ilkel düzeni Roma'dan sonra da bir çok imparatorluk ile geleneneğini devam ettirmiş, kıtalar keşfi ile ilerleyip günümüze kadar gelmiş ve hala sürdürülmeye çalışılmaktadır.

Ülkemizde orta doğu padişahı olarak halifelik temsili olmasına rağmen tanrı-kral mitoloji uygulanmamış yönetici olarak birleştirici, bütünleştirici rol tercih edilmiştir. Devlet olmak önemli olmuştur. Padişah üstünde ilahi varlığın olması Roma tanrı-kral imajıyla farklılığını göstermektedir.

Sanayi devrimiyle birlikte emperyal yönetim tarzları hızlanmış, bilim bu amaca hizmet ederken gelişmiştir. Birinci ve ikinci dünya savaşı endüstrinin son halini bilimindeki yeni buluşlarla savaş teknolojilerine yerini bıraktığını göstermektedir. Savaşlar sonrası tüm bilimler gelişirken teknoloji haline dönüşüp kitle iletişim ve ulaşım araçlarının önderliğinde gelişimini ticaretle sürdürürken hala ilkel tarz olan avcılık ve toplayıcılık olan Roma tarzında ısrar edilmektedir. Gerçeklik sonrası (Post-truth) ise bilimlerin gerçekliğinden mitolojiye tekrar dönme amacını taşımaktadır. Bu amacın çıkış noktasını da kuantum belirsizliği üzerinden yapılmaktadır. Kuantum belirsizliği aslında bitmiştir ve kuantum cihazları üretilmeye başlanmıştır. Bunun üzerinden rekabet ilerlemektedir. Teknolojik ürünler ilk kez batıdan değil doğudan üretilir olmaya başlanmıştır. Doğudan gelen akım ticaret yolu ile yayılmayı hedeflemektedir. Küresel merkez internette, sanalda oluşmaya başlamıştır. Zihinlerin bedenlenmesi süreci devam etmektedir. Gelecek bu yönde görünmektedir.

Zihnin bedenlenme süreci

İnsanlık tarihi boyunca anılan adalet, insan, toplum, üretim, tüketim, insan hakları, hayvan hakları, ekolojik çevre, yaşam gibi bir çok önemli değerli kavramların tekrar gözden geçirilmesi ve tanımlarının tekrar yapılması.

Metafizik alanın ulaşılabilen sınırlarına ilerlemesi, küresel olarak insan yaşamı ve doğa ile bağlarının tanımlanması, uzaya açılmanın hızlanması, enerji ve teknolojilerin sorgulanması, yönetim sistemlerinin, işleyişlerin gözden geçirilmesi gibi bir çok konuların bilimsel, felsefik, sanatsal ve ilahi olarak tekrar değerlendirilmesidir.

Canlı ve insan bedenin çalışma sırları, doğanın işleyişi ve insanın doğadaki yeri, sınırları yerkürenin varlığı, kuantum ile uzay bilinmezlerin araştırılması. Madde ve enerjiye yeni bakışımız.

İnsan zihnin akıl ile ürettiği, vahiy yolu ile aldığı tüm kavramsal değerlerin gerçeğe yansıması ve kullanılır olması zihnin bedenlenme sürecini tamamlamaya yönelik adımlar olarak görülebilir.

İnsanlık, dört yüz megaton ağırlığında, yeryüzünü yüz elli de biri kadar yer kaplayan büyük bir canlı bedeni haline gelmiştir. Önemli bir soru karşımızda durmaktadır. Bu devasa canlı beden bir insan zihni gibi işleyebilecek midir ?


23 Nisan 2020 Perşembe

Akıl ve Doğa

İnsanlık tarihinde insan aklın gelişmesine etki eden önemli bir unsur çevre, alan hakkında bilgi biriktirmesi ve bunu zihinde tutması olmuştur.

Hareketli canlılar olan hayvanların beyinlerinde yeryüzü haritası boş şablonu bulunmaktadır. Büyüdükçe bu boş şablonun içeriğini doldurmaya başlarlar. Biz canlılarda beynimiz tümden boş bir şablon şeklinde gelmez. Dolu kısımlarda dna aracılığıyla gelmektedir. Beynimiz dış dünyadaki bilgileri bir sıra halinde bir nokta olan beyindeki başlangıç noktasına eklenerek büyümeye gelişmeye başlar.

