11 Mayıs 2023 Perşembe

Bilinç İnşası -4


 

İnsan zihnindeki aşamalardan bilince doğru bir yolculuk yapabiliriz. İlk insandan günümüze doğru insan zihni sürekli bir gelişim içinde olmuştur. Zihnimizi bu gelişme ışığında üç kategoride ele alabiliriz. Kategorilerden önce insan zihninin oluştuğu yerin hafıza olduğunu, hafızayla birleşik hayal gücünün olduğunu belirtelim. 

1. Zeka

a. Duyusal zeka

b. Duygusal zeka

2. Akıl

3. Bilinç

İnsanlık tarihi boyunca insan olarak zihnimiz bu aşamalardan ilerlemiş görünmektedir. 

İnsanın zekaya ulaşma dönemi en uzun dönem olmuştur. Çünkü zeka gelişmesi için zaman ve mekan algısında bir gelişme gerekiyordu. İnsanın alt kategori hareketli tam bedenlenmiş tüm canlılarda ben ve mekan, ben ve orman, ben ve deniz gibi özne- nesne ayrımı sürekli değildir. Bu canlılarda özne-nesne algısı yok diyemeyiz. Gelişmemiştir diyebiliriz. Sınırlı kalmıştır. Av-avcı, tehlikeli veya tehlikesiz, yardımlaşma veya ilgisizlik gibi sınırlı ilişkiler içinde kalmıştır. 

Bir ağacın içinde bulunduğu ormanı nasıl algıladığını henüz bilemiyoruz. Fakat hareketli bir canlının örneğin bir şempazenin tüm ormanı bilip orman dışından oraya memleketim demesi o an için uygun değildi. Eğer öyle olsa idi. Bulunduğu bölgesinin sınırlarındaki düşmanlarıyla yazılı veya sözlü barış yapmasını da beklerdik. (Paragraf fek: Maymun imparatorluğu Netflix)

İnsanda zekanın gelişimi ile birlikte tür algısı ve doğa algısına doğru ilerleme olmuştur. Zekanın en belirgin özelliği kendi bedenini veya varlığını tür içinde ve türle beraber doğaya karşı doğa içinde korumak ve geliştirmek üzerine olduğunu söyleyebiliriz. Zeka duyusal zeka ve duygusal zeka olarak gelişmiştir. 

Zeka'nın Akıl'a Devri

Zekanın akıla devri için bir çok önemli insanlık gelişim zamanlarını verebiliriz. Beraber yaşayan tür üyelerinin artması ile olduğu ortadadır. Ateş kullanma, madenleri kullanma, tarıma geçme ve büyük sayıda üyesi olan şehirler oluşturma ile akılın hızla gelişmeye başladığını ve günümüzde bilim ve teknoloji ile son haline geldiğini söyleyebiliriz. Peki bilinç ne durumda şu an. Bilincin nerede olduğunu şöyle açıklayabiliriz. Bilinci en iyi temsil görevini belirleyelim öncelikle. Bilincin temsil görevi felsefedir. Çünkü bilinç konusunda bilimden ve diğer bilgilerden öncedir ve büyük bir birikimi vardır. 

Felsefe tarihi bilincin tarihidir. 

Bilincin zaman ve mekan algısı üzerine daha önce yazılarımda değindim. Burada bu bilgilerime ek olarak yeni bilgiler eklemek istiyorum. 

Bilinç bulunduğu mekanda ilgilendiği olayları veya dikkatini çeken olay ve olguları anlamlandırmak için önce hafızası ve hayal gücüyle bağlantı yapar. Ve bu bağlantıyı başardığında veya olay ve olguyu anlamlandırdığında artık o olay veya olgu bir kategoriye girmiştir. Bilinç saptadığı olay ve olgunun hangi kategoriye yerleştirdiğinde o kategori ile ilgilenen zeka veya akıla bağlantıya geçer. Onlarla ilgili olup onların konusu ise o kategorilerin detaylarını doğru ilerler. Araştırıp öğrenebileceği bir bilgi de olabilir bu kategorilerde, olamayabilir de. Bunu netleştirir. Öğrenebileceği varsa öğrenir ve olay ve olgunun bütünlüğünü tamamlar. Literatürde olay veya olgu hakkında bilgi yoksa bunun üzerine akıl ve zeka ile tekrar bağlantıya geçer ve onların işlemesini sağlar. Bilince insandaki en üst düşünme veya zihin özelliği diyebiliriz. Günümüzdeki bilimin ve teknoloji bilincin gelişmesinde ve türümüzün ortak bir bilince ulaşmaya çalışmasında çok önemli rolü bulunmakta olduğu halde bunu tamamlayacak ve sonuçlandıracak olan felsefedir. Bunu felsefenin nasıl yapacağını da sezilerimiz olmakla birlikte bunu araştırıyoruz hala. Öncelikle baskılanmış, kısıtlanmış felsefeyi hak ettiği insan yaşamındaki önemli yere getirmemiz gerekmektedir. Felsefeye "Bilinç Bilimi" de diyebiliriz. Bilinç ve onun ortaya koyduğu bilgilerdir felsefe. Bilginin bilgisini de bilinçle inceleyebiliriz. 

Bilinç bir mekan zamanda bir olay ve olguyu fark ettiğinde aynı olay ve olgunun geçmiş zamandaki benzeşimini hafıza ve hayal gücünden alır ve hemen teşhis de koyabilir veya tahminlerde bulunur. Tahminlerinin doğru olup olmayacağını olay ve olgunun önem derecesine göre araştırılmasına karar verir. Dolayısı ile bu paragrafta değindiğim bilinç üç zamanı da kullanır. Geçmişi hafıza ve hayal gücü ile şimdiki zaten içinde bulunan ve geleceğe de bilinenlerinin yansıması olarak hayal gücünü kullanır. Fakat derin düşünce anında olup da zamanları gözden geçirirken sırayla yapabilir. Örneğin önce geçmiş zamana gider tek olarak sonra şimdiye gelir tek olarak sonra geleceğe gidebilir sıra önemli değildir, önemli olan olay ve olgunun sürekliği fikirlerdir. Bilinç hem şimdide hem geçmişte olamaz kaza olur. Buna trafikte iken çocukluğunu düşünmek gibi örnek verebiliriz. Evinde salonda rahatça otururken çocukluğunu düşünmek daha sorunsuz olacaktır. Geleceğe yönelmiş zihin tahminlerde bulunur geçmiş ve şimdiden aldığı bilgiler ışında. (Paragraf fek: Felsefe Konuşmaları: Fizikte ve Felsefede Zaman, Antalya Kültür Sanat, Youtube)

Akılın, Bilince Devri

Bilince akıl yakındır. Zeka bilince ulaşması için biraz gayret göstermesi ve çalışması gerekmektedir. Akıl ise bilince ulaşması için biraz yönelmesi yeterlidir. Zeka duyusal ve duygusal olarak bedenin varlığındadır. Akıl ise türü algılamaya çalışır. Bilinç ise dünya ve ötesine doğru ilerler yolu açıktır. Zekanın zamanı ve mekanı sınırlıdır. Akıl ise üç zamanı değerlendirir fakat belli konularda kendini sınırlar. Bilinç ise daha fazla bilgi, olay, olgu, zaman ve mekanla ilgilenir. Bilinç bilgide kendini sınırlamaz. Beynin nöron hücre miktarının kafatası sınırına gelmesine kadar ilerler. Bilgileri sıkıştırır (nöronları yoğunlaştırır), özetler, temsiller ve kafatasından geri besleme yani diğer uca ilerler. Bilgi yüklü nöronlar üzerine tekrar gelir bilgi güncellemesi yapar, nörona yeni bilgileri yükler. İnsanın evrim konusunda en hızlı olduğu organ beynidir. Hızla değişmekte ve gelişmektedir. Artık öyle bir hıza ulaşmıştır ki bir insan ömründe değişim ve gelişim gösterebilmektedir. 

..............


9 Mayıs 2023 Salı

Bilinç İnşası -3


 

Bilinç oluşturmanın temelinde bireyin kendine doğal bir değer oluşturması bulunmaktadır. Kendine önem vermenin ve bir değer oluşturmanın referansı ilk olarak doğal bir canlı yapısından insan olma süreci olgusudur. 

İnsan olma doğal olgusu temelinde birey zihinde kendini bedensel ve ruhsal olarak önemli ve değerli olduğu gerçeğini tüm düşünce ve eylemlerinde bulundurur. 

Bireyin kendine değer ve önem vermesinin temel referansı, kıyası, kaynağı sadece doğanın bir üyesi ve canlısı olarak insan olma üzerinedir. Bu doğal kaynak var olmasının temel nedeni ve açıklamasıdır. 

Bireyin kendine değer ve önem verdiği diğer referanslar ise bu temel kaynağın ve oluşun üzerine eklenecektir. Kendi çevresinde ve dolayısı ile toplumda aldığı sorumluluklar, meslekler, yetenekler, ünvan, kariyer, zenginlik, uzmanlık gibi görevler bireyin insan olgusunun üzerine eklediği kişisel özellikleri olacaktır. İnsan olmasının değer ve önemini taşıyan temeller ile üzerine eklenen özellikler her zaman iki ayrı unsur olup bir kişide birleşme özelliğini taşıyabilecektir. 

Birey insan olma önem ve değerini öncelikli tutması sayesinde bilincin aktif olmasını da sürekli hale getirebilmektedir. Önce temel olmayıp üstüne inşa edilen özellikleri öncüllemesi bu bireyin bilinç inşa etmesinin ilerlemesini engelleyebilmekte ve sınırlamaktadır. 

İnsan olgusunun sınırlarını henüz bilememiz, fakat zihinsel ve edimsel özelliklerinin sınırlarını belli oranda bilmemiz bilinç inşasının insan olgusu üzerinde yapılmasını gerekli kılmaktadır. Aksi takdirde bilinen zihinsel ve edimsel özelliklerinden kurulmaya başlayan bilinç inşası gelişme gösteremeyecek ve zamanla sınırlı ve eksik kalabilecektir.

Bireyin kendinde doğal değer ve önem oluşturması özne olduğunun keşfine ilerletir. Ben, özne, birey, kişi, bilincine diğer canlı ve insanların varlığında ulaşır. Birey doğumundan itibaren annesi ile birlikte var olduğu algısından sütten kesilince ve anne bedeninden birleşik devam halinden kopunca ben ve annem olarak algısı değişmeye başlar, ben, anne, baba ve kardeş gibi bir çok akraba da bu olguyu ben ve onlar algısını geliştirmektedir.

Bireyin bilinç inşasını çocuklukta hissettirmek ve oyun ile gençlikte ise eğitimle verebiliriz. 

Oluşturulan bilinçle bireyin bu bilincinin yerine veya onunla kıyas edilecek hiç bir insani özelliğinin yeterli olmadığı dengesi de verilmelidir. 

İnsanın en önemli özelliği onu diğer canlılardan ayıran bireyden başlayan toplumla devam eden bilinç oluşturabilmesidir. Bu bilinç temel ihtiyaçların giderilme kolaylığı, kozmolojinin canlı üzerine etkisi olan ısıyı veya enerjiyi kontrol edebilmesi veya ona karşı genetik dışında korunma olanaklarını geliştirmesi, türüyle ilişkilerinde sürekli bir gelişme, dönüşme ve çoğalma sürecini sürdürmesini sağlanması üzerine inşa edilmeye başlanmıştır ve hala devam etmektedir.

Bilinç İnşasında Aşamalar

1. İnsanın doğal ve temel olarak kendine değer ve önem vermesi. Özgüven. Bu özgüveni varlıktaki temsili olarak kendi türünün en önemli unsuru saymak. Kendi kültürü içindeki sistem ve işleyiş tarzları ile kıyas, karşılaştırma ve kültür özellikleri üzerinden bir değerini oluşturmama tercihinde bulunma. Bu özlük hakkından vazgeçmeme hali. Bu hakkını sadece varlığının temsili ve dokunulamaz, devredilemez bir kader kabul edilmesi. Bir birey diğer bireye karşı daha değerli ve önemli olduğu değil, doğadaki başka türlere karşı kendi özelliğinin temsilinde değerli ve önemini taşıdığının farkına varmak. Bu bilinçlenme aşamasına bir örnek verebiliriz. Bir film çevrilmektedir. Aktörler bu filmin rollerine o kadar kendilerini kaptırarak oynamaktadırlar ki. Yönetmen filmin bölüm veya final sahnelerinde ara verileceğini veya bitişi haber vermesine rağmen oyuncuların filmden çıkmak istememesi hala devam etmeye çalışmalarını örnek verebiliriz. 

Günümüze kadar gelen ve sürekli değişime ve gelişime uğrayan yönetim şekillerine halkın uyum çabası ve uyumunu filmin sahneleri olarak görebiliriz. Vasiyet verenler kalanlara yarım kalmış işlerinin tamamlanmasını ısrar etmeleri onların hala filmin sahnelerinde olduklarını göstermektedir. Vasiyeti dinleyen bir bilinçli kişi içinden film hala devam ediyor demekten kendini alamaz. Bu arada tarihsel ideolojilerin iyi veya kötü değerlendirmesi konumuz dışında olup her ideolojide bulunan bilincin farkındalığına dikkat çekmekteyim. İnsan kültürü içindeki gelişen ve değişen her usul, kural, yasa ve gelenekler bilincin hem film içinde hem de film sırasında dışarıdan da kontrol edebilme olanağı olduğunu da fark ediyoruz. Film içinde rol sırasında yaşayan beden, sahnelerin farklılaşmasını fark eden zihin ve filmin bütünsel oluşmasına değinen bilinç olarak birey üç aşamayı da takip edebilmektedir. Böyle bir oyuncu ya hem oyuncu hem de yönetmen olabilir ya da yönetmenin eserini kendi içinde sindirmiş ve destekleyen bir tavırda olabilir.

Serbest piyasa ekonomisi ve demokrasi olan bir yönetim şeklinde halk alış-veriş ve ülke yöneticisini oy ile seçme temelinde özgülüklerin artma potansiyelinde yaşarken. Bu sistemde zenginleşme veya sınıf atlama tutkusu ile yönetimde bir görev alma veya onun geliştirdiği politikalardan yararlanma isteği ön plana çıkmaktadır. Sloganı kazanmak, kaybetmemek, rekabet, ekonomik yarış, bireysel başarılar, en iyisi olma, en önde olma gibi bir çok öne çıkarılmış hedefler bulunmaktadır. 

Sosyalist veya komin sistemlerde ülke yöneticilerin uzun dönem görevde kalmaları özelliği öne çıkmaktadır. Sınıf olgusunu bastırma ve engellemeye çalışma her bireyin eşit ve aynı yaşama şartlarına sahip olduğu vurgusu öne çıkmaktadır. 

Yönetim sistemlerine uyum içinde olmaya çalışan bireyler bu rollerine öyle alışırlar ki sistemler birer film, senaryo olurlar onlarda o filmde sürekli oyuncu haline gelirler. O kadar oyuna girerler ki bölümlerin değişimini ve hatta filmin bittiğini bile fark etmeyebilirler. Kaldı ki akıştaki filmin içinde iken filmin dışından veya yönetmenin bakışından bakmak istemezler veya onlara o olanak sunulmaz veya denk gelmez. İşte bilinçlenme halini hem o filmde bedeniyle oynarken, hem bölümlerin değişimini hem de bitmesine ek olarak dışarıdan bakabilme özelliği olarak örnek verebiliriz. Bilinç bireyi tanıdığı yüz elli başka bireyden daha fazla olan toplumu anlamaya ve doğayı keşfetmeye çağırmaktadır. Genişleyen zihin sayesinde bilinç doğal oluşma haline ulaşabilecektir ancak. 

Özgüven ulaşmak isteyen birey yaşamındaki bir çok çelişkilerini çözmeye çalışarak başlayabilir. Vicdan dinginliğini hedef alması gerekecektir. Çelişkilerini azaltan veya çözen ve vicdan dinginliğine ulaşan zihin zaman ve mekan kontrolünü kazanır. Ben ve varlık ikilemine doğru ilerler. Varlıktaki mütevazi yerini saptar ve yaşam akışına devam eder. Bilinç için yaşanmışlık belirlenmiş bir geçmiş demektir. " Ey gidi günler ey ne günler yaşadık ", " Zaman nasıl da geçmiş" gibi deyimler bilinç tarafından ortaya sunulmaz. Çünkü geçmiş bilinç için kısa bir süre önce gibi hatırlanır. Bilinç geçmişini sıkıştırır, özetler ve anlaşılır kılar. Şu anın genişliğini ve sonsuz olasılıklarında varlık algısına çabalar, geleceğin açılmayı bekleyen bir kapalılık olduğunu sezmektedir.

...........

Varlığa Bakış - 4


 

Bireyin üç bedensel hali : Oturma, yürüme ve araç kullanma üzerine

Araç kullanan bireyin bedeni araç kullanma deneyimini kendinde saklar. Bu birey evinde rahat halde oturur iken ikilem yaşar. Araç kullanmayı hafızasında taşıyan beden ile rahat ve hareketsiz oturan beden arasında kalır. Bedeni için hangi oturum hakim olacaktır. Rahat ve hareketsiz oturmak mı yoksa araca oturduğu anlardaki ayak, el ve dikkatinin sürekli hareket halinde ilerleyişi hali mi.

Bu bireyin yürüme hafızası azalıp aracı kullanma deneyimi öne çıkmaktadır. Doğal haldeki yürüyüşü yerini tüm bedeni ile hareket halindeki oturuma devretmiş gibi görünmektedir. Bu birey arada kalmakta zorlanır arada kalmak oturan bedenin hareketsiz kalış süresidir. Araç kullanmayan beden rahat ve hareketsiz oturmayı da kabul edebilmektedir. Stres altındaki araç kullanma anlarına rahat ve hareketsiz oturmayı tercih edebilecektir. Bireyin zihni araç kullanırken yol haritasına odaklanır.

Trafikteki yol seyrine ve kendinin yapacağı gaz, fren, direksiyon çevirme gibi sık hareketlere odaklanır bedeni. Sürücünün hem bedeni hem de zihni aktif ve çalışmaktadır.

Bireyin üç hali ortaya çıkmaktadır. Sürücü hali, oturan hali ve yürüyen hali. Sürücü hali ile oturan hali birleşmiştir. Sürücü iken oturmaktadır. Sadece oturur iken sürücü olmama hali bulunmaktadır.

Bir bireyin sürücü halinde iken oturmayı da kapsadığını söyleyebiliriz. Evinde oturur iken yemek yeme, bir şeyler içme ve sohbet etme halinde iken sürücülükle ilgisi bulunmamasına rağmen zihni ve bedeni asgari düzeyde olsa bile aktif halde bulunmaktadır. Sürücü iken oturması halinde iken ise bu aktivitesi zirve haline taşınmakta ve zihin ile bedeni tam olarak çalışmaktadır. 

Yürüyüşte ise belli bir yolda ilerler iken rahat, dikkatli ve stresli halleri bulunabilmesine rağmen amacı sadece yürüyüş olan birey daha rahat ve belli tempo ile yürümekte iken bir yere ve zamana yetişme telaşında olma hali ve yol üzerindeki sıkışıklık halleri bireydeki stres hallerini arttırmaktadır. Modern yaşam temposu bireyleri sürüş, oturma ve yürüyüş üçleminde yer değiştirme olarak sınırlamıştır. Bu üç hal dışında kalındığında bireyin stres durumu artmaktadır. Yani ayakta ve hareketsiz kalmak buna örnek olabilir. 

Teknolojinin insan günlük yaşamında en çok etkisi olup da bireylerin bu teknolojik araçları kullanma isteğinin oluşması ulaşım araçları üzerine olduğu görülmektedir. Bu durum insan doğasının mekan değiştirme zorunluluğu ilkesine dayandığını söyleyebiliriz. Bitkiler mekan değiştirmelerini üreme sonunda hareketli canlıların ve rüzgarın taşımasıyla tohumlarını aktarma şeklinde gerçekleşirken insan gibi hareketli olması doğasından gelen canlılar sürekli mekan değiştirmek zorundadır. İster uçsun, ister yüzsün, isterse de yürüsün mekan değiştirmek zorundadır. Ev ve malzemeleri teknolojileri bir merkez konumu açısından önemli olurken, ulaşım araçları ise hızla mekan değiştirmek amacında ilerlemektedir.
Bakterilerin mekan değiştirmesi de rüzgar, su, nesne ve başka canlı üzerinden olmaktadır.

İnsanın araçla hız yaparken veya koşarak hız yaparken zihinsel aktiviteleri sadece yol odaklı olmaktadır. Duyu organlarının işlevlerinin bedenin yol boyunca varlığını koruması üzerine çalışacağı amacında olduğudur. Birey hızla yol alırken, zihnini bedenin hizmetinde olarak sadece yol ile sınırlar. Varlık hakkında düşünmesinin olanağı bulunmamaktadır. Zihni yaşamak üzerine olarak yol üzerinedir. Varlık hakkında düşünebilmesi için durmalı veya yavaş ilerlemeli, ilerlediği yolun kendisi için güvenilir olduğundan emin olmalıdır. İşte yol üzerine dikkatini veren zihni faaliyetlere yaşam içinde olan zihin diyebiliriz. Yolda olup da bedeninin rahat ilerlemesi veya bedenin oturma, ayakta durması halinde hafif hareket halinde olması durumunda zihni yaşamın yani varlığa odaklanıp onun üzerine düşünebilmesini sağlar. Bireyin zihni yaşamda aktifliği ve yaşam üzerine aktifliği şeklinde ikiye ayırabiliriz bu hali. 

İnsanın varlıkta yaşaması ve varlıkta düşünmesi halleri de denilebilir. Yola odaklanması bedenin varlığının devamı için gerekli olurken, durması veya yavaş ilerlemesi varlığının korunması halinden bedenin rahatlığında zihnin varlık hakkında aktif hale gelmesini sağlamaktadır. 

Bireyin varlık karşısında iki durumu dikkatimizi çekmektedir. 
1. Varlıkta yaşamak
2. Varlığa ait düşünmek
Bu ikisi bir arada olamaz gibi görünmektedir anlık olarak. 
Ya yaşamdasınız veya yaşamaktasınızdır ya da yaşamı düşünmektesinizdir.

Yaşamakta iken tüm bedeniniz ve zihniniz yaşamaya odaklanır. Bu durumda üst zihniniz yani bilinciniz devrede olmaz. Ancak yavaş hareket halinde iken yani yaşamayı yavaşlatırsanız beden, alt zihin ve üst zihin birlikte hareket edebilir, aktif olabilir. Tabi ki bu durum için bilinci önceden hazır etmemiz gerekmektedir. Kontrol onda olursa bu durum oluşabilir. Yolda olan birey bilinci ile bu algıya girer ise hem bilinci, hem zihni hem de bedeni yani üç özelliği bir arada aktif olabilecektir. Fakat bu durum başlangıçta çok yorucu olmaktadır. Alıştırmalar ile geliştirmesi gerekmektedir. Örneğin ağdaş durumda iken arka fonda belirlenmiş bir müzik dinlemeyi bilinç kabul edelim. Onun aktif halde olmasını sağlayalım. Bu halde iken haberleri dinlemeye başlayalım. Arka fon müziği bilinci, haberler ise yaşamayı temsil etmektedir. ikisini bir arada duyabilmeliyiz. Arka fon müziği dinleme rahatlığında haberleri de anlamalıyız. Bunu zihnimiz başarabilmektedir. En azından benim denemelerim gayet iyi deneyim sunmaktadır şu ana kadar. Haberleri anladıktan sonra zihnimizde onları değerlendirir iken arka fonun hatırlattığı bilince ait felsefe görüş ve bilgilerime göre değerlendirmem kolaylaşmaktadır. Sunulan haberlerin ve rahatça izlenebilen her sunumun bilinç tarafından değerlendirilmesi kolaylaşmaktadır. Bu halde iken beden rahat, görme, duyma ve anlama duyuları aktif, bilinç ise açık iken üç hal bir arada aktif halde olunabilmektedir. 

Bu arada " Anlama" kavramını artık insan için duyular arasında almamız gerekmektedir. Görme, duyma, tatma, koklama, dokunma gibi klasik beş duyuya altıncıyı ekleme zamanı gelmiştir. Altıncı duyuyu "Anlamak ve anlam verebilmek" olarak dikkate alabiliriz. Anlama duyumuz diğer beş duyumuzun verilerini şimdilik insan için diyelim sonuçlandırma işlevi görmektedir. Eğer bir insanın sürekli nesne ve olaylara karşı duyularını kullanıp da anlam vermeseydi yani bir karara varamasaydı sürekli o duyularını aktif etmeye devam ederdi. Bir canlının sürekli bir gürültüye maruz kalması ve ilk zamanlarda çok rahatsızlık çekmesiyle başlayan fakat ilerleyen zamanda onu kabul etmesi ve ara sıra yok sayması onu algılamayı anlaması yönünde olarak kabul edebiliriz. Anlamayı duyu verilerin algılanmasını sonuçlandırma veya onları kabul etme şeklinde açıklayabiliriz temel olarak. İnsan dışında canlılar onu kabul ederler ve zaman içinde tepki oluştururlar iken insan bu süreci hızlandırır, etkilere bir anlam vererek, ona göre eylem veya tepki süresini hızlandırmaktadır.

Anlamayı algı tamamlaması olarak da duyularımız arasına katabiliriz. Görme, anlama şeklinde tamamlama gibi. Duyma, anlama gibi, tatma ve anlama, koklama ve anlama, dokunma ve anlama gibi. Anlama aynı zamanda hafızaya alma eylemi taşımaktadır. Canlı duyularıyla algıladıktan sonra anlam ile sonuçlandırır ve bu hafızada kaydedilir. Anlama ile kaydetme arasında sıkı bir ilişki olduğu ortadadır. Hafızanın anlamayı kaydetmesinin duyu verilerinin sıklığı ve yoğunluğu ile belirlemesi bulunmaktadır. Sık ve güçlü tekrarları olan etkilerin anlama ve kaydetme potansiyeli artmakta, seyrek ve zayıf tekrarlar ise anlama ve kaydedilmesi belli bir seviyede kalmakta veya azalmaktadır. 

İnsanda duyu, algı ve anlama süreci tamamlamaları gelişmiştir. Diğer canlılarda henüz bu süreçleri ölçmemiş olmakla birlikte onlarda kendilerinin maruz kaldığı varlıklarını koruma amacına dayanan savuma veya saldırma tepkilerinin duyu, algı ve anlama geliştirdiklerini tahmin edebiliriz.  

Varlığa bakışımız insanın oturma, sürme ve yürüme üzerinden tekrar varlığa bakışa yöneldi ve anlama kavramını tekrar değerlendirme üzerine gelişti. Anlamının duyu ve algının tamamlanası keşfini yapmış bulunmaktayız. 

"Anlama ve anlam verme " kavramları hakkında daha fazla düşünmemiz insanın diğer canlılar ile arasındaki farklılaşma konusunda yeni fikirler ortaya çıkarabilir.   
 

8 Mayıs 2023 Pazartesi

Varlığa Bakış - 3

 Felsefe İlham Yürüyüşleri -5

Azizim ve bilge insan Recep beyle yine bir felsefe ilham gezisi gerçekleştirdik bugün. 

Göztepe köprüsünde başlayan yürüyüşümüz, kent orman ve incir altı gidip gelme şeklinde tamamlandı. 

Kent ormanından geçerek Serkan Hamza restoranında mola verdik. Sonra Özdilek oteli safahat kafe'de çay molası verdik. 

Dönüş yürüyüşümüzde engelsizler parkında mola verdik.
Bu gezimizde varlığa bakışımızda toplum içindeki bireylerin ilişkilerine mercek tuttuk. Bulunduğumuz mekanlarda kadınların toplum içinde ilgi çekici ve beğenilir olma kaygılarına, erkeklerin ise güç istenci kaygılarına tanık olduk. Bu kaygılar doğanın bize yüklediği temel güdüler olduğunu insan olarak bu temel güdülerin üstüne yeni ve son hallerimize yakışan ruh ve beden sağlığında, yaşama sevinci ve bilinci içinde olma hallerini yüklememizin gerektiğini saptadık. Toplum içinde hala doğanın içindeymiş gibi davranmamız bilinçaltımızda biriktirdiğimiz daha bir çok tutum ve tutunmalarımız olduğunu işaret etmekteydi. İnsandaki bilinçlenme hali bu temel dürtülerin etkilerini fark ederek, onunla yetinmeyip üstüne yeni tavır ve edimleri inşa etmemizin gerekli olduğu saptamasına vardık.


Toplumdaki bireyin aynı mekanlarda bulunma sırasında temel dürtü olan "saldır veya kaç" ikileminden modern insanın diğerlerine güvenme ve inanma tutumunu geliştirmesi üzerine daha da artı özellikler yüklemesi gerektiğini fark ettik. Toplumda birey ve grupların bir arada olma barışı sağlanmıştı fakat bu yeterli değildi. Güvende olmanın ve kendisini toplumun doğal bir parçası olduğunun bilincinde ulaşarak, kendini diğerleri ile kıyasta herkese hakkını verebilme ve çeşitliliğin kabulüne ulaşması gerekiyordu. Küçümseme veya imrenme ikiliğinden çıkmalı, yabancı veya tanıdık tavrına da tutunmaması gerekmekte idi.
 


Yürüyüşümüzü Göztepe Köprüsünde tamamladık.
Güneş batarken Göztepe köprüsündeydik.
Günün sözü olarak " Devletin adaleti, halkın gönüllü şükretmesidir." diyerek. " Devletin dini adalettir" tarihi özdeyişinden aldığımız ilhamı ortaya çıkardık.

                                              Neşen bol olsun, Azizim bilge Recep bey.
Felsefe ilham gezimizi batan güneş ile Göztepe köprüsünde tamamladık.

İnsana doğada yeni bakış açımızı " Bilinçli canlı" olarak yeni tanımını getirmekteyiz felsefemiz ile.
Her insanın bilincini kullanma ve geliştirme olanağı bulunmaktadır. Fakat büyüme, gelişme ve yaşama tercihi olarak bu özelliğini en üst düzeyde kullanma veya kullanmama seçeneği de bulunmaktadır. Her birey mutlu ve iyi yaşamak istiyorsa tek yapması gerekenin bilincini elinden geldiği kadar kullanması gerekmektedir. Bilincini kullandığı kadar mutlu ve iyi yaşama olasılığı oluşacaktır. Şartlara bağlı yaşama şekilleri artık geride kalmalıdır. İhtiyaçlar tablosu önyargısı aşılmalıdır. Ertelemeler ve şartlara bağlamalar ancak bilinçlenmeyi geciktirmeye neden olurlar.

Şu an ve o yerde hemen varlık ve ben algısında birey bilinçlenmenin yollarını aramalıdır. Tabi ki bu çabalar hiç de kolay ve hızlı olmayacağı ortadadır. Biz düşünürler bu olayın nasıl hızlı ve kolay olabileceğini araştırmaktayız hala.


Varlığa bakışımız, bilincimizi geliştirmemiz ile birlikte genişlemekte ve görmek, anlam vermek, bilgileri birbirine bağlamak kolaylaşmaktadır.

2 Mayıs 2023 Salı

Varlığa Bakış - 2

Yaşamın içinden, sıkıcı ve olağanüstü anlardan varlığa bakış 

 Birey olarak yaşantılarımızda tutunma ve tutumlarımız vardır. Bir baba  eşi ve çocuklarına dolayısı ile ailesine tutunmuş ve tutumlarını onların ve kendisinin oluşturduğu aile olgusuna göre oluşturmaktadır. Böyle bir durumda bu baba olma hali günlük yaşantılarının temelinde yer alırken diğer olay ve olgular bu temele göre şekillenir. Baba olma olgusu bireyin bilinçaltına yerleşir. Öyle olmak zorundadır. Çünkü bu olguyu bilincinde taşımaktan yorulur. Baba olma halini alt benliğe bırakır. Günlük yaşamın temposunda her hareketinin sonucunda " Ben bir babayım ve bir baba gibi davranmalıyım" ilkesi yetmez. Çünkü modern yaşantılarımız bir baba kimliğine önemli ve değerli hakkını vermekle birlikte onunla sınırlanamaz ve çok geniş bir çerçevededir. 

Günlük modern toplum yaşamı temel kimliklerin genele yayılmasını her olay ve olguya bağlanmasını sabitlenmesini engeller. Varlıktaki olay ve olguların çokluğu ve genişliği " Babalık, annelik vb." gibi bireysel kimliklerin sınırlı ve kısıtlı bırakır. Bunu özellikle yapmaz. Varlığın yapısının büyüklüğü ve sınırlandırılamaz hali buna neden olur. Örneğin bir baba alışverişi nasıl yapacaktır. Kendi öznel isteklerine göre mi yoksa ailesinin öngörebileceği tarzda mı. Tabi ki ailesinin göz alarak yapacaktır. Uygun bir alışveriş ailesi tarafından olumlu ve sevinçle karşılanabilecektir. Yanlış ve gereksiz bir alışveriş eleştirilecektir. Aynı şekilde günü kimlerle geçirdiği ve nasıl davrandığı da ailesi tarafından sorguya çekileceğinden bu bakış açısıyla davranmayı seçecektir. Bireyin yaşama yüklediği bakış açısı varlığın geniş ve büyük halinin bir kısmında kalmasına ve sınırlamasına neden olur. 

Bir babanın veya annenin uzun hedef planları bellidir. Ailesi ile birlikte yaşamını sürdürmek. Çocuklarını büyütmek, sağlıklı ve mutlu beraber ömür sürdürmek. Artık bir baba ve anne olarak hayattaki görevleri belirlenmiş gibi görünmektedir. Hayata geliş amaçları ve varlık içinde yaşantılarını sürdürmeleri hedefleri belirlenmiş gibi görünmektedir. Spor takımı tutmak, belli partiye oy vermek. Hobiler oluşturmak. Çalışma dışında iyi vakit geçirmek, diğer aile üyelerini ziyaret etmek veya ağırlamak, ailesinde ve akrabalarındaki sevinçleri ve hüzünleri paylaşmak, sorunları çözmeye çalışmak, alınganlıklar, küsmeler ve gönül koymalar gibi bir çok ilişki hallerini ve duygularını yaşamak, iş yaşantısı ve aile yaşantısını uzun döneme yayılan hedef ve planlara göre sürdürmek. 

Birey baba kimliğini kabullenmiş ve öyle yaşarken, varlık birden onun düzenini bozacak bir kaza ve bela ile karşı karşıya bırakabilir. Bir trafik kazası, işten ayrılması ve yeniden iş bulmakta zorlanması, aileden birinde oluşan çözümü henüz bulunmamış bir hastalık veya rahatsızlık, iflas etme, aldatma veya aldatılma nedeniyle ayrılmaya varan ilişkiler zinciri, önemli bir karar verme aşamasında anlaşamama ile gizlenmiş plan ve eylem zincirleri ve biriktirilen kızgınlıkların  hızla içten dışa vurulmasıyla ortaya çıkan hayal kırıklıklarıyla gelen soğumaya girilmesi. geleceğe dair hedeflerin farklılaşması, diğer aile üyeleri ve akrabaların etkileri ile gelen aile olma ilkelerinin bozulma riskine girmesi.

Varlık bireyin baba kimliğini kaza ve bela ile zedelemiş görünse de baba veya anne aileden ayrılsa da çocukların varlığında bu kimliği kaybolmaz. Fakat aileden ayrılmış bir baba ve anne bu kimliklerini devam ettirseler de eş olma halini kaybederler. Çocukların kimde kaldığı sorumluluk ve görev açısından anne veya baba vasfını sürdürmesini sağlarken. Çocuk veya çocukları almamış birey baba veya anne kimliğinden çıkmaz. Fakat günlük yaşantısında ise bu kimlikle devam edemez. Çünkü somut kanıtını kaybetmiştir soyut olarak içinde taşımaya  devam eder. Çocukların bakımın üstlenen baba veya anne bu görevi hem somut hem soyut devam ettirebilir.

Ailesinden ayrılmış bir anne veya baba " Neler, neden oldu" şeklinde sorular ile karşılaştığında olayları bir film şeridi gibi zihninden geçirir ve hataların, kazaların, belaların ve bir çok olayın nedenlerini sorgular. Bu sorgulamalarında varlığın neden olduklarını kavrayamaz. Varlığın geniş ve büyük olasılıklarında devam edemez. Kendi dünya görüşüne göre sorgulamalarını zorunlu olarak sınırlar ve karara varır. Çevresine danışır onların fikirlerini alır. Çevresi de belli bir dünya görüşü sınırlarında sonuç çıkarır. Birey son durumu kabul eder. Artık önünde bir çok seçeneğin olduğu bir gelecek açılır. Bu seçeneklerden kendi dünya görüşü ve yaşama isteğinde yaşayacaktır. İlerleyen zaman bu kişiye kontrol edemediklerini kaderi olarak kabullenmesini de sağlayabilecektir.

Aileden ayrılmış bir üye, işinden ayrılmış veya işinde iflas etmiş bir çalışan, kaza, bela ve hastalıkla karşılaşmış bir birey varlığa seslenirler. Zihinlerinde kendileri ve varlık karşı karşıyadır. Birey varlığa seslenir " Neden" diye. Bu birey varlıkta kendini sorgulamaktadır. " Neden" sorusu çevrede başka insana seslenmeyip yaşamı, hayatı ve tüm olanları zihninde birleştirmiş, odaklanmış ve varlıkta kendine sormaktadır " Neden" diyerek. Bu soru bedene hizmet eden zihin tarafından üst bilince sorulmaktadır. Üst bilincini kullanmamıştır yaşarken ve akışta iken. olağan yaşantısında da gerekmemiştir. Dünyaya geldikten ve kültürle tanışırken sorgulamamıştır. Öyle de yapması gerekmektedir. Sorgulaması çocukken öğrenilecek olay ve olguların çokluğu nedeniyle ertelenmiştir. Bir de bedensel hali zihinsel olarak sorgulaması için yaşama deneyimini kazanması gerekmektedir. Çocuk sorgulamayı erteler. Bedensel yaşamının gelişmesi sonrasına bırakır. Fakat bu ertelediğini ömür boyu hatırlamayabilecektir. Çünkü mevcut kendisine sunulan kültür ve yaşam bilgileri onu ömür boyu meşgul edebilecektir. Ancak olağanüstü yaşantı anlarında varlığa " Neden" sorgusunda hatırlatmalarla karşılaşacak ve tekrarlardan kurtulma olanağı olan ertelenmiş sorgularına devam edebilecek veya akışta kalmak için oluruna bırakacak ve yine erteleyecektir. 

Varlık bireye kendisini sadece olağanüstü anlarda hatırlatmaz, boş vakitlerde sıkılma yaşandığı zamanlarda da hatırlatır. Birey bu sıkıcı anlarından kurtulmak için ısrar eder ve oyalanacak bir şey aradığında hemen bulursa varlığın kendini göstermesini, zihinde sorgu zorlamasından kaçmış ve onu ertelemiş olur. 

Bir felsefeci ve düşünür için varlık hep hazır bekler. Varlık, düşünürün tüm sorularını cevaplamaya hazırdır. Yeter ki doğru sorular sorulmalıdır. Bu süreç başlarda çok sıkıcı görünürken zamanla açılmaya ve görünmeye başlar varlığa ait bilgiler. Varlık bilgi saklamaz bireyden. Birey varlığı anlamaya onu öğrenmeye ve onula birlikte düşünmeye hazır olmalıdır. Birey yaşantısındaki önünü kapatana çelişkilerini ya çözmeli ya da onları kabul etmelidir. Bir düşünür kendi hakkındaki sorunları ihtiyaçlar tablosuna göre değil, sıkıcı anlarında çözebilmeli veya onları bilmelidir. Olağanüstü anları beklememelidir. Varlık bireyi sıkar, sıkıştırır. Birey varlığın bu sıkıcılığında bir çok çıkış yolu arar ve bulur genellikle. Bulunan bu yollar saçma, çelişik ve basit olabilmektedir. Birey böyle olsun da sıkıcı olmasın der. Böyle olunca birey varlıkla karşılaşmaktan kaçmış ve sorgulamasını ertelemiş olur. Olağanüstü durumlarda bile az bir sorgulama ile sıkıcılığı es geçip yaşamın meşgul edici akışına kapılmayı seçmesi olasıdır. 

Varlık bireylerin bilinç seviyesini açmaya ve arttırmaya çalışmaktadır. Fakat birey tarihsel alışkanlığı olan yaşamın oyalanmasında kalmayı tercih eder. Birey varlığın bilinçlendirme çabasını kendi yararına çevirmeyi de başarabilir. Bu yol yeteneklerinin keşfine ve uzmanlığına doğru ilerlemesini sağlar. Fakat varlık bireye yeteneklerine ulaştığında yine bana dön çağrısı yapar. Birey yaşamanın hazzında bunu yapmaz, akıştan çıkmak istemez. Varlıkla bağlantısını kurmaz ve mutsuz olduğunu çevresine bağlar nedenlerini çevreden başka insan ve olaylardan arar ve bulamadığı halde sahte gerekçeler yaratır. Bilinçaltında varlığın bilince çağrısına kulak ve zihnini kapatmak vardır. Birey yetenekleri sayesinde yaşamdaki hedeflerine ulaşsa bile boşluk içine girer. Varlığın bilinçlenme çağrısını duymak istemez. Bulunduğu haz sarhoşluğunda mutlu ve mutsuzlukları yaşamayı tercih eder. Çünkü varlığın onda uyandırdığı izlenimleri doğru algılamamış ve hataları, çelişkileri ile yüzleşmek istememektedir. Varlık birey veya insan bilincini açmasını geliştirmeye çalışırken birey vicdan muhasebe kısmından geçemeyeceğini anlayınca bu akışa girmek istemez. Sürekli varlıkla yüzleşmeyi erteler. Çocukluktan bu yana yaptığını yapar ve ertelemeyi sürekli yapar. 

Varlık, insanlık tarihi boyunca bir çok insana bir çok şekilde kendisini hissettirmiştir. Tanrı, tanrı emrini getiren bir melek, cin, şeytan, ilham, kehanet, geleceğe ait vaatler, misyon, vizyon, idealler. Bu bireyler varlığı tam algılayamadıkları ve zihinleri kapsayamadıkları için tarihteki durumları ve önceki tarihlerinden gelen bilgilerin ışığında kendi oluşan dünya görüş, sorgu ve yargıları ile yorumlamışlar ve diğer insanları ikna etmişlerdir. Büyücüler, kahinler, krallar, savaşçılar ve peygamberler.

Günümüzde varlığa bakışımızda artık onun tüm bilgilerini kavrayamayacağımız (en azından bir birey açısından) onun büyüklüğünü ve genişliğini kabul etmekteyiz. Fakat varlığın bilinçli olmaya teşvik ettiğini insan olmanın gerekliliği açısından anlayabiliyoruz. 

Bu günkü varlığa bakış yazımızda, varlıktan aldığımız ilham parçası varlık bizi insan olmanın gereği olarak bilinçli olmaya ve öyle yaşayamaya teşvik ettiğidir. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliği artık insan bilincidir diyebiliriz. İnsandan başka canlı yaşamaktadır. İnsan ise yaşamının üzerinde bilincini inşa etmelidir ve etmektedir. 

En azından var olmanın sorgulandığı sıkıcı veya olağanüstü anlarda varlığın onu bilinçli olmaya çağırdığının farkına varması gerekmektedir. Sıkılan bir zihin ile olağanüstü bir olay karşısında veya sonucunda beden aynı şekilde varlıkla karşılaşma anındadır. Felsefeci ve düşünür ise sıkıcılıklarda varlığı fark eder ve bilincini geliştirmeye çalışır, bilincini varlığa yöneltir, olağanüstü anlarda ise bilincini varlıktan, yaşama yöneltir. Fek: İkinci kitabımdan notlar.

   


28 Nisan 2023 Cuma

Varlık Felsefesine Giriş

 On beş yıllık felsefe öğrenme ve araştırmalarım beni son hali ile bütünsel bilgilerimin ulaştığı ve bir merkezde toplanma sürecine ilerlediği " Varlık Felsefesi" ni ortaya çıkarmaktadır. 

Varlık Felsefesi

Tanımı; İnsanın varlığa bakış tarzıdır. Varlık içindeki insanın kendi ve varlık arasında özne ve nesne ilişkisi olarak düşünsel, fikirsel, zihinsel, yaşama amacında ve varlıkla ilişkilerini anlama, düzenleme ve geliştirme çabasına ait tutum ve amaçlarıdır.

İnsanın kendi açısından ve nesnel açılardan varlığa bakış şekli ve tarzıdır.


Varlık üç ana unsurdan oluşmaktadır.

1. Doğa
2. Evren
3. Tanrı

Doğanın dört ana unsuru

1. İnsan

2. Bitki

3. Bakteri

4. İnsan-Bitki-Bakteri arasındaki bağlar, bağlantılar (Mantar, böcekler, balıklar, memeliler, kuşlar vb. gibi ara formlar)

İnsanın varlıktaki durumu

İnsan doğanın kapsamı ve etkisi alanındadır. Doğa, evrenin kapsamında ve etkisinde olduğu için insan evrenin de kapsamı ve etkisi altındadır.  

İnsanın beş bağlantı ve  ilişkiler durumu

1. Bireyler arası bağlantı ve ilişkiler

2. Gruplar arasındaki bağlantı ve ilişkiler

3. Topluluklar arasındaki bağlantı ve ilişkiler

4. Toplumların kendi içinde ve diğer toplumlar ile olan bağlantı ve ilişkileri.

5. İnsanlık veya insan olarak tüm toplumların hem kendileri ile hem de doğa, evren ile bağlantı ve ilişkileri.

Devam edecek...

27 Nisan 2023 Perşembe

Varlığa Bakış

 Varlık çok geniş, büyük ve karmaşıktır. Ona bakarken sadece görüş alanımızla sınırlı kesimlerini görebiliyoruz. Tıpkı sıkça örneği verilen dev filin neresinden tutarsanız veya görürseniz o bölümü hakkında kendimizce kısıtlı ve dar bir anlam verebiliyoruz.

O dev fil, varlıktır, yani yaşamdır. Varlığı tümüyle, bütünüyle, tümel olarak bir insanın zekası, aklı, duyuları, duyguları ile algılaması olanaklı görünmemektedir. Bir insanın duyuları algıda tek tek veya sıralı olarak tikel sınırlarda bulunmaktadır. Karmaşıklık, kaos, olasılıklar gibi çoklu yapılar özet, kısım, biriktirme ve aktarma şeklinde insan türünün kuşaktan kuşağa devrettiği konulardır. 

Günümüzde bilimsel bilginin diğer bilgilere göre önde olması ve onlara fark atmasının varlıkla fiziksel temasını arttırmış olmasından dolayıdır. Bu temas birebir ilerlemektedir. Ateşin kontrolü enerjinin kontrolü ve kullanılmasına dönüşmüş, şimdide duyular ile algılayamadığımız fakat maruz kaldığımız gizli denilebilecek bütün ışınları kullanmaya başlamıştır. Adeta bir büyücü ve sihirbaz gibidir bilim ve bilim insanları. Varlığın bir parçası olan gündelik yaşamda olan bireyler, kendileri için üretilmiş tüm teknolojik araç ve gereçleri kullanmakta olmalarına karşı, bu araç ve gereçlerin nasıl üretildiği ve çalışma prensiplerinden bir haberdirler. Haberdar olmamaları da normaldir. Çünkü bu bilgiler onlara kabaca ve işin püf noktalarına değinilmeyerek verilmektedir. Hem zorla vermeye kalksalar bile birey bilgisini almaktansa yaşamayı haliyle sadece kullanmayı tercih edecektir. Çünkü onun işi vardır. Yaşamaya çalışmak. Önceden belirlenmiş modern yaşamın iyi yaşama hayallerine ait zihindeki Yoksulluk-zenginlik, başarı-başarısızlık, hakim olma- hakimiyete girme, kazanma- kaybetme, önde olma- arkada kalma, kar etme- zarar etme, akıllı ve zeki olma- aptal ve zeki olmama, satın alma-satın alamama, tüketme-tüketememe, saygı görme- görmeme, değer verilme-verilmeme, aranılan ve sevilen olma- olmama, bir gruba, topluluğa üye olma- olmama gibi çevresi ile olan ilişki modellemelerine odaklanma planları vardır. Günlük yaşamda birey fiziksel olarak tam, zihinsel olarak bedenin hizmetinde yaşamaktadır. Tüm aklı ve zekası bedenin modern yaşamın vaat ettiği mutluluk değerlerine göre iyi ve sağlıklı yaşamak üzerine kullanmaktadır. Bu varlığın insana dayattığı temel ihtiyaçları giderme zorunluluğundan gelmektedir. Modern sistem bu yaşamı kolaylaştırdığı için bilimsel bilgiler de varlıktan gerçek parçaları ile birleşerek modern sistemi desteklemekte ve güçlendirmektedir. Dolayısı ile bireyleri suçlayamayız sıkı sıkıya yaşamda kalmak ve zihinlerini bu yolda kullandıkları için. İnsanlığın gelişiminde önce yönetici azınlıklar ve topluluklar günümüze doğru geniş halkların iyi ve sağlıklı yaşam hakları çoğalmıştır. 

Bilimsel bilginin teorisyenleri (tüm dünya) temelleri atmış, dağınık tüm bilgileri toplayan bilgi toptancıları Mısır, Çin, Roma, AB, ABD, Rusya ve Modern Çin, Kore teknolojiyi günümüzde üretmektedirler.

Bilim ve teknoloji bilgisi açık ara diğer bilgileri geçmiştir. 

Dini bilgi en yaygın ve derinden insan yaşamında bulunmasına rağmen, günlük yaşamda modern yaşama ulaşamayan büyük bir kitle tarafından aktif yaşatılmaktadır. Modern yaşamda ise kitleler dini bilgileri birer tarihi ritüel olarak kullanmaktadırlar. Tarihi ve kadim bilgi olarak zihinlerdekini yerini korumaktadır küresel olarak. Çocukluk merakının getirdiği tüm soruların sonunda dini bilgiler tamamlama görevi görmekte ve bireyin soru bankasını bitirmektedir veya soru sormayı bıraktırmaktadır yeni soruların gereksiz kaldığı gerekçesi ile.

Sanatsal ve edebi bilgiler ise iyi ve sağlıklı yaşam hedeflerine ulaştığı varsayılan bir kitle tarafından ilgi duyulmakta ve bu alanda bulunanların birbirleri ile olan rekabetlerinden ortaya çıkan bilgiler ancak küresel olarak yayılmaları ve yaşamda olanların da bir an bakıp ilgilendikleri hale gelmektedir. Günlük yaşamlarındaki bir günün bir kaç saati kadar.

Felsefe bilgisi ise sanatsal ve edebi bilgilerin içinde anılmaktadır, günlük yaşamdaki bireyler için. Bu alana ilgi duyanlar ve bu alanla uğraşanlar da birbiri ile ilişkiler içinde olmaya çalışmalarına rağmen sanat ve edebi bilgiler listesinden çıkamamaktadırlar.

Gündelik yaşam bilgisi aile, mahalle, şehir, ülke ve küresel olarak basamaklıdır bireylerin zihninde. Bireylerin hem bedenlerini hem de zihinlerini en çok meşgul eden bilgidir, gündelik yaşama bilgileri. Onu hemen kuşatmış din ve teknoloji kullanım bilgileri gelmektedir.

Varlığa bakışımızla başlayan yazımız, varlığın parçalarında birden yolunu değiştirdi fark ederseniz. Varlık kendine bakmaya çalışana, bu bakışını unutturmayı her zaman başarmakta. Bunu özellikle yapmamakta yapısının büyüklüğünü kavrayamamak, tutamamaktan kaynaklanan bir ucundan köşesinden tutulabilir kadar vermektedir. 

Bu günkü varlığa bakışta, varlık beni bilgi çeşitlerine ve günümüzdeki son hallerini düşündürmeye ve bu konuyla ilgilenmeye yöneltti. 

Varlığa Bakış olarak bu yazı dizisine devam edeceğim. Varlığa baktıkça ondan aldığım parça, kısım yeni bilgileri, fikirleri (ilhamları) yeni kitabım için biriktiriyor olacağım. 

Varlığa bakış, tam görünür haldeki güneşe çıplak gözle bakmak gibidir. Gözlerimiz, zihnimiz kamaşır, gerçeği değil, gerçeğin bizim algımızda, zihnimizde oluşturduğu etkilerini düşünebilir, yazabilir ve konuşabiliriz ancak.

Fek: Varlığa Bakış, yeni kitap notlarım. 


  


18 Nisan 2023 Salı

Gündemi Felsefi Yorumlamak -2



Seçime Doğru

Siyasetçi ve Halk 

Temsil ve Varlık

Siyasetçi için halk varlıktır. Başkan adayının amacı bu varlığın temsili olmaktır. Varlık bütün, onu temsil eden ise örneklemdir. Örneklem veya temsil, varlıktan yönetimi emanet alır belli süre ile.

Varlık, çok çeşitli, sayıca fazla özelliklere sahiptir. Temsilci, varlığı temelde iki ana unsura indirger. 

1. Bedensel

2. Zihinsel

Temsil görevini ve planını bu iki unsur üzerinden oluşturur. 

Fek: Mevzular Açık Mikrofon 10. Bölüm, Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, BaBala TV, Youtube.


Siyasetçi, ilk tecrübelerinde varlık karşısında benlik bölünmesine uğrar. Siyasetteki edindiği bilgiler ve tecrübeler ile birlikte toparlanma sürecine girmeye çalışır. Varlık hakkında bilgi edindikçe sağlıklı, tutarlı bir zihin ve beden ile devam edebileceğinden şüphe etmeye başlar. Varlık karşısında normal bir birey olarak devam edemeyecektir. Siyasetçi değişmek zorundadır. Varlık siyasetçiyi değişime zorlar. Değişim için varlıktaki ana konulara ve gündemin gereklerine odaklanması gerekecektir. Siyaset temelinde ekip çalışmasını gerektirir. Ekipler (Parti) arası rekabetler sürekli yönetime gelmek veya yönetime ortak olma çabaları içindedirler. Bir ekip içinde süregelen iç rekabetler, dayanışmalar, zıtlıklarda bulunmaktadır. Ekipler tarihsel süregelen olgular üzerinden gitmeyi tanınmak ve oy almak amacıyla varlıkta etkisi olduğu üzere üstlenirler. Varlıktaki hali hazırdaki dünya görüşleri üzerinden temsil üstlenirler. Siyasetçinin tecrübesi ilerledikçe, ekip içinde ve varlıktan gerekli desteği alınca rolü değişir. Benlik bölünmesi bitmiş, benlik bütünlüğüne doğru ilerlemeye başlar aldığı tüm destekler ile birlikte. 

Varlık eğer siyasetçileri her hatasında elemeye kalksa idi. Siyasetçiler sıraya girer ve hata yapana kadar öndeki ve temsildeki görevinde ancak kısa zamanda kalır ve sırasını sonrakine devrederdi. Böyle olunca varlık tam bir hata ayıklama makinesine döner kusursuz bir siyasetçi de ortaya çıkamazdı. O nedenle varlık, siyasetçide affedilir gaflar, hatalar ve affedilmez ve büyük hatalar diye iki gruba ayırır. Önemli ve büyük hata yapmayan siyasetçiler bu açılan yoldan ilerlerler. Siyasetçi, varlık karşısında ve onunla ilişkisinde tüm adımlarını yapılması ve yapılmaması gerekenler olarak ikiye ayırır. Varlıkla direkt ilişkisi konuşma şeklinde başlar. Siyasetçi retorik ustası yani ikna edici ve gelişmelerde doğru ve hızlı karar alabilme ve eyleme geçebilme yeteneği gelişmiş kişilerdir. Empati, konuların farklılıkları, niyetleri tahmin etme, mantık çelişkilerine karşı dikkatli, vaatler, ekibinin yönetimi ve varlığın beklentilerine göre davranma ve planlarını yapma gibi bir çok özellikleri bulunmaktadır. 

Siyasetçi varlık karşısında hareket alanını genişletmek için varlıktan gizli planlar yapıp uygulayabilmektedir. Ancak şurası kesin ki siyasetçinin hiç bir gizli eylem ve gerçekleşmiş planları varlığı ilgilendiren kısmı ile gizli kalmaz ve unutulmaz varlık tarafından. Varlığın büyük gözü, kulağı ve hafızasından siyasetçinin eğer yaparsa gizli eylem ve planları kaçamaz. Varlık hemen olmasa da sonraki zamanda kendi içindeki bu eylem ve planları içinde sindiremez ve kusar. Bir nedenle ortaya çıkarır. O nedenle siyasetçi gizli eylem ve planlarını yaparken, varlığın onları ortaya çıkardığında kabul edebileceği ve affedilebilir hata olarak yorumlayabileceğini hesaplayarak yapar. Eğer böyle davranmaz ise varlığın bir yönü ile kötü ve yanıltıcı büyük baskısı altında hareket etmiş ve kendi temel ilke ve planları dışına çıkmış olur ve varlığın büyük değişimi, dönüşümünün verdiği olumsuz etkilerine elinden olmadan maruz kalmış demektir. Böyle bir durumda artık siyasetçi temel bütünlüğünden yeni parçalanma dönemine girmiş ve varlığın görünmeyen ve gizli olumsuz akışına kapılmış ve sürükleniyor demektir. Varlıktaki değişim ve dönüşümler siyasetçinin isteksiz temsil görevini sürdürmesine yol açar. Artık siyasetçi kontrolü kaybetmiş varlığın büyük dalgalarında kendini koruyamaz durumda kaderini göremez, varlığa karşı iyi çalışmaların güvencesine sığınır. 

Varlık, siyasetçiye hak ettiğini verecektir. Tarihe iyi ve kötü yanları ile kaydedecektir. Varlığın büyük ilerleyişindeki ufak veya büyük bir not olarak yerini alacaktır.

Siyasetçiler, ülke yöneticileri (önceki kral ve şahlar gibi) varlığın tarihsel büyük akışında kalıcı, temsili meslekler arasındadırlar. 

Bu makam ve görevlerin yüce ve kutsal deyimlerini alması varlığın bir örneklemi ve temsilini oluşturmaları nedeniyledir. 

"Değerli meclis" derken, varlığı temsil etme bilinci ortaya konmakta ve varlığın büyüklüğü ve önemi dikkate alınmaktadır.      

 

11 Nisan 2023 Salı

İyi, Kötü ve Normal


 

Ülkemizde kadim bir söz vardır. " İyi eden iyiliği, kötü eden kötülüğü bulur" . Bu söz doğrudur. Ben burada bunun doğruluğunu felsefi açıdan bir tez ile incelemeye çalışacağım.

İnsan olarak her birimiz çocukluktan itibaren neyin iyi neyin kötü olduğuna dair önce ailemizden başlayan ve yakın çevremizden devam eden süreçte eğitim, öğretimle devam eden ve her türlü yaşantımızda kendimizce değerlendirme sürecine girdiğimiz hayatımız boyunca bu değerlendirme devam etmektedir. Kendi yaşantımızda ve toplum içinde iyi yaşama ya da kötü halde olma olasılıklarını başka örnek birey ve grupların yaşantılarıyla kıyaslayarak, karşılaştırarak sürekli bir değerlendirme yaparız. 

Yaşantılarımız sırasında düşündüğümüz ve eylemde bulunduğumuz olay, olguları, anıları hafızamızda tutarız. İşte bu önemli anları hafızamıza kaydederken amacımız aynı olayları ve benzerleri ile gelecek yaşantımızda karşılaştığımızda kendimiz ve çevremiz için en iyi ve en doğru nasıl hareket ve tutum için de olmamız gerektiğini saptamak ve öyle hareket etmek üzerinedir. Bu olguya tecrübe diyoruz. Aynı veya benzer eylemlerin günlük yaşantımızda tekrarlanması ve bizim bu olanlara karşı hazır ön yargılarımızı oluşturmamız tecrübelerimiz sayesinde olmaktadır. Tecrübe bir yerde hafızada kayıtlı bilgi de denilebilir. Bizler bu tecrübelerimizin akan yaşam ve günlük hayatımızda nasıl kullanmayı ve hareket etmeyi tercih etmemizde, bizim kişisel etki ve tepkilerimizi oluşturmamızla gelişmekte ve ilerlemektedir. 

Şimdi olaylar ve olgular karşısında bir bireyin iyi veya kötü eylem yapması veya yapıldığını görmesi onun o olguları hafızasına da kaydetmesi anlamına gelmektedir. Normal ve sıradan, gerektiği gibi, herkesçe kabul edilebilecek, her zaman olmakta olan olay ve olgular bütünü ise günlük yaşamımızın temelini oluşturmaktadırlar. Günlük yaşam sırasında iyi veya kötü olguları ise bu normalin üstünde inşa edilmekte ve kurulmaktadır. Hafızamız normal gelişimler için yorulmamakta ve günlük uzun akışa uyum sağlar iken iyi ve kötü denilecek olay ve olgular bu akışı değiştirmektedirler. " Bugün normal bir gündü" " İdare ediyoruz" deyimleri iyi ve kötü herhangi olağan dışı bir olayın olmadığını belirtmektedir. Fakat " Bugün nasıl bir gündü öyle, bir çok şeyi bir arada yaşadım hayret" sözleri o günün içinde yaşanan olay ve olguların normalin üstünde iyi veya kötü denilebilecek bir çok yaşantının gerçekleştiğini göstermektedir. İşte çoğu kişi bu normalin üstünde gelişen iyi ve kötü denilebilecek bir çok olay, olguya karşı tutumlarında onu aşmak, onu atlatmak, onları geride bırakmak, olanları unutmak şeklinde bir yol izlemektedirler. Çünkü kendi içlerinde ve hafızalarında kendi oluşturdukları süreli planlar bulunmakta ve bu planlar dışında gelişen ve oluşan olay ve olguları olamaması gerekenler olarak değerlendirmektedirler. Bir örnekle konuyu açalım. Bir birey on yıllık taksitle bir ev alır. Artık bu birey on yıl bir planı vardır. Amacı on yıl normal yaşayıp evine tam olarak sahip olmak ve ev sahibi olduğunu hissedip mekanda varlığını sabitleme, ekonomik gider olarak kira ve diğer ödemleri azaltma ve sorun etmeme, miras unsurunda bir adım atma, mülkle birlikte değer kazanma gibi bir çok konuda kendini mutlu etme bulunmaktadır. Bu bireyin on yıl günlük hayata bakışının temel bakışı ve değerlendirmesi bellidir artık. Bu birey günlük yaşantıda ne yaşarsa yaşasın bu planının normali üzerine bakacaktır diğer gelişme, oluşma ve olasılıklara. Bu birey için en önemli olgu bu amacı olduğu için diğer olay ve olguları bu bakışla değerlendirecek ve tutum almasını sağlayacaktır. 

Aynı tutum ve bakışlar tüm uzun vade planları yapan bireylerde benzerdir. Bu uzun planların bireyde olumlu ve olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu planları iyi veya kötü olarak değerlendirmek şu an için konumuz değildir. 

Felsefeci veya düşünür ise varlıktaki gerçek ve gerekli bilgilere ulaşma hedefinde uzun planlar yaptığı için günlük hayatta karşılaştığı tüm olgu, olay ve bilgilere kendi uzun hedefi çerçevesinde değerlendirir. Bilinçli olarak hafızasına iyi, kötü ve normal kategorilerini doldurmak üzerine yaşayacaktır. İyi, kötü ve normal olay ve olgularda sevinecek, üzülecek ve sakin (yaşayacak, hissedecek, duygulanacak) ve kayıt edecektir. Sonrasında ise bu yaşadıklarını kavramsal olarak sınıflayacak hali ile sıradan bir bireyin hatıra dediği yaşantıları, felsefeci veya düşünür kavrama ulaşacak veriler ve bilgiler olarak bakacaktır. 

Bireyin normali yaşantısında iyi ve kötü olaylar olarak tecrübe ve anı olarak hafızasında hep yeni ve ilk karşılaştığı olay ve olguları kapsamına almalar devam etmektedir. Önceki yaşantılarından bildiği ve hafızasında olan bilgiler ile uyuşan iyi ve kötü olay ve olgular normali olmuştur artık. Onların yeniden değerlendirmesi yapılmamaktadır. Yaşanırken biriken iyi ve kötülerin normal üzerine sınıflandırılması, sıkıştırılması ve yapıştırılması hep ilk başlangıçta oluşturulan uzun dönem planların önceliğinde belirlenmekte ve gelişmekte olduğunu söyleyebiliriz. Uzun dönem planları olan bireyler yaşantılarındaki iyi ve kötü olayları bu planlarına uyması veya uymaması yönünden değerlendirebilmektedirler. İyi ve kötüye bakış mercekleri insanlık genel değerleri üzerine iken şahsi görüşü sorulduğunda kendi yorumları söze gelmeyen bu uzun planlarının etkisiyledir. Bu durumu birey farkında olmadan bilinçaltındaki tutum ve yargının etkisi ile oraya koyabilmektedir. 

Birey günlük yaşantılarındaki iyi ettiklerini ve kötü ettiklerini veya kendisine edilen iyilik ve kötülükleri hafızasına belleğine kaydetmektedir. Sonraki yaşantısında tekrarlanma durumlarında kendi ve çevresinde gördüğü önceden bildiği iyi ve kötüye göre mutlu ve mutsuzluğu pekişmektedir. Kötü bir eylem yapan bir birey sonra bu anısının aynı kötülüğü yapan bir başkasında gördüğünde kendisi yapmış gibi duyguları yaşamakta ve mutlu veya mutsuzluğuna etki etmektedir. İyi davranışlar yaptığında geçmişteki iyiyi hatırlamakta, iyi yapanları gördüğünde de kendi de yapmış gibi mutlu olmaktadır. 

Sonuç olarak iyi ve kötü bizimle beraber varlığını belleğimiz aracılığı ile sürdürmeye devam etmektedir. Ondan kurtulamaya, unutmaya çalışmak boşa kürek çekmek gibidir. İyi ettiklerimiz kötü ettiklerimiz geçmişte kalmamaktadır. Her an bizimle ve belleğimizde bulunmakta ve yeni eylem ve amaçlarımızda bize ve kararlarımıza etki etmektedirler. Birey çevresinde oluşan ve kendinde benzeşim oluşturan iyi olay ve olguları bilinçaltında, bilincinde ve normalinde artık otomatik ve hızla sahiplenirken mutlu olur. Aynı şekilde çevresindeki olan ve oluşan her türlü kötü olay ve olgudaki kendi belleğindeki kendisine olan benzeşimleri sahiplenir, benzeşim olmayanları dışlar. "Ben bu kadar kötü değilim, bu kadar da olmaz" diyerek dışlar. " Bu kötü bir olay derken dış sesi, iç sesi aynı ben" diyebilmektedir. " Bu kişi ve olay çok iyi derken dış sesi, iç sesi aynı ben", " Bu kadar da iyi olamaz, bu benden de iyi" diyen bir içses bulunmaktadır. 

İç sesimiz dış ilişkilerden sakladığımız ve belleğimizden gelen tecrübelerimizdir.   

"İyi eden iyi, kötü eden kötü bulur". İyi veya kötü ettiklerimiz veya bize edilenler sürekli belleğimizde var olmaya devam edilirler ve bu varlıklarının yeni oluşan olay ve olgular ile bizim ilerleyen günlük yaşantıda mutlu veya mutsuz olmamıza etki etmektedirler.



10 Nisan 2023 Pazartesi

İnsan Kültürü ve Doğa ilkeleri İlişkileri -15

İnsanın Kültür içindeki ilişki olasılıkları  

Bu yazı dizimizde toplumsal olarak bireylerin, grupların, toplulukların, birliklerin, ülkelerin birbiriyle olan geniş ilişkiler ağına felsefi açıdan her yönleriyle inceleyecek ve tespit, saptamalar yapacağız. Önce tikel örneklere değinip sonra tümele doğru uzun bir yolculuğa çıkacağız. Bazen de tümelden tikel örneklere doğru ilerleyeceğiz.

İnsanları Değiştirebilir miyiz?

Halk dili ile yapılan bu soru başlığının cevabı da hazırdır. Bu soru genellikle evlilik öncesi eşlerden birinin evleneceği kişinin onaylanmayan alışkanlıklarını değiştirebileceği üzerine ümit taşıdığı fakat gerçekleşme olasılığının az olduğu gerçeğine ait cevap hazırdır.  O da " Değiştiremeyiz" dir. 

Felsefenin soru ise şöyledir, " İnsanların kültürel gelişimini hızlandırabilir miyiz?". Bu sorunun cevabını modern yaşantıda işler halde görmekteyiz. Eğitim ve öğretimle insanın kültürel gelişimini hızlandırama çalışmaları yapılmaktadır hali hazırda. 

Bireyler arası ilişkilerde bir arada bulunma zorunluluğu  ve olasılığı karşısında taraflar karşı tarafın alışkanlık ve amaçlarında hatalar, yanlışlıklar görüp, çözüm yollarını da biliyorsa, söz ve eylemler ile bunları düzeltmesine yardımcı olmayı düşünür mü? Düşünse bile yardım eder mi? Yardım etse bile başarabilir mi? 

Bireyler bir çok mekan ve şartlarda bir arada olma zorunluluğunda ve olasılığında birlikte zaman geçirme durumunda bulunmaktadırlar. ABD sinemasında bu haller bireylerin agresifleştiği ve birbirlerine üstün gelme ve hakimiyet rekabeti içine girme olasılığına sıkça yer vermektedir. Böyle bir durumda bireyler birbirlerinin hatalarını, eksikliklerini düzeltmesine değil, karşıdaki eksikleri kendilerine avantaj olarak alma ve baskın olmaya çalışma kozu olarak kullanma olasılıklarına doğru ilerlemesine tanık oluruz. Modern yaşamda böyle birliktelikteki ilişkilerde bireyle iki davranış şablonu taşırlar. Birincisi bulunulan mekan ve şartların kurallarına göre ilişkilerini düzenlemek ve davranmak. İkincisi ise mekan ve ortamda sergilenmesi gerekmeyen tavır ve tutumlarını saklamak şeklindedir. Buna örnek bir işyerinde tecrübeli çalışanlar o işyerinin belli kurallar ve düzeni gereği ilişkilerini düzenler iken ortama gelmiş yeni tecrübesiz çalışan işyerinde evindeki veya ailesindeki ilişkilerini sergilemeye çalışabilmektedir. Özellikle stajer çalışanlarda bu tedirginlik görülür. Hangi davranış kalıbını kullanacağını henüz bilememektedir ve öğrenmeye çalışmaktadır. Normalde sade ve renk vermeyen davranış kalıbını sergileyen stajer en doğrusunu yapmaktadır. Çünkü ortamın şart ve usullerini öğrenene kadar böyle davranması gerecektir. Bu şartlarda çalışanın davranış kalıplarının darlığı ve genişliği ortama uyum açısından ilk zamanlarda bir strese tabi olma veya onunla başa çıkabilme olasılığını ortaya çıkarır. Stajer bulunduğu mekan ve ortama uygun davranış kalıpları taşıyorsa o işle ilgili yeti ve yeteneklerinin olma olasılığı artar. Taşımıyorsa stresle birlikte uyum sorunu ortaya çıkabilecektir. Bu stajerin başka iş yeri ortamlarda şansını denemesi gerekecektir veya bulunduğu ortamı kendi tarzına göre yeniden dizayn edebilme olasılığına da yönelebilecektir. Burada stajerin mesleğine olan tutumu belirleyici olacaktır. Mesleğini sevip sevmediği, yetilerini destekleyip desteklemediği burada ortaya çıkacaktır. Bu şartlarda uyumsuzluk ortaya çıkarsa stajer ortam ve meslek arasında sorunun hangisinde olduğunu saptaması gerekecektir. Sorun ortamsa mesleğine başka ortamda devam etmesi gerekecek, sorun meslek ise mesleğini değiştirme planları içine girmesi gerekecektir. 

Tikel bir örnekten yola çıktık. Şimdi tümelden tikele doğru yol alalım. Bir polisin meslek değiştirip, masa başı maliye memuru olması, bir köylü ve kasabalının şehre yerleşmesi, bir biyoloğun aktif laboratuvardan masa başına sabitlenmesi, yolculuğa ve mekan değiştirmeye alışmış bir şoförün ambar memurluğuna sabitlenmesi gibi bir çok tümel örneklerde ortam ve meslek çelişkilerini bireylerde görebiliyoruz. Tabi ki bu durum çoğunlukta bulunmaz. Çoğunluk hem ortam hem de meslek uyumundadır. 

Bir çok bireyin diğer bireyler ile ilişkilerinde öncüllediği bir çok gizli tuttuğu ve sakladığı amaç ve tutumları bulunmaktadır. Öncelikle zayıf ve eksikliğini hissettiği bir çok konuda tatmin arayışına girmektedirler. En öndeki sıralarda bulunanlar ekonomik ve cinselliktir. Ekonomik, sistemin işleyiş tarzı  ve toplumsal katmanın baskısıdır. Çocukluktan gelen ekonomiye olan sabitlenmiş alışkanlık ve bakış tarzlarının bunda önemli etkisi olmaktadır. Diğer unsur olan cinsellik ise doğal bir yapıdır. Diğer canlılarda mevsim, etken olurken insan kültüründe şart, sınırları ve zamanı toplum tarafından belirlenmiş kurallara bireylerin gizlice ve bedensel kontrolsüzlüğün etkisinde uymaması bulunmaktadır. Cinsellik toplum tarafından gizli olması kuralını bireyler adeta bu açıktan yararlanmak için gizli olan gizli kalır cinliği ile kuralı kırmak için fırsat kollamakta gibi görünmektedirler. Her an ve her yerde ama gizli olarak olma olasılıkları zihinlerini adeta esir almış gibidir. Önce Brezilya dizileri şimdi ise dünya rekoru kıran ülkemiz Türkiye dizileri hızlı ve zeki senaristlerince izleyicilerine katarsiz yani ruhsal rahatlama olanağı sunmaktadırlar adeta. Sloganları da şudur. " Siz hayal edin, biz diziyi çevirelim veya durun ve izleyin  sizin zihinlerini doldurduğunuz ekonomik ve cinsellik hayal ve fantezilerinizi size sunalım ve sanki gerçeğe ulaşmış gibi sizde zihninizdeki ağırlıkları atın ve rahatlayın bu sayede".

Ülkemiz dizilerimizin rekor izlenme ve dünya dizi sanatı sektöründe birinci sıraya gelişini bu usta senarist, yönetmen ve oyunculara borçluyuz. Onlar bir anlamda birey ve toplum psikoloğu gibi çalışmaktalar. Eh ne diyelim başarılarının devamını dileriz.


21 Mart 2023 Salı

Felsefenin Seyir Defteri






 

Bu yazı dizimizde felsefe ve felsefecinin günümüz gelişim aşamalarındaki durumuna göz atacak ve onu değerlendireceğiz. 

Felsefeci ve Eylem (Aktivistlik)

Felsefeci temel de teorisyendir. Eylem insanı değildir. Fakat günümüzde olay ve olgu çokluğu ve genişliği felsefeciyi eyleme çağıran bir gelişme içindedir. Felsefeciyi eyleme yönelten en önemli etken günlük yaşama dalmış halkın ve entellektüel çevrelerin yaşanan bir çok gerçek olay ve olguya karşı gerekli çağdaş tepkileri verme reflekslerinin zayıflaması ve olanları kaderleri gibi kabul etmeleri ve sadece iletişimde sızlanma ve şikayet şeklinde davranış içine girmeleridir. Felsefecinin en küçük eylemi, kamu ve sosyal alanlarda, sosyal medyada yaptığı eleştirilerdir. Çünkü düşünsel alandaki nesnel tavrını günlük yaşam için dönüştürüp belli konu, olay ve olgu için kritik haline yöneltmesi, düşünürü teoriye ara verip pratiğe yani eyleme yöneldiğini gösterir bu durum. En fiziksel ve aktif hali ise toplumun belli bir kesimi ile yasal, siyasal ve toplumsal hareket etme, tavır alma, tanıtım, etkinlik ve sunumlar zincirine katılması ve rol almasıdır, planlar süresince.

Bir felsefeci teorisyenlikten eyleme geçtiğinde felsefe çalışmaları durur. Çünkü düşünce ile eylem birlikte ilerlemez doğası gereği. Bir çok felsefeci aktif olarak eylemlere giriştiğinde teori geliştirme ve oluşturma yetisi zayıflamaktadır. Eylemde bulunduğu olay ve olgunun sınırlarına takılır. Felsefeci artık bir düşünce insanı değil, siyasetçi, sanatçı, lider, entellektüel eylemci, organizatör, planlayıcı, düzenleyici, inanç veya dini temsilcisi gibi bir çok görevde bulunan kişi haline gelir. 

O nedenle felsefeci teoride kalmalı, teorisini uygulayanlar ise onun teorisini benimsemiş ve kabul etmiş olan eylemci düşünürler ile işbirliği içine girmelidir. Felsefe tarihi boyunca da öyle olmuştur. Marx'ın teori var eylem yok önermesi ancak teori oluşması ile eylemin arkasından gelmesinin olmaması yönünden doğru sayılabilir. Yoksa felsefe tarihinde tüm insan yaşamı ve doğasına uyan felsefe teorileri oluştukları zamanda olmasa bile sonradan insan, toplum yaşamında yerlerini almış ve eyleme geçirilmiş, uygulanmaktadırlar.

Felsefeci hem teoride hem de eylemde bulunmak istediğinde, eylem aşamalarında düşünme süreci duracak, düşünme sürecinde eylemleri duracak veya yavaşlayacaktır. Eylemleri ve düşünmeleri belli bir sıraya ve düzene göre oluşturmak isterse bu aşamada ise bazı zorlukları aşması gerekmektedir. Öncelikle teorilerinin genişliği ve doğruluğu ile yaşamın büyük ve geniş varlığında süpriz ve olağandışı kesişmelere hazırlıklı olmalıdır. Eylem sırasında yaşamın getirebileceği her olasılığı teorilerin eksik bir parçasını tamamlamaya doğru mu yoksa yaşamın ilerlemesi teorilerini eksiltip yanlışlamak üzerine mi doğru mu ilerlemektedir, bunun ayrımını takip etmelidir farkında olmalıdır. Bu ince çizgiyi takip için eylem ile düşünme arasında zamanı iyi yönetebilmelidir. Eylem zamanları, felsefeciyi elinde olmadan meşgul edip, zincirleme engellenemez eylemde kalma zorunluluğu içerebilmektedir. Nehrin güçlü bir şekilde akışına kapılıp ona direnilememesi gibi felsefecinin teorinin durgun ve sakin sularından, eylemin ve yaşamın hızla akan ve durdurulamaz temposuna kapılıp teorisinden farklı, ilgisiz, dışında ve etkisizliğinde yaşama zorunluluğuna ilerleyebilir. (FEK: Günümüz felsefenin ve felsefecilerin son durumu)

Günümüzde felsefe büyük bir dağın içindeki göl, şelale görünmez büyük bir kaynak gibidir. Bu kaynak, aktığı dağın yamacındaki pınardan bir çok bilgi, meslek ve sistemi beslemektedir. Dağın yamacındaki pınardan alınan bilgiler her yere dağıtılırken, kaynağın varlığı, dağın merkezindeki konumu, şekli, önemi ve büyüklüğü gizli kalmakta, bu bilgilerin ulaştığı kişilerce görülmemekte ve varlığı hissedilmemektedir. Felsefe bir bütün olarak hayale gelememektedir. Pınardan akan ufak damla ve litre halleri ile kendisine ulaşan ve onu ulaştıran zihinlere yeterli görülmektedir. Olması gereken ise bu büyük kaynağın görünür olması ve kabul edilmesi olmalıdır. Bu başarılır ise felsefe merkezi, kaynağı, varlığı zihinlerde gerçek yerine yerleşecek ve felsefenin yok sayılmasının verdiği, yani kaynağı açıklanmayan tüm iyi, doğru, güzel ve gerçek bilgilerin zihinlerdeki dağınıklığı giderilecektir. Son durumda felsefe dağın merkezinde gizli kalmışlığını kabullenirken dağın bir çok yamacındaki pınarlarından zihinleri besleyecek damla, litre memba suları ile beslenilmesi yararına kendisinin varlığının bilinmemesini dolayısı ile parçalanmış gibi görünmesini kabul etmiş gibi görünmektedir. 

Biz düşünürler ise bu duruma bakışımız, insanın tarihsel doğal gelişimin bir parçası avuntusundayızdır. Bu olay ve olguda ne bir suçlu aramalı ne de süreçten şikayet etmelidir. İnsan kültürü gelişimindeki akış belki de bu durumu zorunlu kılmaktadır. Çünkü yaşam düşünceye sığmayacak kadar büyük ve geniştir. Felsefe ise yaşamı zaten kapsayamayacağı bilincindedir. Kendini parçalara ayırarak yaşamın bir çok yönünde değişime uğramış olarak kendisini göstermeyi kabul etme zorunluluğuna girmiştir. 

Yaşam, felsefeyi kıyma gibi parçalara ayırmayı ve un gibi  dört bir tarafa toz zerreciği gibi fırlatmayı, o yerde, o dağın yamacındaki bir çok pınardan fışkırmasını sağlamaktadır. 

Varlık yani yaşam felsefeye direnmez. Fakat büyüklüğü ve genişliğini felsefe kavrayamadığı ve kapsayamadığı için felsefe kendini parçalara ve zerreciklere ayırır. Bilimin bu günkü başarısının altında yatan sistem aynıdır. Yaşam karşısında sayısız parçalara ayrılma ve zerrecikler ile etrafa dağılma sürecine girmiştir bilim. 

Fakat önümüzde duran ise dağılma ve parçalanmadan sonra bütünleşme, birleşme olmak zorunda olduğudur insan zihninde ve kültüründe. Balık ağını geniş ve yayılmış alana atan bir balıkçı gibi sonuç için o ağ toplanmalı ve birleştirilmelidir. Bunu interaktif bilimsel çalışmalara yönelmede görmekteyiz. Bunu bilim başlatmış ve devam edeceği de görülmektedir. Peki felsefe bunu nasıl yapacaktır. Önümüzde önemli bir soru olarak biz düşünürlere ve felsefecilere ait durmaktadır. Felsefede ki bu zamandaki ve mekandaki insan zihnine yayılan bilgi parçacıkları nasıl birleşerek bir bütünleşme ve görünür olma haline gelebilecektir. Bilimin yolu teknolojiden sonra yapay zekada ve ardılları olan madde ve enerji akıllı araç ve gereçleriyle tamamlanacağı görülmektedir şu an. İşte tezimize göre o an ve o yerde bilim kaynağı olan felsefeye dönüş yapma zorunluluğuna dönecek ve felsefenin bir bütün olarak, gizli kaynağının keşfine, görülür olmasına, parçalarının toplanmasına eşlik edecektir. Tabi ki bu varsayımımız felsefenin bir bütün olarak görünür olmasına, varlıkta yani günlük yaşamda hakkettiği önemli yerini almasına doğru ilerleyişteki olasılıklardan bir örnek olarak verebiliriz. Varlığın nasıl gelişeceğine ve dönüşeceğine dair olası tahminlerimiz hep eksiktir. A tahmini yapılır B tahmini etken olur. Bunu bilemeyiz. Bunu zaman gösterebilir.     


BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı