Felsefeye, insan zihnindeki bilgi işleyen nöron laboratuvarı da diyebiliriz.
Bu zihin laboratuvarında, varlık ve bilgi konuları işlenmekte ve yeni bilgiler ile kavramlar ortaya çıkarılmaktadır.
Varlığın temsili kavramlar üzerinden bilgiler işlenmekte, düşünce sürecinden, mantık süzgecinden geçirilmekte, önceki bilgilerin tekrarı ve gözden geçirilmesi ile kıyas, fark, benzeşim, neden, nasıl soruları kümesel, kategori, gözlem, farkındalık ve keşfetme ile bir çok insan zihninin tecrübe ettiği yöntemler ile felsefe bilgi laboratuvarı her zaman çalışmaktadır.
İster mevcut bilgileri gözden geçirmek, gözden kaçan bilgileri fark etmek, öğretmek, yanlışları tespit etmek ve yenilemek, düzenlemek, toparlamak ve son durum nedir ? Sonuç ? sorularının cevabına hazırlamaktadır.
Geçen yüzyıldan bu yana felsefenin işleri birikmiştir.
Geçtğimiz yüzyılda ikinci dünya savaşında toplumlar travma yaşamış ve etkisi uzun sürmüştür.
Ölümler, hastalıklar, açlık, işsizlik, yaşamanın anlamında bozulmalara yol açmış ve etkisini azaltarak günümüze kadar sürmüştür.
Felsefe, geçtğimiz yüzyıldan bu yana varlıkta ne, neler oluyor ? sorusuyla ilgilenmiştir.
Bu soru toplumsal travamdan çıkış amacına yöneliktir.
Felsefenin en iyi hali olan Varlık ve bilgi araştırmalarından çıkan, fark etme, keşif etme, tespit, saptama, sentez, kuram gibi yöntemler ile yeni bilgiler ortaya çıkarmaktır.
Felsefe, zihin nöron laboratuvarından çıkan yeni bilgiler, kamuoyuna sunulur.
Her meslek, yetenek ve uzmanlık alanları bu bilgilerin etkisi ile çalışmalarını ilerletirler.
Bundan sonra halk meslek, yetenek ve uzmanlık alanlarından aldığı yeni tarz ve fikirleri hayatına uygulamaya başlar.
Bu konuda denemeler yapar. Halkın yenileme ile uygulayıp yerleşen eylemleri devam ederse bu hal politikacılara etki eder.
Ülke yönetimlerin de bu doğrultu da icraatlar da bulunurlar. Adalet ve sistem bu yeni şekli ile güncellenir.
Felsefe zihin nöron laboratuvarı güncellemeyi alır ve son durum nedir, sorusundan başlar ve yine varlık ve bilgi konularındaki ileri çalışmalarına devam eder.
Felsefe geçen yüzyıldaki insanlık felaketlerinden bu yana etkinliği azalmış ve işleri birikmiştir.
Kolay gelsin.
Felsefenin çok işi var.
Her kim felsefe adına düşünüyor, öğreniyor, tekrarlıyor, konuşuyor, yazıyor, dinliyor gibi bir çok etkinlikte bulunuyor ise insana ait insanın temel ve önemli bir özelliğini kullanıyor demektir.
Bu temel bir insan hakkıdır ve insandan bu hakkı koparılamaz.
İsteğimiz odur ki her insanın bu doğal hakkında bilinç ve vicdan (Toplumsal vefa içgüdüsü ve duygusu) sahibi olarak söz sahibi olması, kullanma özgürlüğünün ve kişiliğin dokunulmaz bir parçası olduğunun farkında olsun.
Tüm felsefecilerin, dünya felsefe gününü kutlarım.
Bilgi ise yaşamın insana, doğaya, evrene ve tanrıya göre bilgileridir.
Yaşamın temsilleri nelerdir ?
Tümel olarak doğadır.
Doğanın içinde insandır.
İnsan yaşamı denilince akla neler gelir ?
İnsanın ortaya çıkışı, gelişmesi, bu günkü hali ve geleceğidir.
Varlık ve bilginin odak noktaları nelerdir ?
Varlık odak nokta, günümüz insan yaşamının kendisidir.
Bilgi ise bu varlığın yani günümüz insan yaşamının insan zihnine yansıyan, duyularla fark edilen ve düşünülen bilgisidir.
Bu durumda varlık insan zihni için önceliklidir.
Önce varlık sonra bilgisi gelmektedir.
Toplum yaşamında her zaman sorun çözümden önce gelmesi bu yüzdendir.
Zihin fark ettiği sorunun ileride tekrar etmemesi üzerine tedbir alabilir.
Önce tedbir alıp gelecek sorunu bekliyor olamaz.
Yoksa olabilir mi ?
İşte felsefe için bir tartışma konusu.
Şimdilik ben önce sorun, sonra çözüm diyeceğim. Şu ana kadar zihnimizin çalışma şekli böyle çalışmakta.
Geleceği olduğu gibi göremeyiz, çünkü varlık bilgiden önce gelmektedir ve biz bilgi üzerinden tahminler yapabiliriz.
Tahmin ettiğimiz varlık olasılıkları her zaman bizi yanıltma, yanlış tespit yapma ve sonrasında hayal kırıklığına uğratma olasılığı fazla olacaktır.
Nedeni varlık, her zaman bizim algımızdan, duyularımızın verdiği ve akılda şekillenen bilgiden fazladır.
İnsan zihni ve bilgisi varlığı kapsayamaz.
İnsan aklının sınırı buradadır.
İnsan bilgisi varlıktan sonra oluşmuştur.
Doğadan kendisini (bedenini) akıl ile ayırabilmiş, üst akıl veya ortak akıl ile zihin beden beraberliğinden çevre (Toplum ve doğa) ve kozmoloji farkındalığına ulaşmıştır(üst veya ortak akıl her insanda bulunmakta olup, bunu kullanmak çok çaba ve zaman gerektirdiğinden, bunu kullanan zihinlerin insanlığın faydasına veya zararına çalışma tercihi olması nedeniyle, hem iyi hem kötü tercih meselesidir).
Varlık büyük, zihnimizdeki nöron sayısı ve kapasitesine bağlı bilgi sınırlıdır.
Türümüz çoğalsa bile bu bilgiyi aynı kullanabilecek, ortak zihinle hareket etme olanağımız bugün zor gibi görünmekle birlikte imkansız değildir.
Yapay zeka ve bilgi saklama teknolojilerinin ilerlemesi bu konuda bir fikir verebilecektir.
Varılan, bu tespitlere göre varlık ve bilgi konusunda felsefenin bu iki olguya yaklaşımı nasıldır ?
Felsefe varlığa baktığında onun bilgisini de görür fakat bu gördüğü varlık ve bilgi tikeldir. Tek başına fazla bilgi içermez. Bu parça veya tikel bilginin anlamlı olması için tümel bilgiye bağlanması gerekmektedir.
Örnek verelim
Bir alışveriş merkezinde bulunan felsefeci birey olarak alışveriş yapıyor olsun.
Yani, varlık ve bilginin içindedir. Onun bir parçasıdır o anda.
Şimdi bu resmi donduralım şu an bu satırlar ile.
Bizler bu olayın yani felsefecinin o alışveriş merkezindeki alışverişini, mağazayı, diğer alışveriş yapan insanları, ürünleri, orada çalışanları ile tüm ortamı bu satırlar ile bir resim gibi dondurduk şimdi.
Şimdi bu resimde en önemli olay veya olgu nedir ?
Felsefeci mi, mağaza mı, ürünler mi, çalışanlar mı, alışveriş yapan diğer insanlar mı ?
Bu saydıklarımız varlıklardır. Peki burada bilgi nedir ?
Bilgi alışveriştir. Felsefeci için en önemli olay ve olgu bilgidir ve bu resimdeki bilgi alışveriştir.
Neden ?
Şu sorular ile bunu ortaya çıkarıyoruz.
Bu resim örneği ve resimdekiler neden var ve orada ve bu satırlarda ele alınıyor ?
Bunun cevabı biliyoruz ki resimdekiler alışveriş için oradalar. Bina ona hizmet için var. Ürünler orada sunulmak için var. Çalışanlar ürünleri sunmak için çalışıyorlar. Felsefeci ve diğer kişiler ürünleri almak için geliyorlar. Merkez konu alışveriş ve ben de bu satılara bu resim örneğini o nedenle kolay bir örnek olsun diye ilk aklıma geleni seçtim.
Alışveriş bilgisi bu varlık olan resmin bilgisidir.
Resimdeki felsefeci o bulunduğu anda bu yazdıklarımızı düşünmek isteseydi varlığa ve bilgisine içerden bakmış ve görmüş olacaktı. Bizler bu satırlar ile ona dışardan bakıyoruz şu anda.
