10 Temmuz 2013 Çarşamba

DEMOKRASİ

Halk unutmaz,doğruları yanlışları,
Sabırlıdır, bitirmez ümit, umutları,
Oy vermiş sineye çeker hataları,
Vermemişler, sayarlar yapılanları.

Yönetimler, temsiller belli süreler,
Programla, planlar hep yönetirler,
Yollarını halkla, halk için çizerler,
Halk takipte,ne yapar ne ederler.

Demokrasi övgü de olur yergi de,
Eleştiri doğrusu da olur yanlışı da,
İktidar bir haksa muhalif olmakda,
Halk söyler, son sözü sandıkda.

Her yerde duyulur, iktidar sesleri,
Bir yanılgı, sindirmek muhalifleri,
Her adımını doğru saymak gafleti,
Halk not eder, iyi kötü hareketleri.

Kalıcıdır izlenen iyi yol, yöntemler,
Geçicidir, yöneten işleten liderler,
İyiler anılır, yaşatılır, hiçtir kötüler,
Halklar kalıcıdır, yaşarlar, görürler.

Özkan Salman

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Sigmund Freud Yanılıyor muydu ?

Bir insan ömrü boyunca kendisine sunulan bilgi akışına ilgi gösterir ve düşünme sürecine girerse sonuç aydınlanmaya doğru gidecektir. Fakat bir insan kendisine sunulan bilgiyi almaz, kendini gelişen ve değişen bilgiye kapatırsa düşünme süreci çok az ilerleyecek hatta duracaktır. Bu bireyin dünyanın fikirsel alandaki gelişimlerini anlama kapasitesi düşecek, hatta her şeyin anlamsız ve saçma olduğu fikrine kapılacağı tahmini zor değildir. Kendini, zihnini yeni bilgilere kapatmış eski kuşak insanların örneği capcanlı durmaktadır.

Değişmeyen fikir, gelişmeyen bilginin ürünüdür.

İnsanların yönlendirilir olması mümkündür, ancak süresinin uzun olması mümkün değildir. Faydalı ve yararlı yönlendirmeler sürekli, kurgu ve belli amaçlar için yapılan yapay, uzun vadede zararlı olanlar ise ortaya çıkar, anlaşılır ve süresi biter.

Günümüzde internet klasik haber alma ve kitleleri yönlendirme aracı olan tv tekelini, belli otoriter merkezli bilgi verme yöntemlerini bitirmiştir. Diploma, ünvan ve ödül merkezlerinin belirleyiciliğini kaldırmıştır. Reklam sektörü kitlelere ulaşma hedefinden bireysel, bölgesel ve ilgisel alanlara yönelmektedir. Tüketici kullandığı mal ve hizmeti unutmaz, rakiplerini de bilir. Alternatiflerini de kıyaslar, kayıtsız değildir.

Reklamlar insanların biyolojik ihtiyacının belirlenmiş sınırlarından psikolojik belirlenmemiş sınırsızlığında hala dolaşmaya devam etmektedir. Ta ki psikolojik sınırların belirlenmesine kadar gidebilirler. İşte şu an yapılan Freud'un alaca karanlıkta gördüğü günümüzde apaydınlanacak olan psikolojik sınırlarımızın belirlenecek olmasıdır.

İsimlerin tartışılmasının bittiği, olay ve kavramların genel anlamlarını yitirip isim gibi netleştiği dönemlere giriyoruz. Özgürlük, demokrasi, barış, ruh gibi önceki geniş kavramların içinin doldurulması, lokal isimlere dönüşmesi, belirli konulara hitap etmesi gibi.(Düşünme, konuşma ve yazma özğürlüğü, Taksim ruhu vb.)

İnsanın "Altbenlik" denen karanlığın, su altındaki büyük buz dağı benzetmesinin açılması: Öncelikle doğal, genetik, biyolojik yanımızı anlatır. Doğadaki canlıların davranışı nasılsa insandaki bilinçaltı odur. Yani canlının doğadaki duruşudur. Varolma, genetik, dna'sal gelişmesi, aktarmasıdır.

Benlik: Bireyin doğumdan itibaren ve ömrümüz boyunca öğrenme ve davranma şekli.

Üstbenlik : Bireyin toplumla olan etkileşim içindeki oluşan ve gelişen davranışları.

Şartlı(hal) benlik : Bir bireyin toplumdaki diğer insanlar tarafından belli şartların etkisini belirleyici kılması. Mevki, ünvan, ödül ve ceza yolları ile. Toplumun kendi diktatörlerini, demokratik liderlerini, kahramanlarını vb. oluşturması gibi. Oluşturulan ortamdaki insanın psikolojik yapısı. İnsanlık hali değil, halin, ortamın insanı. Bu durumdaki insanın daha önce belirlenmiş olan davranış ve düşünce kalıplarına göre davranma eğilimi.

Sigmun Freud genel anlamda yanılmamıştı. Ama olayları alacakaranlıkta görebildi.

Şimdi psikolojide aydınlama ve bir insanı, bireyi tümden psikolojik aydınlatma zamanı. Teknolojide uzaya çıkan insan, sosyal bilimlerde hala emekliyor, bocalıyor. Büyük bir çelişki. Bunu aşmalıyız.

Rüyalarımız uykudaki düşüncelerimizdir. Geleceğin kehanetleri değildir.

Özkan Salman

2 Temmuz 2013 Salı

Özgürce Haykıracağım (şiir)

Varsın olmasın, milyonlarım,
Olmasın ikinci evim yazlığım,
Hiç dinleyici, dalkavuklarım,
Olmasın çevremde soytarım,
Ben sakinliği, huzuru ararım.

Varsın olmasın lüks bineklik,
Olmasın hiç borçlu zenginlik,
Faizi bekler, cimri tembellik,
Borçsuz yaşam evlere şenlik.

Varsın olmasın değişen cebim,
Moda aranırsa benimki derim,
Olmasın hava atma gösterişim,
İnsanlık, sadelik bunu isterim.

Varsın olmasın yarısı bardağın,
Doysun biraz da karnı açların,
Olmaz olsun haksız kazancım,
Yalana, özgürce haykıracağım.

Özkan Salman

30 Haziran 2013 Pazar

Üçlem Psikolojisi

Üçlem psikolojisi benim ürettiğim bir tanım. Psikoloji ve sosyal psikoloji bilimine bir katkı olarak felsefik çabamla ortaya çıkardığım bir olgu ve kavram. Geliştirilmeye ve eleştirilmeye açık. Çünkü yeni.
Üçlem psikolojisi,

Üçlem olarak insan üç faktörün içinde bulunuyor.

1.Doğa(evren)
2.İnsan
3.Toplum

1.Doğayı genel hatlarıyla biliyoruz ve hala çözmeye çalışıyoruz. İnsan şu an doğanın içinde temel ihtiyaçlarıyla ona bağımlı, her türlü yaşam bağı bulunmakta.

2.İnsan : Yeni fikirlerimle Pskinalizin bir adım önüne geçtiğimi tahmin ediyorum. Psikanalizde altbenlik, benlik ve üstbenlik kavramlarına netlik kazandırma açısından fikirlerimin psikolojiye yeni bir yön ve gelişim kazandıracağına inanıyorum. Şöyle ki;

Ben insanı öncelikle öncelikli olarak iki temel haline indirgiyorum. Genetik ve öğrenme olarak.
a) Genetik: Dna'mızla yani genetiğimizle gelen fiziksel hal, davranışlarımız.

Psikanaliz'deki altbenlik artık bilinmezliğine son verilmiştir bu yeni fikrimle. Çözülmesi de o kadar zor değildir.

Evet o bilinmez resim olan suyun altındaki dev buzdağı eridi ve sabit hale geldi. Dna ve genetik özelliklerimizin biz insanlara neler söylediği ortadır.Temel ihtiyaçlar
1.Nefes almak
2.Su içmek
3.Yemek
4.Cinsellik
5.Boşaltım (temizlik)
6.Uyku

b) Öğrenme : Doğumla başlayıp ömür boyu sürecek olan öğrenme ve bilme hali ile davranışlarımız.

Öğrenme ömrümüze yayıldığı ve toplumla bütünleştiği için daha anlaşılması araştırılması gerekmektedir.

Öğrenme ile ilgili ihtiyaçlar bu kadar az ve net değildir. Zannedildiği gibi kültürel ve lüks ayrımı yeterli değildir. Çünkü duygular bu kategoride yer almaktadır. Duygular öğrenilmiş davranışlar olduğu için daha geniş incelenmesi ve ayıklanması gerekir.

Bu saptamalardan psikinalizin yanlış yerde araştırma yaptığını yani genetiğimizde dolaşıp durduğunu görüyoruz. Halbukisi öğrenilmiş davranışlar, alışkanlıklar, ilişkilere eğilmesi gerekiyordu. Artık bu yeni açılımla yeni bölümlere veya mevcut bölümlerin alanlarını belirlemeye ihtiyaç olabilir.

3.Toplum; bireyin ikili, grup ve kitleler ile ilgili tutum ve davranışları.

Konunun ana unsurlarını sundum. Düzeltilecek, gözden geçirilecek çok unsur var.

Yeni detaylar, saptamalar, tanımlamalar olabilir.

Bunu zaman gösterecek.

Özkan Salman

29 Haziran 2013 Cumartesi

Barış Yüzyılı

Geçen yüzyıl savaş yüzyılı idi. Birinci dünya savaşı 1914 yılında başladı. Yüzyılını 2014 de tamamlamaktadır. Savaşların başlangıçlarının bir çok çeşitleri (bahaneleri) olduğu halde nedenleri azdır. Tarihteki savaşların nedenlerini saymaya kalkarsak ana nedenleri buluruz hem de bu nedenleri çözümleyerek savaşların çıkmasını engelleyebiliriz.

Geçen yüzyıl tüm dünyada yıkım yapan iki büyük dünya savaşı gerçekleşti. Bu savaşların olmaması için BM ve AB kuruldu.

Şu an kurulan bu birlikler amaçlarına uygun şekilde işliyor mu ? Bu yüzyılda çıkabilecek dünya savaşı veya savaşlarını durdurmak için ne gibi çalışmaları ve tedbirleri vardır ? Varsa bunları dünya ile paylaşmayı ne zaman gerçekleştirecekler.

Savaşın en önemli nedenleri

1. Enerji
2. Ekonomik
3. Nüfus çoğalması

Enerji : Geçen yüzyıl savaşlarının en önemli nedeniydi. Enerjinin başında petrol gibi hazır bir enerji geliyor.

Ekonomi: Üretim liderlerinin devletler üzerindeki olumsuz etkisinden kaynaklanıyor.

Nüfus : Canlılar için doğal bir kural vardır. Yiyecek yetmiyorsa düşmanlık, kavga, savaş artar.İnsan için ise yiyecek yettiği halde paylaşma bilinmiyor, yöntem aranmıyor veya biliniyor da uygulanmıyorsa eninde sonunda savaş kaçınılmaz olacaktır.

Bu yüzyılın barış yüzyılı olmasını hepimiz arzu ederiz. Geçen yüzyılın ibret verici olaylarını, savaşlarını tekrar yaşamayı hak etmiyoruz.

Şimdi internet dünya halklarının her an birbiriyle iletişim kurabildiği ve barışın nabzını tutabilecek özğürlüğündedir. Bir kıvılcımın dünya savaşına neden olacağı anı engellemeye hazırdırlar. Geçen yüzyıldaki liderlerin yanlış bilgiler, yalan vaatleri bu yüzyıla taşınmasını internet önlemektedir.

Halklar hem üsten hem alttan kontrolü devam ettirmekteler. Tavandan Wikileaks, Anonymous, Snowden gibi halk kahramanları Tabandan da bireysel, grup, kalabalık, kitleler halinde halklar (Geziparkı, Brezilya ve onları destekleyenler) Geçen yüzyıl liderlerinin hatalarını tekrar etmemeleri konusunda bir tepki, bir uyarı vermektedirler konuyu küresel olarak alırsak.

Halkın bu uyarıları, tepkileri dünya liderlerin tutumuna göre artıp azalacaktır. Geçen yüzyıldaki soğuk savaşın uzun sürmesi halk üzerinde ciddi bir baskı, stress, istediğini söyleyememe, hatta düşünememe gibi olumsuz etkiler oluşturmuştur. Düşünce ve konuşma özğürlüğünden yoksunlaşma modern insan için çok büyük bir mutsuzluk getirmiş, bireysel ve toplumsal sorunlar çözülebileceği halde gecikmeye sebep olmuştur.

Dünyadaki her konudaki gelişme insanlığın mutluluğunu sağlayabileceği halde iken geçen yüzyılın korkunç travmasından hala kurtulmaya çalıştığı için olanaklarını tam kullanma aşamasına gelememiştir.

Özgürlük denilince sınırsız düşünce ve konuşma anlaşılmalıdır. Bir vatandaş herhangi bir lideri eleştiremiyorsa o ortamda düşünce ve konuşma özgürlüğü yok demektir. Her vatandaşın her konu ve alandaki liderlerini övdüğü gibi eleştirmeye de hakkı vardır. Hiç bir insan veya lider tüm yaptıklarında ve fikirlerinde tümden haklı  veya tüm haksız olamaz.

Demokrasi her fikrin düşüncenin, konuşmanın ortaya konabildiği en uygun ortamı oluşturur.

Tüm dünya liderleri geçen yüzyılda meslektaşlarının yaptığı hataları asla unutmamalıdırlar.

O kötü liderler halklara, toplumlara kin ve nefret tohumları ektiler, savaş ve ölüm biçtiler.

Peki bunu nasıl başardılar. Yanlış bilgiler, yalan vaatler içeren bir tek kavramı konuşarak : Güç

Bu yüzyılımızın barış içinde geçeceğine inanıyorum. Bunu da sağlayacak olanlar da bireysel ve kitlesel halklardır.

Halklar barış, özgürlük, adalet  istiyorlar. Ekonomi yani ihtiyaçların adil paylaşılmasını istiyorlar.

Bu isteklerini başarmalarını hiçbir güç (çünkü güç temel unsur değil) engelleyemeyecektir.

Bedenin esareti bitti, şimdi sıra düşünmenin ve konuşmanın özgürlüğünde.


Özkan Salman



   

27 Haziran 2013 Perşembe

Zihinsel Köleliğin Bitişi

Bedensel kölelik bitmişti, şimdi zihinsel köleliğin bitiş zamanıdır.

Evet tüm zihinlerimiz esaret altında duruyor hala. İnsanlık tarihinden gelen kölelik davranışı canlılar arasında sadece insanda bulunmaktadır. Bulunmaktaydı. Kölelik güç üzerine kurulmuş insanlık düzeninin bir üründür. "En güçlü benim, en büyük benim " diyerek Allah'a şirk koşan firavun köleliğin en önemli temsilcisi olarak tarihte anılmaktadır.

İnsanlık savaşları hep güç göstergesi ile doludur. Sadece savunma ve kötülüklüklerle savaşanlar haklı olmuşlardır.

Günümüzde kölelik kanunlarla kaldırılmıştır. Zihinsel özgürlük sürekli kanunlarda bulunmasına rağmen hala gerçekleşmemiş bir durumdadır.

Çocukluktan itibaren düşüncelerimiz tarihten gelen yanlış bir kavramın esareti altına alınmakta, eğitim ve çevre  bu durumu pekiştirmektedir. Belli zamanlarda bazı kişilerce ortaya konan özgürlük istekleri ve davranışları kaynağı net anlaşılamamasına rağmen gündemden düşmedi. Herkes hissediyor fakat tam olarak açıklayamıyordu.

Hissedilen fakat açıklanamayan bu yanlış kavram "güç" idi.

Güç kavramı eski çağlardan günümüze kadar sinsice zihinlerimize yerleşmiş ve oradan çıkmak istemiyordu.

Silahların gücü, sevginin gücü, devlet gücü, erkek gücü, kadın gücü, aşk gücü, gücü,gücü,gücü....

Bu kavram kölelik, savaş ve vahşilik çağlarından günümüze miras kalmış en son geçen yüzyılda ABD ve Rusya devlet tekeline girmiş haliyle yüzyılımıza taşınmıştır.

Serbest piyasa liderleri, devlet liderleri gücün zirve haline gelişinin son temsilcileridir. Tabi ki inanç liderlerini de unutmamak gerekir.

Gücü eline geçirmiş bu liderler savaş ve bireysel ceza tehdidi ile dünya insanların zihnen ve davranış açısından özgürlüğünü gün geçtikçe ister bilerek ister farkında olmadan azaltmaya, set çekmeye ve özgürce konuşamamaya ve düşünememeye sebep olmuşlardır. İnternetin gelişimi ile Wikileaks, anonymous, en son konuşan gizli teşkilat memuru ve Geziparkı, Brezilya, duranadam ve parkform demokratik hareketleri ve zihinsel kölelik ve engellemenin baskısını kaldırmaya yönelik başlamış ve gelişmektedir. Ve dikkat durdurulmasını da kimse şahsi yara almazsa istemeyecektir.

Bu fikirsel, zihinsel özgürlük hareketlerinin gelişimi liderlerin makamlarına yapılmak istenirken arada şahsiyetlerde sorgulanılmış olmaktadır kazaen.

Çünkü bu makamları kullananlarda bir çok gücün yanıltan zaaflarına kapılmaktadırlar.

Zihinsel ve fikirsel kölelikten kurtuluş çabaları makamları hedef alarak devam edecektir. Kişileri değil. Makamlarda bulunan dürüst insanlar bu esen özgürlük rüzgarından ancak bir hafif serinleme etkisi alabilirler bu sıcaklarda.

Üretimde ve yönetimde makam sahiplerindeki zaaf gücün en önemli unsur olduğu ve buna sahip oldukları hissidir.

Liderler sözlerini mi tutacak ve uygulayacaklar yoksa kendileri gelmeden hazırlanmış planlara, hedeflere mi hizmet edecekler. Büyüyen zihinsel özgürlüğü artık yok sayamazlar, dikkate almak zorundalar. Söz verdiklerini uygulamalıdırlar. Yoksa en adilce ve insanca olanı istifa etmek olmalıdır. Berlusconi sendromu, olayı hiç istenilen bir durum değildir.

Yapılması gereken tarihten gelen güç kavramının kullanımını ve eğitimini değiştirmemiz gerekiyor.

Tıp, fen bilimleri uzaya çıktı. İnançlar küreselleşti ve rakipleşti. Sosyal, siyasal bilimler, ekonomi, psikoloji, sosyoloji gibi insan bilimleri hala geçmişi teşhiş ve geleceğe yorumsuz bakar haldeler.

Bilim bilginin ve insanlığın hizmetine girmeli, makam ve yetkilerin istediği şekil ve hizmetine değil.

Sanat zihinsel ve fikirsel özgürlüğünde çoğalarak devam etmelidir.

Zihinsel ve fikirsel özgürlükler kazanılınca insanlık daha iyi bir dünya gerçekleştirecektir.

İnsanlık bedensel köleliği bitirme iradesine kavuştu şimdi zihin ve fikir özgürlüğü gerçekleşmeli.

Gücün insan zihnindeki yanlış durduğu zirveden alınıp diğer özelliklerin yanına taşıma vakti geldi.

Haydi, dünya insanları birleşin ! Düşünün ! Konuşun !  Yeni bir tarih başlatın.




24 Haziran 2013 Pazartesi

Daha iyi bir dünya mümkündür

Evet. Daha iyi ve daha güzel bir dünyada yaşamamız mümkün. Yaşadığımız dünyayı tüm insanlığın barışçıl, yardımlaşmanın, dayanışmanın, paylaşımının olduğu bir dünyaya çevirmenin mümkün olduğunu hayal etmiyorum artık bunun gerçekleşeceğine inanıyorum.

Gençlerimiz ve genç kalanlarımız son günlerdeki demokratik ve özgürlükçü hareketleriyle tüm dünyaya örnek ve ilham verici olduklarını gösterdiler. İktidar grubu bu hareketi anlayamadı maalesef. Çünkü onlar klasik politikaların izinden gitmeye devam ediyorlardı. Muhalefetler ise bu hareketi anladı yardım da etti ama sınırı bir yere kadar olduğunu biliyordu. Muhalefetlerin hiç küresel bir politika tecrübesi olmamıştı. Hep muhalefette kalma alışkanlığı geliştirmişlerdi.

Gençler ses ve hareketlerini küresel hale getirdikleri halde, Dünyadaki tüm politikalar tirübinlere (her zaman ki) oynayarak eski klasik davranışlarını devam ettirdiler.

Yeni ve daha iyi bir dünya oluşturmanın en önemli kriteri "İlişkiler" dir. Başta psikoloji, sosyoloji ile ilgili tüm bilim dalları bu konuda eksiklerini kapatmalılar. Tıp ve fen bilimleri uzaya çıkarken insan bilimleri hala kaçıncı yüzyılda kaldı bunun nedenleri nelerdir. Neler onların önünü tıkamaktadır düşünüp o yolları açmalılar. Bir çok yolu tıkayan şeyler bulunmakta elbette ben en önemli olanı söylemekle başlayayım. P-o-l-i-t-i-k-a, yönetme ve yönetilme sanatı. Bunları kimler düzenliyor hala. Parti liderler mi. Onlar her konuda bilgili mi ya da bilgili insanları hangi yönde kullanmaktalar.

İlişkilerin DNA dan gelen ve öğrenme(eğitim) ile ilgili olanları ayırmakla ilişkilerin düzelebileceğini öngörebiliriz..

DNA            ÖĞRENME
------            ------------

Temel             Tercih

Zorunluluk       İstek

Kurallar         Özgürlükler


Tüm insanların birbiriyle ilişki analizlerini mercek altına alırsak ele alınabilecek ortak noktaları olduğunu görürüz. Birey sonucunu bildiği bir davranış şeklinin gidişatını iyi davranışa sevk etme eğiliminde olması tabiatındandır. Önemli olan etki-tepki olayının her iki tarafça bilinmesi ve yönetilme yeteneğinin geliştirilmesidir.

Tıp ve fen bilimleri uzayda gezerken, başta politika, mesleki organizasyon ve sosyal bilimler (ekonomi dahil) hala geçen yüzyıldan kalma teknik ve yöntemler kullanılmaktadır. Bunlar yenilenmelidir. Tüm akademisyen, sanatçılar, politikacılar, şirket yöneticileri, işçi, esnaf vb tüm kuruluşlar bu konulara eğilmeli veya çalışmalara teşvik etmelidirler.

Bir aydır gençlerin demokrasi ve özgürlük hareketlerinin nedenlerini dünya düşünürken ben kendime ait felsefik bilgimle aldığım en önemli ilham budur.

Olanların bende düşündürdüğü,

Sonuç: Daha iyi bir dünya mümkündür.

Özkan Salman

11 Haziran 2013 Salı

Geçmişe özlem ve geleceğe bakış

Ruh: Oluşum, yaşam etkinliği. Canlının zihinsel ve bedensel etkinliği. Bilginin tamamlanma çabası.

Bilgi bedenden yeni bedenlere zaten kalıtsal ve öğrenme yoluyla aktarılmaktadır. Bilgi bireylere takılıp kalmaz. Evren kuralları ve sistemini baz alır. İnsanın fiziksel ve düşünsel etkinlikleri aktarılır. Bendensel tekrarlar ve düşünce olanağına sahip boş hücreler aktarılır. Biz yeni nesiller o boş hücreleri doldurursak tamamlanır ve bir sonraki adıma hazırlanır ve yeni bir gelişmeye yöneliriz.

Geçmiş değişerek günümüze geldiği için hep eksiktir evrensel olarak. Değişim artmaktır canlılar için. Canlının temel amacı varlığını kalıcı yapmak için onu korumak ve çoğaltmaktır. Geçmiş yaşantılar o nedenle yeniden tekrar edilemez. Çünkü onlar basamaktır. Eğer kim ki geçmişi yaşamak isteyip günümüz dünyasına uyarlamak isterse, bulunduğu merdivenin yedinci basamağından beşincide veya üçüncüde olmak istiyor anlamına gelir. Geçmişin yaşantılarını alt basamaklar gibi günümüze üst basamaklara getiremeyiz.  Bir yaşlı insanın gençliğe dönmesi hatta aynı şeyleri yaşaması maalesef mümkün değildir. Çünkü gençlik döneme dönmesi ve yaşaması için sadece kendi üzerinde yaptığı değişiklik yetmeyecek yaşadığı ortamı da oluşturması gerekecektir. Evren yasaları buna izin vermez.

Geçmişe çok sıkı bağlanıp onu yeniden yaşamaya zorlamak bir şizofren davranışına götürür insanı yani kendi iç dünyası gerçeklik dünyasıyla uyuşmaz. Zihin gücünde bu olgu hakimdir. Dış gerçekliği küçümser. Mantık hataları artar. Çevresiyle uyumu zorlaşır. Geçmişe ait saplantılardan kurtulmadıkça bu hal devam edecektir.

Geçmişi geri getirmek, aynısını yaşamaya, yaşatmaya çalışmak, gelişen dünyayı anlama çabasına girip yeni oluşumlar ortaya koyamamanın etkisidir. Ya da gelişen dünyanın zorluklarına yeni yollar aramayıp veya aradığı halde bulamayıp geçmiş yöntemlere sığınmak bir kaçış işaretidir.

Geçen zaman geri gelmez, nehir geri akmaz,  sabit bir alt merdiveni  üste koyamaz, onu basamak yapamazsınız.

 Zamanı günümüzde saat ve dünyanın döngüsüyle temsil ediyor ve algılıyoruz. Zamana hareket ve yaşamak gözüyle bakılırsa bir merdiven şekline veya gidilen bir yol şekliyle algılamak mümkün. Bu mantıkla geri dönmek söz konusu olamaz çünkü yoldan geriye dönerseniz aynı yol, merdivende aşağı inerseniz aynı basamak olmayacaktır. Ayak izleriniz bile bunu bozacaktır.

Geçmişteki sistem ve yöntemleri de günümüze uyarlamaya çalışırsak şartlar ve oluşumlar açısından hep eksik kalan bir şeyler olacak bu da yeni şartlara ve özelliklere uyum göstermeyecektir.

Reenkarnasyon ve ruh bedenlenmesi canlının hareket ve düşünmeye yatkın hali ile olmaktadır. İsim, konum, mevki, eskinin yeniyle yarım kalmış işlerin hesaplaşması şeklinde hiç değildir.

Hareket bedenle, düşünce doldurulmayı bekleyen hücrelerle yeni bedene geçmektedir.

Sonuç : Geçmiş tecrübe, gelecek ise inşadır.

Özkan Salman

31 Mayıs 2013 Cuma

Doğa ve İnsan - 3 (Bilgi'nin İzinde)

Kalıcılık Felsefesi

Doğaya baktığımızda tarih boyunca canlılar arasında  güçlü olma mücadelesini gördük. Bu yanılgı ile doğa kanunlarının ana konusuna güçlü olmayı koyduk. Güçlü olan hayatta kalır, zayıf olan elenir gibi kemikleşmiş yanlış bir anlayışla eğitim verdik. Bu eğitimle büyüyen çocuklarımız, gençlerimiz yaşıtları ile rekabet etme konusunda güçlü olmak için her yolun yapılabileceği inancıyla hareket eder oldular. Ülkenin siyaset, iş ve diğer kollarında görevler alan bu çocuklarımız artık tamamiyle güç merkezli zihinlerini kullanır oldular.

Para kazanma ve mevki edinme konusunda yarışırken her türlü yolun ahlaka ve inanca uymasa da uygulanabileciğini hafızalarına kazımıştılar. Ve bu zihniyetle dolu iken hem zamanlarını kısaltıp hemde en iyi performansı sergileyememenin kaynağını bilemeden kötü bir icraatla emekliliğe ayrılırken kendileriyle aynı zihniyeti taşıyan yenilere yerlerini verdiler. Güç değil de kalıcılık merkeziyetindeki zihniyetleri al aşağı etmenin yolların aradılar ve bunda çoğunlukta oldukları için başarılı oldular.

Sihirli Bir Değnek

Tarihteki başarılı insanlara bakarsak onların zihin merkezlerindeki en önemli unsurun güç değil kalıcılık olduğunu görürüz. Kalıcılık bir sihirli değnek değildir. Bu düşünce şekli belli bir aşama ve çabayla oluşmaktadır. Yaratıcı zihinlerin oluşmasına bu yaklaşım tarzı yol açmaktadır.

Dünyada savaşları bitirmenin sihirli bir değneği yok. Dünya dönüyor, yerkürenin bir bölümü gece iken bir bölümü gündüz, hava şartları, iklim koşulları her coğrafyada farklı, insanların iklim ve coğrafyalarda yaşayış şekil ve kültürleri çok farklı. Bizler barışla meşgul olurken, diğer bölümlerdeki insanlar savaşmak için bir şeylerle meşguller.Barışı düşünenlerin zihinlerine kalıcılık  hakimken, savaşı düşünenlerin zihniyetine güç hakim durumda.

Kalıcılığı bir güç merkezli zihin kullanmaya çalışırsa ne olur. Eskiye bakarsak firavun, yakın geçmiş tarihimize bakarsak tüm yerküredeki kötü olarak anılan diktatör yönetimler olur. Firavunun uzun süre kalıcı olması onun her dönem güç zihniyetini taşımadığı düşüncesini veya yönetimdekilerinin kalıcılığı yaşarken güç zihniyetinin zararını tam anlamıyla anlamadıklarını da tahmin edebiliriz.

İnsanlığın sağduyusu güç değil kalıcılıktır. Kalıcılık zihniyeti sabırlı ve emin adımlarla ilerler. Güç zihniyetinin kötü baskılarına dayanır fakat belli bir dönemde emin olarak ona son verir. Kendisi kalıcılığına devam eder. Tarih zorbalıklarla doludur. Güç zihniyetinin ve ona hizmet eden odakların zorbalıkları.

Gelecek nesillerin daha iyi yaşanabilir hayat oluşturmasını istiyorsak, İnançların vicdan dengesini kurmasının yanında onlara kalıcılık zihniyetinin barışçıl, birlik ve dayanışma gibi özelliklerinin başta olmak üzere diğer özelliklerinde(zeka, güzellik, zenginlik, hız ve güç) abartılmadan belli kararda verilmesiyle mümkün olabileceği ortadadır.

Kalıcılık ve Bilgi

Bilgi güç müdür ? hayır. Bilgi kalıcılıktır. Kalıcılık zaten gücü alt etmenlerinde taşır. Güneş bir güçtür, enerji kaynağıdır. Bir tohum kalıcılıktır. Güneşten gerekli ve yeterli gücü enerjiyi alır, tohum halinden bir dev ağaç haline gelir. Sadece güneşi değil, suyu, toprağı ve havayı da kullanarak.

Güç kullanılır kalıcı olmak için. Ama kalıcılığın kaynağı sadece ve en önemli etkeni güç değildir. Bilgidir.

Bilgi : Evrenin insan(canlı)daki izdüşümüdür. (bakınız: Bilgi(izdüşüm) yazım.)

Bilgiyi en iyi kullanacağımız alan kalıcılık alanımızdır. Bilgi başlı başına bir büyük olgudur. varlık ise bilgi sayesinde kalıcılığını korur.

Kalıcılık = Varlık + Bilgi

Sonuç : İnsan olarak medeniyetlerimizin merkezine gücü değil kalıcılığı çıkarmalıyız. Gücü hakkettiği yerde bırakmalıyız artık gerekli ve sıradan diğer unsurların arasına.

Özkan Salman.

30 Mayıs 2013 Perşembe

Doğa ve İnsan - 2 (Bilgi'nin İzinde)

Kalıcılık Felsefesi

Doğa: Dünya üzerinde canlıların yaşama ve varlıklarını sürdürebilme olanağı olan ortam, zemin, yaşam alanı, yaşam belirtisi bulunan yer, yaşam döngüsünün ve kalıcılığının bulunması.

Bitki: Canlılığın gelişiminde en önemli yeri tutan canlılar topluluğu. Alt kültür ve üst kültür arasındaki dengeleyici unsur.

İnsan : Canlılığın şu an bilinen en gelişmiş ve en üst temsilcisi.

Doğaya çok dikkatli baktığımızda göreceğimiz en önemli özellik güç değil, kalıcılıktır. Kalıcılık kelimesinin kısa bir araştırmasını yaptım üstad google'dan bir iki felsefe sayfalarını mercek altına aldım. Kalıcılık felsefesi veya kalıcılığın felsefik anlamına rastlayamadım. Varlık felsefesi bulunmakta ama bu fesefe varlığın olup olmadığı bölümüne takılıp kalmış, şüpheciler yolunu kesip durmuşlar.

Doğal yenilenme(seleksiyon) gücü kazanarak varlığını sürdürmek değil, ortama uyum yeteneğini kazanarak kalıcı olmak adına yapılmaktadır.

Varlık felsefesinin en önemli eksiği kalıcılık olgusu olduğu ortadır. Kalıcılığın güçden daha önemli olduğunun kanıtı gözümüzün önündeki bitkilerdir. Sabit halde ve yavaş büyüyen insan öğrenmesine göre zayıf yapıda olan bitkiler. Biz insanların gücü olmasına karşın onları yok edemeyiz. Bu konuda güç işe yaramaz. Dolayısı ile önemli olan aslanın yırtıcı gücü değil, otçulun sayısının kalıcılığı önemlidir. Otçulun beslenme ve üreme gücü değil, bitkinin yeterli sayıda genişliği ve varlığını kalıcı olarak sürdürmesi önemlidir.

Kalıcılık felsefesi'ne giriş yapmış bulunmaktayız.  Bu önemli olguyu, düşünceyi dünya tarihinde ortaya çıkarmış, düşünür, felsefeci, politikacı, askeri, sanatçı belki olmuştur. Felsefe ile ilgilenen bir kişi olarak neden şu ana kadar "kalıcılık" gibi önemli bir olguyu hep basit cümleler içinde gördüm, okudum ve algıladım. Demek ki bu önemli olgu hakkettiği yerde bulunamadı, gizlendi veya önemsenmedi.

Serbest piyasa ekonomisi içinde eğitim ve seminerlerde işletmenin "kalıcılı"ğı temel kavramlar arasında bulunması onun önemi yansıtmaktadır.

Devletlerin anayasalarında "kalıcılık" unsuru önemli ve vazgeçilmezdir.

İnsanlık tarihine bakalım kalıcılık kavramı yönünden; İnsanlık gelişiminin ve kalıcılığının temellerini tarımla uğraşmak  üzerine başlatmıştır. Otçulu(avlanma, evcilleştirme) arada tutup beslenmenin kaynağına bitkilere bakmak yetiştirmek üzerine yönelmiştir.

Kalıcılık kendini sağlayan tüm unsurların ana hedefi, başı, önde geleni olmaktadır.

Doğada her türlü canlı gelip gider, türler gelir, gelişir kalıcı olmanın yolunu bulurlarsa devam ederler. Bulamazlarsa yok olurlar. Günümüz kalıcıları bakteriler, bitkiler ve biz insanlarız. Diğer türler numunelik gibi ara form gibi durmaktalar.

Yeni çağda insanlığın en önemli unsuru güçlü, zeki, hızlı, zengin, ünlü olmak değil kalıcılık olmalıdır. çünkü kalıcılık diğer unsurlarının sonucu ve birleşenidir. Hepsini içinde barındırır.

Zeki, zengin, güçlü, hızlı, ünlü, güzel olmak değil, onları bünyesinde barındırabilen en önemli unsur kalıcı olmaktır.

İster bir işletme, ister bir aile, isterse bir devlet. Bir birey olarak, birlik, dernek olarak kalıcılık, kalıcılık, kalıcılık.

Bu olgu doğa da var ve doğadan aldığımız her doğal olgu bize yararlıdır, tabi ki doğru algılamak şartıyla.
Tüm ihtiyaçlarımızı şu ana kadar ondan alıyoruz ve alacağız.
Kalıcılık olgusunu doğadan örnekle açıklamaya çalıştım. Amacım doğayı tanrılaştırmak değil tabi ki. Panteizmle bir ilgisi yok. Doğa ile karşılıklı ve zorunlu bir ilişkimiz olduğu açısından yaklaşıyor ve örnek veriyorum.

Sonuç :  Kalıcılık başlı başına çok önemli bir olgudur. İnsana ait her alanda, eğitim, sanat, siyaset, devletler arası, insanlararası ilişki ve iletişimde ana unsur olması birlikte kalıcı olmanın sürdürebilirliğini keşfetmemizi sağlayacaktır.

Özkan Salman

28 Mayıs 2013 Salı

3.dünya savaşı (savaşları)

Birinci ve ikinci dünya savaşı gelişmiş dünya ülkelerin kendi aralarında yaptıkları savaşlardı.
Üçüncü dünya savaşı ise gelişmemiş, gelişmek istemeyen( geliştirilmesine izin verilmeyen) ülkeler arasında olduğu gözlenmekte.
Birinci ve ikinci dünya ülkelerinin savaşları geçen yüzyıldaydı.
Üçüncü dünya ülkelerin kendi iç savaşları halen devam ediyor.
Şeytanla, melek kılığına girmiş iblis anlaşmış 3. dünya savaşını çıkarmışlar. Şeytanlar silah üretiyor, Melek kılığındakiler ise ilaç taşıyor. Arada tohumları saklamış ve ellerini oğuşturup müşteri gelmesini bekleyen simsar kılığındaki sansarlar.
Çok garip bir tablo oluştu. Bu dünya portresini hangi ressam çizebilir acaba ? Picasso, Vinci mi ? Yoksa "Bana mutsuzluğun bir resmini çizebilir misin " diye sorabileceğimiz Abidin Dino mu ?

Bu iç savaşlar hep mi vardı da biz mi bilmiyorduk ?
Yoksa bu kadar değil miydi de soğuk savaşta görev alanlar(casuslar) eski görevlerini bırakıp canları sıkılmasın diye yeni görevlere başlayıp her yerde cirit atar mı oldular ?

James bond ilk bölümlerindeki soğuk savaş figürünü bırakmış dünya barışını korumak için (süpermeni saf dışı bırakıp ( süpermen de bencilin biriydi sadece kendi şehrini koruyordu, diğer dünya umurunda değildi)) her heryerde ping atmaya başlamış. Dünya barışını korumak mı yoksa karıştırmak mı tam anlayamadım.

Filimle gerçek bu kadar zıt olabilir mi ?

Dünyada ki bu kötü tablonun adı " Medeniyetler çatışması" denilse de  " İç savaş çatışmaları " adı daha doğru  duruyor.

Dönemini kapatmış bir Birleşmiş Milletler yerini Birleşmiş Medeniyetlere bırakma zamanı geliyor galiba.

Dünya şu an çok garip olarak, vahşet, hüzün, komik olan herşey aynı anda ve içiçe geçmiş halde yaşanıyor. Sıra yok, tarih yok. zaman ve mekan sınırı yok. İyi ve kötü olarak tüm bilgilere hızlıca ulaşmamızın şu an yaşanılanları bu hale getirdiğini söylemek mümkün. bir tık savaş haberi, yorumu, gelişmesi bir tık komik insan ve hayvanlar bir tık.,,,, sihirbazlık gibi ne dilersen dile benden savaş mı barış mı, zenginlik mi kıtlık mı tıkla görüş ve duyuş alanına gelsin ama etkide bulunamazsın. Bunu yapmak istiyorsan bir iki milyarcık insanın seninle aynı düşünceyi paylaşmanı sağlamalısın, bunu başarırsan her tıkladığına etki edebilirsin. Ama dikkat kötü olursan bu geri teper, iyi olursan kötülükler biter.  

Sonuç : Yolculuğumuz tıklama (ing: clik) çağına gireceğimizin sinyalini veriyor. Soğuk savaştan kalan bir kişinin veya az sayıdaki kişilerin kırmızı düğmeye basma yetkisini kaldırmak üzerine.
   

BBD Yöntem ve Uygulamaları -135

  Günaydın, değerli sağlık sever dostlar. 09:30 Çekirdek Kahve 10:00 Yumurta, haşlanmış, bir adet, sadece sarısı