13 Nisan 2018 Cuma

İnsanlık Üzerine

İnsanlık nedir ?

İnsanlık, dünyanın oluşumundan bu yana insanların birlikte yaşamaya başladığı ilk anlardan günümüzde kadar ve devam edecek olan tüm insanların önceki oluşturduğu ve oluşturacağı yaşantısına ait her türlü kültür, olgu, bilgi, etik gibi değerlerin birlikteliğidir.

Tarih bize insanlığın hem doğa ile hem de kendisi ile ilişkilerini anlatır.

İnsanlık başlangıçta doğanın kendisine sunmuş olduğu olanakları almış ve sonra doğaya karşı varlığının devamını sürdürecek oluşumları gerçekleştirmiştir. Günümüze gelen süreçte ise kendi içindeki devinimlerini tamamlamaya devam etmekte iken evreni de izlemektedir.

Bilgisini geliştirmeye çalışarak hem kendini tanıma hem de evrene açılma planları yapmaktadır.








28 Mart 2018 Çarşamba

Can'ın Yakarışı ile Aklın kavrayışı


Can tekrarı ister.

Yaşama özelliklerinin tekrarını, Sürekli görebilmek, duyabilmek, hissedebilmek, sevmek, canlılığın en iyi hallerini tekrar yaşamak ister.

Ölümden korkar. Tekrarların bir sonu olduğunu öğrendiği, anladığı ve hissettiği için.

Can ilk ölümü çevresindeki başka bir canlıda görür.

Onu görmezden gelmek ister, unutmak, hatırlamamak ve hissetmemek ister.

Sonunu görmüştür.

Dünya hayatının, yaşamının sonunu.

Tekrarların sonunu.

Varlığının sonunu.

Milyonlarca hücresi titreşir, bu korku ve dehşet karşısında.

Dokularına birer enerji dalgası halinde yükselir hücrelerin çığlıkları.

Tüm organlarında birer ürperdi akışı başlar, bir sonbahar rüzgarının soğutup üşüten esintilerini hatırlatan.


Akıl kavramıştır.

Her canın her canlının bir sonu olduğunu.

Ona ölüm adını vermiştir.

Akıl, can'ın trajedisini anlar ama hissetmez.

Akıl'ın amacı anlamak, çözümlemektir.

Kendisinin varolma nedeni can'ın mümkün oluğu kadar uzun yaşamasıdır.

Can'ın dışdünya ile ilişkisini, uyumunu sağlama çabasındadır.

Akıl kendisine verilen mantık sınırlarınca can ile evreni anlamaya, anlamlandırmaya çalışmaktadır.

Akil için ölüm; çalışmalarının bulunduğu can üzerinde sonlanması anlamına gelmektedir.

Bu sonlanma da his, duyu, duygu yoktur.

Bir bitiş, yarım kalış vardır.

Akıl için ölüm bir form değişimidir.

Dönüşümdür, büyük madde ve enerji akışına geçiştir.

Canlının doğumundan başlayan büyüyen ve gelişen dış evrene karşı oluşturduğu zarının yırtılması, duvarının yıkılmasıdır ölüm.

Büyümenin bir zirvesi olup oradan aşağı düşmesi ve evrene karışmasıdır ölüm.

Akıl için iki zor sır vardır çözülmeyi bekleyen evrenin sınırları ve ölüm.

Can tekrarların, akıl bilginin devamını ister.

Bu ikisine son verecek  ise ölümdür.    .  

21 Mart 2018 Çarşamba

İnsan Duygu ve Düşüncelerinin Döngüsü

Yaşıyoruz, gündüzleri, geceleri, günleri, haftaları. Yaşıyoruz, ayları, yılları dünya kendi ve güneş etrafında dönerken,. Yaşıyoruz saniyeleri, dakikaları, saatleri, galaksimiz nebulasında dönerken.

    Böyle büyük döngünün içinde hangi canlı sabit kalabilir ki bedeni, duyguları ve zihniyle.

   İnsan olarak dört büyük duygunun etkisinde iken ve bu büyük döngüye maruz kalmışken, hangisini sabitleyebiliriz kendimizde. Hangisine sürekli bağlı kalabilir ve onu yaşayabiliriz.

Elbette bu giriş cümlelelerimden umutsuz bir yargıya ulaşmak değil amacım. Evrenin büyük enerjisinin üzerimizdeki etkilerini sorgulamak ve ortaya çakarmaktır amacım.

