27 Mayıs 2020 Çarşamba

Demokrasi'de Yeni Açılımlar

Demokrasi iki bin yılı geçkin olarak bilinmesine rağmen üstüne bir şey eklemeden devam etmesi düşünülemez. Bir yönetim tarzının uzun yıllar statik bir yapıda olması o sistemin en iyi şekilde uygulanmasının önüne değişen toplum ve birey düşüncelerinin yaşayış şekillerine yeterli olamaması şeklinde zorluklar çıkmasına neden olmaktadır. Dolayısı ile mevcut demokrasi gelişen çağımız isteklerine yeterli olmakta mıdır gibi bir soru her zaman her konuda sorulabilir.

Demokrasinin en belirgin özelliği olan seçimlerde oy veren her bireyin hangi oyu kullandığı artık gizlenmesine gerek kalmadığı dönemlere doğru ilerlemekteyiz. Teknolojinin gelişimiyle bireyler sanal ortamdaki ilgilendikleri her konu hakkında iz bırakmaktadırlar. Bireyler ilgi alanlarının öğrenilmesini zaten sanal ortama girerek kabul etmektedirler. Bu haliyle her bireyin ismini ve bilgileri açık olarak oy kullanmaktan çekinmeyeceği dönemlere doğru ilerlemekteyiz. Bir çok ülkede sanal ortamda oy kullanımı başlamış olması artık bireysel olarak oy tercihini kullanırken kimlik bilgileriyle kullanmaları gerekli hale gelmektedir. Böylelikle bir ülke içi oy kullanımlarının sanal ortamda dış etkenler tarafından müdahale edilerek değiştirilme olasılığı da ortadan kalmış olur. Bireyler oylarını gerekçeleri ile kullanmaları yönetimler açısından daha da planlarının nasıl oluşması gerektiği hakkında bilgi verecektir. Sanal ortamda bireysel resmi sitelerden yapılacak açık oylar hem seçimlere dış müdahaleyi engeller hem de ön eleme imkanları seçimin hangi yönde ilerleyebileceğini  gösterecektir. Mevcut yönetimlerin ara istatistiksel seçimler yaparak halkın hangi konular üzerinde değişen fikirleri olduğuna dair geri bildirimler alma imkanı da olabilecektir. Bir birey sanal ortamdaki oy sayfasında nereye oy vereceğini belirterek seçmeli olarak daha fazla istatistiksel soruya cevap vererek işlemini tamamlayabilir. Demokrasi de oy şeffaflığı dönemi olarak yeni bir açılım şekli yapılabilir.

Buna karar verecek olanlar konunun uzmanları olacaktır. Faydaları zararları tartışılarak demokratik olarak ortaya bir sonuç çıkabilir. Kimlik ile oy kullanma hem katılımın tam olmasını da sağlayabilir hem de hızlı ve güvenli olabilir. ABD yapılacak ilk seçimlerde bu yöntem uygulanabilir. Küresel salgının olduğu bu zamanlarda her birey kendi evinden, bulunduğu yerden resmi bireysel sayfasından oyunu ve gerekçelerini belirterek oyunu kullanabilir.

Demokrasinin geleceği bunun gerekli olacağını göstermektedir. Teknolojinin geliştiği zamanımızda iletişimin ve ulaşımın hızla arttığı bir gelişmede demokrasinin ana konusu olan seçim şekillerinin gelişmesinin önünde gizlilik artık bireyleri korunma amacına hizmet etmemektedir. Bireyler daha da açık olarak yönetimden ne beklediklerini belirtmeleri de yeni politikaların önünü açabilecektir. 

26 Mayıs 2020 Salı

Türkiye'de Felsefenin Bunalımı

Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana eğitimde ve kültür alanında felsefe ilgi ve ilgilenilen olarak gelişmesini yavaş sürdürmüştür doğal olarak, çünkü felsefe toplumda ve bireyde bir kaynamış sütün kaymağı niteliğindedir. O kaymak ki sütün içindedir. Süt ısınmalı ve kaynamalıdır kaymağının ortaya çıkması için. Cumhuriyet öncesi ülkemizde temelleri bulunan felsefe sütün içinde kalmış bir türlü ortaya çıkamamıştır.

Yüzyılını doldurmakta olan ülkemiz bir çok kez kaynamış, soğumuş ve tekrar kaynamıştır. Felsefe konusunda kıta felsefesi ele alınmıştır öncelikle kıta felsefesinin temelleri İyonya, Atina ve stao dönemlerinden geçmesi ve modern felsefe ile tamamlaması ile ülkemizinde temeller üzerinde ortaklığı bulunmaktadır bir çok islam filozofu nedeniyle. Temellerimiz aynı iken Avrupa aydınlanmasının felsefenin temellerinden doğarak gelişimini sürdürmüş iki büyük dünya savaşıyla tamamlamıştır. Sonraki aşamalar ise Analatik felsefenin etkisi altında tamamiyle bilimin teknoloji ideası altında ilerlemesini sürdürmektedir.

Ülkemiz üniversitelerinde felsefe bölümlerinin çoğalması ile felsefeci miktarının artması ve felsefe alanında uzmanlaşma gözle görülür hale gelmiştir. Ülkemizde ve küresel olarak süt (olay, olgu ve kavramlar) kaynamaya başlamıştır. Ülkemiz bu zamana kadar ki sürede küresel olarak teknoloji ve felsefe  konularında geride kaldığını bilmekle birlikte bunun nedenleri üzerine durarak arayı kapatma olanağına da ulaşmış durumdadır.

Günümüzdeki, felsefenin bunalımı ise bilgi sorunundan değil, felsefecilerin diyalog, tartışma zemin ve zamanı olanağından yoksun olmalarındandır. Diyalog ve tartışmalar eleştiriye, eleştiriler ise yeni bakış ve araştırmalara yöneltecektir. Birey, toplum, doğa, zihin, insan, küresellik, ekonomi, bilim, felsefe, sanat, din, ilişkiler, değerler, medeniyet, tarih, uzay ve insan, insan hakları, edep, mesafe, güvenlik, özgürlük, bilgi, varlık, anlam, meslekler, eğitim, kurum, ruh, canlılık gibi bir çok konuda fikirlerin bir araya gelme ortamına ihtiyaç bulunmaktadır. Fikirler boşlukta adeta konacağı zihin ve bilinç arar durumdadır. Her fikir sahibi edep ve adap içinde fikirlerini sahiplenmeli ve savunmalıdır. Eleştiri ve kritik kendisine ortam ve zemin bulmak zorundadır. Kutuplaşma, kamplaşmaya meydan vermeden her felsefeci kendi fikrini mevcut bilgiler üstünde ortaya koymalıdır.

Düşünce dünyamızın gelişmesi felsefenin gelişmesine bağlı olmakla birlikte, cumhuriyetten bu yana kaynayan sütün üstünde kaymağın ortaya çıkmaya başladığını söyleyebiliriz. Felsefenin bunalımı bu kaymağın boşa gitmesi anlamına gelmektedir. Buna izin vermemek için zıt fikirlerin karşılaşması, bilinen bilgilerden bilinmeyene ulaşma çabalarının çarpışması, yeni ve eski fikirlerin eleştirisi ve kritiği, fikir sahiplerinin görünür olması ve savunduğunun bilinir olması, tüm bunların olabilmesi için aracıların, mekan ve zamanın olması gerekmektedir.

Monolog felsefe, kendini sınırlamak ve kısıtlamaktadır. Kitaplarda, yayınlarda kalan ve söze gelmeyen, antitezi ile karşılaşmayan fikir ve düşünceleri, felsefenin bunalımı olarak adlandırabiliriz.

Doğru ve gerçeğin ortaya çıkması yanlış denilen bilgilerin enerjisine, antitezine ihtiyaç duyar.