Bir kartal yavrusu, kardeşini yuvadan atma girişimi, besinin paylaşmamak istemesinden değil, canlıya dna yolu ile gelen ilk bilgilerden mekansal hakimiyet bilgisinin etkisi iledir.  Yani yavru kartal kardeşlerine " düşte öl" değil " Git öte, başka yerde dur " hareketi yapmaktadır. Anne kartalı atmaya hem gücü yetmez hem de yiyeceğin geliş merkezi olarak belirlemiştir. Güçlü olan yavru diğer yavruları yuvadan atmayı mekansal içgüdüsünün etkisiyle ister. Yavru kartal annesinin uçuşlarını gözler, büyüdükçe kanatlarının farkına varır içgüdüsel olarak kanatlarını çırpma etkinliğine girer. Bunda kan basıncı kanatlara etki yaptıkça refleksif olarak kanat çırpma hareketine zorlanır. İlerleyen zaman içinde rüzgarın beden tüylerine etki etmesi ve bedenin büyümesi uçma refleksini tetikler hale gelir. Rüzgarın onun gelişim aşamasında kanatlarının kullanılacağı hareketlere içgüdüsel aşaması geldiği için uçma öncesi kanat çırpmaya zorlar, hücresel yeni bölünmeleriyle ve artmasıyla bu hissi onda oluşturur. Gelişim öncesi uçma bilgisini taşıyan hücreler oluşmadığı için sadece beslenmeye ve mekan genişliğine odaklanmıştır.

Beynimizdeki kalıcı hafıza hücrelerimizin temeli zihnimizdeki yeryüzü haritasıdır.

İnsan zihnindeki yeryüzü haritası güvenlik, istek, arzu, korku, merak, keşfetmek gibi bir çok duygu ve düşüncelerin temsillerden oluşmaktadır.

" O bölge tehlikeli, bu bölge güzel ve verimli, şu bölgeye gidilmeli. " gibi sorular zihnimizdeki çevre haritalarına değer yüklemektedir. Günümüzde "uzayda neler var" sorusu zihnimizin evrene doğru yayılmasının önce haritasını oluşturmak ile başlayacağını göstermektedir.

İnsan zihninin yeryüzü haritası bölgesel olarak kalır da küresel bir haber duyarsa onu zihninde yerleştirecek bir hafıza bulamayacağı için aldığı bu haberi zihnindeki bölgesel hafızaya farklı olarak kaydetmesi gerekecektir haberin sürekli olması halinde.

Eğitimdeki  zorluk genç kuşaklara zihinlerindeki yeryüzü haritasını genişletirken o haritalara hangi bilgi ve değerleri nasıl  yükleyebileceğimiz sorusudur. Hangi yöntem ve sistemle bunu yapmalıyız. Nereden ve nasıl başlamalıyız. Hangi sıralama en uygunu olur.

Lise ve üniversite bitirmiş zihinler dünya haritasını zihinlerine yeryüzü haritası olarak kaydetmiş kişilerdir çoğunlukla. Küresel haberleri o haritadaki yerlerine yerleştirmekte zorluk çekmezler.

Zihnimizdeki yeryüzü haritalarının üstüne eklenen bir çok bilgi havada uçan bir bulut gibidir adeta.

Bu bilgeler eser dururlar. Düşüncelerimiz zamana, mekana ve gereksinime göre bu bilgileri kullanmaktadır.

Tarihin Sonu mu ?

İnsanlık tarihi iki ana konu içerisinde gelişmiş ve oluşmuştur.

Çevre (yeryüzü haritası) ve ilişkiler.

İnsanlığın tarihte yeryüzüne dağılımının aşamalarını görürüz. Binlerce yıl bir bölgede yaşamışken birden yeryüzüne dağılmalar başlamış yerküreyi keşfetme yolculuğuna girişilmiştir. Bölge hakimeyetleri ve yönetim hakimiyetleri şeklinde savaşlar yapılmıştır.

Günümüzde tüm yeryüzünü keşfettik. Dünyada bilinmedik yeryüzü köşesi adeta kalmadı gibidir. Tarihin sonu söylemi bunun içindir. Yeryüzü haritasının sınırlarını biliyoruz.

Yeryüzü keşif tarihinin sonuna gelinmiştir.

Ay'a ve Mars' a yapılacak keşifler tarihin yeni bir boyuta geçmesine neden olacaktır.

Yeryüzünde ise devam eden bir tarih var.

İlişkilerin tarihi. Bu tarih şekli içe dönük bir yapıdadır. Kıtaların keşfinin tamamlanması bizleri artık dışa doğru ilerleyemeyeceğimizi, birbirimizden kaçamayacağımızı veya kovalayamayacağımızı dışa doğru itemeyeceğimizi göstermektedir. Baş başa kalmışlığın tarihidir. Mekansal sınırların belirlendiği birlikte daha iyi yaşamanın amaçlarına doğru giden yanlış, kötü ilişkilerin tarihinin yazılacağı dönemlere giriyoruz.


Gündem ve güncel olan bilgiler, olaylar zihnimizi sürekli bağımlı kılma etkinliğindedir.

Küresel zihin haritamızda bilgi, olay ve olgu bulutlarının sürekli esen rüzgarları ile zihnimizde dolaşmasına tanık oluyoruz.

Fiziksel hareketlerimiz ev ile kaldığı sınırlı ortamımda iken zihinlerimiz bilgiler ile yeryüzü haritamızda küresel olarak aktif halde dolaşmaktadır.

Bizler sabit iken bilgiler ve duyumlar çevremizde hareket halindedir.

Bedenler sabit iken zihinler küresel turlarına çıkmaktalar internet ile.






22 Nisan 2020 Çarşamba

Canlılığın Diyalektiği


Dna canlılığın en küçük parçası olduğunu biliyoruz.

Dna sarmalını genişleterek hücre yapısına ulaşmış ve sonra organlara doğru büyüme evresine girmişti hücreler topluluğu ile.

Henüz hücrelerin birleşerek sırayla hangi organları oluşturduğunu bilmememiz ilginçtir. 

Dna dan hücreye, hücreden dokulara, dokulardan organlara doğru sıralama mı olmuş yoksa birden mi olmuştur beden. 

Tümden gelim olarak bedenden organa, organdan dokulara, dokulardan hücreye, hücreden dna'ya ulaşıyoruz incelemelerimizde. Fakat Tikelden tümele doğru nasıl gelişimler olduğunu açıklayamıyoruz. 

En azından oluşma ve gelişme sırasını ve nedenlerini.  

Canlının canlıdan beslenmesi  bir tanımıyla bir canlının diğer canlıyı kendine katmasıdır. 

En ufak parçalara bölerek sindirme ile canlıyı(besini) hücrelere ulaşmasını sağlar. Diğer canlıyı kendiyle birleştirir hücresel besin olarak.

Bir canlı beslendiği diğer canlıyı kendine katarak artı bir canlı eşittir iki canlı etmemektedir.

Bir canlı diğer canlının yaşamasını durdurduğunda. çalışma bütünlüğünü kaybetmesi önce organlardan başlamaktadır. 

Bedenin tümlük çalışması, yaşaması sona ererken, doku ve hücre canlılığı bir süre daha devam etmektedir. 

Organlar çalışmaz olmasına karşın doku ve hücreler hala canlılıklarını korumaktadır. 

Bu haldeki canlının besin niteliğinin devam etmesi doku ve hücrelerinin ölüm sürelerine bağlı olmaktadır. 

Bakteri ve virüslerin çoğalması ile böceklerin yumurta bırakma sürecinde doku ve hücrelerin canlılığının bitme süresi hızlanmaktadır. 

Midede sindirilen diğer canlının parçaları kimyasal gıda haline gelerek tüm vücuda yayılımıyla devam ederek hücreleri besleme ile tamamlanır. .

Bir canlıdaki ölme sürecine giren hücreler parçalanarak diğer yerleşik hücrelere gıda olarak ulaştırılmaktadır.

Bitkiler ise diğer canlıların yaşamını sonlandırarak değil, canlılığını kaybetmiş hücrelerin toprakta diğer organizmaların dönüştürdüğü kimyasal besinleri alarak canlılardan besleniyorlar kökleriyle.


Canlının dünyamız ölçeğindeki boyutu hala hücresel bazda olduğunu söyleyebiliriz. 

İster bir balina ister dev asırlık ağaçlar boyutuna gelsin canlılar, varlık olma temeli hala hücre boyutlarında yaşamlarını sürdürmektedirler.