   İlk zamanlardaki ana iki duygu olan korku ve öfke dürtüsü öyle hakimdi ki canlılığın
 devamlılığını sağlamada diğer duygu ve dürtülerin yolunun açılması çok uzun zaman aldı.

Av, avcı kaçma, kovalama, üreme için savaş ve türünün en ileri, yetkin özelliklerini sonraki nesile aktar.

 Sonraki toplu yaşama ve iş bölümü halinde yaşamaya başlayan insanoğlu korku ve öfkenin ağır esirliğinden kurtulmaya başladı ve üzüntü ve sevinci keşfetti.

Tarihin uzun yollarından ve tozlu sayfalarından günümüze işte bu kadar az duygu ve dürtüyle geldik.

Toplu yaşam bize sevinç ve hüzünü verdi. Azalan korku ve öfkenin açtığı boşlukları onlarla doldurduk.

Ama bu yeterli midir. Tabi ki hayır. Modern kişi ve toplum bunalımı bunların yeterli olmadığını gösteriyor.

Biz farkında olmasak da inanılmaz bir hızın ve çekimin içinde yaşıyoruz. Vücudumuz ve benliğimiz bu hıza karşı direniyor bütün gücü ile.

Parçalanmamak, çarpışmamak ve çürümemek için bütün varlığımız ile uğraş veriyoruz.

Güneşin ve yıldızların yakıcı sıcağında yanıyor, dünya ve evrendeki tüm devasa oluşumların çekim güçlerine katlanıyor, evrensel büyük döngüde savruluyoruz.

Korku ve öfke temelinde oluştuk, sevinç ve üzüntü yolunda devam ediyoruz. Bu dört ana duyguyu bilen ve ona hakim olan diğer bütün duyguların kontrolünü sağlayabilir. Dolayısı ile içsel duygu dengesi kurabilir.

İşte size, yani  insanoğluna bir hayat ödevi,(üstüne alınanlar için)  kendimizi, insanlığı daha iyi hale getirmemiz ve bir sonraki adıma ilerlemek  için yeni hangi duygu ve düşüncelerimizi ortaya çıkarmalıyız. ya da üretmeliyiz.

Son durum, bilgi keşfeden, toplayan ve taşıyan bir çağdayız.

Ödevimizin şifreleri bilgidir. Yanlış bilgileri farkedip( bilim dahil) yerine doğrularını koymak.

İçimden bir ses bilim dilinin ve tekniğinin evreni anlamak için tıkandığını ve sil baştan tekrar yeni bir dil ve teknik oluşturmamız gerektiğini haykırıyor.

Bu ses size de geliyor mu ?     

17 Ekim 2014 Cuma

Uyku Vakti

Uyku geldi uyuma vakti,
Sessizlik, sakinlik saati,
Su müzik, rüzgar ninni,
Geceyi üstüne ört hadi.

Yaprak, otların hışırtıları,
Akan derenin şırıltıları,
Kuş, böceklerin çalgıları,
Hepsi rüyaya birer çağrı.

Göz kapakların ağırlaşır,
Yavaş yavaş kapanır,
Kulakların duymaz,
Ellerin tutmaz olur.

Ani bir ses gelir uykuna,
Dışdan içe yolculuğuna,
Başlamışsındır o anda,
Yeryüzü örtündür anla.

Toprakta sürünme sesleri,
Uzağın vahşi kükremeleri,
Çalı, dal, yaprak kırılmaları,
Karanlığın ölümcül gölgeleri.

Doğanın vahşi elçileri tükendi,
Korkulup, sakınılacaklar bitti,
Onlar artık içinde, zihnindeler,
Sende, insanda sürmekteler.

Uyku geldi, uyuma vakti,
Sessizlik, sakinlik saati,
Araç müzik, insan ninni,
İnsanlığı üstüne ört hadi.

Özkan Salman

11 Ekim 2014 Cumartesi

Halk Düşmanları

Serbest piyasa ekonomisinde bazı meslekler vardır. Dönemlere göre satışları artar ve azalır. Bir çok gıda sektörü yaz mevsiminde çalışırken kışın kepenkleri kapatır. Turizm sektörü yazları daha faal iken kışları yarı yarıya azalır.