23 Mayıs 2020 Cumartesi

Küresel Salgın ve Post-truth İlişkisi

İnsan yaşamı kendini tekrar eden yaşantıların devamına yatkındır. Düzenlilik ister. Günlük yaşantısının kötü süprizler ile karmaşıklığından kaçınır. Gelecek yaşantılarınında  planlı ve programladığı şeklinde oluşmasını arzu eder. İstikrar isteğindedir.

Toplum yaşamı da düzenli bir akış, büyük sorunların ve krizlerin olmadığı, iyi gelişmelerin haberlerini alma isteğinde ümitlerin olduğu, felaketlerin  yaşanmayacağı, karışıklık ve kaosun görülmeyeceği ve konumuz olan küresel savaşların (iki dünya savaşı) olmayacağı bir gelecek istemektedir.

Geçen yüzyıl bu zamanlarda hem salgın hem de olmuş olan iki dünya savaşın ilkinin bitişinin yüzyılında bulunmaktayız. İki büyük dünya savaşını yaşamış olan her insan için büyük felaket yılları sayılmaktadır o yıllar. Savaşlardan sonra tüm dünyada yeni nesillere bu savaşlar hakkındaki tüm bilgiler eğitim ve öğretimle verilmiş durumdadır. Milenyum kehanetleri toplumlardaki savaş endişesini yok etmeye yönelik olsa da bunu başaramadığı kabul edilebilir.

Geçen yüzyıldaki iki kötü savaştan sonra tüm kültürel yapılar, bu savaşların tekrar olmaması adına bir çok fikir ve eser ürettiler. İnternet ile yerel ve küresel bilgi ve yaşantılar bir araya geldiler. Haberleşme ve dolaşım hızı küresel sermayenin doğuya transferi ile küresel merkez ortadan kalktı. Batıda olan merkez doğuya yayılarak bir denge arayışına girdi. Küresel salgın beklenmedik bir anda ortaya çıkarak günlük yaşayış ve işleyişi durdurdu.

Bireylerin zaman algısının bir yılı toplumlar için yüzyıl olabilmektedir. Bir birey yıl içinde yaşadığı bir felaketinin tekrarını ertesi yıl aynı zamanlarda anarken toplumlar bilinç altında yüzyıllık periyodik anma hissinde olabilir.  Bireyler kendileri için iyi ve önemli günleri yıl dönümü olarak anarken toplumlar yıl, on yıl ve katları, yüzyıl dönümü olarak anmaktadırlar. Felaketleri anma dönümleri pek tercih edilememesinin anlaşılır nedenleri bulunmakla birlikte zihinlerde de hatırlanmadığı anlamına gelmemektedir.

Küresel hafızada, geçen yüzyılın küresel savaşlarının tekrarlanan felaket olasılığına karşı post-truth hali gelişen bir bağışıklık olurken, küresel salgın kendi tehlikesini bulunduğumuz yüzyıl başlarından itibaren bir kısım belirtileri ile birlikte üretilen bir çok fikir ve eserde gösterdiği halde tedbir alınamaması küresel savaş olasılığının küresel salgına yeğ tutulmasının göstergesi olmaktadır.

Post-truth dönemsel küresel savaş tehlikesine karşı oluşan küresel bir huzursuzluk olup bağışıklık kazanmaya yönelik çabadır. Bu çaba, ikinci tehlike olan küresel salgın olasılığına karşı bir çok kesim tarafından yapılan uyarı niteliğindeki bilimsel ve sanatsal çalışmalara karşın yönetimler ve halklar tarafından dikkate alınmasını engellemiştir.

Kültürel ve bilim alanında küresel salgın olma olasılığının çok yüksek olduğu ortaya konurken yönetimler ve halklar küresel savaş olasılığını bilinç altlarında öncelikli olmasından dolayı küresel salgın olasılığına karşı kayıtsız kaldıkları ortaya çıkmaktadır. Savaş olmaması sevindirici iken ikinci felaket olan salgının yüzyıl tekrarını beklememenin verdiği sorunu bugün evlerimizde kalarak öğrenmekteyiz.

Bu bilgiler ışığında küresel salgın sonrası küresel yaşam iki büyük tehlikeyi de atlatmanın rahatlamasını yaşayacak ve bilimsel, felsefik, dini ve sanatsal hedeflerin doğa ve insan anlayışındaki gelişimler ile çevre sorunlarının çözülmesinde işbirliğinin artması, ulus devletlerin korunarak küresel birliğe doğru ilerlemesi beklenebilir. 

İkinci dönüm noktası olan yirmi yıl sonrası için de gerekli önlemler alınarak işbirliğinin ve anlaşmaların yapılması ile uzay çalışmalarının hız kazanacağını tahmin etmek zor değildir. 


17 Mayıs 2020 Pazar

Kurumlarının Ruhu

Özel ve resmi kurumlar cumhuriyet ve demokrasinin vazgeçilmez oluşumlarıdır. Sistemin işleyişi ve devamı için olması zorunlu koşullardır.

Fiziksel olarak binalarda onların temsilini görmekteyiz. Eğitim kurumları denilince okul binaları zihnimizde canlanmaktadır.

Küresel salgın zihnimizdeki bu kurumların fiziksel temsillerine nasıl bir etkide bulunacaktır.

Cumhuriyetin ilk yılları ile başlayan okul inşa temelinde kurumun kalıcı olması koşulu olan standart oluşturma ve ülke geneline yayma planı bulunmaktaydı. Öyle de oldu tüm ülkedeki okul fiziksel standardı oluşturuldu. Basit, yalın ve kullanılışlı olma amacında. İlk zamanlar ilkokul birinci sınıfta olan öğrenciler aynı öğretmenleriyle ilkokul son sınıfa kadar öğreten öğrenen ilişkisi içindeydi. Bunun en temel nedeni öğretmen azlığı ve sistemin oturması için az hareketlilik esasıydı.

Modern ilkokul ve orta öğretim okullarında genel olan öğrenciler okul hayatlarında bir çok öğretmenden öğretim almakta olup öğretmenliğin artık bir kişilik değil bilgi merkezi olmasına yol açmıştır. Öğretmenlerin bir çok yer değiştirme durumu onları kişilik oluşumundan bilgi kaynağı konumuna yöneltmiştir.

Küresel salgın günlerinde eğitim kurumlarının hem fiziksel hemde öğrenmenin bilgi kaynağı değişmek zorunda kalmıştır. Eğitim kurumlarının fiziksel hali (okul binaları) ve birebir öğretim veren bilgi kaynakları (öğretmenler) zihinlerde yerlerini korusalar da sanal ortamda belli sayıdaki bilgi kaynağı öğrencilerin geneline bilgi sunmaktadır. Öğrencilerin zihinleri ulaşırken, bedenlerin hareketi kurumların ruhuna ulaşamamaktadır. " Gitmek" eylemi yerini " Saatinde öğrenmeye hazır olmak " eylemine dönüşmüştür.

Temel toplumsal kurum olarak eğitim kurumlarından başlanmasının nedeni insanlığın sahip olduğu tüm kültürel ve medeniyet unsurlarının yeni nesillere aktarılması gibi önemli bir işlevinden dolayıdır.

Sağlık ve dengi yönetim kurumlarının çalışma esasları ve şekilleri her ülkenin kendine özgü yasaları ile belirlenmiştir. Sağlık çalışanları hem bedensel hemde ruhsal olarak kurumlarında bulunmaktadırlar.

Sağlık kurumlarının ruhu çalışanlarıyla birlikte yeryüzündeki haber bekleyen tüm bilinçlerde dolaşmakta ve varlığını hissettirmektedir.

İnsanın oluşturduğu her eserde, inşa ettiği her temelde onun ruhunun yansıması vardır.

Kurumların fiziksel halinin inşası ve kurulduğu günden bu güne değin çalışmış insanların ruhları bulunmaktadır, her kurumun gelişmesindeki katkılarının yansıması şeklinde.

Kurumların ruhunda bireysel duygu hallerini temsil niteliğinden toplum ortak vefa duygusuna geçiş vardır.                                                                                                                                              

Toplumsal vefa duygusu tür içgüdüsünden gelmektedir ve her tür olmaya aday canlının 
genetiğinde aktif olmaya hazır olarak bulunmaktadır. 