Alışveriş bilgisi tümel bilginin bir parçasıdır. Resimdeki alışveriş merkezi ve içindekiler ise varlığın bir parçasıdır.
Peki bunlar parça ise bütünü nedir ?
İşte felsefeciler bu konuda düşünerek, mantık yürüterek, gözlem yaparak, konuşarak, dinleyerek, yazarak vb. bir çok yöntemle varlıktaki parça varlığın ve parça bilginin tümeline doğru fikir geliştirmektedirler.
Şimdi biz bu satırlar ile tikelden tümele doğru yol alırsak bilgi bilgi üzerinde uzar gider. Felsefeci bu sürecin takibindeki zihinsel dedektiftir.
Felsefeci varlık ve bilgi dedektifidir. Araştırmacı demek daha doğru olur.
Dedektif suçluyu arar, felsefe araştırmacısı ister tikelden tümele gitsin, isterse de tümelden tikele gitsin varlık ve bilginin izindedir.
Bu çalışmalar ile gerçek saptama, teşhis, tespit, sorgulama yapar ve ortaya çıkarır.
Bundan sonra görünen bulunan sonuçlar üzerine kendine ait olanlar ile devam eder kendi dışındaki konuları diğer bilgilere yani bilim, din, edebiyat, sanat bilgilere bırakır.
Zaten felsefecinin ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden diğer bilgiler kendilerine düşen payları hızla alır ve kullanırlar.
Bilgiler ilerler ve bilim araştırır teknoloji ile halka sunar, sanat eserler yaratır topluma sunar, edebiyat eserlerinin yeni gelişimlerini ortaya koyar.
Din olgusu da yeni ve kabul edilebilir bilgiler ile tarihteki ortaya konmuş katılığından çıkmaya başlar, Günümüzün gelişen bilgisi ile az esnese de kadim bütünsel yapısı ve bilgisi toplumlarla özdeş gibi olduğundan bilgisi varlıkla birleşmiş haldedir ve diğer bilgiler de konumlarına ona göre şekillendirdikleri için merkez bilgi olmaya devam eder.
Merkez bilgi dindir. Varlıkla (konumuza göre toplum) bütünleştiği için.
Toplumlar ile tarih boyunca beraber ilerlemiştir.
Bu bilgi toplumun temel bilgisi haline gelmiştir insan tarihi boyunca.
Varlık toplum ise bugünkü konumuza göre bilgi de toplumun yaşam bilgisidir.
Varlık : Toplum
Bilgi : Toplumun yaşamını anlatan bilgidir.
Felsefe : Varlık ve bilginin içeriğini, öncesini ve sonrasını araştırır.
Felsefe dışında tüm bilgiler varlığa bilgi sunarken felsefe tüm bilgilerin bilgilerini araştırır.
Bilginin bilgisini arar, düşünmenin düşünmesini yapar.
Üst akıl, ortak akıl ile varlık ve bilgi üzerine çalışır.
Bu felsefe düşünme tarzlarını tüm insanlar zihninde kullanır. Fakat buldukları yeni fikirler ile kendi amaçlarına hizmette yeterli gördükleri için bu buldukları fikirlerde dururlar.
Sanatçı sanatına uygular. Bilim insanı kendi alanına ait bilgilerde kalır. Edebiyatçı belli konularda eserlerini üretir ve onda devam eder. Teknoloji bilimden ve diğer bilgilerden aldığı bilgiler ile somut hale gelir ve şekillenir. Din bilgisi geniş ve büyük olduğu için yerinde durur.
Felsefeci fikirde, düşüncede, bilgide ilerlemeye devam eder, çünkü onun duracağı ne bir durak vardır ne de düşüncesini durduracak bir konu yeterlidir. Felsefeci tüm insanlığın temsilinde düşünür ve çalışır. Bu aşamadan sonra felsefeci filozofa dönüşmeye başlar, çünkü kendisi gibi düşünenler azalmış yaşama dalmışlardır. Filozof ise düşüncesi ile yaşamını birleştirmeye başlamış ve öyle ilerlemektedir. Filozof bu aşamada iki türlü düşünür. Varlık ve bilgi karşısında normal bir insan gibi yaşarken, düşüncesini de aynı paralelde ilerletmeye çalışır.
Filozof bu aşamada yaşamanın yani varlığın içinde iken normal bir insan olarak bulunurken yaşadığını bilgi içinde araştırdığı için de zihinsel de yaşar.
Dolayısı ile bedenin yaşantısı ile zihinsel yaşantısı paralel ilerler. Bu ikisinin üstünde de üst akıl olarak bu ikisini inceler. Zihin ve beden bir insanda bulunmaktadır. Duyu ve algılarını çevreye yönelttiği zaman kendini çevrenden ayırmış olur. Ben ve çevre algısına girer. Ben, çevre ve doğa algısına ilerler. Ben algısında birey, çevre algısında toplum doğa algısında tüm canlılar vardır. Doğanın da evrenin içinde algısına ilerler. Evren ve tanrı ikilemine ulaşır.
Monolog : Bir Felsefecinin bilgilerini başka felsefecilere, öğrencilere ve ilgi duyan kişilere tek taraflı konuşarak sunmasıdır. Konuşan bir kişi dinleyen bir veya daha fazla kişi
Diyalog : İki veya daha fazla felsefecinin bilgi sunma, bilgi alma, hem bilgi alma ve sunma amacıyla eleştiri, soru, cevap şeklinde dinlemesi ve konuşmasıdır. Sırasıyla belli kurallar ile bir çok kişinin hem konuşması hem de dinlemesidir.
Felsefe Diyalogların temel özellikleri
Kişilik : Diyaloga katılan kişilerdir. Diyalogda varlık halleridir. Bedensel ve zihinsel olarak felsefecini bütünsel halidir.
Diyaloglarda kişilik tartışmaları sorunludur.
Diyaloglar kişilik üzerinden başlarsa
1. Hemen biter. (Tecrübeli felsefeciler burada bırakır. Diyaloga devam etmez. Karşıdaki kişiye varlık alanına girdiği hatırlatılır. Karşı taraf bilerek yapıyorsa, felsefeci devam edemeyeceğini belirtir ve diyalogdan çıkar gider. Karşı taraf bilmeyerek yaptığını söyleyip özür dilerse. Diyaloga devam edilir fakat diyalog sırasında kişilik diyaloguna girerse diyalogun sağlıklı olması için sakince uyarmak gerekmektedir.)
2. Diyalog kişilik konusunda olursa gündelik yaşam bilgilerinde kalır. Felsefe diyalogu dışına çıkılmış olur.
3. Kişiler diyaloga tutum, tavır ve tarz dışında girdikleri için birbirleriyle bir daha konuşamayacak hale gelme, hatta kavga etme haline doğru ilerleme riski vardır. Varlıkların sorgulanması, bilgi odaklı olması gereken diyalogları felsefe dışında iter. Gündelik yaşamdaki sık karşılaşan kavga şekline, politikadaki her türlü varlığa saldırı taktikleri biçimine ilerler.
Felsefe diyaloglar
Felsefecinin durumu
1. Varlık veya kişilik : Kişilik olarak diyaloga bedensel ve zihinsel katılımcı.
2. Tutum : Diyaloga katılma amacını kendi zihninde düşünme şekli. Zihinsel tutumun hazır olması.
a) Fiziksel tarz : Hızlı, yavaş konuşması, yüksek, kısık sesle konuşması, aksan, dil, anlaşılır, anlaşılmaz şekiller
b) Ruhsal ve Duygusal tarz : Neşeli, keyifli, dingin, yorgun, öfkeli, morali bozuk, üzgün, korkmuş, çekinik, saldırgan gibi ruhsal ve duygusal olumlu ve olumsuz şekilleri.
Felsefecinin diyaloga tutum olarak yaklaşma amacı
1. Bilgi sunma
a) Literatür bilgisi, kabul edilmiş ve tekrarlanma hakkını kazanmış her türlü bilgi çeşidi.
b) Literatürde olup olmadığı bilinmeyen felsefecinin kendi görüşü ile öne sürdüğü bilgiler.
2. Bilgi alma
3. Hem bilgi alma ve bilgi verme
4. Sadece konuşma (Bilgiyi alma, verme dışında, sadece insani bir etkinlik isteği veya ihtiyacı olarak katılma).
5. Sadece dinleme (Bilgiyi alma, verme dışında, sadece insani bir etkinlik isteği ve ihtiyacı olarak katılmak).
Diyaloglarda sunulan bilgilere tavır alma şekilleri
1. Tümden Katılamama : Yorumsuz ve eleştiri olmadan.
2. Tümden Katılma : Yorumsuz ve eleştiri olmadan.
3. Kısım, parça, bölüm gibi katılma veya katılmama : Yorumsuz ve eleştiri olmadan.
4. Eleştiri
A) Bütünsel eleştiri
1. Olumsuzlama : Yanlışlama, reddetme, kabul etmeme,
a) Literatüre göre
b) Kendi görüşüne göre
2. Olumlu eleştiri : Doğrulama, kabul etme, onay verme
a)Literatüre göre
b) Kendi görüşüne göre
B) Parça, kısım, bölüm eleştiri
1.Olumlama :Parçaları doğrulma, kabul etme, onaylama, haklı bulma
a) Literatüre göre
b) Kendi görüşüne göre
2.Olumsuzlama : Parçaları yanlışlama, red etme, onay vermeme
Platon'un Devlet kitabındaki idealar kuramı kendi dönemindeki devlet düzeni hakkındadır.