Silah üretim ve satış sektörü ise ne zamanları faal olur. Her zaman. Neden. Çünkü her zaman alıcısı bulunmaktadır. Devletler. Devlet silah sanayisini hep baş tacı etmektedir. Diğer devletlere karşı hep koz elde etmek ister. Satışlardan büyük vergiler alır.

Savaşlar hep olmaktadır. Oldurulmaktadır.

Savaşlar olurken eski ve yeni tüm silahlar kullanılır. İnsanlar ölür. Savaş nedenleri genellikle savaşmaya değecek gerekçeler değildir. İsaril'in Filistin'e saldırısının ana amacı yeni silahların denenmesi ve tanıtımı olduğu söylentisi hiç de hafife alınacak bir iddia değildir. Teröristlere silah sağlayanlar yine silah üretici ve pazarlayanların olması şaşılacak bir durum değildir.

Savaşlar olunca insanlar ölür, yaralılar artar. Devreye ilaç sanayi girer. Silah sanayinin açtığı yolda ilaç sanayi de ilerler. Diğer art niyetli sanayiler boş durmaz, spekülatif davranışa girerler, mal ve hizmetler pahalı satılmaya başlanır.

Serbest piyasa ekonomisi tıkanınca savaş sanayi lavabodaki tıkanıklığını açarcasına devreye girer adeta kendi tabiriyle. Birliği sağlayamamış, dağınık, bağları zayıf toplum ve devletler savaşların içine sürüklenirler. Bu tıkanıklığı açmak için.

Terör birlikleri taşeron savaşçısı olup halk düşmanlarının silahı olmayı kabul etmiş zavallı insanlardan oluşur. Vahşi doğalarına dönmek ve öylece ölmeyi göze almış insanlar.

Öldür ve sıran gelince öl. Bu arada kalan yaşantında ise mağara devrine ait üstbenliğin olmadığı altbenliğin emrinde olarak her türlü kanun ve ahlak dışı eylemleri yaşa halidir, bu insanların. İnsan da denilemez adeta zombiler birliği.

Zombi filimlerinin hayal mahsülü olduğunu söylemeyiz. İşte bu terör eylemlerindeki insanları tasvir etmektedirler. Aralarındaki fark sadece hızlarında olsa gerek. Zombiler yavaş yürürken, teröristler koşuyorlar, araba ve silah kullanıyorlar.





1 Eylül 2014 Pazartesi

Arayış

Bitmeyen çığlık, haykırış,
Vahşiliğin içinden gelen,
Dillerden zihinlere geçen
Büyük uyanış, aydınlanış.

Güneşten aldık ateşi,
Taşı, sopayı, kemiği,
Avdan düşmanlardan
Erittik bronzu, demiri.

Bitkiden tohumu ekimi,
Yazıyı, müziği, resimi,
Yeryüzünden çıkardık,
Toplu yaşam erdemini.

Vahşiliği içimize hapsettik,
İnancımızla ahlakı keşfettik,
Ne doğadan ayrı ne de onla,
Arasında yaşamayı öğrendik.

Diktatör krallar, büyücüler,
Gelip geçti tarihin içinden,
Kavimler, göçler, ayrılıklar,
Her yeni silahla savaşlar.

Arıyoruz, yazıyoruz geleceği
Birlikte yaşamanın erdemini,
Barış içinde, savaş dışında,
Daha iyi bir dünya özlemini.

Özkan Salman

21 Ağustos 2014 Perşembe

Hayalindeki Aşk

Boşuna arama hayalinin aşkını,
Bulamaz alırsın hayal kırıklığını,
Varlıklı olsan taşırsın yanılgını,
Yoksul olsan yaşarsın yazgını.

Güzelini bulursun, zıttır huyları,
Huyu bulursun, zordur şartları,
Şartları bulursun, gelir şutları,
Fırtınada yüzmektir bunun adı.

Beklersin gelmez yıllar geçse,
Sen gidersin, adın olur takipte,
Anlaşılamazsın hangi niyette,
Arama kendini boş yüreklerde.

Aşk yontulmamış bir taştadır,
Çizilmeye hazır bir tuvaldedir,
Yazılmaya başlanmış flimde,
Roman, tiyatro, bir şiirdedir.

Aşkını arama yarat, sevginle,
Harika çiçeği yetiştirircesine,
Harika bir dünya istercesine,
Yüzyıl icadını keşfedercesine.

En güzel heykeli mermerinde,
En güzel resmi yap tuvalinde,
En güzel şiirini yaz sevgilinde.
Aşkını arama oluştur, eserinde.