Kurumların ruhunda toplumsal vefa duygusuna sağduyu ve onun ortaklı eşlik eder.

Şimdi ev denen aile kurumuna sığındık, küresel salgın tehlikesine karşı. Aile olmamış bireyleri de taşımakta ev kurumları. İnsanın temel ve başlangıç kurumunda bulunmaktayız şu an. Yüzyıllar öncesi dönemde mağaradan ilk yaptığımız basit kulübelerimize geçer gibi haldeyiz. Bizlerin güvenliği olan ev duvarlarının içinde bulunmaktayız. O dış duvar zarımızın içinde dış dünyadan gelebilecek tehlikelere karşı korunma amacındayız tıpkı ilk hücrenin dış zarını oluşturma aşaması gibi. Ev kurumunun ruhu bizlerden gelmekte.

Bireysel kurumların temeli ve başlangıcında birey ve aile ile onun korunması amacıyla oluşturulan ev bulunmaktadır. 

Bireyin ve ailenin temel kurumu, merkezi, dış dünyadan onu özel kılan evidir.

Bireyler enerjiyi içinde taşıyan madde halindedirler. Hareket etme, ilişkiler, madde ve enerji üzerine etki haline geçişler enerji formunda olduğu halleridir. Maddeye etki etme şekil verme yani kurum (fiziksel bina) oluşturma hali enerjiyi dondurma davranışıdır. Kurumlar enerjinin donmuş örnekleridir. Kurumların amacı vardır. Ortaya çıkışı ve devamı için oluşturulurlar. Kurumların içindeki insan amaç ve hareketleri o kurumun ruhunu oluşturur. Eğer bir kurum amacını tamamlamış ve kullanılmamaya başladığında artık ruhunu da kaybeder. O ruh sadece bilgi olarak insan hafızasında ve yazdığı kayıtlarda kalır tarih olur. İnsanlık tarihi de biz insanlığın ruhunu yansıtır. Canlılık ruhu evrene etkisinde ortaya çıkar. Madde ve enerjiye etkilerinde oluşur. Diğer canlılarla etkileşiminde, iletişiminde gelişir. Canlı ister dna'sındaki yazılanı yaşasın isterse de o yeni etkilerde bulunsun tüm hareketi ruhunu yansıtır. Canlı ruhu madde ile enerji etkileşiminden doğması nedeniyle bir canlının ölmesi halinde onun ruhu büyük enerji akışına katılır bedeni parçalanırken. Her ruhsal hareket evrence kayıt edilir. Nereye kaydedildiğini bilemeyiz. Bir atoma olabilir. Bir atom altı sicime de olabilir. Kaydedilen bilgi her zaman tekrar ortaya çıkma olasılığı bulunmaktadır. Tekrar ortaya çıkan canlının bu ruhu iyi ve kötü olarak değerlendirilmez. Akış ve ilerlemedeki yeri ve etkisi üzerine durulabilir anca bize göre bu devasa evrende.

Bu teorimizin ışığında her canlının ruhu özelleşmiş enerji biçimidir. Her kurumun ruhu onun ortaya çıkış amacında ve kullanılma sürecinde oluşur.




Duyular ve Duygular

Duyarız müziği, bir an ahenkli sesin kulaklarımızdan zihnimize yansıdığını hissederiz. Müzik devam etmektedir, havada salınan çiçek kokusu misali, sahile vuran dalgalar gibi, esen meltemlerin tenimize değmesi, ufka bakışımızdaki odaklanma çabası gibi akar müzik kulaklarımızdan zihnimize.

O ezgiler, sesler zihnimizde yerleşir, duyudan duyguya geçiş anları başlamıştır artık. Mekanla birleşir nağmeler, nesnelerle bir olur tüm ritimler. Müzik ve sesler canlanmaya göze görünmeye başlarlar mekan ve nesneler ile. Yaşadıklarımızın tekrarını hissetmek, yaşayacaklarımızın isteklerimize göre olmasını istemek. Bir müzik ve şarkı bölünür tüm zihinlerde aynı hali ile farklı yaşantılara dokunur tüm sihiri ile. Ne kadar dinlense de tüketilemez bir sonsuz kaynaktan gelen zemzem suyu gibidir adeta.

Kişilerde dolaşır anılar halinde müzik birbirine bağlayarak. " Bizim parçamız ", " Senin sevdiğin şarkı ", milli müzik ve şarkı olarak, uzak ve yakın tarihten gelen yaşanmışlıkların tüm müzikleri ve şarkıları birer duyguya dönüşmüştür artık. O ezgiler ahenkli sesten, birer anısı, yaşanmışlığı olan duygulara dönüşmüştür.  Tanıdık ezgiler havada süzülüp kulağımıza oradan zihnimize geldiğinde bir durur, hatırlarız ve duygulanırız. Duyu ile zihnimize yerleşenler, duygularımızla kalpten başlayan bedeninin iç yaşantısına dönüşür tüm hücrelerdeki yakamoz ışıltısı dolaşır bedenimizde bir uçtan bir uca. Hücrelerin bedeni algılaması ve sağlıklı olma göstergesidir bu kıpırtılar. Canlılığın çoşkusudur duyguların yaşanması tüm bedenimizde.

Tılsımlı tınıları dinlerken içimizde kıpırdar sanki kanımız, bir el mesafesinde hissederiz, uzanıp da alabilecekmişiz gibi istediğimizi. Varlık zamanda durmuş, ezgiler süresince ilerlemektedir adeta. Taşma, fışkırma, sıçrama eylemlerine doğru bizleri itmektedir dakikalar sonrasında.  

11 Mayıs 2020 Pazartesi

Boşluktan Yere İniş

Yağmur hiç yağmıyor, rüzgar da esmiyordu bu boşlukta. Boşlukta her yer aynı idi hareketler de öyle. Yön yoktu, ileri ve geri gidilen düz bir çizgi gibiydi adeta. Orada güneşin etkisi en aza iniyordu. Karanlık daha hakimdi.

Boşluk çok büyük ve genişti. Boşluktan yere inilmesi arası çok zaman geçecekti. Boşluktaki zaman çok uzun sürdü. Soğuk ve sıcaklık, oksijen ve karbondioksit oranları boşluktaki varlığa  en büyük etkiyi ediyordu. Bu oranlara göre varlık çoğalıyor veya azalıyordu. Boşlukta duygu, düşünce, yoktu. Hızlı bir yaşam hüküm sürüyordu orada. Durmayan ve sürekli hareketin varlığı geliştirmesi şeklinde ilerliyordu. Düşüncenin bedene yansımasını görebilirdiniz orada. Renklere, çıkıntılara, dikenlere, daha hızlı olmaya, esnek davranmaya yansıyordu tüm düşünceler. Duygu ise yoktu bu hızlı hareketin ortasında. Duyuların gelişmesinden duygu oluşumuna izin yoktu. Duyu, hareket ve düşüncenin bedene yansıması vardı.

Boşlukta her türlü canlı birbiriyle rekabet halinde idi. Bu hayatta kalma mücadelesinin rekabeti idi. Boşluk sulardaki hayattı. Sularda yaşayan canlıların hayatı. Boşluk suyun içindeki yerden bağımsız olan her türlü balık türünün suda yüzmesi, avlanması veya av olması hali. Ne yerde ne de havada idiler. ikisinin ortasında sudaki boşlukta bulunuyorlardı. Hala da öyle. İlk zamanlardaki gibi yaşama kanunları aynı boşluk kanunlarına uyuyorlar. Büyük balık küçük balığı yer, hızlı yüzen, daha çabuk büyüyen, saldırı ve savunmasını geliştirenler hayatta kalır ve çoğalırlar. Yapamayanların nesli biter, daha yere inmeden.