Döneminin toplum yaşamını tasvir etmeye çalışmış ve devlet olgusunun en üst, en alt bireylerini ve aradakileri olan bireylerini, topluluklarını anlatmak istemiştir.
Devleti dört bölüme ayırmıştır.
1. Yönetenler
2. Görevliler
3. Halk
4. Köleler
Kavramı köleler açısından anlatmıştır.
Bu teze göre kölelerden birisi kölelikten kurtulursa özgürlükteki hali ile şaşkınlığa uğrayacak, köleliğin verdiği özgürlük kısıtlamasının etkilerinden yavaşça kurtulacağını ve bu hal ile yakalanıp yerine götürüldüğünde diğer kölelere anlatmasına rağmen diğer kölelerin özgürlüğe olan ümitsizliklerini kıramayacağına değinmiştir.
Platon'un İdealar kavramı kendi dönemine aittir ve bugün kullanılması uygun değildir.
Bugün kölelik düzeni kalmamıştır.
Cumhuriyet ve demokrasi devlet yönetimlerinde hakim olup kölelik tarih sürecinde kaldırılmış.
Felsefecileri bu kavramı tekrarlamamaya davet ediyorum.
O dönemin kendine ait ve günümüze uygulanamaz bilgilerini ait olduğu yere tarihe bırakmalıyız.
Bugün aydınlanma için kullanılsa da uygun değildir.
Günümüzde Youtube küresel bir üniversite olmuştur.
Göze ve kulağa hitap eden her türlü içerik barındıran videoları ile adeta görsel bir kütüphane ve arşiv niteliğe ulaşmıştır.
Bu üniversite de her konuda bilgi alabiliyoruz.
1. Gündelik yaşam :
En çok içerik ve bilgi konusunda bulunmaktadır. Doğal olarak.
Toplum ve bireyin günlük yirmi dört saati evde, yolda, işyerinde, okulda, diğer iç ve dış mekanlarda, bir çok etkinlikte temel ihtiyaçlarını karşılama ve ilişkiler kurma yönünden yaşamaktadır.
En fazla bilginin gündelik yaşama ait olduğunu ve youtube üniversitesinde en çok bu bilgilere ait içerik olduğunu söyleyebiliriz.
En fazla bilgi ve içerik sunma gündelik birey ve toplum yaşantısına ait olması doğaldır.
2. Bilimsel ve teknolojik bilgi :
Gündelik bilgiden sonra sırayı ikinci olarak en çok gündem de olan kullanılan, bağlantı da bulunan bilimsel ve teknolojik bilgiler ile araç ve gereçleridir.
Teknoloji gündelik yaşamı kolaylaştırması yönünden ikinci sırayı hak etmektedir. Evlerde, yollarda, işlerde, okullarda, diğer iç ve dış mekanlarda, etkinliklerde temel ihtiyaçların karşılanmasında ve ilişkilerde teknolojik araç ve gereçleri kullanıyoruz.
Teknolojik araç ve gereçlere ait bilgiler bilimden geliyor. Teknoloji günlük yaşamın kullanımında, arka planda ise bilimin bilgisindedir.
Teknoloji kullanım bilgisi de gündelik yaşam içinde büyük bir yer tutmaktadır. Araba kullanma, uçak kullanma, mutfak robotu, bilgisayarı kullanma, telefon kullanma gibi tüm kullanma bilgilerini gelin teknolojik bilgi olarak kullanalım.
Dolayısı ile teknolojik bilgi ile bilim bilgisi beraber de anılabilir. Bilim bilgisini teorik, teknoloji bilgisini pratik olarak ele alabiliriz. Bilim teknolojinin içinde kalmış ve ona hizmet eder olmuştur. Fakat bilim kendi varlığını akademilerde, Ar-ge çalışmalarında, Laboratuvarlarda haliyle kamunun ulaşamayacağı ancak oralara bir eğitimle ulaşacağı yerlerdedir. Yani bilim gizlidir. Bilgi sonuçları özenle ve itina ile topluma sunulmaktadır. Akademide sadece eğitim olarak dar ve temel bilgiler çerçevesinde kamuya sunulmuştur. Akademi gibi eğitim kurumları bilimsel bilgi ve teknoloji kullanımın görünen ilk ve az kısmıdır. Artık temsil olmaktan ve meslekler trafiğini yönetmekten sorumlu gibi durmaktadır. Youtube popüler bilim (Bilimin kısa, özet ve eğlenceli hali) de ilgi görmektedir. Yeni ve önemli bilgiler kamuya popüler olarak sunulmaktadır ve ilgi duyulması da doğal bir süreçtir.
3. Sanat Bilgisi
Youtube üniversitesinde sanata ait en çok müzik ve sinema dalına ilgi bulunmaktadır. Diğer sanat dalları da ilgi duyulabilir hale gelme olanağı artacaktır. Sanat tüm tarihi boyunca ilk kez topluma bu kadar yakın olmuştur. Toplumun her kesiminin istediği sanata ulaşma olanağı internet ve Youtube kadar hızlı ve kolay olmamıştır.
3. Edebiyat Bilgisi
Roman, hikaye, şiir gibi bir çok edebiyat eserleri de youtube üniversitesinde artış ve sunuş halindedir.
4. Din Bilgisi
Her türlü dini bilgi ve sunumu da Youtube Üniversitesinde bulunmaktadır.
5. Felsefe Bilgisi
Geldik benim de ilgilendiğim felsefe bilgisi alanına. Felsefe bilgileri de Youtube üniversitesinde artmakta ve toplum tarafından sanat, edebiyat ile aynı paralelde ilgi duyulmaktadır.
Sonuç:
Youtube Üniversitesindeki en fazla konu gündelik yaşama ait olup bu doğal olarak birey ve toplumun yaşaması ile ilgidir. Gündelik bilgi yaşam bilgisidir ve insan yaşamı için en temel bilgidir.
Gündelik yaşama hizmet eden diğer tüm bilgiler katkıları ile doğrudan öncelikli sıraya yerleşmektedirler.
Şimdi gündelik yaşama katkısı olan bilgileri bu tespitimize göre şöyle sıralayabiliriz.
1. Teknoloji kullanım bilgisi
2. Felsefe bilgisi [ Modern Devlet, Adalet, Etik ve Bilginin bilgisi (Bilgelik veya filozofluk bilgisi)].
3. Din bilgisi (Kadim tarihi devlet, adalet ve ahlak bilgisi)
4. Bilim bilgisi
5. Sanat bilgisi
6. Edebiyat bilgisi
Şimdi ise bilgileri insan türü açısından bütünsel açıdan sıralamayı yapalım.
1. Bütünsel bilgiler
a) Din Bilgisi
b ) Felsefe Bilgisi
2. Parça bilgiler
a) Bilim bilgisi
b) Teknoloji kullanım bilgisi
c) Sanat bilgisi
d) Edebiyat bilgisi
Şimdi Bilgilerin birbirine bağlanması ve birbirinin devamı açısından sıralayalım.
Din Bilgisinden çıkan yeni bilgiler
1 Edebiyat Bilgisi
2. Sanat bilgisi
3.Felsefe bilgisi
4. Bilim bilgisi
Felsefe bilgisinden çıkan yeni bilgiler
1. Etik Bilgisi ( Adalet ve devlet bilgileri başta olmak üzere)
Bir
bina denilince ne anlıyoruz. Mimarlık mı. Yoksa bir konut mu.
Cami
dersek dini bir konu olur
akademi
dersek de bilim
O
halde felsefe için hangi bina veya kurumu öne çıkarmalı ve onu
savunmalıyız.
Bu
önümüzdeki duran bir konudur.
Felsefeye
bir mekan bulmalıyız. Dinin ve bilimin merkezi yerleri olması
yönünden felsefe için hangi mekanları düşünebiliriz.
İlk
akla gelen insan zihni demek olacaktır. Fakat bilimi ve dini de işin
içine katmış oluruz ve somut bir ayırıma gitmemiş oluruz.
O
halde düşünelim ve bunu bulmaya çalışalım
Felsefenin
merkezi nasıl bir somut karşılığı olabilir.
Diğer alanların
içine alırsak felsefe bir araç olmaktan öte gelişemez.
Bir metot ve bir araç durumundan çıkamaz o nedenle bizler felsefeyi kendine
özgü ve bağımsız duyular ile algılanır bir halde somut olarak
işaret edebileceğimiz ve hayalimizde sabitleyeceğimiz bir kurum
veya alan olarak ortaya koyabilmeliyiz.
Biz
felsefeye gönül vermiş ve bu alanı geliştirmeye çalışanlar
olarak felsefe konusunda ilk yapmamız gereken bu amaçtır.
Temellerinden başlayacağımız yeni ve çağdaş felsefe böyle
gelişecektir.
Bilim ve teknolojinin üstünde bir şeyler söylemek
gerektiği zamana böyle bir merkez kendinin ortaya çıkardığı
savları savunma olağanı yakalamış ve düşünce kuruluşları ve
ülke yönetim taktiksel plan uzmanlarının yani mikro filozofların
üstünde bir felsefe yapabilmenin en doğru yöntemi felsefe merkezi
olarak çalışmalar yürütmektir.
Felsefe
derneği mi
Felsefe
youtube kanalı veya yayını mı
Yoksa bir internet sitesi mi.
Bir akademi içinde mi, yoksa özel ve gizli bir konutta toplantılar mı.
Nerede ve nasıl düşünürsek düşünelim böyle bir merkeze ihtiyacı bulunmaktadır felsefe.
Felsefeye
bir merkez bulunmalı bizim tarafımızdan bu merkez öyle bir yer
olmalı ki o merkezi herkes dikkate almalı ve fikirlerini
değerlendirebilmeli bir okul mu bu okul ise nasıl bir okul olacak
Günümüz
kelime ve kavramlar ile bu merkezin adın ne olacak ve mekan algısını
nasıl oluşturmalıyız
Bu
gibi temelleri yapmadan felsefe sürekli rüzgar gibi zihinlerde
savrulup esecek ve onu duyumsayanlar kendilerine aldıkları pay
oranında onu değerlendirebileceklerdir.
Bir cahil duyduğunda "
Felsefe, edebiyat yapma" diyecek.
Başka bir ukala " Sen
artist misin diyecek"
Başka birisi "Benim felsefem en
doğrusu ve en geçerlidir diyecek ama felsefesinin temellendirmesini
de yapamayacak"
Kimisi " Felsefeyi kabul ediyorum ama
merkezini ve temsilini kabul etmiyorum diyecek ve olmamalı diyecek"
Celal bey gibi uzman bir bilim insanı " Arkadaşlar felsefeyi ve dini bırakın bilime ve onun bilgisine gelin " diyerek hem felsefeyi hem de dini eleştiriye tutacak.
Türkiye
felsefe kurumu mu olmalı felsefe merkezi neresi olmalı buna karar
vermeliyiz temelde ve o merkezin gelişmesi için çaba harcamamız
felsefe severler olarak anlamlı ve mantıklı bir çaba göstermemiz
olur.
Felsefenin temellerinden başlayan ve devam eden bir süreç
bizlere bir çok olanak verir somut amaçlar ve hedefler ortaya
çıkarır.
Batıda felsefenin gelişimi bilimlerin ilerlemesi karşısında din olguların sabitlenmesi gibi sürece girmiştir geçtiğimiz yüzyılda.
Bilim uzantısı teknoloji ile çok hızlı ilerleme kaydetmiş, insan ve toplum yaşantılarının faydasına olacak şekilde her alanda söz sahibi olmuş ekonomi ve yönetim alanları ile sıkı bir birliktelik içinde hedeflerini, gelecek öngörülerini hazırlamış, uygulamış ve hala uygulamaktadır.
Din alanın sakinleşmesi ve bu süreci zorunlu olarak kabul etmesi yanında felsefe deki yavaş ve uzun döneme yayılan çalışma ve eserlerinin bilim ve teknolojinin hedefi konusunda bir araç haline getirme çalışmalarına başlanmış ve onu bilimin bir nesnesi ve metodu haline indirgeme kararına varılmış ve hala bu uygulamada her bilim alanında eğitim almış bilim insanlarına filozof ünvanı almasıyla dahil etmiştir.
Batı bilimin gelişmesi ile tarihi ve kadim filozof veya bilge ünvanının bilimsel alanda eğitim alan herkese ve bu alanlarda uzmanlaşan herkese bu ünvanı dağıtır olmuştur.
Filozof kimliklerin kolay ortaya çıkmaması ve uzun sürede bir ortaya çıkması felsefenin amaç konumundan bilimin aracı konumuna indirgenmesini engelleyememiştir.
Bilim ve teknolojinin geçen yüzyılda başlayan ve hala devam eden filozof olgusunun boşluğunu doldurmak adına arge birimleri ve düşünce kuruluşları gibi bir çok çalışmalar bulunmakla birlikte ortaya atılan bu filozof yerine birlik ve kurumsal çalışmaların hedefi bilim teknoloji, ekonomi, yönetim, ülkesel gibi dar ve belli alanlara hizmet nedeniyle filozof olgusunun karşılığını tam olarak verememekte ve bireylerin yaşamına yönelik anlam ve amaç konularında ışık tutamamaktadır.
Günümüzde bu nedenledir ki bilimin bir çok alanında bir kaç dalında eğitimle hem iş olanağı yanında bilinç altından kadim filozof arayış çalışmasına yönelmektedir.
Bu aradaki boşluğu ise uzak doğunun duygu ve akıl karışımı adeta yumak olmuş ve düzenlenemeyen mistik felsefesi doldurmayla yetinmektedir.
Felsefe fakülteleri tarihsel akışı içinden çıkarılıp ana bilim dalından ara bilim dalına indirgenmiştir.
Ülkemizde ilahiyat fakülteleri mevcut yönetimlerin desteği ile başlı başına birim haline getirilmesi desteklenmiş olup tarihi misyon çerçevesinde bir yol izlendiği gözlenmektedir.
Ülkemizin cumhuriyet misyonu çerçevesinde ise bilim ve teknoloji ön planda tutulması amaçlanmış olup ilerleyen süreçte felsefe fakülteleri de kendi ana kimliklerine ulaşması bilim ve teknolojinin ana konularını tamamlanması sonucunda bir zorunluluk haline geleceğini tahmin edebiliriz.
Batının filozof olgusuna yaklaşımı akademi içinde kürsü ve bir alan olgusundan teknoloji ve onun ilerlemesi hedefinin bir aracı olarak her bilim alanın bir parçası halinde mikro hale getirilmiştir.
Ortadoğu ve Akdeniz kadim uygarlığının filozof olgusu ile şu an ki batının filozof anlayışı bilim ve teknoloji olgusunda ayrılmıştır.
Biz biliyoruz ki ülkemizin de içinde yer aldığı dünyanın ilk filozoflarının çıktığı bu mekanlarda yeni filozofların ortaya çıkma ve bilim ve teknolojinin gelişimi üstünde bilgiler verebilme, insanlığın, küreselleşmenin yeni yönleri hakkında tezler ileri sürebilme, tarihi değerlendirebilme, günlük yaşayış hakkında doğru, gerçek olay ve olgular hakkında bilgiler ortaya koyabilme olanağı bulunmaktadır.
Bilgiye ve bilginin gelişmesine olan sevgisi ile başlayan ve ilerleyen süreçte öğrendiği tüm bilgilerden önce kendi yaşamını düzenleyen ve sonra diğer insan, toplum ve kurumlara sunan, kendisinin keşfettiği doğru, gerçek bilgilerinin insanlığın ortak amacına göre şekillendiren tarafsız, sistemin getirdiği yöneltmelerin, etkilerin üstünde kalan, toplumun tarihsel erdem saydığı, günümüz de ve gelecekte de var olmaya devam edecek temel gelenek, görenek, ahlak, edep, usul ve kuralları önemseyen, bütün bu olguların kendi yaşamında da uygulayan örnek bir bilgenin bilgeliğin ana dalı felsefe de bu bilgeliğini ortaya koymuş filozof her zaman olacaktır.
Hatta günümüzde de olduğu halde icatlar, hareketli gündemler ve küreselleşmenin hızla ilerleyen gürültüsü ve kalabalık hali nedeniyle onlara gerektiği değerinin verilmediğini, verilmek için bir an bile durulamadığını tahmin edebiliriz.
Filozof koşan bir insana bilgi veremez ki, günlük koşuşturma halinde olan birey ve toplumların durup konuşma yapan bir filozofu dinlemeleri zordur. Filozof ta böyle bir ortamda bilgisini ve öğretilerini sunmak istemez.
En iyi davranış şekli filozofun bir eser halinde bilgisini sunması ve yazıya dökmesidir. İnternette ve raflarda bekleyen o felsefeye ait tüm bilgiler bekler ve sırası gelince de ortaya çıkar.
Bu gelişmeyi ne filozof yönetebilir ne de birey ve toplumlar.
Gündemi meşgul edenlerin bir planları vardır ve o uygulanmaktadır.
Birey ve toplum o planları izler. Onları kullanır, sever, ilgilenir.
Geçim ve yaşama için gereklidir tüm ilgi alanında olanlar.
Sistem üretici ve yöneticilerinde planları bulunmaktadır. Fakat bu planlar sıkça özel bazen insanlığın ilerlemesi içindir.
Toplumların gelişiminin hızı bu sistem üreticilerin ve yöneticilerin planları ile yavaşlar veya gerçek hızına yönelir.
Bu planların yavaşlatma amacı daha fazladır. Çünkü sürece üretmek ve onu yönetmek adına hız yavaş olmalıdır.
Birey ve toplumların ilerlemesi hızlı olursa üreteni de yöneteni de eler ve yenilerini öne çıkarır. Bunu bilen üreten ve yöneten bu sürecin hızını yavaşlatma amacına girer.
İşte küreselleşme hızı ile yavaşlatma amacı burada çelişik olur ve akıla mantığa aykırı bir çok olgu ortaya çıkar ve buna postmodernizim adını koyanlar bu süreci sezenler fakat tam olarak açıklayamayanladır.
Ortaya atarlar ve kırk akıllı çıkarmaya uğraşır. Tespit doğru, ama içeriği tam değildir.
Öyle olunca bin bir alandan parça veya mikro filozoflar her türlü tahmini yaparlar.
Ve bir konu hakkında birlik sağlanamaz onlarca yorum ortaya çıkar.
Belki de bu süreç küreselleşmenin bizlere sunduğu devasa bir bakış açısı da olabilir, bu devasa konunun sentezini bir filozofa yüklemek de erken olabilir.
Böyle bir durumda ortalık toz duman, gündem karışık bir geçiş aşmasında olduğumuzu söyleyebiliriz.
Bu süreç için her alanın uzmanları tarafından tezler ortaya atılıp karşı tezler de gelince hızla senteze doğru ilerleme olanağı oluşacaktır.
Ve ulaşılan sentezler ortalıkta görünmeyen filozofu ortaya çıkaracaktır.
Ulaşılan sentezlerin daha önce yapıldığını fakat ortalık toz duman ve hızla hareket halinde iken görülmediği fark edilecektir.
Büyük sentezin kaynağında bekleyen filozof gülümsemektedir ve hoş geldiniz diyecek birilerini aramaktadır.
Diyojen'in el feneri ile " Günlük geçim ve koşuşturmalardan arınmış temel özelliği ile düşünen ve erdemli insan arıyorum" dediği gibi.
İşte bu sürece filozof ve felsefeci olarak katılmaya gönüllü kişilere, gençlere kendimce ortaya çıkardığım aşama ve ilerleme şemasını sunmak istiyorum. Bu süreci keyifli ve entellektüel bir şekilde aşmakta olanaklı, sabır, azim ve çalışma ile de ilerlemek de olanaklıdır. İnsan özelliği olarak düşünme, eyleme ve her konuda fikir geliştirme temel niteliğimizden olduğu için bu aşamalar her birey için uygundur, tavsiye edilebilir.
1. Bilgi öğrenmek
Her konuda bilgiyi merak, genel kültür, günlük yaşam için ve her türlü bilgi edinmeyi sevmek ve bu bilgileri kabul etmek ve bu bilgilere ek olarak felsefe temel bilgilerini ve tarihini öğrenmesi.
a) Felsefe evrensel ve güzel sözlerini benimsemek ve onlar hakkında izlenim edinmek.
b) Felsefe temel bilgilerini ve tarihini genel olarak öğrenmek.
1. Anlatmak için öğrenmez, bilgi edinmek ve düşünmek için öğrenir. Ezberlemez.
2. Anlatmak için öğrenir ve bazen ezberler. Felsefe öğretmeni ve tarihçisi olma amacı vardır.
c) Felsefe tarihini tarihsel sıralama ile ve filozofların ortaya koydukları bilgilerin odak noktalarını, fikirlerini, görüşleri hakkında bilgileri öğrenmek. Filozofların fikirleri ile birbirleri ile zıtlık, aynılıkları, farklılıkları konularda bilgi ve fikir geliştirmek.
d) Felsefe hakkında edinilen her bilgiyi argüman ve tez olarak tarafsız olarak öğrenmek. Felsefe bilgilerini ön yargısız olarak ilk bilgilerini bilgi öğrenme adına öğrenmek.
2. Bilgileri Sorgulamak
Felsefeyi öğrenmiş kişi olarak felsefe bilgilerin ve felsefe tarihi bakımında birbiri ile karşılaştırılması, tarihteki filozofların yaşamları ile ortaya koyduğu bilgilerin bağlantısını ve etkilendikleri diğer filozoflar ile bağlantıları üzerine düşünmek ve araştırmak.
Bu karşılaştırmalar sonunda felsefeci günümüz şartlarından edindiği son bilgiler ve tecrübe ile yaşadıkları üzerinden önceki felsefe bilgilerini karşılaştırır.
Kendince veya diğer felsefeciler ile yeni tespit, saptama ve tez oluşturmaya başlar.
Düşünür, monolog, diyalog yapar. Felsefeci olarak duygularından arınır, akıl yürütme ve karşı savları önemseme aşamasına ilerler.
Felsefe yapma usullerini geliştirir.
Retorikten diyalektiğe geçiş yapar ve orada kalmaya çalışır.
Retorikteki duygusal ve kendi açılı bilgilerden, saf akıl, nesnel, evrensel, herkesin kabul edebileceği, ikna ile değil kanıt niteliğinde argümanlarını geliştirir.
İnatla, zorla fikirlerini kabul ısrarında olmaz. Bilgilerini isteyen zihinlere verir ve onlardan alır. Her diyalogu bilgi veya usul yönünden antlaşma ile bitirmeye çalışır. Argo, hakaret, tartışmada kısırdöngü, olumsuz tekrar, kişilik özelliklerinden diyalog kurmaz.
Felsefe konularının dışına çıkışı fark eder ve ana konuyu her zaman dikkate alır sapmaları usul hatalarına dikkat eder. Diyalog sonunda yeni fikir ve yeni araştırılacak konuları fark etmeye, olumlu tekrar etmeye çalışarak sonuç çıkarmaya çalışır.
Diyaloglarda konuştuklarını ve dinlediklerinin tekrarını yapar hatalarını, karşı sav doğru fikirlerini değerlendirir. Tüm gerekli bilgileri tekrar etmekten yeri ve konuya göre ele almaktan bıkmaz.
Sonraki düşünme ve diyaloglar için ilke ve kurallar belirler. Erdemli dengeli ve seviyeli olarak dünya görüşü ve ilkelerini geliştirmeye çalışır.
Vicdan (toplumsal vefa içgüdüsü) ile hareket eder. Kişilik özelliklerini değerlendirerek yanlışlarını yapmamaya doğru ve iyi eylemlerini devam ettirmeye çalışır.
Empati ve kendinde olma hallerini sürekli hale getirir. Duygularını yaşar fakat ilişkilerinde olumsuz etki yapmalarını engeller.
Sorunlarının olumsuz yönünü ilişkilerine yansıtmaktan kaçınır. Sır olmayanları paylaşır. Beyaz yalan dışında yalandan kaçınır.
Sözünü tutmak gibi bir çok tarihi ve güncel usul, edep ve kurala uyar, dolayısı ile erdemli ve bilge tutumunu geliştirmeye çalışır. (Kişilik üzerine yorumlar filozof veya bilge adayları için örnek davranış şekilleridir. Felsefeyi mesleki açıdan görenlerin de ilgisini çekebilir.)
3. Felsefeci kendi dünya görüşü hakkında ve felsefeden aldığı bilgiler ve onları sorgulamaları ile kendine ait ana fikirler oluşturur. Bu görüşler önce kısım kısım, parça parça olabilir. Fakat ilerleyen süreçte bu bütün sahip olduğu bilgilerin birleşimi ile bütünsel bir dünya görüşü oluşturur.
Bu bölüme kadar felsefeci ile filozof aynı çalışma şeklindedir.
Felsefesini yaşamına uyarlayan filozof olarak yoluna devam eder.
Felsefeci bu işi bir meslek olarak yapar ve bu da değerli bir iştir.
Felsefecinin özel hayatı sorguya çekilemez çünkü bu alandaki bilgisi onu öğretmek üzerinedir.
Fakat bir filozof bilgi ve ilkeleri ile var olma amacına girer. Bilgisine göre yaşar ve bu değerler izinde devam eder.
Dördüncü aşama filozofun ilerleme aşamasıdır.
4. Felsefeci kendi oluşturduğu bütünsel bir dünya görüşünü çevresine sunar. Ve geri bildirimleri alır. Felsefeci dünya görüşüne göre yaşamını düzenlemeye çalışır. Hem yaşar hem de bu konularında ilke ve kurallarını geliştirir. Dünya görüşü ile yaşamını yakınlaştırma çalışmaları yapar. Emin ve kesin olmamakla birlikte hatalarını kabul eder dünya görüşünün esnek ve değişime açık şeklinde ilerletir. Edindiği yeni bilgiler ve aldığı geri bildirim halindeki düşünce ve eylemleri kendi dünya görüşü süzgecinden geçirir karşılaştırır doğruları kabul eder ve gerekli olanları benimser yanlışlarla uğraşmaktansa onları bırakır geçici olarak. Buradaki amaç dünya görüşünün bütünsel ve doğru olarak ilerlemesini sürdürmektir.
5. Felsefeci bu aşamada artık dünya görüşünün dördüncü aşamadan sonra kesinlik ve netlik sağlamaya başlar. Bu aşama artık bilgileri ile yaşamasını birlikte ilerlemesi halidir. Dünya görüşünün ışığında karşılaştığı olay, olgu ve yeni bilgilere karşı diyalektik yapar. Doğru ve yanlışları düşüncesinde fark eder uygun bir şekilde dışa vurur. Önce kendi düşüncesinde netleştirir sonra dışarı uygun şekil ve şartlarda sunar. Yaşantıları sırasında ilişkilerden, söz, yazı, etkinlikler ve olayları kendi dünya düşüncesi ışığında değerlendirirken yeni fikirlere ulaşma olanağı artar.
6. Felsefeci artık Filozof olmuştur. Ömrü boyunca birinci ve beşinci bölümler arası edindiği yeni bilgiler ve tecrübe ettiği tüm yaşantıları aşamalardan geçirerek bu aşamada sonuçlandırır. Bilinçli düşünür ve bilinçli yaşar. Yeni teori, tez ortaya koyar, sunar ve çevresini aydınlatır. Kendine, toplumlara, insanlığa ve doğaya karşı bilgileriyle sorumludur.
Bilinçli zihnin (düşüncenin) mekan ve zaman algısı
Felsefe tarihinde bir çok olgu ve fikirler filozofların kronolojik olarak verilmesi, tarihin ilerleme özelliğine işaret etmesi bakımından doğru ve anlaşılır kabul edilebilmektedir.
Fakat tarihin gerçekliğinde bu sıralama üstü ve kronolojik olarak ilerlemez. Her fikrin ve olgunun gelişimi tarihin nizami düzenine göre ilerler tezi bence doğru değildir.
Felsefe tarihini Sokrat öncesi ve Sokrat sonrası diye ayırmak felsefeyi basite alma girişimleridir. Felsefe öğrenecek kişilere paket menü şeklinde sunma telaşı gerçek gelişimleri daha doğru analiz etmeyi geciktirmekte ve hatta "bu paketi yedik doyduk sırada ne var " tembelliğine itme olasılığını arttırmaktadır.
Ahmet Arslan ve Dücane Cündioğlu gibi felsefe alanında belli birikime sahip bir çok düşünür ve felsefecinin bu paketlere öğretme amacıyla dört elle sarılması onların bu paket bilgilerin tekrar gözden geçirilmesini ve tekrar ele alıp sorgulamasını zorlaştırmaktadır.
Örneğin felsefe'nin mitos- logos ayrımında yani Din - Bilim ikileminde bazı eleştirilecek noktalara değinebiliriz.
Mitoloji'de tamamiyle duygu hakim bir tutum bulunmaktadır. Mitolojide akıl sadece bu duygu ve tutumların aracı olarak kullanılır. Tanrıların gücünden, kızdığında, sevindiğinde yaptığı büyük etkilerden bahsedilir. Kıskançlık, ihanet ve üzüntü doludur mitoloji. Adeta bugünkü ülkemizdeki dizilerini hatırlatmaktadır. Güç gösterileri, rekabet, aldatma, yalan söyleme, gizem ve nasıl süreceğine dair merak oluşturma gibi duyguların güdümündeki her konu dizilerde yer almaktadır.
Mitolojiden logosa geçiş aşaması felsefe tarihinde duygudan akıla geçiş olduğunu da söyleyebiliriz. Bu daha mantıklı ve yerinde olacaktır. Bilimi ancak felsefe tarihinde duygudan akıla geçiş süreciyle dininde bilime geçiş olgusunun dışında tutabiliriz. Dinden bileme geçmenin aracı halinde görülen ve öyle öğretilen felsefe kendi gelişimini yavaşlatmaktadır.
Dolayısı ile felsefe hem bilimin hem dinin kullanma aracı imişçesine bir algı günümüze kadar gelmiş, biz felsefeciler başta kendi aramızda sonra felsefeye ilgi duyan ve felsefe öğretiminde son olarak da halka karşı felsefenin ne olduğun anlatmakta zorluk çekmemize neden olmaktadır.
Felsefeye bakıştaki yanlış algı bilim, din, sanat ve uzmanlık alanlarının aracı halinde konumundan kendine ait belli ilke ve kuralları olan başlı başına bir düşünme ve fikir geliştirme bilgelik alanı olduğunu ve her insanın bu alan için doğal yetisi bulunduğu gibi bir çok bilginin öne çıkarılması gerekmektedir.
Felsefeyi din ve bilim ile zıtlık içine almak isteyen, onların argümanlarını kullanma kolaycılığına kaçmak felsefeye fayda vermez.
Felsefinin insanlık kültüründe rakibi ve onun anti tezi ancak kendi olabilir.
Felsefeyi geliştirmek adına ve onu kullanın ilerleme sağlaması amacında felsefeyi bilim ve din olguları ile karşı karşıya getirmek ve felsefenin ilerlemesinde antitez olarak bilim, din, sanat ve teknolojiyi almak hiç de felsefenin doğal ilerleyişine hizmet etmemektedir.
Presoktatik dönem veya Sokrates'ten öncesi ve sonrası felsefe diye ayrımlar manidardır. Düşüncenin tarih boyunca gelişiminin takibi gerekçe gösterilerek milattan önce ve milattan sonra gibi başka bir olguya gönderme yapma amacıyla felsefe tarihini ele almak dindar bir felsefecinin felsefe tarihine bakışında bilim şemaları ve dini olgularıyla kıyas, benzetme yapmaya çalışması oturduğu ağaç dalını fark etmeden kesmeye benzemektedir.
Sonuç :
1. Felsefe Tarihinde paket bilgilerimizi gözden geçirmeliyiz. Örneğin; Mitos - Logos (din- bilim) zıtlığı, aşaması, ikilemi felsefe tarihini anlatmak, sunmak açısından sorunlar içermektedir.
Felsefe için biz felsefecilerin bu olguya duygu- akıl zıtlığı, aşaması ve ikilemi olarak bakmayı tavsiye etmekteyim.
Biz felsefeciler bilim ve dinin maçında hakem değiliz.
Felsefecilerin kendi stadyumunda felsefe takımlarının birbiri ile maçları dururken bir futbolcunun veya futbol hakeminin gidip de voleybol veya basketbol maçında oynaması veya hakemlik yapması düşünülemez.
2. Felsefe Tarihini dönem ayırmalarını bilim ve din olgusunun şemalarına göre yapmamalıyız. Felsefeye ait ve onun temellerine hizmet eden tarzda düşüncenin gelişimi ve ilerlemesi hakkında dönemsel ve büyük değişimsel saptama ve tespitler yapmaya çalışmalıyız. Örnek; Presokratik, Sokrat öncesi ve sonrası gibi İsa'dan önce İsa'dan sonra veya bilim takvim uygulaması olan milattan önce veya milattan sonra gibi hazır, kolay olarak ele alınan fakat bilim ve dinin argümanlarını felsefe tarihine taşıyan ve bunu sunma kolaylığına girmek sorunludur.
Biz felsefeciler felsefe tarihindeki düşünme sürecinin dönem değişimlerini ve dönüşümlerini felsefe açısından yaklaşmalı din ve bilim yöntem ve tarzlarını kullanma kolaylığına girmemeliyiz.
Başta felsefecileri sonra felsefe tarihi öğrenenleri felsefe açısından sorun içeren bu konulara karşı duyarlı ve uyanık olmaya davet ediyor ve dikkatli olmaya çağırıyorum.
Felsefe ile ilgilenen her meslek ve zihin şu an felsefeye kalp masajı yaparak, ameliyathanede onu ameliyat ederek hayatta tutmaya çalışan hekim niteliğindedir.
" Felsefe Öldü " Diyemeyiz fakat onun zihinler dışında bir yerlere hapsedildiğini söyleyebiliriz. Adeta felsefe korunaklı duvarlar, dayanıklı çelik ve şifreli kasalar, ulaşılması zor dağ ve tepelerde, geçilmesi zor sınırlar içinde tutuklu ve hapis konumundadır.
Nietzsche " Tanrı öldü " derken felsefenin de gömüldüğünü itiraf etmiş midir. İncelemek gerekmektedir.
Bende ona ithafen diyorum ki günümüzden görünen resim şu dur.
" Felsefe Gömüldü " Bunun ne zaman olduğu ve nasıl olduğu hakkında araştırma ve inceleme gerekmekte yani olay yeri inceleme ve soruşturması gerekliliği bulunmaktadır.
Biz felsefeciler bunu araştırmalı ve ortaya çıkarmalıyız. Bununla beraber diğer insanlık kültürüne ait değerler ile savaşmamalı onlarla zıtlaşmak için değil, onları çürütme, basite alma, yok etmeye değil, her türlü felsefe etkinliğimizi ve düşüncemizi felsefenin gömüldüğü yerden çıkarmak onu canlandırmak, kendine getirmek ve diğer alanlar ile sınırlarını oluşturmak ona belli başlı özelliklerini kazandırmak, diğer alanlar ile kendi arasında benzer ve farklı yanları saptamak ve diğer alanların insana özgü olarak haklarını vermek hatalarını tespit etmek fakat ana yolu ve hedefi olan gelişme, ilerleme ve büyüme yolunda diğer alanların omuzuna basarak çıkmaktan da kaçınmalıdır. Öyle gelişmelidir ki diğer alanların gönüllü elleriyle havaya kaldırılmalı ve örnek olarak, insana, insanca bir temel özelliğinin ana konusu olduğunu rasyonel ve diğer kabul edilebilir yöntemlerle sunmalıdır.
Not: Bu yazı ile yeni bir fikir komik de olsa ortaya çıkmıştır.
Felsefe - Bilim - Din olgularını spor dallarındaki örneklerini felsefenin düşünme etkinliği temelinde ;
Felsefe alanını, Dünya futbol Ligi
Bilimi, Dünya Basketbol Ligi
Din alanı ise Dünya Voleybol Ligi olarak ele alabiliriz.
Vicdan veya vefa canlılığın türe ait bir içgüdüsüdür ve insanda ortaya çıkmıştır
Bireyler doğdukları aileye ve sonra ailenin bağlandığı topluma karşı bir bağ ile bağlanırlar.
Bu gizli bağ bir varlık olma bilincinin verdiği vefa duygusu ve tutumudur.
Bu duygu ülkemizde vicdan olarak anılmaktadır.
Bireydeki var olma, varlık hali bağlı olduğu aile ve toplumdan kaynağını almaktadır.
Bu güçlü duygu ve tutum doğan ve yetişen her bireyin bilinç altına yerleşir.
Artık bireyin içinde oluşan bu içgüdü yani vefa veya vicdan temel varlık duygusu ve tutumu ile onun ömür boyu taşıyacağı canlılığın temellerinde olan ve her türlü ahlaki ve ahlaki olmayan düşüncelerine, sözlerine, yazılarına, eylemlerine, yargılarına, tutumlarına, etki ve tepkilerinde görülecektir.
Vicdan veya toplumsal vefa duygusu sadece insanda ortaya çıkmakla birlikte her canlının genetik kodlarında bulunmaktadır.
İnsan dışındaki canlılarda görülmemesi bu genetik kodun gelişme olanağı olmadığı, onların buna olanak bulamadığı içindir.
İnsanlarla birlikte yaşayan canlılarda bu duyguyu öğrenmek ve hissetmek belli belirsiz olarak kendini göstermektedir.
Vicdan toplumun vefa içgüdüsünden bireye geçmektedir.
Toplumsal vefa içgüdüsü yardımlaşma, birleşme, dayanışma, birlik olma bilinci ve istenci, bir bütünün parçası olma, aidiyet duygusu, bağımlı ve bağlı olma, güvenme, güç alma, güvende hissetme, ihtiyaçlarının karşılanmasına dayanan bir minnet, ondan korkma, çekinme, ona saygı duyma, kendinden daha güçlü ve gücü hesaplanamayan, hayale gelmeyen, zihinle tam olarak kavranmayan büyük bir olgu olarak bilinçaltında duran gibi bir çok özellikleri içinde barındıran temel içgüdüdür toplumsal vefa içgüdüsü veya vicdan.
Bireyler katman değişimlerinde toplumun onay vermediği şekillerde yani ahlaki ve yasal olmayan hareket etmelerinde veya günlük yaşayışlarında toplumun onay vermediği şekilde yani ahlaki ve erdemli olmayan gizlice eylemde bulunduklarında vicdan veya toplum vefa duygusu aktif olur ve bireyi bedenen ve zihnen kuşatır.
Böyle bir durumda olan birey artık kendi vicdanında mahkemeye çıkmıştır.
Toplumun gizli bir etkisi onu kendi içinde yargılamaya başlamıştır.
Sanık artık toplumun büyük gözünden ve kulağından korunmak zorundadır.
Ceza olarak en büyük korkusu toplumdan dışlanmak ve sonucu iyi yaşama olanaklarından yoksunluktan başlayan ve en sona bağlanan ölüm korkusudur.
Bu bireyin çevre, beden ve zihin zamanı düzenli çalışmaz.
Yaşadığı toplumla sadece kozmoloji zamanla paralel yaşamaktadır.
Çevre zamanı, kendi beden zamanı ve zihin zamanı alt üst olur.
Toplumların çevre zamanı birleşmiş, beden zamanları da bir olmaya giderken zihin zamanları daha yeni günümüzde birleşmeye doğru giderken beden zamanların ilerlemesini beklemektedir.
Vicdan ve vefa duygusuna ters eylemlerde bulunan birey, içinde devam etmek olan mahkemeden beratı yaptığı topluma aykırı eylemlerin telafisini sağlamak üzerine olacaktır. Eğer bunu yapmaz ise ömür boyu zihin, beden ve çevre zamanı düzenli ve sağlıklı devam etmeyecektir. Birey kendini kandırma yoluna gitmeyi tercih edebilecektir. Hatasını telafi etmediği halde ettim diyerek kendi bedenini ve zihnini kandıramaya çalışabilir. Fakat bu birey kendini kandırdığını sansa bile çevre zamanı bedene ve zihne gönderdiği işaretler sonucunda beden ve zihni bu kandırmaya uzun süre seyirci kalamayacaktır. Beden ve zihin sorunlu çalışmaya başlayacak kişide sağlık dengesi bozulmaya devam edecektir.
Vicdan veya toplum vefa duygu bozukluğun en temel tedavisi yapılan eylemleri telafi edici yeni eylemlerde bulunmak ve toplumun bu olayı bilmesi halinde "insanlık hali" şeklinde bir sonuç koyabilmesidir.
Toplumun yargısında " İnsanlık dışı" " Vahşet, korkunç, böyle insan olamaz, insanlık dışı " gibi sonuçlar ait olduğu bireye artık sağlıklı bir yaşama olanağı dışına çıkarır. Çünkü vefa duygusu veya içgüdüsü bozulmuş, tamiri de çok zordur.
Yalnız yaşamaya, topluma karışmamaya, topluma ait bir çok yüksek duygulardan mahrum kalmaya başlayacaktır.
Halk dilinde bu dışlanmadır. Bireyin topluma yabancılaştırılmasıdır.
Toplumun bireye karşı öfkesi ve onu içinden atma refleksidir.
Linç eylemlerindeki amaç budur. Dışlanan bireyin etkisiz hale getirilmesi, atılması, o ortamda bulunmaması, düşünme, konuşma ve eylem gibi insani özelliklerin iptal edilmeye çalışılması. Çevre zamanın beden ve zihne etki etmesi, onu durdurması, çalışmasını önlemesi. Kozmoloji zamanın bu olanlar etkisinin bulunmaması. Açıklanamayan bir çok olaydan sonra zihinsel zamanların bu olanları kozmolojik zamanların iyi ve kötü etkisine yorumlaması. İyi de kötü de oradan geliyor yanılgıları.
İçinden atma ve dışlama eyleminin en kötü hali yaşamasına izin vermemek olacaktır.
Dolayısı ile vicdan veya toplum vefa içgüdüsü hem zihin hem bedenin ortak zamanında bulunmaktadır. Bedenin zihne bağlandığı o yerde bu içgüdü insanın ömrü boyunca vardır ve aktiftir.
Canlılık evrimin amacı
İnsan, tek hücreli canlının yan yana dizilmesi modelini toplum olarak başarabilmiş ve zamana karşı mekan olarak hareketi bir kaderi olmasına rağmen kendini sabitlemeyi başarmış bir canlıdır.
Tek hücreli canlılardan birleşenler daha karmaşık canlıyı oluşturmuş olup oluşturamayanların ise hala örneklerini görmekteyiz. Canlılık tarihinin en önemli yapı taşları önümüzde durmaktadır.
Doğada sürü haline gelmiş bir çok canlı yerlerini sabitleyerek varlıklarını koruyamamışlardır. Belli bir mekanda kalmakta ilerleyen sürü halindeki canlılar ise daha fazla yayılma yetisine geçememişlerdir.
Yeryüzüne dağılmış canlılardan tamamlanmış beden olgusu içinde bitki ve insan ön plana çıkmaktadır.
Bakteri türü canlılar temelde olmasına rağmen canlılığın bir aşamasını göstermektedir.
Mantarlar ise bakteri üstü bir aşamaya evrilmiştir.
En son bitki ve insan yeryüzünde canlı bedenin en son tamamlanma aşamalarını temsil etmektedirler. Tür olarak ve kozmolojiye karşı korunabilen olarak ön plandadırlar.
Dolayısı ile evrimin amacı bu tespitimizle ortaya çıkmaktadır.
Canlılık evrimi kozmolojinin olumsuz etkilerine karşı bağışıklığını geliştirmek ve güçlü konumunu arttırmak üzerine çalışmaktadır.
Bu devasa büyük ve geniş kozmoloji (evren) karşısında canlılık varlığını ona karşı korumak, geliştirmek, büyümek ve yayılmak üzerine çalışmaktadır.
İnsan ve teknolojinin doğaya ve evrime göre gelişimi konusunda bir felsefe tezi.
" Teknoloji insan içindir." Önermesinde gizli bir önerme daha bulunmaktadır.
O da " Teknoloji canlılık içindir." Önermesidir.
Eğer ikinci önerme doğru ise teknoloji ile canlılık (doğa) arasında insanın varlığı ne durumdadır.
Eğer insan bir canlılık özü ise teknoloji ise onun ilineğidir.
Eğer teknoloji bir öz olursa insan onun ilineği konuma gelir.
İnsanı günümüzdeki doğadaki son dört özden biri olarak alırsak ve teknolojiyi onun ilineği olacağı için, o halde teknoloji canlılığında ilineğidir.
Sonuç: Teknoloji insanın ve canlılığın (doğanın) ilineğidir.
Not: ilinek
FELSEFE TERİMİ
ad
1.
kendi başına, bağımsız bir varlığı bulunmayan, var olmak için başka bir töze, taşıyıcıya gereksinimi bulunan şey; örneğin sertlik, yumuşaklık, aklık birer ilinektir, var olmak için taşıyıcıya gereksinim duyarlar.
Teknoloji aklın ürünü ve bedenin uzantısıdır.
Teknoloji insan ve canlılığın varlığını korumasına, geliştirmesine, dönüştürmesine sürdürmesine ve yayılmasına yardım eden bir ilinektir.
Yukarıdaki tezden ortaya çıkan ilk fikirler:
1. Doğa evrimini hızlandırmak veya yeni bir ivme kazandırmak için dördüncü öz olarak insan ve teknolojiyi evrim basamağına öncüllemiş, belirlemiş, öne çıkarmıştır.
Biliyoruz ki günümüzde insan teknolojisi ile doğada (canlılık) bitki, mantar ve bakteri olarak diğer üç öz dışında tüm canlıların evrimini yavaşlatmış, evrimin uzun işleyen süreci baz alındığında durdurmuştur (da denilebilir).
Türlerin azalmasına da yol açmıştır.
İnsanın varlığı süresince evrim onun kontrolünde devam edeceğini varsayabiliriz.
O halde insan olarak teknoloji ile doğanın (canlılık) evrimine nasıl bir katkı yapacağımızı düşünmemiz ve bulmamız gerekmektedir.
Bu varlık ve öz olarak birinci görevimizdir.
2. Doğa ilk üç özün varlığında dördüncü öz olarak teknolojiyi belirlemiş ve insanı teknolojinin ilineği olarak kendi varlığını koruma veya yok etme seçeneği sunmuştur.
Eğer teknoloji bir öz ise ve insan onun ilineği ise o halde bir ara formdur. Görevi teknolojiyi ortaya çıkarmaktır.
Görevini tamamladıktan sonra varlığını koruma veya yok etme seçeneğini içinde taşımaktadır.
Bu konuda serbest mi bırakılmış yoksa bir belirlenim olarak mı devam edecektir. Bu durum değerlendirilmelidir.
3. Doğa, dördüncü öz olarak insanı, teknolojisi ile birlikte dünya dışına çıkma ve evrende yayılma evrimi olarak mı öne çıkarmıştır.
Bu şık doğru ise artık insan teknolojinin gelişimi ve dünya dışına çıkışı ana ve en önemli konusu olarak ele almalı, bu konuya odaklanmalı, kendi içindeki sorunları çözme çabasının gerekçesini ana konuya bağlamalıdır.
Bu tezimiz doğa (canlılık) ve evrim konuları açısından ele alınmış olup doğaüstü güç hakkında bir fikir taşımamaktadır.
Katmanlarda yaşayanlar diğer katmanlardaki kişiler ile zorunlu olarak ilişkilere girmektedirler.
Katmanlar tarihi boyunca birbiri ilişkileri kesin çizgiler ile ayrılmış, birbirinden kopuk olarak ilerler iken günümüze kadar yönetim şekillerinin gelişmesi ile değişime uğramışlardır.
Günümüzde katman sayısı çok sayıya ulaşmış olup birbiri ile ilişkilerin en çok olduğu dönemlere doğru ilerlemekteyiz.
Ülkemizin kuruluş yıllarında zengin katmanı nüfusu az fakir katmanları nüfusları kalabalık olarak belirgin iken sonraki yıllarında orta direk katmanı ile bu ikili katman grubundan iş, meslek ve yeteneklerin artması ile bir çok katman sayısına ulaşılmıştır.
Tarih boyunca katman farklılıkları ülkeyi yöneten, savaşları yöneten ve dini yönetenler tarafından oluşturulmuş ve idare edilmiştir.
Günümüzde cumhuriyet ve demokrasi, tarihteki yöneten, güvenlik ve din önderlerini geri plana almıştır.
Tarihte en belirgin yönetimsel anlamda aileler yönetimde sürekli bulunarak yönetici aile şekli ve olgusu ile katmanları düzenlemişlerdir.
Günümüze geldiğimizde aile yönetimi cumhuriyet ve demokrasi yönetim şekillerinde geri plana bırakılmış, halkın seçimleriyle ve yönergesiyle yönetime gelen liderler kamuoyunu dikkate alarak yönetimlerini sürdürmüşler ve böyle devam etmektedirler.
Katmanlar, ekonomiden alına pay ve kültürden alınan pay olarak iki önemli unsurla oluşmaktadırlar.
Ekonomiden fazla pay almış fakat kültürden yoksun kişiler katman değiştirmemekte ısrar etmektedirler. Bu kişiler bulunduğu katmanda kalırken büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Katman değiştirseler bile yeni katmana uyum zorluğu çekmektedirler.
Kültürden fazla pay alan bireyler, edindikleri kültür özelliklerini kullandıkları oranda katman değiştirme olanağına sahip olurlar.
Günümüzde kültür aracılığı ile katman değişimi olgusu önemli bir yer tutmaktadır. Eğitim, sanat, yetenek gibi alanlarda belli bir kültür birikimi ile topluma hizmetle katman değiştirebilmektedirler.
Aileden gelen katman özelliğinde aile yeni üyelerini bulunulan katmana kültürel olarak hazırlama olanağı bulunmaktadır. Fakat her neslin genetik ve karakteristik özelliği aynı katmanda kalmasını zorlaştırmaktadır.
Gelişen ve değişen yaşam şekilleri katmanlar arası ilişkileri birbirine yakınlaştırma ve ilişkileri sıklaştırma zorunluluğuna doğru ilerlemektedir.
Ahlak ve adalet kavramları katmanlar içi ve katmanlar arası ilişkilerinde belirginleşir ve önemli hale gelir.
Felsefe tarihi boyunca ahlak ve adalet kavramlarına tekil katman üzerinden değinilmiş ve bu incelemeler de eksik kalmıştır.
Ahlak ve adalet kavramlarını katmanların kendi içinde ve katmanlar arası açık ve gizli ilişki biçimlerinde tümüyle açıklayabiliriz.
Günümüze değin katman oluşumları kontrol altında tutulmuş, ilişkileri katı kurallar ile düzenlenmiştir.
Din olgusu katmanları düzenlemede en üst kurallarını ortaya koymuştur.
Tarih boyunca yönetici aile geleneği ile din temsilcileri arasında her zaman katmanlar konusunda anlaşma sağlanmıştır.
Günümüzde ise serbest iş, meslek ve yeteneklerin belli kanuni esaslar ile özgürleşmesi sağlanmış, katmanlar ve katmanlar arası ilişkiler artmış, belirgin ve kesin ayrımları azalmıştır.