Dünyamızdaki canlı büyüklük ortalaması hücresel şekildedir hala.

Beslenme şekli sadece miktar oranındadır. 

Önce hücre besini kadarken, şimdi kilo oranında artmıştır. 

Beslenme şekli ve amacı değişmemiştir. Yani hücresel oranındadır hala.

Bedenimiz hücresel bazda yaşamaktadır. 

Aklımız bedeni bütün olarak görür evreni öğrenme ve araştırma bazında tümleşik algılama eğilimindedir. 

Atom altı parçacıkları fark eden aklımız henüz mikro ve makro ölçeklerin birbiriyle nasıl bir bağlantıda olduğunu araştırmaktadır.  

Bedenimiz hala o küçük hücresel bazda yaşamını sürdürmekte olduğu için mikro alana makro alandan daha hakim görünmektedir. 

Mikro ölçüleri bilen beden, makro algısı olan akıl arasında bilgi alışverişiyle bir çok sorular cevaplanabilir belki de zihnimizde.

Beden iç işleyişini hücresel bazda akıldan bağımsız ve özerk olarak yürütür. Akıl, bedenin işleyişini öğrenebilir. Bu işleyişi kolaylaştıracak uyumu sağlayamaya yardım eder. 


Canlıya bakışımız bedensel algı ve mantığı üzerinden olmasına rağmen hala hücresel boyutlarda besleniyor ve yaşıyoruz. 

Canlılığın başlangıcından, temel yapısından henüz uzağa gitmiş, ilerlemiş, aklımız dışında farklılaşmış sayılmayız. 

Canlılığın yolculuğu milyonlarca yıl olmasına rağmen hala başlangıç ilkelerinin boyunduruğunda yaşıyoruz.

Geldiğimiz zamanda da en büyük düşmanımız hücresel düşmanlarımız olan virüs ve bakteriler olmasına şaşırmamalıyız.

Dünyadaki tüm büyük canlılara hakim olduk ama hücresel bazdaki düşmanlarımızla savaşımız sürmektedir. 

Bakteri ve virüsler bir araya gelmemiş bedenlerin hücreleri gibi davranmaktadırlar sanki. Bedensiz hücreler topluluğu gibi bedenlenmek üzere bir mutasyon zinciri kurmak istiyorlar içlerindeki yazılı hedefte. Kendilerini kontrol altında tutmak isteyen deneylere karşı hep bir açık kapı arıyorlar içeri girip etki etmek için. Cilde, ciğerlere, kana, sinirlere. Her farklı türü bedenimizin farklı organlarına saldırıyorlar. Üzerimize yağan ok yağmurları gibiler dört bir yandan gelen. Çevrenin zayıflattığı her organımızı hedef alarak. Son gelen ciğerlerimiz ise hava ile sorunumuz var demektir. Kirlenen ve değişen hava ile zayıflayan ciğerlerimiz çağırıyor onları yaralanmıışlığın kokusunu yeryüzünde yayar gibi. Canlılığın mekansal hakimiyetini umursamaz haldeki kitlesel kentlerimizden. Hareketimizin her yöne ve hızlı oluşu çağırıyor antitezlerimizi savaşa davet eder gibi. 

Bizler bedenlerimizde topladığımız hücrelerimizle birlikte yaşarken, mikro biyolojik canlılar hücresel olarak bedensiz halde her yere yayılmış gibiler ve birbirleriyle iletişim, ilişki kurmaya birlik olduklarını hissetmeye duyumsamaya çalışıyor gibiler.

Hücresel savaşlar canlı savaşların başlangıcını oluşturmaktadır. Güçlü olan türler her an çoğalarak organa ve oradan da bir vücut oluşturma amacını taşımaktadırlar. Şu an için insan olarak canlılar üstü zirvedeki yerimize talip her ortamda yaşamaya adapte olmaya çalışan  milyarlaca hücresel düşmanımızla savaş içindeyiz. Hepsi " Tam bir vücuda sahip olma fırsatı ve sırası bize de gelecek" diye haykırırcasına her şart ve ortamı araştırıyorlar gözleri, kulakları, burunları olmadan. Sadece içlerindeki sıkıştırılmış saldır, ihtiyacını kendine kat, ihtiyacın olmayanı dışarı at, üre, çoğal, birleşerek organ (amaçlı hücreler topluluğu) olma amacına yönelik yaşıyorlar. Hücreden düşünen canlıya gelme süresinin uzunluğu bize canlının evrende varlığını sürdürmesi için zaman kavramının ötesine geçebileceği bilgisinin ip ucunu vermektedir. Milyonlarca hücresel canlılığın ortamını düşünelim, içlerinden bir kısmının diğerlerini kendisine katarak (avlayarak) büyüdüğünü varsayalım. İşte o anda bu canlılar için sınırsız beslenme olanağı ve büyüme potansiyeli oluşmuş demektir. Avlanan canlılar ise çaresizdir artık. Ne bir savunması ne de düşmanın taktiği olan avlanmayı geliştirememiştir. Onlar da kendilerindeki doğal yeteneğe başvurmaya başlayacaklardır. O da daha fazla üre ve zaman kazan. Daha çok üreyecekler ve gelecek nesillerinden bir grup düşmanlarına karşı savunma, saldırma  taktikleri geliştirerek türünün yok olmasını engellemeye çalışacaktır. Böyle farklı grupların mücadelesinden  türler daha da farklılaşarak büyümelerini gerçekleştirecekler savaş, rekabet sürecek güçlü olanlar, yeni iklim ve mekana ortamına uyum sağlayanlar zamanı kendi faydalarına çevireceklerdir.

Kuantum fiziği bize yabancı bir şey olamaz çünkü temelimiz hücresel bazda ise madde ve enerjinin en küçük parçasına uzak değilizdir.



Aklımız  belli ölçüde makro ve mikro tümleşikler üzerine bilgileri algılar iken hala bedenimiz hücresel bazda algı ve duyum içindedir. 

Atom altı parçalar ve devasa büyük evren arasındayız. Bedenimiz ve aklımız ile.

Bedenden hücreye farkları görmekte iken hücreden bedene, varsa olmuş sıralamaları ve nedenlerini henüz bilmiyoruz. Ara formlar ve bir bedenin oluşma aşamalarının evrimsel yönü, bilgisi tümden bilgimiz dışında olması bu süreçlerde bir dış etkinin olma olasılığı kendisini saklı tutmaktadır.

18 Nisan 2020 Cumartesi

İnsanın İki Antitezi

Günümüzde insanın birinci antitezi bulaşıcı ve tehlikeli olan zararlı virüs ve bakterilerdir.

Diğer canlıları kendimizden uzak tutabilmekte iken mikro biyolojik canlılar havanın ve suyun girdiği her yerde bulunmaktadırlar. Hem çok küçük olmaları hemde sayıca çok olmaları bunda en önemli etkenlerdir.

İnsanlık tarihi boyunca yerleşik düzene geçilmesinden sonra bulaşıcı hastalıklar belli sürelerde ve mekanlarda zararlı virüsler ve bakteriler tarafından kitlesel insan ve hayvan ölümlerine neden olmuştur.

İnsanlık tarihine baktığımızda insanın ikinci antitezini görürüz.

Diğer insan.

Barış, işbirliği, birlikte yaşama amacı gibi bir çok nedenler insanların birbirlerine karşı sentezi olma yanında belli nedenlerden dolayı da antitez haline de gelebilmektedirler.

Çağımızda doğaya zararlarımız artmış gibi görünmektedir.

Geçen yüzyıl birinci dünya savaşından sonra ispanyol giribi ile iki antitezin bir arada insanlıkla mücadeleye girmesi ilginçtir.

1914 de birinci dünya savaşı, 1918 de ispanyol gribi art arda iki antitezin adeta hücum edercesine kitle ölümlerini arttırmıştır.

Sanki doğada bir yerlerde plan yapılmaktadır.

" Birinci planımız insanların kendi aralarında savaş çıkarmak, birbirine kırdırmak. İkinci planımız ise kalanları virüs ile vurmak. "

Geçen yüzyıl önce savaş sonra virüs, bu yüzyıl önce virüs sonra savaş mı olacak.

Birinci antitezimiz tehlikeli kovid-19  ile savaşmaktayız.

İkinci antitezimiz insanla olan üçüncü dünya savaşı mı çıkacaktır o halde.

Kovid-19 virüsü savaştan önce gelerek üçüncü dünya savaşını engellemiş de olabilir, savaşın sinyali de vermiş olabilir. Bu iki olasılıktan hangisi olduğunu anlamak şu an için zor görünüyor.

Kovid-19 küresel salgını sıradan olmadığı gerçeğini yaşarken en kötü olasılıklara hazır olmalıyız.

Gerginliklere, yanlış anlamalara, gizli ve hızlı planlara izin verilmemelidir küresel ilişkilerde.

Ülkelerin birbirine karşı stresleri artmaktadır. Tazminat istek planları, siparişlere el konulması, beklenen yardımların yapılmaması, yapılamaması, gıda krizi tehlikesi, ekonomik krizler, yönetim krizleri, krizi fırsata çevirme planları gibi bir çok antitez plan ve amaçları varken dünya birlik olup doğanın bize ikinci antitezi zaafımız olarak dayatmasının nedenleri üzerine durarak çözümler aramak bu günlerde hangi bilge veya bilgeleri dinleyen yöneticiler, çevre aktivistler, sanatçılar, edebiyatçılar, akademisyenler, basın mensupları, kanaat önderleri, araştırmacılar, bilim insanları, ticaret insanları, felsefeciler, düşünürler, dini bilginler, felsefeciler (ilahiyat) ve sağduyu sahibi tüm bireyler savaşları önlemek adına bir şeyler yapabilir.

İki antitezimiz kaderimizin bir parçası görünmekte ise de bu ikisi hakkında nedenleri ve çözümlerini araştırmak biz insanların bir kaderden diğer kadere geçmesini sağlayabilir.

Hedefimiz küresel savaş planlarının işaretini veren liderlere karşı tepkilerimizi, küresel savaş çıkma olasılıkların domino taşlarının başlangıçlarını fark edip önleyici ve engellemeye yönelik fikirsel ve eylemsel olarak toplumları harekete geçirmektir üçüncü dünya savaşının çıkma olasılığına karşı.


17 Nisan 2020 Cuma

İnsan Doğa ve Dünya -2

İçinde canlı barındıran dünya küremiz büyümek amacında mıdır ?

Atmosfer yapısı kendisine çarpan meteor gibi kütleleri parçalara ayırmaktadır.

Madde ve enerji girişi olurken çıkışı zorlaşmaktadır.

Dolayısıyla dünyanın korunma ve büyüme üzerine kurulu bir sistemi olduğunu düşünebiliriz.

Güneş ışınlarını tutan bir çok canlı, enerji, madde ve gaz üretmektedir.

Güneşle teması olamayanlar ise maddeyi dönüştürmektedirler.

Rüzgar ve su bu döngünün karıştırıcısı, besleyeni ve dengeleyicisi görünümündedirler.

Canlılar adeta dünyanın madde ve enerjiyi dönüştürücü, işleyici fabrikaları gibidir.

Büyümek isteyen dünyanın bu amacında insan hangi konumda durmaktadır.

Ona bu amacında bilmeden yardım eden mi yoksa onu engelleyen mi ?

Dünyanın enerji- madde diyalektiğindeki hareketi güneş ve diğer gezegenlerin ki gibidir. Güneşte enerji sürekli itilme ve çekilmeye maruz bırakılmaktadır. Dünya dıştan gelen enerji ve maddeleri sürekli kendi içinde çekme ve itme sürekliliğine doğru ilerleme ve bu durumunu sürdürme eğilimindedir. Bu sürekli hareket dünyanı büyümesini sağlayacaktır. Dünyanın büyümesi ilkesini madde ve enerjinin birikmesi şeklindeki ilke ile temellendirebiliriz. 

İnsan bu şartlarda dünyanın doğa ile büyüme potansiyeline zarar verdiğini söyleyebiliriz. Fosillerin sıvı ve katılaşarak yerküre merkezine enerji desteği olarak birikimiyle ilerlemesine engel olmaktadır. Dünyanın iç enerjisinin azalması veya yok olması onun uzayda bir kaya veya kuyruklu yıldız haline döndürme haliyle parçalanmaya yönelik olmasına neden olur. Doğa, dünyanın büyümesine ve enerjiyi tutmasına yardım ederken insan tüm bu oluşumlara kendi çoğalan türünü korumak ve daha da büyümek adına zarar vermektedir.

BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı 10:45 Simit , yarım, ısıtıl...