Sudan karaya çıkış boşluktan yere iniştir. Artık yere bağımlı hareket başlamıştır. Isı,nem, ağırlık, hareket şekli önemlidir. Önce yer ile bağlantı organları sonra da ilerleme hareketleri. Yerde boşlukta olmayan bir çok özellik bulunmaktadır. Görüş ufku artmıştır. Görme puslu olmaktan çıkmış netleşmiştir. Gece hareketi boşluğun aksine durmuştur. Yer boşluk kadar dolu değildir. Rekabet şartları azalmış, hayatta kalma şansı daha da artmıştır. Yeri işgal eden ilk önce bitkiler olmuştur. Önce gelip tüm yeri doldurmuşlardır. Boşluktan gelenlerin kendilerine saldıracağını bilselerdi hareket etmeyi tercih etmenin yollarını ararlardı belki de. Fakat o kadar çoktular ki anlaşılan en güçlü savunmalarını keşfetmişlerdi zaten, sayıca ve çeşit olarak  geniş alana hızlıca yayılma ve büyüme yeteneği. Yerin eşsiz ve bolca bulunan besininden yararlanma yeteneği, başka canlıdan beslenme ihtiyaç duymamanın özgürlüğü. Güneş, su ve toprak en çok bulunan değil miydi yerde. Bitmez ve tükenmez bu kaynaklar sayesinde türlerini hangi canlı bitirebilirdi ki.

Fetüs, dokuz ay boşlukta gelişmektedir. Yere inişi sırt üstünde durmakla başlamaktadır. Sonra emekleyerek ve nihayetinde ayakları üzerinde devam etmektedir yaşamına. Ölürken de sırtüstü kalınmaktadır omurgamıza son kez yaslanarak.

Bizlerin, o boşluktan yürümeye kadar süren temel aşamalardan geçtiğimizin göstergesidir, yaşadıklarımız.

7 Mayıs 2020 Perşembe

Dünya'nın Dönme Hızı Azalıyor mu ?

Dünyanın dönme hızı azaldığını iklimlerin gecikmeli gerçekleşmesinden tahmin edilebilir mi ? Dönme hızı artsa idi mevsimsel olaylar erken başlayacak olup yavaşlaması halinde gecikmenin gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Dünya oluşumundan bu yana dönme hızının değişim gösterdiği tahmin edilmektedir.

Mevsimsel zamanın gecikmesinin iki nedeni olabilir. Kutuplardaki değişim ve dünyanın dönme hızının azalması. Eğer kutuplar neden ise yeryüzü dengesini korumak adına son çözüm olabilir. Kutuplardaki buzulların erimesi ile karaların eksilme olasılığı bulunmaktadır. Bu da tufanların, yağmur ve fırtınaların daha güçlü bir şekilde artması anlamına gelmektedir. Kutuplar denge kurmada yeterli olamaz ise yerkürenin dönme hızı azalacak ve her azalmanın kritik aşamalarında büyük felaketler ortaya çıkabilecektir. Bu işaretler geldiğinde artık biz insanların hızı azaltıcı nedenleri ortadan kaldırmak için harekete geçme vaktimiz geldiğini anlayacak ve yeryüzüne olan tüm olumsuz etkilerimizi gözden geçirme zorunluluğunda olacağız.

Petrol ve kömür toplu canlı ölümlerinin kanıtı olabilir mi ?

Bilim şu an içinde yaşadığımız dünyamızın yaşının yaklaşık dört milyar beş yüz kırk milyon yaşında olduğunu tahmin etmektedir. Canlılığın ortaya çıkması da dünyanın oluşumundan yaklaşık beş yüz milyon yıl sonra başladığı tahmin edilmektedir.  Canlıların ilk ortaya çıkışı ile bilinen tarihine kadar olan sürede bilmediğimiz canlı türleri neler yaşamıştır. Dünyanın dönmesinin durması gibi büyük felaketler yaşanıp toplu ölümler yaşanmış mıydı ?  Eğer dünya daha önce durdu ve tekrar hareket ettiyse bunu bilimsel olarak nasıl anlayabiliriz. Durma süresi ne kadar sürdü ? Hareket etmeye başladığında aynı yöne mi yoksa ters yöne mi dönmeye başladı ? Kömür ve petrolün toplu halde ayrı yerlerde bulunması bu bölgelerdeki canlıların toplu halde öldüklerine mi işaret etmektedir ? Bilim kömür ve petrolün oluşumlarının nasıl başladığını ve devam ettiğini bulabilmiş midir ? Şu an bilgiler bitkiler ve bakteriler hakkında olsa da farklı canlılar hatta günümüz canlıların ara formları kömür ve petrol oluşumunda mı bulunmaktadır ? Bilimin ara formları fosil olarak bulamaması kömür, petrol ve doğal gaz haline geldikleri için olabilir mi ? Dünyanın oluşum süresinden günümüze daha çok bilinmeyen ve karanlıkta kalan bilgileri olduğuna hiç de şüphe bulunmamaktadır.

Canlanmayı veya uyanmayı bekleyen hücreler

Bazı kıyaslamalar ile uzun zaman algısını anlaşılır hale getirmek mümkündür.1000 yılı bir saniye olarak alırsak dünyanın yaşı bu hesaplamaya göre 1 ay 22 gün olur.

50 yılı bir insan ömrü ortalaması olarak alırsak 90 milyon 800 yüz bin insan ömrü yapar. 50 yılı bir saniye olarak alırsak dünya yaşı 3 yıl eder. 100 yılı bir saniye olarak ele alırsak dünyanın yaşı 1 yıl 5 ay eder. Böyle kıyaslamalar ile zihnimizde uzun zamanları kısaltma, kavranılabilir hale getirebiliriz. Kavranılmış olan bu zaman algısının içine önemli olayları yerleştirmek ve değerlendirme yapmak daha kolaylaşmaktadır. Bu satırları okuduysanız ve zihninizde canlandırma yaptıysanız eğer yeni nöron hafıza hücreleri oluşturdunuz demektir. Bilgi taşıyan her konuşma ve yazma yani dilimizi her kullandığımızda düşüncede yer bulması halinde beynimizde hafıza hücreleri, nöronları oluşmaktadır.Kullanılan hücreler beslenip korunurken, kullanılmayanlar en az enerji harcayarak yarı canlı yarı cansız bir şekilde durmaktadırlar. Yapay zekada yapılması en zor kısım bu kısım olabilecektir. Canlanmayı veya uyandırılmayı bekleyen hücreler belki de rüyalarımızda aktif olabilmekte olup varlıklarını korumanın bir yolu olarak bu yöntemi bulmuş olabilir bedenimiz, zihnimiz. Aklın bedende, beyinde oluşumunun yapı taşları da bu olgudan çıkmaktadır belki de. İnsan aklı gelişiminin bu hücre davranış şekli ile oluşabileceği ön görüsünde bulunabiliriz.