Özkan Salman

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Cehennemden Kaçış

Kalabalıklar toplanmaya başladı,
Caddelerden meydanlara yayıldı,
Demokratik bir yönetim isteğinde,
Özgür, medeni yönetim peşinde.

Cevap baskı oldu, geri püskürtme,
Şiddetli, sert, acımasız öldürülme,
Tüm ülkeye yayıldı, ani bölünme,
Her yer dönüşmüştü kan gölüne.

Ortalık karanlık,sis,toz içinde,
Haklı, haksız karıştı birbirine,
Baba oğula, kardeş kardeşe,
Hepsi düşman oldu birdenbire.

Gözler apaçık, kulaklar dinlemede,
Zihinler bulanık,ölümü seyretmede,
Tüyler diken diken, eller tetikte,
Düşman her yerden beklenmekte.

İnsanlık yoktu artık, can pazarında,
Dünya bir izleyiciydi vahşi arenada,
Çoğu üzülürken kimileri kahkahada,
Başarı sağladılar şeytani planlarında.

Her yerinde hastalık, yara, ölüm,
Korku, öfke, kin, nefret ve zulüm,
Cehennem kapısı açılmışcasına,
Zebani, şeytan artık cirit atmakta.

Azrail olmuş insanlar, dolaşıyorlar,
Yer gök vahşet, ölüm saçıyorlar,
Ülkede kural, güvenlik kalmamış,
Halklar cehennemden kaçıyorlar.

Komşumuz aç yatarken uyuyamayız,
Acılar içinde kıvranırken seyredemeyiz,
Ölümle karşı karşıyasa bırakamayız,
Yar ve yardımcı olur aileden sayarız.

Özkan Salman

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Bilinç Geleceğe Doğru Çalışır

Bilincimizin çalışması prensibi gelecek zamanla ilgilidir. Ne yapmamız ve yapmamamız gerekli olduğu ile bilincimiz meşgul olur. Geleceğe dair planlarımız, hayallerimiz hep bilincimizle ilgilidir. Geçmiş anılır, bugün yaşanır gelecek ise bilincimizi harekete geçirir. Duyum ve duygularımız yaşadıklarımızdır. Bilincimiz ise zaman ile bağlantılıdır. Bilinçli olma hali geçmiş, şu an ve gelecek ile bağlantıda olmaktır.

Uykudan uyandığımızda bedensel refleksimizle mekana,  bilincimizle zamana bakarız. Beden yavaş, bilinç hızlıdır. Bilinç beyinde evrenin örneklemini işler.

Beden için zaman harekettir.

Bilinç için zaman plan, programdır.

Bilinç, geçmişi tecrübe edinilmiş, yaşanmış bir bilgi niteliğinde değerlendirir.

Şimdiki zaman ise fiziksel duyum ve algıların aktif olduğu yani ön planda olduğu andır.

Gelecek algımız bilincimizi etkiler.

Karamsar ve iyimser olmamız olayları değerlendirme şeklimizle ilgilidir.

Kötü olayları sürekli düşünürken iyi olayları gözden kaçırmak sağlıklı bir değerlendirme olmaz. İyi ve kötü olaylar olmaktadır. Bazen iç içe, bazen biri diğerini oluşmasına neden olarak.

Çağımızın iyiye gidip gitmediğini insanlık tarihine bakarak tahmin edebiliriz. İyi hali kötü halinden daha çoktur. İletişim, sağlık, barış, özgürlük gibi önemli olguların geçmişe göre daha iyi olduğunu ve olacağını söyleyebiliriz.

Tarihin ilerleyişi sürekli iyi olmamaktadır. Toplumların gelişmeleri de eşit düzeyde değildir. Küresel ilerleme bu farklılıkların ortak değerlerini yaratmaya devam etmektedir.

Bunu da teknoloji sağlıyor, yani bilim bilinci.

 Özkan Salman    

Miras Yedi

Karun babasından, miras aldı Harun,
Malvarlığı çok, nakit ise pek yoktu,
Satmaya başladı malları birer, birer,
Her satış, sevinen az, üzülen çoktu.

Çevresi doldu taştı, dostla, hasımla,
Çalıştı, çok iyi şeyler yaptı çabasıyla
Miras azalıp borçlar artarken yavaşça,
Daha fazla güç için pay verdi tebasına.

