23 Eylül 2020 Çarşamba
Eytişimsel Düşünme Süreci - 2
20 Eylül 2020 Pazar
Madde - Enerji Diyalektiği Felsefesinin Günümüz Sorunlarına Çözüm Yaklaşımları
Felsefemizin oluşumu önce tikelden tümel yol almış ve üst sınırına ulaşınca tümelden tikele doğru geriye yönelmiştir. Kaynağı ve sınırı belirlenmiş tümel tezlerin ışığında gözden geçirilen her konu ve fikrin sentezine ulaşmak zorlayıcı, uğraştırıcı, zaman alıcı ve karmaşık görünse de her çözülen sorunla görünür olacak olan basitlik bizleri hayrete ve şaşkınlığa çevirme keyfini yaşatabilecektir.
Hayata ve evrene ait her şeyin aklın kavrayabileceği bir öğlen vaktinin durgunluğunda ve sakinliğindeki basitlik kadar kolay olduğudur. Onu ister kasıtlı isterse de kasıtsız ve farkında olmadan karmaşıklaştıran ve kaosa çeviren bizleriz. Bilinmeyen ise evrenin büyüklüğü ve uzaklığıdır. Aklımızın sınırı bu sınırdır. Evrenin büyüklüğü ve genişliği sınırı. Doğa üstü gücün doğa yolu ile bize verdiği akıl bu sınırlar içine hapsolmuştur. Bize düşen görev sınırlarımızın bilincinde iken aklımızın amacı doğrultusunda düşünmek ve eylemektir. Madde-enerjinin dünyanın oluşumuyla birleşiminden canlı bu dengeyi korumak üzerine oluşmuş, yeryüzündeki varlığını geliştirmiş ve dünya dışına çıkma ve yayılma amacıyla akıl unsurunu ortaya çıkarmıştır. Ve canlının evren üzerinde bilinmeyen görevinin, amacını aklımız ile bulma zorluğu onun sınırları nedeniyle iken kendi içindeki temel amacını ve yönünü tahmin edebilmekteyiz.
Günümüzde süren karar verilmeyi bekleyen bir çok konunun çözümüne öneriler sunma olanağı oluşmaktadır felsefemizin bilgileri ışığında. Onlardan bazıları hakkında görüş verilebilir.
Kürtaj
Kürtaj serbest bırakılmalıdır. Kürtaj kararı eylemin yapılacağı bireyin kararı olmalıdır. Kürtajın engel olmasını gerektirecek nedenler günümüz bilgisinde ve kültüründe geçerliliğini yitirmiştir.
Ötanazi
Ötenazi serbest olmalıdır. Ötenazi kararının birey tarafından verildiğinden emin olunmalıdır.
Toplumsal cinsiyet
Cinsiyet şekillerinin artık tarihsel iki üç çeşit olmadığı ortadadır. Felsefemizin ışında erkek ve kadın veya negatif pozitif, artı ve eksi değerler üzerinden on çeşidi bulunmaktadır.
(-+)5 -(+)4 -(+)3 -(+)2 -(+)1 0 +(-)1 +(-)2 +(-)3 +(-)4 (+-)5 (enerjinin yeni tasarımı üzerine bir deneme yazımdaki)
Ekonomi
Döngüsel ekonomi modeli öngörmektedir. Bireylerin, kurumların ve devletin bir üst gelir sınırı belirlenip artı miktarı diğer alanlara (kurumlar, bireyler ve hizmetler) belli ilkeler doğrultusunda aktarılmasıyla sürekli istikrarlı bir ekonomik döngü oluşturma amacına yönelik bir ekonomi modelidir.
Felsefemize göre cevaplanan sorular
* Canlılık neden oluşmuştur.
* Canlılığın amacı nedir.
* Akıl neden oluşmuştur.
* Akılın amacı ve görevi nedir.
* Aklın sınırı nedir.
Cevaplanan bu sorulardan sonra insanlığın hedefi, yolu açıktır. Dolayısı ile gelecekten çok günümüz sorunlarını eğilip doğa ve insan dengesini oluşturmak, insanlığın kendi arasındaki sorunları çözmeye odaklanmamız gerekmektedir.
Doğanın bize mesajları
Doğa bize bir çok uyarı ve mesaj yollamaktadır. Bu uyarı ve mesajları tarihten günümüze devam eden ve yeni oluşanlar şeklinde ayırabiliriz.
15 Eylül 2020 Salı
Dürtüler Duygular ve Akıl
Temel dürtülerimizin bilinç gibi belirgin, mekan ve zaman algısı yoktur.
Dürtülerimizin mekan ve zaman algısı duyuların kaydedilmesi ve mevsimsel değişikliklere tepki vermesiyle oluşur. (İnsan bilincinin oluşmasının başlangıcı zaman ve mekan algısını geliştirmeyle başladığı tezini ileri sürebiliriz.)
Tıpkı rüyalarımızdaki gibi. Rüyalarımızda mekan ve zaman algısı bulunmaz. Mekanlar ve zamanlar birbirleriyle iç içe ve karışık halde bulunurlar. Dolayısıyla rüyalarımız dürtülerimizin ve duygularımızın faal olduğu dönemlerdir. Günlük yaşantılarımızda belirgin olan ve hafızada yer etmiş önemli nesne, olay ve kişiler rüyalarımıza dürtülerin ve duyguların etkileriyle karışmış halde girerler. Rüya yorumlarında dürtülerin etkileriyle günlük toplum hayatının belirgin etkileri olan duygulanımları ayırmak gerekmektedir.
Dürtülerimiz hücresel itkiden tüm bedene yayılmışken, yaşantı tecrübeleri ile edinilmiş bilgi ve duygular beyindeki hafızada bulunmaktadır. Rüya sırasında bilinç devre dışı kaldığı için sahneye hücrelerin dürtü birikimleri gelir ve ardından günlük toplum yaşantı tecrübeleri olan duygular da hafızadan harekete geçer. Bu iki faktör zihinde buluşup karmakarışıklık içinde uyanıldığında geçici hafızada bulunurlar. Uyanıldığında kayıt altına alınmaz ise hızla silinirler. Rüya görme esnasında rüyada olduğunu saptayan bilinç değildir. Duygulanmaların etkileridir. Rüya sırasında bilinç aktif olursa rüya birden durur, kişi dış mekan ve zaman algısına geçer. Yarı uykulu yarı uyanık hal bu anlardır. Zaman ve mekan algısından sonra bilinç kalmak için bir gerekçe, amaç saptamaz ise uykuya döner. Bilinç kapanır ve yerini dürtülere duygulara bırakır. Rüyadaki duyuların aktif olmasını bilinç değil dürtüler ve duygular sağlar. Tümden uykudan uyanıldığında bilinç bölünmüş uyku aralarındaki çalışmasını hatırlar bazı kimseler rüyalarını bilinçli yönlendirdiklerini bu yüzden sanırlar. Gerçekte rüyalar bilinç tarafından yönlendirilemezler. Yani rüyada hiç bir bilinç sürece etki edemez çünkü kapalıdır. Dış seslerin rüyalara yansımalarını dürtüler ve duygular şekillendirirler. Isı değişimlerini beden algılar ama bilince iletemez. Sonunda bedendeki rahatsızlık organlara zarar verme aşamasında acı gibi fiziksel etki bilinci uyandırır. Uyurken üşümüş beden kasılarak fiziksel acı ile uykuyu böler. Bilinç rüyaları yönetebilseydi hem rüya aşamalarında hem de gerçek ortamı aynı anda takip etmesi gerekecekti. Böyle olunca dış etkilerin acı ve kötü etkilerinin büyümesini beklemezdi haliyle. Rüya sırasında odanın bir köşesinde elektrik sorunundan yavaşça yangın başladığını hayal edelim. Uyuyan kişinin bilinci eğer rüyayı yönetme halinde olsa idi aktif anlamına gelir ve yangın büyümeden hemen uyanarak eyleme geçer. Bilinç kapalı olduğu için odada artan ısı, duman ve oksijen eksilmesi önce beden tarafından algılanacaktır. Kapalı olan bilince bu acil durumu nasıl iletebilecektir. Kapalı bir bilinç halinde iken dış algının bedendeki ilk etkileri ısınma ve nefes zorluğu şeklinde olacaktır. Bu olumsuz etkilerin dürtüler ve duyular ile rüyalara yansımaları çok farklı olacaktır. Isı terlemeye, nefes zorluğu öksürmeye ulaşınca acı sinyalini alan beyin bilinci aktif hale getirecektir. Bilincin aktif olması ile odadaki yangın, kaçma dürtüsünü, korku duygusunu, akıl acil eylemi seçme yaşantısıyla karşı karşıya kalacaktır. Kişi kendini dürtünün ve güdünün etkisine bırakırsa kaçacak, duyguların etkisine bırakırsa korku, üzüntü, öfke gibi ana duyguların etkisiyle (sevinç eksik) donma yani hareketsiz kalacak bu anda beklerken ya dürtü ve güdü etkisine veya akıl etkisine girmesi girmesi gerekmektedir. Geçiş yapamaz ise beden tepki verir. Sesle (çığlık vb.), ağlama, idrar bırakma gibi. Geçiş yapabilirse dürtü ve güdü etkisiyle kaçma, akıl (bilgi ve deneyim) etkisiyle acil eylem davranışına girer. Aynı odada bir hayvan olsa idi hızla dürtü ve güdü davranışına yönelirdi. Kaçma eylemine öyle odaklanırdı ki oda kapalı bile olsa duvarlara, kapalı kapı, pencereye doğru refleks olarak çarpmaya başlardı.