Psikanalizde yeni açılımlar

İnsan beyninde oluşmuş bilgi hücreleri, bilgi nöronları kullanılmadığı zaman en az enerji ile varlıklarını sürdürme çabasındadırlar. Beyin ve beden de bu hücreleri korumaya yardımcı olmaktadır. Bu hücreler veya nöronlar varlığını nasıl sürdürecektir kullanılmadıkları halde. İnsan zihni günlük yaşantı içinde bazı düşünme ve fikir pratikleri yapmaktadır zorunlu olarak. Basit ve karmaşık bu pratikler hafızaya kaydedilirken nöron iletişim ağlarından geçerken arada uykudaki veya yarı canlı yarı ölü hücrelerin üzerinden de geçmektedir. Uykudaki bu nöronlar bilginin nöronlar arasından geçerken köprü, iletken görevini üstlenmektedirler. Dolayısıyla bu geçişler onları da beslemekte varlıklarını belirli belirsiz korunmasına yardımcı olmaktadır. Dolaşan bilginin üzerinden geçtiği uykudaki nöronla ilgisi bulunmasına rağmen bilinç bunu saptamaz ise uykudaki nöronlar uyarılmış olurlar. Bilincin etkinliği dışında işte bilinçaltı dediğimiz tüm olaylar bu nöronlarda saklıdır. Bilinç dolaşan bilginin uyuyan nöronlar ile ilgisini fark eder ise o aşamada bilinç altından bilince dahil olmaktadır o nöron ve bilgiler. Uykudaki nöron bilince dahil olunca uykudan uyandırılmakta ve aktif çalışmasına devam etmektedir.  Diğer uykudaki nöronlar ise üzerinden kendisi ile ilgili bilgi geçmesine rağmen bilinç bu saptamayı yapamadığı için gece bilinç kapanmış ve dinlenme halindeki uykudaki bu nöronlar aktif hale gelebilmekte ve bilince kendileriyle ilgili bilgilerin beyinde dolaştığı halde bilinç tarafından fark edilmediğinin sinyalini vermeye çalışırken rüyalar oluşmaktadır. Dolayısıyla psikanaliz rüya yorumlarından dikkat edilmesi gereken günlük yaşamda uykuda olan nöron hücrelerin yani bilgilerin yeni bilgiler ile bağlantısının bilinç tarafından kurulması gerekmektedir. Bu olayı bir çok beden ve zihinler başaramamaktadır. Zihnen edinilmiş bilgilerin nöronlar arasında bağlantı ve ilgi kurulabildiği ölçüde sağlıklı bir zihin ve bedenin varlığı mümkündür. Bir örnekle konuyu ilerletelim. Zihin bir hedef belirlemiş ve bu amaç için plan yapmış olsun, dolayısıyla bu amaçlar hafıza nöronları oluşturacak ve gelecekte olduğu için bu nöronlar uyku haline geçerler ta ki vakti gelince uyansınlar. Zihin gelecek hakkında bilgiler alırken aldığı bazı bilgiler uymakta olan mevcut nöronun üzerinden geçmiştir doğal olarak, bu geçiş aşamasında nöron kendisiyle ilgili bilgi geldiğindi anda uyanır, kendi ile ilgili değilse iletimi yapar o arada enerji ile beslenir bir iletken olarak. Burada dolaşan bilginin nöronla ilgili olduğunu varsayalım. Nöron uyanmıştır. Ama bilinç bunu saptamamıştır. Ne olacak şimdi. Nöron bilince bu bilginin kendisi ile ilgili olduğunu nasıl aktarabilir. Nöron kendisi ile ilgili olan bu bilginin oluşması ile kendi varoluş amacının da ortadan kalkması anlamına geliyorsa ne yapacaktır ? Doğası gereği durumu olduğu gibi mi kabullenecek yoksa varlığını korumak için rüyalara nasıl bir yansıması olacaktır. Bilinç dolaşan bilginin uyuyan nöronla bağlantısını fark ederse neler yapacaktır ? Eğer nöronun varlık gereğinin ortadan kalkmasını saptayan bilinç o nöronu başka bilgi için şekillendirebilir mi yoksa ortadan kalkmasını m isteyecektir.

Rüyaların yorumunda yeni bir bakış açısı

Bilginin oluşumu uyuyan nöronun varlığının korumaya ve gelişimine yönelikse ve bunu nöron fark edip bilinç fark etmez ise nöron bunu bilince rüyada nasıl haber verecektir. " Bak bu bilgi benimle ilgili idi, fakat sen bunu fark edemedin" derken hangi rüya şekillerini yansıtacaktır zihne. Uykudan uyanan zihin rüyasındaki olayların hangi nöronu tarafından uyarıldığını ve dikkat çekmesini istediğini nasıl anlayacaktır. Zihin günlük yaşantı da biriyle konuşurken telefonda. ikinci bir kanaldan (tv, internet, radyo)  bir haberi izliyor veya bilgiler alıyor olsun, İkinci kanaldan gelen bilgiler uykudaki bir çok nöronu aktif ettiği halde zihin konuşmasına daldığı için bunu fark etmesin.  Bu örnekler günlük yaşantı hakkında olmasına rağmen uzun yaşantı üzerine nöron bilinç ilişkileri üzerine de araştırmalar yapılabilir. Bazı uzun süreli zihinsel faaliyetleri, kalıcı travma ve şokları, aile ve akrabalar, işle ve sistemle ilgili yaşantılar gibi kısa ve uzun vadeli zorunlu, keyfi, ihmal edilmiş nöron oluşumlarının bilince yansıması olarak rüyaları yeniden değerlendirme sürecine girmemiz gerektiği görülmektedir. Özellikle tekrarlanan rüyalar kronik bir soruna işaret ediyor olabilir. Rüyaları amaçlar, anormal yaşantı deneyimleri, sabitlenmiş hayaller, farkında olmadan beslenen hayallerin nöronlarda canlılığının devam etmesi sorunları gibi bir çok psikolojik sorunların çözümünde bilinç sahiplerinin karmaşıklaşmış bilinç nöron ilişkisini belirlenmesiyle olabilir. Fikir ve kavram bilgilerinin duygularla karışarak karmaşık bir yapı oluşturma olasılığı psikanalizi daha da zihinleri bilgilendirici adeta eğitim ve öğretim süzgecinden geçirmesiyle bireydeki zihinsel aydınlanma sürecine büyük etki etmesi gibi zor bir çalışma beklemektedir. Rüya tabirlerinin nöron bilinç ve bilgi ilişkisinde çözümlenmesi mümkün görünmektedir. Rüyada görülen nesne ve olayların görülme ve kanı istatistiğine göre değil, her zihnin bilincine göre yorumlamak daha gerçekçi olacaktır. Bu tarzda yapılacak rüya çözümlemelerinin tecrübesiyle çözümleme metotları geliştirme imkanı olacağı da öngürülebilir.

Milyar ve milyon gibi süreler karşısında bilimsel yöntemler ne kadar güvenilir bilgiye ulaşabilir. Zaman testlerimiz güvenilir midir ? Araştırmaların ne kadarı bilimsel olarak yayınlanmaktadır ? Gizlenen saklanan bilgiler bulunmakta mıdır ? Eğer gizleniyorsa onlara nasıl ulaşacağız ? O bilgiler bize nasıl ulaşacak ?! Bilgi insan ilişkisinde bilginin bir doğası olan bilgiyi aramayan ve bulamayan insana bilgi kendini zorla gösterme eğiliminde olduğudur. Bunun en belirgin göstergesi zaten canlı dna'sından başlayan bilgi ile olan sıkı bir ilişkisi olması ve akıl ile bu ilişkinin daha belirgin hale gelmesidir. Dolayısıyla gördüğümüz her yere, yıldıza ulaşır, düşündüğümüz her fikrin, teorinin bilgisine ulaşırız. Ya biz ona, ya o bize ulaşır. Doğa kanunlarının sürekliliği gibidir bu ilişki. Ufukta ne görür isek ona ulaşırız bizlerin yaşamı yetmese bile bizden sonraki nesiller ulaşır, ne duyduysak ona bir anlam veririz er ya da geç beynimiz öyle çalışıyor, ilk alınan duyu bilgisi kayıt edilir zihnimize ve artık hedefimiz olur. Keşfedilene kadar, ulaşana kadar hep o bilgi bize hatırlatır kendisini zihnimizde. Gelen yeni bilgiler ile zihnimizdeki ilk kayıtlar birleşirler, bütün haline doğru şekillenirler ve anlam oluşma süreci tamamlanana kadar devam ederler.




Dünya hızın azalmasının nedenleri başta çevresel sorunlar, uydu sayısının artması ve biz insanların yeryüzündeki (kara, deniz ve hava) araçlarla yaptığımız hızlı ve yoğun hareketimizin artması, mega şehirler ve yüksek binalar gibi bir çok etken sayılabilir.

Dünyanın dönme hızını azaltılması hiç de kolay olacak gibi görünmese de geometrik artan tüm etkenler, kelebek etkisi deyimini doğrulayabilir.

Dünya Duracak mı ?