Çevresine ya benden ya da uzak ol,
Herşey siyah beyaz, ya hep ya hiç,
Her uyarım emir, ricam ise kanundur,
Hata, suç, yanlışlarım hep komplodur.

Halktan biriydi, öyle de kaldı locada,
İvedik izler, zübüğü okur bu hususta,
Bilgi emrinde olmalı, zihninde değil,
Hünerin imar etmek, üretmek değil.

Tarihi sever, birlik ararken ortadoğuda,
İnanç yönetiminde lider olma yolunda.
Eski geri gelmez, hayallerde olsa da,
İnanç patikası bitmez, anayol olsa da.

Emper liberal'den demokrasi gelir mi,
Elekle un, kaşıkla su, deva edilir mi,
Onay için İşçiden alıp, fakire verilir mi
Mirasyediliğe zenginlik denilebilir mi.

Özkan Salman





8 Ağustos 2014 Cuma

Doğada Çelişki Yoktur

Çelişki insan mantık, önerme ve yargılarının bir ürünüdür.

İnsanlık bir arada varlığını devam ettirebilmesi için kural, mantık ve değerler oluşturmuştur. Bu sayede doğa karşısında çaresizlik ve yok olma tehlikesini atlatmıştır, şu ana kadar.

Doğada, sayısı çoğalan canlıların ya birbirlerini yok ederek ya da kendileriyle beslenen canlıların artması yolu ile nüfus sınırlaması ortaya çıkar. Doğa arenası canlıların gladyatörce birbirine üstünlük sağlamaya çalıştığı bir ortamdır.

İnsan araç kullanarak ve bilgiyi taşıyarak. Doğanın bu nüfus planlamasının dışına çıkmıştır. İnsanla beslenerek çoğalan bir canlı çeşidi henüz ufukta gözükmüyor. Aynı türlerin birbirini yok etme şıkkı ise hala insanlık için olasılık dışı değil. İnsanla beslenip çoğalan canlı tehlikesi olmamakla birlikte insanın, insanı yok etme tehlikesi hala sürüyor.

"İnsan, insanın kurdudur." " Büyük balık, küçük balığı yer " Doğaya özgü deyimlerdir.

Birey ve toplumdaki çelişkiler her zaman olmaktadır. Biz insanların çelişki dediği her şeye doğa seçenek ve olasılık cevabını verir. İnsanın farkında olduğu ve olmadığı bir çok çelişki vardır. Söylenen ile yapılan, düşünülen ile yaşanılan, tutum ile davranılan, fikirler ile savunulanlar gibi bir çok şekilde hepimizde çelişkiler varlığını sürdürür.

Çok açık ve bariz bir şekilde kişi çelişkilerini bilerek yaşıyor ve çevresindekilerin de bunları bildiğinin farkında ise ve aynı kişide çelişkiler yumağı bir karakter halinde artış sağlıyorsa bu insanın ruh ve beden yönden sağlıklı olması çok zordur.

Çok çelişik olmak insanın yaşamasını zorlaştırır. Psikolojik olarak çevresi ile olan ilişkileri bozulur. Kanser gibi ölümcül hastalıklara açık hale gelir. Kaza, bela ve düşmanlık sarmalına maruz kalması büyük olasılık taşır.

Doğada ve evrende çelişki yoktur. Çelişkiyi, insan mantık, değer, yargı, bilgi vb. olgularıyla oluşturmuştur.

Madde ve enerji büyük boyutlarda( Newton ve izafiyet) farklı, küçük boyutlarda(kuantum) farklı mı davranıyor, bulunuyor. Bu durum biz insan mantığı için henüz bir çelişki gibi duruyor olabilir.

Bir yusufçuğun suda kurtçuk olarak yaşarken belirli bir gelişme evresinden sonra su dışında kabuğundan çıkıp uçmaya başlaması da bir çelişki midir ? Biz yusufçuğun yaşam döngüsünün tümünü öğrendiğimiz için bu çelişik olmaktan çıkar.

Madde ve enerjinin hem büyük ve yoğun haliyle hem de küçük ve seyrek halinin tüm çerçevesini belirleyene, öğrenene kadar bir çok bilinmezlik bizlere çelişik görünecektir.

Çelişki, biz insanların birlikte yaşamayı geliştirmek adına ortaya çıkardığımız, zıtlıkları ve eksiklikleri tanımlamaya yarayan bir kavramdır.

Özkan Salman


BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı