1 Haziran 2020 Pazartesi

Gerçekten Sanala

Sanal çağırıyor bizleri. Gelin, gelin rahata, huzura gelin. Burada çok mutlu olacaksınız. Acılarınız, üzüntüleriniz geride kalacak. Burada salgın tehlikesi yok. Dünyanız tehlikeli şu an. Salgın her yerde karşınıza çıkabilir. Sevdiklerinizle buradan konuşun, görüşün. Ücretsiz merak etmeyin. Gönlünüzden koptuğu kadar verebilirsiniz. Hiç zorunlu değilsiniz. Sizlere çok değer veriyoruz. Sizler için hazırladık bu sanal alemi.

Bu sesi duyan bizler. Ne hoş sözler bunlar. Bir bakalım bari. Zaten salgın var. İyi vakit geçirmiş oluruz belki. Rahat bir koltuğa, sandalyeye oturup dalıyoruz internete. Bedenimiz rahatlıyor. Mekanımız güvenli. Tehlike dışarıda kaldı. Sanal aleme bakıyoruz. Renkli ve güzel görüntüler var. Güzel konuşmalar ve müzikler var. Burada çok insan var. Gerçek hayattakiler gibi mi acaba. Sokakta, otobüs, metroda gördüğümüz insanlar burada var mı acaba. Yok neredeler. Toplu halde ve hareketli göremiyorum. Etrafa bakarken bir temsilci yanımıza geliyor. Hoş geldiniz. O istediklerinizi de görebileceksiniz. Ama kısa bir zaman sonra. Şimdi sizi  bizim hazır dünyalara davet edelim. Şu listeden seçiniz nasıl bir dünya istersiniz. Bizler renkli dünyalar arasında gezmeye başlıyoruz. Burada zaman yok. Koku yok. Dokunma yok. Yeme içme yok. Görüntü var. Ses var. Okuma, yazma var. Bunlara yoğunlaşınca düşünce var. Düşünmek istemezsek, eğlenceler var. Güzel müzikler, güldürenler var. Ağlatanlar var. Kızdıranlar, korkutanlar, sevindirenler, üzenler var. Burada isteyene akıl, isteyene hislenmek var. Merakımızı çeken her şey var burada. Burası lunapark. Burası sinema. Konserler, sohbetler, tanıdıklarla konuşma imkanları var. Görüntüler ile görme imkanı var. Yeni insanlarla tanışma imkanı var. Bildiğimiz bir çok insan hakkında daha fazla bilgi var. Her dünyanın sunduğu hizmetler farklı. Her dünyanın dükkan yeri kapılmış görünüyor. Biz gelmeden onlar dükkanlarını kurmuşlar, bizleri bekliyorlarmış demek ki. Bu dünyalardan saniyelik, dakikalık ayrılma izni veriliyor. Su, kahve gibi içme ihtiyacı, dış dünyadan gelen seslere bakma, kısa yapılacak işleri yapma gibi. Bu dünyalar bizi bırakmak istemiyorlar. Daha karpuz keseceğiz, hayatta bırakmam diyorlar. Çok misafir severdir hepsi. Bu huylarını Anadolu'dan almışlar galiba. Bize tanıdık geliyor.

Bir yanda sanal, bir yerde gerçek var. Hangisini tercih edersiniz. İkisini de isteyebilirsiniz. O zaman denge nasıl kuracaksınız. Saatler mi. İhtiyaçlar mı. Tanıdığımız insanlar mı. kim, ne belirleyecek bu dengeyi. Nasıl bir denge kurulacak.

Bir denge kuralım. Ama doğa ile kurduğumuz dengeden daha iyi olsun bari. Ne de olsa doğadan buraya, buradan gerçek uzay dünyaları yerine şimdilik sanal dünyalara gidiyoruz. Belki de gerçek dünyaların bir denemesini yapıyoruzdur öncelikle, kim bilir.

Bir an Alice harikalar dünyasında adlı kitabın başlangıcında bir tavşanın Alice'i bir ağaç boş kavuğundan farklı bir dünyaya çekmesini hatırladım. O kitap kaç yılında yazılmıştı hatırlamadım. Şimdi ona bakacağım, merak ettim. Sizde bakın lütfen. İlginç, iki benzerin bir araya gelmesi zihnimizde.

   

31 Mayıs 2020 Pazar

Küresel Salgın ve ABD

ABD küreselleşmeyi kendi içinde oluşturmuş, her ülkeden örnek vatandaşı olan, kozmopolit, bilimde ve teknolojide hızlı ve kararlı adımlarla ilerlemiş, geçtiğimiz yüzyıl başında başlayan yükselme sürecini hala devam eden başka bir örneği olmayan bir ülkedir.

Son zamanlardaki olayların içişlerindeki birikmiş bir takım sorunlar küresel salgına hazırlıksız yakalanması ile birlikte su yüzüne çıkmış durumdadır. Uzun sürmeyeceği tahmin edilmekle birlikte sorunun kaynağına inilerek yeni yasa ve kanunlarla, eğitimle, ülkesel bir toplum projesi akımıyla çözümlerinin gerçekleştirmesi beklenmektedir. Bu sorun örtülmeye çalışıldığı oranda sıkışan lavlar misali volkan patlamalarının belli dönemlerde tekrar daha şiddetli bir biçimde görüleceğini tahmin etmek hiç de zor değildir.

Polis memurunun altında duran esir kişiye bakması gerekirken kameralara bakması müdahale davranışının gerçekliğinden birden baş rolünün kendisinin oynadığı bir film setindeymiş gibi bir hal içinde olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır. Memurun kameraya bakarken yüzünde nefret görüntüsünden eser görülmemesi onun amacının ünlü olabileceği bir anı yakalamış olmanın şaşkınlığı içinde bulunduğunu göstermektedir. Bir polis memurun kameralara poz verirken canlı bir sessiz cinayetine tanık olmuş gibiyiz. Polis memurunun "kamera pozu" diyebileceğimiz bir anın etkisinde kalarak farkında olmadan ölümüne neden olması ülkedeki birikmiş olan salgın, salgın sonraki sorunların ve geçmişteki birikmiş diğer sorunların birleşerek halk hareketlerinin patlamasına neden olmuştur. " Kamera pozu " halindeki memurun zaman algısı değişmiş saniyeler hızla geçtiği halde altındaki esirin belki de " Tamam yeter bu kadar poz verdiğin, nefes alamıyorum, bırak artık " demesine " Biraz daha dur, sabret, ünlü olmak üzereyim " dediği diyalogların geçtiği bir an olduğu izlenimini vermektedir. Bu resimde esir ölmeyi hakketmediği halde bir sahne çekimine kendini bırakmasıyla ölme ihtimalini karşı tepki gösterme davranışına girmemiştir. Tepki gösterse bile memura karşı direnme davranışı ile memurun kendisini yaralayabileceği veya öldürebileceğini düşünmüş olup konumundan kurtulma refleksi göstermemiş olabilir. Polis memuru sonucun böyle olmasını istemese bile " kamera pozu " görevini gerektiği gibi yapmasını engellemiş bir ölüme kendisi neden olmuştur. Kamerayı kullanan ve olayı seyreden memurlar sanki bir film setinde, filmin bir parçası imiş gibi halde bulunmalarıyla bu ölüm olayına ortaklık etmiş bulunmaktadırlar.

Bu bilgilerin ışığında sinema ve medya iletişim araçları hayallerin gerçekleşmesi şeklinden gerçeklerin hayallere uygulanması şeklinde bir ilerleme yönüne girmiştir. Dolayısıyla bireyler gerçek ve zor olan yaşamlarından kaçarak hayal ile gerçekliğinin yer değiştirmesine çalışmaktadırlar. Haliyle şu an filmin bir sahnesinde miyiz yoksa gerçek yaşantının içinde miyiz kargaşasını yaşamaktadır günümüz insanı.

Sanalın gerçeği kuşatma çabası olarak değerlendirebiliriz bu olayı. İnsan doğadan kaçıp sanala mı girmek istemektedir yoksa sanal mı insanı çekmek istemektedir. Sanal ile gerçeğin çarpışma anıdır bu. Bu olay olurken gerçek olayı sanaldan izleyen halklar gerçek ile sanal arasından birikmiş olan geçmişe ait hafızanın etkisiyle olayı gerçek olarak algılamış ve harekete geçmiştir. Dolayısıyla hala gerçeğin sanala üstün olduğunu henüz gerçeğin sanala tam anlamıyla geçmediğini görmekteyiz. Tabi ki izlenilen gerçekse. Bundan emin miyiz ? Çünkü bir olayı videodan izledik. O olayın içinde olan bireylere ait bilgileri olay yerinden uzaklaştıkça kaybolduğu gerçeği bulunmaktadır. Olayın geçtiği yerdeki tanıkların vereceği bilgiler, kurum resmi raporları, belgeleri, sabit kameralar hepsi olayın gerçek mi yoksa bir sahne mi olduğunun net bilgisini sunabilir.

Küresel salgından en çok etkilenen bireyler mevcut bir rahatsızlığı bulunan ve virüsünde bulaşmasıyla ikinci bir olumsuz etkiye maruz kalarak bedenin savunma sisteminin çok zayıflamasına neden olmaktadır. Ülkeler de kendi iç sorunlarına eğilmez, görmezden gelirler ise dıştan gelen bir çok küresel sorunların etkisiyle sorunlar zinciri ile karşılaşabilecekleri ortadadır.

Her ülkenin içişleri sorunları farklı olsa da bulunmaktadır. Gelecek küresel sorunlara karşı ülkelerinde tedbir ve önlem alabilen ülkeler bu gelen çifte sorunların çözümüne daha erken ulaşabilmektedirler. 

Akdeniz

Ne kuzeyin soğuğu ne de güneyin sıcağı,
Ne doğunun rüzgarı ne de batının fırtınası,
Dünyanın insan için en iyi yaşam iklimi,
Tarihin en çok, en büyük kültür birikimi,

İnsanlığın çocukluğu olmasa da büyüdüğü,
Kendini fark edip, aklın keşfiyle yürüdüğü,
Terk edilmesi zor dönülmesi en kolay olan,
Rüyaların, hayallerin yaşama karışmış olan.

Akdeniz ve çevresi,
Yeryüzünün merkezi. 

Akdeniz; Yeryüzündeki iklim ve kültür merkezi. Doğa ve insan kültürün buluşma noktası.


Akdeniz, iklimini her ikisinden de almış yeryüzünün kendine özgü, eşine rastlanmayan, biricik adeta yeryüzünün özenle oluşturduğu bir bölge, kuşaktır.

Akdeniz ve çevresi insanlığın yeryüzündeki merkezidir. Akdeniz insanla doğanın en yakınlaştığı iklimsel kuşağındadır. Akdeniz dışında insanlık merkezden ayrılmış ve zorluklar içinde yaşamını sürdürmeye çalışan ve adapte olmaya çalışırken rekabetin en yüksek sınırlarını zorlayan haldedir. Akdeniz, yeryüzünün denize sıfır noktasıdır. Akdeniz dışı yerler deniz seviyesi aşağısında veya üstünde yer alır. Akdeniz iklimi insanlığın iklimsel sağlık dengesidir.

29 Mayıs 2020 Cuma

Yüz Yüze İletişim Teorisi

İnsan yaşamında diğer insanlarla yüz yüze iletişim kurma davranışı sürekli olması onu önemli ve incelemeye değer kılmaktadır.

Karşılıklı iletişimde iki kişi arasında başlamamız bir çok temel iletişimin biçimini saptamamız açısından giriş olabilecek, sonraki çoklu iletişim şekillerine ilerlememize yol açacaktır.

A birey ve B bireyin karşılaşması üzerinden iletişim, etkileşim olaylarını inceleyelim.

Öncelikle karşılaşma söz konusudur. İki birey birbirini belli bir mesafeden görecektir. Her bireyin bir metrekarelik içinde bulunduğu alana temel alan diyebiliriz. İkinci metre kare alanı ise güvenlik alan olarak isimlendirebiliriz. Üçüncü metre kare alanı ve ileri mesafeleri  görüş alanı, karşılaşma alanı, sosyal mesafe,  sosyal alan şeklinde tanımlar getirebiliriz.

Fiziksel mesafelerde:
1. Temel Alan (bir metre kare)
2. Güvenlik Alan (iki metre kare)
3. Görüş Alanı (üç metre kare ve daha fazlası )

Diyalog, iletişim, etki-tepkisel durum

A bireyin B bireyine öznel bir yargıda veya bir önerme bulunmak amacıyla konuştuğunu, bir şey söylediğini farz edelim, başlangıç olarak.

 A birey sözü, konuşmayı yapmadan zihinde bir düşünce, amaç bir durum oluşmuştur. Refleksel etki olması pek rastlanan durum değildir. İkinci eylem olarak sözü söylemiş, konuşmasını cümle veya kelime ile başlatmış olur.

B birey duyduğu söz, kelime ve cümle karşısında iki aşamada tepki oluşturma ve karşılık olarak tepki verme davranışına girer.

A. 1) İç duygulanma oluşum süreci.  2) Tepki oluşum süreci.

1. İç duygulanma.
Hissetme : Öfke, korku, sevinç, üzüntü, sakinlik gibi duygularının hissedilmesi.

2. Tepki oluşum süreci

a) Olumlama (kabul)

b) Olumsuzlama (red)

c) Eleştri 
1. Katkı (+)
2. Değinim (-)

d) Şaşkınlık( kayıtsızlık ve merak) aşamaları.

B. Tepki verme eylemleri.

1.Ses, cümle, kelime, konuşma (dil) ile tepki
a) Soru (+,-)
b) Cevap (+,-)

c) Eleştiri
1. Katkı (+)
2. Değinim (-)

d) Şaşkınlık 
1. Kayıtsızlık (-) (bedensel)
2. Merak (+) (zihinsel)
3. Duygusal karışıklık. (ntr) (zihin ve beden )

2. Fiziksel tepki verme süreci

a) Mimik, jest ve kısmi beden tepkileri (+,-).
b) Saldırı, kaçma, durgunluk gibi tüm bedensel hareket tepkileri (+,-, Ntr).

Görüldüğü gibi etki aşaması iki aşamadan tepki aşaması da iki aşamadan gelişmekte ve sonuçlanmaktadır.

Tüm aşmaların geçmişten gelen tecrübeler, birikimlerin ve şimdiki zamana yansıyan özellikler değişkenin etkisiyle olasılıklar belirlenmektedir.

Duygularımızın bizde karmaşıklık yaratması, anlaşılmasının zor olması, duygulanımlardan gelmektedir. Duygulanım bir duyguyu yaşarken, hızla diğer duygulara geçme hali yani ışık hızında korku ve öfke arasında oradan sevinç ve üzüntü arasında gidip gelme ve durgunlukta durma halleridir. Bir kaç duyguyu aynı anda yaşama ve aniden zıt duygulara ilerleme salınımlarından sonra sonuçlara zihnen yaşanan bu tecrübelerden sonra da bir duyguda yoğunlaşmaya mecbur kalmak veya karar verme aşamasına ulaşmasıdır duyguyu hissetmek.

Her şey ışık hızında olur gibidir. Örneğin havanın karanlık olması ve A bireyin parkta birini beklemekte olduğunu varsayalım. Gelecek kişiyi gelme olasılığı olan yollardan beklemektedir. Duyuları aktiftir. Gelecek kişi biraz gecikmiş olsun A bireyi gecikme olayından dolayı kısa ve hızlı bir öfkelenmek duygusunu yaşar. Bu duyguyu başlatan geç kaldığına karar veren zihindir. Zaman algısı zihinde bulunmaktadır. Önce zihin zaman algısından geç kalındığı yargısına ulaşır hemen bedenin tamamında bir öfke sinyali dolaşır. Öfke duygulanımı geciken kişiye bu öfke halini yansıtma isteğinde bulunur. Bu da öfkenin şiddeti ve miktarı A bireyin önceki yaşantılarından tecrübe ettiği aynı durumlar açısından belirleyici olacaktır. Öfke miktarını belirleyen daha çok değişken bulunmaktadır. Gelecek bireyin A bireyine göre değeri ve önemi. Gelecek bireyin kimliği, kişiliği ve kendiliği halleri gibi.

Dolayısıyla duygularımız zihin ve beden arasındaki adeta ışık hızı iletişimi ile duyguların oluştuğunu ön görebiliriz. Tabi ki bu hal tüm duygulanmaları açıklamaya yetmemektedir, sadece bir bölümünü açıklar. Diğer duygulanma hallerini kendi şart ve ortamlarında değerlendirmek gerekmektedir.

Ana konusu zihin ile beden iletişiminin ışık hızında oluştuğu ve yaşandığıdır. Bu hız önce algılama ve sonra bedende dalgalanmaya yol açarak en son kalpte son bulmaktadır. Duygu hızla yaşanıp biterken son etkileri kalpte(onun hücrelerine kayıt edilerek yaşanmaktadır son olarak ; Bedenin beyinden sonraki ikinci hafızası ya da ilk hafızası) tamamlanmaktadır. Ya da bu hızla yaşanan duygulanımdan sonra kalp oksijen göndermek için daha hızlı çalışmakta ve hafızaya bilgilerin işlenmesi için hızını arttırmakta veya duygulanım sonrası beden ve beyindeki kimyasal riske karşı temizleme çalışmasını hızlandırması ile zihin o duygulanımı önem derecesine göre kaydetmektedir. Çok heyecanlı veya çok sıradan şeklinde.

Bu bilgiler ışında hafıza oluşması canlının kalıtımla aktarması gereken yeni mutasyonları kalp atışının şekline göre dna' ya kaydedilmesi şeklinde olabilmektedir diyebiliriz. Ritim ve basınç ayarı kalp çalışmasının ana konusudur. Sanki kalp çalışırken dna bilgilerinin oluşma ve değişme olasılıkları arasında sürekli kaydetme ve silme etkinliğini gerçekleştirir gibidir adeta. Bu da kanser rahatsızlığı ile kalp arasında sanki büyük bir ilişki varmış gibi bir izlenim yaratmaktadır. Kalbin çalışma şekli bedenin diğer organ, doku ve hücrelerine doğru yenilenme için belli ritim ve basınç gönderirken kanserli organ, doku ve hücrelere farklı ritim ve basıç bilgisi olarak gitmesi kanserli hücrelerin haliyle tümörlerin mutasyon davranışına devam ettiğini ortaya sürebilir miyiz ? Orkestra Yönetmenini dinlemeyen veya onun yönergesini yanlış alan bir kaç müzisyenin ahenkli müziği bozması gibi. Hücrelerin, dokuların ve organın temel amacı görevini yapmaktır. Bu görevi yaparken sınırları, hareketi aynı olup, hücre yenilenmesinde kriz oluşmaktadır.  Beslenme, kalıtım, kötü çevre şartları ile birlikte bireyin yaşantı şekli ve psikolojisi önemli etkenler arasındadır. Bu şartlara kalp çalışma şekli ( ritim ve basınç etkisi) de dikkate alınmakta mıdır ?

Şimdi, Birey A nın gönderdiği  etkiye karşı geri gelen tepkiye karşı davranış şekillerini inceleyelim.
Birey A birey B den duyduğu cümleye genel olarak:
1. Zihin ve duygusal tepki oluşması.
2. Oluşan etkinin eyleme geçmesi.
Şeklinde davranır.

Birey A gelen etkiye karşı:
1. Anlama
a) Olumlama (kabul)
b) Olumsuzlama (reddetme)
c) Eleştiri
c1.Katkısal
c2. Değinimsel

c1 Katkısal Eleştiri
a) Nesnel
a1.Ekleme, tamamlama.
a2. Doğrulama, sağlama.
a3. Değerlendirme (Etki,yansıma,plan ve sonuçlar).
b. Öznel
b1.Takdir, saygı, övgü (duygusal)
b2 Destekleme
b2.1 Maddi
b2.1a) Mali
b2.1b) Emek)
b2.2 Manevi
b2.2a) Paylaşma.
b2.2b) Yayma
b2.2c) Yaşatma.
b2.2c) Geliştirme.
b2.2d) Anma

c2. Değinimsel Eleştiri

c2.1) Nesnel Sorgulama

c2.1a) Eksik ve fazlalıklar
c2.1b) Çelişik, uyumsuzluk, bağlantısızlık hataları (mantık)
c2.1c) Yanlış, kötü ve çirkinlikler (sağduyu,etik)

c2.2) Öznel Sorgulama

c2.2a) Yanlış, kötü, çirkin (öznel)
c2.2b) Duygusal reddetme
c2.2b.a) Ahlaki (özel)
c2.2b.b) Geleneksel (toplumsal)
c2.2b.c) fayda-zarar (çıkar)
c2.2b.d) fikirsel (siyasi, kültürel, sanatsal, inançsal vb.)
c2.2b.e) Haz-Acı etkisi

2. Anlamama

a) Şaşkınlık

a1) Kayıtsızlık, (bedensel) fiziksel eyleme kararı alamama. Bedensel harekete, zihnin etkisizliği
a2) merak (zihinsel)
a3) Duygu karışılığı (zihin ve beden)

a3.a) Bir duyguya karar verememe. (zihinsel)
b2.b) Bir çok duyguyu bir arada duyma, yaşama, hissetme (heyecanlanma), (bedensel).

3. Yanlış Anlama

3.a) Etkinin zıtlığı.

3a.1). Nesnel tavır

3a.1a). Kabul etme.
3a.1b) Reddetme.
3a.1c) Eleştiri


3a.2) Öznel tavır

3a.2a) Kabul etme.
3a.2b) Reddetme.
3a.2c) Kayıtsızlık

3b) Etkiyle bağlantısızlık.

3b.1) Kabullenme.
3b.2) Reddetme.
3b.3) Eleştiri
3b.4) Şaşkınlık.

4.Tepkisizlik

a) Bilinçli

a1) zihinsel

a1.a) Fikirsel
a1.b) Amaçsal

a1.b1) Hedef uyuşmazlığı
a1.b2) Bağlantı kurmama
a1.b3) Protesto, itiraz etme

a1.c) Nihilistsel (zihinsel kayıtsızlık) İlgi, merak eksikliği.

a2) Bedensel ve Duygusal

a2.a) Kayıtsızlık (bedensel).
a2.b) İç dürtü baskınlığı (bedenin zihni etkisizleştirmesi)
a2.c) Haz-acı dengesizliği
a2.d) Boşluk duygusu (hissizlik)

b) Bilinçsiz
b1) Bilmezlik
b2) Delilik. ( Beyin sinir sisteminin bozulması, fiziksel şartların oluşmaması veya bozulması)

Tüm bu tepki davranışları birey A da oluşma sürecine ve sonra ise tepki eylemi şeklinde devam etmektedir.

Fiziksel tepki verme sürecine ek olarak

a) Mimik, jest ve kısmi beden tepkileri (+,-).
b) Saldırı, kaçma, durgunluk gibi tüm bedensel hareket tepkileri (+,-, Ntr).
c) Hareket etme, eyleme.(-,+)
c1) Etkiye uyan.
c2) Etkiye uymayan
c3) Kararsızlık







27 Mayıs 2020 Çarşamba

Doğa'nın İnsana Hatırlatışı

Bırakın geride elbiselerinizi, botlarınızı, eldivenlerinizi ve silahlarınızı, bırakın tüm emanetlerinizi bizden aldığınız ne varsa.

Bir gece, öylece dalın doğanın çıplak bedeninin bir yerine.

Hissedin iliklerinize kadar soğuğu gecenin karanlığında.

Ağaç dallarının rüzgarda sesleriyle irkilin sinmiş olduğunuz boş kütükler arasında.

Yalnızlığınızı paylaşmayın kendi türünüzle, başka türlerle de, baş başa kaldığınız  o vahşi doğanın kucağında.

Kulak kabartın gecenin sessizliğini bozan yaratıkların çığlıkları, kanat çırpışlarını, yeri inleten koşmalarını, çalıları gerdiren gezinmelerini.

Kulaklarınız açılırken gözleriniz büyüsün karanlıkta sesleri görebilmek için.

Hiç bir planınızın olmadığı, hiç bir tekniği de kullanamadığınız bu vahşi ortamda hayatta kalmanın korkunçluğunu yaşayın uzayan gecede.

Zamanın geçmediği, güneşin doğacağı anın ümitsizliğinde, su sesini ve kokusunu çok uzaktan almanın yetisi, ava yönel, avcıdan kaç gerginliği birbirine karışmış öfke, korku ve arzu duygularının zirvesinde varlığını koru koruyabilirsen.

Gözlerin kapanırken yorgunluktan, uykunun ölüm ile yaşam arasında ince bir çizgiyi barındırdığını hissedersin bir avcının seni uyurken canını alacağı korkusunda.

Geldiğin bu yerleri hatırla ve buralardan sadece bir adım atarak ilerlediğini unutma.

Buradan ayrıldıktan sonra koku alman, duyman ve dokunman köreldi. Havayı, suyu ve besini alman da değişti. Bana rağmen zihnin seni nereye kadar koruyabilir. Kısır döngüye girdiğin halde doğayı hakimiyeti altına aldığın yanılgısı içindesin. Şu an doğa ve gerçekten kaçış projen olan sanal alanda doğanı oluşturmaya çalışmanı uzaya doğanı taşıma görevini keşfedince bu projenin kaçış değil gerçek amacının bir aracı olduğunu anlayacaksın. 


(Doğada Dımdızlak Dmax tv yayınını izlerken doğaya tekrar çıplak giden çılgın ve cesur yarışmacıları görünce :) yazıyı tekrar okudum.)


  

Demokrasi'de Yeni Açılımlar

Demokrasi iki bin yılı geçkin olarak bilinmesine rağmen üstüne bir şey eklemeden devam etmesi düşünülemez. Bir yönetim tarzının uzun yıllar statik bir yapıda olması o sistemin en iyi şekilde uygulanmasının önüne değişen toplum ve birey düşüncelerinin yaşayış şekillerine yeterli olamaması şeklinde zorluklar çıkmasına neden olmaktadır. Dolayısı ile mevcut demokrasi gelişen çağımız isteklerine yeterli olmakta mıdır gibi bir soru her zaman her konuda sorulabilir.

Demokrasinin en belirgin özelliği olan seçimlerde oy veren her bireyin hangi oyu kullandığı artık gizlenmesine gerek kalmadığı dönemlere doğru ilerlemekteyiz. Teknolojinin gelişimiyle bireyler sanal ortamdaki ilgilendikleri her konu hakkında iz bırakmaktadırlar. Bireyler ilgi alanlarının öğrenilmesini zaten sanal ortama girerek kabul etmektedirler. Bu haliyle her bireyin ismini ve bilgileri açık olarak oy kullanmaktan çekinmeyeceği dönemlere doğru ilerlemekteyiz. Bir çok ülkede sanal ortamda oy kullanımı başlamış olması artık bireysel olarak oy tercihini kullanırken kimlik bilgileriyle kullanmaları gerekli hale gelmektedir. Böylelikle bir ülke içi oy kullanımlarının sanal ortamda dış etkenler tarafından müdahale edilerek değiştirilme olasılığı da ortadan kalmış olur. Bireyler oylarını gerekçeleri ile kullanmaları yönetimler açısından daha da planlarının nasıl oluşması gerektiği hakkında bilgi verecektir. Sanal ortamda bireysel resmi sitelerden yapılacak açık oylar hem seçimlere dış müdahaleyi engeller hem de ön eleme imkanları seçimin hangi yönde ilerleyebileceğini  gösterecektir. Mevcut yönetimlerin ara istatistiksel seçimler yaparak halkın hangi konular üzerinde değişen fikirleri olduğuna dair geri bildirimler alma imkanı da olabilecektir. Bir birey sanal ortamdaki oy sayfasında nereye oy vereceğini belirterek seçmeli olarak daha fazla istatistiksel soruya cevap vererek işlemini tamamlayabilir. Demokrasi de oy şeffaflığı dönemi olarak yeni bir açılım şekli yapılabilir.

Buna karar verecek olanlar konunun uzmanları olacaktır. Faydaları zararları tartışılarak demokratik olarak ortaya bir sonuç çıkabilir. Kimlik ile oy kullanma hem katılımın tam olmasını da sağlayabilir hem de hızlı ve güvenli olabilir. ABD yapılacak ilk seçimlerde bu yöntem uygulanabilir. Küresel salgının olduğu bu zamanlarda her birey kendi evinden, bulunduğu yerden resmi bireysel sayfasından oyunu ve gerekçelerini belirterek oyunu kullanabilir.

Demokrasinin geleceği bunun gerekli olacağını göstermektedir. Teknolojinin geliştiği zamanımızda iletişimin ve ulaşımın hızla arttığı bir gelişmede demokrasinin ana konusu olan seçim şekillerinin gelişmesinin önünde gizlilik artık bireyleri korunma amacına hizmet etmemektedir. Bireyler daha da açık olarak yönetimden ne beklediklerini belirtmeleri de yeni politikaların önünü açabilecektir. 

26 Mayıs 2020 Salı

Türkiye'de Felsefenin Bunalımı

Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana eğitimde ve kültür alanında felsefe ilgi ve ilgilenilen olarak gelişmesini yavaş sürdürmüştür doğal olarak, çünkü felsefe toplumda ve bireyde bir kaynamış sütün kaymağı niteliğindedir. O kaymak ki sütün içindedir. Süt ısınmalı ve kaynamalıdır kaymağının ortaya çıkması için. Cumhuriyet öncesi ülkemizde temelleri bulunan felsefe sütün içinde kalmış bir türlü ortaya çıkamamıştır.

Yüzyılını doldurmakta olan ülkemiz bir çok kez kaynamış, soğumuş ve tekrar kaynamıştır. Felsefe konusunda kıta felsefesi ele alınmıştır öncelikle kıta felsefesinin temelleri İyonya, Atina ve stao dönemlerinden geçmesi ve modern felsefe ile tamamlaması ile ülkemizinde temeller üzerinde ortaklığı bulunmaktadır bir çok islam filozofu nedeniyle. Temellerimiz aynı iken Avrupa aydınlanmasının felsefenin temellerinden doğarak gelişimini sürdürmüş iki büyük dünya savaşıyla tamamlamıştır. Sonraki aşamalar ise Analatik felsefenin etkisi altında tamamiyle bilimin teknoloji ideası altında ilerlemesini sürdürmektedir.

Ülkemiz üniversitelerinde felsefe bölümlerinin çoğalması ile felsefeci miktarının artması ve felsefe alanında uzmanlaşma gözle görülür hale gelmiştir. Ülkemizde ve küresel olarak süt (olay, olgu ve kavramlar) kaynamaya başlamıştır. Ülkemiz bu zamana kadar ki sürede küresel olarak teknoloji ve felsefe  konularında geride kaldığını bilmekle birlikte bunun nedenleri üzerine durarak arayı kapatma olanağına da ulaşmış durumdadır.

Günümüzdeki, felsefenin bunalımı ise bilgi sorunundan değil, felsefecilerin diyalog, tartışma zemin ve zamanı olanağından yoksun olmalarındandır. Diyalog ve tartışmalar eleştiriye, eleştiriler ise yeni bakış ve araştırmalara yöneltecektir. Birey, toplum, doğa, zihin, insan, küresellik, ekonomi, bilim, felsefe, sanat, din, ilişkiler, değerler, medeniyet, tarih, uzay ve insan, insan hakları, edep, mesafe, güvenlik, özgürlük, bilgi, varlık, anlam, meslekler, eğitim, kurum, ruh, canlılık gibi bir çok konuda fikirlerin bir araya gelme ortamına ihtiyaç bulunmaktadır. Fikirler boşlukta adeta konacağı zihin ve bilinç arar durumdadır. Her fikir sahibi edep ve adap içinde fikirlerini sahiplenmeli ve savunmalıdır. Eleştiri ve kritik kendisine ortam ve zemin bulmak zorundadır. Kutuplaşma, kamplaşmaya meydan vermeden her felsefeci kendi fikrini mevcut bilgiler üstünde ortaya koymalıdır.

Düşünce dünyamızın gelişmesi felsefenin gelişmesine bağlı olmakla birlikte, cumhuriyetten bu yana kaynayan sütün üstünde kaymağın ortaya çıkmaya başladığını söyleyebiliriz. Felsefenin bunalımı bu kaymağın boşa gitmesi anlamına gelmektedir. Buna izin vermemek için zıt fikirlerin karşılaşması, bilinen bilgilerden bilinmeyene ulaşma çabalarının çarpışması, yeni ve eski fikirlerin eleştirisi ve kritiği, fikir sahiplerinin görünür olması ve savunduğunun bilinir olması, tüm bunların olabilmesi için aracıların, mekan ve zamanın olması gerekmektedir.

Monolog felsefe, kendini sınırlamak ve kısıtlamaktadır. Kitaplarda, yayınlarda kalan ve söze gelmeyen, antitezi ile karşılaşmayan fikir ve düşünceleri, felsefenin bunalımı olarak adlandırabiliriz.

Doğru ve gerçeğin ortaya çıkması yanlış denilen bilgilerin enerjisine, antitezine ihtiyaç duyar.


23 Mayıs 2020 Cumartesi

Küresel Salgın ve Post-truth İlişkisi

İnsan yaşamı kendini tekrar eden yaşantıların devamına yatkındır. Düzenlilik ister. Günlük yaşantısının kötü süprizler ile karmaşıklığından kaçınır. Gelecek yaşantılarınında  planlı ve programladığı şeklinde oluşmasını arzu eder. İstikrar isteğindedir.

Toplum yaşamı da düzenli bir akış, büyük sorunların ve krizlerin olmadığı, iyi gelişmelerin haberlerini alma isteğinde ümitlerin olduğu, felaketlerin  yaşanmayacağı, karışıklık ve kaosun görülmeyeceği ve konumuz olan küresel savaşların (iki dünya savaşı) olmayacağı bir gelecek istemektedir.

Geçen yüzyıl bu zamanlarda hem salgın hem de olmuş olan iki dünya savaşın ilkinin bitişinin yüzyılında bulunmaktayız. İki büyük dünya savaşını yaşamış olan her insan için büyük felaket yılları sayılmaktadır o yıllar. Savaşlardan sonra tüm dünyada yeni nesillere bu savaşlar hakkındaki tüm bilgiler eğitim ve öğretimle verilmiş durumdadır. Milenyum kehanetleri toplumlardaki savaş endişesini yok etmeye yönelik olsa da bunu başaramadığı kabul edilebilir.

Geçen yüzyıldaki iki kötü savaştan sonra tüm kültürel yapılar, bu savaşların tekrar olmaması adına bir çok fikir ve eser ürettiler. İnternet ile yerel ve küresel bilgi ve yaşantılar bir araya geldiler. Haberleşme ve dolaşım hızı küresel sermayenin doğuya transferi ile küresel merkez ortadan kalktı. Batıda olan merkez doğuya yayılarak bir denge arayışına girdi. Küresel salgın beklenmedik bir anda ortaya çıkarak günlük yaşayış ve işleyişi durdurdu.

Bireylerin zaman algısının bir yılı toplumlar için yüzyıl olabilmektedir. Bir birey yıl içinde yaşadığı bir felaketinin tekrarını ertesi yıl aynı zamanlarda anarken toplumlar bilinç altında yüzyıllık periyodik anma hissinde olabilir.  Bireyler kendileri için iyi ve önemli günleri yıl dönümü olarak anarken toplumlar yıl, on yıl ve katları, yüzyıl dönümü olarak anmaktadırlar. Felaketleri anma dönümleri pek tercih edilememesinin anlaşılır nedenleri bulunmakla birlikte zihinlerde de hatırlanmadığı anlamına gelmemektedir.

Küresel hafızada, geçen yüzyılın küresel savaşlarının tekrarlanan felaket olasılığına karşı post-truth hali gelişen bir bağışıklık olurken, küresel salgın kendi tehlikesini bulunduğumuz yüzyıl başlarından itibaren bir kısım belirtileri ile birlikte üretilen bir çok fikir ve eserde gösterdiği halde tedbir alınamaması küresel savaş olasılığının küresel salgına yeğ tutulmasının göstergesi olmaktadır.

Post-truth dönemsel küresel savaş tehlikesine karşı oluşan küresel bir huzursuzluk olup bağışıklık kazanmaya yönelik çabadır. Bu çaba, ikinci tehlike olan küresel salgın olasılığına karşı bir çok kesim tarafından yapılan uyarı niteliğindeki bilimsel ve sanatsal çalışmalara karşın yönetimler ve halklar tarafından dikkate alınmasını engellemiştir.

Kültürel ve bilim alanında küresel salgın olma olasılığının çok yüksek olduğu ortaya konurken yönetimler ve halklar küresel savaş olasılığını bilinç altlarında öncelikli olmasından dolayı küresel salgın olasılığına karşı kayıtsız kaldıkları ortaya çıkmaktadır. Savaş olmaması sevindirici iken ikinci felaket olan salgının yüzyıl tekrarını beklememenin verdiği sorunu bugün evlerimizde kalarak öğrenmekteyiz.

Bu bilgiler ışığında küresel salgın sonrası küresel yaşam iki büyük tehlikeyi de atlatmanın rahatlamasını yaşayacak ve bilimsel, felsefik, dini ve sanatsal hedeflerin doğa ve insan anlayışındaki gelişimler ile çevre sorunlarının çözülmesinde işbirliğinin artması, ulus devletlerin korunarak küresel birliğe doğru ilerlemesi beklenebilir. 

İkinci dönüm noktası olan yirmi yıl sonrası için de gerekli önlemler alınarak işbirliğinin ve anlaşmaların yapılması ile uzay çalışmalarının hız kazanacağını tahmin etmek zor değildir. 


17 Mayıs 2020 Pazar

Kurumlarının Ruhu

Özel ve resmi kurumlar cumhuriyet ve demokrasinin vazgeçilmez oluşumlarıdır. Sistemin işleyişi ve devamı için olması zorunlu koşullardır.

Fiziksel olarak binalarda onların temsilini görmekteyiz. Eğitim kurumları denilince okul binaları zihnimizde canlanmaktadır.

Küresel salgın zihnimizdeki bu kurumların fiziksel temsillerine nasıl bir etkide bulunacaktır.

Cumhuriyetin ilk yılları ile başlayan okul inşa temelinde kurumun kalıcı olması koşulu olan standart oluşturma ve ülke geneline yayma planı bulunmaktaydı. Öyle de oldu tüm ülkedeki okul fiziksel standardı oluşturuldu. Basit, yalın ve kullanılışlı olma amacında. İlk zamanlar ilkokul birinci sınıfta olan öğrenciler aynı öğretmenleriyle ilkokul son sınıfa kadar öğreten öğrenen ilişkisi içindeydi. Bunun en temel nedeni öğretmen azlığı ve sistemin oturması için az hareketlilik esasıydı.

Modern ilkokul ve orta öğretim okullarında genel olan öğrenciler okul hayatlarında bir çok öğretmenden öğretim almakta olup öğretmenliğin artık bir kişilik değil bilgi merkezi olmasına yol açmıştır. Öğretmenlerin bir çok yer değiştirme durumu onları kişilik oluşumundan bilgi kaynağı konumuna yöneltmiştir.

Küresel salgın günlerinde eğitim kurumlarının hem fiziksel hemde öğrenmenin bilgi kaynağı değişmek zorunda kalmıştır. Eğitim kurumlarının fiziksel hali (okul binaları) ve birebir öğretim veren bilgi kaynakları (öğretmenler) zihinlerde yerlerini korusalar da sanal ortamda belli sayıdaki bilgi kaynağı öğrencilerin geneline bilgi sunmaktadır. Öğrencilerin zihinleri ulaşırken, bedenlerin hareketi kurumların ruhuna ulaşamamaktadır. " Gitmek" eylemi yerini " Saatinde öğrenmeye hazır olmak " eylemine dönüşmüştür.

Temel toplumsal kurum olarak eğitim kurumlarından başlanmasının nedeni insanlığın sahip olduğu tüm kültürel ve medeniyet unsurlarının yeni nesillere aktarılması gibi önemli bir işlevinden dolayıdır.

Sağlık ve dengi yönetim kurumlarının çalışma esasları ve şekilleri her ülkenin kendine özgü yasaları ile belirlenmiştir. Sağlık çalışanları hem bedensel hemde ruhsal olarak kurumlarında bulunmaktadırlar.

Sağlık kurumlarının ruhu çalışanlarıyla birlikte yeryüzündeki haber bekleyen tüm bilinçlerde dolaşmakta ve varlığını hissettirmektedir.

İnsanın oluşturduğu her eserde, inşa ettiği her temelde onun ruhunun yansıması vardır.

Kurumların fiziksel halinin inşası ve kurulduğu günden bu güne değin çalışmış insanların ruhları bulunmaktadır, her kurumun gelişmesindeki katkılarının yansıması şeklinde.

Kurumların ruhunda bireysel duygu hallerini temsil niteliğinden toplum ortak vefa duygusuna geçiş vardır.                                                                                                                                              

Toplumsal vefa duygusu tür içgüdüsünden gelmektedir ve her tür olmaya aday canlının 
genetiğinde aktif olmaya hazır olarak bulunmaktadır. 

Kurumların ruhunda toplumsal vefa duygusuna sağduyu ve onun ortaklı eşlik eder.

Şimdi ev denen aile kurumuna sığındık, küresel salgın tehlikesine karşı. Aile olmamış bireyleri de taşımakta ev kurumları. İnsanın temel ve başlangıç kurumunda bulunmaktayız şu an. Yüzyıllar öncesi dönemde mağaradan ilk yaptığımız basit kulübelerimize geçer gibi haldeyiz. Bizlerin güvenliği olan ev duvarlarının içinde bulunmaktayız. O dış duvar zarımızın içinde dış dünyadan gelebilecek tehlikelere karşı korunma amacındayız tıpkı ilk hücrenin dış zarını oluşturma aşaması gibi. Ev kurumunun ruhu bizlerden gelmekte.

Bireysel kurumların temeli ve başlangıcında birey ve aile ile onun korunması amacıyla oluşturulan ev bulunmaktadır. 

Bireyin ve ailenin temel kurumu, merkezi, dış dünyadan onu özel kılan evidir.

Bireyler enerjiyi içinde taşıyan madde halindedirler. Hareket etme, ilişkiler, madde ve enerji üzerine etki haline geçişler enerji formunda olduğu halleridir. Maddeye etki etme şekil verme yani kurum (fiziksel bina) oluşturma hali enerjiyi dondurma davranışıdır. Kurumlar enerjinin donmuş örnekleridir. Kurumların amacı vardır. Ortaya çıkışı ve devamı için oluşturulurlar. Kurumların içindeki insan amaç ve hareketleri o kurumun ruhunu oluşturur. Eğer bir kurum amacını tamamlamış ve kullanılmamaya başladığında artık ruhunu da kaybeder. O ruh sadece bilgi olarak insan hafızasında ve yazdığı kayıtlarda kalır tarih olur. İnsanlık tarihi de biz insanlığın ruhunu yansıtır. Canlılık ruhu evrene etkisinde ortaya çıkar. Madde ve enerjiye etkilerinde oluşur. Diğer canlılarla etkileşiminde, iletişiminde gelişir. Canlı ister dna'sındaki yazılanı yaşasın isterse de o yeni etkilerde bulunsun tüm hareketi ruhunu yansıtır. Canlı ruhu madde ile enerji etkileşiminden doğması nedeniyle bir canlının ölmesi halinde onun ruhu büyük enerji akışına katılır bedeni parçalanırken. Her ruhsal hareket evrence kayıt edilir. Nereye kaydedildiğini bilemeyiz. Bir atoma olabilir. Bir atom altı sicime de olabilir. Kaydedilen bilgi her zaman tekrar ortaya çıkma olasılığı bulunmaktadır. Tekrar ortaya çıkan canlının bu ruhu iyi ve kötü olarak değerlendirilmez. Akış ve ilerlemedeki yeri ve etkisi üzerine durulabilir anca bize göre bu devasa evrende.

Bu teorimizin ışığında her canlının ruhu özelleşmiş enerji biçimidir. Her kurumun ruhu onun ortaya çıkış amacında ve kullanılma sürecinde oluşur.




Duyular ve Duygular

Duyarız müziği, bir an ahenkli sesin kulaklarımızdan zihnimize yansıdığını hissederiz. Müzik devam etmektedir, havada salınan çiçek kokusu misali, sahile vuran dalgalar gibi, esen meltemlerin tenimize değmesi, ufka bakışımızdaki odaklanma çabası gibi akar müzik kulaklarımızdan zihnimize.

O ezgiler, sesler zihnimizde yerleşir, duyudan duyguya geçiş anları başlamıştır artık. Mekanla birleşir nağmeler, nesnelerle bir olur tüm ritimler. Müzik ve sesler canlanmaya göze görünmeye başlarlar mekan ve nesneler ile. Yaşadıklarımızın tekrarını hissetmek, yaşayacaklarımızın isteklerimize göre olmasını istemek. Bir müzik ve şarkı bölünür tüm zihinlerde aynı hali ile farklı yaşantılara dokunur tüm sihiri ile. Ne kadar dinlense de tüketilemez bir sonsuz kaynaktan gelen zemzem suyu gibidir adeta.

Kişilerde dolaşır anılar halinde müzik birbirine bağlayarak. " Bizim parçamız ", " Senin sevdiğin şarkı ", milli müzik ve şarkı olarak, uzak ve yakın tarihten gelen yaşanmışlıkların tüm müzikleri ve şarkıları birer duyguya dönüşmüştür artık. O ezgiler ahenkli sesten, birer anısı, yaşanmışlığı olan duygulara dönüşmüştür.  Tanıdık ezgiler havada süzülüp kulağımıza oradan zihnimize geldiğinde bir durur, hatırlarız ve duygulanırız. Duyu ile zihnimize yerleşenler, duygularımızla kalpten başlayan bedeninin iç yaşantısına dönüşür tüm hücrelerdeki yakamoz ışıltısı dolaşır bedenimizde bir uçtan bir uca. Hücrelerin bedeni algılaması ve sağlıklı olma göstergesidir bu kıpırtılar. Canlılığın çoşkusudur duyguların yaşanması tüm bedenimizde.

Tılsımlı tınıları dinlerken içimizde kıpırdar sanki kanımız, bir el mesafesinde hissederiz, uzanıp da alabilecekmişiz gibi istediğimizi. Varlık zamanda durmuş, ezgiler süresince ilerlemektedir adeta. Taşma, fışkırma, sıçrama eylemlerine doğru bizleri itmektedir dakikalar sonrasında.  

11 Mayıs 2020 Pazartesi

Boşluktan Yere İniş

Yağmur hiç yağmıyor, rüzgar da esmiyordu bu boşlukta. Boşlukta her yer aynı idi hareketler de öyle. Yön yoktu, ileri ve geri gidilen düz bir çizgi gibiydi adeta. Orada güneşin etkisi en aza iniyordu. Karanlık daha hakimdi.

Boşluk çok büyük ve genişti. Boşluktan yere inilmesi arası çok zaman geçecekti. Boşluktaki zaman çok uzun sürdü. Soğuk ve sıcaklık, oksijen ve karbondioksit oranları boşluktaki varlığa  en büyük etkiyi ediyordu. Bu oranlara göre varlık çoğalıyor veya azalıyordu. Boşlukta duygu, düşünce, yoktu. Hızlı bir yaşam hüküm sürüyordu orada. Durmayan ve sürekli hareketin varlığı geliştirmesi şeklinde ilerliyordu. Düşüncenin bedene yansımasını görebilirdiniz orada. Renklere, çıkıntılara, dikenlere, daha hızlı olmaya, esnek davranmaya yansıyordu tüm düşünceler. Duygu ise yoktu bu hızlı hareketin ortasında. Duyuların gelişmesinden duygu oluşumuna izin yoktu. Duyu, hareket ve düşüncenin bedene yansıması vardı.

Boşlukta her türlü canlı birbiriyle rekabet halinde idi. Bu hayatta kalma mücadelesinin rekabeti idi. Boşluk sulardaki hayattı. Sularda yaşayan canlıların hayatı. Boşluk suyun içindeki yerden bağımsız olan her türlü balık türünün suda yüzmesi, avlanması veya av olması hali. Ne yerde ne de havada idiler. ikisinin ortasında sudaki boşlukta bulunuyorlardı. Hala da öyle. İlk zamanlardaki gibi yaşama kanunları aynı boşluk kanunlarına uyuyorlar. Büyük balık küçük balığı yer, hızlı yüzen, daha çabuk büyüyen, saldırı ve savunmasını geliştirenler hayatta kalır ve çoğalırlar. Yapamayanların nesli biter, daha yere inmeden.

Sudan karaya çıkış boşluktan yere iniştir. Artık yere bağımlı hareket başlamıştır. Isı,nem, ağırlık, hareket şekli önemlidir. Önce yer ile bağlantı organları sonra da ilerleme hareketleri. Yerde boşlukta olmayan bir çok özellik bulunmaktadır. Görüş ufku artmıştır. Görme puslu olmaktan çıkmış netleşmiştir. Gece hareketi boşluğun aksine durmuştur. Yer boşluk kadar dolu değildir. Rekabet şartları azalmış, hayatta kalma şansı daha da artmıştır. Yeri işgal eden ilk önce bitkiler olmuştur. Önce gelip tüm yeri doldurmuşlardır. Boşluktan gelenlerin kendilerine saldıracağını bilselerdi hareket etmeyi tercih etmenin yollarını ararlardı belki de. Fakat o kadar çoktular ki anlaşılan en güçlü savunmalarını keşfetmişlerdi zaten, sayıca ve çeşit olarak  geniş alana hızlıca yayılma ve büyüme yeteneği. Yerin eşsiz ve bolca bulunan besininden yararlanma yeteneği, başka canlıdan beslenme ihtiyaç duymamanın özgürlüğü. Güneş, su ve toprak en çok bulunan değil miydi yerde. Bitmez ve tükenmez bu kaynaklar sayesinde türlerini hangi canlı bitirebilirdi ki.

Fetüs, dokuz ay boşlukta gelişmektedir. Yere inişi sırt üstünde durmakla başlamaktadır. Sonra emekleyerek ve nihayetinde ayakları üzerinde devam etmektedir yaşamına. Ölürken de sırtüstü kalınmaktadır omurgamıza son kez yaslanarak.

Bizlerin, o boşluktan yürümeye kadar süren temel aşamalardan geçtiğimizin göstergesidir, yaşadıklarımız.

BBD Yöntem ve Uygulamaları - 134

Günaydın, değerli sağlık sever dostlarım. Bugün ülkemiz Türkiye 'nin " Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dır.  Bayramınızı ku...