Dünyanın hızının azalmasının sürmesiyle dünyanın duracağı endişesini taşımamız boş bir kaygı sayılmamaktadır.

Dünya durursa canlı için tehlikesi nedir ?

Bu konuyla ilgili bir çok fikir ve teori bulunmaktadır. Durmuş dünya halinde canlılara nasıl etkilerde bulunacağına ait tüm teori ve fikirlerin ortak noktası tüm canlılara özellikle biz insanlara son derece zararlı olacağıdır. https://www.youtube.com/watch?v=72ojoR6pCU4  Yer çekimi ve kara kıtaları azalacak, okyanus, sera ve yer altı kentleri çözümleri yine insanlığın birlik içinde olmasını gerektirecek. Doğa üstü ve önlemez bir oluşum ise ne yapılabilir. (Dünyanın durma tehlikesi kıyameti hatırlatmaktadır. Belki de dünyanın duracağına ait ilk bilimsel kanıtı sunan kişi birinci sur'a  üflediğinin habercisi (israfil) olabilir. )


1 Mayıs 2020 Cuma

İnsan Duygu ve Yaşantı Haritası

İnsan Duygu Haritası (Tablosu)

Duyguların haritasını oluşturma teorimin altında yatan düşünce duyguların birbiriyle bağlantılı olduğudur. İnsanlığın gelişimiyle duyguların da bu süreçte değişimle artan bir duygu çeşitliliğine yol açtığı izlenimi bulunmaktadır. İnsanlığın evriminde fiziksel evrim yanında duygusal evrimini de incelemek gerekmektedir. Duygu haritasını başlatmak canlılığa ait içgüdüsel hareketlerin duyguya dönüşümünden başlatmak duyguların zamansal oluşum ve gelişimi açısından bir gereklilik gibi görünmektedir.

İnsanın duygu haritasını, tablosunu çıkarma çalışmalarımda fark ettiğim ilginç bir durum duyguların diğer duygulara bağlanmasının eylemler aracılığı ile olduğudur. Özellikle duyguların başlangıcı ve temeli eylemden çıkıyor olması.

Duygular oluşum temeline göre :
1 İlk (İlkel) duygular
a) Kalıtımla gelen
b) Etki-tepki ile oluşan

2. Kültürel Duygular
a) Kalıtımla gelene eklenen
b) Etki-Tepki oluşumuna eklenen

Kültürel yaşanmasına göre :
a) Bireysel
b) Toplumsal

Duygularımızın başlangıcını etki- tepki fiziksel hareketin açılımları olarak başlaması onların hiç de anlaşılması güç olmadığını ortaya koymaktadır. Duyguların zihnimizde ve ilişkilerde karışık halde durması ona ait bir tablonun veya haritanın olmamasından olabilir. Bunu başarabilirsek duyguların karmaşıklığı ortadan kalkacaktır. Bu tezimin bilimsel yanı bulunduğuna inanıyorum. İşin zor kısmı bütün duyguları tablodaki yerine koymak hem çok zor hem de uzun zaman alacak bir iş olması. Çünkü bu çalışma başlı başına bir grup psikologun ve psikiyatri bilim insanların yapması gereken büyük bir tez çalışması olabilir.
 Yukarıdaki tablo örneğindekinden daha düzenli ve detaylı bir bir duygu haritası çıkarılacağından eminim. Bilim insanların bu konuyla ilgilenmesi ve tez hazırlamaları kendi alanlarında büyük bir adım olabilecektir.
                                                                ETKİ     -       TEPKİ
                                                                    I                     I
                         ---------------------------ÖFKE    -       KORKU------------------------------------
                         I                      I                    I                      I                                 I                     I
                         I                 Hareket              I                      I                         Durgunluk              I
                         I                 -------- ----  Saldırı--           Savunma---------------- Kaçma            I
                         I                 I                I              I                  I----------------------                      I
                         I                 I                I              I                  I                   I               I                I     
                         I             Fiziksel    Zihinsel  Araçsal     Fiziksel    Zihinsel   Araçsal                I
                         I                 I                I                                  I                 I                                  I
                         I            Bedenle        Dil                           Beden         Dil                     -------- I
        Devamı------- --Durması                                    Belirsizlik   -----   Devamı----I-Durması                    I    I     I                I                                                  I                                I                       I
         I    I     I              Sakinlik                                    Kaygı                        Acı            Rahatlama
      Haz  I   Hayal
              I   Kırıklığı                     
      ---- Zarar--
       I               I                                 
Kendine  Başkasına







                                                SEVİNÇ ---------------------------------   ÜZÜNTÜ
                                       I ---------I------------I                               ------------I---------------
                                       I             I                  I                               I         Haz-Acı                I
                                       I          Haz-Acı   İstenmeyenin              İsteğin   Dengesizliği          I
                                    İsteğin    Dengesi   Gerçekleşmemesi  Gerç.memesi             İsten.yenin
                               Gerçekleşmesi                                                                               Gerç.mesi

                                     
                                   

                                  
Gurur, birey ve toplumda kendi içinde doğal halde bulunurken, başka birey ve topluma karşı görünümünde övünç olarak değişime uğramaktadır. Bireylerin ve toplumların birliğinde ise gurur olarak kendisini doğaya ve hayata karşı bir doğal duygu ve his olarak yaşanmaktadır.

İnsanın Yaşantı Haritası (Tablosu)

İnsan yaşam haritasını çıkarmaya karar verdiğimde tablonun merkezini " Günlük Yaşantı " olarak oluşturulmasıyla başlanmasının en uygun karar olabileceğini düşündüm.
Günlük yaşantı merkez baz alındığına değişen yaşam zamanlarına karşın değişmeyen olguların onun etrafında genişlediğini fark ettim.

Ancak olay, olgu, eylem, ilişkiler, insan, zihinsel, bedensel, mekansal, zamansal gibi bir çok sabitin bu günlük yaşam değişkenin etrafına yerleştirmenin hiç de kolay ve çabucak olmayacağını fark ettim.
Bir çok eylemlerin ve ilişkilerin birbiriyle iç içe veya sonuçların birleşmesi gibi ilginç ve zor düğümler halinde olması merkez " Günlük Yaşamın" etrafında hangi yönlere yerleştirilmesi de başlı başına bir uzun ve sıkı bir çalışma gerektirdiği sonucuna vardım.
İnsan yaşam haritası (Tablosu) yapılması halinde bireysel ve toplumsal karışıklıkların çözüleceğini, eğitim, öğretim, meslek, kültür gibi bir çok konuda sorunların çözüleceği iyimser bir tahmin olmaz.



İnsan yaşam tablosu, sosyoloji, psikoloji, felsefeci, insan bilimleri, kamu yönetimi, ekonomi gibi bir çok alanlarda toplanacak bilim kurulunun çalışmasıyla ortaya çıkabilecek büyük bir birey ve toplum projesi gibi durmaktadır.

Bu çalışmaya başlarken fark ettiğim önemli sayılabilecek bir konu olan dilimizdeki tüm eylem ve düşünce, olay ve olguların bu tabloya eklenebileceği idi. Dolayısıyla bahsedilen herhangi bir olgunun nerede durduğunu tabloda görmemiz olasılığı felsefik olarak metafiziğin ilerlemesinde de bir aşama oluşturacağı görülmektedir. Karışık ilişkiler ağının eylemler sınırından, düşünsel aşamaların birbiri ile bağlantılı kavramların, tümleşik sonuçların, kesişimlerin, birleşenlerin anlaşılır olması bireysel ve toplumsal yaşantı için yeryüzünün açık ve net haritasını çıkarmak gibi olacaktır.

İnsan Duygu ve Yaşantı haritası büyük bir yap-boz (puzzle) gibi karşımızda durmaktadır. Fakat tamamlanabilir olması da önümüzde insanlığa ait yeni ufuklar açma olanağını da sunmaktadır.