Cinsellik temelinde bir dürtü olup duyguda aşka dönüşür. Akıl da ise birlikteliğinin uzun ilişkisine yansır. Eşler dürtü, aşk ve akıl dengesini düzenleyebilirler ise geriye dış etkilere karşı tutum geliştirme çabası kalır. İnsanın iki önemli dayanağı olan tutunma ve tutumdur.
Sürekli aynı rüyaları görmenin içeriği uyuyan kişinin hafızada bulunan duygu hücrelerinin dürtüleri bastırması sonucunda ön plana çıkması şeklinde oluştuğu tahmin edilebilir.
Rüyalarımız adeta beynin kuantum belirsizliği gibidir.
Canlının temel dürtülerini iki gruba ayırabiliriz.
Varlığı koruma ve sürdürme üzerine oluşan dürtüler
* Dışa bağımlı gelişen dürtüler.
* İçe ait gelişen dürtüler
Dışa bağımlı gelişen dürtüler
Nefes, su, beslenme, korku, saldırı, savunma, kaçma, rekabet, sürüye uyma. (insanda ek olarak, güvenlik, sevgi, üzüntü, yardımlaşma ).
İçe ait gelişen dürtüler
Nefesi ve besini kullanma ile dışa atma, uyku.
Cinsellik hem dışa bağımlı gelişen hem de içe ait gelişme özelliği olan en önemli dürtü olarak görünmektedir. Her iki dürtü özelliklerini de kapsamaktadır. Varlığı koruma üzerinden çok varlığı sürdürme üzerinde ağırlığı bulunmaktadır. Cinsellik açısından, varlığı koruma dürtüsü sanki varlığı sürdürme aşamasına ulaşmak için oluşmuş gibidir.
Dürtüler ve modern insanın biyolojik bulanımı
Dürtülerimiz faal iken; ahlak, inanç ve yasa düzenlemeleri toplu yaşamanın olanağı için adil sınırlamalar, düzenlemeler getirmektedir. Dürtülerimizin zaman ve mekan algısı, miktar ve oran ölçütü olmaması nedeniyle bu mevcut sınırlamaları da algılamamaktadır. Dürtülerin zamana ve mekana göre miktar ve ölçüye göre kullanımı toplum tarafından tarihsel tecrübe olarak belirlenmiştir. Özellikle insanlık tarihinde bu belirlemelerin az olduğu dönemlerde dürtülerimiz toplumlar için kaoslar yaratmışlardır. Savaşlar, göçler, haksızlar, katliamlar, cinayetler, tecavüzler gibi bir çok kötü olayların yaşanmasına neden olmuştur. İnsanlığın dürtü kategorisinde yeni dürtüler oluşurken, cinsellik dürtüsü başta olmak üzere bütün dürtüler çok ve sık kullanımlarından ötürü olağanüstü artış göstermiştir. İşte modern dönem de atalarımızdan devir aldığımız hoyratça ve ölçüsüzce kullanılmış ve aşırı şekilde artmış olan bu dürtülerin dizginlemesi, düzenlenmesi ve doğadaki gerçek ölçüsüne getirilme çalışmasını, ahlak, inanç, ilke ve yasalarla yapmaktayız. O nedenle modern insan üstündeki fazla dürtü fazlalığını atarken mutsuzluğu, hüznü, sıkıcılığı yaşamaktadır. Geçen yüzyılda bu görüş dürtü özgürlüğünü arttırılması gerektiği üzerine durulması yönünden yanlış bir yola girdiğini böylelikle modern insan bunalımının daha da arttığına şahit olmaktayız. Modern insanın dürtü fabrika ayarlarına dönmesi zor olsa da bunu başarmak zorundadır. Bunu başarmasına bilim de yardım edebilir. Felsefe ve bilim öncesi bilgi çeşitlerinin temsilcilerine (Astroloji, fal, mistik öğretiler ve enerjiler vb.) modern dönemde hala rağbet ve talep görüyorsa bunun nedeni felsefe, bilim ve inançların dürtü, duygu ve akıl dengesini bireylere kazandıramamasındandır.
Dürtülerimiz için bir sınır, ölçü, zaman, mekan, ilke, kural olmaması canlılığın ilkel dönemleri için çok gerekli olan bir yaşam şekli iken insanlığını gelişimin de akıl da gelişirken canlılığın temel dürtülerine düzenleme yapmak bir yana dursun daha arttırma özgürlüğü hatası seçeneği kullanıldı. Yine de yavaş da olsa dürtü düzenlemesinin artması ile toplumsal düzenin artması arasındaki paralellik keşfedildi. Sınırsız dürtü den zaman, mekan ve şartların oluşmasına evrilen dürtü işleyişi günümüze kadar ilerledi ve hala devam ediyor. Güç, iktidar, ideoloji hedefi (kapitalizmde ekonomi) gibi toplum standardı üstü oluşumlarda bulunma isteği bazen bu dürtü sınırsızlığı ve özgürlüğü gibi hatalı arzular peşinde olma veya sürdürme isteğinden kaynaklanmaktadır. Serbest piyasa ekonomisinin tanımını hatırlayalım ihtiyaçların sınırsızlığından bahseder işte bu dürtülerin sınırsız kullanımına işaret eden yanlış bir tanımıdır. Sanki ekonomik hedeflere ulaşan dürtülerinin sınırsız işletebileceğini teşvik eder gibi. Hal bu ki dürtülerini sınırsız yaşamak isteyen günümüzde sağlıklı bir yaşama süremez. Yasa, ahlak, etik, inanç, hastalık, bedenin zorlanması, yıpratılması ve kazalar bu sınırsızlık karşısında duvar olur. Hız ölüm getirir değil mi. Geçen yüzyılın sloganı olan " Hızlı yaşa, genç öl " dürtü sınırsızlığın sloganı gibidir. Kapitalizm tüm dürtü düzenleme mekanizmalarına inat gençleri dürtülerini sınırsız yaşa tıpkı ataların gibi dercesine bir popülist akımı kullanıyor.
Atalarımızdan devir aldığımız doğaya göre abartılmış dürtüleri (doğalüstü) işletmek gençlerin yapacağı en kolay bir kısır döngüdür.
Doğada canlılarda önce büyüme için içsel itki, sonra varlığını koruma ve sürdürme için dürtü oluşmaktadır. İnsanda dürtünün yaşanması yönünden uzaması ve sıklaşması duyguları oluşturmuştur. Duygularımız uzayan ve sıkça kullanılan dürtülerimizin bizlerdeki yansımalarıdır. Örnekler verirsek güven duygusu "saldır, kaç" dürtüsünün kıskacından çıkmış ve süreklilik haline gelebilen bir duygudur. Güven duygusunun bozulması " saldır, kaç " dürtüsünün aktif olmasına ve ikisi arasında canlının dürtüsel etkinliğinin artmasıyla ruhsal rahatsızlık duymasına neden olur. Çünkü dürtüler bir duyguya bağlanıp tatmin olma sürecine girmeyip sürekli aktif olmaları canlıda hem duygusal hem de zihinsel rahatsızlığa yol açabilir. Dürtüler bir duyguya bağlanmazlar ise ilerleyen zamanda zihne de olumsuz etkilerde bulunmaya başlarlar. İşte " Şeytan uydum " sözü dürtünün akla olan olumsuz etkisine bir örnek olabilir. Dürtü bir duyguya bağlanıp sonra zihin tarafından çözümlenmesiyle kabul ve sakinliğe doğru bir ilerleyiş olanağı oluşmaktadır. Uyuşturucular, rahatsızlık veren kısırdöngü haline gelen duyguları dondurma ve saf dürtüyle bağlantısını oluşturmaktadır. Dürtüler hücrelerden geldiği için tek tek değil toplu halde ortaya çıkmakta ve güdülere dağılmaktalar. Güdüler ise birleşerek daha az olan duygularda toplanmaktadırlar. Duygularımız ise döngü halinde zihinde sabitlenmeye doğru ilerler. Zihin hem duyumlar yolu ile hem de gelen duygu bilgileri ile canlıya eyleme geçme refleksine yöneltir. İnsanda ise amaç oluşturma ve plan yapma aşamasına yöneltir.
Bitkilerin dürtüleri ayrı olarak incelenmesi gereken ilginç bir alanken diğer canlıların dürtü işleyişi daima kısa sürer ve aralıklıdır. İnsan toplu yaşamının verdiği gelişme ile dürtülerini tarih boyunca ister acıya maruz kalması ister acı çektirmesinin uzamasından hastalıklı keyif alsın çoğunlukla dürtülerin süresini hem uzatmış hemde sık kullanır olmuştur. Dolayısıyla dürtülerin uzun ve sık kullanımı bedende dürtülere ait bir hafızayı oluşturarak kalıcı etkiler bırakmış haliyle dürtülerin işleyişi sonucu doyum veya giderilmemesinin verdiği mutsuzluk, sıkıcılık, keyifsizlik halleri dürtülerin hafızaya taşınarak duygulanımların artmasına yol açmıştır. Tarım öncesi yaşamda dürtülerin ön planda olduğunu tarımla daha düzenli yaşamanın getirisiyle duyguların geliştiğini düşünebiliriz.
Duyguların çokluğu ve değişimi aklı, zihni etkin olma haline taşımıştır. Kurallar, ilkeler, ölçüler, değişmeyeni aramıştır. dürtüler karanlıkta kalırken duygular görülür olmuş ve aklın öncülü haline gelmiştir.
Dürtüler, güdülere, güdüler duygulara, duygularda akıla evrilmiştir. Otçul bir canlı, çevrede etçil bir canlının kokusunu aldığında durur. Koku duyumu almış, korku dürtüsünü (insanda korku duyguya dönüşecektir) tetiklemiştir. Koku zihne gitmiş hafızadaki tehlike sinyalini uyarmış ve korku dürtüsü oluşarak zihinde kaç refleksini harekete geçirmeye başlamıştır. Koku ile görme de gerçekleşince dikkat kesilecek ve yırtıcının kendisine yönelmekte olduğu bilgisinin kesinleşmesiyle kaçma hareketi tetiklenecektir. İnsana bir örnek olarak bir birey tanımadığı başka bireyle bir gece bir evde kalma olsun. Birbirini tanımayan iki birey karışık duyguları yaşayacaklardır. Belirsizlik bulunmaktadır. Zihin kendisine gelen tüm duyguların düzenin sağlamakta zorlanacaktır. Bu karşılaşmanın tehlikeli mi yoksa zararsız mı olacağı her iki birey tarafından emin olunamaz. Duyumlar(iletişim) dikkate alındığında algıların (iyi ve zararsız bir insan) izlenimi iyi olmasıyla zihin güven sonucuna varabilir. Fakat aynı durumda kötü örnekler hafızada bulunuyorsa (duyulmuş veya yaşanmış olaylar) Zihin duyguları sakinleştirme olasılığı azalır şüphenin tetiklemesiyle. Bu iki yabacı birey iletişimde kaldıkları sürece zihin ön planda olup duygular da sonra etkileşime girecektir. İletişim olmaz ise duyguların baskısı zihinde de şüphe oluşturacak bundan birey rahatsızlık duyacaktır. Duygular geçmişteki duyulan veya yaşanılan olayları hafızaya taşıyacak zihne karar verme olasılıklarını zorlayacaktır. Oradan ayrılmalı mı, kalmalı mı, tetikte mi olmalı, diğer bireyi kovmalı mı yoksa rahat olmalı mı. Bu duygu dalgalanmaları zihne bir karar verme baskısı oluşturmaya yönelmektedir.
İnsanlığın ilkel dönemlerinde bunun gibi yaşantılar sık ve uzun halde bulunmakta idi. Günümüzde birey yabancı tanımadığı biriyle kalma olasılığını zihnen baştan ret eder. Bilinmezliğin çoğalması zihnin karar verme davranışını karasızlaştırmaktadır. Duygu karışıklığındaki bir bireyin kararları ve hareketleri karışmaktadır.
Vicdan ise dürtü, duygu ve akıl birliğini, dengesini oluşturma çabasıdır.
Dürtü tatmini, duygu yaşantısı ve akıl işleyişinde denge oluşturmak modern insanın en önemli çabalarından biri olmaktadır. Bu dengeyi oluşturmak modern insanın mutluluğunun referansı olabilir. Bu dengeyi kurmuş bir birey çevresinde gördüğü dürtü aşırılıklarına, duygu dalgalanmalarına ve saf akılcı olma yanılgılarına tatmin edici cevaplar verebilir.
Belki de "gönül" denilen kadim bir olgudan söz ederken insandaki bu üç temel oluşumun dengesini her bireyin kendi içinde oluşturabilmesinden bahsetmektedir. Atalarımızdan gelen "doğalüstü" dürtü ve duygu yaşantı şekillerinin baskısına dayanarak ona hakim olarak aklın temsilciliğinde bir denge kurmaktan bahsediyor olabilir.
Modern insanın mutsuzluğunun, can sıkıntısının, bulanımlarının, evrensel birliğe ulaşma çabasızlığının, ümitsizliğinin, doyumsuzluğunun, tatminsizliğinin, hükmetme isteğinin, sürüye uyma isteğinin, aklının hakkettiği işleyişine ulaşmayışının, ulaşmak istememenin kaynağında içinde gönül olgusunun oluşmaması, oluşturulmaması, güncel küresel işleyişe yön veren dürtüyü öne çıkarma odaklı teknolojiyi araç gibi kullananların buna izin vermemeye çalışmaları bulunuyor olabilir.
İnsanlar her türlü yaşantı seklini deniyor. Her türlü yaşantı şeklinin her olasılığını en az bir insan dolduruyor.Dürtü, duygu döngüsü var. Merak, şaşkınlık, karışıklık, sakinlik, kızgınlık, korku, sevinç, üzüntü, hüzün, kayıtsızlık, yalnızlık, bu dürtü ve duygu döngüsü kaldırılamaz, yok edilemez ve engellenemez. Çünkü doğanın özünden gelen bir devinim hareketi, oluş ve varlık halidir bu.
Tablomuzda en altta itkiler tüm canlılarda bulunmaktadır. Doğum ve oluşmayla süreci başlayan itki canlılığın temelinde bulunmaktadır. Büyüme ve korunma amacıyla hareket eder. Dürtüler gelişmiş itki olarak daha fazla kapasiteye sahiptirler. İtki hücrede bulunuyorsa dürtüler doku ve organlara doğru gelişme gösterir. Duygular ise dürtülerin büyümesi, birikmesi büyüme sınırı üstü bedenlenmeyi tamamlamış canlılarda hafızada ve tüm hücre, doku ve organlara etki etmeye başlama sürecidir. Duygu organlarda ve hafızada birikmesi, sık yaşanmasını insanda fark ediyoruz. İnançlar ve yaşam bilgilerin birikmesi ve yeni nesillere aktarılması insanın kendisine dıştan bakma özelliğini kazandırmasıyla akıl, zeka belirtileri güçlenmeye başlıyor. Davranışlarına toplu yaşaması nedeniyle ahlak, yasa, kural geliştirmeye başlıyor. Toplumların birbirini yok etme denemelerinin duygularda acı verici olması ve hafızada kin olarak bulunması tarih boyunca insanların buna bir çok çözümler üretme için akıl geliştirme çabaları ve inançların etkinliği toplu yaşayabilmenin uyumunu gerektirmiştir.
Duygular birikip harekete geçilmesi davranışlardaki kısır döngüler oluşturması nedeniyle duygular üstü bir güce gereksinimi doğurmuş bunu da inançlar tamamlamıştır.
Duyguların etkileri hem bulaşıcı hem de sürelidir bireysel ilişkilerde.
İntikam ve öç duyguları efsanelere, mitlere ve sonunda inançlara yönelerek tatmin bulma yoluna gitmiştir. O nedenledir ki medeniyetler arasındaki eskiden kalmış öç ve kin hesapları bir kötü liderin kıvılcımıyla canlanabilmektedir. Geçtiğimiz yüzyılın iki dünya savaşlarının altında belki de bu birikmiş kin, nefret ve öç duylarının birikmesi veya kapanmış yaraların açılması vardı. Eğitimde tarih bölümlerin girişine " Bu kapıdan kindar veya kin, öç, intikam duygularının kıvılcımını yayacak kimse girmesin " yazısı asılmalıdır. Günümüzdeki post-modern çabalarının karışıklığı bu toplumsal intikam, öç ve kin duygularının ortaya çıkmaması için bir bağışıklık oluşturmaya yönelik küresel bir refleks de olabilir. Uluslar arası ilişkilerde başarı sağlanmak isteniyorsa tüm tarihsel kin, öç ve intikam birikimlerinin karşılıklı bırakılması gerekmektedir. Hem inançsal, hem ırksal olarak tarihi bu kötü duyguların akıla yansımış yanlış tutumların etkinliğinden karşılıklı anlaşmaya varılarak vazgeçilmesi ve tarihte olan tarihte kalır yaşanan yeniler ve ilkeler biziz denilerek küresel barış sağlanabilir.
Bilim oluşmasını sanat, uzmanlık ve felsefe hazırlamıştır. Bilim doğa yasalarının ilkelerini keşfederek bir değişmeyen bulmuştur. Artık akıl kendini sığınacak güvenli bir limana ve sağlam bir bilim gibi çıpaya sahip olmuştur. Bu güvenli limandan evren hakkında bir çok bilgiye ulaşırken toplum hayatı, doğa ve insan, evren ve canlı gibi konulara tümel bakabilecek sanat, edebiyat ve uzmanlık alanları devam etmektedir.
En son durağımız, aklın delirme ile deha olma haline ince bir çizgi halinde bulunan en uç noktası olan felsefedir. Çıldırma ile dahilik arasındaki ince çizgiye her alanda ulaşma olanağı bulunurken. Şartlar, ilgi alanları ve yöntemler üzerine düşünmeler ve çalışmalar inanç, sanat, edebiyat, uzmanlık, bilim ve felsefe alanlarından herhangi birinden oluşabilmektedir. Bilgilerin dünya dışından geldiği tek tezi sadece astronomi biliminin ilgi alanındadır. Bu bilimin dışında hiç bir alan dünya dışından bilgi geldiğini iddia edemez. Tüm deliler ve dahiler kaynağını yaşadığımız toplumdan, tarihten, doğadan ve dünyadan yani mevcut bilgilerden almaktadırlar.
Güneş sistemimizde itki güneş, dürtü dünya, güdü canlı, duygu ve akıl ise insandır.
4 Eylül 2020 Cuma
Şüpheciliğin Kaynağı
Canlılığın bölünmüş evrelerinde başlar şüphecilik. Yani varoluşta. Ben kimim sorusunun bulunamayan cevaplarında devam eder. Ben cenin miyim, bebek miyim, çocuk muyum, genç miyim, yetişkin miyim, yaşlı mıyım diye. Hepsi miyim, belki de hiç birisi değilim. Geçmişin devamıyım. Yeni bir ben miyim, yoksa okyanusta bir damla mı.
Düşüncenin Üst Sınırı
Endüstri devrimiyle başlayan ilk modern zamanlar birinci ve ikinci dünya savaşıyla gelişen evrensel olma potansiyelini durdurmuş, insanlığın adeta elinde bir bomba gibi patlamıştı. Tekrarın olmaması için bir çok önlem alınmasına karşın kapitalizmin antitezlerinin denenmesi çabaları iki kutuplu dünya görüşü ile tarihsel diğer tüm değerleri, kültür birikimlerini alt üst etmişti. Amaç buydu. Yeni dünya düzeninin ilk adımlarına yeni tez ve antiteziyle başlamak. Küreselleşme fark edilmiş önceleri pek birbirine bakmayan dünya ulusları iki dünya savaşı felaketi ve iki zıt yeni dünya yaşamı örneği ile birbirlerine bakmaya başlamıştı. Felaket sonrası (dünya savaşları) işbirliği, anlaşmalar lobisi insanlığın düzenli tarım toplum düzenine geçerken birden krizler ile galip devletler iki zıt dünya görüşü avcılık ve toplayıcılık kültürüne çark ettiler. Neden. Çünkü potansiyellerini gördüler ve kullandılar. Avantajlarını heba etmek istemediler. Kapitalizm ve sosyalizm bütün denemelerini yaptılar. Ortak zemin olan teknolojide birleştiler. Teknoloji artık tüm yönetim ve yaşam şekillerinin belirleyicisi olarak kendisini göstermektedir. Bulunduğumuz ve bundan sonra da insanın üstüne uzaya açılma, yayılma dışında bir yenilik ortaya koyamayacağı bir teknoloji çağındayız. Dünya üzerine ne kadar durursak duralım. Eski yaşamı yenileme ve tekrarı üzerine olacak gibi görünmektedir. Teknoloji olarak her yeni keşfimiz bizi uzaya itme potansiyeli taşıyacaktır. Bu teknolojiyi dünyaya uygulamaya ısrarımızda içe dönüş ve sorunları çözme, aynı hizaya gelme, ayrı düşüncelerin birleşmesi, aynı yaşam tarzları olarak sonsuz tekrarların içinde doğru gittiğimizi fark etmemiz olasıdır. Canlılık ve doğa içinde insanın potansiyeli, görevi ve sınırları ortaya çıkmış ve böylelikle düşüncemizin üst sınırlarına gelmiş olacağımız görülmekte madde- enerji diyalektiğinin ışığında. Biraz iddialı ve abartılı fikirler gibi görülebilir, olabilir. Belki benim düşüncemin üst sınırı olabilir. Eğer üst sınır buysa artık geri dönmeliyim, dünya yaşamına, insana, canlıya, yaşama, topluma, ilişkilere, bilime, inanca, sanata. Bunu yaparken yine felsefe ile yapmalıyım. Sanat ile yapmalıyım. Fikirlerimin, görüşlerimin yanlış mı doğru mu olduğunu tartmalıyım, kıyas etmeli, ters düz etmeli, kültürlerin tez ve antitezlerinden yeni sentezlere ulaşmalıyım. Tekrar ve tekrar fikirlerimi sınamalıyım yeni görüş açıları sezgiler de çağrışımlarda döngüler de.
Düşüncenin üst sınırı olabilir ama düşüncelerin üst sınırı henüz yok gibi. Sınır görününce akıl geriye bilmediklerine görmediklerine düşünmediklerine tekrar yönelir, bildiklerini tekrar gözden geçirir. O sınıra tekrar gelmek için. Açılmayan kapı, cam, aşılamayan duvar, deniz için geriye dönülür bir süre sonra belki de o aşılamayan sınırı yeni hal ile karşılamak için. Yine mi olmadı, yine geri dönülür ve kaderimizin döngüsü ile yüz yüze geldiğimiz gerçeğini kabul edene kadar.
Bölümlerden şüphe edilebilir ama bir döngüden asla şüphe edilemez.
30 Ağustos 2020 Pazar
Enerjinin Yeni Tasarımı Üzerine Deneme
Elektrik enerjisini +, - ve nötr diye yorumlamamızın ömrünü tamamladığına inanıyorum.
Yeni varyasyonlar denenmelidir.
(-+)5 -(+)4 -(+)3 -(+)2 -(+)1 0 +(-)1 +(-)2 +(-)3 +(-)4 (+-)5
Enerji yalın olarak bulunmaz. Biz teknoloji ile onu yalınlaştırabiliriz ancak. Yukarıdaki bir enerjinin geniş varyasyonlarının tahminidir. Enerji ışığın yüksek potansiyelini içermekte olduğuna göre neden ışığı yedi renk seçerken enerjiyi iki zıt ve bir nötr alma sınırında duralım. Birbirinden ayrı olarak söylenen enerji biçimlerinin iç içe olduğu neden saptanamasın acaba fizik bilimi keşfedildiği laboratuvarları bilim dünyasına bilineni çok azını mı sunmaktadır. Bilimin tarafsızlığının kalmadığına işarettir bu olanlar. Okullarda ders olarak okutulan fizik bilgilerin hangi zamandan kaldığı bilinen bilgi ile öğretilen bilgi arasında ne kadar bir açık olduğunu gösteren bir istatistik çalışması bulunmakta mıdır ?
Enerjiye ait bilgilerin tamamı bilim literatüründe bulunmakta mıdır ?
Yoksa keşfedilen ile sunulan arasındaki uçurum şaşılacak kadar büyük müdür ?
Enerjinin keşfi ve kullanımının yolu insan yaşantısının kolaylaşmasından uzaya açılma yoludur. Mevcut enerji bilgisinin insan bedeni üzerine kullanılmaya çalışması kısır döngüyü ve ticari tıkanmanın göstergesidir. Enerjinin canlıyı uzaya taşınması gerekmektedir. Dünyadaki kalan ve artan her enerji "içe çökme" davranışının işaretidir ve sorun içerir.
Enerjinin daha fazla depolanma ve yeni enerji türlerinin oluşturabilme olanaklarının olabileceği tahmininde bulunmak ütopik olmamakla birlikte bu hedeflerin başarıldığında büyük fayda ve büyük zarar verme potansiyelini yönetme zorluğu da olacaktır.
Enerjinin depolanmasının temelinde onun içeriğinin ve oluşumunun detaylarında olduğudur. Enerjinin ayrıştırılarak depolanması ve kullanılmak istendiğinde birleştirilmesi yoluyla olacağı ortadadır.
Yeni enerji türlerinin oluşturulması ise evrensel enerji türlerinin madde oluşturma potansiyelinin keşfedilmesi ile olabileceği dolayısı ile güneş ve enerjisinin oluşum, gelişim ve bitiş süreçlerindeki enerji- madde etkileşimlerinin temellerinde aranabilir.
Zaman + dinamik (hareket) + enerji - statik (durgun ve tutulmuş enerji) + atom + madde
Enerji + madde + (enerji+madde) + yeni enerji + yeni madde (enerji ve madde çoğalması ve yayılması)
Y.enerji + Y.madde + canlı + insan+ canlılığın evrene yayılması.
Bu tezimize göre madde enerjinin tutulması, durgunluk halidir. Enerji dinamiktir. Madde statiktir.
Canlı hem dinamik hemde statik özellik taşır. Madde kendi içinden hareketle dışa etkiden yoksundur. Onu harekete geçirecek olan başka bir enerjisi dolmuş bir madde ve enerjinin taşma hareketidir.
madde+ enerji + canlı+ hareket (büyüme ve yer değiştirme) + etki-tepki + tür artması + yayılma ve genişleme + zeka (enerji ve maddeyi bilme, etki etme ve kullanma)+ canlıyı evrene yayma ve genişletme görevi (insan).
Toplum, doğa ve dünya etkileşimleri
Dünya maddedir ve enerji yüklüdür. İç ve dış enerjisi onu güneş etrafındaki dönüşünü belirlemektedir. Eğik olarak dönemsi ve mevsimleri oluşturması canlılığın etkisi ile olmuştur. Canlılığın madde ve enerjisinin yanında kendi iç enerjisi ve dıştan gelen enerji ve maddelerden şekillenen bir varlığı bulunmaktadır. Bu üç etken dünyadaki oluşan hareketliliğe etki etmektedir.
Teknoloji bilgisine ulaşan insan bu üç etkene olumsuz etkilerde bulunursa dengenin bozulmasına neden olabilecektir.
Olumsuz bir etken olarak;
* Dünyanın dönme hızı ve şeklinin değişimi
* Karaların ve denizlerin hareket değişimine
* İklimlerin değişimine.
* Volkanik ve deprem olaylarının değişimine
* Canlıların yeni dönem mutasyon hareketlerine
Yol açabilir.
Karamsar olmamak için iyi bir neden.
İnsanlık tarihi aklın ve ilişkilerin gelişim tarihidir. Acı, trajedi ve kaoslar olsa da sonuç hep ilerlemedir. Amaç teknolojiye ulaşmaktı. Şimdi görüyoruz ki teknolojiye ulaşma nedenimiz dünyayı kuşatmış olan canlılığın çok büyük bir sıçrama yaparak dünya dışına çıkıp evrene yayılma amacı için biz insanlara verilen görevmiş. Bu amaç dışındaki bütün bilgilerimiz sadece daha iyi yaşamamıza hizmet etmektedir. İyi yaşam isteği zaten insanlık tarihinin en önemli görünen amacı olmuştur.
Kötü amaçlı insanlar zarar verebilme sınırlarını her test ettiklerinde test sonuçları hep kendilerine geri gelecektir tüm zararlarıyla üzücü olan başka insanların da bunda zarar görmesidir. Örneğin iklim değişimlerine her olumsuz etki geri tepecektir. Ama sadece o zararları veren kesimlere değil, diğer binlerce hatta milyonlarca insana olumsuz etkilerde bulunarak.
Bireylerin özelliği başka bireylerden aldıkları, topladıkları, öğrendikleri bilgi ve yaşam şekillerine kendi yorumuyla geri vermesinden kaynaklanmaktadır. Dahiler ve dehalar hep bilgilerini yine insanlıktan alıp geri işleyerek vermişlerdir.
Canlılık varlığını koruma ve sürdürme davranışını kendi oluşturduğu doğa içinde ortaya koymaktadır. Gök taşlarının, kozmik ışınların, radyo ve radyasyon dalgalarının bize getirdiği, gönderdiği madde ve enerjiden başka bir mesaj ve anlam yok. Şu an evren bize sadece madde ve enerji mesajı vermekte.
Evrenin tümü madde, enerji ve bu ikisini etkileşimleri, bağlantıları, yeni madde ve yeni enerji oluşumuna doğru ilerleme üzerine görünüyor. Biz insanların da sınırı teknoloji ile şekillenmiştir. Bu sınır bilgimizin temelinde değişiklik yapabilirsek ilerleyebilir. Bu gün eriştiğimiz bilgi sınırı bizi teknoloji olarak belirlemiş görünmektedir.
Evrenin gerçek gizemini çözme yolundaki en son sınırımız olan teknolojinin önünde aşılamayacak devasa bir uzaklık(evrenin büyüklüğü), devasa büyüklükte madde ve enerji miktarı (galaksiler) durduğu sürece kaderimizin canlılığa yol açmak, onu bir adım öteye (dünyadan çıkış) yayma göreviyle sınırlı kaldığı gerçeği karamsarlık ve umutsuzluk sayılabilir mi. Belki de kaderimizin sınırlarını bilmek daha iyi yaşamamız için de gereklidir. Tıpkı uzaya ilk çıkışların yapıldığı geçen yüzyılda bir bireyin ancak torunlarının oraya gideceği kaderini görmesi gibi bir sınır bu.
Tabi ki bu teorilerim belki de benim düşünce sınırlarımla ilgili olabilir. Bunu bilim ve yeni düşünce şekilleri yanlışlayabilir veya doğrulayabilir.
27 Ağustos 2020 Perşembe
Felsefenin Pratik Adımları
1. * Sağlıklı olma, gençliği, çevikliği
dinamikliği koruma.
2. * Sorunlara hazırlıklı olma ve onları
çözmeye, çözümleme tavrını besleme.
* Sorunların kaynağını nedenini görme anlama ve çözümlemesini yapma.
Şiddete ve strese yönelten tahriklere kapılmama.
3. * Hareket ve edimlerin görünen
yönlerini kavramlarla bağlantısını bulmaya, kurmaya, denemeye zihinsel çaba
harcamak. Günlük ve basit olayların sonuçlarının kavramlarla bağlantılarını
saptamaya, oluşturmaya zihinsel ön çalışmalarını yapmak.
4. * Olay, nesne ve ilişkilerin kavramsal
boyutlarına ulaşıldığında çevreye görünenlerin yaşananların temel unsurlarını
anlaşılacak basitlikte kişilere göre şekilde yansıtmak, aktarmak ve tavsiye
önerilerde bulunmak, kendisine yapılan önerileri tavsiyeleri, fikirleri dikkate
alarak değerlendirmek, temel unsurlarına ait zihinsel görüler de bulunmak.
5. * Olaylara kendimizce değil, bir de
dışarıdan ikincil, tarafsız ve nesnel olarak bakabilmeye çalışmak. Öznel, bilimsel, inançsal ve toplumsal
(sağduyu) bakışlarla gözden geçirmek.
6. * İnsanların yaşamlarını yönlendiren
etkenleri belirlemek.
a. Tutunma :
Canlı yer çekimine karşı yere tutunur. En belirgin tutunma bitkilerde görülür.
Hareketli canlılar ise varlık konumlarını yer ile birlikte yan ve üst bölümlere
haliyle diğer nesne, olay ve canlılara tutunma gereksinimi içindedir.
İnsanların ana tutunma şekilleri:
Aile, iş, varlık(ekonomik), yetenek, özel ilgi alanı, inanç.
b. Tutum :
Canlının çevresine karşı varlığının devamı için bir pozisyon içinde olması
gerekmektedir. Tavır oluşturması gerekmektedir. İnsanın ana tutum şekilleri.
* Savunma : (içe dönük, sınırlarını belirleme, koruma duvarları oluşturma, kaza,
olay ve insanların tehlikeli olma hallerinden korku duyma, sakin ve durgunluk
ana unsur olarak aynı mekanlarda bulunma çabası, anlaşma ve barış çabası
yoğundur. Enerjisi düşük, hareketi azdır. Bu insanlar uzun yaşamaya
meyillidir. )
* Saldırı : (dışa yönelik, sınırsızlık, hızla mekan değiştirme, çok insan tanıma,
çok olay ve ilişkiler yaşama arzusu, enerjisi yüksek, hareketi fazladır.
öfkelenme, zıtlaşma, tartışma, kavga, üstün gelme veya altta kalma seçimini
zorlama vardır. Bu insanlar kısa yaşamaya meyillidir.)
* Dengeli : Saldırı ve savunma tutumlarını dengede tutma özelliğini ve yapısını
kendinde taşıyan insanlar. Bu insanlar uzun yaşamaya meyilli olup, kaza, olay
ve ilişkilerin biçimi ve şekli ömrünü belirleyici olur.
Daha bir çok felsefenin pratik adımları arttıkça mistik ve astrolojik beslenmelerin gerçekçi olmayan, geçici doyumunda ki bütün yolların felsefeye çıkmasına şaşırmamak gerekmektedir. Mitler, mistik, meditasyonlar, fallar ve astroloji bilgileri felsefe öncesidir yani felsefenin öncülüdür. Felsefenin de bilimin öncülü olması gibi.
19 Ağustos 2020 Çarşamba
İnsan Doğa ve Dünya - 6 (Enerji - Madde diyalektiği )
Canlılık madde ve enerji dengesi için oluştu ise diyalektik açılımlarımızın kaynağı ve temeli bu teorimizin yansımaları olacaktır.
Evren canlıya hareket etmesi devinim içinde olması kaderini yüklemiştir. Canlılık kendi içinden başlayan devinimi ile evrende yayılma ve varlığını sürdürme potansiyeline sahip bulunmaktadır. Varlığını sürdürme ve yayılma nedeni için her mekan ve şartlara uyumu için kendini çok çeşitli türler ile sayısız olasılıkların denemesini yapacaktır. Dünyayı kuşatmış olan canlılık dünya dışına nasıl çıkacağı klasik koşullarda cevabı bulunmayan bir soru idi. Dünya dışına çıkabilme olanağının cevabını enerji ve maddeyi kullanabilecek kadar akıl verilmiş olan insan ortaya çıktı. Bu aşamaya gelene kadar insanın yaşamı bu yeni görevine gelene kadar kendi içinde geçirmiş olduğu madde enerji diyalektiğinin görünümleridir. Ayrılıklar, birleşmeler, savaşlar, keşifler tarihteki tüm olayları canlılığın madde enerji diyalektiğinin ürünü olan canlılığın son halkası insanda tamamlanıyordu.
Savaşlar hem hareket hem çarpışma amacına hizmet ediyordu. Bizler fetih, genişleme, yayılma gibi önemli bulduğumuz kavramlar canlılık doğası için madde enerjinin devinimlerinin canlı tarafından yerine getirilmesine hizmet etmektedir.Barışların uzun, savaşın kısa sürmesi ise asıl görevimiz olan dünya dışına canlılığın yayılması hizmetine biraz daha yaklaşmamız anlamına geliyordu.
Madde + Enerji = Canlı
Canlılık, madde ve enerjinin bir varlıkta buluşup evren fizik yasalarına edilgenlikten etkinliğe geçişidir.
Canlılık dışarıdan aldığı madde ve enerjileri kendi içinde sentezleyerek evrene fiziksel etkilerde bulunarak madde ve enerjiyi geri vermektedir. Tıpkı yıldızların doğumu ve ölümüne kadar kendi içindeki madde enerji döngüsünün sonucunda uzaya ışık yayması özerkliği gibi canlı formu daha küçük ama çok sayıda madde enerji özerkliğinin etkilerini vermektedir (Şimdilik yerkürede ).
Diyalektik görüşümüz bilimle ve inançlar ile uyumlu olup bakış açısı ve ele alış açısı olarak felsefiktir.
Eleştiri ve bilimsel gelişmelerin ışığında yanlışlamaya açıktır.
Aklın sınırı madde ve enerji kullanımı sınırına kadar gidebilecektir. Evrendeki her madde ve enerji konusundaki bilgiye ulaşabilecek olması onu kullanması ile ilgili kendisine verilen görevle ilgilidir. Önce yerkürede enerji ve madde kullanımında uzmanlaşacak sonra canlılığın yerküre dışına yayılmasındaki ana görevini yerine getirecektir. Bu amacına yönelmedikçe kendi içine dönmeye ve sorunlarınla uğraşmaya, onlara çözüm aramaya devam edecektir. Bu davranışında ulaşacağı en son durum her insanın enerji madde kullanımındaki üst bilince ulaşmasını sağlamak olacaktır. Aydınlanmanın yeni tanımı madde enerji kullanımı bilgisini bilmek, bu üst bilince ulaşmak üzerine olacaktır. İnsanın varlık nedeni, sonsuzluk içerisindeki başlangıcını düşünebildiğimiz doğanın sonunun nereye uzanacağına ait bilgisine henüz ulaşamayacağımız sonlu olabileceği tahmininizin içinde sonlu doğa içinde sonlu insan varlığı sınırlı ve sonlu olacağıdır.
Nefes ile doğanın içinde ve yapışık haldeyiz. İster korunan fanus olsun, ister doğanın karnında olsun kopmaz bir bağ içinde olduğumuz gerçeği unutulmamalıdır.
Suya olan ihtiyacımız onun alternatifleriyle giderilmesi olanağının olmadığı da ortadadır.
Beslenme konusunda ulaşabileceğimiz en üst nokta canlıdan beslenmeyi bırakıp kimyasal ve mineral bazda beslenme aşamasına geçebilmemiz olacaktır.
Toplum olarak madde ve enerji bilgisi ve kullanımı konusunda eğitimin ana konusu olarak yetişen yeni nesiller toplum düzeninin sürekliliğini sağlama ve uzaya açılma yollarının çoğalması hedefinde ortaya çıkarak yasa, ahlak, iletişim, ilişkiler, davranışlar vb. konularında bir çok konunun çözümüne kaynak ve temel olarak madde ve enerji dengesinde, kullanımında ve canlılığı yerküre dışına çıkarma ve yayma görevinin ilkeleriyle oluşturabileceklerdir.
İnsan canlılığı evrene gezegenler üzerinden yayarken her uğradığı gezegende yanında getirdiği canlıların hızla mutasyonu şahit olma olasılığı bulunmaktadır. Buna şahit olurken aklın ve bilgisinin ne kadar az ve aciz kalacağını anlarken yayma göreviyle varlığının da sınırlarına geldiğini de hissedecektir. (Bilim kurgu filmlerine konu olabilecek iddialı bir teori😁).
Bitkilerin, mikroorganizmaların yeni gezegen şartlarında nasıl bir mutasyon geçireceğini bilim ve akıl kestiremez. Çünkü insanın görevi yaymaktır. Yerküremiz dışında insan canlılık üzerine yerküredeki konumunu koruyamayacaktır. Acı ama gerçekçi bir durumdur teorimizin ışığında.
İnsanın ideası teknolojidir. Teknolojinin aşamaları insanın hedefinin uzay olduğunu işaret etmektedir. Teknoloji ve uzay insan aklı ve biliminin sınırlarını da belirlemektedir. İster hız ister büyüklük isterse de uzaklık unsurlarının belirlediği bir sınırdır bu.
Varlığımızın sınırlarını görmek kaderimizi görmektir. İnsan zihni evrendeki büyük hareketi anlayabilecek yapıda olmasa da tahminler ileri sürebilir. Görünenden görünmeyene doğru ilerleyen mantıklı tahminler.
Mevcut bilim-kurgu eserleri hep dışarıdan gelecek yaratıkların insana canlıya ve yerküreye etkileri üzerine konular oluşturdular. Asıl içimizden yani canlıların uzayda değişime uğrayacağı tezleri daha gerçekçi ve ileriye doğru daha işe yarar teoriler içerebilir.
Madde- Enerji diyalektiği teorimize göre cevaplanması gereken önemli bir soru durmaktadır. İnsan uzaya canlılığı yayma görevine başladığı ve ilerlediği zaman (en az beş yüz-bin yıl sonra) varlığının sonunu keşfettiğinde dünyadaki yerinde kalmayı kabullenebilecek midir ? Bu soruya olumlu bir cevap verebilmesi için dünyadan ayrılırken bıraktığı gibi bulmalıdır. Çünkü uzaya yayılan canlılık türleri artık geri dönmeyi hem planlayamaz hemde onların geri dönüş amaçları oluşamaz. İnsan dışındaki doğadaki tüm canlılar yeni gezegenlere uyum mücadelesine girişecek var olmak için tüm yeteneklerini kullanacaklardır. Bunu yaparken ortama göre tahmin edilemez değişim ve dönüşüm yaşayabilirler, bu ortama uyum çabaları insanın nefesinden başlayarak besinlerine doğru uzanan ölümcül bir tempoya dönüşebilir. Bedenimizdeki ortak yaşama katılan organizmalar ortaklığı bozup anında bizlerin yaşamına son veren cellatlara dönüşebilirler. Bitkiler birden metan alıp sülfür veya başka gazları ortama sürebilirler. Hidrojen soluyup azot üretebilirler. Bu olasılıkları bilim araştırmalıdır insanın gezegenleri evleri yapmaya çalışmasından önce.
5 Ağustos 2020 Çarşamba
Resimlerin Düşündürdükleri
27 Temmuz 2020 Pazartesi
İnsan Doğa ve Dünya - 5
Dünya'da (Yerküre, gezegen) enerji birikmektedir. Güneş ışınlarının ve irili ufaklı gök taşlarının uzaydan yeryüzüne gelmesi ve geri dönmemesi en çok etken olmak üzere yeryüzünde canlılığın tüm yerküreye yayılması ve mevcut maddeleri, besinleri tüketerek enerji üretmesi ile de artan bir enerji potansiyeli bulunmaktadır gezegenimizde.
Güneşimiz her an fazla enerjisini sistemine verirken, yerküremiz dışında canlılığın olmadığı sistem gezegenlerinin enerjiyi depolama, biriktirmesi fiziksel şartları bakımından mümkün görünmediği bilinmektedir. Bu gezegenlerin ancak madde biriktirmesi süreci devam etmektedir. Dünyamız ise hem madde hem de gelen enerjiyi içinde tutmaktadır.
Madde ve enerjisi biriken, artan bir dünya fiziksel kanunlara göre madde enerji dengesini nasıl sağlayacaktır ? Madde az, enerji fazlalılığı bulunuyorsa taşan enerjinin etkileri neler olacaktır ? Bu fazla enerjiyi yerküremiz nasıl tutacak ve denge kuracaktır ? Fazla enerji, fizik yasalarına göre gezegen boyutlarında nasıl bir hareket şeklinde olacak, yerküreye ve canlılara nasıl etkilerde bulunacaktır ? Fazla enerjinin etkisi ile dünyanın alışık olduğumuz kendi ve güneş etrafındaki dönüş şeklinin dışında yeni hareket şekline girme olasılığı, su ve kara hareketlerinin bu fazla enerjinin etkisiyle beklenmedik hareketliliğe girme olasılığı bulunmakta mıdır ? Tüm bunlar hakkında bilgiler biliniyorsa bilim çevresine ve kamuoyuna sunuldu mu ?
Canlılığın nedeni üzerine felsefik bir deneme
Canlılar diğer canlılar tarafından kullanılmaktadır. Bu kullanımdan insan da muaf değildir. Bitkiler tohumlarını yeryüzünde yaymak için canlılara ek insanı da kullandıklarını biliyoruz. Bu fikrin ışığında madde ve enerji canlıyı niye kullanmasın sorusu aklımıza gelmektedir. Canlılığın oluştuğu dünyada biriken madde ve enerji, yerkürede madde ve enerji dengesini korumak için canlılığın oluşumuna yol açığı fikri gelmektedir. Dünyanın fiziksel anlamda denge kurma yolu ile canlılığı ortaya çıkmasına neden olması yine de doğa ve evren üstü bir gücün bilmediğimiz, bize göre sonsuzluk olan planının bir parçası olabilir. Bizlerde kesik kesik algıya bildiğimiz sonsuzluğa ait parçalarının bir bölümünde yer almış ve onu algılıyor olabiliriz. Canlılığın görevi yeryüzündeki madde enerji dengesini korumak üzerine ise insanın görevi de ortaya çıkmaktadır.
İnsanın görevi madde ve enerjiyi kullanarak gezegen dışına çıkarmaktır. Bilim yerküredeki fazla enerjiyi gezegenden çıkarmadan yeryüzünde denge kurabilecek sistemleri oluşturabilecek ise bunu da başarmaya çalışabilir.
Şimdiye kadar aklımız ile maddeye şekil vermeyi ve enerjiyi kullanarak yaşantımızı kolaylaştırmayı başardık. Şimdi ise asıl görevimizin yerküremizin madde ve enerji dengesine yönelmemiz olduğu bu teorimize göre ortaya çıkmaktadır.
Yine son söz, bilim insanlarının, dünyanın madde enerji dengesi hakkındaki araştırmalarından ve bilgilerinden çıkacaktır.
Enerji madde basınç ısı su ve bitki üzerine teori
(Resimdeki sevimli kedinin ismi " Pamuk " pür dikkat bakmasının anlamı " Eee sonra ne oldu, çok heyecanlı.." değil tabi ki " Sabah kahvaltımı ne zaman vereceksin " anlamında bakıyor. )
Hızlı dönüyordu dünya. Hem kendi çevresinde hem de güneşin etrafında. Öyle enerji yüklü idi ki, durmasına hatta yavaşlamasına olanak yoktu. İşte bu anda ilk canlı olarak bitkiler ortaya çıktı. Bitkilerin ataları tabi ki oksijen üreten plankton idi. Plankton hem bitkilerin hem diğer canlıların ortak atası idi.
Bitki ve türleri atmosferi oluşturarak dünyanın kendine ait tek parça halinde olan hızını atmosferden çekirdeğe değin farklı ve tersine hareket edebilecek şekilde enerji fazlalığını dünyanın kütlesi ile bir dengeye gelmesini sağladılar. O dönemde ayaklar ve kanatlar kullanılamaz idi. O nedenle yaşam sularda yani ne yere nede göğe baglı olmayan boşlukta gelişti.
24 Temmuz 2020 Cuma
İnsan Doğa ve Dünya - 4
Akıl, İnsanlığın doğa ile arasındaki bağdan, bağlantıya evrilme aşamasıdır.
Akıl kelimesi Arapça'da tutma anlamında kullanılıyor ve o amaçta ortaya çıktığı sanılıyor. Deveyi bir yerde sabit tutan nesneye akıl deniyormuş. Zihinde bilgiyi tutmayı hafıza diye adlandırıyoruz bugün. Muhafaza etme yani koruma da bir bakıma zihnin edindiği tecrübe ve bilgileri hafızada tutmasına işaret ediyor. Akılın temel kullanımı tutma anlamında başlarken, tutan ile tutulan arasındaki bağı da işaret etmesini içinde barındırdığını düşünebiliriz.
Günümüzde ise akıl, bağlantı kurma, oluşturmayı ve anlam üretmeyi temsil ettiğini düşünebiliriz. Kısa ve hızlı bağlantı kurma hali zekilik, uzun ve kalıcı bağlantı kurma ise akılcılıktır. Bir düşünürün " Ben zeki sayılmam, ama akıllı olduğumu düşünüyorum" (Dücane Cündioğlu). demesi onun günü kurtarma adına çözümler peşinde koşmadığını kalıcı ve uzun süreli çözümlerden, bağlantılardan yana olduğu ve önemsemesi anlamına gelmektedir. Zekilik, anlık en iyi olan bağlantıyı kurar ve uygular, kısa ve günü kurtaran haliyle. Akılcı olan ise bir bağlantının uzun ve kalıcı olması amacıyla bağlantı kurar. Hafıza; bilgiye bakış, zekilik için geçici, akılcı için kalıcı amacı taşır.
İnsanlık doğa ile arasına bağlantı oluşturmuştur. Bu bağlantıyı her türlü nesne ve davranış şekli ile ilerletmiştir. Yürüme şekli, ateş, taş, metal, barınak, işbirliği gibi bir çok bilgiyi aklı ile doğa ile arasında canlılığın temel amacı olan,( canlılığın var olma nedenini henüz tam olarak bilemiyoruz) var olma mücadelesinde doğa ile bağdan, bağlantıya geçip ilerleterek günümüzdeki haline gelmiştir. Bugün ki teknoloji (bilimin ortak temsili) tamamı ile bu bağı, bağlantıyı içermektedir. Günümüzde tüm akıl ürünü nesne ve sistemleri " Teknoloji " adıyla anmamız insanın doğa ile bağlantısını temsil etmesi açısından yerinde olacaktır.
Özne, bağlı ve bir parçası olduğu öz ile mesafesini bağdan, bağlantıya dönüştürerek kendini ayrı bir töz olarak özünden ayrı ama birlikte olduğunun bilincine ve anlamına ulaşma aşamasına aklın özerkliği denilebilir felsefik olarak. Bir canlıdaki bir hücrenin beden ile kendi arasındaki bağdan, mesafeli bağlantıya geçerek kendilik bilincine ve anlamına ulaşması örneğini verebiliriz. Bu hücre varoluşunu reddetmeyerek görevini sürdürmek durumundadır. Kaderini görmüştür. Hücre olarak ortaya çıkışını ve belli bir süre sonra yerini yenilere bırakacağını da. Diğer hücreler ile aynıdır. Bu hücre bu bakışı ile sonsuzluğu bir anda görmüş ve göz atmıştır. Ama sonsuzluğun tamamını göremez. Çünkü bedenin dışındakileri ne anlayabilir ne de buna gücü yetebilir. Bir anlık görür olanları ve kendini. Varlığı süresince kısa bir andır. Hücrenin bu bakışı, sanki sonsuzluğun bu hücre aklı ile oluşanı kontrol etme niteliğini taşır. Hücrenin bu bakışı doğa üstü bir güce mesaj olarak bağlanmaktadır, bu hücrenin sonsuzluğu fark edip ama anlam verememesi halinde iken.
Bilgi ve Diyalektik Düşünme
Bilginin bedeni besleyen türü zeki olmaya, zihni besleyen türü ise akılcılığa hizmet eder. Zihni besleyen bilgi kullanılmak üzere hafızanın raflarında beklerken son kullanma tarihi bulunmamaktadır, bedeni besleyen bilgi hemen kullanılır, kullanma tarihi olup, gecikmeden.
Yaşamaya yarayan bilgi ve anlamaya gerekli bilgi türleri olarak da ayırabiliriz bu iki bilgi türünü. Bir çok bilgi vardır pratikte kullanılamaz. Sadece bilinir. Hafızada bulunması gereksiz bulunur. Diyalektik düşünce, hiç bir bilgiyi gereksiz ve fazlalık olarak görmez. Tüm bilgiyi alır hafıza raflarındaki sınıflarına ve kümelerine göre arşivler. Tüm arşiv düşünülen konu aşamasında taranır ve bağlantısı uygun olanlar konuya eklenir. Araştırma genişler fikirler oluşur ve yeni fikirlere bağlantı halatı atılır.
Diyalektik düşünme sürecinde, her yeni bilgi eski bilgilerin güncelleşmesini ve yeni fikirlere hazır olunmasını sağlar zihnin. Tekrarları ve yeni olanları, benzerlikler, ayrılıklar, zıtlıklar gibi bir çok kategori ve küme ile bir çok yönden düşünme süreci ile devam eder bu düşünme şekli ve sürecinde.
BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134
Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır. Bayramınızı ku...
-
Öğünlerdeki çok çeşitliği teke indirmekle bu beslenme şekline geçebiliriz. Aralıklı ve sık beslenme yönetimi olarak sabah bir veya iki bes...
-
Ülkemizde yaklaşık iki aydır kitlelerin toplanarak yürümesi ve tepkilerini göstermesiyle başlayan hareketli bir süreç devam etmekte. ...

