28 Nisan 2020 Salı

Kadim Bakış (Şiir)

Yaşam fışkırıyor, sudan, topraktan, havadan,
Güneşe doğru yenilenen bir kadim bakıştan,
Canlılık akıyor, aydınlığa doğru, karanlıktan,
Susuz, kurumuş, donmuş, canların arasından.

Kadim bakış öncesi başlar, kandaki kıpırtılar,
Boynuz, pençe, diş, tüye, kızgınlığa vururlar,
Koku davete, ses uyarıya, göz göze, diş dişe,
Kadim bakışa, dirilişe, yönelişe, tanık olurlar.

27 Nisan 2020 Pazartesi

Küresel Salgın Günlüğü

Bedenlerimizin doğası gereği olan harekete ara verdiği bu günlerde yürümek, gezmek, seyahat etmek, etkinliklere katılmak, işlerimize gidip çalışmak, bir yerlere gitmek, aklımızdaki yerleri görmek. insanlarla tanışmak birlikte etkinlikler yapmak, tanıdıklarımızı, akrabalarımızı ziyaret etmek veya ağırlamak gibi bir çok hareket halini yapamıyoruz. Hareket özgürlüğümüzü sağlımız açısından kısıtlama gereği duyduk.

Aklımız, zihnimiz ne yapmak istiyor. Çünkü o kısıtlanmamış durumda. Aklımız yoksa bedenimizle mi hareket ediyor. " Ben oraya gitmek istiyorum " dediğimizde bunu bedenimiz mi yoksa aklımız mı istiyor. Yoksa her ikisi de mi ? " Oraya gitmek zorundayım ama istemiyorum" diye düşündüğümüzde veya hissettiğimizde aklımız mı etkin yoksa bedenimizi mi ? Yoksa her ikisi de mi?

Aklımız düşünür, bedenimiz hisseder. Bir çok hareket ediyoruz. Tümü olmasa da önemli hareketlerimizin kaynağının bedenimiz mi yoksa aklımız mı diye sorabilsek. Neler değişirdi günlük hayatımızda. Çok şey değişirdi. Bununla birlikte hem akıl hemde bedenin birlikte olduğu bir çok harekette bulunmaktadır. İş, eğitim gibi.

Beden ve zihinsel oluşumun yaşam sürekliliğine etkisi

Kesik Zaman Algısı ve Yaşam sürekliliği Algısı

Doğumdan itibaren bedensel ve zihinsel gelişim süreçleriyle yaşam sürekliliğine katılırız. Bu yaşam sürekliliğinin belli hızı ve şekli bulunmaktadır her birimize göre. Ortak noktamız ise bu yaşam sürekliliğinin bazı bölümlerinde kazalar, hastalıklar gibi bazı bu yaşam sürekliliğini bilinen hızı ve şeklinden çıkarır.

Bir birey çalışmakta ve özel hayatını bilinen şekilleriyle yaşamakta iken bir den hasta olduğunda bu sürekli durumdan çıkar. Yaşamındaki aksamalar oluşur. Burada çıkma, aksama olayları zamanın kişideki ilerleme şekline bakılarak ele alınmaktadır. Günlük saatlerin belli bir hızda algılanarak yaşanmasından birden yeni zaman algısına geçiş aşamasıdır. Zihinsel ve bedensel zaman algısı yaşamsal sürekliliğinde belli bir hıza  ve eylem şekillerine göredir. Rutin günlük işleyiş yaşam sürekliliğinin en basit örneğini oluşturur. Hastalanan bir birey bu rutin zamanın dışında çıkmış demektir. Günlük yaşamsal sürekliliğinde o birey artık yoktur. Tedavi süresindeki zaman ilerlemesi farklılaşmıştır. Bu bireyin yıllık gibi zaman algısı kaybolur. Günlük yaşam sürekliliğinde yıllık plan yapar iken hasta halde iken dakikalık, saatlik, günlük ve haftalık zaman algılarına dönüşür. Hasta olan bir bireye gelecek seneden söz edemezsiniz. Bir an önce (saat, gün, hafta, ay) iyi olacağı ümidini taşır ve söylersiniz. " Geçmiş olsun" mesajı kesik zaman sürekliliğinden kurtulma dileğidir.

Kesik zaman algısından yaşam sürekliliği algısına geçme arzusu. Can sıkılmalarının en basit göstergesi kesik zaman algısının ortaya çıkmasıdır.  Can sıkılmaları yaşamın sürekliliği algısından çıkmak anlamına gelir.

Yaşadığımız bu günlerde bilinen önceki yaşam sürekliliği halinden çıkmış bulunmaktayız. Evlerimizde kalarak hastalığın bilim ve yönetim tarafından  kontrol altına alınmasını bekliyoruz . Şimdi evlerde yaşam sürekliliğini yaşamaktayız. Bu yeni yaşam sürekliliğinde alışma dönemi oldukça sıkıcı olabilmektedir. Eski yaşam sürekliliğinden kesik zaman algısına geçtiğimiz için. Bu yeni şartlara alışınca yeni yaşam sürekliliği oluşmaktadır zorunlu olarak. Saatler, günler, ve haftalar ilerledikçe evde yaşam sürekliliği olabildiğinde oluşmaya başlar. Bu süreç bireylerin yeni yaşam sürekliliğini alışmaması halinde can sıkıntısı olarak ortaya çıkar. Çünkü kesik zaman algısından çıkılamamıştır.

Yaşama akıl ve bedenin etkisi

Bedenin istekleri yaşamda daha fazladır. Çünkü bedenimizin doğası hareketlerdir. Zihin kendi içinde hareket eder. Beden hareketliyken zihin sadece şoförlük yapar bize. Aklımız, zihnimiz biz durgunken  daha çok çalışır. Hareket içindeysek beden, sabit isek akıl, zihin çalışır.

Gençler hep bedeni dinlerler çünkü hareket etmek isterler. Hareketin daha çok olduğu tecrübeleri yaşamak isterler. Aşk, arkadaşlık, mekanlarda bulunmak, spor yapmak. Bedenlerini keşfetmek isterler, kendilerinde başkasında, rüzgarda, yağmurda, denizde. Öncelik bedene odaklanma vardır. Onlara tüm bedensel etkinlikler anlatılsa, filmleri de izleseler kendi bedenleri ile birebir tecrübe etmek isterler her iyi yaşantıyı. Bu yolda acıları da hissederler. Haliyle acı ile haz, iyi ile kötü iç içedir doğası gereği. Doğada her şey iç içe geçmiş haldedir. Onları ayıklama sürecinde akıl,zihin hafızasıyla devreye girer, kaçınma veya isteme halinde tecrübe olarak kalır. Bu ayrımı yapamayan veya yapma fırsatını yakalamayan gençler zorlu bir gelecek bekler. Gençlikten yetişkinliğe bu ayrımla girilir. Bu ayrımda beden hisseder, zihin kaydeder. Gençlerde kesik zaman algısı bulunmaktadır. Yaşam sürekliliği algısına geçme çabaları da bulunmaktadır. Eğitim ve öğretimde kesik zaman algısını dikkate almalıyız.

Orta yaşlar biraz yaşamışlardır. Ama hala yeterli değildir. Çünkü amaçları artmıştır. Zihinleri dolu, hareketleri ise ortadır. Hem zihin hem beden harekete karar verirler.

Olgun yaştaki insanlar daha çok zihne önem verirler. Çünkü onların tecrübeleri çoktur. Artık zihnin merkezinde beden çevresinde hareket etmektedir. Önce zihin karar verir sonra beden uygular.

Korona günlerinde zihnin çalışmasına önem verebilen gençler geleceğin edebiyatçısı, sanatçısı, üreticisi, icatçısı, filozofu gibi bir çok zihinle yapabilen becerilere sahip olabilirler. Bedenlerine odaklanmakta ısrar edip zihinsel faaliyetleri çok sıkıcı bulanlar da aynı becerilerini ertelemiş olabilirler.

Kararsızlığın en önemli çözümü beden zihin ilişkisini netleştirmektedir.

İnternet Ekonomisi

Tüketiciler ihtiyacını duydukları ürün ve hizmetleri internetten aradıklarında bir çok seçenekle karşılaşmaktadırlar.

Milyonlarca tüketici istiyor, onlara cevap veren üreticilerin üretimlerini bir merkezden satan şirketler bu istekleri yerine getiriyorlar.

Bölgesel satış yapan ticari işletmeler belli bir seviyeye kadar büyüme olanağına sahipken küresel satış yapan şirketler devasa büyüklüğe ulaşmaktadırlar.

Küresel satış şirketlerin teslimat hızını arttırma planları müşteri isteğinden gelmektedir. Tüketiciler hemen istiyorlar. Günlük hatta saatlik istekler bu şirketlerin hızlı teslimat rekabetini arttırmaktadır. Hızlı teslimat rekabeti küresel pazarına hizmet amacını taşıyor. Hizmetin ana noktası üretime dayalıdır. Üretim arka planda çalışırken, öne aracı küresel satıcılar çıkmaktadır. Üreticiler daha iyi ürünü daha ekonomik olarak küresel satıcılara teslim rekabetindeler. Küresel satış firmalarının vitrin sitelerinde her şey bulunmaktadır. Satış sitelerini devasa yapan tüketicilerdir. Bizleri sizler var ettiniz dercesine her istediğinizi hızla ve sağlam olarak iletme çabasındalar. Doğuda uygun fiyat ve yavaş temsilcisi Aliexpress, batıda imaj(marka) ve hız temsilcisi Amazon rekabet halinde iki küresel şirketler görünür durumdadır. Uygun fiyat mı yoksa imaj mı ? Ürünün hızla gelmesini mi istersiniz yoksa olabilir zamanda mı ? Her iki tarzında müşterisi ve tüketicisi bulunmaktadır şüphesiz.

Bölgesel paranın küresel çıkışına tanık oluyoruz. Ticaret küresel olarak zirvesini belirlemeye çalışmakta. İnternet ekonomisi gelişimini küresel kovid-19 sonrası hızını arttıracağa benziyor.

İşçilerin haklarını almaları gerçekleşti. Ama şimdi de robot ve enerji teknolojisi işçi çalışmasını engellemektedir.

Şimdi sıra tüketici haklarında gelen mal bozuksa geldiği hızda gidebilecek mi ? Kusurlu malın iadesi ve yeniden kusursuzu gönderme süresi ne olacak ?  Tüketicinin var ettiği ve yükselmesini sağladığı devasa şirketlerin artı değeri topluma haliyle bireye (tüketici) dönecek mi ?

Tüm bu haklar ve var ettiğiniz şirketleri doğru, iyi ve güzel için denetleyerek teşvik veya ceza verme adına dünyanın tüm tüketicileri birleşin. Çevre ve canlıya zarar vererek üretilen her ürüne onu satın almayarak tepki verin ta ki kötü üretim şeklinden vazgeçinceye kadar.Zenginliği oluşturan onu denetleyebilmelidir de. Çevreye, toplumlara, bireylere etkileri neler olacaktır. Küresel üretim ve satış rekabetlerinin yansımalarının sınırları ne olacaktır. Sınırsız üretim ve tüketimin, ne tanımı ne de mantıksal yanı bulunmamaktadır.

Nesnelerin interneti projesinde bir takım sorunlar bulunmaktadır. Kişiye özel ekonomik modeli teşvik etmesi genel ekonomi modelinin askıya alınmasına neden olabilmektedir. Üretici adeta tüketicisini özelleştirip belli sayıda tüketiciyi hedef kitlesi sayarak sadece onların hizmetinde bulunmayı talep ettiği gibi izlenim uyandırmaktadır. Her alanda seçkincilik üretimine geçme hedefi toplumun kendi içindeki sağlıklı ilişkilerine olumsuz etki etmesini nasıl önleyebilir.

Alış veriş sitelerine bakıldığında sanki her sayfa karun hazinelerine doğru açılan bir kapı gibidir.

Rengarenk, ışıl ışıl, pırıl pırıl ürünler ve hizmetler tüm sayfaları kaplamış olup, tüketici sanki firavunun hazinelerine bakarcasına sayfalar arasında gezinmektedir.

Önce AVM lerde şık raflarda ürünler sıralanmış halde iken şimdi internet sitelerindeki sayfalarda tüketicileri büyüleyip, çağırır gibi " al beni " dercesine tüketim arzumuza sesleniyorlar.

" O buraya gelecek " sloganı adeta alladdinin sihirli lambasından çıkan cine birinci dileği emretmek, sihirli değnekli bir periden gelmesi gereken ürüne doğru bir tık hareketi yapması istenmektedir.

Yüzyıl önce yaşamakta olan bir tüketiciye " Parmağımla sihirli bir tuşa basınca, hemen istediğim ürün ayağıma gelecek" dense gözleri açılır, " Bu büyü, sihir nasıl olacak" diye sorardı.

İnsanlık olarak önce hayal ediyoruz, sonra bu hayaller gelecek nesillerde gerçekleşiyor. İnsanlık tarihinin ilerleme sürecinde olduğunu görüyoruz.

Ne konusunda ilerliyoruz.

Hayallerimiz (idealarımız, ideallerimiz) konusunda.

Neden hayallerimiz gerçekleşiyor ?

 Biz insanların asıl amaç veya amaçlarımıza ilerler iken, hayallerimizin gerçekleşmesi sanki ikramiye gibi değerlendirmek gerekmektedir belki de.

Tüm hayallerimizin gerçekletiğini görüyoruz, bu zamana gelen nesiller boyunca. Kurulan hayallerin şekilleri değişirken, ana konusu değişmiyor.

Masallardaki siğirli değnek, internet oluyor. Alladdinin sihirli lambasından gelenle belirlenen üç büyük dileğimiz için ömür harcarken, o arada bir çok küçük dileklerimizi gerçekleştiriyoruz.

İnternette görüp de hoşlandığımız her ürün hafızamızın yapılacaklar bölümüne alınacaklar olarak haksızca işgal edip biz farkında olmadan kayıt edilip, ilerideki zamanda " ben ne yapacaktım" sorusu " ne alacaktım" sorusunu sormanıza neden olacak kadar zihninizi meşgul edebilmektedir.

Beynimiz "ne alacaktım" değil " ne yapacaktım " sorusunu hafızasında oluşturmuştur tarih boyunca. " Ne alacaktım" sorusu yavaşça ve sessizce " ne yapacaktım" sorusunu taşıyan hafıza hücrelerini ele geçirmeye başlayabilir. Bu durum bizleri mutsuz edebilir. Çünkü " Ne yapacaktım" sorusu günlük ve yapılabilir özellikte olup " ne alacaktım " sorusu ise biriken, günlük olmayan ve  kolay alınamayan ürünlerin cevaplarının sorusudur.

Bilinçli tüketiciler olarak internet ekonomisinin bize sunduğu cennette olduğumuz hissine karşı bir çok pratik ilkeler geliştirmek zorundayız.

Bir kaç örnek:

1.Neye ihtiyacın olduğunu belirleyerek büyüleyici sitelere bakmak gerekmektedir. Bakarken de ihtiyaç listenizi unutmamak.
2. Bir tüketicinin aynı üründen çok sayıda alma keyfini üç adetle sınırlamalı. Ayakkabı örneğin.
 a) Kendi istediği için.
  b) Sevdiği kişi veya kişiler istediği için. c) Ortam ve zamana göre kullanmak için.
3. Aynı veya ikame ürünler tercihinde yerel, bölgesel ve ülkesel alışverişlere öncelik vermek. "Yerli malı herkes onu kullanmalı."

Daha bir çok ilkeler geliştirmeye başlasak iyi olur, yoksa evimiz niye aldığımızı bilmediğimiz ürünlerle dolup taşabilir, borçlarımızın da neden arttığını anlamadan.

Bilinçli tüketici eğitim olarak verilmeli.

    

BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı 10:45 Simit , yarım, ısıtıl...